9 Eylül 2021

Youtube

Basın toplantımıza ilk olarak önemli bir konuyla başlamak istiyoruz. Uygur Türkü Kurban Tohtiniyaz ve Türkiye’de şu anda. Kurban Tohtiniyaz 6 Eylül günü Sirkeci karakoluna götürüldü ve Kurban Tohtiniyaz 5 çocuk babası bir kişi. Kendisinden haber alınamıyor. Kurban Tohtiniyaz ile ilgili bir gündem yapmak istiyoruz. Kurban Tohtiniyaz maalesef iktidarın görmezden geldiği Uygur Türkleri’nden birisi ve çocuklarına da haber verilmeden şu anda maalesef Sirkeci karakolunda tutuluyor. Biz bir an evvel Kurban Tohtiniyaz’ın serbest bırakılmasını istiyoruz. Bu konuda İçişleri Bakanlığı’na da bir önerge vereceğiz.

Salı günü biz bir program yaptık. Ayşe Özdoğan bir kanser hastası ve Ayşe Özdoğan ile yaptığımız bu çalışma sonrasında biz Ayşe Özdoğan’ın çok kötü durumda olduğunu gördük ve kamuoyuna sesini duyurmaya çalışıyoruz. Ayşe Özdoğan şu anda eşi kanser olan bir insan ve kendisi de kanser hastası maksiller sinüs kanser hastası. Annesinin de kanser olduğunu geçtiğimiz gün öğrendi, babası alzheimer hastası ve çocuğunun kalbi delik. Ayşe Özdoğan zor durumda, Ayşe Özdoğan’ın bu hali ile ilgili önemli bir gündem yapmaya çalışıyoruz. Ayşe Özdoğan’ın cezası Yargıtay tarafından onanmış ve her an cezaevine girebilir. Eğitim Araştırma Hastanesi bu konuda bir rapor vermiş ve buna rağmen şu anda Ayşe Özdoğan maalesef ki büyük bir stres altında bir karar bekliyor. Ayşe Özdoğan’ın bir an evvel İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan cezaevinde kalamaz raporu alması gerekiyor. Biz bunun için önemli bir gündem yapmaya çalışıyoruz.

Geçtiğimiz haftadan önemli bir haber verelim. Uzun süre gündem yaptığımız Arzu Nur Özkan geçtiğimiz hafta serbest kaldı. Biz buna çok sevindik, izleyenlerimiz sevindi. Çok önemli bir karardı Arzu Nur Özkan’ın serbest kalması ama şunu da hatırlatmak lazım. İstinaf bu kararı bozdu. Yani o kadar hukuksuz kararlar veriyorsunuz ki 2 aylıkken bir hamile kadını cezaevine sokuyorsunuz ve bu kadın 6-7 ay içeride çile çekiyor. Nedir itham ettiğiniz şey? KHK ile kapatılan bir okulda öğretmenlik yapmak Bank Asya’dan maaş almak. Bundan dolayı 2 aylık hamile bir kadını cezaevine atıyorsunuz 6-7 ay içeride perişan ediyorsunuz ve sonrasında maalesef ki bu kadın büyük çırpınışlar sonucunda ancak serbest bırakılıyor. Bu kabul edilecek bir durum değil. Maalesef ki Türkiye’de bu tür vakalar yaşanmaya devam ediyor.

Cezaevinde Covid vakaları devam ediyor. Kayseri Kadın Kapalı Cezaevi’nde Covid vakaları var ve cezaevi telefonlara cevap vermek istemiyor, biz telefon açıyoruz bizim telefonlarımıza cevap vermiyor. Cezaevi böyle keyfi bir yönetim anlayışı içerisinde bunu devam ettiriyor. Biz Kayseri Cezaevi’nin uygulamalarını kabul etmiyoruz. Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nü arıyoruz oradan da tatminkar cevap alamıyoruz. Covid olduğu zaman cezaevleri kendisini kapatıyor ve cevap vermiyor. Bu kabul edilecek bir durum değil.

Mehmet Ali Çelebi gördüğünüz kişi. Mehmet Ali Çelebi 28 yıldır cezaevindeydi geçtiğimiz haftalarda sonunda uzun uğraşlar sonucu tahliye edildi ve fakat Mehmet Ali Çelebi tahliye edildikten 10 gün sonra çok ağır hastaydı, ölüm döşeğinde yoğun bakımdayken tahliye edilmişti 10 gün sonra hayatını kaybetti. Böyle çok vakalar var. İnsanlar tahliye olmak için canı çıkıyor sonrasında ancak tahliye oluyor. Kabul edilecek bir durum değil. Maalesef ki bu hal böyle devam ediyor. Hasta mahpuslar zor durumda bunu da hatırlatmış olalım.

Biz Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nü ve Adalet Bakanlığı’nı buradan tekrar uyarıyoruz. Gerek hasta mahpusların tahliyesi gerekse de Covid vakalarının cezaevleri tarafından bildirilmesi, açıklamalar yapılması konusunda çok büyük haksızlıklar yapıyorlar. Büyük ihlallere yol açıyorlar. Hasta mahpuslar güç bela ancak tahliye olabiliyor veya olamıyor tabutta, ölüm döşeğinde tahliye oluyor ve Covid hastalığı ile ilgili bildirimler konusunda son derece büyük duyarsızlık görüyoruz.

Bolu F Tipi Cezaevi’nden Mecnun Akkoyun bize göndermiş; cezaevinde Cezaevinde Fiziksel ve Psikolojik Şiddet. Diyor ki: “Sincan 1 F tipinde sayımda ayakta olmadığım için darp edildim, av görüşü sonrası da hakaret, küfürlerle darp edilince intihar girişiminde bulundum. Dilekçelerimi kayda almamışlar, Bolu F’ye gönderildim.” Diyor Mecnun Akkoyun. Sincan 1 No’lu F Tipi’nde sayımda ayakta olmadığı için darp edilmiş bunun kamera görüntüleri nerede? Biz bununla ilgili soru önergesi verdik ve soruşturuyoruz. Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne Adalet Bakanlığı’na soruyorum. Bu kişi Bolu F Tipi’ne sevk edilmiş ama bu kişide Sincan’da darp hadisesi var.

Denetimli serbetslikler. “Eşim Cafer Gürpınar 5 yıldır Kandıra’daydı. 18 Haziran’da infaz hakimliği denetimli serbestliğe çıkarttı. 7 gün sonra savcı itiraz etti ve 8 Ağustos’ta eşimi tekrar aldılar. Eşim Maltepe’de ama orası da denetimli vermiyormuş.” Diyorlar. Bununla ilgili daha ayrıntılı bir başvuru burada. Maalesef ki bakın kadın diyor ki böyle bir denetimli serbestlik olayı bize verildi ardından savcının itirazı ile ağır ceza mahkemesinde tekrar iptal edildi ve tekrar cezaevine konuldu. Maltepe Cezaevi’ne konulmuş. Son derece zor durumda olan insanları boş gerekçelerle denetimli serbestlik verilmeyerek cezaevinde tutuyorlar. “Biz ailece darmadağın olduk İki çocuğum ben ve eşim hala kendimizi toparlayamadık . 5 sene cezaevinde kaldı tam çocuklarla , dış dünyayla iletişim kurmaya başlamıştı . Sağlık sorunları için dr randevuları almıştı kafasını toparlayabilirse bir iş bulacaktı hepsi yarım kaldı. 5 yıldır maddi manevi çok sıkıntılar çektik babasız iki çocuk büyüttüm khklı iseniz ve eşiniz de tutukluysa hayat hiç kolay değil. Elbette halimize şükürler olsun. Ancak biz önce izin verip çıkmasını sağlayan savcının sonra neden itiraz ettiğini halen bilmiyoruz. Neden böyle bir şey yaptılar bize ? Evi adresi belli usulsüz hiç bir şey yok. Bizimle dalga mı geçiyorlar anlamadık. Avukatımız ve danıştığımız tüm avukatlar ilk defa böyle bir şey duyduk nedenini bilmiyoruz diyorlar. Avukat yapılabilecek bir şey yok diyor. Maltepe cezaevininde denetimli serbestlik vermediğini duyduk ve çok üzgünüz. 14 yaşında bir oğlum ve 9 yaşında bir kızım var. Bu olayla eşimin benim ve çocuklarımın psikolojisi iyice bozuldu. İkimizde 672 khk ile ihraç MEB öğretmeniyiz. Allah razı olsun şimdiden ilgi ve alakanıza.” Diyor. insanlar son derece zor durumda maalesef ki böyle zalimce uygulamalara maruz kalıyorlar. Kocaeli Kandıra Savcısı’ndan özel şikayetler var. Geçen hafta da söyledik, bu haftada söylüyoruz. Oldukça büyük haksızlıklar yapıldığını söylüyoruz. Maalesef ki Kocaeli Kandıra Savcılığı’nda çok bariz bir haksızlık eğilimi var. İnsanları tahliye etmek istemiyorlar.

