2 Temmuz 2025

Bugün 2 Temmuz 2025. 2 Temmuz 1993’te Sivas katliamı yaşandı ve Türkiye tarihine çok acı bir anı olarak düştü. Hala adalet sağlanmadı, hala linç kültüründen vazgeçilmedi. Asıl önemli yer burası. Katliamlardan ders aldık mı? Linçlerden ders aldık mı? Hayır maalesef Türkiye tarihinde devlet eliyle işletilen çok linçler var ve maalesef katliamlar çok yaşandı.

Bir benzeri de hemen hemen işte bugünlerde yaşandı. Leman Dergisi’nde çıkan bir karikatür bahane edilerek tam bir linç krizi yaşandı, çılgınlığı yaşandı ve bunu kim destekledi? İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç ve diğer bakanlar koroya katıldı. Ya ne oluyor size? Ne oluyorsunuz? Siz saldırıya uğrayan kişileri korumakla görevli, güvenlikten sorumlu bakan değil misiniz Sayın Ali Yerlikaya? “Vay alçaklar, vay şunlar bunlar” hakkında kesinleşmiş bir ceza mı var? Haberimiz mi yok? Cezayı ayaküstü mü veriyorsunuz?

Bakın güya hukuk devletinde yaşıyoruz, memleketin Bakanı’nın yaptığına bakın! İçişleri Bakanı bunu yaparsa, geri kalan polisler neler yapmaz! Sen şimdi polisini böyle mi eğiteceksin?

Kast edilen karikatür bile farklı bir amaçla çizilmiş İslam dünyasında Gazze’de Filistin’deki korkunç katliama karşı oradaki insanların Müslümanı ile Yahudisi ile aslında öldükleri zaman birer melek oldukları ve aslında onların barış içinde selamlaştıkları ruhlarının selamlaştığı yönünde bir mesaj var iken ve savaş lanetlenirken Leman Dergisi defalarca Filistin özel sayıları yapıp Filistin duyarlılığı oluşturmuşken hak hukuk yönünde önemli gayretler sarf etmişken bir karikatürü de yanlış anlayıp gidip karikatür dergisinin kapısında orayı linç etmeye çalışıyorsunuz. Vatandaşın yaptığıyla kalmıyor Sayın Bakan kalkıyor diyor ki: “İşte bir video çekin o dergi çalışanlarını.” kimisi de zaten karikatürist bile değil yani derginin çaycısı. Derginin çaycısına niye bu muameleyi yaptırıyorsun Sayın Bakan? Ayıp değil mi ya? Adam dergide çaycılık yapan bir gariban emekçi. “Toplayın hepsini getirin. Şöyle video da çekin. Adamları iyice böyle ters kelepçe yapmış. Yerde süründüren bir video da çek evladım.” demiş Sayın Bakan. Öyle de bir video çekmişler ve bunu hemen Bakan Bey yayınlamış Twitter adresinden. “Vay alçaklara gerekeni yaptık.” nasıl bir hal bu ya? Ayıp gerçekten ayıp.

Yarın öbür gün herkesin başına gelebilir. O yüzden empati yapın arkadaşlar. Şu yapılan sizin başınıza geldiğinde ne diyeceksiniz? Bu memlekette insanların hukuk güvenliği yok mu? Yargı güvenliği yok mu? Hiçbir güvenliğiniz yok. Böyle bir şey olabilir mi? Hukuk güvenliğinizin olmadığı bir ortamda yaşıyorsunuz. İşte o zaman böyle 2 Temmuz’lar olmaya devam eder. Biraz daha bıraksanız katliam yapacak insanlar. Olacak bir iş değil gerçekten.

Ülkede büyük sorunlar var. İktidar bu ekonomik sorunları perdelemek için “Vatan, millet elden gidiyor. Sakarya, vatan, millet din, iman.” ya zaten sizin ondan da haberiniz yok. Sizin ahlaki kriterleriniz olsa zaten böyle bir iktidarı yürütemezsiniz. Vicdani kriterleriniz olsa şu yaptıklarınıza vicdanınız bir itiraz eder. O yok ama tüm şu ekonomik felaketi perdelemek için “Vurun kahpeye, hadi aslanlarım şu dergiye gidin basın! Hadi bakayım!” bütün bakanlar tweet yarışına giriyor ama o sırada ne oluyor biliyor musunuz? Türk İş; açlık sınırı 26.000 lirayı, yoksulluk sınırı 85.000 lirayı aştı diyor. Memleketin hali bu arkadaşlar. Asgari ücreti 22.000 lira, açlık sınırı 26.000 lira. Yoksulluk sınırı 85.000 lira. Memur olurken kendinize bir bakın. Yoksulluk sınırının altında kalmışsınız. Vallahi Diyanet İşleri Başkanı diyordu: “Memuruma zekat düşer verebilirsiniz.” evet hakikaten işte düşürmüşler.

Şimdi de doğalgaza zam geldi. %24.6, düşünün zam üstüne zam arkadaşlar yani hayatınız her gün pahalılaşırken iktidar da sizi bir şekilde böyle kandırıp bir başka gündem oluşturmaya çalışıyor.

