16 Aralık 2021
Değerli basın mensupları bugünkü basın toplantımıza başlıyoruz. Yine önümüzde hak ihlalleri var. Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun çözüm bulmak istemediği, Adalet Bakanlığı’nın görmezden geldiği cevap vermediği veremediği hak ihlalleri var. Biz bunları ısrarla, inatla gündeme getiriyoruz, getirmeye de devam edeceğiz çünkü bu duyarsızlığı, bu vicdansızlığı, bu zulümatı kabul etmiyoruz. Memlekette çok büyük haksızlıklar var, hayatını kaybeden insanlar var, haksızlıktan, hukuksuzluktan dolayı ve bütün bunlara karşı var olan sesizliğe karşı biz kamuoyunun feryatlarını yükseltiyoruz. Özellikle ilk olarak ülkede ekonomik durum tam bir felaket halini aldı, ülkede her sabah yeni uyandığımızda bir bakanın, bir bakan yardımcısının görevden alındığını öğreniyoruz. Ekonomiyi yönetemeyenler ne yapacaklarını bilemiyorlar ve bakan ve bakan yardımcılarını görevden atıyorlar, büyük sıkıntılar oluyor. Resmi Gazete’de çıkıyor ve dolar alıp başını gidiyor. Faizin düşürülme ihtimaline karşı şu anda doların yine fırladığını görüyoruz. Kimin ne yaptığı belli değil, millet daha da sefalete itiliyor. Zengin ile fakir arasındaki uçurum artıyor çünkü gerek AK Parti iktidar vekilleri gerekse de ranttan beslenen insanlar son derece memnun çünkü paraları dövizde ve bundan rahatsız değiller ancak fakir halk büyük bir sefalet içinde her geçen gün fakirleşiyor.
Dün gece ne oldu? Sabah uyandık Maliye Bakan Yardımcısı Şakir Ercan Gül Mehmet Hamdi Yıldırım görevden alınmış, böyle kelleleri alınmış. Bakan Yardımcılığına Mahmut Gürcan Yunus Elitaş atanmış yine bitmemiş Kamu Finansman Genel Müdürü Abdullah Bayazıt ve Ahmet Yalçın Yalçınkaya görevden alınmış yani böyle ne olduğu belli olmayan bir şekilde kelleler alınıveriyor yerine yeni kişiler atanıyor. Böylesi bir anlayışla hareket ediyoruz olacak bir iş değil!
Biz geçtiğimiz hafta mahpus Garibe Gezer’in intihar haberini vermiştik ve ardından cezaevlerindeki skandallar devam ediyor. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül Adalet Bakanı değil zulümat bakanı biz onun artık adını öyle koyduk ve onun idaresindeki cezaevlerinden hasta mahpusların haberleriyle, geçtiğimiz günlerde ard arda geldi. İnsan hakları haftasındayız ve cezaevlerinde bir günde 3 hasta mahpusun haberi geldi. Abdurrezzak Suyur, Halil Güneş ve yeni infaz erteleme aldığı tahliye olmuş Salih Toğrul isimli kişiler hayatlarını kaybettiler. Abdurrezak Suyur, Halil Güneş ki Halil Güneş hakkında biz 2020 yılında şu gördüğünüz soru ödergesini vermiştik ve Bakanlık cevaplamamış ve ardından Garibe Gezer de olduğu gibi Halil Güneş’in vefat haberini aldık. Kemik kanseri akciğeri metastaz yapmış biz Diyarbakır’a nakil edildiğinde bize yönelik bir başvurusunu bulduk kayıtlarımızda, Adalet Bakanlığı cevap vermemiş darp edilmiş Diyarbakır Cezaevi’ne konulduğunda hiçbir kişisel eşyası ve parası kendine verilmemiş. Götürüldüğü cezaevi yeni inşa edilmiş inşaat halinde, her yerde toz beton içinde, musluk dahi takılmamış, ambulans dahi cezaevinin yerini bilmemekte düşünün böyle bir cezaevine götürmüş ve bu insan daha sonra hayatını kaybetmiş süreç içinde insanlık onuruna ve siyasi kimliğine yönelik bu saldırıları kabul etmemiz mümkün değildir diyerek kardeşi bize başvurmuş ve ardından işte bu yıl içinde de biz ölüm haberini almışız, soru önergemize cevap verilmemiş Adalet Bakanı Adalet Bakanı değildir zulümat bakanıdır bir an evvel istifa etmesi gerekir istifaya davet ediyorum çok net bir şekilde büyük bir skandaldır. Onlarca kişi hayatını kaybetmektedir. Bakın şu fotoğrafa gerçekten bakınca içiniz çok acıyacak.
Bakın dil kanseri İhsan Yıldız şu hale kısa sürede gelmiş. KHK’lı bir öğretmen bu kişi büyük ihmaller sonucu hastaneye geç gitmesi sonucu dil kanseri olmuş ve ekim sonunda da bu kişi hayatını kaybetmişti. Gerçekten cezaevinde sağlık hakkı noktasında yaşananlar en büyük sıkıntı. Ben cezaevinde de kalmış birisi olarak cezaevlerini akından takip eden birisi olarak biliyorum ki cezaevlerindeki en büyük sıkıntı sağlık hakkı ihlalidir. İhsan Yıldız’ın tedavisi teşhisi çok gecikmiş ve sonunda maalesef ki radikal bir ameliyat geçirmiş buna rağmen çok ilerlediği için metastaz yaptığı için İhsan Yıldız kısa sürede hayatını kaybetmiş. Doktorlar çok geç kalındığını söylemişler, geçiştirilmiş, hastaneye götürmüş, geçiştirilmiş, kemoterapiye kelepçeli götürülmüş, çok kilo vermiş, yıpranmış bir şekilde en son günlerinde tahliye edilmiş ve hayatını kısa süre içinde kaybetmiş. 42 yaşında bakın bu gösterdiğim fotoğraftaki kişi. Gaziantep’te evli ve 3 çocuk babasıydı. Maalesef o da büyük bir zulüm ile hayatını kaybedenler arasında, cezaevindeki hak ihlalleri bitmiyor o zindanların dibindeki, kuyuların dibindeki insanlar seslerini duyuramıyor ve ben de onların bu halini çok iyi bildiğim için seslerini bir şekilde duyurmak istiyorum. Bütün bu bilgileri siz iktidar medyasının kanallarında göremezsiniz çünkü onlar suçlarını günahlarını gizlemeye çalışıyorlar ve kesinlikle bu bilgileri vermiyorlar. Ben devam ediyorum.
Yine bize olan başvurularında hak ihlallerini vurgulamaya devam ediyorum.
Kenan Avcı Bolu F Tipi’nden Sincan 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne sürgün edildi. Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü. Tek kişilik hücreye konuldu. Kıyafetleri kitapları radyosu verilmiyor. Havalandırmaya çıkarılmıyor. Guatr hastası revire götürülmüyor. Diyor ki: Açlık grevine başlayacağım.” Bakın insanların hali bu arkadaşlar cezaevinde bir kitap o kadar değerlidir ki altın değerindedir. Ben yaşadım biliyorum kitabın verilmemesi çok ağır bir hak ihlalidir dışarıdaki olduğu gibi değildir çünkü insanlar dört duvar arasında demir parmaklıklar arasındadır ve kitap okumak istemektedirler. Sadece gazeteler ve kitaplarla sınırlı olarak verilmektedir ve bazen de işte hak ihlali ile o kitaplarda verilmiyor. Radyosu, kıyafetleri veriliyormuş. Bu çok ağır bir hak ihlali bunu da vurgulamış olalım.
Şu fotoğrafa bakın orta yaşlı bir kadın anne iki tane çocuğu var ve onunla ilgili avukatının gönderdiği bilgileriokumak zorundayım çünkü anne baba tutukluluklar bu toplumda çok büyük yara, çocuklar perişan olmuş durumda ve siz insanları suçlu olarak ilan edebilirsiniz ama buna mutlaka çözüm bulun, bu masum çocuklar suçlu değil etmeyin eylemeyin diyoruz ama kimsenin umrunda değil. Ben tüm bu zalimlikleri bu zulümat bakanlığına rağmen görevimi ifa etmeye çalışıyorum. “Afyon E Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu olan müvekkilimiz Günnur Şahin’in, eşi 15 Temmuz’dan sonra tutuklanmış ve müvekkilimiz pandemi sürecinden evvel her hafta, pandemi sürecinde ise izin verilen ölçüde eşinin görüşlerine katılmıştır. Geçtiğimiz ay içerisinde yine bir görüş esnasında Burdur Cezaevi’ne görüşe kızı Elif Rana(11) ile birlikte gittiği esnada gözaltına alınmış ve aynı gün ev araması yapılmıştır. Müvekkilimiz Afyon Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma neticesinde tutuklanmıştır. Kaçma şüphesi ve delil karartma ihtimali bulunmayan Günnur Şahin için Hakimliğin verdiği karar neticesinde, 2 tane evlat anne ve babasız kalmıştır. Çocuklar Elif Rana (11) ve Beyzanur (8), yaşlı dede ve anneanne gözetiminde olup; annenin gözaltı işlemine şahit olan kızı Elif Rana 3 gün boyunca konuşmamış ve küçük kızın psikolojisi yerle bir edilmiştir.” Bakın babayı cezaevi ziyaretinde anne gözaltına alındı, çocuk ortada kalıyor, çocuk çok büyük bir psikolojik travma yaşıyor. Üç gün boyunca çocuktan tek bir kelime çıkmıyor. Müvekkilimizin 18/01/2022 günü Afyon 2. Ağır Ceza Mahkemesinde davası görülecek olup, tutuklu yargılamaya ilişkin hak ihlalinin dile getirilmesini istiyorum.” Demiş avukatı. Bunlar zulümdür bu anne tutuksuz yargılanabilir, eşi de zaten cezaevinde bu çocuklar ortada kalmış durumda biz bu zulümleri kabul etmiyoruz, iktidar bu konuda bir yasa teklifi getirmişti ama iktidar zalim diyoruz vicdansız diyoruz, kendi eliyle bu yasa teklifindeki maddeyi iptal ettiler bu çocuklar perişanlık içinde bu iktidar yüzünden kaldı. Bundan dolayı hiç affetmeyeceğiz bu iktidarı çünkü masum çocukların kanına giriyorlar masum bebeklerin anne karnında ölümüne yol açıyorlar, masum çocukların annesiz babasız kalmasına yol açıyorlar. Bu yüzden bunları kesinlikle unutmayacağız adil bir şekilde onların suçlarını yargılanmasını isteyeceğiz. Adaletsizlikte kimseye yapmayacağız ama adaleti de uygulayacağız herkes de bunu çok iyi bilsin.
