25 Eylül 2026

Sayın basın mensupları bugünkü basın toplantımıza başlıyoruz ve soruyoruz; bu ülkenin bir milletvekili olarak bu ülkenin meclisinde her hafta mı iktidarın yolsuzluklarını, usulsüzlüklerini, hırsızlıklarını sergileyeceğiz kardeşim! Bu ne haldir ya! Bakın AK Parti Gençlik Kollarında yetişmiş kendileri Muhammed Yarız. Bundan 15-20 gün önce aniden dört tane arabayı satıvermiş. Şu arabaları görüyorsun. Hepsi de lüks araçlar. İstanbul Emniyeti’nin önünde. McLaren, Bentley Continental, Mercedes Benz, Rolls-Royce. Kiminmiş bunlar? AK Parti Gençlik Kolları’ndan yetişen ve 28 yaşında bir portföy şirketinin başına geçen Muhammed Yarız’a ait arabalar. Sonra ne olmuş? Bir yerlerden kulağına kar suyu kaçırmışlar demişler ki; “Sana operasyon geliyor.” “Öyle mi?” demiş? Şu dört arabanın değeri 220 milyon liraymış. Onları 26 milyona elden çıkarmış. Kaçıp gitmeye çalışmış. Bu arada kazandığı paralarla 15,5 milyon dolara bir yat almış. O yatla kaçmaya çalışıyormuş. Yat da yani dünyada 1-2 tane varmış. Öyle çok özel yapım yatlarmış. Şimdi düşünün hikaye şöyle; ilk önce AK Parti İl Örgütü’ne giriyorsunuz. Ondan sonra gençlik koluna giriyorsunuz. Ondan sonra bir eliniz yağda, bir eliniz balda. Efendim bir portföy yönetim kurulu başkanı oluveriyorsunuz. İşte “iktidarın adamıyım” pozları veriyorsunuz. Ardından yağsın paralar. Oh ne güzel! Ya arkadaş Pusula Finans Holding Başkanı Serdar Turhan operasyonlardan kısa bir süre önce haber almış demek ki 24 Ağustos’ta SPK’nın tedbir kararından 5 gün önce 15 milyon doları nereye göndermiş? İsviçre’deki Rothschild Bankası’na. Kimin parası bunlar? Oralara güvenerek para yatıran 500 bine yakın kişinin parası. Peki bu konuda  güvence kuruluş, SPK ne yapıyor? 1 yıldır böyle ortalığı izliyor. Böyle izliyor. Böyle bakıyor. Bir sürü gazeteci diyor ki: “Ya burada bu portföy  yönetim kurullarında üçkağıtçılık var.  Milleti dolandırıyorlar. Paraları alıp iç ediyorlar. İsviçre bankalarına aktarıyorlar. Neredesiniz SPK?” deniliyor. Bir bakıyorsunuz o SPK’nın yönetim kurulundaki insanlar iktidara yakın insanlarmış. Birtakım ilginç isimler izliyorlar buraları böyle bakıyorlar. Buraya bakmak için bu beyefendi bürokratlar, hanımefendi bürokratlar böyle bakıyorlarmış. Ardından da bu  portföye yönetim kurulu  başkanları da el altından İsviçre’ye paraları böyle kaçırıyorlar arkadaşlar. Pusula Finans Holding  15 milyon dolar gönderiyor.  Genç ve atik Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız’da 1 Eylül’de yine aynı bankaya  25 milyon euro aktarmış. Bu operasyondan 1-2 gün önce. Demek ki haber alıyorlar. Demek ki bir işbirliği var. Ortada bir şeyler var. “Sen beni gör, ben seni göreyim.” Bakın rezalete bakın yani. Memleketin parası nasıl çarçur ediliyor, nasıl yağma ediliyor, nasıl talan ediliyorun göstergesi bu. Hal bu arkadaşlar ya. Şu rezalete bakın ya. Şu rezalete bakın. Gazeteciler 1 yıl önceden bu işi duyuruyorlar. “Burada bir üç kağıt var. Bu  portföy yönetim kurullarının çoğu 130-140’ında  ciddiyetsiz bir olay var. Milletin parasını alıp ondan sonra bunu iç edip İsviçre bankalarına aktarıyorlar. Bunu görmüyor musunuz?” deniliyor ancak bakıyorsunuz hiçbir  inceleme yok. Ondan sonra 20 milyar dolara yakın bir usulsüzlük, yolsuzluk, haydutluk yapılıyor. 20 milyar dolar arkadaşlar. 1 milyar bin tane 1 milyondan oluşuyor. 20 milyar dolarlık bir  haydutluk sergileniyor. Ya bu iktidarın ayakta kalmaması lazım arkadaşlar. Ya istifa etmeniz lazım ya. Ya tamamen istifa etmeniz lazım. Böyle bir rezalet olabilir mi ya? Biz burada bir sürü hak ihlalini gündeme getirdiğimizde kulak asanlar şunu bilsin ki bakın, o kulak astığınız meselelerden uzanarak, oralardan girerek sizin cebinize eller uzanıp cebinizden paranız çekiliyor böyle paranız çekiliyor, daha susmaya devam edin arkadaşlar. Arkadaş böyle görüyorsunuz, dört tane lüks aracın sahibiymiş. Bunlar ne ki ya? Adam 15.5 milyon dolara yat almış ya. Dünyada öyle yat yok yani. Bir iki kişi de var. 28 yaşında AK Partili bir delikanlı. İşte AK Parti’nin gerçek yüzü arkadaşım. Yani klasik bir AK Parti. Özlem Zengin nasıl klasik bir  AK Partili vekilse  klasik bir Ak Partili genç arkadaşımız. Kendisi girişimci gençlik kollarından gelmiş. Çok yüksek girişimlerde bulunmuş efendim. Çok yüksek girişimlerde bulunmuş! Ondan sonra tabii haberi almışlar, parayı kaçırmışlar. Karar Gazetesi öyle diyor. Bir haberi almışlar, hurra paralar kanatlanmış uçup gidiyor arkadaşlar. İsviçre bankalarına doğru kanatlanıp uçup gidiyorlar. Memleketin parası gidiyor. Ya arkadaş bu katılım evler efendim bir sürü bankalar bunlar nedir bunlar? SPK boşuna mı var? Sermaye Piyasası Kurulu boşuna mı var kardeşim? Birileri denetlensin BDDK’lar, sermaye piyasası kurulları. Siz ne iş yapıyorsunuz ya? Ey Bakanlık ne iş yapıyor bu kurumla? Allah aşkına 1 yıl boyunca çekirdek çitleyip mi izlediniz bunları? Şu hale bakın yani. Şu rezalete bakın. 