12 Mart 2025
Ömer Faruk Gergerlioğlu: “Öncelikle görüşülmekte olan Siber Güvenlik Yasa Teklifi ile ilgili görüşlerimi arz edeceğim. Öylesine bir yasa teklifi görüşülüyor ki ülkeyi tamamen polis devletinden de öte her türlü zorbalığın yapılabileceği bir ortama çevirecek bir yasa teklifi görüşülüyor.
İnsanların ifade özgürlüğü, hakları çok rahat bir şekilde ayaklar altına alınabilecek. Siber güvenlik kurul yetkileri aşırı genişletilmiş durumda. Kişisel verileri koruma kanunu, ifade özgürlüğünü çiğneyecek şekilde düzenlenmiş durumda. Buna muhalefet ediyoruz ve itiraz edeceğiz. Sonuna kadar da itiraz edeceğiz.
Siber uzayda faaliyet diyerek çok geniş alanda bir faaliyet alanı çiziliyor. Denetim ve keyfilik sorunu var. Polis, jandarma ve MİT de bu konuda devre dışı. Onlar bu denetimlere tabi değil. Bu yasa teklifinin dışında tutuluyor. Kritik altyapı, kritik kamu hizmeti tanımı çok geniş bir şekilde yapılmış ve yoruma açık siber güvenlik denetimi detaylı yer almalı. Hard diskleri silmenin nasıl olacağı net bir şekilde belirtilmeli. Başkanlığa sınırsız bir yetki verilmiş durumda. Merkezi otorite yetki yoğunlaşması denetimleri zorlaştırır.
Başkanlığın hesap verilebilirliği nasıl olmalı konusu ortada bırakılmış. Geniş veri toplama ve işleme kapasitesi denetimi konusunda geniş bir alan bırakılmış. Veriler anonim hale getirme son derece tehlikeli ve bunlar bir hemen silinmeli aslında.
Program dışı denetim geniş yetkisi tanınmış ve en önemlisi hakim kararı olmaksızın arama, kopyalama ve el koyma yetkisi tanınmış. Nerede yaşıyoruz arkadaşlar? Sizin kişisel verilerinize arama, kopyalama ve el koyma yetkisi hakim kararı olmadan bile tanınıyor. Olacak bir iş değil. Polis devletini aşan uygulama dediğimizin en bariz örneği burada. El koyma yetkisi çok net ve hakim kararı olduktan sonra da bu çözüm bari yapılsa, böyle bir şey de yok. Hakim kararından önce çözüm yapılıyor.
Anayasa çiğneniyor, Kişisel Verileri Koruma Kanunu çiğneniyor, siyasi ağırlıklı bir kurul var. Şeffaflığı, soru işareti! Cumhurbaşkanı tarafından yönetmelik de istendiği gibi değiştirilebilecek, daha da ağırlaştırılabilecek ve yandaş personelinin alınabileceği bir ortam oluşturulmuş durumda.
Cumhurbaşkanı kararıyla %10’una kadar aktarılacak tutarlar ifadesi de belirsiz bir ifade. Hangi kriterlere göre belirleneceği açıkça belirtilmeliydi. Başkanlığa birtakım muafiyetler tanınmış. Bunlar da bir keyfilik getirebilecek tarzda.
Veri sızıntısı yapılmış gibi bu yönde algı oluşturmak ifadesi çok geniş ve yoruma açık bir tanım. Bu da rahat bir şekilde keyfiliğin önünü açabilir cezalandırmalarda. Basın özgürlüğünü kısıtlar, ifade özgürlüğünün korunması için gerekli güvenceler sağlanmalı.
Kamu yararını ilgilendiren bilgileri ifşa edenler korunmalı. Bu koruma da yetersiz kalmış. Bunun gibi birçok yasa maddesi var. Müdahale yine ulusal güvenlik ve kamu yararı ile sınırlı tutulmalı denilmiş. Uluslararası bir mevzuat dahil edilmemiş burada.
Yönetmelikle belirlenecek hususlar kanunun temel ilkelerine de aykırı olmamalı. Bu şekilde aşırı güvenlikçi bir anlayış yabancı yatırımcıların ülkeye yatırımını da engelleyebilir değerli arkadaşlar. Yasayla ilgili özet olarak yaptığımız eleştiriler bu çerçevede ve buna da genel kurulda itiraz etmeye devam edeceğiz değerli arkadaşlar.
