10 Eylül 2025
Bir siyasi partinin il başkanlığına yönelik ağır polis tacizi ve yargının bypass edilmesi Kabul edilecek bir olay değildir. Mahkemelerin bypass edilmesi, YSK’nın karar vermesi gerekirken birtakım mekanizmalarla iktidarın istediği şekilde karar alan mahkemeler ve ardından İstanbul İl Başkanlığı önüne polis yığılması iktidarın demokrasiye vurduğu bir darbedir başka bir şey değil de Türkiye maalesef bugünleri de görmüştür. Kabul edilecek hadiseler değildir. Bunu özellikle söylemiş olalım.
Ayrıca bakın Türkiye’de her gün başka yeni skandallar yaşanıyor. Onlardan başta gelen iki vakayı size aktarmak isterim. Cezaevlerinde her gün ama her gün çok vahim ölüm hadiseleri gerçekleşmektedir. Son 2-3 hafta içinde iki ayrı yaşlı hasta mahpus hayatını kaybetti. Çok büyük hatalarla, ihmaller ile, kasıtlarla adeta cinayet gibi ölümler yaşandı.
İzmir Menemen R Tipi Cezaevi’nde İbrahim Güngör. Manisa Alaşehir Cezaevi’nde Hüseyin Parlak. İkisi de bir hekim olarak araştırdığım zaman hasta ve yaşlı olmalarına rağmen inanılmaz hatalarla ve cezaevinde tutma ısrarıyla öldüler. Resmen cinayet başka hiçbir şey değil. Bakın Adalet Bakanı’nı ve Sağlık Bakanı’nı bu konuda açıklama yapmaya davet ediyorum. Adli Tıp Kurumu’nu açıklama yapmaya davet ediyorum. Ben konuyu biliyorum. Bakın ilk önce tüm hastane raporlarını inceledim. Hüseyin Parlak’ın durumu çok ağır bir şekilde sıcak bir ortamda tek başına hücrede yaşayan bir mahpusun su ve tuz kaybı yaşayarak ölmesi. Bununla ilgili tüm hastane evraklarına ulaştım. Sodyum 132 olması gerekirken 108’e düşmüş. Bu ne demektir tıbbi olarak? Ölüm demektir. Adamın o kadar şikayetine ragmen adamı hastaneye götürmeyip hastaneden tekrar cezaevine getirip günlerce orada tutarsanız o aşırı Manisa sıcağında ölür arkadaşlar ve kişi öldü. Hesap veren, açıklama yapan tek kişi yok.
İkincisi İbrahim Güngör. Bakın elimde Mart 2025 tarihli Adli Tıp Kurumu raporu var. Bunu da incelediğim zaman bu denli ağır bir hastanın cezaevinde tutulmaya devam etmesinin ölüme yol açabileceğini o zamanlarda söylemiştim. Burada basın toplantılarımda defalarca söylemiştim. “Bu kişi evde bakıma muhtaç bir hastadır. Etmeyin, eylemeyin, yazıktır, günahtır. Sizin babanız yok mu?” demiştim ve sonunda ne oldu? Dediğimiz oldu ve hasta mahpus vefat etti. Bu da resmen bir cinayet. Başka hiçbir şey değil. Adli Tıp Kurumu Menemen R Cezaevi’ne gitsin dedi. Orada bakım yetersizliği yaşandı. Tekrar adli tıp kurumuna başvurdu ve tekrar cezaevinde kalabilir raporu verildi. Hasta, yaşlı bu kişi işte her türlü hastalığı vardı. Beyninde bir sürü rahatsızlık var, şant var, alzheimer var ve başka bir sürü kronik hastalığı var. Bu kişi cezaevinde tutulmaya devam edildi. Defalarca hastaneye gitti, geldi. Hastaneden döndüğünde artık öleceği belliydi. Buna rağmen cezaevinde tutuldu ve öldü. Ya bu rezalettir. Bu skandaldır. Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç bu konuda bir açıklama yapmalı. Susarak geçiştiriyor. Sorduğunuz zaman Sayın Adalet Bakanı diyor ki: “Türkiye bir hukuk devleti.” Ne hukuk devleti kardeşim? Cezaevlerinde hasta mahpusların öldüğü bir ülkedir. Böyle bir rezalet olmaz ya. İnsan canıyla oynuyorsunuz. Bu dünyada hesap vermeyeceğinizi sanıyorsunuz ama Allah’a şükür ki öte dünya var ya. Allah’a şükür ki öte dünya var ya. Resmen cinayet gibi insanlar ölüyor. Ondan sonra da herkes pişkin pişkin suratını yere eğiyor bir şey söylemeden kurtulduğunu zannediyor. Allah’a şükür ki öte dünya var. Bütün bunların hesabı verilecek bu insanlar resmen katledildi ya başka bir şey değil resmen katledildi. Bunları bir hekim olarak çok net bir şekilde gördüm. Şu raporları bakın okuduğum zaman olacak işler değil bunlar. Kabul edilecek bir durum değil.
Bu iktidar bakın Filistin konusunda atıp tutar ya! Bir İspanya kadar olamadınız. Bir İspanya kadar olamadınız. Bakın İspanya 9 maddelik İsrail’e yaptırım açıkladı. Onları inceledim. Bakın şurada var. 9 maddelik yaptırım. Türkiye bunları bile yapamıyor ya. Filistin Halkı Türkiye’den çok şey bekliyor ve sonunda da “Bizi büyük hayal kırıklığına uğrattınız.” diye mektuplar gönderdiler Sayın Erdoğan’a aAma bakın İspanya 9 maddelik bir yaptırım listesi açıkladı. Vallahi Türkiye onları yapamıyor. Yapmak istemiyor. Nedir? İspanya limanlarından geçiş yasaklanacak. Askeri teçhizat alım satımı yasaklanmıştır. Tüm resmi uçakların İspanya hava sahasına girişi yasaklanmıştır. Daha geçtiğimiz günlerde Sayın Hakan Fidan Meclis’te “Hava sahamız kapandı” dedi. Peki o zaman buradan soruyorum Sayın Hakan Fidan’a. Sayın Fidan 2 yıla yakındır bu soykırım döneminde ve öncesinde askeri hava sahasını nerelerde açtınız İsrail uçaklarına? Bana bir cevap verir misiniz? “Daha yeni kapattık.” diyorsunuz. Demek ki soykırım sürerken İsrail uçakları Türkiye hava sahasını kullanmış arkadaşlar. Peki Sayın Fidan çok net ve önemli bir soru soruyorum sana. Nereleri kullandı İsrail uçakları? Filistin’de iyi bombalama yapmak için antrenmanları Türkiye’nin hangi hava bölgelerinde yaptı 2 yıla yakındır bana açıklar mısın? Bitirdik demişti geçen hafta. Kardeşim devam ettiği dönemde neler yaptınız bir açıkla. Bakın bir İspanya kadar olamadınız ya. Devam ediyorum. Diyor ki: “Yerleşimci İsraillerin işgal ettiği yerlerde yaptıkları ürünleri kesinlikle ithal etmeyeceğiz.” İspanya bunu diyor. Türkiye bunu yapabiliyor mu? Hayır. “Bakanların İspanya’ya girişini yasakladık.” diyor. Türkiye böyle bir karar alabildi mi? Hayır ve İspanya Büyükelçisini İsrail’den geri davet etti İspanya’ya. Türkiye böyle bir şey yapabildi mi? Hayır. Devam ediyoruz. İspanya çok güçlü bir şekilde Filistin’e destek vermiş, Türkiye yapabiliyor mu? Hayır. Bunun gibi birçok madde net bir şekilde görüyoruz ki Türkiye’nin yapmadığı yapamadığı maddeleri İspanya yapmış. Bir İspanya kadar olamadıkları çok net ortada. Küresel Sumud Filosu ise Akdeniz’de ilerliyor. Kalbimiz, ruhumuz, her şeyimiz onlarla birlikte umarım etkili bir şekilde destekler ve Küresel Sumud Filosu’nun bu direnç filosunun kamuoyunda önemli bir Filistin gündemi ve İsrail karşıtlığı soykırımı gündem etmesini sağlayabiliriz hep birlikte diyorum.
