HABER ARŞİVİ

Lütfen Bir Tarih Seçiniz

E-Bülten

İsim Email

Sitemizin yeniliklerinden haberdar olmak için bültenimize üye olabilirsiniz.

İstatistikler

  • Ziyaretçi Bugün1.294
  • Ziyaretçi Genel1.593.531
  • Bugün Gösterim1.398
  • Toplam Gösterim2.015.786
  • Online Sayısı15
"Başkanlık mı demokrasi mi?" paneli konuşmam
"Başkanlık mı demokrasi mi?" paneli konuşmam
28 Ekim 2016 Cuma Saat: 09:10

"Başkanlık mı demokrasi mi?" paneli konuşmam

DSİP'in düzenlediği "Başkanlık mı demokrasi mi?" paneli konuşmam-27-10-2016 Konuşmacılar. Ufuk Uras, Ömer Faruk Gergerlioğlu,Yıldız Önen


Yasama, yürütme ve yargı organları arasında kesin bir ayrıma ve dengeye dayanan, yasama ve yargı organlarının demokratik denetimi içinde, yürütmenin iktidar olanaklarını genişleten bir hükûmet sistemidir. 
 
Başkanlık sistemi yönetimin seriliği, akıcılığı açısından önemli bir avantaj sağlarken tek adam yönetiminin yerleşmesi riskini de içinde barındırıyor. Bakanlar kurulu da yasama dışında ve yasamanın yargıyı fesh etme yetkisi yoktur. Başkanlık sisteminde yürütme ve yasama eşit yetkilere sahip ve başkan güvenoyu tehdidi altında değil, yasama da başkanın tehdidi altında değil. Yürütme ve yasama birbirini denetlemez ama yönetim krizinde karşı tarafı suçlayarak kriz çıkarabilir. Başkanın yasama organı üzerinde hükümran olma şansı ortadan kaldırılmış olmalıdır. İstikrarlı ve uzun süreli bir yönetici tasarrufunda ilerleme şansı olan başkanlık sisteminin demokratik frenleme mekanizmaları açısından iyi gözden geçirilmesi gerekir. Belirli süre için seçiliyor ve süre sonuna kadar hemen hemen onu yönetimden indirici bir mekanizma yok. Yargı organı tarafından denetlenen başkanın pratikte birçok 3. dünya ülkesinde olduğu gibi yargıya yönelik baskıcı yöntemler uygulayabildiği vakidir. Halk tarafından seçilmesiyle parlamenter sistemden üstün olduğu iddia edilse de seçimlerde başbakanın seçildiği pratikte herkes tarafından biline bir olgudur. 
 
Parlamenter sistemde koalisyon hükümetleriyle yönetim krizinin yaşanabileceği bir gerçektir. Ancak başkanın belirli süre yönetimde kalacağı başkanlığa göre yönetilenlere yönetici krizi sırasında alternatif sunar. Yürütmenin yasama içinde olması kuvvetler ayrılığı açısından bir dezavantaj teşkil edebilir. Oluşan koalisyon tıkanıklığı nedeniyle darbelerin kolaylaştığı da bir gerçektir. Başkanlıkta yasama ve başkanın aşamadığı krizler için de bu geçerli olur.  Bir de daha çok halkın seçtiği değil, başbakanın seçtiği milletvekillerinin demokrasi için gayret sarf etmeyeceği ve etmediği de bir gerçektir. Başkanlığın illa federasyon gerektireceği de doğru değildir, parlamenter sistemle oluşmuş federatif yapılar da vardır. 
 
Yarı başkanlık sisteminde ise yürütmeyi cumhurbaşkanı ve başbakan birlikte yürütür. Cumhurbaşkanı sorumluluk ve yetki almıştır.
 
Türkiye gibi demokrasinin gelişmediği, bilinmediği , ön planda arzu edilmediği bir ülkede başkanlık sisteminin tek adam otoriterleşmesine yol açması kaçınılmazdır. Frenleyici mekanizmaların olduğu ancak Erdoğan gibi baskın özellikleri çok belirgin bir yöneticinin idaresindeki başkanlığın otoriterliğe ve demokrasiden uzaklaşmaya yol açacağı çok yakın bir ihtimaldir. Erdoğan'ın yasama ve yargı üzerinde hakim olacağı bir sistemin adı  Türk tipi başkanlık sistemi olacaktır.
 
Erdoğan 14 yıldır iktidarda ve fiilen zaten başkan gibi davranıyor. Hukuki durumu umursamıyor. Böyle birisine kalıcı yetkiler verildiğinde neler olacak? Halkın boyun eğmek için lider aradığının tarihsel olarak bol örnekleriyle dolu olduğumuz bir gerçektir. Ama bu iyi yönetimi değil, demokrasiden uzaklaşmayı getirir. Halk tarafından seçilen cumhurbaşkanı sonrası iki başlılık olduğu iddiası aşılabilir bir durumdur ama başkanın otoriterleşmesinin aşılması zordur. Yönetim krizlerini aşmak için koşulan başkanlık sistemi "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak" atasözünün durumuna düşmek gibi olabilir. Erdoğan'ın iddia ettiği "güçler uyumu" güçler ayrılığı temel ilkesini pratikte bozacak niteliktedir. 
 
