11 Ağustos 2026
ÖFG TV’den herkese merhaba, her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile size sunduğumuz programımıza bu akşam da başlıyoruz.
Değerli izleyenler bugün çok önemli bir vakayı ineceleyeceğiz. Türkiye cezaevlerinde sorunlar bitmiyor. Onlarca insanın tabutta cenazesi çıktı cezaevlerinden. Gözaltı merkezlerinde neler olup bitiyor kimse hesap vermiyor. Bundan tam 1 yıl önce bakın Manisa Alaşehir’de Hüseyin Parlak, yaşlı kişi 70 yaşını aşmış bir mahpus cezaevinde komalık, yoğun bakımlık oldu ve hayatını kaybetti. Bu hadiseden 1 yıl sonra yine Türkiye cezaevlerinde genç bir mahpus Özcan Aksu hayatını kaybetti. Bir ülke bu kadar mı değişmez arkadaşlar! Yazıklar olsun! İnsanların canı, malı, hukuk güvenliği ayaklar altında. Gözaltına alınıyorsunuz, cezaevine atılıyorsunuz, ziyaretçiniz gelip sizi görüyor ve mahpus sizi tanıyamıyor! Olacak iş değil ama Türkiye’de bunlar oluyor fakat biz bunları burada bırakmayacağız. İnsanın canı bu kadar ucuz değil. Bu meseleyi, 22 Haziran’da Silivri Marmara Kapalı Cezaevi’ne girip 5 Temmuz’da da oradan cenazesi çıkan Özcan Aksu’nun durumunu kardeşi Melek Aksu ile konuşacağız. Allah rahmet eylesin, başınız sağ olsun çok zor bir durum yaşıyorsunuz. İnanılmaz bir olay gencecik bir insan, çok üzücü. Neler yaşandı? Özcan Aksu kimdir? Neden tutuklandı?
Melek Aksu: Özcan Aksu, Muş’lu. Kendisi 31 yaşını daha yeni bitirmiş, kuaförlük mesleği ile ilgilenen. Dizi, sinema, film sektöründe kuaförlük yapan çok genç bir evladımızdı. 22 Haziran 2026 tarihinde de bir arkadaşının şikayeti üzerine gözaltına alınıyor. Gözaltına alınma sürecinden sonra kardeşimize ulaşamıyoruz. Kardeşimizi hiçbir şekilde göremiyoruz ta ki cezaevine girdiği ana kadar. Bunu da kendi çabalarımızla arkadaşlarından öğrenmeye çalıştık fakat bir türlü öğrenemedik. En son instagram üzerinden bir tanıdığının “Özcan tutuklandı haberin olsun.” Demesi ile kardeşimizin akıbetini öğrenmiş olduk.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Tutuklandığını günler sonra öğreniyorsunuz. Aslında size gözaltına alındığında haber verilmesi lazım, tutuklandığında haber verilmesi lazım. Böyle bir şey 21. Y.Y. 2026’sında nasıl oluyor? Dağbaşı değil burası! Günlerce kardeşinizi arıyorsunuz cezaevinden çıkıyor. Bu büyük bir gariplik olacak bir iş değil. Siz cezaevine kaç kez ziyarete gittiniz? Özcan beyi nasıl gördünüz? Cezaevi ziyaretlerinizde neler yaşadınız?