Bir başka vahim vaka bakın Türkiye son 3-4 gündür neyi konuşuyor arkadaşlar? Şu 16 yaşındaki çocuğu konuşuyor değil mi? Bakın kim bu? 16 yaşında iki polisin ölümüne neden olan Eren Bigül. Şimdi bu çocuğu niye gündem ediyorum? Düşünün, 16 yaşındaki gençlerin artık karakollara saldırdığı bir vahim dönemi yaşıyoruz. Belli ki birileri doldurmuş, kandırmış, karakola saldırtmış. Daha doğrusu çocuklarda suç işleme oranı bu denli artmış durumda. Uyuşturucu, silah ve benzeri suçlarda büyük bir artış var. En sonunda da bir tane çocuk, çünkü 18 yaşına daha gelmemiş, bir çocuk karakola saldırıp iki polis öldürüyor ve İŞİD’den ilham aldığı belirtiliyor ilk yapılan belirlemelere göre. Peki İŞİD’den, El Kaide’den ilham alan bir kişi de Türkiye’de bir büyükelçi öldürmüştü. O zaman niye işin üstünü kapattınız? O zaman işin üstünü kapattınız. Şimdi bakın 16 yaşındaki İŞİD’den ilham alan çocuk karakola saldırıyor. Ha öyle yok. Bakın biz sizin iç yüzünüzü ifşa edeceğiz. Şu görüntüyü hatırlarsanız Mevlüt Mert Altıntaş Kasım 2016’da Rusya’nın Ankara Büyükelçisini öldürmüştü. Şimdi bu kişinin tüm radikal örgütlerle bağlantısı ortaya çıkmıştı. Son zamanlardaki yaptıkları ettikleri ortaya çıkmıştı. Buna rağmen bu işin üstünü örtmeye çalışmıştı iktidar… …ve soruşturmayı tavsattı, sulandırdı. Ne yaptı? Bir başkasının üstüne atmaya çalıştı. Evet, Şahin Söğüt isimli bir mahpusla görüştüğümüz Sincan 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde anlattıkları dehşet vericiydi. Ağırlaştırılmış müebbet almış bu kişi ve “Hiç tanımadığım, hayatta hiç görmediğim Mevlüt Mert Altıntaş’a talimat verip bu cinayeti işlettiğim söyleniyor. Ben hayatta böyle birisini tanımıyorum ki. Haberim bile yok.” ama hani böyle fıkralara bile konu olmuştur. Karakolda adamı sorguya, işkenceye alırlar. Hiç olmadığı bir şey olduğunu yüksek sesle beyan etmeye başlar. Böyle fıkralar bile uydurulmuştur. İnanılmaz bir şekilde Türkiye’de karakollarda, sorgularda o denli işkenceler yapılmaktadır ki bu işkenceli sorgular sonrasında kişilerin hiç olmadıkları bir şeyi oldukları yönünde beyanlarının olduğunu hepimiz biliriz. Bakın bu mesele “İşte sen FETÖ’cüsün kardeşim FETÖ bu cinayeti işledi darbe ile başaramadığını bununla yaptı.” denilerek Şahin Söğüt’ün üstüne yıkılmış fakat bu arada bakıyoruz ki ya bu cinayeti üstlenen Suriye’de radikal örgütler var. Onlar demiş ki bu cinayeti biz üstlendik. Bakın bildiri yayınlanmış. “Biz üstlendik bu cinayeti.” Denilmiş ve buna Türkiye’de bugün üstü örtülmüş. Öylesine bir soruşturma yapılmış ki akıllara zarar. Dosyaları inceledim ve inanılmaz şeyler gördüm. Mevlüt Mert Altıntaş Ankara’da Rusya Büyükelçisi’ni öldürdükten sonra Suriye’deki radikal örgütler büyük sevinç gösterileri yaptı çünkü onların planladığı bir cinayet başarıyla sonuçlanmıştı ve onlar üstlendi bu cinayeti. Ya Rus Büyükelçisi’nin eşi Marina Karlov bile Rusya gazetelerine dedi ki: “Türkiye iktidarı bu işin üstünü örtüyor. Ben biliyorum ki tutuklananlar katil falan değil ve bu gerçek katiller, azmettirenler hiçbir zaman bulunamayacak. Biz bu işi anladık, Türkiye bu işin üstünü örtmeye çalışıyor ve karartmaya çalışıyor. Öldürülen büyükelçinin eşi Marina Karlov’un sözleri bunlar yahu. Her yerde söz söyledi tüm delilleriyle gösterebilirim. Ne oluyor? Üç beş tane insanı bulup “Vay siz katilsiniz ağırlaştırılmış müebbet” diye içeri atıyorlar. Peki onların sorguları nasıl olmuş? Bakın, öylesine ilginç sorgular olmuş ki, bu kişilerin sorgusunda savcı; “Bana konuş, birilerinin ismini ver, sana estetik ameliyat yaptırayım, salıp göndereyim. Birilerinin ismini vermezsen de seni de tutuklarım, eşini de tutuklarım, çocuğunuzu da Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu’na attırırım.” demiş. Daha sonra bu kişi tutuklanmış, elde hiçbir delil olmamasına rağmen. Daha sonra bu kişinin tüm avukat görüşleri kısıtlanmaya başlanmış, kamerayla izlenmeye başlanmış. Daha sonra avukatı da tutuklanmış. İkinci avukatıyla görüşleri de tekrar kamerayla tespite başlanmış. Kendisine yönelik iddialarla ilgili dosya verilmiş mi sanığa? Hayır, o da verilmemiş. Bakın, öylesine