1 Eylül 2026

DEM Parti Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Eskişehir’in Günyüzü ilçesinde düzenlenen “6. KHK Mağdurları ve Her Kesimden Halk Buluşması”nda önemli açıklamalarda bulundu. Farklı kimlik, inanç ve siyasi görüşlerden yurttaşların katıldığı etkinlikte konuşan Gergerlioğlu, KHK ihraçlarının ve süregelen ayrımcı politikaların modern bir cezalandırma yöntemi olduğunu belirterek, “KHK meselesi bitti diyenler yanılıyor; Günyüzü’nden yükselen ses Türkiye’nin dört bir yanının adalet çığlığıdır” dedi.

“İşkence Sadece Filistin Askısında Değildir”

İktidar yetkililerinin “Türkiye’de sistematik işkence kalmadı” yönündeki söylemlerini eleştiren Gergerlioğlu, insanların sivil ölüme mahkûm edilmesinin de bir işkence türü olduğuna dikkat çekti:

“Bize sistematik işkencenin bittiğini söylüyorlar. İşkence yalnızca kaba dayakla, Filistin askısıyla mı olur? Bir insanı haksız ve hukuksuz biçimde KHK ile işinden edip açlığa terk etmek işkencedir. İnsanları somut delil olmadan cezaevlerine atmak, siyasi soykırıma uğratmak, anne ve babasının durumundan dolayı çocuklarını dahi cezalandırmak sistematik işkencenin ta kendisidir. Bu ülkede 50 yıl önceki baskı dönemlerinin aynısı bugün farklı kılıflarla tekrarlanıyor. Bu kısır döngüyü kırmak zorundayız.”

“Kürt Meselesinde Olduğu Gibi KHK’da da Gerçeklerle Yüzleşilecek”

Yıllarca güvenlikçi politikalarla inkâr edilen meselelerin eninde sonunda diyalog masasına geldiğini hatırlatan Gergerlioğlu, KHK mağduriyetlerinin de üstünün örtülemeyeceğini ifade etti:

“Geçmişte Kürt meselesini konuşurken ‘Bu konu kapandı, bitti’ diyorlardı. Hamaset yerine barışı önerdik; Güney Afrika, Filipinler, Kolombiya ve İrlanda örneklerini gösterdik. Nihayetinde akıl galip geldi ve iki yıldır çatışmasızlık ortamıyla gençlerin hayatı kurtuldu, annelerin gözyaşı dindi. Şimdi KHK meselesi için de ‘Defteri kapattık’ diyorlar. Kimse kendini kandırmasın, haksızlık bitmeden bu defter kapanmaz. Çözüm ötelenemez; Alevinin de KHK’lının da gayrimüslimin de uğradığı haksızlıklar giderilmelidir.”

Cezaevinden Çarpıcı Kardeşlik Hikâyesi

Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır ve Batman cezaevlerinde yaptığı incelemeleri aktaran Gergerlioğlu, Konyalı eski bir asker ile Kürt mahpuslar arasında geçen diyaloğu paylaştı:

“Kandil operasyonlarına katılmış Konyalı bir eski asker tutuklanıp cezaevine konulduğunda, yan hücredeki Diyarbakırlı mahpusların kendisine meyve ve çay ikram ettiğini anlatarak, ‘Dün bomba attığım insanlar bana zor günümde ekmeğini uzattı; 40 yıllık dünyam, tüm bakış açım değişti’ dedi. İşte halkın gerçek vicdanı budur. Türk ile Kürt’ün, toplumun farklı kesimlerinin birbiriyle derdi yoktur; asıl sorun ayrımcılığı körükleyen politikalardır.”

“Korku Duvarlarını Aşan Buluşma”

Etkinliğin mimarı Mehmet Tombalak’a ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen katılımcılara teşekkür eden Gergerlioğlu, “Bugün burada Türk, Kürt, Alevi, Sünni bir aradayız. Tek bir kesimin değil, herkesin hakkını aynı kararlılıkla savunduğumuz gün bu ülkeye gerçek adalet gelecektir” diyerek sözlerini tamamladı.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:

Evet, 6. Günyüzü etkinliğini, buraya gelen tüm arkadaşlarımızı ve daha sonra mutlaka bu çekimler vesilesiyle bizi izleyecek milyonları selamlıyorum. Milyonları diyorum çünkü bu mesele burada 200-300 kişinin meselesi değil; bu mesele Türkiye’nin meselesi. Bu mesele ayrımcılığa, eşitsizliğe karşı verilen, nefret söylemine ve siyasi soykırıma karşı verilen bir mücadelenin meselesi.