Menemen Cezaevi’nde kalan İsmail Işık eşinden bir şikayet aldık. İsmail Işık 4 yıldır cezaevinde KHK’lı bir insan ve 29 Temmuz günü 4 yıldır tek kişilik hücrede kalıyormuş, 29 Temmuz günü tek kişilik hücrede infaz koruma memurları darp ediyor. Şikayetler ediliyor, kimse cevap vermiyor. Maalesef ki halen bir cevap alabilmiş değil zaten Meclis İnsan Hakları Komisyonu görevini yapmadığı için biz bu basın toplantılarını yapıyoruz. Maalesef ki Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu görevini yapmıyor. Cezaevlerindeki hak ihlallerini gündem ederek soru önergeleri vererek baskı yaparak, mahpusların halini gündem etmeye çalışıyoruz ve bu mahpusun ailesi de bize yazdı. Son derece zor durumdalar. Menemen Cezaevi’ne Balıkesir’den gidip geliyorlar. Çoluk çocuk ailece çok zorluklar çekerek. Kadın diyor ki: “Yeni evliydik tek çocuğumu eşim cezaevinde tanıdı, açık görüşlerde.” Bir aile dramı yaşanıyor ve Menemen Cezaevi’nden Balıkesir Cezaevi’ne nakledilmesi için büyük bir gayret gösteriyor İsmail Işık’ın eşi. Biz de bunu gündem edelim. Mahpusları cezalandırıyorsunuz. Adil olmayan yargılamalar yapıyorsunuz, bir de mahpusların eşlerini cezalandırıyorsunuz. Bunlar kabul edilecek hadiseler değil.

Değerli arkadaşlar hak ihlalleri sanayi kenti olan Kocaeli’nde yoğun bir şekilde hissediliyor. Maalesef ki geçtiğimiz ay ağustos ayında iş kazalarında 6 işçimiz hayatını kaybetti. İş güvenliği ve işçi sağlığı konusunda gereken önlemler alınmıyor. Biz İnsan Hakları Komisyonu’na da önergeler verdik alt komisyon oluşturulsun diye ama oluşturulmadı. Türkiye dünyada ikinci avrupada birinci iş kazalarında ve maalesef ki böyle devam ediyor.

Mihraç Miroğlu’nun İdil’de zırhlı araç tarafından öldürülmesi. Bir trafik kazası İdil’de ara sokaklarda bisiklet süren çocukların ortasında yanında sağında solunda mahallenin içinde sürüş açısından önündeki yayayı göremeyen kocaman bir zırhlı araçların panzerlerin ne işi var? Bu tarz yerlerde hızla dolaşırsa ne olur? Buradaki çocukları ezebilir, öldürebilir. Bisikletli çocuklara çarpabilir işte bu oldu. Maalesef ki bu hadise yaşandı. Mihraç Miroğlu hayatını kaybetti. Biz babası Salih Miroğlu’nu aradık baş sağlığı diledik, taziyelerimizi diledik. Babası zırhlı araçların çok hızlı olduğunu, zırhlı aracın çarptığı çocuğun 11 metre yüksekteki bir çatıdan çıktığını, çocuğun havaya savrulduğunu 5 metre ileri düştüğünü, çok feci bir şekilde söyledi. bisiklet paramparça olmuş, demek ki oldukça hızlı bir şekilde vurmuş zırhlı araç ve çocuk maalesef feci bir şekilde hayatını kaybetmiş. Bu mesele çok önemli, biz bu meseleyi takip ediyoruz. 2008 2021 arası 18’i çocuk olmak üzere 40 kişiye zırhlı araç çarpmış durumda. 21’i yaralı çocuk olmak üzere 57 kişi de yaralanmış durumda. Demek ki bitmeyen bir olay var. Bitmeyen bir olay var ve o yüzden bu konunun üstüne gitmek lazım. Mihraç Miroğlu’nun ölümü basit bir trafik kazası değil. Orada sokak aralarında hızla giden zırhlı araçlar varsa orası bir sokak arasıysa, çocuklar varsa orada bu tür zırhlı araç çarpmaları sonucu olur ve ne ilk ne son oldu maalesef. Kusurdan bir soruşturma başlatılıyor bu tür kazalarda ama olası kasıttan açılması lazım. Birçok soruşturmanın sonucunda adil olmayan yargılamalar var. Biz bunları hep görüyoruz. Bakın İnsan Hakları Derneği Başkanı da davaların açılmasını söylemişti Öztürk Türkdoğan. Bakın Şırnak Baro Başkanı Rojhat Dilsiz de diyor ki: “ Cezasızlık politikasının çok fazla etkisi var ve çok fazla pervasız hareket ediyor bu araçlar. Cezasızlık politikası var, çarpana bir ceza verilmiyor. Tonlarca ağırlığında zırhlı aracın daracık sokaklarda olması gerekenden çok hızlı bir şekilde sürerseniz böyle bir sonucun çıkacağını tahmin edebiliyor olmanız lazım.” Diyor Şırnak Baro Başkanı Rojhat Dilsiz.

Değerli arkadaşlar bir de çok önemli bir Anayasa Mahkemesi kararından bahsetmeden geçemeyeceğim. Gazeteci Gökhan Biçici. Bakın bu sürüklenen kişi gazeteci Gezi’deki olayları fotoğraflarken darp edilip polisler tarafından darpla götürülen hakaret edilen ölüm tehdidi ile tehdit edilen bir gazeteci. Bu kişi hakkında “Apartman boşluğunda işini bitirin.” Demiş polis amiri ve polisler hakkında soruşturma tabi ki cezasızlıkla sonuçlanmış. Polisler hakkındaki disiplin soruşturması da aynı gerekçelerle bırakılmıştı. Dava açılmamıştı ve Anayasa Mahkemesi’ne gitmişti, koruma politikası var. Anayasa Mahkemesi’nden zaman zaman iyi kararlar çıkıyor. Anayasa Mahkemesi’ne gitti Gökhan Bilici ve açık hak ihlali ve düzenli soruşturma yok dedi Anayasa Mahkemesi. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğünün ihmali dedi ve AYM etkili soruşturma istedi mahkemeden tekrar soruştur dedi. Aradan düşünün kaç yıl geçmiş? 2013’te gezi olayları olmuştu. 8 yıl aradan sonra AYM ihlal buluyor. Türkiye’de adalet böyle tecelli ediyor. 8 yıl sonra etkili soruşturma yok deniliyor. Biz bununla ilgili gündem yapmak zorundayız. Milletvekili olarak ben Meclis’ten ve evimden darpla çıkarıldım. Polis memurları hakkında suç duyurusu yaptık ve tazminat davası açtık. Halen bu dava açılabilmiş değil. Polis memurlarının yargılanması ile ilgili Bakanlık’tan izin alınması gerekiyor. Muhtemelen bu izni vermeyecekler. Kendi kusurlarını tabi ki kendileri örtmeye çalışacak, sümenaltı etmeye çalışacak ama biz de Anayasa Mahkemesi’ne gideceğiz sonuçta. Bütün bunları sonuna kadar takip ediyoruz. Kamuoyu da bana Meclis’te yapılan, evimde yapılan haksızlıkları, darplar, hakaretler, küfürleri gördü ve büyük bir tepki gösterdi. Biz hem kendi hem hak adına bu davaları sürdürüceğiz. Bizi evimizde darp eden ve evimizden sürükleyerek çıkaran polis memuru Abdulkadir Türkyılmaz. Kendisi hakkındaki tüm bilgilere sahibiz. Nasıl işkenceci bir polis olduğu, nasıl mahkemelerde kendisi hakkında şikayetler bulunulmasına rağmen bunların örtbas edildiği, nasıl genel kurulda işkencesini anlattığımız halde hakkında bir soruşturma açılmadığını, nasıl genel kurulda işkencesini anlattığımızdan dolayı bu kişinin beni gözaltına almak için evime gönderilen polis memuru olduğunu kamuoyuna tekrar hatırlatayım. Türkiye’de böylesine zorba, hilekar bir polis devleti var, hukuk devleti yok. İnsanlar 8 yıl sonra Anayasa Mahkemesi’nden etkili bir soruşturma olmadığına dair kararlar çıkarıyor. Biz de mahkemelerdeyiz. Bu polis memurları hakkında suç duyuruları ve tazminat davaları açtık. Çoğu bilsinler ki hiçbir şekilde bunlar örtbas edilemeyecek. Bu iktidara boyun eğmiş yargıçların takipsizlik kararları, herhangi bir suç yoktur kararları mutlaka açılacak ve Anayasa Mahkemesi’nde bu suçlar cezalandırılacaktır. Mutlaka ihlaller bulunacaktır ve bu dosyalar örtbas etmeye çalışan mahkemeler gereken cezaları verecektir. Biz tekrar hatırlatalım hiçbir suçlunun yanına kar kalmaz. İşte onlardan birisi Abdülkadir Türkyılmaz isimli polis memuru ki kendisi işkencecidir ve polis arkadaşları evime, çocuklarımızın gözü önünde baskın yapıp hakaret darp yaptıkları zaman biz bütün bunları bir şekilde kaydettik ve hukuk önünde bütün bunların hesabını mahkemelerde soracağız. İşkencecilerden mutlaka hesap sorulacak hukuk önünde. İşkence bir insanlık suçudur ve zamanaşımına uğramaz. Gerek Ankara Emniyet Müdürlüğü, gerek İçişleri Bakanlığı gerek Süleyman Soylu bilsin. Süleyman Soylu zaten çıplak arama konusunu ortaya çıkardığı için evime işkenceciliği ile bilinen bir polis memurunu Abdülkadir Türkyılmaz’ı gönderen bir bakandır. Böyle skandal fiillere imza atan hukuksuz bir polis devleti iktidarının bakanıdır Süleyman Soylu. Sırf gerçekleri ortaya çıkardığımız için işkenceci polisini evimize yollayan, başka da bu tür suçlara imza atan bakandır Süleyman Soylu.