yargısız infaz yapılmış ki Segbis’ten ifade vermiş, Segbis’teki yanlış ifadeler düzeltilmemiş. Kendisine gözaltında ağır işkence yapılmış Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde Abdülkadir Türkyılmaz ve ekibi tarafından bunu beyan ediyor. Ağır işkence yapılmış, makata cop sokma ve benzeri neler neler yapıldığını iddia ediyor Şahin Söğüt ve ardından bu kişi mahkemede işkence ile ilgili bu beyanlarda bulunuyor. Hakim harekete geçmiyor. Her şey örtbas ediliyor. Katil Mevlüt Mert Altıntaş’ın kendi şahsi bilgisayarı ortada yok. Başka arkadaşlarının bilgisayarı araştırılıyor ve onlardan elde edilen bilgilerle hareket ediliyor. Katil Mevlüt Mert Altıntaş’ın cep telefonu yok ortada bununla ilgili bir araştırma yok. Katil Mevlüt Mert Altıntaş’ın cinayetten birkaç saat önce görüştüğü ikisi yabancı uyruklu üç kişiyle ilgili HTS kayıtları var. Bu HTS kayıtlarında kişilerin ismi de belli fakat bunlar Didim’den bir otelden Mevlüt Mert Altıntaş’la cinayet öncesi görüşüyorlar. Bu kişilerle ilgili HTS kayıtları ve takip soruşturma yapılsın deniliyor. Bu konuda da mahkeme hiçbir adım atmıyor. Güya “tefrik ettik bakarız ederiz.” deniliyor. Dosya verilmiyor sanığa. Tam bir yargısız infaz mahkemesi yapılmış. Incelediğim zaman inanılmaz şeyler gördüm. Kendi aleyhine işkence altında ifade veren sanığın çektiği ifadeyi dikkate almamışlar, çekmesini kabul etmemişler. Avukatlar ağır baskı altında kalmış. Marina Karlov’un Suriye bağlantıları araştırılsın demesi incelenmemiş. Katilin bir müddet cemaat evlerinde kaldıktan sonra radikalleşip Selefi örgütlere katılması hikayesi araştırılmamış. Birtakım kişiler mahkum edilmiş ve burada adil olmayan bir yargılama yapılmış ve daha neler neler arkadaşlar bu kısıtlığın artık bitirilmesiyle avukat görüş kısıtlığının bitirilmesiyle ilgili başvurular sürekli göz ardı edilmiş. Sanığı suçlu ilan etmek için kırk takla atan bir mahkeme var. Tüm ayrıntısıyla araştırdım ve inanılmaz şeyler gördüm bu mahkemede. Katil Mevlüt Mert Altıntaş’ın radikal selefi örgütler adına bu cinayeti işlediği ayan beyan ortada arkadaşlar. Ayan beyan ortada. 2016’daki bu cinayetin üstünü o dönemler Türkiye iktidarı Suriye’deki radikal örgütleri desteklediği için kapatan zihniyet bugün İzmir’deki 16 yaşındaki çocuğun iki tane polis öldürmesini de seyrediyor. Hiçbir şey diyemiyor ama işte gerçekler ortaya çıkıyor arkadaşlar. Bir şeyin üstünü yalan dolan iftirayla ona buna mal etmeyle örtmeye çalışırsınız. Aradan sekiz dokuz yıl geçer yine patlak verir bu iş. İşte bu işler böyledir. Bunu da net bir şekilde söyleyelim. Son derece önemlidir. Bakın elimde var . Şu kişiler katilin cinayetten az evvel görüştüğü üç kişininHTS kaydının incelenmemesi ne demek ya? Böyle mahkeme mi olur ya? Ya resmen bir komedi orta oyunuyla insanlar ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilmiş. Sen o kişinin eşisin, al sana da bir ceza. Elde bir delil olmadan delilsiz, mahkeme kendi kafasından kurgu yaparak cezalar vermiş. Kimin vicdanı kabul edilebilir? Suçsuz, günahsız bir insanın 9 yıldır işlemediği bir cinayetten dolayı ağırlaştırılmış, müebbet yatarak çok ağır koşullarda yatması hanginizin vicdanı kabul eder arkadaşlar gelin şu dosyaları bir inceleyin ya Türkiye’de bura rezaletlikler işlenmekte ve daha sonra “Güneş balçıkla sıvanmıyor” kalkıp başka bir çocuk gidip radikalleşmiş bir çocuk bu sefer büyükelçi değil karakol basıyor polis öldürüyor. Bunlardan sorumlu olan bu iktidardır arkadaşlar. Bu işlerin üstünü örten bu iktidardır. Başka bir şey değildir. Bunu da size söylemiş olalım.
Şimdi geçtiğimiz hafta Sincan 1 No’lu F Tipi Cezaevi ziyaretleri yaptım ve orada da Türkiye’de adil olmayan yargılamalar sonucu neler neler yaşandığını gördüm. Görüştüğüm Aydın Gündüz darbe gecesi bir şeye karışmadığı halde darbeci ilan edilen bir eski tümgeneral; “Çok zulme uğradık. Hulusi Akar da bütün bu işlere göz yumdu ve şu anda CHP de şu ana kadar bizim yaşadıklarımıza ses çıkarmadı ama şu anda kendisi bunları yaşıyor. Zulme karşı susmamak gerekiyormuş. Herkese adalet, herkese özgürlük demek gerekiyormuş dedi bana.