Orada bu tür provokatif girişimler yapan, linç yapanlar karşısında başka gazeteciler hemen anında kelepçelenip hapse götürülüyor. İram Karataş, Erdem Öktem, Deniz Engin İpek, Cumhuriyet Gazetesi muhabiriymiş ve görevlerinin başında arkadan vurulan bir kelepçeyle gözaltına alınıyor. Basın özgürlüğünün, anayasal haklara ve insan onuruna açıkça bir saldırı yapılıyor. İşte hal bu arkadaşlar.

Bir silah bırakma süreci yaşanıyor. Umarım bu süreç hızlıca gerçekleşir. Provokasyonlara ve ayak kaydırmalara gelmez. Çok gecikmeden de silah bırakmanın ve diğer anayasal adımlarında atılması gerekiyor. Başka eller devreye girmeden bu ülkede Kürt meselesindeki barış süreci iyi bir şekilde yürümeli arkadaşlar.

Rafet Irmak bir hak aktivisti. Siyasi parti gruplarının DETSİS sisteminde TBMM çatısı altında kodu olmasına karşın sistemin çalışmaması ile ilgili bir soru sormuş. Millet Meclisi EBYS Koordinasyon Bürosü sorumlusu bir cevap vermis demiş ki: “Siyasi parti grupları, yapıları, evrak süreçleri ve kendilerine özgü çalışma düzenleri açısından elektronik belge yönetim sistemi kapsamı dışındadır.” Rafet Bey de diyor ki: “Durumu yurttaşın siyasi parti gruplarına ulaşması önünde bir engel olarak değerlendiriyorum.” Vatandaşın Meclis’e yönelik bir eleştirisi var. Bunu da Meclis Başkanlığı duysun.

Vekili olduğum il Kocaeli Dilovası’nda halk ayakta imza kampanyaları yapıyor. Neden? Çünkü Nuh Çimento ve Organize Sanayi, Tavşancıl Konutları bölgesinde bir rezerv yapı alanı var. 110 hektarlık bir alan. Bu alanda depolama alanı yapacak fabrikalar. Oraya her türlü zehri depolayacaklar. Düşünün dibinizde de evler var. Oradaki yeşillik alanı da mahvedecekler. Az bir yeşillik vardı orada onu da mahvedecekler. Dilovasa Halkı imza kampanyaları yapıyor. Bize de bu konuda evraklarını verdiler, Dilovası Sivil Toplum Platformu, Ekosder’in de içinde bulunduğu çevreciler, Dilovası Meydanı’nda imza kampanyası yapıyorlar. Bize evraklarını verdiler, biz de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bunu yazdık soru önergesi olarak. ayrıntılı bir şekilde inceledik ve o bölgenin yarın öbür gün bir organize sanayi bölgesine dönüşebileceğini de görüyoruz. Zaten başta o yeşili mahvedecekler. Depolama alanı diye her türlü kimyasal madde depolanacak. Belki daha da kötüsü olacak. Orada organize sanayi bölgesi olacak. Yeni fabrikalar olacak. Dilovası hepten içinden çıkılmaz bir hale gelecek. “Tavşancıl’a sizi taşıyoruz. Orası temiz. Dilovası’nın içinde oturmayın.” diyorlar. O zaman niye Tavşancıl’a gidip depolama alanı yapıyorsun? Vatandaş bunu soruyor. Sayın Tahir Büyükakın, Sayın Murat Kurum, bu sorunun bir cevabını verin. Bakın, temiz alan diye Tavşancıl’a yolluyorsun. Tavşancıl’ın dibinde depolama alanı oluşturuyorsun. Peki bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Tüm Dilovası halkı bu sorunun cevabını bekliyor. Diyorlar ki: “Tamam her şeyi anladık, bir açıklamalar yapıyorlar da bu çelişkiyi nasıl açıklayacaklar?” evet, bu cevabı biz de bekliyoruz yetkililerden.

“Kerimcan Kurban ve Doğukan Kurban isimli çocuklarım var. Bir olaya karıştılar. Mersin Tarsus Cezaevi’ne konuldu. Ben Burdur’dan 750 kilometre gidiyorum, mahvoluyorum. En azından buraya gelselerdi, uzağa gitmeseydik ama avukatlara bilgi verilmiyor.” diyor böyle sorunlar yaşıyorlar. Aileden uzak cezaevlerine gönderilen insanlar yüzünden aileler hep trafik kazası geçiriyor. “İki kez yolda kaza atlattık.” diyor bu ailenin dramı da çözülmeli. En azından yakın bir cezaevine getirilmeli.

Covid yasası mağdurları büyük bir gayret gösteriyor. Önceki Covid yasası sırasında “Hükmün onanmamış seni buradan çıkarıyoruz.” dediler. Büyük bir haksızlık oldu. Covid mağdurları bize hep başvuruyorlar, eşitlik ilkesi çerçevesinde düzenleme istiyorlar. Mağdur ailelerin sesi duyulsun, toplumsal barışın tesisi sağlansın. 31 Temmuz Covid Infaz Yasası Mağdurları Platformu bu gayreti gösteriyor. Soru önergesi ile Adalet Bakanlığı’na sorduk. Bu konuda bir gelişme bekliyoruz. Ekim ayında en azından hızlıca bu konuda bir gelişme olsun. Meclis kapanmadan bu konuda bir gelişme olsun diyoruz fakat açıkçası bu iktidarın niyeti yok. Sevgili halkımız bize kalsa biz oturup 1-2 haftada bu yasayı çıkarırız ama iktidarın niyeti yok. Bakın çok net bir şey söyleyelim. Baskıya devam edin. Çok haklısınız. Cezaevlerine en çok giden milletvekiliyim ve oradaki perişanlığı çok net görüyorum. Çok haklısınız ama iktidarın niyeti yok diyorum.

Öğrenci affı talebi ile bize başvuranlar var. “En masum af çıkarılmalı.” diyorlar. Tıp fakültesi 4. sınıftayken ilişkisi kesilenler var ve bayağı kalabalık bir öğrenci affı isteyen grup var arkadaşlar. Lisansta okuyanlar, yüksek lisansta, doktorada ve diğerleri, uzmanlıklarda bayağı bir problem var. Sesleniyoruz, öğrenci affını getirin. Bu noktada net cümlemiz bu.

Samed Uzunay, koah hastası. Gitmiş bir hastaneye, ona bazı ilaçlar vermişler. Belli ki hatalı ilaçlar verilmiş. Biz bunu Sağlık Bakanı’na da soracağız. Koah hastası, uyku apnesi var, bir de epilepsi var diye ilaç verilmiş. Bu sefer her şey birbirine karışmış. O epilepsi ilaçları tabi nefes almayı zorlaştırıyor, böyle bir uyku hali oluşturuyor. Bu arada bu uyku hali oluşunca nefesi durmuş ve hayatını kaybetmiş bu kişi. Bundan dolayı bize başvurdular. Biz de Sağlık Bakanlığı’na bu konuyu ileteceğiz ve cevabı bekleyeceğiz arkadaşlar. Burada bir ihlal var gibi görünüyor.

Tekirdağ Şehir Hastanesi’nde Mehmet Emin Bal’a yanlış teşhis konulduğu yönünde bir başvuru var. Ayrıntı verilmemiş.

Sağlık yönetimi bölümü mezunları, çok mağdurlar. Binlerce mezun var ve hiçbir iş yapamıyorlar, giremiyorlar, kadro verilmiyor. Onları tekrar gündem ediyoruz. “Mezunlarımız istihdam ve ünvan konusunda mağdur olmaktadır. Bu konu tarafınıza iletiyoruz çözün.” diyorlar. Biz de gündeme getiriyoruz.

Fatma Öztimur iki çocuğuyla beraber Bakırköy Kapalı Kadın Cezaevi’nde. Bakın çok sıkıntılı bir durum. Sayın Bakan Yılmaz Tunç bunu duysun. Yanınızda iki tane küçük çocuk ile hapistesiniz. Zaten siz sıkıntıdasınız. Bir de iki çocuğun sıkıntısıyla uğraşıyorsunuz. Çok zor durumda bir kadın. Çocuklardan büyük olan da otizm hastası. Adli tıptan rapor gelecek. Cezaevi psikoloğu ile görüşüyorlar. Çocuklara uygun bir yer olmadığı zaten belli ortada. Her türlü çocukla ilgili gereç yok ve sıkıntı büyüyor. Mama sandalyesi bile olmadığından çocuk büyük bir sıkıntıyla sandalyeden düşüyor. Mama sandalyesi yok. Çocuk düşmüş, çenesi açılmış, dokuz dikiş atılmış. Dilinde yaralar oluşmuş, çocuk dilini ısırmış bu arada korkudan. Bu konuda bir çözüm gerekli. 6 yaş altı çocukların cezaevinde yaşadığı dramlar çok büyük arkadaşlar. Hele ki iki tane. Düşünün bu annenin yanında iki tane çocuk var, küçücük çocuklar. Ne yapsın bu anne? Buna niye bir çözüm bulmuyorsunuz? Bakın yargı paketi getiriyorlar, getiriyorlar çocuklu annelere dair hiçbir çözüm yok. Söylüyoruz, umurlarında değil.

“Mahmut Önder Sivaşa’nın annesi ve vasisiyim.” diyor. Cezaevinde mobbing ve haksızlıklar yaşıyormuş. “Bilecik Gölpazarı Açık Ceza İnfaz Kurumu’na gönderildi. Uyuşturucudan kurtardım ama cezaevinden kurtaramadım ve orada da baskılardan kurtaramıyoruz.” Diyor Adalet Bakanlığı duysun.

“Kocaeli Gebze Yavuz Selim Mahallesi’nde olan evimi 2020 yılında benden yapı kayıt belgesi adı altında para aldılar. Gebze Belediyesi ve sonrasında oturduğumuz evin tapusunu verdiler. Bu tapu belgesi için 120 bin lira para ödedik. Yapı kayıt parası aldıkları halde mevcut olan yapımızın resmiyeti ev olarak gözükmüyor ve yaklaşık 5 yıldır bizi oyalıyorlar.” diyor.

Asaleddin Çelik’i geçtiğimiz haftalarda gündem etmişiz fakat “Sağ olun ama mesele bitmedi tekrar gündem edin diyorlar.” akciğer ameliyatı geçirmiş, hidrosefalisi var, çok sıkıntıları olan bir hasta mahpus. Düzce T Tipi Cezaevi’nde bakın. Gerçekten hasta mahpusların hali tam bir dram. Lütfen bu konuda bir çalışma yapalım. Biz de bu konuda cezaevini arayayıp mahpusun durumu hakkında tıbbi bir bilgi alacağım çünkü oldukça sıkıntılı bir görüntü var.

“Kuzenim Azad Karakuş 16 yaşında basit yaralama suçundan İzmir Aliağa Çocuk İnfaz Kurumu’nda.” diyor. Koğuşta böyle ağalar olur “Haftalık 5000 lira var.” denilmiş. Vermeyince dövmüşler. Başka koğuşa gitmişler. Orada da dövmüşler. Cezaevi yemeğini bile vermemişler. Bakın cezaevlerinde bunlara dikkat edilmeli. Ezen ve ezilen olmamalı. Zayıf olursanız bir gruplaşma, çeteleşme oluyor. Sizi eziyorlar.

Yahya Özmen Ankara Sincan Cezaevi’nde kalıyor, iki kez ağırlaştırılmış müebbet almış ve tek kişilik bir hücrede fakat adil yargılanmadığı yönündeki beyanlarla tekrar yargılama istiyor ailesi ve “Van’daki cezaevine en azından nakledilsin. Ailesi olarak perişanız ondan çok biz ceza çekiyoruz.” diyor.

İklim kanunu ile ilgili birçok başvuru var. Biz de iklim kanununa karşı mücadele ediyoruz arkadaşlar.

Mardin Derik’ten Boyaklı mahallesine bağlı Sırtköy’ü sakinleri Dedaş’ın zulmünden bıkmış usanmış arkadaşlar. “Epilepsi hastası down sendromlu 10 yaşında minik kardeşim çok sıkıntı çekiyor.” diyor. Belli ki elektrikli tıbbi alet kullanıyorlar. Çok büyük sıkıntılar var. Mardin Valiliği’ne buradan duyuralım arkadaşlar. Bakın vatandaş perişan.

Aksaray  T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu ile ilgili çok doluluk şikayeti var. Aynı zamanda su yok. Bu sıkıntılar da giderilmeli.

Manisa Demirci Açık Cezaevi’nde gardiyanlar mahkumlara şiddet uyguluyor diye bir başvuru var ve şikayet edildiler diye idare darp etmiş mahpusları iddiaya göre ve başka bir cezaevine göndermişler. Böyle de bir sıkıntı var, bunu da araştırmanızı istiyoruz.

Samsun Kavak S Tipi Cezaevi’nde Rıdvan Tanış’ın yakınları başvurdu; “2 senedir görüşe gidemiyoruz, çocuğumuzu Cizre’ye yakın bir cezaevine getirmek istiyoruz.” diyor. Bunu defalarca söylüyoruz. Bu mahpusların yaşlı anne babalarına çektirmeyin Sayın Yılmaz Tunç. Mahpusun cezası ayrı ama en azından ailesinin bulunduğu yere getirin.

Geçen haftalarda da söylemiştik, bakın çok sıkıntıda. Kayseri Cezaevi’nde Şuayip Ünal cezaevini de aradak çok sıkıntıları var. Dil şişmesi, nefes darlığı mevcut ve gerekenler yapıldı mı? “Bize gerekenler yapılacak.” denildi ama yine bakın başvurular geliyor. O yüzden merak ediyoruz. Tamam bize gereken yapılacak denildi ama acaba gerçekten yapılıyor mu?

Fatma Anlı Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde. Yeni düzenlemeden faydalanamamış ve hasta mahpus. “31 Temmuz’u söylediler, herkesi mağdur ettiler ve hasta mahpus, annem sürekli bir gözetim altında olmalı.” diyor.

Sağlık komisyonu ile ilgili bir başvur var. Onu sağlık komisyonunda değerlendireceğiz. Aile hekimlerinin şartlarının iyileştirilmesiyle ilgili, arkadaşımız bilsin, komisyonda bu konuyu gündeme getireceğiz. Şu anda devam eden aile hekimlerinin de bu imkandan faydalanmasını, bu yeni yasadan faydalanmasını inşallah sağlayacağız arkadaşlar.