Suriye’de bir Alevi katliamı var ve çok ağır bir şekilde binlerce kişi keyfi ve zorba yöntemlerle öldürüldü. Bunu kabul etmiyoruz. Suriye’de bir an evvel düzenin, intizamın sağlanması gerekiyor. Alevi katliamının durdurulması, hukukun işletilmesi bir hukuk devletine geçilmesi gerekiyor. Suriye’de karışıklıkların bir an evvel bitmesi gerekiyor ve Alevi katliamına karışan herkesin ağır bir şekilde cezalandırılması gerekiyor.
Değerli arkadaşlar, milyonlarca kişiyi ilgilendiren bir karar açıklandı. Emekli ikramiyesi 4 bin lira oldu. Bu çok az bir miktar. Enflasyonun sene içinde %180’leri bulduğu bir dönemde şu anda bile ENAG enflasyonu %79. Yani TÜİK’in rakamlarına bakmayın siz. Uyduruk gerçek dışı rakamlar beyan ediyor TÜİK. Hepimiz bunu çok iyi biliyoruz ve bu çerçevede emekli bayram ikramiyesinin 4 bin lira olması son derece az. Emekliyle dalga geçmek gibi bu sene emekli için çok zor geçecek gibi görünüyor çünkü enflasyon devam ediyor ve emeklinin hali perişan bir şekilde.
Bize gelen hak ihlalleri başvurularıyla ilgili bilgiler de vermek isterim. Değerli arkadaşlar birçok hak ihlali başvurusu geliyor ve onları burada gündem etmeye çalışıyoruz.
Bir vatandaş 2014 yılında bir suça bulaşmış ardından evlenmiş hayatını kurmuş cezasını çekmiş denetime çıkmış ve bu arada tabi bir işe de girmiş tır şoförlüğü yapmaya başlamış fakat denetim 15 günde bir imzalara gittiği için şoförlük görevini yapamıyor. Böyle durumlarda cezasını çekmiş denetime çıkmış, işi gücü olan bir insana hala işini yaptırmamak için ağır müeyyideler uygulanması da doğru değil arkadaşlar. Bu konuda bazı adımlar atması gerekiyor devletin. Biz buna hazırız. Bu durumda işini, aşını, ekmeğini temin etmeye çalışan insanı yıllar önce sen bir suç işledin efendim senin canına okuyacağız demeye devam etmek doğru değil. En azından bu denetimler kaldırılabilir ve insanlar işini gücünü doğru düzgün bir şekilde yapabilir. Ehliyetlerine el konuluyor. Ehliyetini kullanamıyor. Sicil temizlenmesi için 10 yıl geçmesi gerekiyor. Bu kişi hayatını nasıl idame ettirecek? Biraz bu noktada cezasını çeken tüm müeyyideleri bitiren insanlara da kolaylık tanınması gerekiyor.
Daha öncesinde burada gündeme de getirmiştik. 2021 yılında Ege Üniversitesi Hastanesi’nde 8 aylık bir bebeğin başına bir iş gelmişti. Bebek sedyesine değil, yetişkin sedyesine konulduğu için oradan düşmüş ve ağır bir şekilde yaralanmıştı. Ameliyatlar geçirmişti ve ardından hastane şikayet edilmişti. Sonuçta ne olmuş biliyor musunuz? Sonuçta bakın sayfalarca bize anlatmış kişi en sonunda bu yanlışlığı yapan kişiler beraat etmiş ve en sonunda da bu kişiler hiçbir suçlu bulunamamış. Sedyeden bir bebek düşüyor, suçlu yok. Daha sonra bebek sedyesine koymuşlar. “Madem bebek sedyesi var niye büyük sedyesine koydunuz?” diye soruyor ardından da yeni bir dava açmış bebeğin yakınları ve “Davayı geç açtınız.” diye Ege Üniversitesi’nin lehine sonuçlanmış ve vekalet ücretleri de taraflarına yüklenmiş. “Hem bebeğimiz düştü ağır bir şekilde yaralandı. Adalet bulamadık. Tekrar dava açtık. Vekalet ücretlerini de biz ödeyeceğiz. Hem bebeğimiz yaralandı hem de üstüne bir ton vekalet ücreti ödeyeceğiz. Bu nasıl bir iş? Adalet nerede? AHİM’e gideceğim.” diyor bu insan. Düşünün ülkede insanlar adaletin tecelli etmesinden umudunu kesmiş. AİHM’den başka bir yol yok diye düşünüyorlar. Ülke bu halde değerli arkadaşlar.