Melek Aksu: Ben, Özcan’ın tutuklandığı haberini sosyal medya üzerinden bir arkadaşı vasıtasıyla öğrenmiş oldum. Gözaltına alınma sürecinden cezaevine gönderilme anına kadar hiçbir resmi kurum kuruluş tarafımıza bilgi iletmedi. Özcan’ın nerede ne halde olduğu bilgisi zaten en başından beri şaibeliydi ta ki ölümle sonuçlanana kadar. 24 Haziran 2026 tarihinde saat 16.00 civarında Metris’e gittim, tesadüf gidiyorum. Kardeşim tutuklanmış acaba hangi cezaevinde. Metris bana daha yakın olduğu için önce Metris’e gittim. Orada Özcan Aksu’nun Silivri’ye sevk edildiğini söylediler. Bu sefer saat 17.00’a geldiği için ben Silivri’ye gitme zamanımı bir gün erteledim. 25’inde Silivri’ye gittiğim zaman saat 10.00 gibi oradaki memurlar kendi aralarında “Ben Özcan Aksu’nun ablasıyım, kardeşim ile görüşme yapmak istiyorum.” Dediğimde kendi aralarında “Özcan Aksu’nun beyin tomografisinin çekildiğini” duydum bana özellikle söylemediler. “Neden beyin tomografisi çekildi?” dediğimde “Kardeşiniz güvende iyi.” Dediler. Ben de tutuklulara uygulanan rutin kontroller olduğunu düşünerek masum bir açıklama olduğunu zannediyorum. “Hangi hastanede? Kardeşimi görebilme şansım var mı?” dedim. Oradaki memur; “Özcan Aksu Çam ve Sakura’da da Bakırköy’de de olabilir. Cezaevi içindeki hastanede olabilir. Bilgi veremiyoruz. Zaten kendisi güvende çok iyi.” Denildi ve beni oradan gönderdiler. Ben kardeşimin hangi hastanede olduğunu ve neden hastanede olduğunu öğrenemedim. Benim kardeşimin dövüldüğünü işkenceye uğradığını söylemediler. Sadece orada beyin tomografisinin çekildiğini öğrendim ve doğal olarak bir şey söylemeyince bana rutin kontrol zannettim. Hemen ardından 1 gün sonra 26 Haziran 2026 tarihinde saat 15.45 sıralarından sonra kardeşimi tekrar görmeye gittiğim zaman yine aynı memurlar gönülsüzce “Ablası gelmiş, görüşsün.” Dediler bana. Ben kardeşime kapalı görüş alanına doğru yürürken, onu görmenin mutluluğu, sevincini yaşıyorum. Gittim pencerelere bakıyorum kardeşim hangi alanda diye. Bu sefer kardeşimi karşıma getirdiler. Ben onu gördüğüm zaman zaten dünyam başıma yıkıldı. Kardeşimi feci şekilde dövmüşlerdi, işkenceye uğramıştı. O kadar dayak yemişti ki yerinde duramıyordu. Kardeşim titriyordu beni tanımadı. Gördüğü o şiddet, o işkence, o kafa travması onda bilinç bulanıklığına sebebiyet vermişti ve bir de onun yanına gelen gardiyan ona yardımcı olmaya çalışıyor. Benim arkama hemen bir gardiyan geldi, bana şu soruyu sordu. “Kardeşin seni tanıdı mı?” dedi. Oradaki gardiyan bile kardeşimin beni tanımayacağının bilincinde, kardeşimin tarafındaki Özcan Aksu’nun tarafındaki gardiyan bile “Telefonu kulağına götüreceksin böyle konuşacaksın.” çünkü o kadar şiddetli bir dayak yemiş ki ne olduğunu bilmiyor. “Ben de ne yaptınız benim kardeşimi? Kim bu hale getirdi? Siz mi dövdünüz?” dedim arkamdaki gardiyanlara. Bana “Bize böyle geldi.” dediler. Benim arkamdaki gardiyan saat 3.15’ten 4.30’a kadar olan kısımdan bahsediyorum. Kamera kayıtları mevcuttur. Benim kardeşimin sağ gözü 2 santim kadar dışarı doğru şişmişti. Gözlerinin içinin %80’I zaten kanla dolmuştu. Gözleri mahvetmişlerdi. Kaşının üzerinde dikişler vardı. Kulaklarına kadar mosmordu kardeşimin. Kardeşimin elini yüzmüşlerdi. Ön kolu yüzülmüştü kardeşimin. “Nasıl yüzüldü? Ne oldu? Sana bunu kim yaptı?” dedim. “Bunlar mı