Yine bir başka mahpus Alaeddin Kaya, 75 yaşında bir hasta mahpus. Kendisi Ağır sağlık sorunları yaşıyor. Vertigosu var ve bu yüzden düşmüş. Boyun fıtığı olmuş. Yanıma tekerlekli sandalye ile getirildi. İki yıldır Etlik Şehir Hastanesi’ne gidip geliyormuş. Bir türlü tedavi ve ameliyat başlanmamış. “Çok zorluk çekiyorum.” dedi. Urfa’da ünlü bir ailenin çocuğuymuş. “Dedem birçok iyilik yaptı insanlara ve sonunda biz de bu denli ağır bir zulme maruz kaldık maalesef.” dedi. Hayatta yaşadığı hatıraları bana anlattı. “Ben herkese yardımcı olmaya çalıştım ama bu yaşlı halimle yine de herkesi affediyorum. Kimseye kin nefretim yok ama yine de adalet istiyorum ve hastalıklarım için ayrımcı muamele yapılmaması gerektiğini söylüyorum.” diyor. İki aydır bir ambulans bulunup da beyin cerrahi bölümüne götürülmemiş. Bunu cezaevine de söyledik. Umarım bitirmişlerdir. 4 aydır şeker kontrolü yapılmamış ve oldukça zorluklar yaşıyor. Bu kişiler de ölüp gittikten sonra ne diyeceksiniz Adalet Bakanlığı? Bakın insanlar cezaevinde çok kötü şartlarda kalıyor. Kin nefretle işler yürümez. Birilerine yönelik hasmane duygularınız yüzünüzden adalet duygusu gölgelenmesin. Hasta mahpuslar bu denli zulme maruz bırakılmamalı. Bunu da söylemiş olayım.
Sedat Zavar, Sincan 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde. O da adil olmayan bir yargılamayla çok ağır bir şekilde yargılandığını iletti. Birçok mahpus savcılardan gördüğü muameleyi anlatıyor da insan kulaklarına inanamıyor. Savcı: “Bu adamdan boşan yoksa seni de tutuklarım.” demiş. Ardından Babası rahatsızlanmış, annesi 2.5 yıl ziyaretine gelememiş. Eşi kendisinden boşanmış. Eşi ve üç çocuğu var. Yıllardır ağır depresyon ilaçları kullanıyorlar. İnsanları bakın bu denli mahveden, adil olmayan yargılamalar yaşatıyorsunuz. Evleri basılan aileler, kapıları kırılan aileler, korkudan gözleri fal taşı gibi açılmış çocuklar, neler neler yaşandı bu ülkede mahpuslar anlatıyor. Gerçekten inanılmaz hadiseler yaşanmış durumda. Ciddi bir delil olmadan insanları mahkum etmek Türkiye’de çok kolay arkadaşlar. Bunu görüyoruz. Dosyaları incelediğimiz zaman afaki ön yargılarla insanların ağır bir şekilde cezalandırıldığını net bir şekilde görüyoruz.
Yine bir başka kişi Osman Ünlü Sincan 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde bu kişi de 15 Temmuz gecesi televizyon ekranlarına gece saat 03.00’da çıkıp “Ben darbeye karşı mücadele ediyorum.” diye açıklama yapan ve bu konuda uğraş veren bir insan olmasına rağmen darbeci diye tutuklanıp ağır bir şekilde mahkum edilmiş. Daha nice böyle insan var gerçekten. İnanılmaz hadiseler yaşanmış. “Darbecilere karşı askeri harekat yapayım.” diyen fakat buna rağmen günün sonunda darbeci diye tutuklanıp mahkum edilen bir insan, Polatlı Topçu Okulu komutanıymış zamanında kendisi. Adil olmayan bir yargılamayla durup dururken “Düğüne gittiğim 15 Temmuz gecesi başıma gelenlere bak Ömer Bey.” dedi bana.
Yine İlyas Akyar, Sincan 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde özel kuvvetlerde bir astsubaymış, Cumhurbaşkanı Muhafız Alayı’na çağrılmış, Genelkurmay’a gitmeye çalışmışlar. Oraya da gidemeyip geri dönmüş, buna rağmen hiçbir kurşun bile sıkmamasına rağmen. Darbeyle ilgili çatışmaların olduğu yere gitmemesine rağmen darbeci ilan edilmiş. Bu da vahim bir başka vaka.
Kazım Avcı, 71 yaşında sol bacağı tamamen protez hasta bir mahpus. Zamanında tren kazası yaşamış. Evet bu kişi de ağır bir şekilde hasta mahpus ve bu kişi de şu anda ağır sağlık ihlallerine uğruyor ve sağlık kurulu raporu yok. Bir an evvel sağlık kurulu raporu çıkıp infaz erteleme ile ilgili değerlendirmenin yapılması lazım.
Memduh Boydak ise yine Sincan 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde; “Biz Kayseri’de üniversite kurduk. Herkes bizi destekledi. Günün sonunda ise terörist ilan ettiler. Bankaya parayı ben yatırdığım halde eşime üyelik cezası verdiler. O kadar adil olmayan bir yargılama yapıldı ki. Biz yaptığımız her hayrı resmi defterimize işledik. Gizli saklı bir şey yapmadık. O zaman maliyeye gitsinler, sorgulasınlar. Maliye’yi terör örgütü olarak ilan etsinler. Böyle bir yapıya niye millet terör adına para veriyormuş, maliye bunu niye durdurmamış diye sorsunlar. Tüm yaptıklarımız kayıtlı, kuyutluydu, Maliye takibindeydi. En sonunda bizi terörist ilan ettiler. Bıraksalar AİHM’e gideceğim ona da gidemiyorum. Burada 6 tane üniversite bitirdim. 15 Temmuz’da girdik. Bin tane kitap okudum. Ben bu ülkenin en başarılı girişimcisiydim. Mallarıma kayyım atandı. Bizi ve şirketlerimizi mahvettiler.” diyerek çok üzgün ve tepkili olduğunu gözlemledim değerli arkadaşlar.
Her yerde inanılmaz gözaltı ve tutuklamalar yapılıyor. Geçtiğimiz günlerde Çankırı’da 3 genç öğrenci tutuklandı. Bu genç kadınların gözaltı ve tutuklanmaları da son derece garip oldu çünkü kimisini kaçırır gibi alıp götüren kişiler, “Biz Mit’teniz seni sorgulayacağız ondan sonra gözaltına alınacaksın şimdiden konuş.” dedi Veyahutta gözaltına alınan kişiler avukatsız ifade vermeye zorlandı ve bu muameleler sırasında bu gençler bayıldılar. Çok zor anlar yaşadılar. Avukatla görüşmeleri engellendi. Avukatlar bana tutanak ulaştırdılar. Bu tutanaklarda ağır ihlaller var. Bunu da bakanlığa soracağız İçişleri Bakanlığı’na. Avukatın hukuki yardım yapması engellenmiş, geciktirilmiş ellerinden geldiği kadarıyla. İnsan kaçırma dahil tehdit, baskı, psikolojik ve fiziksel şiddet uygulanmış. Avukatlar bunu söylüyor. Oldukça kötü muameleler ve sözler söylenmiş ve mesela birisine denilmiş ki; “Seni tutuklattıracağım. Görüşlerde annenle karşılıklı ağlayacaksınız. Annenin kalbi de buna dayanmayacak.” Annesinin kalp rahatsızlığı varmış. Bir gence bu söyleniyor. Bunlar 19-20 yaşındaki gencecik insanlar. Ağır bir baskı ve soruşturmayla en sonunda bu kişiler tutuklanıyor. Tutukluluk gerekçeleri de son derece basit. Sıradan hadiseleri, yapmaları başka bir şey değil.