İbrahim Halil Bozkurt, Şanlıurfa’dan Erzincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne gönderilmiş. Psikolojisi iyi olmayan bir kişi, “hücrede kalacaksın” denilmiş. “Tek başına kalabilecek birisi değil. Tedavi de alamıyor. Çoklu koğuşa alınması ve tedavi görmesi gerekiyor.” diyor. Adalet Bakanlığı’na bunu hatırlatalım. Bu kişi yarın bir gün Allah korusun intihar ederse kim cevabını verecek?
Marmara 5 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunmakta olan Faysal Özdaş isimli kişinin ilaçları da geç teslim ediliyormuş ve sağlık hakkı ihlalleri yaşıyormuş, defalarca başvuru yapıyormuş, ilaç temini sağlanmıyormuş.
Samsun Kavak Açık Cezaevi’nde Gece 05.00’da Emre Kurnas maltada sigara içtiği için infaz koruma memurları tarafından dövülmüş ve kapalı cezaevine gönderilmiş. Basit bir uyarı ile halledilebilecek bir konuda ağır bir şekilde darp edildiğini söylüyor Emre Kurnaz’ın yakınları ve burada büyük bir keyfilik ve zorbalık olduğunu söylüyor. Mahpusu uyararakta bu konu halledilebilirdi ama böyle ağır bir şekilde darp edilerek, kafası gözü patlatılarak bu kişinin darp edilmesinin çok yanlış olduğunu, bu kişinin devletin elinde bir emanet olduğunu ve bu ağır muameleyi hiç kimsenin hak etmediğini söylüyor yakınları. “Kavak Cezaevi’nde Ferhat Yıldız isimli memur, oğlum Emre Kurnaz’ı yarı çıplak halde sürüklüyor, yetmezmiş gibi ellerinden gelen her türlü şiddeti uyguluyorlar ve bununla ilgili bir inceleme de yapılmıyor.” diyor. Biz bu incelemenin yapılması gerektiğini söylüyoruz. Gidip görmüşler her tarafı dikişliymiş, çıplak arama yapılıyor, şiddet uygulanıyor. Burası Türkiye Cumhuriyeti, biz başka ülkelerde zulüm gören kardeşlerimize üzülürken burada kendi vatandaşımıza zulüm yapılıyor, küfür, hakaret, şiddet yapamazlar, şikayetçiyiz.” demiş bu kişi bize gönderdiği başvurusunda.
Bir başka başvuruda; “Oğlum Ulaş Çelikten katledildi. Yerel mahkeme iyice araştırarak tüm verileri, delilleri ortaya koyarak katledilen ve azmettiren abisine müebbet verdi.” İstinaf’a gelince ne olmuş? “Katillerin ailesi Adana MHP İl Başkan Yardımcısı Avukat Burkay Dikici’yi tutarak şahısların cezalarında 10 yıl indirim yapılmış. Avukat bizzat mahkeme heyetine “Sizlere Devlet Bahçeli’nin selamını getirdim.” demesi tespitlidir, bundan dolayı cezada indirim yapılmıştır.” şeklinde bir iddia var ortada, önemli bir iddia. Yerel mahkemede bu ceza veriliyor. Katledene ve azmettiren abisine müebbet veriliyor. İstinafta böyle bir selamla cezanın indirildiği iddiası var. Bunları da bize ilettiler ve sesleri olmamızı istediler.
Abdurrahman Taşçı Manisa Akisar T Tipi İnfaz Kurumu’nda kalmakta. ve ruhsal hastalıkları varmış. Bu konuda da hastanede tedavi noktasında eksiklikler yaşanıyor.
2008 sonrası sigorta girişi olanların emekli olduklarında çalışmaya devam etmeleri halinde emeklilikleri iptal ediliyormuş. “Bu yanlış acilen düzeltilmesi gerekiyor. İnsanlar çalışmaya devam etmeleri halinde emeklilikleri iptal edilmemelidir.” diyor. Emekli olduklarında çalışmaya devam etmeleri halinde emeklilikleri iptal edilmekte. Bu konuda da zaten yani şu anda emekli kaç para alıyor ki! Çalışmadan ayakta durabilen kaç tane emekli var arkadaşlar! Bunu da sormuş oluyoruz.