yaptı?” “Evet.” dedi. “Ranzadan mı düştün?” dedim. Kardeşim bilinç bulanıklığı yaşıyordu ama gardiyanları işaret etti oradaki fakat kardeşimin o şiddette işkence görmesi şunu düşündüm; en azından kardeşimin burnunu kırmamışlar çünkü benim kardeşim geçmişte bir burun ameliyatı olmuştu fakat burnunun kırık olmadığı bir nebze olsun sevindirdi. Düşünebiliyor musunuz? Ben kardeşimi görmeye gidiyorum. Ziyaret gerçekleştireceğim. En azından burnu kırık değil diye sevinmiş oldum. Cama yaklaştırdım onu inceledim defalarca cama yaklaştırıp camı öptüm. Ben kardeşimi son kez göreceğimi bilseydim orayı başlarına yıkardım, ben kardeşimi o halde bırakmazdım. Daha sonra oradan kardeşimi o işkenceli o perişan o mahvolmuş halde gördükten sonra sinir krizi geçirdim, şok geçirdim ve bir baygınlık yaşadım. Başıma 50 tane gardiyan toplandı ve ben tekerlekli sandalye ile oradan uzaklaştım. “Savcı beyle görüşmek istiyorum.” Dedim cezaevi savcısı ile hörüştürmediler beni. Daha sonra Özcan Aksu iyidir, sıkıntı yok diye. Biz bu sefer evimize gittik. Hemen ailemi aradım, babamı, amcamı, abimi. Benim kardeşim çok feci şekilde dövülmüş, dayak yemiş.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Ben Meclis Sağlık Komisyonu üyesi bir doktorum, 35 yıllık hekimim. Şimdi burada çok dehşet veren bir durum var. Siz orada bir duygusal olarak o konunun farkına varamayabilirsiniz ancak bu kişinin bilinci yerinde değil. Bilinci yerinde olmayan bir kişinin, Özcan Aksu’nun 26 Haziran’daki bu görüşmesi sonrası hastaneye kaldırılması gerekiyordu çünkü karşısındakini tanıyamayan, bilinci bozuk bir kişinin cezaevinde değil mutlak surette hastanede olması gerekiyordu. Cezaevi idaresi bu kişiyi o gün hastaneye kaldırmamış mı?
Melek Aksu: Hayır, 26 Haziran’da ben kardeşimi gördüğüm anda kesinlikle onun yeri cezaevi olmamalıydı. Benim kardeşim 26 Haziran günü tam teşekküllü bir hastanenin yoğun bakımına yatırılsaydı ölmeyecekti. Kardeşimi ölüme terk ettiler. Ölüme terk edildiğini nasıl anlıyorum? Oradaki doktor bunun bilincinde nasıl değil? Oradaki hemşire, sağlık personeli, görevliler, kurum müdürü, müdür yardımcısı, gardiyanlar, amirler nasıl oldu da benim kardeşimin o perişan haliyle oraya bırakıyorlar? Kardeşimi hücreye tıkmışlar. Tek kişilik bir hücreye sokmuşlar. Şundan dolayı olduğunu düşünüyorum; bu benim fikrim. Diğer mahkumlar görmesin, bir tanık oluşmasın, bir şahitlik söz konusu olmasın diye tek kişilik hücrede zavallı çocuğu bakımsızlıktan kafasına aldığı o darbeyle orada yalnız bırakılıyor.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: O haliyle o çocuk nasıl yemek yesin su içsin tuvalete gitsin! Ne yapacağını bilemez bir halde. Birisi ona yardımcı olmadan o hücrede Allah bilir başına neler geldi çünkü ne yaptığını bilemeyen bir kişi var ve bu korkunç bir şey. Marmara 2 No’lu L Tipi Cezaevi’nde 26 Haziran’da böylesine korkunç bir ihmal ve ihlal yaşanmış. Sayın Adalet Bakanı bizi duyuyor musun? Sayın Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü. Bakın 22 Haziran’da o cezaevine geldiği söyleniyor. Biz bilmiyoruz nerede darp edildi? Kamera görüntüleri bunu gösterir. Çıkartın kamera görüntülerine bakalım. Cezaevi içinde mi, gözaltı merkezinde mi ağır bir darp yaşayıp buraya geldi? Memurlar; “Gözaltından geldi.” diyor. Peki İçişleri Bakanı nerede? Gözaltı merkezinde bir kamera yok mu? Çıkışında bu adam nasıl çıkmış oradan? Cezaevine nasıl girmiş? Bunların kameraları vardır. Nerede kardeşim? İnsanları öldürmek için mi gözaltı merkezine, cezaevine alıyorsunuz? Sayın İçişleri Bakanı, Sayın Adalet Bakanı, size buradan sesleniyorum. Çok net bir cümle söylüyorum size. Böyle bir rezalete olabilir mi ya? Ben bir hekimim tamam her türlü hatayı, günahı işlediniz, suçu işlediniz. 