Elimde Munzur Üniversitesi’ne bağlı bir kafeteryanın ihalesiyle ilgili sorduğum sorulara verilen cevaplarla ilgili bir soru önerge cevabı var. Şimdi bu Munzur Üniversitesi’nde neler oluyor kardeşim? Kaçıncı kezdir soruyoruz. Munzur Üniversitesi nasıl bir yerdir anlamak mümkün değil. Orada idarenin bazı daire başkanlarına baskı yaptığı onların istifa edip veyahut da başka yere naklini istediği yönünde önemli iddialar var. Kimse de bunu reddedemiyor. İhalelerde Süleyman Avcı isimli bir kişinin “Ben Mehmet Ağar’la, Abdullah Çatlı’yla, Rusya mafyasıyla çatıştım. Burada kan dökülmeden nizam sağlanmaz, akli dengem yok, mafyayım, adam öldürdüm.” şeklinde tehditler savurdu ve “kelle alacağım, kafa koparacağım” sözleriyle tehditler savurarak ihale aldığı iddia ediliyor. Biz bununla ilgili sorular sorduk. Çok vahim iddialar var. Bakın bir sürü soru sorduk ve bu soruların gelen cevaplarında YÖK de cevap vermiş, daha doğrusu asıl ayrıntılı cevabı rektör vermiş. Fakat rektör beyin verdiği cevaplara baktığınız zaman kendisiyle ilgili ithamlara kendisinin cevap verdiğini görüyoruz. Gidip orada bir müfettiş bunu araştırmış mı? YÖK soruyor; “Senin hakkında böyle iddialar var. Ne diyorsun?” O da; “Hayır yalan dolandır hepsi.” diyor. Kardeşim bir müfettişin yok mu? Yök’e soruyorum! Sen rektör hakkındaki ağır iddiaları rektöre soruyorsun. Rektör diyor ki: “Yok kardeşim yapmadım öyle bir şey. Vatan Millet Sakarya.” diye cevaplar vermiş. Ya kardeşim memlekette müfettiş mi yok YÖK s ana soruyorum! El insaf bu kadar ağır iddialar var. Gidip orada bir etkili soruşturma yapın, sorun, müfettiş gitsin, idari bir soruşturma yapsın. Bunlar yapılmıyor. Rektöre söylüyor. Rektör de”Vatan millet Sakarya” gibi cevaplar veriyor. “Efendim hiçbir mafyatik tehdit söz konusu değildir. Efendim kütüphanecilik mezunu olan Goncagül Ulaş Birdir kendi isteğiyle görev değişikliğinde bulunmuştur. O yüzden başka bir daire başkanlığına atanmıştır.” Diyor ama biz biliyoruz ki bunların arkasında bir sürü baskı, tehdit var. Eektör bey bunların üstünü örtmeye çalışıyor ve hiçbir şey yoktur. “Devletimiz Türkiye’nin ve dünyanın huzuru için her türlü liderliği yapmakta.” diye hamaset yapmakta. Bize böyle bir cevap vermiş rektör bey. Ben YÖK’e sesleniyorum YÖK başkanına; kardeşim böyle ağır iddialar var. Sen kalkıp oraya müfettiş gönderip bunları inceleteceğine hakkında iddialar olan kişiye soruyorsun. O da diyor ki: “Yok ben öyle bir şey yapmadım. İşler dört dörtlüktür. Yeri değiştirilen daire başkanlıkları canları istediği için oraya atandı.” arkadaki hikayeye bakıyorsunuz. Daire başkanı illallah demiş beni alın buradan demiş. Başka bir daireye alınmış. Arkadaki olayı gidip bir müfettiş biraz araştırsa zaten işler ortaya çıkacak ama araştırmak isteyen yok. Bakın daire başkanlarına baskı kurulduğuna dair bir şikayet var mı demişiz YÖK bize diyor ki: “Bakıyoruz araştırıyoruz inceliyoruz.” ya kardeşim ne zaman sonuçlandıracaksın? Yine Rektör Kemal Peker hakkında bir sürü şikayet var bununla ilgili bir araştırma yaptın mı diye soruyoruz YÖK diyor ki: “Ya bakıyoruz ediyoruz” şimdi belli ki YÖK rektörün arkasında rektörü korumaya çalışıyor.Rektöre soruyor. Rektör kendince cevaplar veriyor. Rektörle ilgili önemli iddiaları YÖK’e soruyoruz. YÖK diyor ki: “Ya işte bakacağız, inceleyeceğiz.” Allah bilir 2-3 yıl sonra her şey unutulduktan sonra cevap verecek. Ya memleketin hali bu arkadaşlar. Cevap diye bize gönderdikleri şey de bu maalesef. Bunları kabul etmiyoruz. Bu cevapları da kabul etmiyoruz ve olayı araştırmaya devam edeceğiz.
Birçok hak ihlali başvurusu bize geliyor. Şeref Gülen Ankara, Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde yatmakta. Avukatlarıyla görüştürülmediği bilgisi geliyor. Geçmiş yıllarda babasını kaybetti. Cenazesine bile yollamamışlar ve tahliye kararı olmasına rağmen cezaevi kurulu hala işi yokuşa sürüyormuş.
Kocaeli, Dilovası, Çerkeşli’de yer alan İntur İnşaat Turizm’de çok ihlal bildiriliyor bize. İşçiler diyor ki: “İş yeri belgesiz, kanunsuz iş kıyafeti yok, iş güvenliği yok. Çalışanlar belgesiz çalışıyor. Tehdit şantajla çalıştırıyorlar. Hiçbir elemanın belgesi yok. Belgesiz çalıştırma var. Forklift ehliyetsiz kullanıyor.” ya kardeşim bunlar doğru mu? Sayın Çalışma Bakanı. Nedir bu hal ya? Çok ağır iddialar var. Şimdi orada bir iş kazası daha doğrusu iş cinayeti olsa kim hesap verecek?
Cezaevinde yatan Erkan Demir’in hastaneye götürülmediği Bolu Gerede’de yatıyormuş ve Kartal Cezaevi’ne nakledilmediği yönünde bir başvurusunu da burada gündeme diyoruz.