Yine birçok vatandaşımızdan başvuru geliyor bize çok başvurulan bir milletvekiliyiz. Mardin artuklu Alif Ana Mehmet Konuş İlkokulu petekler yanmıyormuş, soğuk bölge. Çocuklar Aralık ayında soğukta oturuyorlar, klimalı sınıflar da öğretmenler gizliden açıyormuş. Müdür görmesin diye. Büyük bir okul Mardin’in büyük okullarından biri. Kendi çocuğum bana dedi ki: “Anne sınıflar buz gibi klima ısıtmıyor. Bu gece hastahaneden geldim çocuğum ağır tonsilit olmuş penisilin iğne yapmak zorunda kaldık.” Diyor bir anne. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda ısınma sorunu var çünkü paralar yağma talan edilmiş durumda çocuklar, okullarda ısıtılmıyor ve maalesef ki hasta oluyorlar. Bu da yine genel politikanın bir yansımasıdır.
“Değerli vekilim KHK ile bana ait olan Etüt merkezi kapatıldı. Şahsıma ait arabama ve banka hesaplarına el konuldu. 5 yıllık uğraş sonrası arabamın üzerindeki hak mahrumiyetini kaldırdım. Ama halen bankalarda hesap açamıyorum. Geçen sene sıfır aldığım arabama sigorta yaparken KHK’lıyım diye hiçbir sigorta şirketi kasko yapmadı ama kaskoyu zar zor bir yerden yaptırabildik. Bu sene kasko yaptığımız yerde yapmıyor. Hatta genel sigorta da yapamayız diyor. Yardımcı olursanız sevinirim.” Bakın şu hale bakın arkadaşlar bu Nazi Almanyası’nda yaşanan Yahudileri yaşatılan örneklerden birisiydi. Şimdi 21. yüzyılda 2021’de Türkiye’de AK Parti iktidarında mazlum, mağdur KHK’lılara yaşatılan aynısı Nazi Almanyası’nın aynısı. Bana hiç kimse farklıdır diyemez işte bakın kişi ne diyor: “Arabama sigorta bile yaptıramıyorum KHK ile ihraç edildiğim için.” Biz o yüzden diyoruz ki; KHK sivil ölümdür, medeni ölümdür, soykırımdır bir insanın sigortasını bile yaptırılmaması ne demek bunu herkes çok iyi bilir. Tamamen ötekileştirmedir, dışlamadır, nefret söyleminin bu insanlar üzerinde kullanılması ve linç kültürüdür başka şey değil bu insanlar niye intihar ediyor işte cevabı burada. Bu zalimce uygulamaları belki yüzlerce vekil gündem etmiyor görmek istemiyor ama biz sonuna kadar bunları görüyoruz gündem ediyoruz ve basın toplantılarımızı da bundan dolayı yapıyoruz her kesimden insanın bize ilettiği hak ihlallerini bundan dolayı bu zalim iktidarın iç yüzünü ifşa etmek için burada sizlere beyan ediyoruz.
“Hasan Çelik Antalya S tipi Ceza ve İnfaz Kurumu 10 senedir tutuklu olan erkek kardeşimin 25 Aralıkta tahliye olmasını bekliyorduk. Cezaevi komisyonu 9 Aralıkta toplanmış. Banyo yapmıyor, cezaevi personeline iyi davranmıyor gibi asılsız sebeplerle tahliyesini ertelemişler. Kardeşim bize bugün 14 Aralıkta yaptığı telefon görüşmesinde bize bu bilgileri aktardı.” ne acı ki geçen hafta da söyledik İnsan Hakları Haftası’na giriyoruz dedik bugün de İnsan Hakları Haftası’ndayız İnsan Hakları Haftası’na Garibe Gezer’in ölümü ile girdik, büyük bir trajediydi ve binlerce hak ihlalini anarak çok uzun bir basın toplantısı yaparak girdik ve maalesef ki bugün r bu hak ihlallerini anmaya devam ediyoruz. Çok üzücüdür insanların tam tahliye olacağı zaman uyduruk gerekçelerle denetimli serbestliklerinin yanması, gözlem kurullarının ikinci bir Mahkeme gibi davranmasını kesinlikle kabul etmiyoruz.
“Balıkesir ili Bandırma ilçesi 2 nolu T tipi Ceza İnfaz Kurumu’ndan denetimli serbestlikle çıkmamız gerekirken o hafta 2021’de covid izni ile tahliye edildim ve bundan sonra kısıtlılık kaldırılmadı.” özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkumiyet sebebine dayanan kısıtlılık halinin, kişinin hapis halinin sona ermesi ile yani cezasını çekmek veya şartlı salıverilme yoluyla cezaevinden çıkması ile birlikte kendiliğinde vesayetin kalkacağını hükme bağlamıştır. Bakın yasa böyle hükme bağlamış, kişi açık cezaevinden çıkmış, dışarıda yaşamak istiyor bu insanlar, bunlara formül bulunması lazım. Banka hesapları blokeli, yeni hesap açamıyor, kredi kartı kullanamıyor, “Tapu kurumlarında işlem yapamıyorum. Zaten işe girmekte zorlanıyoruz iş bulsak maaş bankaya yatacak ama çekemeyeceğim, nasıl geçineceğiz? Sigortamızı yatırmıyor, bundan iş veren de faydalanıyor.” Diye söylüyor kişi. Bu da açık cezaevinde izne ayrılanlar ile ilgili çok büyük sorun böyle binlerce kişi var, çok zor durumdalar. Sadece izne çıktık, çok sesimizi çıkarmayalım diyenler var, mağduriyetlerin çok olduğunu biliyoruz bize başvuranların başvurularını gündem ediyoruz.
Nakil konusu çok problemli cezaevindeki sağlık sorunlarından sonra nakil ile ilgili başvurular çok büyük bir trajedi çünkü insanların yaşlı anne babaları ziyaretlerine gelemiyor veya gelse bile çok büyük maddi sıkıntılarla gelebiliyorlar. Bakın ben size yine bir vaka okuyacağım, gerçekten çok üzücü. Bunlara bir hukuk devleti çare bulamaz mıydı? Bulabilirdi ama ortada bir hukuk devleti değil devlet bile yok. Böyle insanları cezalandıran bir kurum var sadece başka bir şey değil. Size başvuruyu okuyorum: “Sayın vekilim ben 82 yaşında, 2 bacağı ve omuriliği platinli, kalp hastası yalnız yaşayan bir kadınım. Oğlum Mehmet Meleş Kasım 2015’den beri hukuksuzca cezaevinde tutuluyor, 1 yıldır gelinim de tutuklandı ve 3 çocuk anne babasız.” Düşünün 82 yaşında oğlu ve gelini cezaevinde olmasından dolayı 3 çocuğa bakan bir nine. “Oğlumun 4 senedir hücrede tutulması beden sağlığını olumsuz etkiledi bacaklarından ve kalbinden rahatsızlanmaya başladı. Defalarca nakil dilekçesi vermemize rağmen Çorum cezaevi nakil yapmıyor eşinin olduğu cezaevine, nakil yapılırsa hem çocuklarına yakın olacak, hem de 82 yaşında ben 850 km yol gitmeyeceğim, oğlumu görmeden bu yollarda ölmekten korkuyorum. En ufak vicdan kalmamış, herkesin nakli olurken bize neden düşman hukuku uygulanıyor, lütfen takipçisi olur musunuz?” diye dilegetiriniz diyor, biz de dile getiriyoruz bu mazlum garibanların sesi duyulmuyor biz de bu sesleri duyurmaya çalışıyoruz buradan.
“Sayın Ömer Faruk Bey, öncelikle merhabalar. Umarım iyisinizdir. TBMM’de gündeme gelmesi için bir konuda sizden ricam olacak. Covid-19 izniyle Açık Cezaevi mahkumları dışarıda olmalarına rağmen banka kartı ve banka kredi kartı kullanmıyorlar. Çünkü üzerlerinde kısıt var. Vasi kanununda bir değişiklik yapılması ya da geçici çözüm bulunması için yardımınızı talep ediyoruz.” Diyor önceki şikayetin aynısı ve bununla ilgili bir yasa da değişiklik olması gerektiğini söylüyorlar. “Sigorta karşılığımız yok. Ayrıca bu aynı zamanda vergi kaçırmaya giriyor. İşverenin işine geliyor. Hem vatandaş hem de devlet mağdur oluyor.” Diyor.