Şırnak İdil’deki bu hadisenin üstüne gidiyoruz. Bu mesele hakkında soru önergesi verdik. Konuyu hukuken takip ediyoruz. İdari açıdan takip ediyoruz. Sonuna kadar takip edeceğiz ve bu polis memurunun da maalesef ki serbest bırakıldığını öğrendik. Bu kamuoyu vicdanını da çok rahatsız eden bir durumdu maalesef. Ülkede barış sağlanmazsa, ülkede hala Kürt sorunu varsa, ülkede illerde maalesef Kürt illerinde sokaklarda zırhlı araçlar dolaşıyorsa, çocuklar bisikletleri ile bu zırhlı araçların altında kalıyorsa ülkede bir sorun var demektir. Ülkede barış gelmeden bu sorunlar bitemeyecektir demektir. Biz de Kürt meselesini bu ülkenin en büyük sorunu olarak görüyoruz. Kürt meselesi bitmeden bu meselenin bitmeyeceğini çok net bir şekilde söylüyoruz. Diyoruz ki ükede 40 yıldır onbinlerin kanı akmış, milyonlarca Kürt kimliğine baskıdan rahatsız, siyasette Kürt meselesinin başına gelmeyen kalmıyor, batı illerdeki vatandaşlarımız hala sorun ne diyor. bakın çok önemli bir uçurum var. Kürtler son derece rahatsız ve kendilerine rahatsızlık yapıldığını düşünüyor, Türkler maalesef ki anlamıyor. Böyle bir ülkede huzur, barış olamaz. Bu umursamama hali bu kafa ile mi bir yere varabileceksiniz merak ediyorum.

Diyarbakır Cezaevi’nde Semra Akgül bize bir mektup göndermiş. Semra Akgül diyor ki: “Eşim de cezaevinde, 3 çocuğum zor durumda, legal çalışmalarım illegal görüldü. Bu ülkede insan olmanın, kadın olmanın, Kürt olmanın, hak adalet peşinde koşmanın bedeli bu mu? Ailem paramparça, çocuklarım travma üstüne travma yaşıyor.” Diyor. Semra Akgül. Semra Akgül’ü biz Diyarbakır Cezaevi’nde ziyaretlerde görmüştük, bana şikayetlerini anlatmıştı hatta o sırada cezaevinde olan çocuklara boyama kalemleri verilmediğini anlatmışlardı. Çocuğuna Heri ismini verdiği için nüfüs müdürlüğünde bu ismin yazılmaması ile ilgili sorunları anlatmıştı. Boyama kalemleri niye verilmez? Sarı, kırmızı, yeşil renkler bir araya gelecekler diye mi gelecekler? Çocuğa boyama kalemi niye verilmez ama biz biliyoruz ki beton gibi kafa var ve trajikomik şeylerden rahatsız olduğu için böylesine basit istekleri gerçekleştirmeyen bir devlet anlayışı var. Semra Akgül’ün yanında olduğumuzu legal çalışmaların illegal olarak görülmemesi gerektiğini buradan hatırlatıyoruz.

Gülsüm Coşar bir KHK’lı hakim. Ülkesini terketmek zorunda kaldı, eşi de cezaevinde ve genç yaşta rahatsızlanarak bütün bu sıkıntılara dayanamayarak hayatını kaybetti geride 5 yaşında bir çocuğu var. Türkiye’ye cenazesi getirilerek maalesef toprağa verildi. Bu üzücü hadiseler devam ediyor. İnsanların dünyaları karartılıyor, hayatları karartılıyor, işlerinden atılıyor, dünyaları, hayatları karartılıyor. Ülkeyi terk etmek zorunda kalıyorlar. Maddi, manevi perişan oluyorlar sonunda dayanamayıp hayatlarını kaybediyorlar. Türkiye’de son yıllarda yaşanan KHK soykırımın politik kırımının son üzücü örneklerinden birisi de maalesef ki bu.

Berfin Aslan daha önceden güvenlik soruşturması yasa görüşmelerinde başvurmuştu, Berfin Aslan mağdur bir insan. Kendisi 2015 KPSS’de 5.’si oldu. Güvenlik soruşturması olumsuz diye atanamadı, bir de üstüne uyduruk gerekçeyle propagandayla ceza verdiler. Askeri öğrencilere müebbet veren hakim ceza verdi. Hakim de ilginçtir  cezayı verdikten sonra Yargıtay’a git diyor. belli ki kendi verdiği cezadan kendisi mutmain değil, kalbi razı değil. Bir yerlere sürülmemek için bu cezayı verdiğini çok iyi biliyor, Yargıtay’ın bozması için de Yargıtay’a başvurmakta geç kalma diyor sanığa. Yargıtay da bu kararı onamış. 8 aydır Anayasa Mahkemesi’nin bakmasını bekliyor Berfin Aslan. Gencecik bir insan, KPSS’de 5. Olmuş, güvenlik soruşturmasından mağduriyet yaşamış ardından da hem atanamıyor hem de üstüne dava açılıyor bir de cezaevine atılıyor ve Yargıtay onuyor. 8 aydır da Anayasa Mahkemesi bekliyor. Ülkenin gencecik insanlarını, zeki insanlarını, başarılı insanlarını bu denli mahveden bir anlayış ile karşı karşıyayız devlet vatandaşına bunu yapıyor. Adil yargılanmadım diyor Befin Aslan, biz de buradan o kuyuların dibindeki bu mahpusun sesini duyuruyoruz.