26 Haziran’da bu adam o halde, o cezaevinde tutulur mu ya? Böyle bir şey olabilir mi! Dünyanın neresinde görülmüş böyle bir şey? Bırakın bir milletvekili olarak bir hekim olarak isyan ediyorum bu duruma. Böylesi bir halde memurlar görmedik diyemez. Melek Hanım’ın görüşme esnasında o mahpusun nasıl dağınık, nasıl bitkin, nasıl kendini bilmez bir halde olduğunu memurlar da görüyor. Peki bu adam neden acile götürülmüyor? Bunun cevabını verebilecek bir yetkili var mı? Marmara 2 No’lu L Tipi Cezaevi Müdürü neredesin? Ceza Tevkifevleri Genel Müdürü neredesin? Adalet Bakanı neredesin? Neden tek bir açıklama yapmıyorsunuz? Melek Melek Hanım bir açıklama var mı? Adalet Bakanlığı, Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü bu duruma ne diyor? Bakın her şeyi bırakın 26 Haziran’daki bu durum için yetkililerin bir açıklaması var mı?
Melek Aksu: Sayın Vekilim hiçbir resmi açıklama şu anda söz konusu değil. Hiçbir şekilde bize açıklama yapılmadı. Ben kardeşimin o perişan, o işkence görmüş halini gördükten sonra aileme haber verdim. Benim babam, ailem memleketten geldiler, Muş’tan. Babam oğlunu göremeden biz kardeşimizi kaybettik. 30 Haziran’da 11.00’da tekrar Marmara 2 No’lu L Tipi’ne geldik. Babam, amcam, abim ve ben. Bize “beyin tomografisi çekildi.” diyen memurlar bu sefer sizin görüş saatiniz 16.00’da Özcan Aksu şu anda koğuşunda gidip 16.00’da gelin dediler bize. Biz de 16.00’a kadar bekledik. Tekrar saat 16.00’da geldik. Bu sefer bize “Özcan Aksu revirde, hastanede.” dediler. “Ne oldu? Neden hastanede? Neden bize göstermiyorsunuz?” dedik. “15 Dakika bekleyin. 15 Dakika sonra Özcan Aksu gelecek.” Denildi. Biz 15 dakika bekledik. Özcan Aksu yok. “10 dakika daha bekleyin.” Denildi. 10 dakika daha bekledik. Karşıdaki ses hoparlöre almış. Şunu söylüyor; “Diğerleri geldi Özcan da gelecek.” derken saat 16.30’a doğru “Artık Özcan’la görüşemezsiniz.” denildi. Ben şunu merak ediyorum; bizim gittiğimiz gün 30 Haziran’da benim kardeşim yaşıyor muydu? Benim kardeşim komada mıydı? Benim kardeşim can mı çekişiyordu? Benim kardeşimin son nefesine kadar orada tuttunuz baktınız artık ölecek. Geri dönüşü yok. “Elimizde kalmasın bari.” diyerek Metris sevki gerçekleşiyor. Metris Sevki’ne de hiçbir şekilde haberimiz olmuyor. Daha sonra ben arıyorum.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: 30 Haziran’da Marmara 2 No’lu L Tipi Cezaevi’nde değil mi?
Melek Aksu: Evet, ailem de göremedi. Bize göstermediler.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: 30 Haziran’da siz ziyarete gidiyorsunuz. Mahpus’u ziyaret mahaline dahi getiremiyorlar. Anlaşılan mahpus çok kötü hücresinden çıkamıyor. Dakikalarca belki o hücreye gidiyorlar, “Özcan çık.” diyorlar dışarı. Adam ne yapacağını bilemiyor çünkü 4 gün öncesinde adam perişan, şimdi daha da kötüleşmiş. Artık adım atacak hali yok anlaşılan. Onu getiremiyorlar. İşin özeti bu değil mi?