“12.11.2021 tarihinde Rehber Öğretmen olarak çalıştığım Adapazarı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı Özel Adabilim Okulları’ndan İlçe Milli Eğitim tarafından çalışma iznimin iptal edilmesi gerekçesiyle işten çıkarıldım. Çalışma iznimin iptal gerekçesi ise atanma şartlarını taşımıyor olmam.” Düşünün OHAL döneminin bir maddesi yüzünden bu insanlar mağdur ediliyor. “Tüm bunlar hakkımda devam eden İstinaf’ta bulunan dava sürecim nedeniyle yapıldı.” Kesinleşmemiş bir dava süreci bahane edilerek çalışma izinleri iptal ediliyor. Olacak işler değil! “Hakkımda Yargıtay tarafından onaylanmış, kesinleşmiş ceza bulunmamasına rağmen lisans düzeyinde diplomamın olduğu mesleğimi yapmama hukuksuzca engel konulmaktadır. Kirada oturmaktayım, eşim hamile, borçlarım var geleceğe maalesef umutla bakamıyorum. Bunlara ek olarak maddi durumum yeterli olmadığı için çalışma iznimin iptal sürecine karşı başvurmam gereken hukuki yollarla ilgili hukuki danışmanlık da alamıyorum.” Diyor.
“Diyarbakır yüksek güvenlikli cezaevinde tutuklu olan amcam Bazi Bor için başvuru yapıyorum. Bazi Bor 60 yaşında, kronik astım ve bel fıtığı hastası hasta ve yaşlı bir tutsaktır. Haziran 2010 tarihinden beridir tutsaktır. 24 Kasım 2021 tarihinde cezası bitti ve artık tahliye olması gerekiyordu ama radyodan ötürü keyfi bir şekilde disiplin cezası verilerek tahliyesi engellendi. Bazi Bor cezaevinde iki defa ameliyat oldu bel fıtığından ötürü kendi kişisel ihtiyaçlarını bile karşılayamıyor koğuş arkadaşlarının yardımıyla kaldırılıp bırakılıyor.” Deniliyor. Bu da çok üzücü bir ihlal.
“675 sayılı KHK ile görevimden ihraç edildim. Eşim de ihraç ve 5 buçuk yıldır cezaevinde.” Eşi ve kendisi KHK’lı. “2 çocuğumla hayat mücadelesi veriyorum ve çalışmıyorum. Aylarca uğraştan sonra sizin vesilenizle alabildiğim yeşil kart güvencesiyle sağlık sorunlarında hastaneye gidiyoruz. Kimseye muhtaç olmadan çalışıp ekmek parası kazanalım diyoruz fakat önce iş bulma sorunu yaşıyoruz, bulduk diyelim bu sefer de güvenlik soruşturması sorunu karşımıza çıkıyor. Bulunduğum ilçede bir sürücü kursuna direksiyon usta öğreticisi olmak için başvurdum. Güvenlik soruşturması istendi ve ihraç olmam ve dosya durumumdan dolayı sonuç olumsuz geldi. Alt tarafı araç kullanmayı öğreteceğim bir işti. Biz ne yapalım, ne zamana kadar birilerine muhtaç olarak yaşayacağız. Eşimin çıkmasına 2 ay kaldı o da artık sabıkalı bundan dolayı o da çalışamayacak. Biz nasıl hayatta kalacağız ne yiyip ne içeceğiz çocuklarımızı nasıl okuyacağız diye düşünmekten eşimin gelecek olmasına sevinemiyorum. Binlerce masum ve mağdur insanların sıkıntılarını önemsediğiniz için teşekkür ediyorum.” Diyor.
Tatvan Belediyesi’nde çok büyük sorun var. Geçtiğimiz gün Tatvan’daydım, orada birçok kişiden dinledim, Tatvan Belediyesi’nden ihraç olan işçiler var, bu işçiler Anayasa Mahkemesi, idari mahkemesi, bölge idari mahkemesinden olumlu sonuç almışlar, iade kararları var ama belediye başkanları Mehmet Emin Geylani işe başlatmayacağım demiş, eski dönemin belediye başkanı Fettah Aksoy işe başlatmayacağım demiş, bir dönem 12, bir dönem 45 kişi işe alınmamışlar, bize başvurular var bunlarla ilgili soru önergeleri verdik, biz bunlarla ilgili takibimizi sürdürüyoruz, belediyeye bu kişiler alınmadığı gibi eş, dost, akraba alınıyormuş bunu da buradan net bir şekilde iletmiş olalım.
Bitlis’ten bir başka
başvuru var. Geçtiğimiz günlerde Bitlis’teydim, hem Bitlis merkezde yıkılan
dükkanlar ve adaletsiz dükkan dağıtımı ve tütünle ilgili geçimini Bitlis halkı
çoğunlukla tütünden sağlıyor. Tütün ile ilgili sıkıntılar ile ilgili şikayetler
aldık. “Bitlis iline
bağlı Bölükyazı köyünde yaşıyorum. Sadece bizim köy değil Bitlis’in birçok
köyünde tütün ekimi yapılmaktadır. 30 bini aşkın insanımız tütünden geçimini
sağlamakta. Malumunuz 01.01. 2022 tarihi itibariyle tütün satışı yasaklanıyor.”
Köylü bundan çok mağdur olacak. “Daha önce 6 ay ertelenen yasanın yürürlüğe
girmesi ve uygulanması, ekonominin dibe vurduğu bu dönemlerde sadece üretici
değil Bitlis ilimizin tamamını çok ciddi anlamda etkilenmesi demektir. Bu da
aile içi ciddi sıkıntıların yanı sıra toplumsal göç anlamına gelmektedir.
Hırsızlık, yaralama, taciz gibi suçların cezası 1 yıldan başlarken Tütün
satışını yapanlara verilen ceza 3 yıldan başlayıp 6 yıla kadar çıkıyor. Sayın
Vekilim, ekilebilir arazilerimizin küçüklüğü ve mevsimsel şartlardan dolayı
özellikle bizi Bölükyazı köyü ve çevresi yaklaşık 50 köy Tütün dışında hiçbir
tarımsal ürün bir aileyi geçindirecek kadar ürün yetişmez. Yetki belgelerine
bağlanılan izinleri almak 3-5 yıllığın tüm hasılatına denk gelen miktarda ücret
istenmektedir. Gerek gübreye yapılan zam gerekse akaryakıta yapılan zam zaten
kazancımızın büyük bir bölümünü eritmektedir. Hayvancılık zaten yıllardır
bitirilmiş haldedir. Tütün yasaklanırsa biz biteriz.
Bize ses olun.” Diyor. Bu yasanın yine ertelenmesi gerekiyor ve ortadan
kalkması lazım vatandaşlar bundan dolayı çok mağdur olacak. Tütün ekicilerinin
de sesi olmuş olalım.
Af konusu çok önemli gündeme getiriyoruz. Adil olmayan yargılamalar ile ağır cezalar verilen insanların aileleri, kendileri çok mağdurlar. “1 yıllık evliyim 5 aylık evliyken eşim ceza evine girdi ben eşimin geçmişini temizledim tertemiz hayat kurmuştuk. Ama geçmişi yakasını bırakmıyor aileme sığındım ama babamın engelli maaşı yetmiyor turizm sektöründe çalışıyorum 6 iş var 6 ay yok eşimi istiyorum o tövbe etti her şeye af istiyoruz.” Diyor. Af mutlaka olmalı çünkü bu cezaevleri bu sıkıntıyı kaldırmıyor, mutlak surette bir af ceza indirimi konusu vuku bulmalı zaten cezaevleri çığrından çıkmış durumda.
“İnstagram’da kredi şirketleri açıyorlar kredi çıkartacağız diye banka bilgilerimizi istiyorlar.” “Para girdisi çıktısı yapacağız.” Diyerek insanları kandırıyorlarmış. Bir de otel şirketleri açıp orada insanları dolandırıp karttan para çekiyorlar. “Ben çekmediğim halde ispat edemediğim için beni de suçlu buluyorlar. 13 yaşında küçük çocuğum ve psikolojik sorunlarım var ayrıca bir sürü sağlık sorunum var yüzde 17 engelli raporum var.” Demiş ve bu dolandırıcıların mağdur olarak bize başvurmuş.
Bir mahpus yakınının başvurusu 4’de 4 yatan mükerrer suçlar ile ilgili bir başvuru var. “Biz 10 milyon mahkûm ailesi olarak eşitlik istiyoruz, bize verilen sözlerin tutulmasını istiyoruz. Benim eşimin 3 sene cezası vardı ailevi sorunlarından dolayı açıktan firar ettiği için açık hakkı yok cezasının 4’de 4’ünü yatmak zorunda kendimize bir düzen kurduk, eşim işine girmişti ama tekrar yakalanması çıktı. Cezaevine aldılar tüm düzenimiz bozuldu, sizden isteğimiz infazda düzenleme olması 4’de 4 yatan bir sürü mahkum var. Onlara bir çare bulunması.” Diyor. Bunu da gündeme getirelim, mükerrer suçlarla ilgili önemli bir sıkıntı var. Çok büyük sıkıntı yaşadıklarını iletmiş olalım.