Şenyaşar ailesi bu hafta da eylemlerine devam ediyor. Annesi eşini bu vahşi katliam sırasında kaybetti. Maalesef AK Parti’li Urfa Milletvekili İbrahim Halil Yıldız ve akrabaları bir esnafın dükkanına giriyor ve durup dururken bir tartışma başlatılıyor ve ardından cinayetler geliyor. Çok üzücü bir hadise. Seçim çalışmalarında herkesin sizi desteklemesini beklemeyin, insanlar sizi desteklemeyebilir. Biz de milletvekiliyiz, milletvekili adayı olduk. Bize hoş gözle bakmayan esnafı illa bize hoş gözle baksın diye zorlayacak bir halimiz yok, insanlar demokratik tepkilerini de gösterebilir bunu da hoş karşılarız. Suruç’taki bu esnafın dükkanına gelen kişiler orada bir huzursuzluk çıkardı ve ardından cinayetler yaşandı, bir katliam yaşandı. Suruç Devlet Hastanesi’nde infazlar yaşandı, korkunç katliamlar yaşandı. Şu anda adil olmayan bir karar dolayısıyla 190 güne yakındır anne Emine Şenyaşar ve oğlu Ferit Şenyaşar adalet bekliyor, adalet nöbetindeler. Biz de bu adalet nöbetinin sesi olmaya çalıştık, geçtiğimiz günlerde online bağlantı ile onlara ulaştık ve online bağlantıda da bu sesleri duyurmaya çalıştık.

Maalesef güneydoğu illerimizde Dedaş sıkıntısı var. İnsanlar perişan durumda bakın bir vatandaş bize başvuru yapmış. Faturasını da göndermiş. 890 TL’lik bir fatura var maalesef. Şu gördüğünüz fatura daha öncekilerden çok farklı bir elektrik masrafım yoktu ama maalesef ki böyle oldu diyor. dedaş konusunda çok büyük sıkıntılar var, Dedaş’a bir şey yapan kimse yok. “Pandemide esnaf perişan,orta gelirli sıkıntılı,yoksulun hali içler acısı ve memurun durumu ortada iken, %300-500zamlı gelen elektrik faturalarınin halkımıza bu denli yansıtılması,birilerinin cebinin doldurulmasına müsaade edilmeyecek boyutta.” Diyor.

Milliyetçilik, ırkçılık bütün bunları masaya yatırmak lazım. İnsanın kendi milliyetini sevmesi en doğal hakkı ama kendi ırkını bir başkası üzerinde tahakküm vasıtası olarak görmek yanlış. Biz bunu söylüyoruz yıllardır. Çok basit bir şey ama maalesef insanlar bunu anlamıyorlar ve anlatmaya çalışıyoruz. Onlardan birisi Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan çok ilginç ve üzücü icraatlere imza atıyor. Suriyelilerden, diğer göçmenlerden on kat fazla su parası alma heveslisi ve geçtiğimiz günlerde kadınlara yönelik çok üzücü, nahoş ifadelerde bulundu. Biz kendisi hakkında bir soru önergesi verdik. Tanju Özcan’ın yabancı uyruklu vatandaşlara yönelik söylemleri hakkında soruşturma başlatılmış mı diye İçişleri Bakanlığı’na sorduk. Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın yabancı uyruklu vatandaşlara yönelik söylemleri hakkında soruşturma başlatılmış mıdır?

– Bolu Belediyesi Başkanı Tanju Özcan, yabancı uyruklu vatandaşların su fiyatlarına, katı atık ücretlerine ve dahasına zam yapmış mıdır?

– Evlat sahibi olmak isteyen bir kadından bahsederken hoş olmayan imalarda bulunan Tanju Özcan hakkında soruşturma başlatılmış mıdır? Başlatıldıysa akıbeti nedir başlatılmadıysa gerekçesi nedir?

– Yabancı uyruklu vatandaşların insan haklarını korumaya yönelik bir çalışmanız var mıdır? Varsa nedir?

– Yabancı uyruklu vatandaşların yaşam standartlarını denetlemeye yönelik bir çalışmanız var mıdır? Varsa nedir?

– Yabancı uyruklu vatandaşlara, mülteci ve göçmenlere çirkin söylemlerde bulunan şahıslar hakkında izlediğiniz bir yol var mıdır? Varsa nedir?

-Bugüne kadar yabancı uyruklu vatandaşlara, mülteci ve göçmenlere karşı söylemlerinden dolayı hakkında soruşturma başlatılmış kaç kişi vardır? Bu soruşturmaların akıbeti nedir?

Diye soru önergesiyle sorduk.

Aşı olmayan çok öğretmen, öğrenciyle karşılaşıyoruz ve eğitim-öğretim yılı başlamış durumda. Bakan Fahrettin Koca bir açıklama yaptı: “Pazartesi günü okullar açılıyor. Yüz yüze ve kesintisiz sürecek bir eğitim yılı için kararlıyız. Şimdi bizlerle birlikte çocuklarımızın, gençlerimizin de gözü bu tabloda: 22.867 yeni vaka, 276 can kaybı! Henüz aşı olmamışsanız, dışarıda maskesizseniz haklı bazı sorular var.

Amacımız bu topraklarda artık 6-7 Eylüller olmamasıdır.! Yine 6-7 Eylül pogromunun yıl dönümünü yine yaşadık 66 yıl sonra olayı yaşadık. 6-7 Eylül 1955 de tahrip edilen yerleri gösteriyorum. 4 bin214 ev, 1004 işyeri, 73 klise, bir sinagog, 2 manastır, 26 okul, 5317 mekan zarar gördü maalesef bununla ilgili de biz 6-7 eylülde hayatını kaybeden vatandaşlarımızı anma ve ulusal yas ilan edilmesi kanun teklifimizi verdik. 15 kişi yaşamını yitirdi, bir utanç günüydü, evler, işyerleri yağmalandı, mezardaki insanlar çıkarılıp bıçaklandı, birçok kadına tecavüz edildi, yaşlı kadınlara tecavüz edilmesi sonucu akıllarını kaybettiler, birçok kişi ülkeyi terk etmek zorunda kaldı yahudi, rum, ermeni azınlıklar ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar. Mallarını, mülklerini bıraktılar. Biz bu utançla yüzleşilmesi gerektiğini söylüyoruz ve yas günü ilan edilmesi gerektiğini söylüyoruz.

Size Kocaeli İzmit’ten bazı görüntüler sunacağım. Kocaeli İzmit’te bir yürüyüş yolumuz var, eski tren yolu. Daha sonra şehrin içinde kaldığı için tren yolu yürüyüş yoluna çevrildi, ardından geçtiğimiz günlerde belediyeler birtakım yandaşlarına para kazandırmak için peyzaj işi uydururlar. Takma, çıkarma, kaldırım yapma, parke yapma işleri uydururlar. Onlardan birisi Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nde yaşanıyor. Burası İzmit yürüyüş yolu. İzsu boruları alttan bir taraftan döşeniyor, diğer taraftan ağaçlar kesiliyor, peyzaj çalışması diye derin kazılar yapılıyor ve köklere zarar veriliyor. Hepsinin fotoğrafları var. İzsu boru çalışmaları yapılıyor ardından ağaçların köklerine zarar veriliyor ve ağaçlar kurumaya başlayınca bunu bir utançla gündüz değil gece ağaçları kesmeye başlıyorlar. Bu hadiseler yaşanıyor. Önceden ağaçlar çınar ağaçlarından gökyüzü görünmezdi şu anda iyice seyreltildiği için gök görülmeye başladı, kuruyan ağaçlar var maalesef orada bir ağaç katliamı yaşanıyor. Çok beceriksizce işler yapılıyor, çok üzücü. Yine Kocaeli ile ilgili maalesef ki bir başka üzücü haberimiz; Kocaeli genelde ülkenin en pahalı ekmeğini yiyen bir kenttir. Ekmeğe yine zam geldi. Ekmeğin gramajı 230 gramdan 200 grama düşürüldü ve yine aynı fiyatta kaldı ama gramaj düştü yani zam geldi. Kocaeli çok talihsiz bir yer. Çok basit bir şekilde ekmeğe zam yapılan yer. Biz defalarca uyardık, Valilikte bu zamları rahatça yapabiliyor maalesef.