28 Yaşında milyarlarca lira yönetiyor. Emre Tezmen o da Tera Portföy üzerinden güya bu Pusula’nın işlerini halledecekmiş, onları devralacakmış denilirken kendisinin üçkağıtçılıkları ortaya çıkıyor. Orası da çöküyor. Domino kağıtları gibi birbirini takip ederek bunlar çökmeye devam ediyor. SPK ve Takasbank yöneticileri de incelenmeli değerli arkadaşlar. Bu iş şu şekilde değerlendirilemez; “Efendim üç beş tane açgözlü fon yöneticisi işte üçkâğıtçılık yapmış.” Peki bunun siyasi ayağı nerede? Biliyorsunuz bu sorular mecliste çok soruluyor. “Kardeşim darbenin siyasi ayağı nerede deniliyor?” on yıldır bu mecliste? Yok bu sorunun cevabı belirmez. Peki bu yolsuzlukların, hırsızlıkların 20 milyar dolarlık haydutlukların siyasi ayağı nerede? Kim bunlara göz yumdu? Ne olacak? 3-5 Gün sonra bu arkadaşlar cezaevinden çıkacaklar, sessiz sedasız. Nasıl olsa toplum balık hafızalı. Herkes unutacak. Ondan sonra milletin cebinden bu faturayı çıkaracaklar arkadaşlar. Biz bununla ilgili bir soru önergesi de verdik. Konuyu takip ediyoruz. İlginç bir şey; böyle en ufak operasyonda hemen her şeyden bahseden Akın Gürlek bu Tera Pusula meselesinden tek satır bahsetmiyor, tweet atmıyor. Ne oldu yani? Neler yaşanıyor? Biliyorsunuz hükümet bütün köprüleri, otoyolları satıyor. Oradan gelecek para 4-6 milyar dolar. Şu anda uçan para 20 milyar dolar arkadaşlar bakın. Siz para bitti köprüleri, havaalanlarını, yolları satıyorsunuz ama öbür taraftan 20 milyar dolar para gidiyor. Bunu kimse sormuyor. Pusula, Tera niye insanlar buralara para getiriyor biliyor musunuz? Onlar öyle bir imaj veriyor ki; “Arkamızda iktidar var arkadaşlar. Bize para yatırabilirsiniz.” Imajı veriyorlar. Millet de diyor ki; “ Bunların sırtı sağlam.” Ondan sonra herkes aç gözlü zaten maşallah. Sonra işte olay böyle patlıyor görüyorsunuz. Şimdi bu bu  Emre Tezmen mesela borsa tarihinde görülmemiş bir şekilde hisseleri %400 bin arttırmış. 1 liralık hisse bakıyorsunuz 400 bin lira olmuş. 1 Liralık düşünün yani. Ya 1 lirayı 2 liraya yap kardeşim. Bu kadar da aç gözlü olma. 10 Lira yap. Öylesine aç gözlüler ki 1 lira 400 bin lira olmuş tabii. Gerçek bir değer olmadığı için millet “ver paramı” deyince her şey çöküveriyor. Peki burada yani bakanlık yetkilileri, SPK yetkilileri bu işten nemalanmış mı kardeşim? Bunu soruyoruz. Bakın soru önergilerimizde biz bunu soruyoruz. Nedir yani bu halkın adına? Ben bunu eleştiriyorum ama bir şey yapmıyor değilim. Bakın soruyu önergesiyle soruyorum. Kime? Adalet Bakanlığı’na soruyorum. Siz bu konulardan niye hiç bahsetmiyorsunuz Sayın Akın Gürlek? Ne oluyor yani? Sonra bakın MİT’in eski bir mensubu Hüseyin Emre Sezer Tera Yatırıım’ın Genel Müdürü olmuş. Sen ne bilirsin para işlerini? Ne oluyor? Ne fırıldak dönüyor? İstihbarat örgütünün yetkilisi geliyor, burada bir fon yönetiminin başına getiriliyor. Ne oluyor kardeşim? Bakın, ilginç ilginç işler. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Bağımsız Yönetim Kurulu üyesi oluyor. Acayip acayip işler oluyor. Ondan sonra da milletin faizsiz finans kuruluşu dediği katılım ev, çöktü deniliyor. Millet ne yapacağını bilemiyor. 500 Bin kişi; “Eyvahlar olsun kuruş kuruş biriktirdiğimiz paralar havaya uçtu.” Kanatlanıp İsviçre bankalarına uçmuş. Kanatlanmış paralar uçmuş arkadaşlar ve tabii kimse böyle hesap verme ihtiyacı hissetmiyor görüyorsunuz. Memleketin haline bakın. Şu hale bakın. Yaşananlar bunlar arkadaşlar. Bütün basın bununla yankılanıyor. “Haberi aldılar kaçtılar.” Deniliyor. Bu kalan paraya el konulmaya çalışılıyor. Sermaye Piyasası Kurulu yetkilileri incelenmiyor. Bir yağma talan devam ediyor arkadaşlar.” Yağma Hasan’ın böreği” herkes bu börekten yemeye çalışıyor. Bu şekilde devam ediyor.

Tarım Bakanlığı’nda 1.3 milyarlık fon vurgunu. Ağaçlandırma fonu ve Orman köylüleri kalkınma fonu altında kimi kişi ve kurumlara 1.3 milyar lira kredi kullandırılmış. Parayı kimlerin aldığını bilmiyor. Paranın akıbeti belirsiz. Ortada hiçbir sorumlu yok. Bakanlık diyormuş ki; “Parayı kimin aldığını bilmiyoruz.” Bakanlık parayı kime verdiğini bilmiyormuş arkadaşlar. Şu rezalete bakın. Devlet mevlet kalmamış ortalıkta.  Devlet birilerinin kasasına 1,3 milyar lira nakit koymuş, nakti kimlerin altına koymuş. Paranın akıbeti belirsiz.

Olay bu yaşananlar bunlar ama öbür tarafta da bakın bir haber. Baştaş Hazır Beton bünyesinde Aktaş İnşaat Malzemeleri Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi ünvanlı işyerinde çalışman bir kişi diyor ki: “ Bütün yemek, servis, içme suyu dahil haklarımız elimizden alındı. Şirket yetkilileri hiçbir şekilde açıklama yapmıyor ve ani bir kararla imzamız alınarak gönderiliyoruz. Taşerona tembihliyorlar, taşeron Baştaş çalışanlarını almıyor işe. Mesai kartları iptal ediliyor, huksuz bir şekilde işten çıkartılıyor.” Gariban işçiler de bu arada eziliyor. Zengin fakir arasındaki uçurum korkunç bir şekilde artıyor bu zulüm düzeni maalesef böyle devam ediyor arkadaşlar.

Bize gelen bir haberde belgesi de var elimde; KHK ile ihraç edilmiş kişi işinden “Seni polisevinde ikamet bile ettirmeyiz.” demişler. Adam polisevinde ikamet etmek istemiş. “Yok kardeşim. Seni polis evine bile almayız.” demişler. Meslekten, kamu görevinden, memuriyetten ihraç olanlar ile bunların yakınları faydalanamaz.” “Yani sen KHK ile ihraç edilmişsen sen buradan faydalanmayacaksın, çocukların da faydalanmayacak.” Bu nedir? Tam bir sosyal kırımdır arkadaşlar başka bir şey değildir. “Seni de çocuğunu da biz imha ediyoruz.” demektir. “Vatandaşlıktan çıkarıyoruz.” demektir. Bu düzen yönetmelikle kurumun iç işleyişini belirlemiyor bu vatandaşların ve hatta hiçbir idare işleme muhatap olmayan eş ve çocukların sosyal tesislerden yararlanmasını engelliyor. Böylesine keyfi bir idare var. Bir tarafta har vurup harman savuran zenginler, bir tarafta iktidarın gadrine uğrayan kişinin çoluk çocuğu bile suçlu ilan ediliyor. Memleketin hali bu arkadaş.

Birçok soru önergesi soruyoruz arkadaşlar, bu bakanlıklardan şikayetçiyiz. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ne iş yapıyor? Mesela bugün Kültür Bakanlığı’na bir sürü soru sormuşum; “Kardeşim niye cevaplamıyorsunuz bunları, niye gecikerek cevaplıyorsunuz?” diye tekrar bir soru önergesiyle sormuşum. Bana gelen cevap; “Bütün işlemlerimiz dört dörtlük yürümektedir. Meclis İçtüzük hükümleri çerçevesinde cevaplandırılmasına yönelik çalışmalarımızı azami dikkat ve özen içerisinde sürdürmekteyiz.” Kardeşim neyi yürütüp sürdürüyorsun ya? Doğru düzgün soru vergilerimize cevap vermiyorsun. Bunu niye yaptığını soruyoruz. Bize laubali cevaplar veriyorsunuz. Şu hale bak ya. Şu hale bakın. Milletvekiline dolayısıyla millete yapılan saygısızlıktır bu. Buradan da ifşa ediyoruz bunu. Sayın Bakan da Meclis’e geldiğinde yüzüne de söyleyeceğiz. Bunlar nasıl rezalet  cevaplardır ya? Verme bu cevabı o zaman. Verme bu cevabı ya. Çöpe atılacak cevaplar bunlar yani. Doğru düzgün cevap verin kardeşim. Bu ne haldir ya?

