5 Şubat 2025

Ömer Faruk Gergerlioğlu: “Yine önümüzde ağır hak ihlalleri var ve onlara karşı bir milletvekili olarak gerekenleri söyleyeceğim.

İlk olarak Bilecik’ten bir olay! Son derece önemli. Yaşam hakkı kamu görevlileri tarafından çiğnendi mi? Bu çok önemli bir mesele. Bakın dün Bilecik Valisi Şefik Aygöl bir açıklama yaptı. Bilecik’te bir kişinin Selami Kırmızıyıldız’ın Bilecik’teki emlakçı Ali Mengütay’ı ve eşini araçla evinden alarak ve onları bir yere kaldırma ve tehdit etme amaçlı olarak götürdüğü ve ardından bir şekilde emlakçının evinin önüne geldiği ve o sırada emlakçının eşi tarafından tehlike altında olduğunu bildirmesi üzerine polislerin Selami Kırmızıyıldız’a ateş açması sonucu onu öldürdüğünü bildirdi. Bu arada güya Selami Kırmızıyıldız da emlakçı Ali Mengütay’a ateş açmış ve kolundan yaralamış. Böyle bir açıklama yapıldı Fakat Selami KırmızıYıldız’ın yakınları bize ulaştı, olayın çok farklı olduğunu söyledi. Dedi ki: “Bir alacak ve verecek meselesi vardı. Emlakçı sözünde durmuyordu. Bir başka arazi verecekti be o araziyi görmek üzere emlakçıyla Selami Kırmızıyıldız buluştu ve ardından emlakçının eşini evine bırakıp arsayı görmeye gideceklerdi fakat ne olduysa o sırada polis aniden emlakçının evinin önüne gelen araca ateş açtı. Selami Kırmızıyıldız’ı hedef alarak tek kurşunla onu öldürdü göğsünden vurarak ve olayın üstünü bir şekilde kapatmaya, örtmeye çalıştılar. Hakikaten çok önemli soru işaretleri var.

Şimdi Selami Kırmızıyıldız’ın silahı nerede? Bu belli değil. Selami Kırmızıyıldız, Ali Mengütay’ı kolundan vurdu diyorlar. Hangi silahla vurmuş? Kriminal bir bulgu var mı? Çelişkili açıklamalar var. Bu konuda net bir açıklama yapılması gerekiyor. Öldürülenin yakınları: “Selami Kırmızı Yıldız’ın üstünde bir silah bile yoktu. Polis fevri davranarak Selami Kırmızı Yıldız’ı boş yere vurdu ve bir senaryo yazdı.” diyor Selami Kırmızıyıldız’ın yakınları. Son derece önemli. Bakın yine bir kolluk görevlilerinin fevri bir şekilde ihtar vermeden öldürdüğü bir insanla mı karşı karşıyayız?

Kamera görüntülerine de bakıyoruz. Herhangi bir ihtar verilmeden aniden ateş açıldığı kamera görüntülerinde de var. Ali Mengütay’ın kolu yaralanmış, bu yaralanma olayı hangi silahla oldu? Kriminal bir inceleme var mı? Emlakçının çalışanları ve emlakçının çocuğu da Selami Kırmızı Yıldız’ın emlakçı ve eşine herhangi bir tehditte bulunmadığını söylüyor ifadelerinde bakın bunlara rağmen böyle bir açıklama yapıyor Sayın Vali. Bu son derece önemlidir. Sayın Vali olayın üstünü mü kapatmaya çalışıyorsunuz? Bu nedir? Selami Kırmızıyıldız’ın yakınları Selami’nin bir silahı olmadığı halde polise silahla cevap verdiği yönünde yalan bir bilginin ifade edildiğini Ali Mengütay’ı da dolayısıyla Selami’nin vurmadığını, onun elinde silah olmadığını ve silahların polis tarafından sıkıldığını söylüyor.

Kamera görüntülerinde de Selami’ye yönelik herhangi bir uyarı olmadığı görülüyor. Bakın son yıllarda uyarı vermeden polis tarafından öldürülen çok kişinin ilk önce üstü örtülü ardından ileri inceleme ile polis tarafından ağır bir şekilde belki kasten öldürdüğü tespit edildi.

Ali El Hemdan Adana’da Suriyeli bir genç çocuk 16 yaşında polis tarafından vurulmuştu. İlk önce olayın üstü kapatılmaya çalışıldı. Fakat hukukçular olayın üzerine gitti. En sonunda yakın mesafeden kasıtlı bir şekilde polisin çocuğu vurduğu ortaya çıktı. Polis 25 yıl ceza aldı.

Bakın arkadaşlar. İçişleri Bakanlığı başmüfettişi bile geldi ve Adana polisine “Bu ne rezalet raporlar?” dedi. Tüm raporları o zaman okumuştum. “Bu ne rezalet raporları?” dedi. Bunu söyleyen İçişleri Bakanlığı başmüfettişiydi. Bu raporun da mahkeme dosyasına girmesiyle mahkeme polisi 25 yıl adam öldürmekten hapse mahkum etti. Bakın biz bu olayları biliyoruz arkadaşlar.