Elimde bir tablo var. Aşı olmayalım diyen birçok insan var maalesef. Aşıya karşı miting düzenleniyor, aşı olmayalım diyorlar. Bir tıp insanı, bir göğüs hastalıkları insanı olarak bu görüşlere karşıyım. Hastalık kötü bir hastalık, öldürebilen bir hastalık, insanları yerden yere vuran hastalık. Aşılama ile ilgili yoğun bakım istatistiklerini verelim ve tüm kamuoyuna aşı olalım çağrısı yapalım. Kürt illerinde Diyarbakır, Şırnak, Hakkari’de birçok aşısız insan var, hem oraya hem tüm Türkiye’ye hatırlatalım. Aşı olun lütfen. Bu vahim hastalığı önleyecek tek etkili yol aşı olmaktır. Hiç aşı olmayanların yoğun bakımda bulunma oranı %51.4. Bakın aşı olmayanlar yoğun bakımda. 2 doz Sinovac olanlar %39.4. 1 doz Biontech vurulanlar %2.3. 3 doz Sinovac vurulanlar %1.9. 1 doz Sinovac 1 doz biontech olanlar %1.1. 2 doz biontech olanlar %0.5. aşı olmamak çok kötü ve ölüme davetiye demek. Biontech aşısı da Sinovac’tan daha etkili demek. Bunun anlamı bu açıkçası. Bunu da herkes anladı, biliyor. Doktor olmayanlar da biliyor. Bize de sorulduğu zaman Biontech aşısının daha etkili olduğunu ayrıca da mutlaka aşı olunması gerektiğini sürekli söylüyoruz.

Gazete Duvar’da Hacı Bişkin’in bir haberi var. Üniversite öğrencisi Yağmur Önüt’ü tüfekle katleden Egemen Vardar 4 yıldır aramızda. Katil ‘şakalaşıyorduk’ dedi, mahkeme de şaka gibi ceza vermişti. Yargıtay bu kararı bozdu ve ilk duruşma perşembe görülecek. Bir yerlerde adamınız varsa bakıyorsunuz apaçık cinayetler oluyor ve ceza verilmiyor daha sonra yanlış karar olmuş tekrar bakalım deniliyor. Yargıtay kararı bozuyor bundan dolayı tekrar bakılıyor ve bugün duruşması görülecek. Apaçık cinayetler, böyle birileri birilerini görüyor mu? Ne oluyor bilemiyoruz ama maalesef ki adalet cereyan etmiyor.

Barbaros Şansal modacı ve insan hakları aktivisti kendisinin iktidarı eleştiren sözlerinden ve bu sözler ifade özgürlüğü kapsamı içinde. Bundan dolayı kendisine üç ayı geçkin bir ceza verilmiş. Bize de aynısı yapıldı, suç olmayan ifadelerden dolayı paylaşımlardan dolayı bize de ceza verildi, Barbaros beye de bu ceza verildi. Kınıyorum, doğru değil, ifade özgürlüğü diye bir şey var, batıda bu davalar görülse ceza verilmez çünkü AİHS ifade özgürlüğü ile ilgili maddelerine göre ceza verilmesi mümkün değil ama burası Türkiye iktidara muhalif iseniz birileri yargıya müdahale edip muhalif insanlara hapis cezaları veriliyor.

ODTÜ ormanı betonlaşan Ankara için çok nadide bir yer. Nefes alabildiğimiz bir yer oranın betonlaşması çok çok tehlikeli Ankara açısından ve gerçekten nadide bir yer. Ankara’nın akciğerleri diyebileceğimiz bir yer ama maalesef ki Melih Gökçek’in bir yol geçirme projesi vardı yapılamamıştı ama Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ ODTÜ ormanına yol projesinin Yavaş tarafından ihale edildiği haberleri geliyor. Biz bununla ilgili açıklama bekliyoruz Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden ve bu konu hakkında da soru öneregsi veriyoruz. Ankara’da bu zorlukla kurulmuş ODTÜ ormanını korumamız gereken yemyeşil güzel temiz havalı ormana yazık etmeyin diyoruz ve böyle bir ihale yapılmışsa da iptal edilsin diyoruz. Başkan Mansur Yavaş’tan da en kısa sürede bir açıklama bekliyoruz.

Selçuk Kozağaçlı ve Bartın Timtik’in mahkemeleri var 15 Eylül’de bende katılacağım. Selçuk Kozağaçlı Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı ve çok değerli bir hukukçu, Bartın Timtik de çok değerli bir hukukçu bu insanlar sırf adaletin peşinde koştuğu için cezalandırıyorlar. Onların yanında olmamız gerekiyor kamuoyuna bunu hatırlatmış olalım.

Hapishanesiz Toplum Arayışı kitabı Münker Odabaşı’nın kitabı tetkik ettim, Türkiye cezaevleri için önemli bir araştırma kitabı olmuş herkese de tavsiye ederim, okudum, istifade ettiğim, bildiğim yaşadığım hadiseleri bir kitapta toplamış Münker Odabaşı.

Bu Pazartesi günü eğitim öğretim yılı başladı görselle paylaştık ve eğitim öğretim yılına heyecanla başlayan sevinçle başlayan 1.5 yıldır pandemi dolayısıyla okula gidemeyen öğrenciler ve öğretmenlerimiz vardı büyük bir heyecanla başladıklarını gördük, tebrik ediyoruz inşallah öngörülebilir eğitim öğretim yılı olur. Derslerine iyi çalışırlar ve 1.5 yıllık kayıplarını telafi ederler diye temenni ediyorum.

Pazar günü Siirt’te olacağım bir panelde konuşmacı olacağım. Veli Saçılık, Eren Keskin gibi insan hakları savunucuları olacak. Söyleşi de konuşacağız ve ayrıca Siirt’te de KHK Platformu kurulmuş, KHK Platformu’nun üyeleri ile de bir araya geleceğiz.

Geçtiğimiz gün Musevi yurttaşlarımızın Roş Aşana Bayramıydı. Biz bu bayramı tebrik ettik, hangi dinden, hangi etnik kesimden olursa olsun bu ülkedeki tüm vatandaşlarımızın sevinçli günlerini, hüzünlü günlerini bilmek ve o günlerde vatandaşlarımızın yanında olmak gerekiyor biz de öyle yapmaya çalıştık. Türkiye Musevi Vakfı Başkanımızla da görüşerek tebrik ettik.

4 Eylül 1993’ten kalan bir cinayet var. Mehmet Sincar 4 Eylül 1993’te katledilmişti Demokrasi Partisi Mardin Milletvekiliydi ve maalesef ki katledilmesinin yıldönümüydü. Mehmet Sincar’ı unutmuyoruz, zulmen katledildi. Birtakım derin güçler tarafından katledildi, demokratik siyaset yapmaya çalışan bir vekilimizdi maalesef ki halkın iradesi bir cinayetle ayaklar altına alındı.

İbrahim Topuz eski dönemlerden bir Kocaeli vekilimiz Adalet Partisi’nden vekilimizdi hayatını kaybetmiş kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz.

Bize gelen başvurularla ilgili değinilerimiz olacak.

Halkımızın sesi olmaya çalışıyoruz. Bu başvuruları biz İHİK’e ve soru önergeleri ile bakanlıklara gönderiyoruz. Bazen ses alabiliyoruz bazen alamıyoruz. İHİK’ten hiçbir ses alamıyoruz o yüzden biz burada İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu faaliyeti yapıyoruz. Bakanlıklara soruyoruz bazen cevap alıyoruz bazen alamıyoruz bütün bunlar baskı unsuru oluyor. Bize gelen başvuruları gündem etmek istiyoruz.

Askeri öğrenciler ile ilgili başvuru var diyor ki: “Ben Elif 22 yasındayım. Kocaeli Gebzeliyim. Nişanlım askeri öğrenciyken 15 Temmuz gecesi İstanbulda staj görüyordu daha 18 yasındaydı darbeye tesebbusten muebbet hapse çarptırıldı, komutanları aksama tatbikat var diye kandırdılar, balistik raporlarımız temiz, halkla hiçbir şekilde karsı karsıya gelmemiş, fetoöden beraat etmiş olmasına rağmen müebbetle cezalandırıldı, dosyamız 1 sene 9 aydır Yargıtay’da, iki senemiz dolacak daha ne kadar surer bilmiyorum, gençlikleri cezaevinde çürüyor pırıl pırıl gençlerin sizden ricam bizi daha önce duyurmuştunuz tekrardan mecliste gundeme getirin.” Diyor. evet askeri öğrencilerin durumu maalesfe böyle. Son derece büyük bir sıkıntı yaşıyorlar. Melek Çetinkaya kardeşimizle birlikte biz askeri öğrencilerin seslerini hep duyurmaya çalıştık, çok büyük bir haksızlığa uğruyorlar. OHAL döneminin en mağdur insanları. Hem gelecekleri yok edildi, hem okullarından atıldılar, hem zindana atıldılar hem de müebbet hapis cezalarına çarptırdılar. Yargıtay’ın sonuç vermesini bekliyorlar. Biz Yargıtay’ın bu kararı bozması gerektiğini söylüyoruz. Askeri öğrenciler darbe yapamaz böyle darbeci diye ilan edildiler yıllardır bu çocuklar mağdur.

