30 Ağustos 2022
ÖFG TV’den herkese merhaba, yeni bir ÖFG TV programı ile insan hakları alanındaki konu ve konuklarımız ile sizlerle birlikteyiz. Bu hafta iki önemli konuğumuz var ilki Kocaeli’deki uzun süredir takipte olduğumuz bir konu Gazeteci Güngör Arslan cinayeti. Çok önemli bir cinayet, arka planında olan olaylar adeta Hrant Dink cinayetini andırıyor! Çorap söküğü gibi bir şeyler gelecek mi? Yoksa bu çorap söküklerine birisi basarak o çorap söküklerinin en ucuna kadar ulaşmamız engellenecek mi? Bu önemli bir soru! Bu sorunun cevabını Güngör Arslan ailesinin avukatı Av. Cahit Çiftçi’den alacağız. Önümüzdeki hafta 6 Eylül’de duruşma var. Çok önemli, inşallah o duruşmada da olacağız ve bu cinayetin tüm boyutlarını bizzat yerinde müşahede etmeye çalışacağız ama öncesinde Sn. Av. Cahit Çiftçi bize son gelişmeleri ve beklentilerini aktaracak.
Programımızın ikinci bölümünde çok önemli ve tartışılan gündemde olan bir başka konumuz olacak. Geçtiğimiz hafta biliyorsunuz Babala TV’de programında da bu konuyu tartıştık. Ana dilinde eğitim nasıl olur? Ana dilinde eğitim olmalı mı? Olacaksa ayrıntıları nasıl olmalı? Teferruatı nasıl olmalı? Uygulaması nasıl olmalı? Kafalarda birtakım sorular var. Acaba ana dilinde eğitim uygulanırsa ülke bölünür mü? Parçalanır mıyız? Gibi sorular var! İşte bütün bu soruların cevaplarını Sn. Sinan Muşlu ile konuşacağız.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sn. Av. Cahit Çiftçi hoş geldiniz.
Av. Cahit Çiftçi: Öncelikle teşekkür ediyorum sayın vekilim. Burada Kocaeli’ne dolayısıyla ülkemize mal olan bir dava söz konusu. Hassasiyetle takip ettiğinizi de biliyorum. Bundan dolayı özellikle çok teşekkür ediyorum.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Hem bir insan hakları savunucusuyum hem de Kocaeli Milletvekiliyim, her açıdan benim için çok önemli bir olay, çok önemli bir cinayet. Sonuçta bir yaşam hakkı ihlali var. Kim olursa olsun, bir kişinin hayatına son verilmiş ve bunun arkasında da birtakım çok önemli iddialar var! Siyaseti ilgilendiren, iktidarı ilgilendiren, iş dünyasını ilgilendiren ve işin doğrusu bütün bunlarla bağlantılı olarak rant dünyasını ilgilendiren çok önemli iddialar var bu cinayetin arkasında. Tüm bunları size soracağız Sn. Av. Cahit Çiftçi. Beklenen güne az kaldı, 6 Eylül günü duruşma, duruşma öncesi neler yaşanıyor? Neler oluyor? Neler bitiyor? Ayrıntıları ile sizden dinleyelim.
Av. Cahit Çiftçi: Öncelikle 19 Şubat 2022’den cinayetin olduğu günden sonra yaklaşık 3.5 ay soruşturma aşaması sürdü! 3.5 ay normal mi dersiniz süreç olarak normal. Olması gereken bir süre. Bu soruşturma sürecinde; bir iddianame çıktı ama emin olun çok çok eksik iddianame. Göründüğü gibi bakıldığı zaman kamuoyu ile paylaşıldığı zaman çok jan janlı gözüken, sanki her şeyi araştırmışlar, bu çerçevede çıkan bir iddianame ancak işin esas noktaları maalesef yok! Niye yok derseniz; bizim de çok ciddi şüphelerimiz var. Buradaki konuşmalarımda özellikle davanın esasına temellerine inmemeye çalışacağım. Bunu da mazur görmenizi istiyorum çünkü şu anda 14 sanık 10’u tutuklu, bu konuşmalarımızdan dolayı da bir ön alma, delil karartma süreci maalesef fazlasıyla yaşandı. İşin içine bir kadın sokuldu, kadın o konuda gerçekten kendilerine de teşekkür ediyorum, doğru cümleler neyse öyle ifade verdi. Delil karartarak birilerini bu soruşturmalardan, davalardan uzak tutmaya çalıştılar onun içinde yine delil karartabileceklerini düşünüyorum ve bu işte de becerikli, bir numaralı kişi bir avukat. Bu işleri bilebilecek, öngörebilecek düzeyde birisi olduğu için hassas davranmaya çalışacağım. Soruşturma başlıyor, ilk 8-10 gün polisin yapması gereken işlemler yapılıyor. Ne eksik, ne fazla eksik olabilir belki ama ne hikmetse 8-10 gün içinde bir yerlere gidecek ki savcılık ayağı mı başka bir yer mi frene basıldı. Nötr gördükleri yerleri törpülemeye çalıştılar! Ne yaptılar? Bunu özellikle cinayet olayları ile ilgilenen polisler, komiserler, kişiler şunu iyi bilirler; bir cinayet olayında ya para takip edilir, menfaatin işine düşülür ya da sperm. Bir kadın olayı var mıdır? Bizim cinayet olayında kadın olayı ile sperm olayı ile ilgili hiçbir ilgisinin olmadığı belli. Ne olur? Rahmetli Güngör Arslan birilerinin menfaat tarafına, paralarına, menfaat odaklarına taş attı diye bu cinayet gerçekleşti. Bu nasıl gelişti? Dosya çerçevesinde aslında bunlar ispat edilmiş eksik olan; kişiler arasındaki para takipleri maalesef yok! Çünkü tetikçi ile yardıma götüren insanlar veya azmettiren insanlar, kendi aralarındaki para trafiği maalesef hiç yok! Vardı anlamında demiyorum ama olmazsa olmazıdır bu soruşturmalarda araştırılması gereken. Bunun yanında HTS kayıtları, olay öncesi ve olay sonrası bunu örgütlü suçlarda bizim soruşturma savcılarımız çok iyi beceriyorlar. Siz de görmüşsünüzdür. Sanık X olay öncesi olay sonrası kimlerle görüşmüş? Nerede baz istasyonu çakışmaları var? Bağlantı yerleri neresi? Baz istasyon adresleri neresi diye hepsi çıkarılır. Bunlar dahi yapılmamış çünkü bunlar bu tür davaların maddi delildir olmazsa olmazlarıdır. Bunu da soruşturma savcısı araştıracak! Bunun yanında yapmış bazı şeyler, çıkmış. En önemli eksiklik; bu dosyada bilenen bir şey, ön alabilecekleri bir durum yok. Bir