Bakın Adalet Bakanlığı’na da aylardır soruyoruz. Şu insanlar 150 gündür Grup Yorum üyeleri Marnara 6 No’lu L Tipi Hapishanesi’nde kuyu tipi işkence uygulamasına karşı açlık grevindeler Cem Dursun ve Cemil Kurt. Birisi 150 gündür, birisi 75 gündür açlar adamlar, aç. Hiçbir şey yemiyorlar. Bir deri bir kemik kalmışlar. Neden? Bir sürü ihlal yapıldığı için bu adamlara onlar da açlık grevine girmişler. Adalet Bakanı’na soruyoruz, önergelerimize cevap yok. Yani, Deli Dumrul misali, bir köprünün başını tutmuşlar, istediklerini yapıyorlar. Bir taraftan istedikleri baskı zorbalığı yapıyor, öbür taraftan istediği yolsuzluğu, haydutluğu yapıyor mesele bu arkadaşlar. Bakın, siyasi açıdan bir partiyi tutup benim dediklerime katılmayabilirsiniz ama öbür tarafta, cebinizden para aşırıyorlar kardeşim ya. 20 Milyar dolar aşırıyorlar. Buna da mı susacaksınız?

Benzin fiyatları arttığı zaman açıklama yapıyoruz. İktidara yakın kişiler diyor ki: “Niye açıklama yapıyorsun?” Kardeşim senin için yapıyoruz ya. Arabana aldığın benzini pahalıya alma diye yapıyoruz ya. Hiç mi insafımız yok anlamak mümkün değil.

Milletin bir eli yağda, bir eli baldayken Mehmet Elçe. Adam ağır bir hasta. Midesi alınmış, beyin kanaması geçirilmiş, %93 engelli, 62 yaşındaki Mehmet Elçe’ye Adli Tıp Kurumu “Yaşamını tek başına iddia ettiremez, cezaevinde duramaz.” demesine rağmen, “Efendim ağırlaştırılmış müebbet mahpusudur, o yüzden biz onu cezaevinden çıkarmayız.” denilerek çıkartmıyor. Böyle bir yönetim, böyle bir yasa olabilir mi Allah aşkına? Biz zaten diyoruz; bu yasa maddesi bir an evvel kaldırılmalı. Adama ceza vermiş olabilirsin ama ölümcül hastayken bile “Ben onu cezaevinden çıkarmayacağım.” diye bir şey olabilir mi? Adli Tıp Kurumu bile; “Cezaevinde kalamaz bu adam. Hayatını idame ettiremez. Bir an evvel çıkmalı.” diyor. Bakanlık diyor ki: “Yok efendim çıkarmayız.” Adam kuyuların dibinde cezaevinde böyle bir deri bir kemik ölecek. Böyle bir yasa var arkadaşlar. 5275 Sayılı yasanın 25/I maddesi. Biz kaç yıldır söylüyoruz; Böyle yasa mı olur kardeşim? Sağlıktan önce önemli bir iş mi var? Yaşam hakkında önemli bir iş mi var? Birisi bir hata, kusur yapıp cezaevine atılabilir ama adam ölümcül hasta olmuş, ölmek üzere, %93 engelli. “Yok efendim, çıkarmam doktor raporuna rağmen.” Böyle bir şey olabilir mi? Türkiye’de oluyor işte. Belki çok kişi bilmiyordur. Biz kaç yıldır söylüyoruz. Böyle bir şey olmaz yarın öbür gün bunu yapan Adalet Bakanlığı sende hasta olursun cezaevine atılırsın. Böyle bir deri bir kemik o cezaevi kuyu koğuşlarında ölürsün. Ondan sonra dersin ki; “Ya zamanında keşke değiştirseydik.”

Bursa’dan bir başvuru var. Politet Tekstil Konfeksiyon AŞ işçileri yıllık izinleri olmasına rağmen kendilerinin ücretsiz izne çıkarıldıklarını söylüyorlar.  “Çok zor durumdayız. Yıllık iznimiz var.” diyorlar ve Politet Tekstil Konfeksiyon A.Ş.’yi uyaracak ne yapıyorsun kardeşim diyecek bir Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yok mu kardeşim bu memlekette? Biz millet adına soruyoruz. Vatandaş bize başvurmuş. Bakanlık bunları denetlemeli niye yapmıyorsunuz? Adamın hakkını niye çiğniyor? Yıllık izni var. Niye ücretsiz izne çıkarıyorsun? Biz bunları söylerken patron diyor ki: “Ya para kazanmak iyidir ya ne yapalım işte biz daha çok para kazanmalıyız.” diyor ama bakanlık sen gariban işçinin hakkını savunma yeri değil misin? İlla biz mi söyleyeceğiz. Şu hale bakın!