Melek Aksu: Öyle olduğunu düşünüyorum. Eğer öyle olmadıysa bize kamera kayıtlarını verin. 30 Haziran’da Özcan perişan halde miydi ölü müydü, sağ mıydı, komada mıydı, can mı çekişiyordu? Kamera kayıtlarını getirin verin bize. Benim babam, abim, amcam, oğullarını, evlatlarını göremeden biz toprağa verdik. Siz neden Özcan Aksu’yu bize 30 Haziran’da göstermediniz de ne oldu da hemen apar topar 2 Temmuz’da Metris’e sevk ediyorsunuz 2 Temmuz’dan sonra 5 Temmuz’da “Gelin Yenibosna Adli Tıp’tan cenazenizi alın.” diyorsunuz bize. Dağ başı mı burası? Devletin gözetiminde yürüyerek sapasağlam, akıllı, zehir gibi çocuk girdi, cenazesini verdiler bize. Biz kardeşimizin sakalına bile dokunmaya kıyamazken, onu en son gördüğümüzde otopside sakalları da kesilmiş, bize o şekilde verdiler. Şöyle acı bir tablo da var; cenaze yıkadığımız zaman ben kardeşimin bacaklarında da potin ve cop izine benzer morluklar gördüm. Dizinden ayak bileğine kadar olan kısımları mordu. Ayak altında morluk vardı. Benim kardeşimin burnu kırık değildi. Ben başta da söyledim. Onu gördüğüm an burnu kırık değildi. Sonradan burnunu da kırmışlar. Ne oldu da 30 Haziran’da demek ki görüşe gelemeyecek kadar perişandı, can çekişiyordu. Sahte bir Metris sevki gerçekleşiyor. Metris sevkinden sonra da öldü deniliyor. Duyum şu Sayın Vekilim, şöyle bir duyum aldık. Duyumda deniyor ki; kendisi istemiş Metris’e, benim kardeşim Metris’i isteyebilecek vaziyette değildi. Duyumda şu da var jandarma eşliğinde nezaretinde hapishaneye geliyor firar girişiminde bulunmuş bakanlık güya böyle bir duyum açıklama değil resmi hiçbir açıklama yok. Ne oldu ne bitti Özcan Aksu’ya? 24-25-26-27-28-29-30 Haziran ve 1 Temmuz günleri neredeydi? Ne durumdaydı? Ne şekilde bıraktınız? Benim kardeşim tuvalet ihtiyacını dahi karşılayamayacak, durumdaydı. Yemek yiyemez durumdaydı. Bir şey talep edemeyecek durumdaydı. Onu o haliyle bir de kimse görmesin diye hücreye tıkmışlar. B6 alt koğuşuna sokmuşlar kardeşimi. Bütün kayıtları var. Metris’e sevk gerçekleşiyor. Silivri’den Metris’e sevk sırasında darp cebir raporunu sevk evrakları içerisine sokmuyorlar. Bu da duyumlar içerisinde. Neden darp cebir raporunu sokmuyorsun? Metris kabul etmiyor. “Biz bunu bu şekilde alamayız. Ölürse bu sefer bizim elimizde kalacak.” Oradan tekrar bir darp cebir raporu eksikliği fark edilince gönderiyorlar. Alıyorlar sonra hastaneye yatırıyorlar. Hastanede de birkaç hastane dolaşıyor. Hangi hastaneler olduğunu da bilmiyorum. 5 Temmuz’da da otopsi raporunda saat 11.01 ölüm tarihi fakat bize verilen haber Saat 14.35 civarı ölüm haberi. Bize öldüğü bilgisi de verilmedi. Hangi hastanede olduğu bilgisi de verilmedi. En azından kardeşimizin son kez sağ şekilde yanı başında dursaydık. Benim kardeşim tek başına şüpheli bir şekilde işkenceyle öldürüldü. Ben bunun hesabının sorulmasını istiyorum. Onu hastaneye sevk etmeyen, yoğun bakıma sevk etmeyen doktordan hesap sorulmayacak mı? Onu o şekilde görüp bildirmeyen görevlilerden hesap sorulmayacak mı? Onu o şekilde Silivri’den, Metris’e darp cebir raporu olmadan gönderen müdürden, müdür yardımcısından hesap sorulmayacak mı? Bu kadar ucuz mu insan hayatı bu ülkede? Benim kardeşim neden ölsün? Neden yürüyerek gitti? Bunu tedavisiz, bakımsız, işkenceli bırakıp kaybettik orada biz. Sonra yalandan, bir şekilde “Silivri’den kendi talebiyle biz sevk ettik.” biz bunlara inanmıyoruz, araştırılmasını istiyoruz. Benim kardeşimin 26 Haziran 2026 tarihinde yaptığım bir görüşme var. Kapalı görüşme, ses kaydı var, kamera kaydı var. Çıkarıp incelenebilir. Kardeşim beni tanımadı. Bunlar belli, bunlar görünüyor. İki santim şişmiş kardeşimin gözü.