numaralı sanık Ersin Kurt olayın olduğu gün, yaklaşık yarım saat sonra adliyenin oradaki kafeteryaya geliyor, “Ben ticari taksi ile geldim.” Diyor ama iş öyle değil, onu getiren Kocaeli Ticaret Odası Başkanı Necmi Bulut kendisi bizzat getiriyor. HTS kayıtları çıkmış, getirip oraya bırakıyor. Bununla ilgili olarak biz Necmi Bulut ile ilgili tahkikatın genişletilmesini istedik. Dedik ki: “14-15-17 Aralık 2021’de Zirve Kocaeli Gazetesi’nin köşe yazarı Tahsin Keskin köşe yazıları var. Diyor ki: “Güngör Arslan’ı vuracağım.” Kim vuracak? Necmi Bulut.” Yazısında “Ben Necmi Bulut’un o kadar ciddi olduğunu gördüm.” Diyor. “Vuracak” diyor. Biz de diyoruz ki bununla ilgili rahmetli Güngör Arslan 22 Aralık 2021’de şikayette bulunuyor. Şikayet ile ilgili olarak Necmi Bulut’un 11 Ocak’ta basit bir ifadesini alıyorlar. Klasik suçu inkar etme, bir paragraf. Akabinde olayın en büyük şahidi olan Tahsin Keskin’in ifadesi yok, Tahsin Keskin’in ifadesinde geçen Adem diye bir şahsın ifadesi yok. Bunlar alınmadan 19 Şubat cinayetin işlendiğinden 4 gün sonra 23 Şubat’ta Necmi Bulut hakkındaki dosya takipsizlik ile sonuçlandırılıyor. Biz de diyoruz ki; bu kez cinayet dosyasının soruşturma savcısına dilekçe veriyoruz. “Böyle bir yazı var. Bu yazıda vurduracağını söyleyen Necmi Bulut, bu yazıda bu olaya tanık olan Adem denen bir kişi, Tahsin Keskin’in ifadelerini alın. Delildir bunlar! Bu kişinin ve temsil ettiği Kocaeli Ticaret Odası’nın avukatlığını açıkça yapan ki avukatlıkla çok ilgisi olduğunu zannetmiyorum genelde ticaret işleri ile uğraşıyor, ticaret odası avukatı ve şahsi avukatı arasında illiyet bağları var, ifadesini alın.” Onu da almıyorlar. Ne yapıyorlar peki sayın savcılık? Necmi Bulut ile ilgili dosyayı ayırdık ayrı bir soruşturmada devam ediyor. İfadesini alsaydınız. Onca insanın, ilgisi olmayan insanlar dahi Necmi Bulut’un %5’i kadar bağlantısı olmayan insanları en azından şüpheli değil bilgi sahibi sıfatıyla ifadesini alın diyoruz o da yok! Necmi Bulut’un bilgi sahibi olarak ifadesi yoksa da bu dosya kusura bakmasın savcılık Çin malı bir iddianame sonucunu doğurmuştur. Janjanlı görüntülü ama ayakları boş!
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok önemli bir tasvir yapıyorsunuz! Janjanlı, süslü püslü ama halk arasında itibarsızlık anlamına gelen Çin malı bir görüntü diyerek bir tasvir yaparak önemli bir eleştiri getiriyorsunuz.
Av. Cahit Çiftçi: Ne yapmaya çalıştıklarını da biz az çok tahmin ediyoruz. Sanıklardan yaklaşık 3-4 kişiye yıkıp olayın tepedekini de kurtarmak şartıyla böyle bir organizasyon yapmaya çalışıyorlar havası var. “Yayılmasın, bu çerçevede kalsın, çerçevede etkili bir kişiyi de alalım dışarı.” Çünkü o çok şey biliyor! Belki konuşacak, biz arzu ederiz ki; kardeşim neyse doğruyu konuş! Samimi ol. Ona göre herkes hak ettiğini ne eksik ne fazla alsın!
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Kocaeli Ticaret Odası Başkanı’ndan bahsediyorsunuz değil mi?
Av. Cahit Çiftçi: Evet. Necmi Bulut’tan bahsediyorum.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok önemli bir kurumun başındaki kişi ve cinayet öncesi ve sonrası azmettirenle ilişkileri ortaya çıkan bir kişiden bahsediyorsunuz.
Av. Cahit Çiftçi: Derin ilişki, en önemlisi cinayetin olduğu gün, cinayet 14:44’te oluyor, yaklaşık yarım saat, kendisi özel aracıyla Yahyakaptan tarafından Ersin Kurt’u getiriyor Adliye’nin oraya, Ersin beyin bürosu da adliyenin yakınında, oraya geliyor. Ortamı yokluyor bize göre. Getiren o ama Ersin Kurt ifadesinde diyor ki: “Ben ticari taksi ile geldim.” Bunu bir kenara koyun.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Önemli bir üstünü örtme olayı var. Üstünü örttüğü kişi Kocaeli’de son derece önemli bir kurumun başında ve son derece önemli ticari ilişkilerle ilgili kurumun başındaki bir kişi.
Av. Cahit Çiftçi: Ben bununla ilgili savcılığa sözlü, yazılı taleplerim oldu. Ne olacak Necmi Bulut? “Bakıyoruz.” Dediler. Baktıklarını gördüm, aldılar dosyayı ayırdılar güya soruşturma devam ediyor, Necmi Bulut’u da yanında 5 kişi ile beraber ayrı bir dosyada yürütüyorlar, 5 kişiden 2-3’ü anlamsız ama iş yapmış gözüküyorlar. Ortada maddi delillerin olduğu bir yerde size de sunuyoruz, bununla ilgili dediğim gibi şüpheli görmemek senin taktirindir, bilgi sahibi olarak ifadesini alsana. Alıyorsun herkesi, Necmi Bulut’un özelliği ne? Ona tanınan imtiyaz mı var? Yoksa yapacaksın! Bize niye dosyayı vermediler? Biz yalvardık, itirazlarımızı yaptık. Benim dosyaya katkı yapmam lazım, CMK bize bu yetkiyi veriyor, size teşekkür ediyorum tekrar o zaman program yaptık sizinle ki bunu sanık avukatlarından da isteyenler var onların da yasal haklarıdır, onlara da vermemişler, biz bunu tutalım kimse görmesin kendimize göre yürütelim mantığı var.
Ömer Faruk Gergerlioğlu :Sanırım duruşmada soracağınız çok önemli sorular var. Birisi de şu anda bunun gündemde tartışılması gerekiyor diyorsunuz. Bu dosyanın avukatı bana niye uzun süre verilmedi ve Sayın Savcı Necmi Bulut hakkında bir imtiyaz mı tanıyor ve niye ifadeler alınmıyor? Bunlar sanırım gerçekten bir medya varsa Kocaeli’de yerelde, bu çok önemli gazeteci hakkındaki bu gazetecinin ailesinin avukatının soruları sanırım önemli bir şekilde tartışılmalı değil mi?