Geçen gün Adana’da korkunç bir operasyon oldu. Basın açıklamasını yapıp namaza gitmek üzere yönelen Alparslan Kuytul’un öğrencilerine göre polis çok sert, orantısız bir güç kullanarak bir saldırı gerçekleştirdi İnsanlar darp edildi, kamera görüntüleri var, fotoğraflar var, yumruklar, havalarda uçuştu, tekmeler uçuştu, insanlar darp edildi, kafa göz kırıldı, elbiseler yırtıldı. Yapılan iş bu ve biz de bununla ilgili soru önergemizi hazırladık. Bakanlığa sunduk bunu kabul etmiyoruz. Takip ediyoruz. Bir soruşturma başlatılmış mıdır? Darp raporları savcılık dosyalarına eklenmiş midir? Bakanlığınızın yürüttüğü bir çalışma var mıdır? diye Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’e  soruyoruz ve bu işlerin cezasızlıkla kapatılmaması gerektiğini söylüyoruz sevgili arkadaşlar. İfade özgürlüğünün ağır bir şekilde ayaklar altında alındığı bir ülkedeyiz. Adam kimseye zarar vermeden basın açıklaması yapıyor, dağılırken tekme tokat polis girişiyor. Şu hale bakın. Güya AB’ye girecekmiş bu ülke. AB’ye değil hiçbir hukuk devleti ilkesi içine giremez. Ondan sonra kalkmışlar, Birleşmiş Milletler’de atıp tutuyorlar arkadaşlar. Bakın polis müdahalesinin görüntüsü var.

Şimdi arkadaşlar, İsrail’de bir soykırım var ve tüm dünya ayakta. Tüm dünyanın vicdanlı insanları ayakta. Bir rapçi Macklemore tüm maddi çıkarlarını ayaklar altına alarak, arkada bırakarak Filistin için çok vicdanlı bir hareket yaptı. Allah razı olsun, kendisinden tebrik ediyorum. İnsanlık adına kendisine teşekkür ediyorum ve bir turneye çıkmış kendisinin Filistin’i savunan sözlerinden dolayı o turne başkanı kendisini uyarmış çıkarmış ve O da demiş ki; “İstediğini yap kardeşim ben vicdanımın sesini dinliyorum ve böyle yapmaya da devam edeceğim.” demiş. İşte insanlık adına gerçekten çok onurlu davranışlar bunlar. Peki bu durumda Türkiye ne yapıyor? Birleşmiş Milletler’de atıp tutuyor bizim yetkililer. İşte lafa gelince sahnelerde atıp tutuyorlar ama öbür taraftan Azerbaycan üzerinden petrol akışı İsrail’e gidiyor. Türkiye-İsrail bundan güzel paralar kazanıyorlar. Türkiye zaten bu akış üzerinden varil başına para kazanıyor. Bir günde 1 milyon dolar kazanıyor bakın. Para kazanmaya gelince İsrail’e oluk oluk petrol akarken bunlar paraları kazanıyor, bunu da reddedemiyorlar. Ondan sonra da vicdanlarını rahatlatmak için “Kahrolsun İsrail, alçak İsrail.” falan diyorlar. Ya arkadaş İsrail ile ticarete devam ediyor musun? Ediyorsun. Limanlardan gemiler İsrail’e malzemeler götürüyor mu? Götürüyor. Bakü-Ceyhan boru hattından petrol oluk gibi akıyor mu İsrail’e? Akıyor. Biz bunu delillendirdik mi defalarca? Gemiler rotalarını değiştirerek bu petrol akışını gizlemeye çalışmadı mı? Biz bunu defalarca belgelemedik mi? Evet. Ondan sonra ne yüzle utanmadan kalkıp sahnelerde “Efendim işte İsrail’i lanetliyoruz.” diyebiliyorsunuz. İnsan bir utanır, yüzü kızarır ya. Şu hale bakın yani.