 
Türk tipi başkanlık sistemi olarak önerilenlerin özelliklerine baktığımız zaman demokrasi açısından parlak bir nokta yok. Başbakanlı bir başkanlık sistemi öneriliyor. Meclis ve Başkan aynı anda seçiliyor, Başkan parti genel başkanı olabiliyor, böylece çift meşruiyet sorunu kalkıyor ve Cumhurbaşkanı kararnamesi adı altında doğrudan yasama yetkisine sahip oluyordu. Cumhurbaşkanı meclisi feshetme hakkına sahipti. Fesih sonrası meclis yenilendiğinde, atanan başbakana bir yıl boyunca güvensizlik oyu verilmesi yasak olacak ama cumhurbaşkanı seçimi de bir senenin sonunda yenilenmek zorunda olacak.  Başkan’ın yegâne denetimi beş yılda bir yapılan seçimlere bağlanmış durumdadır. Başkana yargı yetkisi de tanınıyor. Başkan, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve yüksek askeri yargıya atama yetkisine sahip olmakla kalmayıp, “idari ve adli dava açma yükümlülüğüne sahip” oluyor. Türk tipi başkanlık sisteminde getirilecek özellikler çok netleşmemesine rağmen Amerikan sisteminden farklılaşacak yönlerinin demokrasi dışına kayacak hususlar olduğu bellidir. Amerikan tipi başkanlığın bile toplumumuzda otoriter bir başkan oluşturma ihtimalini yükjseltiyorsa daha da antidemokratik yönelişlerin zarardan başkasıyla sonuçlanmayacağı açıktır.
 
 
Başkanlık sistemi sadece Erdoğan'ın baskın kişiliği açısından değil, halkın demokrasi geleneğinden uzak olması açısından da tehlike arz eder. Metropol  Şubat 2016 “Türkiye’nin Nabzı” anketine göre Ak Parti tabanının 2/3'ü güçlü lider istiyor bu MHP'den bile yüksek oranda. CHP seçmeni yüksek oranda karşı, HDP seçmeni çözüm sürecinde başkanlığı desteklerken sonrasında destek gittikçe düşmüş. Anket "Lider odaklı, güvenliği liderden bekleyen siyasal kültür bugün itibariyle MHP’den çok AKP’de egemendir” der. Ak Parti seçmeni son zamanlarda küllenmiş devletçi, milliyetçi yönleri harlanan bir seçmendir. Anket "Türkiye muhafazakârları lider, güvenlik ve istikrar isteğini diğer siyasal kimliklerden daha fazla vurguluyorMuhafazakâr/dindarların %61’i ‘güvenlik-güçlü-lider-istikrar’ı önceliyor" der.
 
 
Erdoğan büyük ihtimalle başkanlık sistemini getirecek ve başkan olacaktır. Bu muhtemel sonuç, demokrasi isteyenlere sonuca değil, ilkeye bakması  gerektiğini unutturmamalıdır. Demokrasi talebi konjonktüre ve sonuçlara bağlı olmaksızın gerçekleştirilmelidir.
888 Okuma

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız :
E-mail Adresiniz :
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler

Ak Parti müstakbel sonunu durdurabilecek mi?

Köşe Yazılarım

Ak Parti müstakbel sonunu durdurabilecek mi?

Ak Parti müstakbel sonunu durdurabilecek mi?

Özgürlük alanı kesişmesi, çatışması

Köşe Yazılarım

Özgürlük alanı kesişmesi, çatışması

Özgürlük alanı kesişmesi, çatışması

Cumhuriyet gazetesi ve Nuray Mert

Köşe Yazılarım

Cumhuriyet gazetesi ve Nuray Mert

Cumhuriyet gazetesi ve Nuray Mert

Hayreddin Karaman’ın bilinçaltı

Köşe Yazılarım

Hayreddin Karaman’ın bilinçaltı

Hayreddin Karaman’ın bilinçaltı

Müftü nikahı meselesinde illa taraf mı olacağız?

Köşe Yazılarım

Müftü nikahı meselesinde illa taraf mı olacağız?

Müftü nikahı meselesinde illa taraf mı olacağız?

Başımıza gelmeden haksızlığa ses çıkarmak

Köşe Yazılarım

Başımıza gelmeden haksızlığa ses çıkarmak

Başımıza gelmeden haksızlığa ses çıkarmak

Türkiye’de Müslüman Muhafazakarlık, Siyasal İslam, Adalet Ve Demokrasi Üzerine Ömer Faruk Gergerlioğlu İle Söyleşi

Benimle yapılan söyleşiler

Türkiye’de Müslüman Muhafazakarlık, Siyasal İslam, Adalet Ve Demokrasi Üzerine Ömer Faruk Gergerlioğlu İle Söyleşi

Türkiye’de Müslüman Muhafazakarlık, Siyasal İslam, Adalet Ve Demokrasi Üzerine Ömer Faruk Gergerlioğlu İle Söyleşi

Taslaman, Sifil tartışması niye çok dikkat çekti?

Köşe Yazılarım

Taslaman, Sifil tartışması niye çok dikkat çekti?

Taslaman, Sifil tartışması niye çok dikkat çekti?

 

Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu kişisel bloğu Tavsiye Formu

Bu Haberi Arkadaşınıza Önerin
İsminiz :
Email Adresiniz :
Arkadaşınızın İsmi :
Arkadaşınızın E-Mail Adresi :
Varsa Mesajınız
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız