25 Eylül 2026

Kocaeli Hürkuş

DEM Parti Kocaeli Milletvekili ve Mağdurlar İçin Adalet Platformu Sözcüsü Ömer Faruk Gergerlioğlu ile akademisyen Doç. Dr. Bayram Erzurumluoğlu öncülüğünde hazırlanan kapsamlı araştırma raporu, OHAL ve KHK’ların yarattığı yıkıcı toplumsal maliyetleri ve çözüm beklentilerini gün yüzüne çıkardı. 2017-2026 yılları arasında yapılan altı dalgalı araştırmanın son ayağını oluşturan rapor, 33 bini aşkın katılımcının verilerine dayanarak KHK sürecinin bireysel ve toplumsal etkilerini ortaya koydu.

Mağdurlar İçin Adalet Platformu tarafından Aralık 2025 tarihinde gerçekleştirilen ve 81 ilde 4 bin 339 kişinin katılımıyla tamamlanan 6. dalga araştırması, OHAL ve KHK’ların 7. 8. ve 9. yıllarındaki ağır bilançosunu gözler önüne seriyor. Doğrudan mağdurlar, mağdur yakınları ve doğrudan mağduriyet yaşamamış bireylerden oluşan üç farklı grupta eşzamanlı yürütülen saha çalışması, ihraçların ve sonrasındaki adı konmamış yaptırımların sistematik bir toplumsal tasfiyeye dönüştüğünü belgeliyor.

İhraç öncesi siciller temiz!

Araştırmada öne çıkan en çarpıcı verilerden biri, hedef alınan kitlenin 15 Temmuz 2016 öncesindeki adli ve idari sicilleri oldu. Uluslararası alanlarda dile getirilen iddiaların aksine, 15 Temmuz öncesinde katılımcıların sadece %0,1’inin (binde bir) adli soruşturma, %1,1’inin ise idari soruşturma geçirdiği tespit edildi. Ancak bu tarih sonrasında adli soruşturma geçirenlerin oranı %70,8’e, idari soruşturma geçirenlerin oranı ise %29,8’e yükseldi.

Disiplin cezalarında da benzer bir uçurum dikkat çekiyor; 2016 öncesi verilen cezaların %52,2’si “uyarma” gibi en hafif yaptırımlardan oluşurken, 2016 sonrasında ceza alanların %97,5’ine en ağır yaptırım olan kamu görevinden tamamen çıkarma cezası uygulandı. Sürecin işleyişine bakıldığında, mağdurların %85,88’inin hiçbir soruşturma yürütülmeksizin, yürütülen soruşturma tamamlanmadan veya savunma hakkı dahi tanınmadan ihraç edildiği belirlendi. Mağdurların %99,2’si devlete veya anayasaya sadakatsizlik iddiasını kesin bir dille reddederken, %96,8’i siyasal iktidarın beklentilerine uymadıkları için hedef alındıklarını vurguluyor.

İntihar riski genel nüfusun ortalamasının çok üstünde!

Raporda yer alan sağlık, yaşam ve ölüm verileri, sürecin yarattığı insani krizin boyutlarını gözler önüne seriyor. Mağduriyetler sonucunda en az bir ağır üzücü vaka yaşadığını bildirenlerin oranı %77,9 olarak kayıtlara geçti. Katılımcıların %73,4’ü ağır maddi kayıp yaşadığını, %58,4’ü yetişkinlerde beden veya ruh sağlığının bozulduğunu, %51,6’sı ise psikolojik şiddet ve hakarete maruz kaldığını beyan etti. Mağdur çocuklarında hastalık ortaya çıkma oranı ise %29,4 olarak hesaplandı.

Araştırma verilerine göre kümülatif ölüm oranı doğrudan mağdurlarda %9,21, mağdur yakınlarında ise %14,62 seviyesinde bulunuyor. Kümülatif intihar oranı %2,12 iken, intihar düşüncesi veya girişiminde bulunanların oranı %9,39’a ulaşıyor. Yaş ve cinsiyete göre standardize edilen istatistiksel modele göre, KHK mağdurları arasındaki intihar riski genel nüfusa kıyasla 12 ila 25 kat (ortalama 18 kat) daha yüksek bir seyir izliyor. İntiharların genç nüfusta değil, 36-55 yaş grubunda, yükseköğrenimli ve %86,2 oranında evli bireylerde yoğunlaşması, ölümlerin bireysel bunalımlardan ziyade yapısal ve öngörülebilir bir toplumsal baskıdan kaynaklandığını gösteriyor. Gözaltı süreci yaşayanların %67,3’ünde ise intiharın en güçlü tetikleyicisi olan “geleceğe yönelik kronik umutsuzluk” tespit edildi.

Toplumsal dışlanma!

İhraç kararları sonrasında uygulanan pratikler, mağdurların yalnızca kamusal alandan değil, özel sektörden ve toplumsal hayattan da tecrit edildiğini kanıtlıyor. Araştırma sonuçlarına göre; KHK mağduru olduğunu işe alımdan önce öğrenen işverenlerin %79,0’ı iş vermeyi reddetti. İş teklif edenlerin %51,8’i emsallerinden düşük ücret, %38,7’si ise sigortasız (kayıtdışı) çalışma şartı koştu.

Kümülatif boşanma oranı %14-15 seviyelerine ulaşarak Türkiye ortalamasının yaklaşık 14-15 katına çıktı. Boşanma (%14,0) ve aile bölünmesi (%18,6) verileri birlikte değerlendirildiğinde, her 3 mağdur ailesinden birinin yapısal bütünlüğünü kaybettiği görüldü.

Tam kopuş ve tecrit oranları komşularda %12,6, yakın arkadaş çevresinde %13,8 seviyesinde gerçekleşti. Katılımcıların %50,1’i adalete, %47,3’ü devlete, %45,9’u ise insanlara olan güvenini tamamen kaybettiğini belirtti.

“Radikalleşme yok, adalet talebi var!”

Bunca ağır baskı ve hak ihlaline rağmen, araştırmanın en dikkat çekici bulgusu mağdur kitlenin toplumsal barışa ve hukuka olan bağlılığını koruması oldu. Literatürün aksine grupta radikalleşme eğilimi görülmedi; katılımcıların %75,1’i farklı etnik, dinî ve mezhepsel gruplara yönelik empatilerinin arttığını ifade etti.

Yorumlar