Av. Cahit Çiftçi: Kesinlikle tartışılmalı. Biz dosyada giren maddi delillerden, kim kiminle görüşmüş, para trafiği var mı ifadeleri nasıl, HTS, plaka tanıma sistemi, nereden nasıl geldiği bunlar hep delildir. Bunlardan kişinin iç dünyasına girilir, kasıt var mı yok mu buna ulaşılır. Necmi Bulut kısmı önemli bir delildir. Yapmadım diyorsa ifadesini verir ortaya koyar. Ne hikmetse belli bir zaman sonra onun da sesi soluğu kesildi. Birileri belki de sus demiştir ona! Aslında dosyada emin olan bir bütün olarak; tepeden bakıldığı zaman çok çok şey var! Bu çok şeyleri de ben anlatmak isterim ama en azından 6 Eylül’deki duruşma geçsin çünkü bizim ona göre soracağımız sorular var onlar da kendilerine göre hazırlık yapacaklar ki bu delil karartma işinde becerikliler yaptılar da ama bir kişi gerçekten vicdanı el vermedi, yine de ona teşekkür ediyorum, bir kadına bağlamaya çalıştılar, hiç ilgisi de yok bununla ilgili zaten karartamadılar bazı şeyleri beceremediler. Çok güveniyorlardı kendilerine yine yapabilirler. Sonuçta kendi beyanlarında sanıkların en önemlisi benim bürokrasi ile, iş adamları ve siyasiler ile aram çok iyi diyor demek ki güvendiği bir yerler var ama gerçeklerin üstünü de örtmek kolay değil! Çok şey var dosyada ama nereye gidecek nasıl yürüyecek 6 Eylül ve sonrasında yaşayıp göreceğiz sayın vekilim.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Genel olarak şimdilik deliller karartılmasın diye anladığım kadarıyla.
Av. Cahit Çiftçi: Biz maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını istiyoruz çünkü ortada iki tane azmettirici iddiası ile yargılanan kişi var. Azmettiricilerden birisi avukat arkadaşımız. Diğeri de onun kara kutusu. Her şeyi üstüne alabilecek birisi. Sır çünkü konuşmaz, biz biliyoruz. Bunun yanında iki kişi tetikçiye yardım edenler, götürenler. Birisi silahı temin edenlerden, diğeri tetikçi. Dosyaya baktığınız zaman da en masum, garibanı tetikçi. 21 yaşında azmettirmişler, onu da suça bulaştırmışlar. Onun da hayatını yakmışlar. 21 yaşında biri ama şu net; çocuğu iyi yetiştirmişler, iyi anlatmışlar, iyi öğretmişler, direkt öldürme kastıyla göndermişler ve becermiş çocuk. Bunun bedelini ödeyecek o net ama burada kim var kim yok hepsi çıksın! Bu kamuoyuna mal olmuş bir davadır, ben sizlere çok teşekkür ediyorum ama ana muhalefet partisi CHP’nin gerçekten bu davayı yakın takibine alması lazım, en azından birinci celse gelsinler görsünler! Ne oluyor ne bitiyor! Bakarlar ki bu davada bir şey yok gelmezler, kendileri bilirler ama takip etmeleri lazım, bilinmesi, kamuoyu oluşturulması lazım. Adi bir cinayet dosyası, içinde birçok insan olabilir, kapatmak için bir mücadele var! Bunu da ancak kamuoyu desteği ile aşılabilir. Biz mahkeme salonunda üzerimize düşeni yapalım, siz ana muhalefet partisi yetkilileri kamuoyu oluşturarak ortaya çıkmasını istiyoruz. Kapatılmasın zaten maalesef Kocaeli yerel basını birkaç istisnayı kenara bırakıyorum, hepsi affedersiniz ölü toprağı örtülmüş üstlerine canları öyle istiyor çünkü o destek aldıkları insanlara ulaşabilir korkusu mu var ben de yanılıyor olabilirim ama lütfedip bir haber dahi yapmıyorlar!
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Aslında Kocaeli’nin en önemli gazetecilerinden, insanlar Sayın Güngör Arslan’ı sever sevmez, beğenir beğenmeyebilir ayrı ama burada bir cinayet var ve cinayetin arkasında da çok şaibeli para ilişkileri var ve buna eğilmesi gereken bir medya var. Ben sizin vasıtanızla öncelikle Kocaeli yerel medyasına sesleniyorum; çok önemli bir gazeteci cinayeti ve duruşma yaklaşıyor! Bakalım ne kadar gündem edeceksiniz? Ulusal medyaya da sesleniyorum; çok önemli bir gazeteci cinayeti var burada bakalım gündeminizde ne kadar yer alacak ve Sedat Peker’in iddialarının gündeme bomba gibi düştüğü bir yerde ben de tüm medyaya söylüyorum ki; Kocaeli’de 6 Eylül’deki bu duruşmadan da ortalığa çok şeyler saçılabilir! Sn. avukatımız duruşma gününü bekliyor ama belli ki oldukça önemli olaylar var, oldukça önemli üstünü örtmeler, örtbaslar var ve ortaya çıkması gereken gerçekler var. Son olarak bu çerçevede neler demek istersiniz Sn. Av. Cahit Çiftçi?
Av. Cahit Çiftçi: Sayın vekilim rahmetli Güngör Arslan’ın otopsi incelemesi yapıldığı zaman ben de orada çok duygulandım. Bir kolunda kızının isminin dövmesi, bir kolunda özel bir çocuğu Özgün’ün ismi en azından şu iki evlat için destek verilmesi, eş de ayrı bir şekilde üzüntülü. Gerçekler ortaya çıksın, herkes hak ettiğini alsın! Biz burada şu daha da hak ettiğinden fazla alsın değil, herkes hak ettiğini alsın. Biraz önce de söylediğiniz gibi burada paranın takibi ile bütün işler çözülür! Para takibi! Burada başka hiçbir şey değil! Kamuoyuna yerel basına da söylüyorum, seversiniz, sevmezsiniz ayrı bir konu ama hiç kimseye öldürme hakkı vermez! Rahmetli de zaten Ersin Kurt’un ifadelerinde de var, haberler doğrudur diyor ama kendine de yediremiyor, sinirlerini de biliyoruz. Burada bir paranın olduğu yere taş atmış, menfaatin olduğu yere taş atmış. Bu menfaat sofrasında kimler var çıksın! Buradan çözülür bu iş! Baktığımız zaman da Necmi Bulut bu işin göbeğinde gözüküyor! Gelsin lütfedip ifadeye çağırırlardı, verirdi ifadesini, biz de ona göre daha farklı yorumlar yapabilirdik.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Burada Necmi Bulut’un ifadesi alınmadığım müddetçe şaibeler devam ediyor diyeceğiz herhalde.
Av. Cahit Çiftçi: Tabi ki ben bakacağım dosyaya, KOTO’nun başkanı, KOTO’nun avukatı Ersin Kurt, Ersin Kurt aynı zamanda şahsının avukatı, 14-15-17 Aralık’ta Zirve Kocaeli Gazetesi’nde Tahsin Keskin’in ciddi bir yazısı var, onunla Adem denen kişinin ifadeleri alınmamış. Cinayetten 4 gün sonra siz o tehdit dosyasından dolayı dosyayı kapatın, cinayetin olduğu gün Necmi Bulut Ersin Kurt’u getirecek, beraber oldukları belli ortaya çıkmış ve biz buna şüphe ile bakmayacağız, o zaman benim hukukçuluğumda anlamsızlık var demektir! Akıl yürütme yapan herkes bunu söyler! Diyeceğim bu!