Şimdi arkadaşlar cezaevlerini ziyaret ediyorum. Geçtiğimiz günler Batman Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ni ziyaret ettiğimde orada Hüseyin Türk isimli bir mahpusla görüştüm. Kendisi eski bir kurmay yüzbaşı. Ağırlaştırmış müebbet ceza almış ve o gece Akıncı’dan kalkan uçağının çeşitli yerlere bombalama yaptığı söyleniyor ancak kendisi diyor ki: “Ben uçağa bindim ama uçak kalkmadı. 6 Tane 250 kiloluk bomba vardı. Bize bir uçuş emri verildi ama nereye gideceğimiz, ne yapacağımız konusunda bir belirlilik yoktu ve ardından uçak da kalkmadı. Pistte dolandım, uçakta arıza vardı indik ama ardından “Sen işte Meclis’i bombaladın. Sen TürkSat’ı bombaladın, Gölbaşı bombalamasının iznini verdin.” denilerek yakama yapışıldı. Ya benim uçağımın kalkmadığı tüm teknik verilerle ortada.” diyor. Bütün bunlara rağmen adama ağırlaştırılmış ceza verilmiş. Tüm teknik veriler onun doğru söylediğini gösterdiği halde bu cezalar ağır bir şekilde verilmiş. Peki o zaman kim bombaladı burayı denelince? “Ya başka bir üstten kalkan uçak bombaladı ya da bir başka şekilde bu yapıldı ama ben bombalamadım çünkü benim uçağım kalkmadı. Benim uçağımın kalkmadığı tüm kayıtlarda var. Bakın ben 12.000 Libre ile kalktım. Pistte bir müddet dolaştım 10.500’e düştü bu benzin miktarı eğer ki gidip bombalayıp dönseydim 3500’e düşecekti ama gidiş kalkış pistte dolanış ve dönüşteki benzin miktarı ortada tüm teknik veriler ortada ama bize böyle bir iftira atıldı kamera görüntüleri ortada.” ve orada kendisi dışında da kalan Akıncı üssündeki kursiyer teğmenlerin de suçsuz günahsız olduğunu söylüyor. İşte böyle birçok Adil olmayan yargılamayla yargılanan insan var. “Yerde bir koordinat verilmişse havada bir daha koordinat verilemez. Havada benim başkalarıyla bombalama üzerine konuştuğum iddiası ve bu belgeler sahtedir çünkü biz yerde bir emir almışsak havada bu değiştirilmez ve bu arada sekiz yıldır antidepresan kullanıyorum. Perişan durumdayım. Bir anda sıfırlandım. Çocuklarıma bile bu sosyal kırım temas ediyor. Çok zeki çocuğum yazılı sınavlarını kazandığı halde mülakatlarda onu eliyorlar. Yani sadece beni değil, ailemi de böyle bir sosyal kırıma uğratıyorlar.” diyor.

Aynı zamanda başka mahpuslarla da görüştük. Vedat Duyuş, Batman T Tipi Cezaevi’nde kalmakta. Orada görüştüğümüz mahpuslar iki önemli konuda şikayette bulundular. Ağız içi arama nedeniyle hastanelere gidemeyen bir sürü mahpus var. Aynı zamanda sosyal faaliyetler de son derece kısıtlı. Bunu da söylemiş olalım.

Batman Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda, Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın dönemin komutanlığını yapan Gölbaşı’daki Ümit Bak ile görüştüm. Darbe gecesinde diyor ki; “Semih Terzi’nin yanında gelenlerden Mihrali isimli asker geldi bizi esir aldı. Güya bize darbeci diyorlar ancak Semih Terzi’nin yanındaki kişi gelip bizi esir alıyor. Biz darbeci oluyoruz.” diyor. Bu nasıl iş oluyor anlamak mümkün değil. “Güya darbeci diye ilan ettiğin Mihrali Atmaca’nın timi tarafından esir alındık ve darbeci ilan edildik.” diyor. Bunu anlamak mümkün değil. “Bize gelen emir Genelkurmay’dan gelmişti ve Mehmet Partigöç adına diye bir imza vardı ve biz de buna uyduk. Ben başka ne yapabilirdim. Daha sonra Semih Terzi’nin ekibindeki kişiler gelip bizi esir aldılar ve biz de darbeci ilan edildik. Mihrali de cezaevinde, biz de cezaevindeyiz. Gelin bu problemi çözün bakalım.” diyor. Bu da önemli bir şey.

Batman Cezaevleri’ndeki genel sorunlar; İlke TV’nin olmaması, sağlık sevklerinde ağız içi aramaların olması ve sosyal faaliyetlerle ilgili önemli kısıtlılıklar bunlar dikkat çekici. Buradan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e sesleniyorum. Sayın Tekin, cezaevlerinde halk eğitim kursu eğitmenleri görev yapmak istemiyor çünkü aldıkları ücret düşük. En azından cezaevlerinde görev yaparken bu insanlara daha yüksek ücret ödenirse bu mesele çözülebilir. Cezaevlerindeki sosyal faaliyetlerin kısıtlılığı engellenebilir. Buradan böyle bir çağrı yapmış olayım Milli Eğitim Bakanı’na. Cezaevi müdürlerine soruyoruz; “Ya vekilim halk eğitim hocaları buraya gelmek istemiyor, aldıkları ücret düşük.” Diyorlar. Peki o zaman nasıl çözeriz bu işi? Milli Eğitim Bakanlığı normal iş yaptıkları zaman belli bir ücret verir, cezaevine gittiği zaman biraz daha arttırılmış bir ücret verir. O zaman hocalar da gider, cezaevlerindeki bu sorun çözülür. Çok zor değil bu işler. Sayın Bakan’ın nazarına bunu sunmuş olalım.