Bir başka başvuruda bir cinayet olayı var. Mardin Mazıdağı Tanrıyolu Köyü’nde silahla tehdit, Hamit Özkan’ın öldürülmesi, Hamdiye Özkan’ın bacağından vurulmasıyla sonuçlanan bir olayda Cevdet Özkan isimli kişi birden fazla kişiyle birlikte iştiraken adam öldürmeye teşebbüs, silahla tehdit ve daha önce işlemiş olduğu suçlardan dolayı 25 yıl artı 7 yıl artı 1 yıl, artı 4 yıl hapis cezalarına çarptırılmış ve ardından tahliye edilmiş. Ya bu kadar ağır cezalara çarptırıp daha sonra nasıl tahliye ediyorsun? Hakikaten ilginç bir durum. En ufak cezadan, en ufak bir meseleden dolayı insanlar ağır cezalara çarptırılıp tutuklanıyor. “Bankada paran vardı, bir derneğe üye olmuştun.” Deniliyor. Adam, adam öldürmüş, kişileri yaralamış. Bir sürü de ceza almış, demek ki tespitli. Sonra tahliye edilivermiş. Bu nasıl oluyor? İlginç bir durum. Diyarbakır İstinaf’ta bozulmuş mahkeme ve hala bu kişi tahliye halinde. Kişiler ne diyor bize başvurmuşlar? “Bu tahliye kararının şaibeli ve şüpheli olduğu kanaatine vardık. Bu davada şüpheli kararların alınmaması için gerekirse davamızı meclise taşıyacak ve Adalet Bakanlığı’na giderek haklı endişelerimizi dile getireceğiz. Bütün amacımız, bütün gayretimiz davamızın devletimizin adaletli ellerinde görülmesidir. Şaibeli tahliye kararından dolayı davamızın akıbetinden şüphe ediyoruz. Dava dosyamızın teftiş edilmesini, tahliye müzakkerisinin gözden geçilmesini talep ediyoruz.” diyor. Usulsüz işler yapıldığı iddiası var Adalet Bakanlığına da bildirelim. Bu kadar ağır bir ceza ama ardından tahliye olacak iş mi? Tespitli bir durum sonrası. Dediğim gibi en ufak meselelerde ağır cezalar verip insanları hemen tutukluyorsunuz. Bu kadar ağır bir ceza da tahliye veriliyor.
Biz bakanlıklara sorular soruyoruz. Gönderdikleri soru önergesi cevapları oldukça kötü. “Biz mevzuatı neden uygulamıyorsunuz?” diye sorular soruyoruz. Onlar “İşte size soru önergesi cevabı gönderdik.” diyorlar. Ben öncesinde bazı bakanlıklar, aralarında Ticaret Bakanı, Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı’nın da olduğu bakanlıklara bu soru önergelerini iade gönderdim. “Cevabı kabul etmiyorum kardeşim.” dedim. “Ben size bir mesele soruyorum. Siz mevzuat yazıp gönderiyorsun. Ben size mevzuat neye uygulanmıyor diye sorarken sen bana mevzuat yazıp gönderiyorsun. Bu olacak bir iş değil.” diye.
Ticaret Bakanı Sayın Ömer Bolat bana cevap vermiş. “İşte biz size gereken tüm cevapları verdik.” şeklinde. Biz bunu sormuyoruz ki bize neden cevap vermediniz diye sormuyoruz ki. Bize verdiğiniz cevaplar mantıksız diyoruz. Bize verdiğiniz cevaplar tatminkar değil. Mevzuatı yazıp gönderiyorsun. Biz sana o mevzuat neden uygulanmıyor diye sorarken bize bu cevaplarla dönüyorsunuz bunu kabul etmiyoruz diyoruz.