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki Sayın Çiftçi biz merakla bekliyoruz, ben de inşallah orada olacağım 6 Eylül günü duruşma salonunda olacağım. Tüm Kocaeli medyasına da duyuralım. Konuyu hassasiyetle takip eden bir milletvekili olarak, Meclis’te yoğun bir şekilde gündeme getiren, basın toplantıları genel kurulda gündeme getiren ve birtakım siyasi partilerin tepkisini çekmesi pahasına bunu devam ettiren bir vekil olarak konuyu bizzat duruşma salonunda takip edeceğim ve tüm siyasi partilere de buradan bir çağrı yapıyorum. “Gelin bu kafayı kuma gömme tavrından hepimiz vazgeçelim ve bu cinayeti aydınlatalım çünkü arka planında belli ki çok şaibeli işler dönüyor! Türkiye’nin şu anda konuştuğu çok kirli ilişkilerin sanırım bir benzeri burada var!” Sayın Çiftçi çok teşekkür ederiz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Ben teşekkür ederim Sayın vekilim. Son cümlem; en azından Kocaeli’deki tüm siyasi parti temsilcileri, meraklarını gidermek için, sonuçta Güngör Arslan Kocaeli kamuoyuna mal olmuş bir insan. En azından basında, sosyal medyada konuşulanların ne derece doğru ne derece yanlış buyursunlar kendileri gözlemlesinler. İl başkanları, il başkan yardımcıları veya parti yönetiminden hukukçularını göndersinler daha sıhhatli olur, özellikle ana muhalefet partisinin takip etmesi, en azından ilk duruşma çünkü ilk duruşmada çok şeyler olur. Bundan dolayı böyle bir talebim, çağrım var.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Biz de teşekkür ederiz. Tüm kamuoyu duydu, Güngör Arslan dosyasının avukatı, ailenin avukatı Sn. Av. Cahit Çiftçi tüm kamuoyuna açık bir çağrı yapıyor, milletvekillerine, Kocaeli il ve ilçe yöneticilerine buyurun gelin duruşmayı izleyin diyor. Biz de altını çiziyoruz hiç kimse görmezden gelmesin kafayı kuma gömmesin. Duruşma salonunda olacağız.
Değerli izleyenler programımızın bundan sonraki bölümünde ana dilinde eğitim konusunu işleyeceğiz ve programımızı ikinci bölümümüzle tamamlayacağız.
Programımızın ikinci yarısında anadilinde eğitim konusunda bir misafirimiz olacağını söyledik ve misafirimiz, konuğumuz ile birlikteyiz. Anadilinde eğitim son derece önemli ve bu konu uzun yıllardır Türkiye’de tartışılıyor. Konunun teknik detayları merak ediliyor, belki çok konuşulmadı bugün bunu konuşacağız, teknik detayları. Nasıl bu gerçekleştirilebilir? Bunun için Eğitim-Sen MYK Üyesi Sn. Sinan Muşlu konuğumuz.
Değerli hocam anadilinde eğitim konusunda uzun yıllardır önemli bir mesai sarf ediyorsunuz, hatta bu konuda mağduriyetlere uğruyorsunuz ve yine de bu önemli mücadelenizi sürdürüyorsunuz. Bu konuda çok önemli çalışmalar yapıyorsunuz, sayın hocam bu konu zaman zaman yoğun bir şekilde gündeme geliyor. Geçtiğimiz günlerde de katıldığımız bir programda anadilinde eğitim konusu tartışıldı ve konunun teknik detayları nasıl bunun gerçekleştirilebileceği konusu soruldu, biz de konunun uzmanı sizlere sorumuzu yönelterek tartışmayı derinleştirmek istiyoruz. Bu programda bu şekilde hayırlara vesile olsun. Çok önemli bu konunun tartışılmasına vesile olsun istiyoruz.
Sinan Muşlu: Biz bu konunun uzmanı sayılmayız, hadsizlik yapmayalım. Bu konuda çok ciddi çalışmalar olan akademisyen arkadaşlarımız var, bilim insanlarımız var. Bu arkadaşlarımızın uzunca yıllar yürütmüş oldukları çalışmaları ortaya koymuş oldukları bilimsel veriler ışığında Eğitim-Sen eğitim bilimine nasıl yaklaşması gerektiğine dair program çerçevesini oluşturduğumda eğitim biliminin en temel gereklerinden birisi olan anadilinde eğitim kavramını kendi tüzüğüne programla yerleştirdik. Tabi bu konuda tartışmaları siyasal kutuplaşmaların içine hapsedilirse sağlıklı sonuçlara varılamaz. Konu daha çok eğitim hakkı ve ihtiyaçlar çerçevesinde değerlendirilmek durumundadır. Elbetteki ülkemizde Kürt sorunu bağlamında siyasallaşmış bir konuya dönüşmüş durumda ancak eğitim biliminin bir gereği olan anadilde eğitim hakkını yine çocuk hakları sözleşmelerinde yer alan bir çocuğun en temel eğitim hakkı olan bu hakkı daha çok eğitim bilimi çerçevesinde tartışılmasının daha sağlıklı sonuçlar üreteceğini düşünüyoruz. Kaldı ki anadilinde eğitim meselesi sadece Kürt sorunu bağlamında ya da Kürtçe dili ile daraltılmayacak kadar geniş kapsamlı bir konu. Biz bu konuya öncelikle sendikamızın görüşlerini bu vesile ile sizlerin olanağı ile paylaşmak istiyorum. Öncelikle kavramsal olarak yaklaşalım. Ana dil kavramı aslında bir kök dili ifade eder, biz anadilde eğitim kavramı yerine anadilinde eğitim kavramını kullanırız çünkü ana dil dillerin kökünü ifade eder. Bir kök dili ifade eder. Kök dil de ortaya çıkan birçok dil vardır. Ana dili ise bir çocuğun en başta annesinden ailesinden ve kültürel toplumsal çevresinden doğal yollarla edinilmiş olduğu kazanılmış olduğu dildir. Bu anlamı ile biz anadilinde eğitim kavramını kullanıyoruz. Ülkemizde anadilinde eğitim denildiğinde maalesef hakim kılınan tekçi, milliyetçi yaklaşımlardan kaynaklı olarak bu tartışmayı sağlıklı yürütmek çoğu zaman mümkün olamıyor. Çeşitli sloganik yaklaşımlarla bu konu kapatılıyor. Ya da bu konuyu dile getirenler çeşitli şekillerde suçlanabiliyor. Sendikamız da bu konuda çeşitli ithamlara maruz bırakılabiliyor, eğitim emekçilerini örgütleme noktasında sendikamız bu savdan dolayı yıpratılabiliyor ve eğitim emekçinin örgütlenmesi önünde önümüze engeller çıkartılabiliyor ancak şunu belirtmek isteriz; insan zihni evren gibidir ve o insan zihni doğduğu andan itibaren annesinden, ailesinden ve toplumsal çevresinden edindiği kavramlarla bir zihinsel evren oluşturur. Çevresindeki eşyalara vermiş olduğu adlandırmalar, isimler yapmış olduğu şakalar, oyun oynadığı kavramlar, annesi ile kardeşleri ile, babası ile sokağında, köyünde, mahallesindeki diğer insanlarla geliştirdiği ilişkilerde kullandığı dil onu zihninde bir evren oluşturur ama bu sadece onun zihninde bir evren değildir! Bu