Oğlum Muhammed Emin Kemertaş Tokat Cezaevi’nde hükümlü olarak yatmaktadır. 23/08/2021 de denetimli serbestlik hakkı olduğu halde gerekli işlemler yapılmadı, sebebi ise terör örgütünden ayrıldım diyip imza atacaksın o da ben ne bir örgüte kayıtlıyım ne de imza atarım demesi.” Diyor. insanlar zaten haksız cezalarla ‘Sen falanca örgüttensin.’ Diye cezalandırılıyor sonrasında ‘Sen bu örgütten ayrılmadığın için seni denetimli serbestliğe çıkarmıyoruz.’ Adam zaten herhangi bir örgütte değil ki zalimce cezalandırmışsın bir de örgütten ayrıl diyorsun. Bunlar kabul edilecek şeyler değil.

Ayten Çevik ve Mustafa Çevik’in çocuklarından gelmiş. Anne-baba mahpuslar. Baba Edirne, anne Gebze Cezaevi’nde oldukça zor durumdalar. Annenin durumu hakkında bilgi verilmiş, çocuklar diyor ki: “Sadece telefon görüşmemiz yapabildik. Kaldığı koğuşun ortamının iyi olmadığı, adli suçlularla birlikte kaldıklarını ve yatak dışında hiçbir şey verilmediğini. söyledi. Ayrıca bahçe izni kullandırılmadığını söyledi. Sesi iyi gelmiyordu. Görüşme boyunca sürekli ağladı. Başka bir işkence görmüş veya görüyor olduğu konusunda endişeliyiz.” Maalesef böyle bir mağduriyet yaşatılıyor.

Nakille ilgili şikayetler çok geliyor bize. “Kardeşim Fetullah Bingöl,Silivri 3 nolu cezaevinde hükümlü olarak kalmaktadır.Eşinin yaşadığı Erzurum’un Oltu ilçesine nakil istemektedir.” Erzurum’da anne sürekli Silivri’ye gidip geliyor. Mahpustan dolayı ailesi cezalandırılmış oluyor. Bu kişinin Silivri’den Erzurum’a nakledilmesi gerekiyor. Aile perişan durumda.

Muhammed Ali Yorgun bize başvurmuş yaralama suçundan 42 yıl ceza almış. Gerçekten Türkiye’de çok cezalar abartılmış durumda, bir yaralamaya 42 yıl ceza verilmesi kabul edilecek bir hadise değil. Adam öldürüne bu kadar ağır bir ceza verilmiyor ama bazen böyle birtakım abartmalarla insanlara 42 yıllara varacak cezalar veriliyor.

Siverek Kapalı Cezaevi’nde Ramazan Samsa’nın yakınlarından gelmiş. Zaten denetimli serbestliğe çıkarılmamış kişi ve daha sonra rutin aramada bir atlama ipi bulunuyor koğuşta. “Vay efendim siz neden atlama ipi yapmışsınız?” deniliyor. O atlama ipi de pandemiden dolayı spora çıkamadıkları için çöp poşetlerinden örerek yapmış, bu ipi yapan kişi de tahliye olmuş ama tahliye olmayanlar bu işin cezasını çekmiş. Başka cezaevine nakledilmişler, kınama cezası verilmiş ve Batman’a gönderilmişler. Denetimli serbetslikleri de verilmemiş, Batman sıcağında vantilatör çok az verilmiş, büyük bir sıkıntı yaşamışlar. Kadın diyor ki: “İki çocuğum var. Hiçbir gelirimiz yok kiradayim ve halen denetimli serbestlik verilmiyor. Perişan durumdayız.” Böyle uyduruk gerekçelerle insanların denetimli serbestlikleri maalesef yakılıyor.

Adil olmayan uygulamalarından bahsediliyor HSK’nın. HSK meselekten çıkarma kararlarında adil olmayan kararlar veriyor diyor bir başvurucumuz. Bunu da HSK’nın duyması için burada altını çizerek belirtiyoruz.

Dursun Tavşan malulen emekliliği var. Emekli olduktan sonra bir müddet sonra raporları iptal ediliyor ve emekli maaşlarını alamıyor. Biz bununla ilgili de soru önergesi veriyoruz Çalışma Bakanlığı’na. Ne olduğu belli olmayan gerekçelerle emeklilik raporlarının iptal edilmemesi gerekiyor. İnsanlar çok çok zor durumda kalıyorlar.

Yılmaz Çerçel Eskişehir H Tipi Cezaevi’nde kalıyor. Hasta bir mahpus ve Yılmaz Çerçel halen tahliye edilmiyor. Bakın Yılmaz’ın görüşüne giren kız kardeşinin aktarımına göre kardeşini tanımamaya başlamış, nerede, hangi koğuşta kaldığını dahi bilmemekte. Diğer mahpusların güvenliği gerekçesiyle tek başına tutulmakta. Zihinsel fonkisyonları kötü olan birinden bahsediyoruz. Günlük ihtiyaçlarını tek başına giderememekte olup infaz koruma memurlarının yardımıyla ihtiyaçlarını giderebilmekte, yemek yemekte zorlanmakta, dişleri olmaması nedeniyle yemek yiyemediğinden çok kötü ve zayıf durumda. “2019 yılında tarafımızca yapılan infaz erteleme başvurusu ise cezaevinde tedavi edilmesi durumunda kalabileceği gerekçesiyle reddedilmiştir.”diyor avukatı tarafından. İnsanlar zihinsel fonksiyonları yerinde değilken cezaevinde neden tutulur. Bu insan cezaevinde tek başına kalamayacak durumda ve sen bu insanı tek bırakıyorsun. Yeme içme ve tuvaletine dikkat edemeyecek insanları tek bırakıyorsun bunun adı zulümdür mahpusluk değil.

Gülağa KARÇIĞA adlı bir mahpusun eşinden şikayet gelmiş. O da yine bir disiplin suçu olmamasına rağmen denetimli serbestliği verilmeyen bir kişi. “Eşim hürriyetinden yoksun bırakılarak psikolojik işkence yapılması anlamına geliyor. Disiplin suçu yok ama Silivri’deki birtakım görevliler de olumlu rapor vermesine rağmen zorlamayla bu kişiye denetimli serbsetlik verilmiyor.” Deniliyor. Ayrıca arkadaşları denetimli serbestlik vermiş kendisi alamamış. Kurul hem ayrımcılık hem de kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu işlemekte deniliyor başvurucu tarafından. Gülağa Karçığa’nın denetimli serbsetliğe ayrılmaması, hastalıklarından müzdarip olmasından dolayı bunun bir psikolojik işkence ve mobing uygulaması olduğunu belirtiyor eşi. “Bu süreçte başına gelebilecek her türlü olaylardan başta eşimin denetimli serbestlik hakkının hukuksuz bir şekilde reddeden kurum 1. Müdürü Kasım Turnabey bu taleplere olumlu veya olumsuz bir dönüt vermemiştir.Eşimin talep ve dilekçelerini yok saymıştır.Buda eşime psikolojik işlence ve mobing uygulanmasının farklı bir boyutudur.
Eşimin bundan sonraki süreçte başına gelebilecek her türlü olaylardan başta eşimin denetimli serbestlik hakkını hukuksuz bir şekilde reddeden kurum 1. Müdürü Kasım Turnabey daha sonra kurulda olumsuz oy kullan üyeler ve sıralı memurlar mesüldür.Aynı kurumda 1 kişi Covid19 sebebi ile vefat etti, 2 kişi kalp krizi geçirdi, 2 kişi Bakırköy Ruh ve sinir hastalıkları hastanesine yatırıldı.Eşimin başına gelebilecek bu gibi olaylardan yukarıda ismini zikrettiğim kişiler ve kuruldaki üyeler mesuldür.”demiş eşi.