Sayın Bilecik Valisi Şefik Aygül Şu açıklamalarının arkasında mısın? Buradan sana soruyorum. Bakın olay son derece farklı bir şekilde anlatılıyor öldürülenin yakınları tarafından, eğer ki kolluk görevlileri olayın üstünü örtmüş ve siz de buna alet olmuşsanız çok vahim bir durumdur. Kabul edilecek bir durum değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden sesleniyorum.

Gerçekten olayı doğru düzgün araştırmadan farklı ise bir şekilde olayın üstünü örterek böyle bir açıklama yaptıysanız vah devletin hali ne? Olayın peşinde olacağız. Avukatlarla görüşüyoruz. Konuyu meclise taşıyorum. İçişleri Bakanlığı’na soru önergesi vereceğim ve konuyu takip edeceğim.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yaşam hakkı ayaklar altına alınamaz. Bunu söyleyelim. Olayın tüm boyutlarıyla ortaya çıkması gerekiyor. Ne olduğu belli olmayan bir açıklamayla olayın üstü kapatılıyorsa ki, kesin konuşmuyorum, iki tarafın da iddiaları var, bu çok vahim bir durum olur.

Konunun peşinde olmaya devam edeceğiz arkadaşlar. Öldürülenin yakınları son derece üzgün ve haksızlığa uğradıklarını düşünüyorlar. Öldürülenin babası kesinlikle “Ben oğluma git birisini vur demedim, kimseyi tehdit et demedim, öyle bir şey de yapmadı.” diyor. Emlakçının çalışanları ve çocuğu da “Herhangi bir tehdit, hakaret ve kaçırma görmedik.” diyor. Zaten emlakçı ve eşini dağa kaldırıp bir yerde öldürmek isteyen adam kalkıp emlakçının evinin önünde mi öldürür arkadaşlar? Böyle bir şey olur mu? Akla mantığa uyar mı? Valilik diyor ki: “Adam kaldırmakla meşguldü bu adam.” ya adam nasıl kaldırsın? Şehrin ortasında emlakçının evinin önünde olay oluyor. Adam kaldıracak adam gider, dağın başında birisini vurur, öldürür. Ne oluyor? Allah aşkına. Şimdi bunları anlamak mümkün değil arkadaşlar. Olayın aydınlatılması gerektiğini söylüyoruz.

Yarın 6 Şubat, büyük Maraş depreminin ikinci yıl dönümü maalesef. Çok büyük acılar yaşandı, çok büyük sıkıntılar yaşandı ve bugünlere gelindi. Deprem hakkında çok büyük acılar yaşamış Kocaeli’nin milletvekili olarak deprem konusunda daha çok büyük eksiklikler olduğunu söylüyoruz.

Zaman aşımına uğrayan dava dosyası çok fazla Kocaeli’de, Van’da da hakeza. Birer birer müteahhitlerin serbest bırakıldığını görüyoruz. Şeffaf soruşturmalar, adil soruşturmalar yürütülmeli diyoruz.

Ayrıca Bolu Baro Başkanlığı bir açıklama yaptı. “78 kişinin öldüğü otel yangının bilirkişi raporu hala ortaya konulmadı” dendi. Bakın, iki haftalık süreye rağmen halen bilirkişi raporu ortaya konulmamış, soruşturmanın şeffaf bir süreçte tüm detaylarını titizlik ile ele alınarak sorumların makam, mevki, kişinin kim olduğuna bakılmaksızın adalet önüne çıkılması gerekiyor diyor.

Bakın arkadaşlar, herkes suçu birbirine atıyor. Bakanlık belediyeye, belediye bakanlığa. Biz ilk günde söylemiştik, ikisini de hatalı, suçlu görüyoruz demiştik. Gelişmeler bunu gösterdi. İl Özel İdaresi ve belediye yetkililerinden gözaltına alınıp tutuklananlar var.  

Konu insan hayatını öne alıcı bir şekilde ister şu kişi istifa etsin, ister bu kişi istifa etsin, ne olursa olsun net ve adil bir şekilde vicdanları rahatlatacak bir şekilde ortaya konulmalıdır değerli arkadaşlar.

ENAG enflasyonu açıkladı %81, TÜİK açıkladı %42. kime inanalım arkadaşlar? Arada %100 neredeyse fark var. Böyle bir şey olabilir mi? Herkes de çok iyi biliyor ki TÜİK rakamları doğru değil. Ortada %42’lik enflasyon yok. Bu kabul edilecek bir durum değil. Biz ENAG rakamlarının büyük ihtimalle doğru olduğunu görüyoruz. Halk da bunu görüyor apaçık bir şekilde.