Tıp hekimleri de bize başvurmuş, yurt dışında okuyan tıp hekimleri. Onlar diyorlar ki: “Yurtdışı tıp mezunları da TUS’ta Türkiye mezunları ile aynı kat sayı puana tabi tutulmalı. Yurtdışı mezunları için TUS ile aynı kapsamda olmayan sadece pratisyen hekimler için uygun bir STS tıp denklik sınavı oluşturulmalı.” diyorlar.
Hayvan hakları savuncuları bize birçok kez başvuruyor. Son çıkan yasa ile biliyorsunuz hayvanlar barınaklarda tutulacak fakat neredeyse 1 yıl oldu bu hayvanlar barınaklarda tutulacağına etkili bir kısırlaştırma yapılsa o barınaklardaki hayvan cinayetleri biterdi arkadaşlar. Biz bu yasa çıkarken de karşı çıkmıştık. Dedik ki: “Yeterli kısırlaştırma yapmadan hayvanları barınaklara atıyorsunuz orada çok kötü koşullarda ölüyorlar.” Bununla ilgili bir başvuruyu da yine gündem etmiş olalım.
Ertuğrul Çeliker Marmara 2 No’lu Kapalı Cezaevi’nde kalmakta. Bu kişi de 15 Temmuz gecesi Kuleli Askeri Lisesi’nde er olarak vatani görevini yapmaktayken “tatbikat var” diyerek götürülüyor. Bir er ya düşünün. Bir er yani ve ağırlaştırılmış müebbet alarak cezalandırılıyor. Bir er birilerinin emriyle bir yere götürülüyor “darbecisin” diye hayatı yakılıyor bunu nasıl kabul edersiniz arkadaşlar. Bir er darbeci olabilir mi ya! Bir sürü insan akrabaları vefat etmiş, evlenmiş, hiçbirinde olamamış. “Bütün sevinçlerimizden mahrum kaldı.” abim diyor abisi. “İlkokulu zar zor bitirmiş bir insanın darbeci olması nereden mümkün olur! Hiçbir iltisak, iltibatı yok. Bir gariban nasıl canını feda etmek üzere gittiği askerlikte vatan haini ilan edilir.” diyor.
Seyit Yıldırım, Sincan T Tipi Cezaevi’nde kalıyor. Temmuz’un 14’ünde denetimlisi geliyor fakat verilmiyor. Tahliye edilmiyor.
Bakın, Türkiye cezaevlerinde bebeğiyle kalan çok anne var. Onlardan birisi. Tuğba Baştuğ, bebeği Botan Baştuğu. Aslında bebekle cezaevinde kalmak yasal olarak mümkün değildir. Şuncacık bir bebekle cezaevinde kalan bir anne görüyorsunuz. Normalde 18 aylık olana kadar anneler bebekleriyle kalmamalı arkadaşlar ama bakın 2-3 aylık bir bebek ve annesi cezaevinde. Bu nasıl oluyor? Bunu açıklayın. Olacak işler değil. Diyarbakır Cezaevi’ndeymiş. Yakını bize başvurmuş. Diyor ki: “Anne babalar, yeni doğan bebekler için adalet istiyoruz. Diyarbakır 1 No’lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda adaletsizlik var, zulüm var, mahkumları eziyorlar, anne ve çocukların hayat sevincini alıyorlar.” diye başvurmuşlar bize.
“Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlarla süreli hapis cezası alanlar ile arasında eşitlik ilkesine aykırı durumlar var.” diye bize başvuru var. Ağırlaştırılmış müebbet mahpuslar çok ağır koşullarda yatıyorlar. Süreli hapis cezaları alanlara göre oldukça ağır koşullarda. Burada bir adaletsizlik olduğu yönünde ki başvuruyu da infaz açısından gündem etmemizi istemişler. Biz de gündem ediyoruz.
Salih Gören 5 yıldır siyasi suçtan Erzurum H Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde. Yargıtay lehine dosyayı bozmuş. Cezayı da bitirmiş ama keyfi olarak tutuluyor. Yargıtay en alt sınırdan ceza verin demiş fakat kişi 5 yıldır içeride ve şeker hastası. Cezaevinde insanları tutmak için kırk takla atan bir adalet sistemiyle karşı karşıyayız arkadaşlar.
Bilecik Gölpazarı Açık Cezaevi’nden bize başvurular var. Orada da bir salgın hastalık varmış. 40-50 kişi hepsi hastanelik ve yoğunluk cehennem gibi diyorlar. İshal kusma ve ateş durumundan muzdaribiz, hastalığımıza rapor verilmiyor. Ne hastane ne revir rapor veriyor. Cezaevi, Sağlık Bakanlığı ve kamuoyu duymasın diye uğraş veriyor ve doğru düzgün muayene ve tedavi edilmiyoruz. Ve yine bu cehennemi koşullardaki cezaevine gönderiliyoruz ve bazıları da “Şu alanda durdun.” diye kapalı cezaevine gönderiliyor. Kapalıya gideceğiz diye diken üstündeyiz burada.” diyor.
Ümit Çobanoğlu Antalya Yüksek Güvenlik Hapishanesi’nde 103 gündür açlık grevinde ve cezaevi idaresi görüş cezası veriyor. Oğlunu göremeyen bir veli yazmış bize. “Açlık grevini sonlandırması için gündem olsun.” diyor.
“Adıyaman Samsat Gölpınar Köyü’nde eşim Şahabettin Bilgin amcasının oğlu tarafından vuruldu. Çocuğum ve yeğenlerim hiçbir şey yapmadığı halde aylardır cezaevinde. Hem zarara uğradık hem de yakınlarımız cezaevinde. Adalet istiyorum ve naklini de Adıyaman’a talep ediyorum.” diyor.
Mahmut Özdemir Antalya S Tipi Cezaevi’nde 1 yıldır hastane sevkleri sürekli alttan alıp hastaneye sevk etmiyorlar. Tekli hücrede olan kişilerin pencereleri 2 milimlik sacla kapatılmış, hava alamıyorlar. Oldukça kötü koşullarda insanlar hapis yatıyor.” diyor.
Fatih Sarımehmet, Ankara 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde Genelkurmay Çatı Davası’ndan 11 kere ağırlaştırılmış hüküm yemiş, Genelkurmay’ı koruyacağız diye gönderilmiş bu kişi ve hiçbir şekilde olaya karışmamasına rağmen 11 kere ağırlaştırılmış müebbet verilmiş ve işkenceye maruz kalmış. Tekli hücrede tutuluyor. “Annem babam perişan, kardeşim 15 Temmuz’dan beri cezaevinde hiç silah kullanmamasına rağmen 11 kere müebbet hapis verildi.” diyor.