Erol Şengök, şimdi bu adama bakın. Sincan T Tipi Cezaevi’nde. Kaç yaşında tahmin edin! 87 yaşında. Adam alzheimer olmuş, kocamış. Bu adamı hala şu şekilde cezaevinde tutuyorsunuz. Ayıptır, yazıktır, günahtır. Etlik Şehir Hastanesi’ne gitmiş, “efendim işte cezaevinde kalabilir. R tipi cezaevine gitsin, orada idare eder.” Demişler. R tipi cezaevleri çok kötü. Dağın başında bir yerde, yakınları gidip gelemiyor, tek kişilik odalarda çok kötü şartlarda, hasta bakıcılar az oluyor, perişan oluyorlar. O R tipine giden zaten oradan kaçıyor. Şimdi ne olacak bu kişi R’ye de gitmiyor. Peki adli tıpa tekrar gitmeli Sayın Bakan Yılmaz Tunç. Bakın dedeniz yaşında adam ya. Allah aşkına yani. Daha bu adamın ceza çektirilecek ne hali var? Size soruyorum.

Tekirdağ Çorlu ilçesinde 24 yıldır gazetecilik yapan bir kişi bize başvuruyor ve Tekirdağ, 1 No’lu T Tipi’nde kaldığını ve orada çok ağır hak ihlalleri olduğunu söylüyor ve oradan sürgün edilmiş çünkü dilekçelerine karşılık verilmemiş. Edirne L Tipi’ne gitmiş. Oradaki idareden memnun. Diyor ki: “İyiye iyi kötüye kötü derim.” Tekirdağ ile ilgili oldukça menfi bir görüş var burada. Bunu da Adalet Bakanlığı’na sunalım. “Tekirdağ T1’de günde yazın 4-5 saat su veriliyor. 15 kişilik koğuşlarda 40 kişi kalıyor. Dilekçeler keyfi yırtılıyor. Hakkını arayan mahkum revire çıkartılmıyor ve daha neler neler.” diyor. Bu iddiaların araştırılması gerekiyor diyorum.

Geçtiğimiz hafta Gaziantep L Tipi Cezaevi’ne gittim. Ardından H ve Açık cezaevine gittim. Oradaki izlenimlerini size aktarmak isterim. Birçok öğrenci var. Antep’te tutuklu olan bir öğrenci 19 yaşında. YKS hapishanede girmiş. Çok gürültü varmış, gardiyanlar müzik açmış, dikkati dağılmış. “Oldukça kötü geçti YKS sınavım.” Diyor. 53 gündür oradaydılar, şu anda 60 günü bulmuştur.

Çok üzgün genç kadınları gördüm. 9 genç kadınla görüştüm. Çok sıcak Gaziantep. Ortak alanda bir vantilatör var, odalarda yok. “Yanıyoruz, pişiyoruz.” diyor. Su yok. Bayramda lağım taşmış. Sıcak su yok çünkü cezaevleri çok kalabalık. Açık cezaevinden sıcak su geliyormuş. Gelene kadar su zaten soğuyormuş. Böyle bir sorun var. Güya sıcak su veriliyor ama sıcak su soğuğa dönüyor ve çoğunlukla su kesintileri yaşanıyor.

Antep’te tutuklu öğrencilerden birinin kalp problemleri var. Sürekli ilaç kullanması gerekiyor. Dersleri var. Hepsi önemli okullarda okuyorlar ve bir anda bu öğrenciler okullarından alınmış, özgürlükleri kısıtlanmış, bir de üstüne eğitim hakları kısıtlanmış. Çoğu ikinci dönemi kaybetmiş. Eğer iddianame çıkmazsa bir de Eylül’deki kaydı kaçıracaklar. Önümüzdeki sene de gidecek. Olacak iş mi bu ya? Size sorarım buradan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin. Bakın bu memlekette bunlar yaşanıyor ya!

Antep’te tutuklu öğrencilerden biri 23 yaşında Antalya’lı ve O da ne diyor biliyor musunuz? “Biz niye ailemizden ayrı bayramlar geçirdik? Hak etmedik bunları. Niye demir parmaklıklar üzerimize kapanıyor? Niye aramalar yapılıyor? Ne saklıyoruz diye merak ediliyor. Aslanların arasındaki kuzular gibiyizç” diyor. Gerçekten çok çarpıcı cümlelerle durumunu anlattı bana.

Antep’te tutuklu öğrencilerden biri 23 yaşında psikoloji bölümünde okuyor. Bakın hepsi önemli okullarda. Son sınıfta okulunu bitirecek ve psikolog olacakken başına bu inanılmaz hadise geliyor. Bütün bu genç kadınların evine sabah 05.30’ta polis kapıya dayanıyor. Tak tak tak üstlerini başlarını zor bela toparlayıp kapıyı açıyorlar. “Yürüyün gözaltına” ifade derken çok kötü şartlarda Gaziantep’e gidiyorlar saatlerce süren yolculuklardan sonra. Gaziantep’te 3-4 gün karakollarda gözaltı merkezlerinde kalıyorlar çok pis leş gibi böyle sedirlerde yatıyorlar yerlerde yatıyorlar, 2 kişilik yerde 4-5 kişi çok pis gözaltı merkezlerinde battaniye veriliyor, battaniyeye böyle dokunamazsınız. Hatta battaniyelerin üstünde dışkı izleri var. Leş gibi. Kimisi yerde betonun üstünde yatıyor. Böyle berbat bir ortam. En sonunda da tutuklanarak cezaevine gönderiliyorlar ve şu anda hayatları altüst olmuş durumda. “İnanamıyoruz. Kabus yaşıyoruz biz burada. Gerçekten bu normal bir hayat mı yoksa kötü bir rüya mı görüyoruz.” diyorlar.