kendisinin çok önceki atalarından, dedelerinden, annelerinden, anneannelerinden bir kültürel birikim olarak gelir. Bir dil sadece bir insanı ifade etmez! Bir dil o kültürü ve o kültürün binlerce yıl gerisine, yüzlerce yıl geriye kadar gidebilecek köklerini ifade eder. Bu kadar bir insan, birey açısından bu kadar kıymetli değerli bir durumu siz engellemeye kalkarsanız ki özellikle kapitalizmin gelişmeye başladığı ve ulus devlet şekillenmesinin ortaya çıkmaya başlaması ile birlikte homojen ulus yapılanmaların dayatılması, devletlerin tek bir ulus sınırına hapsedilerek bir homojen ulus yaratma çabası üzerinden bu yaklaşımlar gelişmeye başlamıştır ve neredeyse dünyada yeryüzünde konuşulan dillerin yarısı yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır, önemli bir bölümü yok olmuştur, 300-400 yıllık süreç içerisinde. Siz bir dili yok ettiğinizde aslında bir kültürü yok ediyorsunuz. O kültürün dayandığı kökleri, toprak üzerindeki kültürleri yok ediyorsunuz. Bu noktada kültüründen koparılan birey o zihninde oluşturduğu evreni parçalanan birey ciddi anlamda bir travma yaşıyor! Bizler eğitim emekçileri olarak ülkemizin dört bir tarafında çok çeşitli yerlerde görevler yaptık ve ana dili farklı olan Türkçe’nin farklı olan birçok öğrencimiz ile karşılaştık ve nasıl travma yaşadıklarını birebir gözlemledik. Birçok meslektaşımız ilk yılı boyunca neredeyse bırakın başka şeyler öğretebilmeyi Türkçe öğretmek için uğraş verdi, müfredatı işleyemedi, müfredat eksik kaldı bir tarafta kaldı. Sadece Türkçe öğretebilme çabası içerisine girdi, çoğu zaman öğrenme ölçüde başarısız kaldı iş diğer yıllara aksetti, biz öyle sınıflar gördük ki kağıt üzerinde 4. 5. Sınıflara gelmiş henüz Türkçe bilmeyen veya müfredatın hemen hemen hiçbir konusuna hakim olmayan çocuklar gördük. Özgüvenini yitirmiş, öğretmeni karşısında tamamen bir duygusal kırıklık içerisinde, belki zaman zaman okula öğretmene öfke duyan, içinde öfke geliştiren bir psikoloji içerisinde çünkü aynı zamanda bir dil o bireyin duygularının da ifadesidir. Siz o dilin önüne engel koyduğunuzda veya o dili yasakladığınızda, o dilin kullanılmasının önüne engel koyduğunuzda onun duygu dünyasını da aslında parçalıyorsunuz, kavram dünyasını parçaladığınız gibi duygu dünyasını da parçalıyorsunuz. Yine bir kişi bir birey düşüncesini dili ile geliştirir, dil ile düşünce arasında birebir bağ vardır, göz dışardaki maddeyi görür, dışarıda var olan gerçekliği görür, ağacı, böceği, evi, hayvanı görür ve onun üzerinden göz, dil ve zihin arasında bir diyalektik bağ oluşur. Bu diyalektik bağ aynı zamanda bireyin düşüncelerinin gelişmesini de ortaya çıkartır. Tam da bu noktada biz eğitim biliminin ve pedagojinin bir gereği olarak anadilinde eğitimi her zaman her yerde savunduk savunmamızın temelinde yatan birinci boyut budur. İkinci boyut; biz artık gelinen aşamada kapitalizmin tek tipçi ulus devletçi yapılanması, homojen tek ulus yaratma politikasını dünyada rafa kalktığını yavaş yavaş, bu tek tipçi yaklaşımların aşılmaya başlandığını ve bu noktada yerelliğin de öne çıkmaya başladığını, yerellikten küreselleşmeye bir gidişatın en sağlıklı bir gidişat olduğunu söyledik. Dünyada da gidişat bu yöndedir. Elbette emperyalist, kapitalist tekeller, küresellikten tek bir dili İngilizce’yi anlayabilmektedir. Dünya giderek tek bir dil konuşacak, tek bir dil etrafında bir dünya vatandaşlığından bahsediliyor ama elbette kökünden koparılan ve yok edilen her bir dil, her bir toplum ve kültür anlamına geliyor. Bu kadar çoraklaştırılmış, bir yerde küreselleşmeden bahsetmenin mümkün olmayacağını belirtmek gerekir. Eğer küreselleşmeyi evrenselleşme enternasyonelleşme olarak algılarsak yerele ve yerel çeşitliliklere, yerel farklılıklara saygınlıkla bir arada bulunmaya özen göstermek gerekiyor. Bu yaklaşımımız aynı zamanda eğitim alanı içinde geçerli. Pedagojinin bir gereğidir, pedagoji aktaracağımız akademik verilerin çocuğun düzeyine, seviyesine indirilmesidir! Biz çocuklarımızın okul öncesinden ve özellikle ilk kademe aşamasına kadar mutlaka kendi ana dili ile başlaması gerektiğini belirtiyoruz ama kendi ana dili ile başlarken elbette ortak, anlaşma dilini, o devletin veya o ülkenin resmi ortak dilini de bir yandan artık yavaş yavaş öğrenmeye başlaması gerektiğini, bunu orta öğretim süresince giderek dengeye ulaşabileceğinin sonraki aşamalarda hem ana dilini hem ortak anlaşma dilini hem de evrensel dilleri bir arada bir akademik ortamda üniversite aşamasında hep birlikte bir arada bunları tercihe göre, isteğe göre şekillenebileceğini belirtiyoruz. Tabi bu konuda birçok farklı örnekler var, dünyanın farklı yerlerinde farklı örnekler var. Bir de bu işin insan hakları boyutu var. Gerek insan hakları beyannamesinde gerekse çocuk hakları sözleşmelerinde eğitim hakkına dair birçok madde bulunmakta. Siz insan hakları beyannamesini yok saymıyorsanız, çocuk hakları beyannamesini yok saymıyorsanız onları onaylamışsanız, imzalamışsanız orada yazılı olan maddelere ve gereklerine uymak durumundasınız. Bir çocuğun en temel hakkı eğitim hakkıdır! Bir çocuğun eğitim hakkının önüne geçmemelisiniz! Bir çocuğun kültürel farklılığını, dil farklılığını, toplumsal farklılığını eğitim verirken gözetmek durumundasınız. Bütün bunlara ilişkin maddeler de çocuk hakları sözleşmelerinde değişik maddelerle güvence altına alınmış. Biz savunurken hem eğitim biliminin bir gereği olarak savunuyoruz. İnsan hakları ve çocuk hakları boyutuyla savunuyoruz. Pedagojik eğitimin çok önemli bir ihtiyacı olarak savunuyoruz. Siz bütün bunları tartışmadan, konuşmadan konuyu sadece getirip Türkiye’deki kutuplaşmış siyasal sorunların merkezine, odağına koyar. Milliyetçi söylemlerle “Aman anadilinde eğitimi savunursanız şucu, bölücü, şöyle olursunuz.” Gibi yaklaşımları doğru bulmuyoruz. Bunu Türkiye’de eğitimin niteliğini düşürdüğü ve körelttiğini aynı zamanda