Değerli arkadaşlar, cezaevlerinde çok büyük sıkıntılar yaşanıyor. Geçtiğimiz günler, Sincan Cezaevi’ni ziyaret ettim. Sincan T ve kadın cezaevlerini ziyaret ettim. Çok vahim hadiseler gördüm gerçekten son derece üzücü hadiseler gördük arkadaşlar. Neler gördük?

Bakın, Sincan Cezaevleri’nde çok mahpus var. Çok mahpus olduğu için sağlık hakkı ihlal ediliyor. Sağlık hakkı için hastanelere gitmek isteyen mahpuslar hastanelere gidemiyor. Çok büyük gecikmeler var. İdare topu askere atıyor, asker topu idareye atıyor ama mağdur olan mahpuslar. Böyle bir şey olmaz. Yok araç yoktu, yok şöyleydi, yok böyleydi derken insanlar hastaneye gidemiyor, geç gittiği için teşhis gecikiyor, tedavi gecikiyor. Çok vahim yaşam hakkı ihlalleri var Sincan Ceza İnfaz Kurumlarında. Savcıyı arıyoruz. Savcı ortalıkta yok. Telefonlardan kaçıyor. Ya kardeşim sen devletin savcısı değil misin? Devletin milletvekilinin telefonundan niye kaçarsın? Yukarıdan gelen talimatlarla insanlara denetimli serbestlik ve koşullu tahliye vermemek konusunda meşhur bir Sincan Cezaevi var karşımızda. Bu nedir ya? Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, el insaf ya! Kaç kez söyleyeceğim size ya! Kaç kez söyleyeceğim!

81 il, 900 küsur ilçede olmayan şey, abartılmayan şey, Sincan Cezaevi’nde oluyor ve abartılıyor. Bu nedir ya? İnsanları tepe tepe dolu olduğu halde cezaevlerinden bırakmıyorsunuz. Denetimli serbestlik ve şartlı tahliye vermiyorsunuz. Adalet Bakanı olarak siz mi bu savcıya talimat veriyorsunuz? “İnsanları salma, bırakma” diye. “Ankara özel bir bölge, burada kimseyi tahliye etmeyin, kimsenin tahliye edilmemesi nedeniyle başka yerlere sevk edilme isteğine onay vermeyin.” diyen siz misiniz Sayın Bakan Yılmaz Tunç? Bu nedir ya? Sincan Cezaevi’nin bu hali nedir arkadaşlar ya? Ayyuka çıktı ya!

Artık sadece Türkiye’de değil, dünyada Sincan dediğinizde, “Ha o denetimli serbestlik şartlı talih verilmeyip, insanların hakkının hukukunun çiğnendiği yer mi?” diyorlar ya! Adınız çıktı Sincan Cezaevi İnfaz Kurumları Kampüsü, savcılığı, idarecileri, Sayın Bakan Yılmaz Tunç bu ne haldir ya? Bu ne haldir size soruyorum! Kaçıncı defadır ziyaret ettik, kaçıncı defadır aynı halleri görüyorum. Ben bir milletvekiliyim. Anayasal olarak denetim hakkım var. O cezaevlerini ziyaret edeceğim. O mahpusları dinleyeceğim. Adaletli davranacağım. İdarecileri de dinleyeceğim.

Kimi idareci bizimle görüşmekten kaçıyor? Sincan Kadın Cezaevi’nin bir müdürü var. Ya bizimle görüşmekten kaçıyor. Sayın Bakan Yılmaz Tunç senin memurun değil mi bu müdür ya? Allah aşkına. Kim bu ya? Derebey mi? Krallık mı orası? Sincan Kadın Cezaevi Krallığı mı var? Bakın Sincan Ceza İnfaz Kurumları demiyorum. Sincan Kadın Cezaevi Krallığı diyorum. Bu ne hal ya? İnsanlara bu kadar zorbalık, zulüm yapılmaz.

Bakın, Sincan T Cezaevi’ne gittik, mahpuslarla görüştüm, size aktarayım. Mesela Ahmet Kaya. Dosyasında onu “terrorist” diye niteleyecek tek bir bulgu yok. Uyduruk nedenler, bir tanık beyanı diyor, tanığı bile dinlememişler. Tanık beyansız, delilsiz, hukuksuz, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesini çiğneyen bir şekilde mahpusa ceza vermişler. Ardından onanmış bu. Hayret etmiş Mahpus ya, bu ceza nasıl onanır? Aman yani bakın, neler neler onanıyormuş bu memlekette. AYM’e gitmiş, o da onamış. Ya dosya okuyan yok arkadaşlar, şimdi AİHM’e gitmiş. Ya, tanık ifade vermiyor, siz gidip bunu tak tak tak onuyorsunuz.