Arkadaşlar biz bakın iki sene önce 6 Şubat 2023 depremleri sonrasıydı. “Sen yağma yaptın.” denilerek bu kişi jandarma tarafından evinden alınıp karakola götürüldü ve karakolda jandarma tarafından Ahmet Güreşçi şu gördüğünüz kişi ve Sabri Güreşçi ağır bir şekilde darpa maruz kaldı. Hakaretler, dayaklar ard arda saatlerce sürdü. En sonunda ne oldu? Bu gencecik insan sapasağlam girdiği karakoldan cenazesi çıktı ve olayın üstünü örtmeye çalıştılar. “Yok işte karakoldan çıkarken, arabaya binerken kafasını vurmuş.” Dediler tutmadı. Biz o zamanlar da bu konunun üstüne gittik. Burada yoğun bir şekilde gündem ettim. Ben Ahmet Güreşçi’yi tanımam bilmem. Ne ile itham edildiğini bilmem. Fakat karakolda kötü muameleye uğramışsa evet o zaman işte insan hakları savunucuları devreye girer. Bir insanı gözaltına alabilirsiniz. Sorgulayabilirsiniz ama insani şartlarda. Ağır bir şekilde dayak atarak sorgulayıp onun ölümüne neden oluyorsanız burada çok vahim bir durum vardır. Şimdi bu Ahmet Güreşçi ile ilgili sonunda bir dava açıldı. Bakın aradan 2.5 yıl geçmiş sonunda bir dava açılabildi. İnsan hakları savunucuları baskı yaptı. 9 Eylül’de dün görüldü. İnsan hakları dernekleri gitti ve biz de takip edeceğiz ama şunu söyleyeyim. Zor oldu ama haklı çıktık yine. Zor oldu ama haklı çıktık. Ahmet Güreşçi’nin karakolda darp edilerek öldürülmesini bizden başka çok fazla gündem eden milletvekili olmadı. Ben ısrarla konuyu takip ettim. En sonunda kişinin darp edilerek öldürüldüğü yolunda 13 jandarma itham edilerek dava açılabildi. İnsan hakları dernekleri ağır baskı yaptı ve sonunda bu gerçekleşti. Bu da insan hakları savunucularının bir başarısıdır. Biz bu konuyu dikkatle takip edeceğiz. Ulusal ve uluslararası insan hakları savunucuları konuyu takip edecekler. Karakoldaki ölümler, darplar kabul edilemez arkadaşlar. Her vatandaş bir gün karakola düşebilir. Orada kadın olun, erkek olun. Dayak yeme durumunuz yok yani. Kimse karakola girdi diye bağırış, çağrış, kötü muamele, dayak yiyemez. Vatandaş olarak bunu kabul etmemelisiniz. Biz size bunu söylüyoruz.
Veysi Abdurrahmanoğlu bakın Metris R Tipi Cezaevi’nde kalıyor. Ağır hasta bir kişi. Ona da ATK; “Tek başına kalamaz.” demiş. İşte o yüzden Metris R’ye göndermiş ama Metris R’de de çok zor koşullarda. Cumhurbaşkanı affından yararlanması için başvuruda bulunulmuş ve en azından bu affı alması için bekliyor çünkü kişide ağır hastalıklar var. Karaciğer sirozu var. Ülseratif kolit var. Tromboz kan pıhtılaşması var. Oldukça ağır kronik hastalıklar var. Genç bir hasta ama oldukça ağır hastalıklarla muzdarip ve yaşam süresi belli ki çok uzun değil. Buna rağmen cezaevinde tutuluyor. İşte Türkiye’deki durumlar bunlar arkadaşlar. Maalesef yaşananlar bunlar bunu da söylemiş olalım.
Bize cezaevlerinden mektup gönderen birçok mahpus var ve onların da seslerini buradan duyurmamız gerekiyor.
Mehmet Nergiz, Sincan 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nden yazmış; 9/3 ten buraya getirildim aslında F tipine gitmem gerekiyordu. Ağır ihlaller yaşıyorum. Kötü muamele görüyorum, ilaçlarım yazılmıyor. Sesimi duyurun.” diyor Mehmet Nergiz.
Fevzi Aktı, Elazığ 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nden bize mektup yazmış; “Birtakım meselelerden dolayı 9 a 3 ilan edildim ve tüm Anayasal haklarım elimden alındı. Hiçbir faaliyet ve etkinliklere çıkamıyorum. 2 haftada bir 10 dakika telefon görüşü yapabiliyorum. Evliyim, 4 çocuk babasıyım. Ekonomik sebeplerden dolayı ailem ziyarete gelemiyor. Çok mağduruz. Tüm cezamı bitirdim, açığa çıkamadım…” diyor.
Hatice Çırğanış, Kocaeli 1 No’lu Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “Tanrıça kültüründe ısrar edildiği için zindanlardayız. Tecritlenmemiz mikro iktidarın hükmüyledir. Hukuk kılıfı ile 302 madde ölümüne kadar infaz diyerekten toplumdan tecritlendirilirsiniz. Koşullar 2 3 kat ağırlaştırılır. İnsanlarla aranızda duvarlar vardır. İnsan görmek, dokunmak yasak. Bazen koridorda arkadaşlarımızla karşılaşmayalım diye verilen özel çabalar, hükümlüye yalnızlık psikolojisinin derinliğinde yaşamla olan bağı koparmaktır, tekleştiricidir… Bir hücrede her şey tektir…” diyor.
Bakın bir mahpusun bize anlattıklarından yapay zekaya bir resim çizdirdik. Şu resme dikkatle bakın. Hasret Çiftçi bunu yaşadı. İki çocuğuyla cezaevinde kalırken çocuğunun meyvelere ulaşamaması anne yüreğini dağlamış. Çocuğun canı çilek istemiş ama gidip dışarıdaki manavdan alma imkanı yok. Çocuk çilek resmini asmış, çocuk gazetelerde bulduğu çilek resmini başının yanına koyarak uyumuş ve benzeri neler neler yaşanmış. Hapishanede anneleriyle kalan çocukların yaşadıkları bir başka hadise gerçekten son derece duygusal travmatik olaylara yol açıyor. “Paranız olmasına rağmen çocuğunuza istediğiniz bir şey alamıyorsunuz. Çocuk çileği televizyonda gazetede görünce “Çilek fotoğrafının yanında uyusam olur mu anne?” diye bana sesleniyordu.” Diyor anne Hasret Çiftçi.
Mehmet Çelik, Keskin Kapalı Cezaevi’nden yazmış; ““Bu insanlara bazen kızıyorum ancak çoğu zaman da acıyorum. Güya devlet tanrısından meşruiyet dilenip benim üzerime molotof kokteyli atarken kendi evlerini arazilerini kundakladıklarını fark etmiyorlar. Stefan Zweig, intihar etmeden önce insanlığa dair tüm umutlarını yitirdiğini söyleyip, “Hitler kaybetse bile ‘bu insanlarla’ aynı dünyada yaşayamam” diyordu.” der Mehmet Çelik.