yeterli düzeyde eğitim almamış ana dili farklı kültürel özellikleri farklı toplumsal grupların hem ülkeye yararlarında, zihinsel gelişimi sakatlanmış, duygusal gelişimi darbe yemiş, gelişim aşamasında travmalar yaşamış bir bireyin yetişkinlik dönemlerinde de bu travmayı bilinçaltında yaşayacağını ve çok önemli başarılara imza atamayacağını görmek gerekir. Bugün ülkemizde eğitim düzeyinin bu kadar düşük olması, birçok alanda yeni buluşların ortaya çıkıyor olması, çok güçlü edebiyatın ortaya çıkıyor olmaması, çok güçlü sanatsal yapıtların ortaya çıkmıyor olmasının temelinde aslında eğitim politikalarımızın hem demokratik olmaması hem bilime dayanmaması ve hem de bu ve benzeri yaklaşımlarla tek tipçi, ulus devletçi hatta Milli Eğitim müfredatının içeriğine yedirilmiş şekilde sadece tekliye dayanan bir Türk- İslam sentezci bakış açısıyla, milliyette tekçi, dini ve inançta da tek mezhepçi, tekçi farklılıkları görmeyen, farklılıkları bir arada farklılıklarına saygıyla yaklaşım göstermeyen bakış açısının eğitim politikalarının önemli bir payı var.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Konunun önemine dair çok önemli vurgular yaptınız. Pratikteki uygulamaları noktasında önemli tartışmalar yaşanıyor. Biliyorsunuz; diyelim Kürtçe konuşan bir köyde Kürtçe’den başka dil bilmeyen bir sınıfta eğitim vermek isteyen ve Kürtçe bilmeyen bir öğretmenin oraya atanması durumunda ne olacak? Bunu nasıl çözeceğiz? Bu konuda veyahutta ikinci olarak farklı dillerin anadilinde eğitimi noktasında neler yapılabilecek? Birçok yabancı ülkede bu konuda anadilinde eğitim noktasında başarılı eğitimler veriliyor, ülkemiz pratiği nasıl olabilir?
Sinan Muşlu:Öncelikle ana dil öğretimi ve ana dil eğitimi kavramlarını da bir açmak gerekir. Ana dil öğretimi sadece o dili öğretmektir, anadilinde eğitim ise göreceği derslerin müfredatını ve işlemiş dilinin anadilinde olmasıdır. Siz haftada 2 saat Kürtçe veya Lazca veya Çerkezce öğretiyorsanız bu ana dilini öğretmektir ama siz bütün derslerin müfredatını anadilde oluşturur ve ders dilini anadilinde yaparsanız bu anadilinde eğitimdir, bu iki farklılığı ortaya koymak gerekir. Eğitim politikalarında her ikisi de kullanılabilmelidir. Birincisi müfredat meselesi ve içerik meselesi. Bu mümkün müdür? Evet. Konuşulan her dil alfebetikleşebilir, alfebetikleşebilen her dil yazılı bir dile dönüşebilir, yazılı dile dönüşen her dilin ders kitapları ve müfredatı oluşturulabilir. Bu bu kadar basittir. Şu doğru bir yaklaşım değil; “Filanca dil yeterli zenginlikte değil. O dil ile müfredat oluşturulamaz o dille ders anlatılamaz.” Yaklaşımı doğru değil. Eğer o dil yeterli düzeyde değilse, örneğin diyelim ülkemiz açısından en yoğun tartışılan konulardan birisi Kürtçe. Kuzey Irak’ta 50 yıldır Kürtçe ilkokul, ortaokul üniversite var. Dünya kadar kitap var, dünya kadar kaç bin kelimeden oluşan sözlükler var vb. Bugün eğer siz Lazca da bir müfredat oluşturmakta zorlanıyorsanız bu biraz da o dilin üzerinde oluşturulan gelişmesinin önündeki engellerdir. Bu engeller aşıldığında çok rahatlıkla o dille ilgili müfredatlar ve ders kitapları oluşturmak mümkündür çok kısa sürede, aynı şeyi Çerkezcesi için de böyledir, Gürcücesi için de böyledir, Hemşincesi için de böyledir. Diğer diller açısından da böyledir. Öncelikle bir müfredat ve ders kitapları meselesini ortaya çıkacağı aşikardır, bunu oluşturulacak bilimsel heyetler üzerinden birkaç yıllık bir planlama ile ortaya çıkartmak mümkündür. Bunun için bir milli eğitim bünyesinde anadilinde eğitim bölümü olmalıdır. Bunun için merkezi eğitim teşkilatının, merkezinde yerellere kadar inecek bir anadilinde eğitim genel müdürlüğünün mutlaka bulunması ve Türkiye’deki farklı ana dil haritasını çıkartması gerekir. Türkiye’de Türkçe’den başka ana dili farklı olan bölgeler, öğrenci sayısı, o öğrenci sayısının sınıflara düşen oranı, bütün bunlar tespit edilmeli. Bir diğeri; öğretmen! Eğitimin en önemli ögesi öğretmen. Bir öğretmen örneğin Lazcanın çokça kullanıldığı bir bölgeye gittiğinde mutlaka çocuklarla rahat diyalog geliştirebileceği düzeyde Lazca kursuna geçmelidir. Oraya gittiğinde öğrencileri ile ilk sosyal diyaloglarını, rahatlıkla geliştirebileceği düzeyde, 6 aylık- 1 yıllık- 3 aylık boyutu hızlandırma biçimi neyse böyle bir kursa mutlaka geçebilmelidir. Onun sertifikasını almalıdır ama zaten siz eğer bu düzeye kadar işi vardırmışsanız muhakkak ki o derse ilişkin öğretmenler de yetiştirmiş olmanız gerekir. Bunlar belli bir stratejik planlamaya dayalı olarak ve akademik alanda iyi kullanılarak akademik alanda ilgili bölümler açılarak bu dile dair çeşitli çalışmalar yürütülerek eğitim fakültelerinin bu konudaki bilimsel çalışma ve yetiştirme programları düzenlenerek bunlar belli bir planlama dahilinde hayata geçirilebilir. Çeşitli farklı ülkelerde farklı uygulamalar var. Bazı ülkelerde anadilinde eğitim hemen okul öncesinde başlar, sadece anadilinde eğitim verilir. İlkokul kademesine geldiğinde birinci, ikinci, üçüncü sınıfta müfredatları ağırlıklı dersleri anadilinde gördüğü gibi o çocuk aynı zamanda resmi dili ortak kullanım dilini ilk 3 yıl boyunca öğrenir. Bu bazı ülkelerde 3. Sınıfa kadardır, bazılarına 4, 5. Sınıfa kadardır. Bazı ülkelerde ilkokulun tamamındadır, ortaokuldan itibaren ağırlık verilir.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Burada çok önemli bir soru sormak istiyorum. Bize gelen anıları incelediğimizde, çocukluk travmalarını incelediğimizde bu dönemde çocukların dil konusunda çok önemli sıkıntılar yaşadığı, Kürtçe’den başka dil bilmediği ve bu konuda da şu anda pratikte Türkçe’den başka bir şey konuşmayacaksa, sınıfta ve ailenin yanında denildiği için çocukların çok önemli travmalar yaşadıklarını görüyorum. Bunlar hayat boyu unutulmayan travmalara dönmüş durumda, sanırım çözümünüz bu noktada travmaları önleyici çok önemli bir rol ifade edecek.
