HABER ARŞİVİ

Lütfen Bir Tarih Seçiniz

E-Bülten

İsim Email

Sitemizin yeniliklerinden haberdar olmak için bültenimize üye olabilirsiniz.

İstatistikler

  • Ziyaretçi Bugün139
  • Ziyaretçi Genel1.870.754
  • Bugün Gösterim174
  • Toplam Gösterim2.349.056
  • Online Sayısı3
8 Kasım 2017 Çarşamba Saat: 01:24

Mağdura kimlik soran, zulme ortak olur

Oya Baydar T24'teki makalesinde son makalemden bahsetmiş

.

Gerçek bir insan hakları savunucusu olan eski Mazlum-Der başkanlarından Dr. Gergerlioğlu, kendini insan sayan kimsenin kabul edemeyeceği bir mağduriyeti, -mağduriyet de ne söz! Suça varan bir zulüm örneğini- dün Artı Gerçek’te kaleme aldı.

Dün, Akınca Üssü davasında FETÖ’den yargılanan bir eski tuğgeneral işkence, hakaret, kötü muamele gördüklerini açıkladı ve “Türk solu çok kötü bir sınav veriyor” dedi.

Yine dün, açlık grevindeki Gülmen ve Özakça’nın, onlardan önce tutuklanan avukatlarına hapishanede reva görülen muameleyi -siz zulmü anlayın-, aileleri Cumhuriyet gazetesinde anlatıyordu.

Yukarda sözünü ettiklerim istisnaî örnekler olsaydı yazmaya değmeyebilirdi. Ancak yaşadığımız bu cinnet döneminde her çeşit mağduriyetin/zulmün yüzbinlerce örneği olduğunu biliyoruz.  Ne dine, ne imana, ne hukuka, ne vicdana sığan olaylar yaşanıyor bu ülkede. Mesela Türk veya Kürt, Müslüman veya gayr-ı Müslim, şehit veya terörist, her ölenin toprağa kurallara uygun verilmesi hem dinin hem insanlığın emriyken, Güneydoğu’da çatışma bölgelerinde cenazelerin yerde bırakıldığı, aileler teslim almak için çırpınsalar da verilmediği, kurda kuşa yem edildiği haberleri geliyor.

Hadi oralarda savaş var diyelim (demeyelim tabii) kendi çevremizde, gündelik yaşamda; KHK’larla işlerinden atılanları, sorgusuz sualsiz aylardır hapiste yatan bebekli kadınları, hasta ihtiyarları, sakatları, hapishanelerde intihar edenleri biliyoruz. Yetkililer, sorumlular, yargı mensupları, siyaset erbabı, herkes biliyor. Aslında halk da biliyor, hepimiz biliyoruz. Biliyoruz ve susuyoruz, biliyoruz ve bilmezden geliyoruz. Biliyoruz ama bilmeye söylemeye korkuyoruz.  En acısı, en utanç verici olanı da; biliyoruz ama öteki mahalledekinin mağduriyeti bizi ilgilendirmiyor, hatta vicdanımızı yıkamak için “ama o da…”, “ama bu da…” diyerek yan çiziyoruz.

Sadece sol değil, bütün toplum insanlık sınavından çaktı

“Sol kötü sınav verdi” diyor o eski general. Sol deyince kimleri kastediyor bilmiyorum ama, kendini solda sayanların (tabii ki tümü değil ama) önemli bölümüne bakacak olursak, Adam doğru söylüyor. Her kesimden bir avuç gerçek demokrat ve insan hakları savunucusu, korkuyu yenip hak hukuk peşinde koşturan bir avuç vicdanlı insan bir yana, 15 Temmuz sonrasındaki haksızlıkları, hukuksuzlukları; KHK’larla yaratılan mağduriyetleri: ailelerin çoluk çocuk açlığa mahkûm edilmesini, insanların aşsız işsiz, sosyal güvencesiz kalmasını, yetmedi toplumdan dışlanmasını, çocuklarının okullardan kayıtlarının silinmesini, yakınlarının hain muamelesi görmesini, vebalı duruma düşmelerini kim umursadı! Kendi insanlarımız için aslan kesilen, yazan, çizen, basın açıklamaları yapan, mahkeme koridorlarını dolduran, toplantılar düzenleyen bizler, öteki mahallenin mağdurlarına ne ölçüde el uzattık? Gücümüz, yüreğimiz yettiğince el uzatmaya çalışırken kendi mahallemizden yara almadık mı?

Sol bu konuda kötü sınav veriyor,  peki Sağ ve Müslümanlar neden suskunlar? O kesimden kaç yazardan, adı sanı bilinen, saygınlığı olan kaç kişiden, bir ikisinin satır veya laf arasında, “dışarda imajımız bozuluyor” veya “Bu mağduriyetler FETÖ’nün işine yarıyor” mırıldanmasının ötesinde bir ses duyduk? Oh olsun, az bile yapılıyor, diyenlerden; Sayın Erdoğan gibi “Merhamet etmeyeceksiniz” diye kükreyenlerden hiç söz etmiyorum.