Sağlık Yönetimi Bölümü mezunları ile ilgili önemli bir gündem var, onu da size iletmek istiyorum. Sağlık Yönetimi bölümü mezunları bize başvuruyorlar, onların sesi olmak istiyorum. Türkiye’de 58 yıllık köklü bir geçmişe sahip sağlık yönetimi bölümü. 2021 YÖK verilerine göre 146 üniversitede lisans ve ön lisans olarak var. Ayrıca bu üniversitelerin bir çoğunda ise yüksek lisans ve doktora düzeyinde eğitim verilmektedir. Arttırılan kontenjanlarla birlikte her yıl yaklaşık 20 bin mezun veriyor bu bölüm. Bunca geçmişine ve her yıl on binlerce mezun vermesine rağmen ve alanın istihdam problemleri ihtiyaç duyulmasına rağmen bölümün mağduriyeti giderilmemiştir. İstihdam probleminin nedenleri ve meslek sorunlarını şu şekilde sıralanabilir; “Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfı” cetveli içinde “Sağlık İdarecisi yani Sağlık Yönetimi ” kadrosu bulunmamaktadır. Okulu açıyorsunuz kadro vermiyorsunuz. Bölüm mezunlarının sınava tabi tutulacağı bir alan olmadığı gibi Yüksek Öğretim Kurulu tarafından belirlenen 4597 Nitelik Kodu ile atama yapılamamaktadır. Her yıl yaklaşık 20 bin mezun veriliyor fakat bu bölümden unvanıyla bir tane bile atama bakanlık yapmıyor . İlk olarak Sağlık Bakanlığı bünyesinde açılan Sağlık İdaresi/Sağlık Yönetimi bölümü daha sonra kaderine terk edilmiş ve sağlıkta dönüşüm kapsamında tekrar ele alınamamıştır. “Bu konuda somut adımlar atılmasını bekliyoruz. 100 binden fazla mezun ve ailelerimizle birlikte 400 binden fazla insan mağduruz. Sağlık Yönetimi Bölümünün sorunları sorunları torba yasaya atılacak bir madde ile çözülebilir . Sağlık Yönetimi Bölümünün adının kodunun kadro cetveline eklenmesini ve imkanlar doğrultusunda artık atamalarda yer almak istiyoruz.” Diyor.
2 nolu F tipi yönetiminin aşırı baskıcı tutumunu kuruma yeni atanan müdür Haydar Ali Ak’ın daha da arttırdığını tutuklu ve hükümlülerin ne can ne de mal güvenliğinin kalmadığını iletmişler Buca Cezaevi’nden mahpuslar. Buca Cezaevi’ne yeni atanan müdür Haydar Ali Ak’tan çok şikayetler var. Cezaevine bir heyetin kurulup tutuklularla görüşmeniz mahkumların kesinlikle müdürle ilgili görüşme taleplerinin alınması yoksa açlık grevinin başlatılacağı söyleniyor.
Daha öncesinde de gündem etmiştim. Çocukları yazıyor; “Babam Ahmet Taşkın 5 yıldır tutuklu annem Firdevs Taşkın 3 aydır tutuklu Antalya L Tipi Kapalı Cezaevi’ndeler. Annemde kalp pili var. Mahkeme 2 ay sonra. Annem görüşte ayakta duramıyordu, karantinaya alınacağı için hastaneye gidemiyor. 4 kardeşiz çok zorlanıyoruz eğitim olarak psikolojik olarak çok yıprandık annem hastaneye gidemiyor tekrar karantinaya alındığı için ev hapsi veya imza ile salınmasını talep ediyoruz.” Diyor. Anne baba tutukluluklarda binlerce çocuk mağdur insanlar konuyu yakından bilmiyor, hep bana cezaevindeki çocukların halini soruyorlar. Asıl anne baba tutuklu olduğu için yakınlarının yanında kalmak zorunda kalan binlerce çocuğu konuşun lütfen. Asıl unutulan ihmal edilen bu çocuklar.
“2016 yılında işten atıldım İŞKUR kurumuna hiçbir başvuru yapamıyorum, 36. madde konulmuş bütün mahkemeleri kazanmama rağmen işime geri iade edilmiyorum.” KHK soykırımları ile ilgili bir sorun biliyorsunuz, özel işe başvurduğunuzda ekranda 36 kod diye yanıp sönüyor ve iş veren sizi işe almak istemiyor çünkü ihraç edildiniz ibaresi var orada.
Eşim Selami Bal 8 yıl 1 ay ceza aldı. Yargıtay dosyasını onamadı. 3 aydır fazladan yatıyor. Cezası 5 yıldır denetimli serbestlikle beraber 5. yıl bitti 63. Aydayız ve Yargıtay’da dosya incelemede görünüyor onaylanmadı. Psikolojik bunalımdayız 3 çocuğum var ben de ihraç hemşireyim asgari ücretle çalışıyorum. Eşimin bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını bekliyorum.” Diyor, Yargıtay beklediği için dosya işlemi yapmadığı için, dosyaya onama verse bile bu insanlar çıkacak ama boş yere insanlar yatıyor. Yüzlerce kez Yargıtay yetkililerine bunu hatırlattık ama umurlarında değil belli ki kasti olarak yapılan bir zulüm var.
Mazlum İçli’nin kardeşi başvurmuş: “Yasin Börü davasından ceza aldı fakat Yasin Börü’yü öldürmedi, Yasin Börü öldürüldüğünde kardeşim düğündeydi, enstrüman çaldığı için düğünlerdeydi o tarihte de bir düğünde olduğu ispatlandı.” Diyor fotoğrafta olduğu gibi Kobani davası çökmesin diye Mazlum İçli’ye bu ceza verildi. Sn. Selahattin Demirtaş’ın da avukatı olan Mazlum İçli’nin de avukatı olan Sn. Av. Mahsuni Karaman bana belgeleri iletti, durumu ayrıntılı bir şekilde anlattı. Okuduğunuz zaman gerçekten bu topraklar, ülke, adalet sistemi adına utanç duyuyorsunuz. Apaçık görüntüler var, HTS kayıtları var düğünde olduğu doğrulanıyor, iki defa beraat aldı ama sonrasında ceza almış, bu nasıl oluyor anlamak mümkün değil Silivri’de böyle cezaevlerinde binlerce zor durumda haksız bir şekilde yatan insanlar var.
Bir başka cezaevi mağduriyeti: “Din Kültürü öğretmeni iken 672 sayılı KHK ile ihraç edildim. Keskin T Tipi Kapalı Cezaevi’nde 3 yıl 11 ay kaldım. Cezamı bitirip çıktım. 3 tane çocuğum var. İş bulamıyorum. En son bulduğum iş İş-kur’a takıldı. Fabrika İşkur üzerinden başlatmak istedi ama iş vermek istiyor ama ihraç edildiğimiz, mahpus olduğumuz bilgilerini görünce, İşkur onay vermiyor, özelde çalışamaz diye öğretmenin diplomasına şerh düşülmüş. Bir öğretmen işinden ihraç edilmiş, cezaevinde yatmış, çıkmış öğretmenlik yapmak istiyor ve ona yaptırılmıyor ona geçit verilmiyor, bu soykırım değil de nedir. “2020 Kasım ayında çıkan kanun değişikliği ile özelde çalışabilmemiz için bir dilekçeyi Bakanlığa yazmamız istenmişti. O zaman belirlenen süre içerisinde başvurumuzu yaptık” ve bakanlıktan ret cevabı almış ve hiçbirine olumlu cevap verilmemiş. Bırakın KHK ile ihraçları KHK ile kapatılan okullarda çalışan öğretmenlere bile çalışma izni verilmiyor çok zalim ve acımasız bir durum bu insanlar aç susuz sesini çıkaramayan bir şekilde maalesef ki ortalıkta dolaşıyorlar.
Yunus Peker ile ilgili bir sıkıntı var. “2014-2017 yılları arasında oluşan toplumsal olaylar ile yargılanması oldu henüz o yıllarda yaşı 15-17 gibiydi emniyet güçleri evimize bir operasyon düzenledi, kardeşim evden çıkıp vatan emniyet müdürlüğü gitmiş bizden habersiz ve orada kendisiyle ilgili ne olduğunu sormak için ve kardeşimi hemen tutuklayıp ifadeye aldılar, haber alamadık ve sonra baro tarafından gönderilen bir avukat olduğunu söyleyip Yunus Peker’e demiş ki o avukatın ismini B.E. olarak vereyim; “Sen bunu imzalarsan bu işlerden kurtulursun.” Demiş o da 17 yaşında çocuk evrakı imzalamış ve evrakın neticesinde de bu kişi çok büyük mağduriyet yaşamış ve ceza almış, bu kişinin bu avukatın baro tarafından gönderilmediği de anlaşılmış, kınama cezası verilmiş bu avukata. Baro Adalet Bakanlığı’ndan bu avukat hakkında soruşturma açılmasını istemiş, 23 yıl ceza almış Yunus Peker. Skandal bir durum! Kişi avukaı kim göndermişse, baro tarafından gönderilmemiş ama mahpusu kandırmış daha sonra avukat gelip demiş ki: “Yunus yapmış olduğum bu fiilden dolayı senden özür diliyorum sana bunu yaptırdığım için ama eğer ki ben bu dosyaları geri çekersem benim avukatlık mesleğim biter yine de sana yardımcı olmaya çalışayım.” Aile bu kişi hakkında suç duyurusunda bulunmuş. HTS kayıtları, kamera görüntüleri istenmiş emniyet hiçbir şekilde görüntüleri göndermeyeceğini söylemiş. Biz bu konuda büyük mağduriyet yaşadık diyor. Adalet Bakanlığı da bu avukat hakkında soruşturma açılamayacağını avukatlara iletmiş, bu hukuksuz düzenin bir kurbanı oldu kardeşim 24 yaşında şu anda. Anne diyaliz hastası açık görüşe gidememeiş, babası kalp hastası büyük bir mağduriyet yaşanmış. Ardından cezaevine gitmişler Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’ne anne baba çok zor haliyle gitmişler ve orada “Sevk edildi.” Denmiş, insanlar ne kadar çileler çekiyor değerli arkadaşlar. Bunlar olacak işler değil, biz böyle polis ile anlaşan avukat hikayelerini çok biliyoruz, barodan habersiz birtakım avukatlar gizli kapalı yapılan kaçırılma girişimlerinden sonra mahpusların avukatı olduğunu ilan ediyor, olacak işler değil ama maalesef ki Türkiye’de bunlar oluyor. Biz bunları burada ifşa ediyoruz, düşünün ne kadar ağır mağduriyetler ile insanlar hukuksuzluklar yaşıyorlar.