Nöyle adil olmayan bir şekilde yargılanmış bu kişi. Sonra ne oluyor? Denetimli serbestliği geliyor. “Efendim, toplumla bütünleşeceğini kanaat getirmedik.” Allah Allah! Bu nasıl bir şey ya? Hani nasıl lastikli, soyut bir ifade? Şimdi biz yönetmeliği de aldık, baktık, inceledik. Bakın yönetmelik de var. Kafadan konuşmuyorum arkadaşlar. Yönetmelikte ne diyor? Çok lastikli bir ifade. “İşlediği suçtan dolayı duyduğu pişmanlığı yoksa denetimli serbestliği verilmez.” mesela bakın çok elastik bir ifade bu ya. Bakın yönetmelik burada, ben baktım. Boş yere konuşmuyorum. Şu ifadeden dolayı böyle bacak bacak üstüne atıp ön kuruldakiler “Seni pişman görmüyorum kardeşim, isim vermemişsin. Koğuşunda neler oluyor, millet ne konuşuyor onu bize bildirmiyorsun.” bakın aynen bu. “İsim ver, koğuşunda neler konuşuyor, hele bir bakalım, bir anlat.” Bakın, bakın. Neler yani, daha neler göreceğiz, şu hale bakın.

Herkesin 12 kişilik kurula çıkma hakkı var. “Yok efendim öyle herkes çıkamaz, ön kurulda eleriz sizi.” psikoloğa gidiyor. Toplum ile bütünleşeceğine kanaat getirmedik.” Böyle ne olduğu belli olmayan soyut şeyler yazılıp kurula bile çıkarılmıyor. Kurulun önüne bile çıkma hakkı yok ya. Sincan T Cezaevi’nde bunlar yaşanıyor arkadaşlar. Sayın Bakan Yılmaz Tunç duyuyor musun?

Ön kurulda bir tane psikolog, bir tane memurun keyfi gelmiş. “Vermiyorum sana kardeşim.” böyle yani. Maşallah ya maşallah. Adamın iyi hal puanı 60. Abuk sabuk gerekçeler bulup insanlara denetimli serbestlik vermiyorsunuz.

Cezaevlerine Mit mensupları geliyormuş. Gardiyan gelip diyormuş ki: “Ya gel seninle müdür görüşecek.” “Ya benim müdür görüşüm, talebim yok niye beni müdür çağırıyor?” “Ya yani müdür değil de ya avukat geldi.” diyormuş. “Ya avukat talebim de yoktu yani ne oldu?”. Sonra bir gidiyor bakıyor, bir MİT yetkilisi “Ya isim bize ver, işte koğuşta neler olup bitiyor, biraz bize bilgi ver, ona göre sen işte çıkarsın merak etme biz senin dosyayı hallederiz.” diyor kişiye. Böyle işler duyuyorum. Hem Sincan T Cezaevi’nde hem Sincan Kadın Cezaevi’nde bol miktarda bu iddiaları duydum arkadaşlar. Şu işe bak ya. Cezaevlerinde neler dönüyor arkadaşlar! Müdür seninle görüşecek denilip istihbarat memuruyla görüştürüyorlar yani olacak işler değil bunlar ama işte burası Türkiye oluyor burası hukuksuzluğun zirve yaptığı bir ülke oluyor bunlar. Tabi biz normal bulunuyoruz değerli arkadaşlar ve mahpuslar anlatıyor, diyor ki: “Tem’ciler onu bunu hukuksuz gözaltına alıp tutuklattırdığı zaman ödül alıyorlar.” “Ya işte dört gün kafa izni verdiler bana, şunu gözaltına aldım.” şu hale bakın yani. Adam kafa izni almak için bol miktarda abuk sabuk insanları gözaltına alıp tutuklatmaya çalışır. Böyle işler dönüyor arkadaşlar.  Bakın biz boş yere konuşmuyoruz. Yönetmeliklere bakıyoruz, savunmalara bakıyoruz. Her şeyi doğru düzgün bir şekilde inceliyoruz değerli arkadaşlar.

Yusuf Keten bir başka mahpus. İyi hali var kişinin. Bakın 60’a yakın puan almış. Hatta diyor “Bize kurs vermiyorlar. Kurs alamadığımız halde biz iyi puanları alıyoruz. Annem babam hasta uzaklardan, Kayseri’den geliyorlar. Perişan durumdalar. En azından tahliye etmiyorlarsa beni Kayseri yakınına sevk etsinler. 3 yıldır dilekçe veriyorum. Alakasız kişiler Kayseri’ye gidiyor, benim gibi çok zor durumda olan bir kişi gidemiyor.” diyor. Bakın memleketin hali bu arkadaşlar.

Kenan Kaya isimli mahpusun iyi hal puanı 62,75. Bakın bana da gösterdi. Olabilecek en iyi puanı almış adam. Sonra ne olmuş? Ön kurula çıkmış. “İşte bize isim ver, koğuşta neler dönüyor, bir onları anlat bakalımç” denilmiş. “Ya ne alakası var? Benim buradan denetim serbestlik almamam için bir neden yok. Ne istiyorsanız da söylüyorum.” diyor. “Yok işte sen bu istediklerimizi anlatmazsan olmaz.” diyorlar. Ne oluyor, ne bitiyor kardeşim ya? Neler oluyor ya?