Antep’te tutuklanan öğrencilerin zaten çoğunun anne babası KHK’lı. “Biz yıllarca anne babamızın üzüntülerine şahitlik ettik. Onların kaldıkları cezaevlerine, ziyaretlere gittik. Bir sürü dışlandık, ötekileştirildik. Dışlanmadığımız kişilerle beraber en azından bir arkadaşlık edelim dedik. “Niye onlarla arkadaşlık ediyorsun?” denildi. Kiminle edeyim? Herkes beni dışlıyordu. Bütün bunları yaşadım 10 senedir. Bir de üstüne şimdi de bizi attılar hapse. Musallat oldular, vazgeçmiyorlar, bizi hapislere atıp duruyorlar.” Diyorlar genç kadınlar.

Antep’te tutuklanan öğrencilerden biri de benzer şikayetlerden bahsetti. En önemlisi de o kadınların arasında, 9 kadının arasında Hatice Doğru’dan bahsetti. Neden? 42 yaşında, 6 aylık gebe bir hanım. Çok zor durumda. Tıbben bir hekim olarak söyleyeyim, 42 yaşındaki bir hamilelik oldukça sıkıntılıdır. Eylül ayında bir düşük yaşamış, tekrar hamile kalmış ve o sırada 4 aylıkken tutuklanmış. İçeride çok sıkıntı yaşıyor. Yanıma geldi, “Dün gece 1 saat uyuyabildim sıkıntıdan. Alerjim var, hapşırıyorum, çarpıntım var, nefesim daralıyor. Çok sıkıntıdayım Ömer Bey, burası da çok sıcak. Doğru düzgüb su bile yok, geceleri zor uyuyorum.” Diyor. Ya daha ne olsun Sayın Bakan Yılmaz Tunç? Bu anne illa bebeğini mi düşürsün? Allah korusun o bebeğin düşmesi için tüm şartlar hazır ya. Ya şu işe bir el atın. 2aydır çırpınıyor yakınları, avukatı. En azından ev hapsi verilsin, evinde bir dinlensin. “Yok illa da cezaevinde tutacağız.” ya zaten normalde gebe bir kadını cezaevinde tutamazsın yasa var ama tutuyorlar. Memleketin hali bu ya. Şu hale bak! Gebe bir kadın cezaevinde tutulamaz ama tutuyorlar. Özellikle bu kadının durumu çok sıkıntılı. Bakın bir bebek kaybedilebilir.

Ben buradan Sayın Bakan Yılmaz Tunç’un vicdanına sesleniyorum. Bu bebeği kaybetmeyelim. Bu işe bir el atın. Bakanlığa bildirdim vebal benden gitti. Anneyi suçlu bulabilirsiniz. Ona her türlü haksızlığı yapabilirsiniz ama o bebeğin suçu ne ya? O bebekte çile çekiyor annesinin karnında. Yazık günah değil mi? O kadının halini ben gördüm Sayın Bakan Yılmaz Tunç. İstersen git sen de bir gör ya. Gaziantep L Cezaevi Gaziantep merkeze 20-25 dakikalık mesafede bir git istersen onu bir ziyaret et bakalım. Doğru mu söylüyorum? Yalan mı?

Gaziantep Açık Cezaevi’nde zaten insanlar üst üste yatıyor. Odalarda 10 kişilik yerde 22 kişi yatıyor. İnsanlar koridora taşmış, tuvalet önlerinde yatıyorlar sere serpe ya. Şu görüntüye bakın. Açık cezaevinin hali bu!

Gaziantep H Tipi Cezaevi’ne gittik. Orası biraz daha böyle eski bir cezaevi ve biraz daha esnek bir ortam dikkat çekiyor. İdareden önemli bir şikayet yok ama aksaklıklar var. Bu aksaklıklar; hasta mahpuslar var mesela.

Mehmet Hanifi Emeç, KHK ile ihraç edildikten sonra üzüntüden MS hastası olmuş. Ardından ceza almış, 9 yıl boyunca büyük çileler çekmiş, tedavilere başlanmış. En sonunda o hasta haliyle tekrar cezaevine girmiş. Bu adam 9 aydır ilaçını kullanamamış. 6 ayda bir yaptırdığı çok önemli iğnesini yaptıramamış 9 aydır. R tipi cezaevine gidecek. Umarım işler hızlanır. R tipi cezaevi ile olmaz bu iş Sayın Bakan. %90’dan fazla engelli, MS’li, tekerlekli sandalyede yanıma getirilen bir adam infaz erteleme almalıdır. Çok net söylüyorum. Bakın bu böyle olmaz. R tipi cezaevi dediğin nedir ya? Arada bir insanları cezaevinden çıkarmamak için koyduğunuz bir yer, bunu biliyorum ben. Mehmet Hanifi Emeç bir an evvel çıkmalıdır, infaz erteleme almalıdır. Vicdanım buna razı değil. Siz de görseniz bu mahpusu razı olmazsınız. Bakın şu kişi Mehmet Hanifi Emeç yanıma geldi, gözyaşlarıyla madden, manen, tıbben düştüğü perişan durumu anlattı. Gerçekten çok acıydı, çok üzücüydü. Allah yardımcısı olsun, Allah şifa versin diyorum, Allah da özgürlük versin diyorum aynı zamanda.