İzmir Kırıklar T1 Cezaevi’nde kalan Kenan Aydın. Bu kişinin cezası onanmış KHK’lı bir karı koca ve çok zor durumda. Kadın diyor ki: “Ben bir matematik öğretmeniyim ama çalışamıyorum. Eşim de cezaevinde. Cezası kesinleştiği için yeme içme bedeli çıkmış her kaldığı cezaevinde. Bu bize hiçbir şekilde tebliğ de edilmedi. Ben ihraç matematik öğretmeniyim, şu an çalışamıyorum, çalıştırılmıyorum. 1. Sınıfa başladı çocuğum. Geçen çıkan 2300 TL civarında yeme içme parasını borç bularak çıkardım, eğer yatırmazsam milli eğitimde matematik öğretmeni olarak çalıştığımız zaman aldığımız bir evimiz var ona haciz geleceği söylendi.Şimdi rastgele eşimin e devletinden yine yeme içme bedeli olarak 570 TL çıktığını öğrendim ve faiz bile uygulanmış ve 1. taksit yazıyor yani daha borç çıkacak sanırım yine hiçbir tebliğ olmadı. Benim bu parayı ödeyecek durumum yok. Bu para eşim çıkıp işe girdiği zaman ondan tahsil edilmeli oysaki. zaten şuan her ay eşime para göndermek zorundayız çünkü verilenler yetmiyor. Ben artık ne yapacağımı şaşırdım. Her türlü mağdur ediliyoruz bu konuda yapabileceğimiz birşey var mı?” diyor. bizim bilgilerimiz maddi durumu yeterli olmayanların kaymakamlığa başvururak gerekli belgeleri ibraz ederek bu ödemeyi yapmayabileceği yönünde. Böyle bir girişimde bulunabilir hanımefendi ve yapılan uygulamaya da gerçekten hukuksuzca uygulama, bu mahpus en azından dışarı çıksın işe girsin ki devlet o zaman bu parayı talep etsin ama daha hapisteyken insanları çok çok zor durumda bırakan bir anlayış var. “Evine gelip haciz edeceğiz evini.” Diyen bir anlayışla karşı karşıyayız. İzmir Kırıklar’da bu insan, aile çok zor durumda İzmir Kaymakçı cezaevine nakledilebilir, bu nakil konusunda da biz yardımcı olacağız soru önergesi vereceğiz. Gereken makamlara hatırlatma anlamında olacak. Biz de bir milletvekili olarak soru önergesi ile bu mağduriyetleri Bakanlığa, İHİK’e sorarak hukuk oluşturmaya çalışıyoruz.

Yargıtay kararları çok bekliyor. İnsanlar mağdur oluyor. Mustafa Yıldırım Sivas E Tipi Kapalı Cezaevi’nde 15 Nisan 2016 yılından beri bu insan Yargıtay kararı bekliyor. “15 Temmuz hain darbe girişiminden haberi bile olmayan, 3 ay öncesinde tutuklu bulunan eşimin dosyasının Yargıtay tarafından bozulmasını beklemek yerine, işlemediği suçun cezasının Yargıtay tarafından bir an önce onaylamasını bekliyorum ki en azından vaktinde çıksın.” Diyor eşi. “Artık gücüm kalmadı,bir insan suçsuz yere alınıp 19 ay sonra iddianamesi hazırlanıp ilk mahkemesine 22 ay sonra çıkıyor, tutuklandıktan 2.5 sene sonra 9 sene 4 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılıyor. Yargıtay bırakın dosyayı bozmayı bakmıyor bile, verdikleri caza Mayıs 2022 de doluyor. Anayasa Mahkemesine verdiğimiz uzun tutukluluk ile ilgili başvurulara otomatik olarak kabul edilemezlik kararı veriliyor. Hakkımızı aramak için gidebileceğimiz hiç bir devlet kurumu yok. Rabbim biliyor, görüyor herşeyi, haksız yere evlatlarımın babasız geçirdiği her saniyenin hesabını sorsun Rabbim.” Diyor Mustafa Yıldırım’ın eşi. Çok ağır beddualar bunlar. Bu duyarsızlıktan dolayı vatandaş devlet kurumlarına beddua ediyor, buradan duyurmuş olalım Yargıtay yetkilileri de duymuş olsun. Tüm devlet kurumlarındaki gecikmeyi yapan yetkililer duymuş olsun.

Yine bir başka Yargıtay bekleyen kiş Mehmet PEŞKİR Tokat T Tipi Kapalı Cezaevi’nde. 5 yıl 1 ay 5 gündür tutuklu. Hala Yargıtay bir karar vermemiş. Uzun tutukluluk süresi geçmesine rağmen bırakılmıyor “En kısa sürede tahliye edilmeli.” Diyor. Hala Yargıtay karar verecek. Yargıtay kendisine şu dosyaya hemen bak denilince 1 senede bakılıyor. Örneklerden birisi benim. 1 senede benim dosyama bakıldı hakkımda hukuksuz bir karar verildi. Adalet bekleyen insanların dosyaları 5 yıldır bekliyor. Yargıtay Başkanı çıkıp diyor ki: “Yeni anayasa istiyoruz.” Diyor. sen var olan yasayı kullan, 5.5 yıldır insanları bekletiyorsunuz, iktidarın siyasi muhalifin dosyasını aradan çekip değerlendirip hukuksuz karar vermeyi iyi biliyorsun, utanç verici bir karar vermeyi iyi biliyorsun Ey Yargıtay Başkanlığı senin bir üyen bu karara çok nitelikli bir şekilde itiraz etmesine rağmen bu kararı onatmasını çok iyi biliyorsun. Gariban insanlar 5.5 yıldır bekleyen Yargıtay kararı bekleyen insanların dosyasına bakmıyorsun. Nasıl bir adaletsizlik hukuksuzluk anlamak mümkün değil. İnsanlar senden en son temyiz yeri olmasını bekliyorlar.

Yaşlı, hasta bir mahpus için şikayet gelmiş. Diyor ki: “Amcam Abdo Boran 25 yıldır Midyat
Kapalı Cezaevi’nde tutuklu 85 yaşında hiçbir ihtiyacı karşılanmıyor. Biz görüşüne gittiüimizde geri geliyoruz defalarca Cimer’e Adalet Bakanlığı tarafından dilekçe gönderdim bize geri dönüş yaptılar savcılığa şikayet bildirdim maalesef hiçbir hareket yok.” Diyor. düşünün 85 yaşında adam artık hasta, zihinsel fonksiyonları çok kötü ve siz bu insanı cezaevinde tutuyorsunuz. Böyle çok kişi var çok mağdur durumda zaten çıktıktan sonra hayatlarını kaybediyorlar çünkü ölüm döşeğinde çıkmış oluyorlar.

Rızkiye Eribol isminde bir otel görevlisi bize başvuru yapmış. Otel Salmakis’de oda temizlik görevlisi olarak çalışırken tacize uğramış ve tacize uğradıktan sonra işten çıkarılmış. Hem tacize uğruyorsunuz hem işten çıkarılıyorsunuz. Tacize uğradığı açık bir vaka çünkü tacizcide işten çıkarılıyor ama tacize uğrayan da işten çıkarılıyor. Konunun araştırılması gerekiyor biz de bu konunun üstüne gidiyoruz. Otel yetkilileri bunu bilsin. Biz konuyu araştırıyoruz, inceliyoruz sosyal sigortalar açısından bu vatandaşa da elimizden gelen yardımı göstermeye çalışacağız.

Yine bir denetimli serbsetlik skandalı. Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde Recep Kadran denetimli serbestliği verilmemiş. İnsanlar 6 ay uzatılmış 6 ay sonra bakarız denmiş. “İnfaz Hakimliği’ne iki kez itiraz dilekçesi vermemize rağmen ret cevabı geliyor adalet yok adalet istiyorum. Kadin başıma ortada kalmışım, çaresizim yalvarıyorum.” Diyor eşi.