Sevgili arkadaşlar, cezaevlerinden bize gelen mektupları özetleyerek size okumak istiyorum. Zabit kişi Kocaeli Kocaeli F Tipi Cezaevi’nden yazmış; “  Uzun hukuk mücadelemin son evrelerini iletiyorum. Anayasa Mahkemesi’nin ihlal ve tazminat kararından sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tekrar takipsizlik kararı verdi.” Düşünün yani Anayasa Mahkemesi ihlal kararı vermiş. Devletin en yüksek mahkemesi ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bunu 9 ay bekletmiş sonra demiş ki; “ Tekrar takipsizlik veriyorum sen kim oluyorsun Anayasa Mahkemesi.” demiş şu hale bakın ya memlekette hukukun H’si kalmamış arkadaşlar. Ondan sonra vatandaş sulh ceza hakimliğine itiraz etmiş. Hakimlik itirazı kabul etmiş ancak savcılığın emniyet müdürlüğündeki polisler hakkındaki bilgi talep yazısına Ankara Valiliği ret cevap vermiş. Şu hale bakın. Savcı soruyor Ankara Valiliği’ne. Ankara Valiliği polisleri koruyor. O istekten 15 gün öncesinden alınmış bir karar var. Polisler hakkında bilgi vermeme kararı. Bilgi verilmiyor. Sonunda Ankara Başsavcılığı kanalıyla 10 yıl sonra Ankara Valiliği’ne bir şey sorulabilmiş. O zaman da Ankara Valiliği diyor ki: “Hayır ben bu bilgileri vermem.” Şu memleketin haline bakın arkadaşlar. Yani hukuk devleti diye bir şeyden bahsetmeyin. Burası bir polis devleti. Burası bir zorbalık devletine dönmüş durumda. Bunu Sayın İçişleri Bakanı’na da söyledik. “Savcılığın böyle bir izin talebinde bulunmaması, Valiliğin de de soruşturmayı engellememesi gerekirdi. Üstelik ret kararının savcının rszmi yazısından sonra değil öncesinde verilmiş olması her şeyin kamu görevlileri arasındaki bir dayanışmadan ve işkenceyi örtbas etme çabasından ibaret olduğunu açıkça gösteriyor.” diyor Zabit kişi. Kendisi uzun süre kaçırılıp 108 gün boyunca işkence edildiğini ve 30 kilo zayıfladığını söylüyor. Bu kadar ağır bir işkence iddiasına rağmen 10 yıldır memleketin mahkemeleri savcılıkları bu adamın şikayetini değerlendirmemek için 40 takla atıyor arkadaşlar. Şu rezalete bakın! Memlekette hak arayamayacağınızın belgesidir bu olay başka bir şey değil yani hani sıradan bir işkence kötü muamele vakası değil adama 108 gün boyunca ağır işkence yapmışlar, 30 kilo zayıflamış, adamcağız da 10 yıldır çırpınıyor, “Benimle ilgili bir soruşturma yapılsın.” diyor. Daha bırak cezayı, hakkında soruşturma bile başlatılamamış. Şu hale bakın yani.

Bakırköy Kadın Kapalı Cezavi’nden Dursun Göktaş bize yazmış; “  Merhaba Ömer Faruk Bey, Size bu mektubu Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesinden yazıyorum. Nasılsınız? İyi misiniz? Size bu mektubu yazmamın nedeni, NATO’yu protesto etme ihtimaline karşı 22 Haziran 2026 tarihinde gözaltına alındığımı ve 26 Haziran 2026 tarihinde tutuklandığımı anlatmaktır…. NATO bir savaş örgütüdür. İran’da 168 kız öğrenciyi katleden ABD’yi destekleyen ve içinde barındıran bir örgüttür. Filistin’de ölüm kusan siyonist İsrail’in kendini savunma hakkı olduğunu açıklayandır. Irak’a “özgürlük” getireceklerini söyleyen Amerika’nın suç ortağı olan, kadınları ve çocukları katleden bir katliam örgütüdür NATO. … Faruk Bey, kendi ülkemizde özgürlüğümüz elimizden alındı. Demir kapılar arkasındayız. Hakkımızda somut hiçbir delil olmadığı hâlde, suç işleme ihtimaline karşı bir aydır tutukluyuz. Tutuklanmamız da siyasi bir karardır. Mahkeme söylediklerimizi dikkate almadı bile. Hakkımızda karar çoktan verilmiş. Halktan yana olunca, bir gecede örgüt üyesi olma iddiasıyla gözaltına alınıyor, sonra da tutuklanıyorsun. Faruk Bey, sizin de bizim yaşadıklarımızı anlatacağınızı ve gündeme getirebileceğinizi düşünüyorum.” demiş. Tabii ki işte bakın gündeme getiriyorum. Yani Birleşmiş Milletler kürsüsünden atıp tutmak kolay arkadaşlar. Netanyahu’nun soykırımına göz yuman, destekleyen, ona para veren, silah veren Trump’ı NATO zirvesinde ağırlayıp bir sürü insanı yüzlerce binlerce insanı tutuklayan kimdi kardeşim? Kimdi? Atıp tutmak kolay. NATO için bir sürü insanı boş yere gözaltına alıp tutuklamayı biliyorsunuz. İsrail ile petrol ticaretine devam ediyorsunuz. Gemiler harıl harıl gidiyor. Ondan sonra iki yüzlükle “kahrolsun İsrail.” diyor iktidar, utanın. Bu Meclis’in Başkanlığı da utansın. Sayın Numan Kurtulmuş’a da kaç kez söyledim. Gerçek anlamda iktidarın yapacaklarını denetleyen bir komisyon kurulmalı bu mecliste dedim. Umursamadı. Bağırdı, çağırdı. Bize söylendi ama Filistinle ilgili bir komisyon bu mecliste kurulmadı arkadaşlar. Bütün dünya Filistin konuşuyor ama bizim meclisimizde Filistin ile ilgili bir komisyon bile kurulmuyor. Kıyamet kopuyor dünyada ama ne oluyor bizim meclisimizde biz Erdoğan’ı İsrail’le ilgili tavrı nedeniyle eleştiren göstericilere çıplak arama yapıldığı konusunda konuşuyoruz. Bu konuşmalarımız bastırılmaya çalışılıyor. Bakın İstanbul Valiliği bize hakaret etmeye çalışıyor. Öyle oldu bakın Filistin konusundaki iktidarın ikiyüzlülüğünü eleştiren kadın ve erkeklere çıplak arama yapıldığını ben Meclis’te haykırdım İstanbul Valisi Davut Gül bize bize hakaret eden tweetler attı hiç utanmadan yüzü kızarmadan! Sen mi attın kardeşim çık söyle yoksa senin adına başka birileri mi yazdı Sayın Davut Gül? Bunlar nasıl saygısız tavırlardır ya! Millete milletin vekiline yapılmış nasıl saygısız tavırlardır! Apaçık olay ortada! Bir tarafta timsah gözyaşları döküyorsunuz Filistin için, öbür tarafta İsrail ile her türlü ticaret on numara. Ondan sonra bunu da ifşa edenlere çıplak arma yapıyorsun, bunu da söyleyene hakaret ediyorsun. Memleketin zelil hali bu yani. Memleketten ziyade aslında iktidarın zelil hali bu.