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Melek Hanım şimdi çok korkunç bir olay var. Bakın ben az evvel de söyledim. Bir milletvekili olmaktan ziyade bir hekim olarak bu duruma isyan ediyorum. Kendimi tutamıyorum. Gerçekten korkunç bir olay. O cezaevinin müdürü bir an evvel açığa alınmadı. Açığa alınmıyorsa onu açığa almayan Adalet Bakanı görevden alınmalı. Çok net bir şey söylüyorum kardeşim. Bu memlekette insan hayatı bu kadar mı ucuz ya? İnsanımız bu kadar mı değersiz? Bu nasıl bir rezalettir? Bakın bir şekilde gözaltında darp edilmiş veya cezaevinde darp edilmiş olabilir. O da kabul edilecek bir durum değil. Onun da hesabı sorulmalı fakat 26 Haziran’da bir tespit var. Melek Aksu’nun tespiti anında Özcan Aksu yoğun bakımı olan bir hastanede yoğun bakıma kaldırılmalı ve takip edilmeliydi. Hekim görüşü bu. Ben bunu söylüyorum. Ben bir hekim olsam anında bunu yapardım, yapılmamış. Rezalet devam ediyor. 30 Haziran gidiyorlar belli ki hasta mahpus hücresinden bile çıkamıyor. Bakıyorlar iyice iş kötüye gitmiş. 2 Temmuz’da nasıl olmuşsa hangi sağlık kurulu kararıyla Metris’e sevk ediyorsun kardeşim? Sağlık kurulu raporu lazımdır bir hastanın Metris’e sevki için kafandan mı sevk ediyorsun cezaevi müdürü? Bu ne rezalettir? Metris’e gidiyor, haklı tabii Metris’teki adam böyle bir mahpusu kabul etmez çünkü cezaevi girişlerinde sağlıklı girip girmediğine dair bir kabul vardır. Nasıl bir şekilde alındığı kayıt edilir. Metris bakıyor olacak bir hasta değil. “Kardeşim bunu niye getirdiniz? Belli ki Metris Cezaevi ve 2 nolu arasında bir kriz yaşanıyor. “Kardeşim bu bu adamı nasıl böyle gönderdiniz bize? Kim alıyor bunu? Kim gönderdi bunu?” demiştir Metris’in müdürü. Ardından alıp hastaneye gönderiyorlar ama her şey için çok geç. Özcan Aksu 3 gün sonra da vefat ediyor. Böyle bir rezalet olabilir mi? Daha hala nasıl bir yetkili görevde kalabiliyor? Programın başında da söyledim. Bunun gibi onlarca vakayla uğraşmış bir insanım ben. 1 yıl önce de Manisa Alaşehir M Tipi Cezaevi’nde 72 yaşında bir mahpus Hüseyin Parlak aşırı sıcaktan öldürüldü. Cezaevi’ne hastaneye gitti geldi şudur budur derken bize verilen cevaplar hikaye yani. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bize cevap gönderiyor. Alıp o cevabı suratlarına çarpmak lazım. Utanmadan cevap gönderiyorlar. Ya bir insan ölmüş kalkıp bana hikaye anlatıyor. Özcan Aksu için şimdi biz Bakanlığa soracağız. Biliyorum 1 yıl sonra mesele unutulduktan sonra abuk sabuk cevaplar yollayacaklar. Ya sizin hiç mi yüzünüz kızarmıyor? Ya resmen bir cinayet, bir katliam yapılmış. Gencecik, 31 yaşındaki bir insan resmen öldürülmüş arkadaşlar ya. Böyle bir olay olabilecek bir şey mi ya? Şu anda bakın, Melek Hanım arabada görüyorsunuz. Araba adliyenin önünde. Suç duyurusu yapacaklar. Oradan bize yayına bağlanıyor. Aile neye uğradığını şaşırmış durumda. 