Yine Antep’te tutuklu, gencecik, daha tüyü bitmemiş bir delikanlı, o da bir üniversite öğrencisi. Neymiş? “Yurt dışına çıkmışsın, bir yere ziyarete gitmişsin.” diğer genç kadınlarda olduğu gibi. Bu nasıl bir suç? Seyahat özgürlüğü diye bir anayasal hak yok mu? “Vay efendim Bosna’ya gitmişsin.” “E giderim tamam bir geziye gittim.” “Orada örgütsel faaliyet yapmışsın.” “Var mı bir delilin?” Yok ama işte gitmişsin ben seni hele bir atayım içeri de ondan sonra bir duruma bakarız bir delil buluruz.” önce karar veriyor sonra “Atalım içeri ardından bir delil buluruz canım. Bekle hele bir içeride.” bakın şu andaki yargı sistemi bu arkadaşlar. Önce karar veriyor sonra delil bulup buluşturup kafasından işler çeviriyor.

Eren Said Alagöz zaten çok vahim bir hikaye yaşamış. Babası KHK zulmüne uğramış, mağduriyetler yaşamış, işinden olmuş, cezaevine girmiş. Bu arada aile sarsılmış, aile maddi manevi büyük üzüntüler yaşamış, büyük acılar yaşamış ve ardından anne ve kız psikolojik sorunlar yaşamaya başlamış. Genç kız, Dilara Alagöz maalesef bu arada kötü niyetlilerin eline düşüp bir de uyuşturucuya alışmış ve ardından çok vahim, çok üzücü bir olay gerçekleşmiş. Baba cezaevinde, aile büyük sıkıntıda, büyük bir sarsıntı, deprem yaşıyor. Eren Said çok kötü durumda 2022-2023 arası ve bu arada Dilara uyuşturucu krizinde annesini öldürüp kendisi de intihar ediyor. Aile çok büyük bir dram yaşıyor. Eren Said bundan çok büyük etkileniyor ve buna rağmen girdiği üniversite sınavında 29.000. olarak Ankara Elektronik Mühendisliğini kazanıyor ve her şey yoluna girmişken bir de sabahın köründe bakıyor ki evine baskın yapılıyor. okulu kazandı diye babası onu bir yurt dışına göndermiş okulu kazandığı zaman. “Haydi bakalım sen yurt dışına çıktın teröristsin.” denilmiş ama yurt dışına bir geziye gitmiş. “Bosna’da şu şu şehirleri gezdim geldim.” diyor. “Yok efendim bunun altında başka bir şey var.” denilerek. çocuğu tutuklamışlar ve şu anda ilaç kullanmış bundan dolayı çok üzülmüş. Konuştuk kendisiyle konuşunca ona da iyi geldi biraz rahatladı ve inşallah daha iyileşir yakından takip edilmesi gerektiğini söylüyorum. Cezaevlerinin hali bu arkadaşlar, böyle aile dramları yaşayan delikanlıları cezaevine atan bir iktidarsınız siz. Bakın resmen busunuz. Ya sizin çocuğunuz yok mu ya? Soruyorum Sayın Bakan Yılmaz Tunç? Bu denli ağır bir aile dramı yaşamış bir delikanlıyı eften püften bahanelerle cezaevine atıp psikiyatri hastası yapmaya utanmıyor musunuz ya? Allah aşkına soruyorum sizin vicdanınıza ya. Nasıl olur böyle bir şey ya? Bu kadar ağır bir travma yaşar mı bir kişi ya? Maddi, manevi, tıbbi her şeyini kaybetmiş aile fertleri bunlar ya.

Cezaevlerine gidiyorum değerli arkadaşlar. Her gittiğimde de iyi ki gelmişim ama geç gelmişim ve mutlaka da çok iyi yapmışım gelmişim diyorum. İşin doğrusu dediklerim de bunlar bunu da bilsinler. Umarım bu durumlar düzelir değerli arkadaşlar.

Cezaevlerinden bize çok mektup da geliyor. İnsanlar ne yapsın yani dertlerini bize anlatıyorlar arkadaşlar.

Servet Kılıç, Diyarbakır Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Engelli raporu almak için Adli Tıp’a gittim. Heyet raporuma baktı, ‘menisküs yırtılmış ve çapraz bağlar kopmuş’ dedi. Ben de evet çoğu zaman yürüyemiyorum dedim. Bana ‘boşver, yürümene gerek yok zaten’ dediler. Ve sonra bir daha doktora gitmedim onlara minnet etmeyeceğim.” Ya bu doktor hipokrat yemini etmiş mi arkadaşlar ya? Ben de doktorum. Böyle hastaya böyle bir şey söylenir mi ya? Ayıptır!