Kulaklarımla duyup utandığım tepkiler

 “Memleketin a..na koyacağız” diyen ve de koymakta olan AKP sermayesini, sözde işadamı özde mafyacı Reis yandaşlarını bir yana bırakalım, Osman Kavala tutuklandığında ses yükseltmeleri beklenen  laik, uygar, demokrat geçinen iş çevrelerinden “Ama o da solcu” diyenleri duymadık mı? HDP’lilere, HDP milletvekillerine reva görülen hukuksuzlukları, mağduriyetleri dile getirdiğimizde “Onlar da PKK’ye…” diye söze başlayan Türk milliyetçilerini, ulusalcıları, hatta CHP’nin bir kesimini ne yapacağız?

Altan kardeşler veya Nazlı Ilıcak, veya Şahin Alpay, yüzlerce “sakıncalı!” yazar, aydın, medya mensubu sadece muhalif oldukları için aylardır, hatta yıllardır tutuklular. Ergenekon-Balyoz davaları döneminin FETÖ yargısına taş çıkartan mahkeme kararlarıyla mağdur edilmiş bütün medya mensuplarını ayrımsız kucaklayan bir destek eylemi yapalım dendiğinde, “Ama onlar liberal, ama onlar sağcı, ama onlar PKK’li, ama onlar eskiden AKP’yi desteklemişlerdi, vb.…” diyenlerle karşılaşıyoruz her gün. “Herkes için adalet” sloganı “benim herkesim” anlamından öteye gitmiyor.

Daha basiti: Hak- hukuk- adalet istemini dile getiren, her vicdanlı insanın, her demokratın uzlaşabileceği bir açıklama metni imzaya açıldığında, “Onun imzası varsa ben imzalamam” diyenleri,  daha da öteye gidip “Feşmekanın da imzaladığını sonradan fark ettim, imzamı geri çekiyorum” diyebilenleri ibretle izliyoruz.

Mağduriyete göz kapayıp mağdurun kimliğine bakmanın  veya iyi’de, doğruda buluşanlar arasında ayrım yapmanın (ki bu da bir çeşit kimlik sorgulamasıdır) insanlığımızı, adalet duygumuzu, vicdanımızı körelttiğini, bizi kötücülleştirdiğini fark etmiyoruz bile.

Ortada bir mağduriyet varsa, kim olursa olsun bir insana işkence, kötü muamele, zulüm yapılıyorsa, hukuk dışı baskılar uygulanıyor, bizzat yargı tarafından mağdur ediliyorsa korkaklığın ve vicdansızlığın “ama”sına sığınmak, zalimin suçuna ortak almaktır. Gelin cesur ve vicdanlı olalım, suça ortak olmayalım.

T24

176 Okuma

Haber Yorumları ( 0 Adet)

Adınız :
E-mail Adresiniz :
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Son Haberler

Altan'lar ve Ilıcak  müebbet demokrasi istedi

Köşe Yazılarım

Altan'lar ve Ilıcak müebbet demokrasi istedi

Altan'lar ve Ilıcak müebbet demokrasi istedi

Demokrasi ararken niçin kendimizi güç çatışmalarında bulduk?-2

Köşe Yazılarım

Demokrasi ararken niçin kendimizi güç çatışmalarında bulduk?-2

Demokrasi ararken niçin kendimizi güç çatışmalarında bulduk?-2

Artı TV canlı yayında Meriç nehri faciasını konuştuk

Katıldığım tv programları

Artı TV canlı yayında Meriç nehri faciasını konuştuk

Artı TV canlı yayında Meriç nehri faciasını konuştuk

Turkish public divided over military's alliance with FSA

Basında Ben

Turkish public divided over military's alliance with FSA

Turkish public divided over military's alliance with FSA

Medyascope TV'de Meriç faciası ve OHAL kötülüklerini konuştuk

Sivil toplum çalışmalarım

Medyascope TV'de Meriç faciası ve OHAL kötülüklerini konuştuk

Medyascope TV'de Meriç faciası ve OHAL kötülüklerini konuştuk

Gergerlioğlu: Milliyetçi cephe Türkiye'yi geriye götürür

Köşe Yazılarım

Gergerlioğlu: Milliyetçi cephe Türkiye'yi geriye götürür

Gergerlioğlu: Milliyetçi cephe Türkiye'yi geriye götürür

Meriç faciası üzerine Yavuz Oğhan'ın radyo programına katıldım

Sivil toplum çalışmalarım

Meriç faciası üzerine Yavuz Oğhan'ın radyo programına katıldım

Meriç faciası üzerine Yavuz Oğhan'ın radyo programına katıldım

SP milli ittifaktan uzak durarak anahtar olmalıdır

Köşe Yazılarım

SP milli ittifaktan uzak durarak anahtar olmalıdır

SP milli ittifaktan uzak durarak anahtar olmalıdır

Demokrasi ararken niçin kendimizi güç çatışmalarında bulduk?

Köşe Yazılarım

Demokrasi ararken niçin kendimizi güç çatışmalarında bulduk?

Demokrasi ararken niçin kendimizi güç çatışmalarında bulduk?

 

Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu kişisel bloğu Tavsiye Formu

Bu Haberi Arkadaşınıza Önerin
İsminiz :
Email Adresiniz :
Arkadaşınızın İsmi :
Arkadaşınızın E-Mail Adresi :
Varsa Mesajınız
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız