2013-11-13 00:00:00

Açık açık konuşmak gerektiği iyice ortaya çıkıyor ve Türkiye toplumunda çoğulculuk, demokrasi, dinde zorlama ve  diğeriyle yaşamın sınırlarını daha çok konuşmamız ve netleştirmemiz gerektiği ortaya çıkıyor. 

Kuralları olan ideolojilerin, dinlerin ortak yaşam alanlarında birbiriyle karşı karşıya gelmemesi, zıtlaşmaması düşünülemez elbette. 
Dini değerlerine hassasiyet gösteren bir  Müslüman için öğrencilerin kızlı erkekli bir evde kalması elbette rahatsız edicidir. Ama bunu tercih edenin evine polis baskını yapılmasını yasalaştırmak ne derece İslamidir?
Başbakan kızlı erkekli birlikte kalınan evlerden rahatsız olduğunu ve devletin gereğini yapacağını söyledi. Hayrettin Karaman hoca azınlığın, çoğunluğun hatırı için bazı özgürlüklerinden vazgeçmesi gerektiğini söylüyor.
Serbest yaşamı benimsemiş birçok kişi bile kızlı erkekli evde kızının kalmasını tartışmaya gelince tartışır ama uygulamada pek hoş görmez. Böyle olsa bile hoş görenlerin tercihine saygı duymak ve baskıcılık yapmamak gerekir. Bu tartışma pek az bir kişinin kabul edeceği kızlı erkekli ev üzerinden değil açık bir şekilde tercihlere ne derece saygı duyulacağı üzerinden yapılmalıdır ki serbestliğin dozuna göre fikirlerimiz değişip durmasın.
Artık isteseniz de saf aynı ilkeleri benimseyen, aynı açıdan hayatı benimseyen bir toplum oluşturamıyorsunuz. Farklılıklarla beraber yaşamak durumundasınız ve eğer çoğunluksanız zulmetmemeniz ve azınlığa düştüğünüz durumlarda zulme uğramamanız için ilkesel düşünme ve uygulama konusunda herkesle mutabıklaşmalısınız.
İslami açıdan özgürlükler, dinde zorlama, demokrasi ve çoğulculuk tartışması bitmemiştir. Tartışmaya, düşünmeye devam etmeye, eskiden örnekler bulmakla beraber yeni sosyolojik durumlarla harmanlayarak  yeni tavırlar ortaya koyma ihtiyacı halen vardır.
Hayrettin Karaman Hz. Ömer örneğini anıyor, delil olamayacağını söylüyor ama bunun niye mesken masuniyetine delil olamayacağını açıklamıyor. Oysa Hz. Ömer olayı çok açık bir örnektir ve olayda anılan kişi  Müslüman olmayan bir kişi de değildir.
Olayı hatırlayalım. Hz. Ömer bir gece Medine’de dolaşıyordu. Evlerin birinden şarkı sesleri duydu. Duvara tırmanıp içeri girdiğinde hoşlanmadığı bir manzara gördü ve içerideki adama çıkıştı: Ey Allah’ın düşmanı, yaptığın kusuru Allah’ın örteceğini mi zannettin diye bağırdı. Adam: Ey mü’minlerin emiri; Dur, acele etme. Eğer ben, Allah’a karşı bir hata işlediysem, sen üç hata işledin; Allah Teala, ‘Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın’ (Hucurât 49/12) buyurduğu halde, sen ayıp araştırdın. Allah, ‘Evlere kapılardan girin!’ (Bakara 2/189) buyurduğu halde, sen duvara tırmandın. Allah, ‘Ey iman edenler! Kendi evleriniz dışındaki evlere, sahiplerinden izin isteyip onlara selam vermeden girmeyiniz’ (Nur 24/27) buyurduğu halde sen evime izinsiz girdin diye karşılık verince Hz. Ömer, ‘Eğer ben seni affedersem sen de beni affeder misin?’ dedi. Adam, ‘Evet’ deyince, Hz. Ömer, çıkıp gitti.
 
Peygamberimizin evinin önüne gelen bazı bedeviler soru sormak için gecenin ilerleyen zamanı olmasına aldırmadan yüksek sesle evde olup olmadığını sorarlardı. İnen ayetler bu davranışların evde bulunan insanları rahatsız edici adab-ı muaşeret dışı tavırlar olduğunu belirtmişti. 
 
Bu örnekler üzerinde konuşmak belki önceki yıllarda pek düşünülmezdi ama şimdi müslüman dominant bir toplum ve devlet olma durumu var ve az olan bu  örnekleri tarihten tekrar çıkarıp incelemek gerekiyor.
Hayrettin Karaman bir ev tarifi veriyor ama biz ilk dönem uygulamalarında da ev'in, özel hayatın korunduğunu görüyoruz.  Hayrettin Karaman “Liberal demokraside ısrar edilecekse hükümetlerin, bu rejime ters düzen devlet davranışlarına teşebbüs etmemesi, ama bireylerin, muhtaç oldukları çoğunluğun hatırı için bazı özgürlüklerini 'gönüllü olarak' kullanmamalarıdır.” diyor.
Azınlığın haklarını korumanın asayişi bozabileceğini düşünüyor. Her asayişi bozabilecek  durum için islami bir yasak mı getirilmeli yoksa özgürlük sınırlarını tekrar düşünmek mi gerekir? Azınlığın,  muhtaç olduğu ve hatırı için çoğunluğun hoş görmediği özgürlüklerini kullanmaması gerektiğini düşünüyor. Bu tehlikeli bir düşünce,  zira azınlığın hangi hakkının çiğnenebileceği konusunda herkes farklı düşünebilir ve Karaman'ı bile üzecek yasakçı uygulamalar çoğunluk tarafından gerçekleştirilebilir.
 
Karaman “İnadına kullanırlarsa en azından mahalle baskısı, değerleri çiğnenen çoğunluğun hakkı olur.” diyor ama  Karaman, bu mahalle baskısının linçe kadar uzanabilecek bir baskı fetvası olduğunun farkında değil herhalde.
 
 Karaman, Peygamber ve Halifeler döneminde ev araştırması ve baskını yapıldığına dair bir örnek verebilir mi? İnsanları tektipleştiremeyeceğinize göre hoşunuza gitmese bile yapılan uygulamalar üzerinde devlet baskıcılığını önermemelisiniz. Peygamber islamı benimsemediği halde müslümanmış gibi görünen kişilerin bile üzerine gitmemişti. Böyle bir kişi Abdullah bin Ubey bin Selül'ün oğlu -ki o  islamın fedakar gençlerinden biridir-babasının bir konudaki  açık hatasını cezalandırmak istemiş, Peygamber buna  şiddetle karşı çıkmıştı.
 
Müslüman düşünürler toplumun bozulmasından , kadın erkek ilişkilerinin son halinden rahatsız olabilir ancak değerlendirmelerinde  politik ortamdan da etkilenerek değerlendirmede bulunmamalı ve fetva vermemelidir. Önceden gayrımeşru baskı görmeniz sizin de aynısını başkasına yapabileceğinizi öne çıkarmamalıdır.
 
Farklılıklar içinde bir arada yaşayacağımız belli ise sadece eski sahabe örnekleri veya fıkhın köşeleşmiş kavramlarıyla kalmamalı,  kuşbakışı değerlendirmelerle  ve yeni tartışmalarımızla konuyu  tekrar ele almalıyız.

Yorumlar