Mustafa Argın, Diyarbakır 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nden yazmış bize; “ 10 yıldır cezaevinde haksız yere yatmaktayım. Bana isnat edilen suçun faili saldırıyı itiraf etti. Cezanın tek nedeni HDP Belediyesi’nde çalışmış olmamdır. Mahkeme tüm taleplerimizi keyfi bir şekilde geri çevirdi. Sesimi kamuoyuna duyurun… Dosyamı inceleyin.” diyor.
Mustafa Işık, Afyonkarahisar 1 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Şu an CHP’lilere yapılanın çok daha ağırı Adnan Oktar yargılamalarında yapıldı fakat kimsenin çıtı çıkmadı. Her haksızlığa karşı çıkmaktır adalet. Haklı olarak feryat ettikleri hukuksuzlukların çok daha fazlasının Adnan Oktar Davası dosyasında yaşandığını göz ardı ettikleri müddetçe adalet çağrıları samimi olmayacaktır.” diyor Mustafa Işık.
İnsanların yaşadıkları bunlar adalet herkes için olmalı.
Bakın cezaevlerinde ölümler bitmiyor ve gençler için de sürüyor. Şu gencecik mahpus ölüm orucunda hayatını kaybetti arkadaşlar. Batman T Cezaevi’nde kalan İskender Ak geçtiğimiz günlerdeki önceki yıllarda da 3 yıl önce burada basın toplantımda ona yapılan baskıları gündem etmişim ve baskılara karşı sürdürdüğü ölüm orucunda hayatını kaybetmiş İskender Ak.
Sedat Kılınçkıran, Türkoğlu L Tipi 1 No’lu Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “İnsanlarda öyle bir kin ve nefret var ki biz ne zaman nasıl bu kadar kalpsiz, duygusuz, merhametsiz ve sevgisiz olduk bilemiyorum… Suç işleyenleri bulsunlar fakat kimseye kıymayanlara neden bunlar yapılıyor… Kendinden olmayanı neden yok edilmesi gereken bir haşerat gibi görüyor sonra da haktan adaletten bahsediyorlar…” diyor.
Batuhan Koç, Samsun S Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; ““32 aydır cezaevindeyim. Ben bir erim ve darbe falan yapmadığım halde ağır bir şekilde cezalandırıldım. Bizi yeniden yargılayın adalet ortaya çıksın. Vatan haini değiliz. Annemi, babamı, kardeşimi, abimi kendi yerinize koyun, elinizi vicdanınıza koyun. Suçsuz yere buradayım. Gözyaşları döküyoruz. 45 dakika görmek için 10-12 saat yol geliyor ailelerimiz.” diyor.
Çağla Çağlın Kış, Patnos L Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Güzelim dünyayı katı bir tutumla adeta bir kıyım dünyasına çevirenlere, sessiz kalanlara mürekkebi kurumuş kalem sahipleri diyorum, cellatların ağlarını ördüğü bir dünya elbette toplu mezarlıklar dünyasıdır.” diyor.
Enver Dönmez, Giresun L Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “ “Barış süreci yürüyor ama cezaevlerinde tahrik edici söylemlerle süreç baltalanmaya çalışılıyor. Onur kırıcı pişmanlık dayatmaları, provokasyonlar, ağız içi aramalar nedeniyle hastane sevklerimizin iptali, spor salonu hakkımızın gasp edilmesi, idarecilerin işleri savsaklaması ve köle muamelesi görmemiz son derece üzücü.” diyor.
Şu fotoğrafta gördüğünüz gibi Küresel Sumud Filosu’na yönelik İsrail’in drone saldırısı görüntüleri ile ilgili bir görüntü. Lütfen Küresel Sumud Filosu’na karşı dünyanın tüm vicdanlı insanları duyarlı olsun, desteklesin çünkü onlar riskleri de göz önüne alarak Gazze’ye yardım ulaştırmaya ve İsrail’in yaptığı soykırımı durdurmaya çalışıyor sevgili arkadaşlar.
Geçtiğimiz gün Adalet Bakanlığı’nın önünde KESK’in yaptığı eylemde “KHK’lar gidecek biz kalacağız.” dedik. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç kapısının önünde açıklama yapılmasını istemedi. Eylemcileri daha aşağıya doğru sürdürmeye çalıştı ama biz onun duyacağı şekilde sesimizi yükselttik. Yükseltmeye devam ediyoruz arkadaşlar.
Türkiye’nin her yerinde Ankara’da, Kocaeli’de, İstanbul’da her yerde Filistin’deki soykırıma karşı çıkıyoruz. Karşı çıkmaya da devam edeceğiz sevgili arkadaşlar. Bunları da size iletmiş olalım.
Geçtiğimiz günlerde Ayşenur Ezgi Eygi Filistinlilere yardım ederken Batı Şeria’da hayatını kaybeden bir Türk kızı ölümünün 1. yıl dönümü yaşandı 6 Eylül’de. Onu unutmadık ve unutturmayacağız arkadaşlar. Bu fedakar, vicdanlı insan Amerika’da Washington Üniversitesi’nde öğrenimini sürdürdüğü halde sırf insani hislerinden dolayı Filistin’e gitti. Filistin’deki mazlum insanlara yardımcı olurken İsrail tarafından başından vurularak öldürüldü. Ayşenur Ezgi Eygi’den bir fazlamız yok arkadaşlar. O nasıl canını Filistinli mazlum insanlar için feda etmişse biz de büyük fedakarlıklar göstermeliyiz. Bunu da tüm insanlığa hatırlatmış olalım.
Eğitim öğretim yılı başladı. Dilovası Hasan Ali Yücel Okulu ile ilgili bize başvurular geldi. Orada gereken temizliğin yapılmadığı ile ilgili şikayetleri gündem ettik. Bir an evvel bu temizliğin yapılması gerektiğini söylüyoruz sevgili arkadaşlar.
Biz defalarca gündem etmiştik. Körfez’de İlimtepe yolunda çok kazalar oluyordu. Defalarca bu konuda açıklama yapmıştık ve gereken önlemler alınmadı. Geçtiğimiz gün freni patlayan bir iş makinesi iki aracı biçti ve yaralılar var. Bunları da burada hatırlatalım. Kabul edilecek hadiseler değil. Gereken önlemler zamanında alınmıyor.
























Yorumlar