Biz geçen hafta gündeme getirdiğimiz çok önemli hususları gündem ediyoruz. Geçtiğimiz haftalarda andığımız, aylardır andığımız Dudu Arduç sonunda tahliye oldu hep kötü haber verecek değiliz bu da güzel bir haber, Dudu ARduç aylardır çok zor durumdaydı. Hamile tutukluydu, çocuğu vardı, onu cezaevinde tutuyorlardı, çok büyük zorluklar yaşıyordu, Allah’a şükür kamuoyu baskısı ile ve hukukun gereğinin yerine getirilmesi ile bu anne cezaevinden kurtuldu. Darısı tüm annelerin, anne baba tutuklulukların başına olsun ve bu çocukların yüzü gülsün istiyoruz.
Sıcak su problemi de giderilmeli. “Ömer bey eşimle bugün görüştüm. Kendisi Silivri 5 No’lu da kaloriferler 9 Aralık’ta yanmaya başlamış, çok şükür.” Biz bunları gündeme getirmiştik Silivri 5 No’lu’da büyük sorunlar yaşandığını burada getirmiştik, cezaevi yönetimi bunu duymuş ve sorunu gidermiş. Sıcak su problemi hâlâ devam ediyormuş. O problemin de giderilmesini istiyoruz.
Aysel Tuğluk eski vekilimiz eski vekillik yaparken ki hali ve şu andaki cezaevindeki halini görüyorsunuz kendisi uzun yıllar annesiyle beraber yaşamış bir insan ve cezaevine girdikten sonra hasta annesinin bakımını ihmal ettiği için suçluluk duygusu yaşamış ve ardından annesi vefat ettiğinde zor bela izin alıp annesinin cenazesine gitmiş çok büyük üzüntüler yaşamış. Bir de bu üzüntüler üstüne annesinin toprağa verildiği o yerde vahşi insanların adeta tam tamlar çalarak o cenazeyi topraktan çıkaracağız nidaları üzerine topraktan annesini çıkarıp, götürüp Dersim’e gömmüş, çok büyük bir travma ve o da kendisinin ağır bir hafıza kaybı yaşamasına neden olmuş durumda Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Kurumu infaz ertelemeye karar verdiği halde İstanbul ATK siyasi bir kararla onun cezaevinde kalmasına karar vermiş durumda. Bekliyoruz, tekrar bir başvuru yapıldı ve şu anda yeni bir başvuruyla tahliye olması gerektiğini söylüyoruz.
Adalet Bakanı süslü püslü cümleler kurmakta çok mahir, biz kendisine genel kurulda yüzüne de söyledik, öncesinde binlerce kez söyledik böyle süslü püslü cümleler kuracağına cezaevindeki ağır mağduriyetlere bir bak, çok büyük sıkıntılar yaşanıyor. Vicdansızlık yapmayın, zulümat bakanı olmayın, adaleti sağlayın yüzlerce hasta mahpus büyük bir hukuksuzlukla hayatını cezaevi’nde kaybetti, her birisi için sümenaltı etme girişimi yaptılar Halime Gülsu, Muzaffer Özcengiz diğer birçok mahpuslar çünkü yağmur gibi bu mahpuslar geliyor daha bu hafta içinde 3 tane hasta mahpus hayatını kaybetti maalesef. Az önce andım isimlerini. Abdurrezzak Suyur, Halil Güneş ve Salih Toğrul isimli hasta mahpuslar hayatlarını böyle kaybettiler en ağır şartlara kadar getiriliyor ve bu insanlar infaz erteleme alamıyor Salih Toğrul ise infaz erteleme aldıktan çok kısa süre hayatını kaybetti ya ölüm döşeğinde tahliye ediyorlar ya tabutta tahliye ediyorlar.
Halil Güneş az önce de bahsettik biz kendisi hakkında soru önergesi vermiştik ama büyük ihmaller sonucunda hayatını kaybetti. Bu konuda da soru önergesi vereceğiz Halil Güneş’in ablası Gül Güneş bize başvurusunda: “Abime ölüm dayatılıyor.” diye bize mektup yazmıştı.
“Ömer bey tutuklumuz Tarsus Kadın Kapalı Cezaevi’nde kalmaktadır,1 haftadır sıcak suların kesildiğini belirtti telefon görüşünde ve hala kaloriferlerin yakılmadığı da ayrı bi durum.” Demiş.
Abdulhamit Gül’e sesleniyorum bu ne hal diye! “Elazığ T Tipi açık görüş haftası fakat görüşe girmeden önce maalesef ki yine çıplak arama yapılmakta.” Düşünün mahpusları değil mahpusları ziyaret edecek insanlara da çıplak arama yapılıyor! Çıplak arama rezaleti bitmiyor! Geçen sene bu seneye sarkacak şekilde çıplak arama rezaletini ortaya dökmüştüm. Geçen sene çok tartışılmıştı fakat çıplak aramayı devam ettiriyorlar. “Kadınların iç çamaşırları indirilerek aranıyor. İtiraz edince de görüşe alınmayacaksınız deniliyor. Yeter artık ettikleri zulüm.”
“Sayın vekilim iyi akşamlar dilerim. Bacanağım Tarsus 1 No’lu Kapalı Cezaevi’nde C16 koğuşunda kalıyor. Petekler ödenek olmaması sebebi ile yanmıyor, sular 12 saat kesik, şimdilerde 6 saat su kesintisine düşürülmüş, koğuş kalabalık.” Diyor, işte cezaevlerinden klasik bir görüntü değerli arkadaşlar.
Yine Adalet Bakanlığı’na soruyoruz; donsunlar mı? “Elazığ Cezaevleri’nde kaloriferler yanmıyor. Herkes battaniye ile oturuyor. Zaten az verilen yemekler iyice azalmış. Artık dayanamadıklarını söylüyorlar. Cezaevleri çok soğuk. Sürekli arıza var diye geçiştiriliyor.” Diyor bir mahpus yakını.
Tutuklu hastalardan yine denetimli serbestlik konusunda tahliye etmiyorsunuz diyoruz cevap yok! Niye koşullu salıverilmeleri vermiyorsunuz dediğimizde cevap yok! Niye hasta mahpuslar cezaevlerinde ölüme terk ediliyor dediğimizde cevap yok! Sn. Abdulhamit Gül Zulümat Bakanı bunları cevapla senin adın artık Adalet Bakanı değil Zulümat Bakanı bunu da net bir şekilde söylüyorum ve söylemeye de devam edeceğim kim ne derse desin biz bunu söylemeye devam edeceğiz.
Adil Yaşam Derneği Başkanı Haluk Çavuşoğlu Başkanımız bize bir ileti göndermiş, bu da çok önemli bir konu. Birçok farklı kişiden de alıyoruz. Görüntülü konuşma müebbet mahpuslara verilmiyor, terör suçlarından yatanlara verilmiyor, böyle bir ayrımcılık yapıyor. Böyle bir şey olmaz! Tüm mahpuslara ayrımsız bir hak verilmeli diyoruz. Bu haksızlıktır, zor olan hayatları daha fazla kısaltılmamalı bu konuda yoğun bir talep alıyoruz değerli arkadaşlar.
Sümeyra Bulduk isimli bir avukat bakın nasıl avukat hakları çiğneniyor, barolara bunu hatırlatıyorum. Diyor ki: “Müvekkillerim Ömer Köse ve Gafur Ataç ile cezaevinde görüş yaptıktan sonra çıkış esnasında, üzerimde keyfi olarak arama yapılmasına müsaade etmedim diye avukat kimliğime el konularak cezaevi kapıları 3 saat boyu üzerime kilitlendi.” Bu da belgesi. Avukat hanıma böyle br mağduriyet yaşatılıyor. Neden? Ömer Köse ve Gafur Ataç ile cezaevinde görüş yaptıktan sonra bu mağduriyet yaşatılıyor.
ÖHG İstanbul Şubesi, İHD İstanbul Şubesi’nin açıklamaları var, dün de bir açıklama yaptılar. Garibe Gezer’in dosyasına gizlilik kararı konulmuş ve Garibe Gezer ile ilgili bilgi verilmiyor, kamera kayıtları verilmiyor. Hangi mektupları engellendi verilmiyor, bana bir mektup göndermişti öncesinde başvurular yapmıştı, daha başka gönderdiği başvurular, mektuplar var mı bu konularda bilgi verilmiyor, başkalarına gönderdikleri engellenenler hakkında bilgi verilmiyor hiçbir bilgi verilmiyor. Bu da işte suçu bastırma örtme gayreti. Garibe Gezer’i anmaya devam edeceğiz maalesef ki Garibe Gezer gönderdiği mektubunda şunu diyor; bunu da az evvel okudum “İntihar girişimini bilinçli olarak yaptım.” diyor ilk yaptığı intihar girişiminden bahsediyor. Avukatına yazmış: “Çünkü bizim haklarımız ancak öldükten sonra anlaşılıyor.” Bakın ve daha sonra yaptığı ikinci intihar girişiminde hayatını kaybetti. Bunu söyleten bakanlığa yazıklar olsun diyorum çünkü bir mahpus bunu söylüyor. “Biz öldükten sonra ancak haklarımız aranan insanlarız.” Diyor. Geçtiğimiz günlerde Garibe Gezer kadınların omuzlarında toprağa verildi ve sonrasında biliyorsunuz toprağa verilmeden önce de sakıncalı kişi diye Garibe Gezer’in cenazesine, cenaze aracı verilmedi, böyle bir pick-up içinde cenaze götürüldü, bu da bir utanç görüntüsüdür, bu utanç görüntüsünü bu iktidar görmelidir, bu iktidarın utanç fotoğrafıdır aslında bu.