22 Haziran’dan önce normal süren hayatları bir anda tepetaklak oldu. 15 gün içinde başlarına gelmeyen şey kalmadı. Ya böyle bir ülke olabilir mi arkadaşlar? Nasıl bir şey? Bir hata, suç, bir şey olabilir, gözaltına alınabilirsiniz, can mal, hukuk güvenliğiniz olmalıdır ama bir bakıyorsun gözaltına alınmışsın haber verilmemiş, tutuklanmışsın haber verilmemiş, kendi başına hapishane hapishane kardeşini arıyorsun, en sonunda buluyorsun, kapalı görüşte bir bakıyorsun kardeşinin bilinci yok olmuş. Kabus gibi bir hikaye. Melek Hanım ne diyorsunuz? Ne yapacaksınız? Neler yapıyorsunuz şu anda? Adliye’nin önündesiniz. Nedir bu rezalet? Neler yapmayı düşünüyorsunuz?
Melek Aksu: Biz Yeni Bosna Adli Tıp’tan cenazemizi alıp Küçükçekmece gasilhanesine götürüp yıkadık kefenledik fark etmediğimiz o morlukları da fark ettik. Dizinden ayak bileğine kadar ve ayak altındaki morluklar bir de üstüne burun kırığını da görünce olayın şokuyla, duygusallığıyla, ağlamaklı halimizle Özcan’ın fotoğraflarını çekmek aklımıza gelmedi fakat köyümüze, Muş’a doğru yola çıkarken evde, Alazlı köyünde, kapının önünde maalesef bize kefeni açıp kardeşimizin fotoğrafını çekmek zorunda bıraktılar. İşkencenin izleri açık bir şekilde benim telefonumda, ailemizin telefonunda var. Hem kefeni açarken videosunu çektik hem de açık açık morlukların fotoğrafını çektik. Hepsi bizde var. Bunları da dosyaya sunduk. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na biz suç duyurusunda bulunduk. Şu anda da ben Silivri’deyim. Silivri Adliyesi önündeyim. Burada da bir suç duyurusunda bulunacağız ve birazdan cezaevine gideceğiz. Görüşebilirsek cezaevi savcısıyla görüşeceğiz. Cezaevi müdürüyle görüşeceğiz. Kardeşimin ölümü üzerinde kimin ihmali, kastı, kusuru varsa hepsinin doktorundan hemşiresine, gardiyanından, müdürüne kim varsa cezalandırılmasını ve adaletin önüne teslim edilmesini istiyoruz. Hiçbir şey benim kardeşimi artık geri getirmeyecek ama benim annem babam ailemiz biz Özcan’ı sevenler olarak bunları yapanlar bunların yanına kar kalmamalı. Benim kardeşimi ölüme terk edenler benim kardeşime işkence yapanlar onu dövenler kaşını gözünü patlatanlar görevlerinin başında şu anda onlar orada çalışıyorlar. Kimlikleri belli değil. Kim oldukları belli değil. Kimin yaptığı belli değil. Çıkarın ortaya başkalarının çocuğu ölmesin. Biz Özcan’ı kaybettik. Başka Özcan’lar ölmesin. Adaletin önüne teslim edin bu insanları. Bir daha bu gibi vakalar yaşanmasın. Elinizdeki bir candı devletin gözetiminde bir candı dövülerek işkenceyle katlettiler bizim kardeşimizi. Gencecik 31 yaşında kardeşimizi biz kaybettik. Bunu bize reva gördüler. Bakım olsa bakılsa 26 Haziran’da benim gözlemim hatta gardiyanın gözlemi de var. Mevcut kamera kayıtları var. Hastanenin yoğun bakımına yatırılsaydı benim kardeşim ölmeyecekti. Biz cenazemizi almayacaktık. Biz kardeşimizin elinden tutup gidecektik, öldürdüler. İçeride ölümünü izlediler. Ölüme terk ettiler kardeşimi. Suçu mu var? Cezası mı var? Varsa ver cezasını yatsın. Devletin gözetiminde neden öldürüyorsun? Neden kendi cezanı kendin kesiyorsun?