Sinan Muşlu: Siz eğer bir milli eğitim politikası olarak tekçi anlayışa hapsederseniz, farklılıkları görmezseniz ve o farklılıkları yok sayarsanız, o farklılıkları bitirmeye çalışırsanız, bir teklik üzerinden yaklaşım gösterirseniz, öğretmeninize şu talimatı verirseniz “Gittiğiniz köydeki çocuklar, hele hele ilk birinci sınıfa başlayacak çocuklar Türkçe bilmiyor, onlara sınıf içerisinde ana dillerini kullanmayı yasaklayın, teneffüste bahçeye çıktığında okul bahçesinde arkadaşlarıyla anadilde konuşmayı yasaklayın, hatta aile içerisinde de anadilinde konuşmasını değil resmi dili kullanmasını sürekli tembih edin konuşanları da şikayet etsinler.” Bakın bu çok yayın bir uygulama şekli. Çok yoğun bir şekilde bu gelişiyor! Bunların önüne geçmek gerekiyor. Bu çocuklarımızın zihinsel, duygusal dünyalarını paramparça edilmesine yol açtığı gibi sizin de belirttiğiniz gibi bir ömür boyunca devam eden travmalara dönüşüyor. Akademik gelişimlerinin önünde çok ciddi bir engele dönüşüyor. Ülkemizi çok yaratıcı dünya çapında evrensel düzeyde bilim insanı, sanat, felsefe insanı yetiştirememesinin önemli sebeplerinden birisi bu çünkü Türkiye’de 1920’li yıllar ile 1965’e kadar yapılan nüfus sayımlarında ana dil soruluyormuş, 65’ten sonra sorulmamaya başlanmış. 1925’ten 1965’e kadar yapılan veriler elde edildiğinde Türkiye’nin çok kültürlü, çok dilli bir ülke olduğu, ağırlıklı olarak resmi dil Türkçe’nin ortak bir anlaşma dili olduğu ortada açık ama bunun dışında Lazca, Gürcüce, Çerkezce, Kürtçe, Zazaki’sine çok yaygınca, farklı dillerin olduğu ortada! Farklı ülkelerde iki dille ders işlenme durumu da söz konusu olabiliyor, iki dille de ders işlemeye, iki dille öğretmen ve yardımcı öğretmen sınıflara girebiliyor. Öğretmen resmi dili üzerinden var olan bir öğretmen aynı zamanda soysal diyaloğu geliştirecek ölçüde gittiği bölgedeki ana dili de az çok bilen sosyal diyaloğu rahat geliştirebilecek bir öğretmen. Yardımcısı ise daha çok o ana dile hakim olan bir öğretmen. Örneğin Almanya’da bu uygulanan bir yöntem. Hem de Türkiye’den giden çocuklara uygulanan bir yöntem. Birkaç ülkeden örnek vermek istiyorum. İslam dünyasında en çok eleştiri alan ülke İsrail. İsrail’de Arap nüfusunun oranı üzerinden Arapça’ya özel bir statü tanınmış ve ilk ve orta öğretimde kendi alandaki ana dillerinde eğitim alırken ikinci dil olarakta İbranice’yi öğrenmeleri zorunlu kılınmış ama Arapça’ya özel bir statü tanınmış. Çok eleştirdiğimiz Amerika Birleşik Devletleri’nde nüfusun ¼’ü yakın İspanyolca konuşuyor. Amerika’da ana dili İspanyolca olan çocuklara yönelik okullar var, o okullarda İngilizce ve İspanyolca olmak üzere her sınıfın devam ettiği iki eğitim grubu bulunuyor. Her grupta söz konusu dilde, hem İngilizce hem İspanyolca eğitim veren bir öğretmen ve bir öğretmen yardımcısı var. Kanada’da Fransızca köken ve İngilizce ağırlıklı. Burada resmi dilin yanı sıra isteyen kendi anadilinde öğretim okulu açma ve hizmet isteme hakkına sahip, bu anayasal güvence altına alınmış zaten bu konuların hepsi hem anayasal güvence altına alınması gereken konular hem de milli eğitim temel kanunlarının yüksek öğretim temel kanunlarının hatta radyo televizyon kurullarının temel kanunlarının değişiklik ihtiyacı duyduğu konular. Buralarda yasal değişikliklere de mutlaka ihtiyaç var. Kanada örneğine bakabiliriz; Kanada’da Fransızca eğitim veren okullarda 3 model uygulanıyor. İlki okul öncesinde ya da ilköğretimde başlayan erken eğitim. 4. Ve 5. Sınıflarda başlayan, bazı noktalarda 7. Sınıfta başlayan olmak üzere iki ayrı model daha uyguluyorlar. Bütün okullarda ortak olan öğretimin en az yarısını hedef, Fransızca verilmesi ancak okul öncesi 1. Sınıflarda bu oran %100 düzeyinde. İngilizce dil dersi ise 2. 3. Ya da 4. Sınıfa kadar erteleniyor. 2’ye kadar ertelenen yerler var, 3’e ya da 4. Sınıfa kadar ertelenen yerler var. 5. Ve 6. Sınıfa geldiğinde her iki dilde eğitimin oranı neredeyse eşitleniyor. 7, 8 ve 9. Sınıflarda Fransızca okutulan derslerin sayısı İngilizce okutulan derslerin sayısı karşısında biraz daha azalmaya başlıyor ama bunlarda da müfredat içerik ve ders anlatıcısı, ders aktaran öğretmen buna göre yetiştiriliyor, buna göre hazırlanıyor. Fransa’da okullar çok dillidir. Ülkedeki azınlık dilleri de özel ve resmi okullarda okutulmaktadır. Azınlık dillerini özel okullarda isteyen öğrencilere öğretilmesi ana okulundan itibaren serbesttir. Örneğin bazı bölgelerde isteyen ana okullar ve ilkokul eğitimlerini tamamen farklı dilde verebilirler. Belçika, Hindistan, İngiltere’nin Britinya bölgesinde uyguladığı, Galler’e, İskoç’a yaklaşımı anadilde eğitim düzeyindedir. Buralarda anadilde eğitim yasal güvence altına alınmıştır, anadilde eğitim bu bölgelerde verilmektedir müfredatı ile öğretmeni ile içeriği ile verilmektedir. Elbette ortak kullanım dili de ayrıca verilmektedir. Burada belki çok sınırlı bir zaman zarfında bu temel noktaları belirtmek mümkün ama bu konu üzerinde bu kadar kısa süre biraz yoruma dayalı değerlendirmelerle geçiştirilemeyecek kadar önem arz etmektedir. Ülkemizin geleceği açısından. Yurttaşlarımızın o farklılıkları ile bir arada bütünleşme duygusunun gerçekleşmesi açısından önemli bir konudur ama aynı zamanda akademik dünya açısından bilimsel dünya açısından önemli bir eğitim bilimi açısından önemli bir konudur. Bilim insanlarımızın