Ben geçen haftada söyledim, bu haftada söyleyeceğim. Sincan T Cezaevi’nde milyonların vicdanını sızlatan bir olay da yaşanmıştı aylar öncesinde. İbrahim Coşkun %99 engelli çocuğu ölüm döşeğinde olmasına rağmen, denetimli serbestliği geçip, koşullu tahliyeyi de 3 ay vermedikten sonra defalarca 3-4 kez dilekçe verip, “Bakın çocuğum ölüyor, dünya gözüyle son halimi göreyim, ölüm döşeğinde başında bulunayım bir baba olarak demesine, bakın iyi halim var 60 puanın üstünde, bırakın artık beni.” demesine rağmen, onu bırakmamışlardı ve çocuk ölmüştü. Buna itiraz edince de “Benim çocuğumun kalbinden önce sizin kalbiniz durmuş.” diye bir cümle yazdığı için de onu başka bir cezaevine, hücrede kalacağı bir cezaevine sürmüşlerdi. Bu ne vicdansızlık arkadaşlar ya! Böyle vicdansızlıkları tarih görmedi ya! Siz baba değil misiniz Sayın Bakan Yılmaz Tunç? Siz insan değil misiniz? Bu ne rezalettir ya! Sincan T Tipi Cezaevi’nde bir derebeylik mi yaşanıyor? Sincan Kadın Cezaevi’nde bir derebeylik mi yaşanıyor? Bu nedir ya? Millet üst üste yatıyor. 8 kişilik yerde 18 kişi yatıyor. O da 8 kişi arttırılmış kapasite aslında 4 kişilik yer. Avrupa standartlarını ayaklar altına almışsınız, çiğniyorsunuz. Ondan sonra da hapishaneden kimseyi bırakmak istemiyorsunuz. Bu ne rezalet ya!

Kitap az veriliyor, Sincan T Cezaevi’nde. Cezaevindeki insan ne yapsın? Kitabı az vermek için uğraş halinde cezaevi idaresi. İki ayda bir tek kitap geliyor, 5-6 tane ancak kitap veriyorlar. İnsanlar harıl harıl kitap okumak istiyor. Sohbet, hakları kısıtlanıyor. Bir sürü hakları, görüş, 1.5 saat, 40 dakika kapalı görüş, 50 dakika açık görüş. Bunlar hapishanedeki insanlar ya, bunu kısarak nereye varacaksınız?

Gülcan Cam ve Serkan Cam ikisini de ziyaret ettim. Birisi Sincan Kadın’da, birisi Sincan T Cezaevi’nde kalıyor. Çocukları olmuyormuş, karı koca tutuklular ve cezaları bittiği zaman kadının çocuk yapma kabiliyeti kalmayacak tabi yaş ilerlediği için kadın sağlığı açısından. “En azından bir mahrem görüş verin de yani ayrı bir şekilde cezalandırılmayalım. Yani hapisteyiz ama çocukla ilgili bir hak kaybına, gaspına uğramayalım.” diye çırpınıyorlar, defalarca dilekçeler veriyorlar. Yok kardeşim dinleyen yok. “Sen nasıl böyle bir şey istersin?” diyorlar. Adamı hapsetmişsin, adamın çocuk sahibi olma hakkını da mı gasp edeceksin Allah aşkına? Her mahpusun belirli hakları vardır.  Gülcan Cam tüm bu yaşadığı streslerden dolayı ağır bir hipertansiyon hastası olmuş.

Melek İpek’in ise durumu oldukça sıkıntılı. Diyor ki: “Biz Anadolu insanıyız. Yaşlı bir teyze yanımızda. Her şeyi bırakıp ona hizmet ediyoruz. Çok üzülüyoruz. Kim olursa olsun ona hizmet ederiz. Anadolu terbiyesi almışız biz.” diyor Gülcan Cam. “Yürüyemiyor, tekerlekli sandalyede, alafranga tuvalet bile kullanamıyor. Bel fıtığı var. Başka bir koğuşta alafranga tuvalet varmış ama oraya geçememiş. Kendi koğuşuna da yaptırmamışlar alafranga tuvaleti.” diyor ve Gülcan Cam ekliyor diyor ki: “Burada çocuklu kadınlar var perişan durumdalar yani benim çocuğum yok ilk defa çocuğum olmadığına sevindim çok üzülürdüm çocuğumun olmadığına ama ilk defa ya çocuğum da olsaydı burada ne perişanlıklar yaşardım buna şükür.” demiş kendisi.