Bir başka şikayette Diyarbakır Lice depremi sonrasında yetkililer mağdurlara ev veriliyor ama daha sonra Abali(Korxa) köyü sakinleri depremden zarar görmüş. Yetkililer sonunda Diyarbakır AFAD Müdürü Murat Demir diyor ki: “Borclandirmayi başlatmak istediğimizi ve hak sahibi olduğumuz konuta yerleşmek istediğimizi görüştüm. Kendisinin durumu dosyalardan teyidinden sonra, henüz dosyaların borçlandırma için eksik kaldığını fakat konuta yerleşmek için herhangi bir sorun yaşanmayacağını tarafıma iletti.” Diyor mağdur Diyarbakır AFAD Müdürü Murat Demir’in böyle söylediğini ama daha sonra da bu evi teslim ettikten sonra birçok ihtiyacını gidermişler, artık konut sizin değil personel hatası oldu, personel sehven bir hata yaptı denmiş. Mağdur da diyor ki: “Sorun şu ki ayni depremi yaşayan ayniıanne ve babadan olan kardeşlerden birinin konutta hak sahibi olduğu kabul görürken diğerinin hak sahibi olmadığı kabul görüyor ve hiçbir açıklama yapılmıyor.” Ve mağdur olan çok kişiye ev satışı yapılmış. Birtakım şahibeler var, bir kardeş evden pay alırken diğeri faydalanamıyor gibi durumlar var. Bu konuyu soru önergesi ile Bakanlığa soracağız.

Turhan Özdemir Erzincan T Tipi Kapalı Cezaevi’nde denetimli serbestliği verilmemiş. Komisyon tarafından olumlu olup infaz koruma hakimliğine gönderilen karar reddedildi gerekçe tamamen keyfi maalesef.

Bir de doktorlarımız ile ilgili bir sıkıntı var. Bir doktor arkadaşımız, bir ortopedi uzmanı arkadaşımız Serhat Elçi. Üniversite yıllarında sosyal medyada bazı paylaşımlar bulunmuş, okulu bitirmiş ortopedi uzmanı olmuş. Şırnak Devlet Hastanesi’ne atanmış. İlk tercihine yazmış. “Güvenlik soruşturması olumsuz gelmiş ve senin atamanı yapmıyoruz.” denmiş. “Atamamı yapmıyorsanız sağlıkla ilgili yasada güvenlik soruşturmada olumsuz gelenlerin özel hastaneye başlayabileceği şeklinde bir yasa vardı, bu yasa Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmişti. Bu yasa iptal edildi o zaman ben bir özel hastanede görevime başlayım, Şırnak Devlet Hastanesi çok doktorun gitmediği bir yer göreve başlatmadınız özel hastanede başlayım.” Diyor. “Hayır sen devlet hizmet yükümlülüğünü tamamlayacaksın.” Deniliyor. Yasayı Anayasa Mahkemesi iptal etmiş, bir doktor açıkta ne devlette ne özelde işe başlayabiliyor. Yıllarca eğitimler alarak doktor olmuş, ortopedi uzmanı olmuş bir insan maalesef bölümüne başlayamıyor. Maalesef böyle bir yasa çıkarıldı uyduruk gerekçelerle güvenlik soruşturmaları ret verilerek insanlar özelde bile başlatılmıyorlar. Maalesef durum bu. Biz Sağlık Bakanlığı yetkililerine şunu hatırlatıyoruz. Anayasa Mahkemesi’nin güvenlik soruşturmasını iptal ettiği gibi bu 450 gün bekleme yasasının da iptal edildiğini biliyorsunuz işi yokuşa sürüyorsunuz. Doktor arkadaşlarımız için bir an evvel görevine başlama izni verin en azından özel hastanelerde göreve başlasınlar büyük bir sorumsuzluktur bu. Bu insanlar şifa dağıtacaklar ve halkın sağlık hakkını gasp ettiğinizin farkında mısınız diye soruyorum Sağlık Bakanlığı’na.

Her hafta söylediğimiz gibi Kırşehir Cezaevi’nde olan Mazlum Dönder’in halini hatırlatmak istiyoruz. Zor şartlarda, tecritte, tek kişilik hücrede, çay kettle olmayan bir hücrede, televizyon olmayan bir hücrede kalmakta olan bir üniversites öğrencisi çok büyük bir zulüm altında maalesef bu kişi.

Şerif Mesutoğlu o da Kırşehir Cezaevi’ne nakledildi, Urfa Siverek Cezaevi’nden. Kaymakam Muhammed Safitürk davasında katil olarak gösteriliyor tüm göstergeler Yargıtay onasa da onun masum olduğunu, haberinin olmadığını ve kurban olarak seçildiğini gösteriyor. AYM’nin bu konuda bir an evvel karar alması gerekiyor.

Yusuf Bilge Tunç 6 ağustos 2019’dan beri kaçırılmış durumda. Yusuf Bilge Tunç halen bulunmuyor, biz bunu kabul etmiyoruz. Yusuf Bilge Tunç nerede diye soruyoruz? İçişleri Bakanlığı’na, Cumhurbaşkanlığı’na soruyoruz. İstedikleri kadar hakaret etsinler, küfürler etsinler. Biz muhtemelen devlet eliyle kaçırılan bu kişiyi sormaya devam edeceğiz. Ne ölüsü ne dirisi var. Bir milletvekili olarak ben bu konuyu en başından beri takip ediyorum Yusuf Bilge Tunç nerede diye soruyorum. Yusuf Bilge Tunç nerede Sn. Süleyman Soylu? Yusuf Bilge Tunç nerede Sn. Fuat Oktay? Biz size bunu sorduğumuz zaman bize hakaretlerle cevap vermeye çalışıyorsunuz ama güneş balçıkla sıvanmaz. Sizin bu muameleleriniz kesinlikle kabul edilecek hadiseler değil bunu bilmiş olun.

Gökhan Türkmen kendisinin kaçırıldığı süre içinde işkenceye atıldığını söyledi, halen cezaevinde. Onlardan birisi 6 ay boyunca kaçırıldığını ve 6 ay boyunca kendisine işkence yapıldığını söyleyen insanlardan birisiydi.

Ayten Öztürk o da zamanında çok gündeme getirdiğimiz, halen gündeme getirdiğimiz ve halen gündeme getirdiğimiz bir hadise. Ayten Öztürk 6 ay boyunca kendisine korkunç işkenceler yapıldığını, yurtdışından kaçırılıp Ankara’da bir merkezde bu işkencelerin yapıldığını mahkemede söylemişti. Biz söyleneni burada söylüyoruz. Ayten Öztürk birtakım devlet görevlilerinin bunu yaptığını söylemişti. Bu iddialar doğru mu değil mi bunların araştırılması gerekiyor ama devlet görevlileri kılını kıpırdaymıyor.

Hüseyin Galip Küçüközyiğit 29 Aralık 2020 den beri kayıp ve maalesef hiçbir açıklama yapılmıyor. En son 3 kişinin takip ettiği kamera görüntülerine yansımıştı. Onun hakkında da tek bir açıklama yapılmıyor.

Hürmüz Diril eşi Şimoni Diril ile kaçırılmış bir insandı, Süryani bir vatandaşımızdı. Aylardır, yıllardır ailesi feryat ediyor ama Hürmüz Diril halen ortada yok, ciddi bir araştırma yok.

Dersim’de kaybolan Gülistan Doku yakınları, tüm kamuoyu bu konu için gayret sarf ediyor ama Gülistan Doku için ciddi bir arama faaliyeti devlet yetkilileri tarafından yapılmıyor.

Mehmet Bal Batman’lı bir kişi İstanbul’da kaçırıldı onunla da ilgili herhangi bir bilgi yok. Hiçbir açıklama yapılmıyor. Biz bu insanların peşinden koşmaya devam edeceğiz.

Geçtiğimiz günlerde KHK’lı Alev Şahin, HDP PM üyesi Celalettin Yalçın kaçırılmaya çalışıldı. Celalettin Yalçın kaçırıldı ve işkenceler yapıldı. ÖFG TV’de konuk ettik. Halen bu konularda da bir adım yok açıklama yok. Bunlar korkunç hadiseler, olacak hadiseler değil.

Biz basın toplantımızı burada bitiriyoruz. Haftaya Perşembe günü Saat 11.00’de basın toplantısı olacak. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Gerçeklerin ortaya çıkması için tüm gücümüzle gayret edeceğiz bir milletvekili olarak size layık olmaya çalışacağız. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Yorumlar