Ticaret Bakanı’na soru sormuşuz. Bakın burada bu konuda ne kadar haklı olduğumu göstermek için Kocaeli Ticaret Odası Başkanı’nın keyfi araç alımlarıyla ilgili bir soru sormuşum. Bize verdiği cevap da “Hani bu konuyu araştırdık.” diye bir cevap yok. “Biz odaları teftiş ediyoruz. Gerekli mevzuat hükümleri kapsamında müfettişlerimiz denetlemekte. Denetim faaliyetlerimiz gerçekleşiyor.” ya kardeşim denetim faaliyetini gerçekleştirmek zorundasın zaten. Ben sana spesifik bir olay sormuşum. Neden zor durumda olan esnafın parası çarçur ediliyor bir ticaret odası başkanlığı tarafından. Bana mevzuat yazıp göndermiş. “Müfettişlerimiz gitmekte, bakmakta, denetimler yapılmakta.” yani bu mevzuatı biz de biliyoruz. Müfettiş ne için vardır? Denetim için vardır. Biz spesifik bir olay soruyoruz. Buranın denetiminde ne yaptınız diye soruyoruz. Bize “Denetimlerimiz yapılmakta.” diyor. Biz bu sefer bu soru önergelerini kendisine iade edince de, “Efendim işte tüm soru önergelerinin cevaplarını size göndermekteyiz, bizim bir kusurumuz yok.” diyor. Bu bakanlıklar millet ile alay ediyorlar arkadaşlar size söyleyelim. Biz millet adına da soru önergelerini soruyoruz ve son derece ciddiyetsiz cevaplarla karşı karşıya kalıyoruz. Bunları da millete şikayet ediyoruz değerli arkadaşlar. Biz sormaya devam edeceğiz, ciddi cevaplar alana kadar tüm zorlamaları yapacağız ve ihmal edenlerin, suçluların peşine düşeceğiz.
Geçtiğimiz günler bizzat ziyaretle ettim Kocaeli, Yeşilova mahallesi Zakkum sokakta bir sorun var. O obölgede yaşayan sakinler Gümüşsuyu sokak, Zakkum sokak civarında yaşayan insanlar var ve bu insanlar diyor ki: “ İzmit’in önemli bir mevkiindeyiz. Bize doğal gaz gelsin.” doğal gaz getirilmiyor. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve İzgaz işi savsaklıyor. Buradan şikayet ediyorum. Bu vatandaşların doğal gazı niye gitmez kardeşim? Burada bakın mecliste de bunu gündeme getiriyoruz. Vatandaşlarla gittim konuştum. Bana dertlerini anlattılar ve biz bakın gördüğünüz gibi bu konuda iki ayrı soru önergesi de verdik ve bu konuda adım atılmasını bekliyoruz. Vatandaşlar diyor ki: “Çocuklarımız zor durumda hem okula giderken bu çamurlu yollardan geçiyor, kar yağmur yağdığında yol kullanılamayacak hale geliyor. Mahalle sakinleri olarak yolun asfaltlanmasını istiyoruz. Hem de doğal gaz hizmetinden faydalanamıyoruz.” soğuk kış günlerinde yani düşünün şehrin her tarafında doğal gaz var. Bir bölgesindeki insanlara doğalgaz verilmiyor. Soğuk kış günlerinde el mecbur soba yakıyoruz diyor. 2023 yılında İzgaz’dan gelen yazıda planlamalarında böyle bir şey olmadığı söylenmiş. Her tarafa gitmişler Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, İzgaz, Kocaeli Valiliği ve maalesef bir çözüm bulunamıyor. Bu da kabul edilecek bir durum değil arkadaşlar.
Erzurum Karayazı ilçesi Ali Küllek mahallesi ile Sulutaş mahallesi arasındaki yollar çamur içinde. Vatandaşlar bize başvurdu. Öğrencileri okula getirip götürmek için bu yolu kullanan servis aracı perişan durumda. Bize videosunu da gönderdiler. Berbat çamurlar içinde bir yol. Erzurum Valiliği, Karayazı ilçesi kaymakamlığı hangi günde duruyorlar? Yolun kötü durumda olması öğrencilerin eğitime ulaşmasını zorlaştırıyor. Yetkililerin bir an evvel bu yola çözüm bulması gerekiyor. Biz buradan gündeme getiriyoruz arkadaşlar.
Geçtiğimiz günler Sincan T Tipi Cezaevi ve 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ni ziyaret ettim. Sincan cezaevlerinde en büyük sıkıntının denetimli serbestlik ve şartlı tahliyelerin verilmemesi, gözlem kurularının keyfi kararlar olması olduğunu gördüm ve bunu birçok mahpus tarafından anlatıldığını üzüntüyle müşahede ettim.