Türkan Albayrak, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Yanımda kalan iki mahpus, Hatun Polat ve Cemile Temizkalp TAYAD’lı oldukları için tutuklular. Yaşlılar ve hastalıkları nedeniyle hapishanede kalmaları sakat kalma, ölüm riskini barındırıyor. Suç sayılmayacak sebeplerden dolayı tutsaklar. Ben tansiyon ve astım hastasıyım, elimde ve ayaklarımda güç kaybı var, omurgamda fıtık ve başka sorunlar var.”

Rıfat Çiftçi, Edirne Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Eşimle birlikte tutuklandık. İki çocuğumuz da bizimle birlikte hapiste. Beş yaşındaki oğlum oyun kurar; ıslak mendilin kapağını söker, demir dolabın kapağına yapıştırır. Amacı sadece “aç-kapa” yapmak. Arkadaşlarıyla oturup, sanki o kapak bir mazgalmış gibi hayal kurarak dilekçe verirler. Çocuklarımız zaman zaman ateşleniyor. Bir ateş ölçer yok. Ambulans çağırın diyoruz, ama kimse gelmiyor. Ve daha nice çaresizliklerle baş başa kaldık.” Diyor, en sonunda aylar sonunda Hasret Çiftçi tahliye edildi, bu aile bu büyük dramdan kurtuldu, Rıfat Çiftçi şu anda cezaevinde ama bu aileler büyük sıkıntılar yaşadı.

Haşim Gezer, Elazığ Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı’na dilekçe ile başvurdum. Bu dilekçemde cezaevi idaresi tarafından yollanmadı. Aynı gün CİMER’e dilekçe yazdım bu da yollanmadı. Ne yazılı ne sözlü dönüş olmadı. Çıkış numaralarını istedim, verilmedi. Anlayacağınız hiçbir dilekçemiz cezaevi tarafından yollanmadı.”

M. Zahit Bayar, Konya Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Gözlem kurulları her türlü zulmü yapıyor. Kurula girdiğimde kız kardeşimi bana soran, ikinci mahkeme gibi muamele yapan bu kurulu hukuksuz buluyorum. Kurul mevzuatı da uygulamıyor. Neredeyse dörtte dördü bitireceğim. Hiçbir disiplin cezam yok fakat her türlü yokuşa sürme yapıyorlar. Pişmanlık dayatıyorlar.”

Melih Göçmen, İzmir 1 No’lu Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Denetimli serbestlik ve iyi hal hükümlerinin uygulanmasını hak ettiğim halde kesin bir şekilde uygulanmıyor. Ne eşitlik ne insan hakları var. Bari bizi başka cezaevine sevk edin diyoruz. Onu da yapmıyorlar, özgürlüğümüzü çalıyorlar.

Meliha Aktaş, Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’nden yazmış; “Haksız nedenlerle tutuklanıp bir de kuyu tipi hapishanelere sürgün edilenleri biliyor olmalısınız. Birçok mahpus bu yüzden açlık grevinde. 6 farklı hapishanede açlık grevleri yapılıyor. Kamuoyunu duyarlılığa davet ediyorum.”

Orhan Çaçan, Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Kırşehir Cezaevi’nde ziyarete gelmesi için kontenjana yazdığımız kişiler güvenlik nedeniyle uygun görülmeyerek reddediliyor. 30 yıldır görmediğim amcamın kızı ziyaretime gelmek istedi. Onu ziyaretçi kontenjanıma yazdım. Hakkari İHD’de görev yapmasına rağmen, benimle görüşmesi ‘güvenlik açısından sakıncalı’ denilerek reddedildi.” Deniliyor. Bakın kafadan işler!

Remziye Meral Turmuş, Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nden yazmış bize;  “Koğuşlarımıza da kamera koyuyorlar. Resmen röntgencilik yapıyorlar. Çok öfkeliyiz. Yazın her türlü halimiz var. Bizi sürekli izleyecekler, cehennem gibi bir yerde yaşamaya çalışırken şimdi bir de dikizleneceğiz. Çamaşır makinası almayan idare bol bol kamera aldı.” Diyor. Şu hale bakın. Kadınların özgürlüğü gitmiş bir de mahremiyetleri gitmiş.

Sevcan Göktaş, Kocaeli Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “70, 80 yaşında ana babalar hapishanede tutuluyor. Artık iktidar açısından nasıl bir tehlike oluşturuyorsa bu insanlar… Hasta mahpuslar adaletsizliğin en ağır ihlalidir. Kuyu tipi hapishanelerde ise mahpuslar nefes bile alamıyor. Kuyu tipi hapishanelerde açlık grevleri var. Bir de benim gibiler var, siyasi dosyamın bitmesine izin verilmiyor, asliye cezalarda davalar açılarak cezamız kat kat arttırılıyor.”

Yorumlar