Özge Özbek 39 yaşında gencecik bir kadın ve beyin tümörü var ve cezaevinden bırakılmıyor. Defalarca infaz erteleme raporları için başvurdu ve hastaneler ona tahliye vermediler. Adli tıp kurumuna gitti, diyor ki “4 saatlik yola 11 saatte gidiyorsunuz, elleriniz kelepçeli, ring aracında perişan bir durumda giriyorsunuz. Buradan çıkacağımı bilsem bile ben o adli tıp kurumuna gitmem, evraklarımı göndersinler. Öyle veya böyle infaz erteleme alamıyor. En azından önümüzdeki ay denetimli serbestliği geliyor, o verilsin. Bakın Mart ayında denetimli serbestliği verilsin. Artık bu kadın perişan durumda. Beyin tümörü beyin sapına dayanmış. Doktorlar bakıp diyor ki: “Şu anda gerek yok, idare ediyorsun fakat o beyin tümörü, beyin sapını tam olarak etkilediği anda aniden hızla durumu çok kötüleşebilir ve çok kötü hale düşebilir. Bunu mu bekliyorsunuz? Ben bunu soruyorum. Zaten ben gördüğümde eli titriyordu, kulaklarında büyük bir çınlama olduğunu, ensesine ateş bastığını söylüyordu, saçlarını kesmiş radyoterapi aldığı için, radyoterapi sonrası kortizon almış, yani ağır bir radyoterapi ve ilaç baskısı altında tümör beyin sapından engellenmeye çalışılıyor ama ne kadar engelleyeceksin? Bir gün biraz daha ilerleyecek ve beyin sapını rahatsız edecek. Ya hasta bir kadını cezaevinde tutup başınız göğe mi eriyor ya? Allah aşkına Sayın Bakan Yılmaz Tunç soruyorum buradan ya. Ya hasta bir kadın ya, tümörlü bir kadın. Yarın öbür gün çok kötüleşecek ama hala onu Sincan Kadın Cezaevi ısrarla cezaevinde tutuyor arkadaşlar. Yani bunlar olacak işler değil. Ben bunları kabul etmiyorum. Vicdanım kabul etmiyor arkadaşlar.

Yine Sincan Kadın Cezaevi’nde dinlediğim olay. Öznur Özdemir isimli bir kadın mahpus MİT tarafından ziyaret ediliyor. “Bize bilgi ver, isim ver. Ne oluyor, ne bitiyor? Bak bunları verirsen şöyle olur, böyle olur. Durumu kapatırız.” ya bunlar ne oluyor arkadaşlar ya? İnsanları itirafçılığa zorlamak, ona buna iftira atmaya zorlamak, bunlar nedir ya Allah aşkına? Yasalarda olmayan işler dönüyor cezaevlerinde.

Semire Direkçi, çok hasta bir kadın, 9 kez bağırsak ameliyatı olmuş, artık bağırsağı yırtılacak, ameliyat edilecek yer yok yani bakın. Kronik migreni var, sağ göz kaybı var, var da var, tansiyonu var ve bu kadın Diyarbakır’dan Ankara’ya çok ağır bir alerjisi olduğu için gönderilmiş, alerji testi yapılsın diye. 5 aydır burada bu alerji baskılanamamış ve testi yapılamamış. Ya diyor ki: “En azından Diyarbakır’a bir daha beni göndermesinler, Ankara’da kalayım hasta halimle, yollarda perişan olmayayım.” diyor. Biz Sayın Bakan Yılmaz Tunç’tan bu kişinin en azından Ankara’da kalması gerektiğini söylüyoruz ve bunu da iletmiş olalım.

Değerli arkadaşlar görüyorsunuz birçok başvuru geliyor bize. Her taraftan onlarca kişinin başvurusu geliyor ve onları burada gündem etmeye çalışıyoruz. Binlerce kişinin uğradığı KHK zulmünden inleyen insanlar, mahpuslar ve o kişilerin yakınları, anne babaları, çoluk çocukları var.

Bakıyorsunuz işte “Efendim Bank Asya’ya para yatırmışsın. Efendim işte bir sendikaya üye olmuşsun.” ya kardeşim bir bankaya para yatırmak, sendikaya üye olmak ne zaman teröristlik oldu? Allah aşkına dünyanın neresinde var böyle bir şey ya? O bankayı açan sen değil misin Recep Tayyip Erdoğan? Tansu Çiller ile beraber açmışlardı değil mi? Hep beraber açmışlardı. Ne oldu sonrasında? Bankaya para yatıran içeri alındı. Böyle bir şey olabilir mi?

Bir sendikaya üye olmak ne zamandan beri “teröristlik” arkadaşlar? Yasal bir şekilde kurulmuş faaliyetini devam ettiren, devletin aidat işlemlerini kabul ettiği bir sendikaya üye olmak ne zaman “teröristlik” olmuş? Bundan dolayı yüz binlerce insan mağdur arkadaşlar. Kabul edilecek bir durum değil. Biz de bunu buradan tekrar gündem ediyoruz.

Şeviş Bulut, Silivri 5 No’lu Cezaevi’nde 2 Aralık 2024 tarihinde Şişhane’de gözaltına alınarak hiçbir gerekçe gösterilmeden tutuklanmış. Ankilozan spondilit ve romatizma hastası. Sol kolunda platin mevcut. Hastaneye kaldırılmıyor, müdahale edilmiyor. Zatürre tanısı konuldu. Çok zor durumda. “Hastaneye götürdüklerinde de bir yere atıyorlar, bir şey yapmıyorlar.” diye şikayet etmiş. Bu Şeviş Bulut’un durumu nedir Sayın Bakan Yılmaz Tunç? Yani bize bir açıklama yapın. İnsanların sağlık hakkı bu denli mi çiğneniyor?