Türkiye’de her dönem aynı şey yaşanıyor. Bakıyoruz; 30-40 yıl önceki, 80 öncesini anlatan kitapları okuyoruz. “Herhalde bu son 10 yıllık OHAL dönemini anlatıyor” diyoruz; hayır, 50 yıl önceki Türkiye’yi anlatıyormuş. Bir ülke bu kadar mı değişmez yahu! Bu kadar mı değişmez! Biliyorum ki bu cümleyi söylediğimiz zaman 80 öncesinin solcularının da sağcılarının da içi sızlıyordur. Çünkü bu ülkede hep aynı şeyler yaşandı. Hep iktidarlar ve devlet bir kesimi aldı, yerden yere vurdu; bazen başka kesimlerin de yardımı oldu ama bu hep böyle devam etti. Bir nefret söylemi, bir siyasi soykırım… Nasıl kullanıldı? İlla işkencehanelerde olması şart değil; insanlar ruhen de işkenceye uğratıldı.

İktidar yetkililerine soruyoruz, bize diyorlar ki: “Ömer Bey, Türkiye’de sistematik işkence kalmadı. Bizi her açıdan eleştirebilirsin ama sistematik işkence kalmadı.” Yahu nasıl sistematik işkence kalmasın? Bakın, bu toplumda her farklı kesim ayrımcılığa uğrayarak, her farklı zamanda aynı acıları yaşamışsa ve yaşamaya devam ediyorsa nasıl sistematik işkence devam etmesin? İşkence illa Filistin askılarında mı olur? Bir insanı haksız, hukuksuz işinden KHK’larla attığınız zaman da bu işkencedir. Haksız, hukuksuz zindanlara attığınız zaman da işkencedir. Onu siyasi soykırıma uğratıp kendisini geçin, çok başarılı çocuğunu sırf kendisinden dolayı mağdur eden uygulamaların adıdır sistematik işkence. Daha ne olsun? Devam ediyor arkadaşlar ve bitmesi lazım.

Bakın, ülkede herkes herkesin sorununa sahip çıkmalıdır. Burada Allah’a şükürler olsun her farklı kesimden insan var. Bu hepimiz için bir gururdur arkadaşlar. Türküyle, Kürdüyle, Alevisiyle, Sünnisiyle, dindarıyla, ateistiyle her farklı kesimden insanın burada olması son derece değerlidir.

Evet, şu anda ülkede bazı sorunlar çözülme aşamasında; çözüldü değil. On yıllardır Kürt meselesinde devlet ve iktidarın zalim uygulamaları nedeniyle bu sorun çıktı. “Sizin yüzünüzden çıktı, siz bitirin, adım atın” dedik; bunu diyeni içeri attılar, işinden attılar. Şimdi de KHK meselesi aynı şekilde çözümsüz bırakılıyor. Duymak istemiyorlar; “Yok öyle bir şey, bitirdik biz o meseleyi. Ömer Bey bitti o mesele, defteri kapattık, geçmiş olsun” diyorlar. Yok öyle bir şey arkadaşlar! Buradan yükselen ses, Günyüzü’nden yükselen ses sadece bu köyden yükselen bir ses değildir. Bunu Ankara’dakiler çok iyi bilsin ki bu, Türkiye’nin dört bir tarafından yükselen bir sestir ve herkes için adalet, herkes için özgürlük isteyen bir sestir.

Bugün burada Türküyle, Kürdüyle, Alevisiyle, Sünnisiyle her kesimden insanımız bir araya gelmişse, birbirinin derdini dinliyorsa işte çözümün anahtarı budur arkadaşlar. Mutlaka hakkı yenen bir Alevinin de meselesi çözülmelidir, hakkı yenmeye devam eden gayrimüslimin de meselesi çözülmelidir. Her açıdan ayrımcılığa uğrayan insanlarımızın meselesi çözülmelidir.