Arkadaşlar bakın Dilovası parfüm deposu katliamı davaları devam ediyor. Duruşmalar devam ediyor. 3 Kasım’daki duruşmaya gideceğiz. İnşallah orada olacağız ama mahkeme heyeti bakın Dilovası Belediyesi’nde bir yerinde inceleme yapmış ve orada ilginç hadiseler olmuş. Belediye görevlileri demiş ki mağdurların anne babalarına; “Kardeşim 15 yaşındaki çocuğu sen çalıştırdın ondan sonra kazada patlamada ölüyor gelip burada konuşuyorsun.” hiç utanmadan bunu söylemişler hiç utanmadan yüzleri kızarmadan bunu söylemişler arkadaşlar! Ya Vedat Taşdemir kanser hastası kızı Nisa’yı çalıştırmış evet çalıştırmış ne yapsın. Kızı da; “Baba sen çalışamıyorsun ben çalışayım.” demiş ondan sonra ve o korkunç ihmallerin olduğu parfüm deposu katliamında can vermiş belediye yetkilileri diyor ki: “Kardeşim Vedat sen 15 yaşındaki çocuğunu niye çalıştırdın?” hiç yüzleri kızarmadan bunu söylüyor arkadaşlar. Bakın çocuklar bunlar ya çocuklar. Nisa Taşdemir, Tuğba Taşdemir, Cansu Esetoğlu, Hanım Gülek, Şengül Yılmaz, Esma Dikan, Tuncay Yıldız 3’ü çocuk 3’ü kadın 1’i erkek 7 kişi katledildi orada ama belediye görevlileri bunu söylüyor ya düşünebiliyor musunuz?

Az evvel anmıştık, dünyaca ünlü rapçi Macklemore, Ed Sheeran’ın Loop Tour konserlerinden elde edeceği tüm gelirini Filistin’e bağışlayacağını açıklamış. Ondan sonra adamı turneden çıkarmışlar. Turneden kazanacağı 1 milyon dolarlık net geliri doğrudan Filistin’a destek veren 6 kuruluşa aktaracağını belirtmiş.. Adam net bir duruş sergilemiş sağ olsun.

Arif Güran, Narin Güran’ın babası iki yılı aşkın süren bu hukuksuzluğa, bu zulme karşı Diyarbakır’dan Ankara’ya külliyeye doğru yürüyor. Yolu açık olsun, Allah yardımcısı olsun. O sıcak havalarda ayaklarının şiştiğini, rahatsızlandığının haberini aldık. Umarım bir an evvel Allah şifa verir, rahatsızlığı gider ve bu yürüyüşünü devam ettirir. Kolay bir yürüyüş değil ama bu çok büyük bir adaletsizlik ve zulme karşı sesini yükseltme yürüyüşüdür. Bunu duyuranların Twitter hesapları engelleniyor. Duydum ki; Avukat Onur Akdağ Bey’in Twitter hesabı X hesabı engellenmiş. Yani zulme karşı, hukuksuzluğa karşı yürüyen Narin Güran’ın babasını desteklemek, onu kamuoyuna duyurmak da suç olmuş arkadaşlar. Masum annesi, amcası ve abisi o zindanlarda ve yeniden bir yargılama yapılması gerekirken iktidar resmen bir tavır takınmış ve bu adalet çığlığını duymak istemiyor ve duyurmak da istemiyor. Bunu kabul etmiyorum, bu zulmü kabul etmiyorum. Ailenin yanındayım, Allah yardımcıları olsun. Bir gün mutlaka adalet tecelli edecek Narin Güran’ın kemiklerinin sızlaması bitecektir, Anne’nin gözyaşları, ailenin gözyaşları inşallah bitecektir. Allah yardımcıları olsun.

Yorumlar