Sinop E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan çıkış yapan bir insan anlatıyor. Demek ki oradayken bize bildirememiş, mektuplar engellenmiş. Çıkış yaptıktan sonra cezaevinin vahim durumunu anlatmış. Gerçekten tüyler ürpertici. Kamil Akçal isimli şahıs felçli ayağa kalkamaz ve hareket edemez durumda altını kirletiyor koğuşta. Ali Kılıç isimli şahıs prostat kanseri ayağa kalkamaz durumda tuvalete dahi tek başına gidemez durumda koğuşta. Raif Akkarga isimli şahıs felçli yatağından zor kalkıyor altına yapıyor. Ben de bu koğuşta kaldığım süre içerisinde ampute edilmiş ayağımla üst ranzaya çıkmak durumunda kalıyordum ve 17 kişi birlikte kalıyorduk. Ağır hasta durumdaki şahısların tahliye edilebilmesi için adli tıp kurumunu işaret ediyor. İnsanlar ölüme terk edilmiş. Cezaevi kapasitesi aşılmış. Bir revir koğuşu dahi açılmıyor. Cezaevinin mevcut durumunu kontrol eden bir mekanizma yok. Allah rızası için bir komisyon ya da denetçi gitsin bu cezaevini incelesin. Ya Sayın Bakan Yılmaz Tunç bu cezaevinden haberiniz yok mu? Sinop’ta hani Sinop’un cezaevlerini biliriz yani böyle eskiden en ağır mahpusları Sinop Cezaevi’ne gönderirlerdi. Ahmet Arif’in dizeleri Sinop Cezaevi’nde yazılmıştır. Zulümleriyle, işkenceleriyle ünlü bir cezaeviydi. Orası mı yoksa yeni bir cezaevi mi? Sanırım yeni bir cezaevi ama yeni cezaevinde de aynı durumlar var. Şu hale bakın.

“İsmail Kara, Adana F Tipi Hapishanesi’nde hükümlü olan Fikret Kara’nın babasıyım. Fikret’in annesi, eski eşim Naime Emlik, çocuğunun hakkını, hukukunu savunduğu için tutuklandı.” diyor. Marmara Kapalı Hapishanesi’nde, eski 9 No’lu da. “Polis kapımı kırarak eve girdi, eşyaları dağıttı. Evime, eşyalarıma zarar verdi.” Naime Emlik, bir mahpus annesi kuyu tipi hücrelere itiraz ediyor ve uyduruk gerekçeler ileri sürülerek “Sosyal medya paylaşımı yaptı” denilerek tutuklanmış. Ne yapmış? Bu kişi demiş ki: “Kuyu tipi hücreleri insana uygun değildir, haklara uygun değildir.” demiş. Ne yapmış yani? Başka da bir şey yapmamış ama 65-78 yaş arasında olan birçok kişiyi bu nedenle tutuklamışlar. Bu kişiler basın açıklamasına izin verilmediği için video yoluyla açıklama yapmış. Buna rağmen tutukluyorlar. Basın açıklaması bile yapmıyor. Videodan diyor ki: “Ya kuyu tipi hapishanelere karşı duralım.” Ne var bunda? Yaşlı başlı insanları bu tür nedenlerle tutuklamışlar. Karaciğer büyümesi, hipertansiyon diz kapaklarında ezilme, kas romatizması. Naime Emlik’in hali bu, acilen tahliye edilmeli.

Geçen hafta meclisten geçen yasaya biz çok direndik ama AK Parti MHP dayattı. Nedir? Emeklilerin 8 Eylül 2008 öncesi işe giren engelli bireylerin vergi indirimi belgesi ile yaş beklemeden emekli olmasını sağlayan yasanın yürürlükten kaldırılması gerekiyor çünkü emekli olduk sonrasında emekli maaşı yetmeyecek. Malum başka bir işle çalışırsak maaşımız kesilecek. Daha bir ağırlaşmış durum var, lütfen bunu kaldırın.” diyor.

Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi öncesinde de çok başvuru almıştık buradan. “Mustafa Geylan telefon yoluyla bize iletilen sıkıntıları olmuş.” yakınları böyle söylüyor. Bazı malzemeler, temizlik gıda malzemeleri verilmiyormuş, yasa dışı yaptırımlar yapılıyormuş. İdare baskında bulunuyormuş. Gerekenleri yapın.” diyor.