Biz hep söylüyoruz; Kürt meselesinde de söyledik. Gerek sivil toplumdayken bana, gerekse siyasetteyken 8 yıldır bana ve arkadaşlarıma “Bu mesele bitti, ayakkabı numaralarını bile biliyoruz, konu kapandı” dediler. “Kardeşim durun, bir anlatalım; mesele silah meselesi değildir, hamaset meselesi değildir. Gelin birlikte çözebiliriz, hâlâ bir şans var. Güney Afrika çözmüş, Filipinler çözmüş, Kolombiya çözmüş, İrlanda çözmüş; biz niye çözemiyoruz yahu? Biz çözebiliriz” dedik. İnat ettiler ama sonunda Allah’a şükür dediğimize geldiler ve bir adım atıldı. Evet, tüm adımlar atılmış değil ancak iki yıldır insanların ölmemesi kadar güzel bir şey var mı? Türküyle, Kürdüyle gençlerin ölmemesi, Türk annesiyle Kürt annesinin ağlamaması kadar güzel bir şey olabilir mi?

Bakın, ben geçen hafta Diyarbakır ve Batman’daydım; bir hafta oralardaydım. Binlerce kişiyle konuştum, dışarıda da içeride cezaevlerinde de dolaştım. Diyarbakır Kadın Cezaevi, Diyarbakır Yüksek Güvenlikli Cezaevi… Batman’da ta dağın başında, sürgüne gönderilmek istenenlerin konulduğu, “Sen İzmir’de oturuyorsan Batman Beşiri’ye gönderirim de gününü görürsün” dedikleri bir cezaevi var; oralara da gittik. Her kesimle ayırt etmeden konuştum ve gerçekten çok büyük dertlerin olduğunu gördük. 10 yıldır bize anlatılan o 15 Temmuz hikâyelerinin çoğunun da yalan olduğunu oralarda tekrar gördük, onu da söyleyeyim.

Yine oralarda Kürt genç kadınların sevincini gördüm: “Vekilim bir umut doğdu, herkes için doğsun. Biz belki yarın öbür gün bu zindanlardan çıkacağız ama sadece bizim çıkmamız yetmez; bu zindanlarda adil yargılanmadan yatan çok insan var” dediler.

Hatta bir anekdot da aktarayım: Konyalı eski bir askerle konuştum. Bana dedi ki: “Ömer Bey, ben Kandil’deki bombalamalara katılmıştım. Kürt meselesine Konya’nın ilerisini görerek bakamazdım; bana öğretilenler çerçevesinde bakardım. Bana bomba atma öğretilmişti, onu yapardım. Ancak haksız hukuksuz tutuklanıp o kadar zulüm ve işkenceden sonra hücreme getirildiğimde, yan tarafımdaki hücrelerde Diyarbakırlı Kürt mahpuslar vardı. Bir baktım bana ‘Komutan acıkmışsındır, sana elma; komutan acıkmışsındır, sana bir portakal’ diyorlar. Dün bomba atıyordum ben onlara, onlar bana elma, portakal, poşet içinde çaylar uzatıyor. Bütün dünyam değişti; 40 yıllık ben değiştim, artık dünyaya bambaşka bir insan olarak bakıyorum.”

Olay budur arkadaşlar. Türk’ün Kürt’le kardeşliği zor değildir. Dışarıda da içeride de insanlar yaşadıklarıyla bu kardeşliği anlar ve teneffüs eder. KHK meselesinin de çözümü zor değildir, Alevilere yapılan zulmün de çözümü zor değildir. Hepsinin temelinde ayrımcılığı bitirme uğraşı vardır. Bunun tek şartı, sadece bir kesim için değil “herkes için adalet” şiarıyla hareket etmektir.

Sözü çok uzatmayayım, vakit az ve birçok arkadaşımız konuşacak. Ben bu vesileyle değerli kardeşim Mehmet Tombalak’ı özellikle tebrik ediyorum. Böyle cesur bir etkinlik başlattı; ilk başlarda belki çok kalabalık olmayan bu buluşma, bugün oldukça etkili ve geniş bir dayanışmaya dönüştü. Katılan herkese “hoş geldiniz” diyorum, elinize emeğinize sağlık. Çok uzaklardan gelenler var. Hepinize teşekkür ediyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Yorumlar