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Siz suç duyurusunu yapıyorsunuz. Biz de Adalet Bakanlığı nezdinde soru önergesiyle bu konuyu soracağız, takip edeceğiz, takibimizde. Ayrıca Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na bu konuyu soracağız. İstedikleri kadar örtbas etmeye çalışsınlar. Sağlık Bakanlığı’na soracağız, durum nedir? Tüm ayrıntılı incelemeleri, tetkikleri soracağız. Bakanlıklardan bilgi isteyeceğiz ve konuyu takip edeceğiz. Siz de adli olarak takibinizi yapın, suç duyurunuzu mutlak surette. Bir ihmal olur, iki ihmal olur, ya üç ihmal, bin ihmal olunca da işte böyle ölüm olur. Bakın o kadar üst üste gelmiş ki gerçekten sizi dinleyince çıldırıyorum. Dünyanın en büyük kentlerinden birisinde 2026 yılında, 21. Yüzyıldayız sanki taş devrindeyiz. Şu rezalete bakın. Böyle bir olay yaşanmış. Allah rahmet eylesin, Allah size sabırlar versin, mekanı cennet olsun inşallah. Çok zor bir olay gerçekten büyük bir acı yaşadığınızın farkındayım. Bir açıklama yapılmaması olacak bir şey değil. Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ve Adalet Bakanlığı’nın bir resmi açıklamasını görmedik. Ben olayı yakından takip edeceğim. Öncesinde İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nda bu tür vakaları çok takip ettik. Zaten takip ediyorum bir insan hakları savunucusu olarak. Siz işlemlerinizi yapın. Konu bizim takibimizde.
Melek Aksu: Biz Özcan Aksu’nun ailesi olarak adalet istiyoruz. Biz kardeşimize bu işkenceyi yapan, vücudundaki morluklara sebebiyet veren, onu o şekilde bırakan, hücreye tıkayan, hastaneye sevk etmeyen bütün sorumlulardan hesap sorulmasını istiyoruz. Adalet Bakanı Akın Gürlek’ten özellikle ricada bulunuyoruz. Özcan Aksu’nun ölümüne ilişkin kimin suçu, kusuru, ihmali, taksiri varsa ortaya çıkarılıp Adalet önünde yargılansınlar bu insanlar.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Şimdi Adalet Bakanı: “Ben müthiş adalet bulucusuyum.” diyor. “10-20-30 yıl hatta 40 yıl önceki Türkiye’nin tartıştığı önemli cinayetler olayları masaya yatırıyorum, onları buluyorum.” diyor. Uğur Mumcu, Muhsin Yazıcıoğlu gibi. Sayın Bakan Akın Gürlek oralara gitmene gerek yok. Buyur 5 Temmuz’da hayatını kaybeden Özcan Aksu’nun olayını bul. Marifet budur. Bırak o olayları. Bırak geç onları Allah aşkına. Cilalama, göz boyama işlerinden vazgeçin Sayın Adalet Bakanlığı. Buyurun kardeşim. Bulan bulurdu. Tek bir istifa eden yetkili yok. Görevden alınan yok. Affedilen yok. Bu ne rezalettir? Bir araştırma yok. Gerçekten olacak şey değil. Aileye başsağlığı diliyorum. Size ve tüm yakınlarınıza, annenize, babanıza, kardeşlerinize taziye dileklerimi lütfen iletin Melek Hanım. Biz konunun takipçisi olacağız ve bilaharede görüşeceğiz. Bugün de yayınımızı burada bitiriyoruz değerli izleyenler. Haftaya, salı günü saat 21.00’da buluşana kadar hepinize hayırlı akşamlar, hoşça kalın.



























Yorumlar