Dünyanın en popüler fast food suyuncularından Yum Brands, Türkiye’deki firmanın yükümlülüklerini yerine getirmeni gerekçe göstererek KFC ve Pizza Hut franchise sözleşmelerini fethetmiş. Bu firmalar belki yükümlülüklerini yerine getirmedi, onu bilmiyoruz fakat burada çalışan, binlerce çalışan var arkadaşlar. Bunlar ne yapacak şimdi? Bu kişiler mağdur olmuş durumda. Franchise alan firmalar doğru düzgün iş yapmış veya yapmamış bilmiyoruz. Fakat bu işçiler ne olacak? Tazminatları, alacakları maaşları, on binlerce insan işsiz kalmış durumda.

Azerbaycan’dan çok sıkıntılı işler duyuyoruz. Azerbaycan’daki muhalifler ülkenin tamamen demokrasiden, hukuktan uzak olduğunu söylüyor. Kalkın bir kişinin hakkını savunun, kendi hakkınızı bile değil, başkasının hakkını savunun, canınıza okunur deniliyor. İşçi Masası Sendikaları Konfederasyonu 1 Mart 2022 tarihinde bir grup emek hakları aktivisti tarafından kurulmuş. İşçilerin sömürülmemesi için gayret eden, çalışmalar yapan insanlar. Ağustos ayının başından başlarına gelmeyen kalmamış. Afiyaddin Mammadov, 1 Ağustos’ta kuriyelerin düzenlediği protestonun ardından Bakü Şehir Polis Departmanına bağlı sivil görevliler tarafından gözaltına alınmış. “Senin niye kurye protestosunda rolün oldu? Niye siyasi etkinliklere katıldın?” denilmiş. 500 manatlık para cezası verilmiş. 30 günlük idari hapis cezası verilmiş. Büyük miktarda uyuşturucu edindiği iddia edilmiş. 4 ay süreyle tutukluluk tedbiri uygulanmış. Büyük bir miktarda uyuşturucu denilmiş. Kendisine birisi saldırmış, “Sen ona saldırdın bıçakla.” diye suçlanmış. Bize başvuranlar diyor ki: “Sırf bu suçlamalar uyuşturucu, bıçaklama tüm bunlar Afiyaddin Mammadov işçilerin hakkını savunduğu için yapıldı.” diyor. İşçi Masası Sendikalar Konfederasyonu üyeleri, diğer kişiler de zor durumda bırakılmış. Mohyeddin Orujov, o da tacize uğramış ve hapsedilmiş. Ona da “Uyuşturucu kullandığın.” denilmiş. 14 Ocak 2015’te Afiyaddin adaletin açıkça ihlal edildiği bir kararla 8 yıl hapis cezasına çarptırılmış bireysel hak ihlalleri değil, aynı zamanda ifade özgürlüğü, toplanma hakkı ve sendikalaşma özgürlüğüne ağır bir darbedir.” diyor. Azerbaycan hükümetinin emek hakları, aktivistlerine yönelik baskıları, uluslararası insan hakları hukuku kapsamındaki yükümlülüklerini ve adalet ile demokrasi ilkelerini açıkça ihlal etmektedir diyorlar ve Azerbaycan’dan oldukça yoğun başvurular alıyoruz.

Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ndeki Ahmet Güven’in avukatı bize ulaştı. Ahmet Güven’in sağlıkla ilgili önemli sıkıntılarının olduğu ve infaz erteleme başvurularının kabul edilmesi için işlemlerin başlatılması gerektiğini söyledi. Guatr, kalp hastalıkları olduğu için ileri derecede bir zayıflama hali gördüğünü söyledi. İnfaz erteleme işlemleri ne durumda bunu soruyoruz bakanlığa.

Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan hasta tutsak Ramazan Durmaz’ın, Batman ve çevre şehirlere nakli talep ediliyor.

“2024 yılına oranla 2025 yılında emekli maaş %30 düşürüldü. Bu yüzden bu durumun acil olarak eline alınıp düzeltilmesi gerekiyor.” diyor emekliler.

“İzmir Menemen R Açık Cezaevi’nde hükümlüyüm tüm mahkumlar yataklardan kalkamıyor. Bir virüs var. Covid gibi bir şey ve virus için sadece aferin yazıyor.” diyorlar.

Değerli arkadaşlar Yenidoğan Çetesi komisyonundayız ve bu komisyon toplantılarına devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde İstanbul’a gittik, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, SGK Müdürlüğü, mağdur veliler, diğerleriyle görüştük ve çok önemli ihlallerin, eksikliklerin olduğunu da gördük. Tabi bunları bakanlık da görmüyor değil ve o yüzden Özel Hastaneler Yönetmeliği ve Ambulans Yönetmeliği’ni değiştirdiler. Neredeydiniz diye soruyoruz. Tamam birtakım yükümlülükler getirdiler ama bu yönetmeliklerin özetinden anladığımız şu çok önemli eksiklikler varmış meğerse özel hastane yönetmeliğinde ambulans yönetmeliğinde sadece yönetmelik değiştirmekle de meseleler çözülmüyor. Gerçek anlamda hukuka dönmekle bu işler halledilebiliyor diyoruz.”

Yorumlar