Biz bunları anlatırken AK Partili vekiller ne hissediyor diye bize soruyorlar. Arkadaşlar onlar vicdansız onlar taş kalpli biz bunları anlatırken, kendimizi duygusal olarak zor tutarken onlar gülüyorlar, bize laf yetiştirmeye, sesimizi kısmaya çalışıyorlar. Bu anlattıklarımızın tiyatro olduğunu söylüyorlar aşırı bir vicdansızlık içinde kalplerin taşlaşmış, katılaşmış, simsiyah olmuş insanlar AK Parti vekilleri başka bir şey değil. Bunu da size iletmiş olalım.
Bakın ben konuşurken geçtiğimiz hafta Garibe Gezer’in mektubunu gerçekten duygusal olarak çok zorlanarak okurken bir Milletvekili Sermin Balık isimli bir Elazığ Milletvekili bana bağırıp çağırıyordu. Hani bu kadar vicdansızlık nasıl oluyor anlamak mümkün değil çünkü biz hayatını kaybetmiş kişiden gelen mektubu okuyoruz, çok duygusal anlar yaşıyoruz ama onlar mevkilerini ve makamlarını korumak için bu vicdansızlıklarını devam ettiriyorlar. Biz bunların iç yüzlerini ifşa etmeye devam edeceğiz. Yarın öbür gün isimleri unutulacak insanlar bunlar ama yaptıkları, o vicdansızıkları unutulmayacak o mevki makamlara dört elle sarılmış durumdalar ama o bugünkü yaptıkları vicdansızlık hiçbir şekilde unutulmayacak. Bunu da net bir şekilde söyleyelim. Uğruna kendilerini paraladıkları bu iktidar mevkileri ellerinden gidecek ama yaptıkları vicdansızlıklar kesinlikle unutlmayacak.
Başka tecrit altında olan kadınlar da var. Bir Kocaeli Milletvekili olarak Kandıra cezaevindeki mahpusları ziyaret etmem engelleniyor. Buradan bakanlığı, iktidarı milletime şikayet ediyorum. Bir milletvekilinin bu kadar cezaevleri ile ilgili bir milletvekilinin cezaevini ziyaret etmesi daha yakından bilgi almasından çok rahatsız olan bir iktidar var karşımızda ama biz cezaevlerinden aldığınız mektuplar, mahpus yakınlarının iletileri ve yakın takiplerimiz sonucunda birçok gerçeği görüyoruz, biliyoruz. O yüzden de bizden hiçbir şey kaçıramayacaklar bunu da yetkililer bilsin, o zulümat bakanlığı çok iyi bilsin!
Biz Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın zulmen tutuklu olduğunu söylediğimizde havuz medyası bizim hakkımızda çirkin yayınlar yapıyor. Maalesef ki bunu yapanlardan birisi Yeni Akit Gazetesi böyle bir yayın organı. Maalesef ki bu üzücü yayınları yapıyorlar ama bakın size dünya çapında ünlü yazarımız Ahmet Altan’ın cümlelerini okumak istiyorum. Cezaevinde yatan ve orada adil olmayan yargılamalarla yatan insanların haline vicdani olarak empati yapan çok değerli bir yazar Ahmet Altan onun çok değerli cümlelerini okumak isterim burada. “Binlerce masum insan var hapishanede. Ben hala akşam ezanı okunduğunda hapishaneyi ve hücrelere kapatılan o insanları düşünüyorum. Bu düşüncemden ve onlar adına hissettiğim iç sıkıntısından kurtulamıyorum.” Hakikaten de cezaevlerinde akşam sayımından sonra kapıların avlu kapılarının kapatılması çok hüzünlü bir durumdur, kendinizi iyice mahpus hissedersiniz, iyice ötekileşmiş, dışlanmış ve kapatılmış hissedersiniz Ahmet Altan da çok nitelikli bir edebiyatçı olarak o anı yakalamış ve o anı tasvir etmiş ellerine yüreğine sağlık çok kıymetli bir yazarımızdır kendisi.
İnsan Hakları Komisyonu’na buradan tekrar sesleniyorum. Benim şikayetlerim boşuan değil çünkü İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na giden 9100 başvurunun 3000’den fazlası sadece benim makamımdan gitmiş, arkadaşlarımızın ekibi, gayretiyle oraya başvurular binlerce başvuru yapılmış, 3500’e yakın başvuru yapılmış ama buna rağmen Türkiye kamuoyuna söylüyorum aldığımız tek bir ihlal kararı yok! “Haklısınız, bu konuda yapıtğınız başvuruda şurada bir ihlale rastlanmıştır.” Demiyor İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, burası o yüzden insan haklarını sümenaltı etme, ihlal komisyonu diye boşuna demiyorum arkadaşlar bunu da çok net bir şekilde burada söylemiş olalım.
Geçtiğimiz hafta genel kurulda da söyledim. Ben cezaevinde kaldığımda bana mektup içinde gönderilen bir deniz kabuğu ki gönderen mektubunda diyor ki: “O deniz kabuğunu kulağını daya denizin dalgalarının sesini duyacaksın.” diyordu ama baktım mektubun içinde deniz kabuğu yok meğerse almışlar, yasakmış ve itirazlarımıza rağmen infaz hakimliği ve ağır ceza bu deniz kabuğunu vermedi. Düşünün bir deniz kabuğunun yasaklandığı yerde insan hakları eylem planından bahsediyorlar, gerisini konuşmaya gerek görmüyorum. Ne kadar insan haklarından uzak olduklarını net bir şekilde böylece vurgulamış olayım.
Size çok üzücü bir haber vereceğim. Ülkemizdeki üzücü durum ile ilgili haber. Şu kişiyi görüyor musunuz? Şu ifadelere, şu yüz ifadelerine bakın, onun sosyal medya paylaşımlarına bakın maalesef ki bir meslektaşımız. Hipokrat yemini etmiş birisi ama insanların öldürülmesi için çağrıda bulunan bir kişi. Kim bu kişi? GATA’da görev yapan Dr. Ali Edizer. Ben ve Selahattin Demirtaş’ın öldürülmesi gerektiğine dair tweetler atmış, açığa alınmış, başka bir yere tayin edilmiş, başka yerden tekrar GATA’ya geri dönmüş. Düşünün “Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Selahattin Demirtaş öldürülsün.” Diye tweetler atan bu kişi görevine devam ediyor ve hekimlik yapıyor. Bırakın hayat kurtarmayı hayat bitirmek için teşvik eden bu insan görevinden alınmalıyken, ceza verilmeliyken şu anda maalesef ki görevine geri dönmüş bu kadar ağır skandalların yaşandığı bir hali yaşıyoruz ama biz hukuki takibimizi sürdüreceğiz, arkadaşlarımız da bu konuyu tekrar not alsınlar biz bu konudaki yargısal takibimizi sürdüreceğiz.
Yine Körfez Belediyesi için soru önergesi vermiştik. Körfez Belediyesi’nde sahte işler yapılıyor ve sahte müfettiş raporları ile tespit edilen sahte iş bitirme belgeleri ile ilgili Süleyman Soylu’ya İçişleri Bakanlığı’na bir soru önergesi verdik. Diyeceksiniz ki yani soru önergesi verdiğiniz Bakanlık ne halde? Biliyoruz bunu ama biz bir hukukun geri geleceğini düşünüyoruz tahmin ediyoruz o yüzden şu anda tüm anayasal görevlerimizi yapmaya çalışıyoruz. Bugün biz bunu yapalım yarın öbür gün hukuk gelir! Biz belediyelerde iktidarda dönen dolapların peşindeyiz bunu da herkes çok iyi bilsin, bizim iktidarımız sağlamdır, bizimle uğraşamazsın kimse demesin!
Ses Kocaeli gazetesinde yazar Genel Yayın Yönetmeni Güngör Arslan’ın çok önemli iki yazısı çıktı. KHK Cehennemin adıdır isimli bir yazısı çıktı ardından bir başka yazı daha çıktı. Güngör Arslan önceki yazılarında benden bahsettiği için soruşturmaya uğramış bir insan ama buna rağmen boyun eğmedi ve KHK’nın nasıl bir zulüm olduğunu tekrar ilan etti yazılarıyla. Eline yüreğine sağlık diyorum buradan Meclis’ten.
Bu arada Hüseyin Kaçmaz arkadaşımız büyük bir mağduriyete uğradı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu kendisi hakkında büyük bir iftirada bulundu, güya Hüseyin Kaçmaz’ın evinde katil yakalanmış denildi, Değerli vekilimiz Hüseyin Kaçmaz da bunun büyük bir yalan olduğunu söyledi. İçişleri Bakanı’nın verdiği bilgiler, tarih, bulgular hepsi yanlış tüm bunlara rağmen hiçbir delil olmamasına rağmen HDP Gençlik Meclisi üyesi Miraç isimli kişi gözaltına alındı, ardından Süleyman Soylu Şırnak’a gittiği zaman adeta kendisine bir hediye olarak sunuldu. Olayla yine ilişkisiz Hüseyin Kaçmaz’ın kardeşi tutuklandı, aslında olaya baktığımızda maktulün bir telefon ile bir yere çağrıldığı gittiği ve esrarengiz bir şekilde öldürüldüğü görülüyor ve daha sonra kamuoyunda gezen dolaşan herhangi bir illegalitesi olmayan kişiler sokak ortasında gözaltına alınıyorlar ve katil oldukları ilan ediliyor. Örnekleri bulunduğu söyleniyor buralarda da çok büyük teknik şüpheler var, bir kumpas davası olduğu apaçık ortaya çıkıyor. Hüseyin Kaçmaz vekilimize yönelik bir kumpasın olduğu net bir şekilde ortada. Biz Hüseyin Kaçmaz vekilimizin yanındayız, kardeşi tutuklandı ve diğer suçlanan kişi de büyük ihtimal tutuklanacak bu ortada çünkü bir kumpas kurulmuş durumda. Biz İçişleri Bakanı’nın ne kadar gerçek dışı beyanlarda bulunduğunu çok iyi biliyoruz, geçtiğimiz yıl bu sıralar çıplak aramanın olmadığına dair yemin billahlar ediyordu ve çıplak aramayı ortaya çıkaran bana karşı hakaret, tehdit, küfür, iftiralar yağdırıyordu İçişleri Bakanı şu anda çıplak aramanın var olduğu ortaya çıktı kendilerinde ses yok. İşte böyle bir karakter sahibiler maalesef Hüseyin Kaçmaz vekilimize şimdi yöneldiler ve ona yönelik böyle bir çamur atma girişiminde bulunmuş durumdalar.