eğitim bilimcilerimizin yoğunca tartışması gereken, bir konudur ama bir üçüncüsü ve sonuncu olarakta mutlaka siyasal kutuplaştırmaları ve siyasal sorunları merkezine konularak üstü örtülmesinin önüne geçilmesi gereken bir konudur. Anadilinde eğitimin konusunu kutuplaştırmalarının dışına çıkartmalıyız, anadilinde eğitim konusunu tartışırken ve pratik uygulamaya geçmesini hedefliyorsak eğer siyasal kutuplaşmaların merkezinden çıkarmak gerekiyor. Ülkemizde sürekli “Bunu savunan Kürtçüdür.” Gibi ötekileştirmelerle konuyu kapatmak doğru bir yaklaşım değildir, bu noktada bu ülkenin ve yurttaşların birliğine hizmet eden bir yaklaşım değildir. Türkiye’de bugün çok uygulanmasa da pratikleşmese de seçmeli dersler adı altında yaşayan diller adı altında dil öğretimi var. Belki isteyen öğrenciler istediği düzeyde seçemiyor, yine TRT’nin bir kanalı 24 saat farklı dillerde yayın yapıyor. Kürtçe, Arapça yayın yapan var, ne ülkemiz bölündü ne bu derslerden veya bu taleplerden dolayı yurttaşlarımız arasında sorun çıktı.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:İlköğretimde alıştırmalı tarzda eğitim öğretim ile belli bir yere sorunsuz gelindikten sonra diyelim ki öğrenci Türkçe dışında bir eğitime devam etmek istiyor, bunu yine ortaokul lise düzeyinde de devam ettirmesi nasıl olabilir?
Sinan Muşlu:Bunun için Anayasal güvence ve eğitim hakkı olduktan sonra herkesin anadilinde eğitim gören okulları açma, o okullarda eğitim görme hakkı anayasal güvence altına alındıktan sonra elbette ki bu konuda bu yönüyle de hiçbir sorun sıkıntı olmaz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:İsteyen diyelim ki Türkçe dışındaki bir okulda buna devam edebilir.
Sinan Muşlu:Tabi. Belli sayılara ihtiyaç duyar eğitim. Bir kişiye tek başına bir okul açamazsınız, bir kişi için özel tek başına bir sınıf oluşturamazsınız. Bunun haritası çıkartılmalı ve öğrenci yoğunluğuna göre öğretmen görevlendirmeleri, okul ve sınıf düzenlemeleri bir de tabi o öğrencinin ve ailesinin ilköğretim tamamlanana kadar da ailesinin tercihleri dikkate alınacak şekilde öğrencinin ve ailesinin tercihlerine göre belki kendi anadilinde eğitim görmek istemeyen insanlar da olacaktır. “Ben resmi dilde ve evrensel dillerde eğitim görmek istiyorum.” Diyenler de olabilir buna da saygıyla yaklaşmak gerekir ama kendi anadilinde eğitim görmek isteyen, çocuğunun kendi anadilinde eğitimine başlamasını isteyenlere de saygı duymak gerekir. Bunun yasal zeminini oluşturmak gerekir, okul boyutuyla da sınıfların oluşabilmesi için belirli sayılara Avrupa’nın bazı ülkelerde en az 5 dille sınırlandırılmış. Belli sayılarda sınıflarda belli sayılara ihtiyaç olabilir, bunlar bir stratejik planlama ve ortaya çıkartılacak diller haritası ile bölgeler haritası ile ve sınıf sayıları, sınıf istatistikleri bilgileri ile düzenlenebilecek konulardır.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Türkçe’den başka bir dil bilmeyen bir bölgeye giden ve sadece Türkçe bilen bir öğretmenin tabiki ilk birinci sınıftaki çocuklar düzeyinde o dili öğrenmesi için kısa bir eğitim öneriyorsunuz. İki öğretmenin, bir bölgenin dilini bilen bir yardımcı öğretmen bir de resmi dili bilen bir öğretmenin birlikte çalışması ile bu meselenin ilkokul düzeyinde halledilebileceğini anlattınız, bu çok önemliydi. Daha sonra da anayasal ve yasal değişikliklerle de farklı dildeki eğitimlerin önünün bu şekilde açılabileceğinin altını çizdiniz. Bizim gördüğümüz kadarıyla sizin anlatımınız ile bu işin yapılamayacak bir yönü yok. Devletin gücü ve isteği olduktan sonra bunların yapılamaması mümkün değil zaten, bunu da çok iyi biliyoruz. Mutlaka tüm dünya devletlerinin yaptığı bir işi Türkiye’nin yapamaması diye bir durum mevzu bahis değil.
Sinan Muşlu: Siz vekillere önemli rol düşüyor. Her ne kadar Meclis bugün bir yasama organı rolünü çok oynayamıyor duruma gelmiş olsa bile yasal mevzuatların, anayasal değişikliklerin milli eğitim temel kanunlarında, yükseköğretim temel kanunlarında, radyo televizyon kanun ve yönetmeliklerinde değişiklikler noktasında Meclis’e önemli görevler düşüyor. Hangi siyasal çevreden, hangi siyasal partiden olursa olsun bu halkın temel ihtiyaçlarını gören milletvekillerinin bir araya gelerek bu yasal düzenlemeler çerçevesinde bir çalışma yürütmesi ve eğitim alanına özel olarak bir demokratik ve bilime dayalı bir eğitim sisteminin gelişmesi noktasında bu yasal düzenlemeler etrafında çalışmalarını yürütmesi önemlidir diye son cümlemi kurmuş olayım. Teşekkür ediyorum.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Sağ olun çok teşekkür ederiz. Eğitim-Sen MYK Üyesi Sn. Sinan Muşlu konuğumuzdu ve kendisi anadilinde eğitim konusunda önemli bilgiler verdi ve pratik örnekleri verdi, biz de bunun çok net bir şekilde gerçekleştirilebileceğini de gördük aynı zamanda kendisi de daha bu konuda geç kalınmaması yönünde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir çağrı yaptı, bunun da altını çiziyoruz, bu çağrı çerçevesinde artık bu halledilebilir konuyu bir an evvel yasal değişikliklerle gerçekleştirelim diyoruz Meclis’te.
Değerli izleyenler bugün de programımızın sonuna geldik, çok önemli bir konu ve konuları inceledik, haftaya Salı günü saat 21.00’de buluşana kadar hepinizi saygıyla selamlıyorum, muhabbetle kucaklıyorum iyi akşamlar.

























Yorumlar