Barınamayanlar Hareketi Ankara’ya sokulmadı. İnsanlarımızın toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ellerinden alınıyor. Ankara’ya gelişlerinde Barınamayanların girişleri engellendi. Bunu da 2911 sayılı yasanın kötüye kullanımı olarak görüyoruz. Anayasa Madde 34’ün kötüye kullanımı olarak yorumluyoruz.
Geçtiğimiz hafta KHK’lı Fatma Demirel hayatını kaybetti, bazı ailevi sorunlar da yaşamış, bunların da mutlaka etkisi vardır ama bir KHK’lı aynı zamanda hayatını alt üst eden bir süreçten sonra yaşadığı özel hayatı ile ilgili sıkıntılar da olmuş, biz özel hayatını bilemeyiz ama bizim bildiğimiz KHK ile ihraçtan sonra intiharların aşırı oranda artması bunu da net bir şekilde söylemiş olalım.
Akademisyen Doçent Doktor Tezcan Durna ihraç sürecini anlatmış demiş ki: “Sadakatın hakikata olmalı devlete değil.” bütün ihraçların İdare Mahkemesi dosyalarında devlete iktidara sadakat göstermedin diyor. Böyle bir şey olamaz devlettir, iktidardır biz bunların hukuki tanımlar olmadığını düşünüyoruz çünkü siyasi iktidarın gölgesindeki devlet ile iktidarlar değil hukuka göre yargılanmaların yapılması lazım yerine göre devlette cezalandırılır mahkemelerde ama böyle devleti kriter olarak tanımak, devlete sadakat denmesi doğru bir şey değil, bizim tanıdığımız Anayasa’dır, hukuktur. Hocamız da buna vurgu yapmış, sadakatım hakikate diyor devlete değil diyor bence de çok doğru söylüyor.
Bakın anne baba tutukluluklardan sonra hasta çocukların dramları da devam ediyor bu çocuğun durumu da çok sıkıntılı uzun süredir takip ediyorum annesi bana mektup göndermiş. Yusuf Halis Çetin otizmli ve epilepsi hastası.yarın baba Özer Çetin’in mahkemesi var. 27 aydır tutuklu yargılanıyor. Tutukluluk tedbirden çok ceza oldu.” Diyor. Böyle çok kişi oldu. Metin Koç isimli öğretmen arkadaşımızın durumunu takip etmiştim, çocuğu otizmliydi % 27 oranında rapor vardı ama baba cezaevine girdikten sonra %90’ları buldu. Yine başka Otizmli çocukların babaları anneleri de cezaevine giriyor ve çocuklar tedavisizlikten dolayı çok büyük mağduriyet yaşıyor. Düşünün iktidar suçladığı kişilerin çocuklarını da suçlu olarak ilan edip onlara da büyük mağduriyetler yaşatıyor, etmeyin, eylemeyin bunlar zalimliktir, tutukluluk bir tedbirdir bir ceza değildir. Bu hasta çocukların durumuna dikkat edin diyoruz ama maalesef ki zalim mahkemelerin umrumda değil onlar sağa sola sürgün edilmemeyi düşünen hakimlerle dolu.
Boğaziçi öğrenci meclisinden gelmiş. Kayyum Naci’nin arabasına 742 TL’lik zarar geldiği iddiasının karşılığında 2 arkadaşımız 69 gündür tutuklu diyorlar. Görüntülerde öğrencilere şiddet uygulayan güvenlik görevlilerine hiçbir yaptırım uygulanmamış ama öğrenci tutuklanmış cezaevinde. Bunları da kabul edemiyoruz değerli arkadaşlar.
Urfa’da maalesef çok sıkıntılı vakalar oluyor, aşiret ağaları sanırım etki altında bulunduruyor yargı ve yetkili makamları. Yaralama fiillerinden sonra geçtiğimiz gün Viranşehir’de bir konuyu gündeme getirmiştim. Bir kişin dokuz yerinden yaralandığı bir silahlı saldırı sonrası yaralayan kişinin adli tedbirle serbest bırakılması skandal bir vakaydı aslında. Bu ve buna benzer vakalar maalesef Urfa’da çok oluyor. Bunu da üzüntüyle karşılıyorum.
Acun Karadağ hocamız direnişte kesilen para cezaları için “Gelir idaresi üç kuruş emekli maaşıma bloke koymuş. Büyük devletimize 80 bin lira borçluymuşum anayasal hakkımı kullandığım için. Düzeniniz batsın!” diyor. Acun Karadağ hoca, ardından “Dostlar maaşıma konulan bloke kalkmadığı gibi henüz borcunu ödediğim mütevazı evim üzerine de haciz konulduğunu öğrendimDalgın surat Sabah gittim,gelir idaresi emniyet iptal edilen cezalarınızın dava kararlarını bize göndermedi diyor. Parayı ödeyip davaya öyle devam etmeliyiz.” Demiş. Gerçekten çok üzücü KHK ile ihraç edilenler çok büyük sıkıntılar yaşıyor ve buna itiraz ettikleri zaman da artı zalimliklerle karşı karşıya kalıyorlar.
Bu hukuksuzluklar sonrasında KHK ile ihraç edilenlerin halinden dolayı Türkiye iktidarı AİHM’den gelen ağır tazminat cezaları ile karşı karşıya kalacaklar. Bunu da net bir şekilde söyleyelim. Nazlı Ilıcak için verilen tazminat cezası Türkiye’ye tatbik edildi. Son günlerde bu konuda da çok başka haberler de alıyoruz ve daha sonrasında da AİHM’in daha binlerce kişi için tazminat cezası vereceğini tahmin ediyorum Türkiye iktidarına. Maalesef bu hukuksuzlukların cezası bu zalimlikleri yapanların cebinden değil hepimizin cebinden çıkacak, hazineden çıkacak o yüzden burada feryat ediyoruz o yüzden dert sadece benim derdim değil, mağdurun derdi değil hepimizin derdi bunu da unutmamak zorundayız.
KHK’lı hukukçu Levent Mazılıgüney’in çok önemli bir eleştirisi var. Libya’daki askerler CİMER’e başvuru yapmış ve bu başvurudan dolayı TSK’dan atılmışlar. “Uzman çavuşlar yurt dışında yabancı askerlerin çöplerini toplamak için mi işe alınıyor?” diyor Levent Mazılıgüney “TSK’nın saygınlığı mensuplarını ihraç ettikçe mi artar sanılıyor?” Libya’da görevli 56 uzman çavuş, komutanlarını mobbing yaptığı iddiasıyla CİMER’e şikayet edince tümü TSK’dan atılmış. Hale bakın arkadaşlar. Bir vatandaş amirini şikayet ediyor, “Sen şikayet ettin.” Diye mağdurken bir de işten atılıyor! Şu hale bakın! “Libya’da askerlerin çöplerini bize toplatıyorlar, yerel askerler alaycı gözlerle bizi izliyordu.” Demiş bu askerler, ne demiş? Hakaret mi etmişler? Hiçbir şey yapmamışlar ama işlerinden atılmışlar.
OHAL Döneminde adil olmayan yargılamalar çok aileyi mağdur bıraktı. Bugün sanırım mahkemesi var Sümeyra Karabürk mahkemesi bugün İzmir 18. Ağır ceza mahkemesinde görülecek. 6 aydır tutuklu. Cezaevinden yeni çıkmış kocası. “5 yılı aşkın süredir ayrıyız. Ben çıktım, karım girdi içeri ve halen ayrıyız.” Diyor mahkemeden eşi için adil bir yargılama ve tahliye diliyor.
Marketlerin halleri un, yağ, fiyatları nasıl artıyor? Market çalışanları bize ulaşıyor, diyor ki: “biz market çalışanları artan fiyatlara yetişemiyoruz. Etiketini değiştiremedigimiz ürünün fiyat farkını da biz ödüyoruz, günlük kazancından fazla fark ödeyenler var. Yağ 89.90’dan 99.90’a çıkıyor etiketini değiştirmeye yetişemeyince fark maaşımızdan kesiliyor.” Şu hale bakın değiştirmeye yetişemedikleri etiketlerden fiyat farkları market çalışanlarının maaşından kesiliyor.
Görüntüyü görüyorsunuz. AK Parti’li bir İl Başkanı’nın hali ve uyuşturucudan sızmış bir halde, bol vatan, millet edebiyatından sonra bu görüntüleri görüyoruz. Boşuna bunlar vatan, millet din edebiyatı yapmıyorlar!
Tozkoparan’da çok büyük bir sıkıntı devam ediyor. Tozkoparan halkı bir direnişte. Tozkoparan halkı bize başvurmuş diyor ki: “ TRT muhabirleri davası süren ve yürütmeyi durdurma kararı olan bölgelerde mahallede binalarda yaşayan insanların bilgisi ve izni olmadan çekim yapmış ve objektif habercilik gereği bizlerinde röportaj vermesi gerektiğini belirtmemizi rağmen isteğimizi reddetmiştir Eğer herkangi bir şekilde mahkemeleri ve hukuku yanıltmaya yönelik, algı içeren bir haber yapılırsa konu ile alakalı haberi yapandan en tepedeki müdürüne kadar maddi manevi tazminat davası açacağız Tozkoparan halkı olarak.” Diyor ve bize bu iletiyi iletiyorlar. Maalesef TRT halkın yayın kanalı olmamış iktidarın yayın kanalı olmuş bir halde.
Kerem Altıparmak Hoca ile bir program yaptık, bunu da medyaya ayrıntılı bir şekilde vereceğiz. “Bir kişi beraat etmişse, takipsizlik varsa, o kişinin kamu haklarından kısıtlılığının devam etmesi kabul edilemez! İrtibat ve iltisak açısından olamaz.” Diyor.
Türkiye toplumunun böyle tablomuz var. Türkiye toplumunda erkek isimlerinin yoğunluğu araştırılmış Ahmet, Mehmet, Mustafa isimleri en ön plana çıkmış. Bunlar Hz Muhammed’in isimleri. Türkiye toplumunun en çok tercih ettiği isimler olmuş. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in ne kadar çok sevildiği ve tanındığı ile ilgili önemli bir bilgi. Bir istatistik bilgisini de sunmuş olalım burada.
Koşulsuz Adalet hareketi çok önemli işler yapıyor. Ne yapıyor? AİHM önünde nöbet tutuyor, 54. nöbetinde sistematik bir şekilde ihlal edilen adil yargılanma ve ana dilde savunma hakkını ele almış. KoşulsuzAdalet hareketinin savunmalarını takip ediyorum, destekliyorum. Allah kolaylık versin diyorum onlara yanlarında olduğunu da buradan ifade etmiş olayım.
Geçtiğimiz günlerde Van Baro’suna gittik ve bir insan hakları panelinde Van Baro temsilcileri ile birlikteydik. Van Halkı’nın sıcak ilgisi ile karşılaştık, güzel bir panel yaptık ve orada Van Barosu’nda mahpus yakınlarının eşleri, anneleri olarak nöbet tutan annelerimizi ziyaret ettik, annelerimizin adalet nöbetine katıldık, zamanında da ben adalet nöbeti tutan birisi olarak adalet nöbetine katılarak annelerimize destek verdik.
Garzan Mezarlığı’ndaki mezarlıkları bombalanan kemikleri karıştırılarak Kilyos Kimsesizler Mezarlığı’na taşınan aileler ile 4. Yılında 2017’de yapılmıştı bu fiil maalesef. 4. Yılında hala kemiklerine ulaşamayan merhum yakınlarının anneleri, eşleri, yakınları kardeşleri ile bir basın açıklaması yaptık, bu zalimliktir, kişiyi suçlu olarak ilan edebilirsiniz ayrı bir konudur, yargılayabilirsiniz, cezaevine atabilirsiniz ama bir insan öldükten sonra onu mahkum edemezsiniz, yakınlarını perişan edemezsiniz, yas hakkını ihlal edemezsiniz, kemiklerine ulaşma hakkını, onun toprağa verilme hakkını ihlal edemezsiniz. Merhumların kemikleri şu anda Kilyos Kimsesizler Mezarlığı’nda bir duvarın dibinde plastik kutular içinde maalesef çok uygunsuz şartlar içinde tutulmakta bir an evvel DNA analizlerinin doğru bir şekilde yapılarak kemiklerin ailelere verilmesi sağlanmalıdır.
Van’da yine biz bir önemli ihlali gündem ettik. Anayasa madde 34’ün ihlalini, son 5 yıldır Van’da kesintisiz bir şekilde toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkı ihlal ediliyor, Van Barosu’nda bu toplantıyı yapmasak başka bir yerde yapsak izin verilmeyecekti, açıkta yapsak izin verilmeyecekti. Van Valiliği ve Van Emniyeti’ni buradan uyarıyorum bu yaptıkları Anayasal ihlalin kabul edilemez olduğunu buradan söylüyorum.
Nuran Arifoğlu göndermiş zamanında çok uğraştığım bir hasta mahpustu Medeni Arifoğlu. Karaciper transplantasyonu yapılmış kanser hastası böbrek kanseri olan çok büyük sıkıntılar yaşayan bir hal. Düşünün normalde normalde ki hali bu iken son nefesindeki hali buydu. Çok dramatik bir şekilde çok büyük ihlallere uğrayarak hayatını kaybetti bir hasta mahpustu. Biz o zamandan beri hasta mahpusların durumunu gündem ediyoruz. Eşi diyor ki: “. 15 Temmuz’la başlayan adaletten yoksun uygulamalar yüzünden 925 insan öldü. Bunlardan biri de eşim Medeni Arifoğlu adaletle süslenen daha adil bir ülke mümkün.” Demiş.
Bir merhum KHK’lı Tarih öğretmeniydi, gördüğünüz gibi yaşamını badana, boyacılık yaparak sağlıyordu ama o da Covid’den 3 çocuk babası iken hayatını kaybetti Murat Kılıç Allah rahmet eylesin.
Basın toplantımızın sonunda unutamadıklarımız, unutmamamız gerekenler. 4 yılı aşkın bir süredir cezaevinde zulmen tutuklu olan Osman Kavala insan hakları savunucusu çok değerli insan, maalesef ki bu zalim iktidarın mağdurlarından Osman Kavala halen cezaevinde.
Şerif Mesutoğlu şu anda Sincan Cezaevi’nde. Çok kötü bir yargılamayla katil ilan edildi ama Muhammed Safitürk’ün katili değil, bu çok açık, net. Hiçbir somut bulgu yokken hakkında çok ağır müebbet cezası verildi, Anayasa Mahkemesi’nden adil bir sonuç bekliyoruz. Ben de Anayasa Mahkemesi’nden mahkumiyeti bitirilmiş bir insan olarak bu mahpusların durumunu çok iyi empati yapan bir insanım o yüzden bir an evvel Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda gecikmeden karar vermesi bu insanın yıllardır süren büyük mağduriyetinin bitirilmesi gerektiğini söylüyorum.
Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı çok değerli hukukçu zulmen tutuklu, halen cezaevinde çok ağır bir adil olmayan yargılamayla yargılanıyor. Selçuk Kozağaçlı’nın duruşmalarına mümkün olduğunca katılıyorum ve katılmaya devam ediyorum. Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı ve arkadaşlarının yanındayım.
Mazlum Dönder çok ağır mağduriyetler yaşamış bir üniversite öğrencisi Kürt vatandaşımız da şu anda Aksaraya Cezaevi’ne gönderilmiş ama Kırşehir Cezaevi’nde yaşadığı çok ağır mağduriyetleri hiçbir zaman unutamam o yüzden Mazlum Dönder’i sürekli anmak istiyorum.
300 güne yakın adalet nöbeti tutan Emine Şenyaşar annemizin yanındayız, Şenyaşar ailesinin yanındayız tüm Türkiye tüm dünya onu biliyor çünkü büyük bir adaletsizliğe karşı mücadele eden çok değerli bir annemiz.
Biz tekrar söylüyoruz kayıp kaçırılanlardan Sunay Elmas, Ayhan Oran ve Yusuf Bilge Tunç halen bulunmuş değil, bu insanlar nerede bu konuda bir açıklama yapmak zorundasınız.
Bu genç bakın yakınları bize başvurmuş, Rezzan Özden 17 yaşında Batman merkezde kaybolmuş nerede diye ailesi soruyor.
Yasin Ugan cezaevinde şu anda. Kendisi işkence altında muamele görürken kendisine sahte birtakım evraklar imzalatılmış bunların arasında ben ve Sezgin Tanrıkulu ile ilgili iftiralarda yer alıyor. Bu kumpasa karşı Sezgin Tanrıkulu insan hakları savunucusu arkadaşımla birlikte net bir şekilde duracağız ve bu kumpası kuranlar hakkında bir an evvel soruşturma başlatılması gerektiğini net bir şekilde söyleyeceğiz söylemeye de devam edeceğiz. Burada korkunç bir kumpas var milletin vekillerine yönelik.
Yusuf Bilge Tunç 2.5 yıla yakındır bulunmuyor, kaçırılmış, işkence mi edildi, işkence de öldürüldü mü ne olduğu belli olmayan bir kişi. Bir an evvel ortaya çıkması gerektiğini söylüyoruz.
Bitlis’te kaybolan bir kişi halen bulunamadı. İshak Çağlayan nerede diye soruyoruz?
Gökhan Türkmen de kaçırıldığı dönem içinde işkenceye uğradığını beyan eden bir kişi, halen Sincan Cezaevi’nde onun da bu halini net bir şekilde söyleyeceğiz, insanları yargılayıp cezaevine atabilirsiniz ama 9 ay boyunca kaçırıp işkence etme hakkı hiç kimsede yoktur.
Gülistan Doku nerede belli değil. Kübra Ekin nerede belli değil. Anneleri perişan bir şekilde kızlarının durumunu soruyor ve ardından ağlıyorlar, biz de aylardır yıllardır Gülistan Doku’yu sorduk aradık soru önergeleri verdik şimdi Kübra Ekin’in de buna eklendiğini üzüntüyle görüyoruz.
Son olarakta Hürmüz Diril bir gariban çiftçiydi, yok oldu eşinin cesedi bulundu, kendisi de yok nerede olduğu bilinmiyor. Bu ağır mağduriyetleri bu devletin vatandaşlarının yaşamaması gerekiyor.
Bugün de basın toplantımız burada bitiyor hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

























Yorumlar