Mesela Şahin Ağzıtemiz isimli bir mahpus koşullu tahliyesi bile verilmiyor bu kişinin ve bu arada 2010 yılında başvurduğu haç başvurusu çıkmış. Denetimli serbestliği verilse çoktan hacca gitmiş olacaktı şartlı tahliyesi de verilmemiş ve hac kurası bir 14 yıl aradan sonra çıktığı halde cezaevinden çıkamadığı için hacca gidememiş. Şu aziz mübarek Ramazan gününde şu ülkede insanların ibadet özgürlüğünün nasıl böyle keyfi bir şekilde engellendiğini görüyoruz. Mahpus bu durumdan son derece üzüntülüydü çünkü 15. yılda da gidemezse ki Temmuz’a uzatılmış süresi, Temmuz’da da verilmezse 15. yılda da hacca gidemeyecek ve sıfırlanacak süre ve 15 yıl beklediği hacca gidemeyecek, yine sıfırdan başlayacak. Cezaevinden çıksa da hac şansını kaybetmiş olacak. İnsanların sadece özgürlüğünü kısıtlamakla kalmıyorlar, bir de ibadet özgürlüklerini kısıtlıyorlar.
İsa Tuzcu isimli bir mahpusla da görüştük. O da yine denetimli serbestliğinin verilmediğini ve koşullu tahliyesinin de başladığını söylüyor ve onun da verilmeme ihtimali olduğunu söylüyor.
Ayrıca Sedat Gündüz isimli bir mahpus onun da denetimli serbestliği verilmemiş, onun da beyin tümörü olan 8 yaşında bir çocuğu varmış ve çocuğunun başında değil tedavisini yaptıramıyor ve bu adamı hala denetimli serbestlik verilmiyor. El insaf yani. Hatta koşullu tahliyesine gelmiş sıra ve halen verilmiyor. Hasta çocuğu var, inat ediyor. Bu inat nedir arkadaşlar? Bu vicdansızlık nedir? Anlamak mümkün değil.
Kimisi hacca gitmek istiyor, bu inat ve hukuksuzluk yüzünden gidemiyor. Kimisinin babası vefat ediyor, denetim serbestlik verilmediği için babasının cenazesine gidemiyor. Kimisinin kızı evlenecek, babası çıkamadığı için evlilik yapamıyor. Kimisinin çocuğu hasta, cezaevi abuk sabuk nedenlerle tahliyeyi engellediği için hasta çocuğunun başında olamıyor insanlar. Sincan cezaevlerinin hali böyle arkadaşlar. Çok ağır bir şekilde insanlar oradan bırakmamaya çalışılıyor. Bin kişiye yakın bir mahpus sayısı var. En az 500’ü bundan dolayı şikayetçi. Düşünün cezaevleri ağzına kadar dolu. 100 bin fazlalık var ve siz cezaevi yönetimleri olarak insanları o cezaevlerinden salmamaya çalışıyorsunuz. Tüm yokuşa sürmeleri kullanıyorsun. Gözlem kurullarında diyorlar ki: “Toplumla uyuşmayacağına kanaat getirdik.” böyle son derece soyut bir laf. Hiçbir somut gerekçe yok. “Kanaatim öyle kardeşim, bırakmıyorum seni, var mı diyeceğin.” gibi. Veyahut da soruyorlarmış; “Koğuştaki önderiniz kim bakalım, namazları kim kıldırıyor onu söyle! Size tavsiyede bulunanlar kim onu bize ihbar et ona göre sana tahliye veririz hele bir bakalım.” Veyahut da kimisine soruyorlar; “Efendim sen eşinle evlenirken kim aracılık yaptı bize söyle bakalım.” bunu mesela Sincan T Tipi Cezaevi’nde psikolog mahpusa soruyor. Ya senin görevin psikolog. Böyle bir şeyi sormak mı? Bakın sanki ikinci mahkeme olmuş buralar. Birinci mahkemeyi de geçtik. İkinci mahkeme olmuş burası. “Evlenirken eşinle seni kim evlendirdi? Kim aracılık etti?” Söyle bakalım.
Ya cezaevi gözlem kurulu insanların cezaevinde kalırken hallerini, iyi hallerini gözetler. Disiplin suçu var mı? bunları gözetler. İkinci bir yargılama yapılıyor arkadaşlar. İşin özeti. Kim yapıyor burada? Aralarında kalorifer teknisyeninin de olduğu kişiler, bu gözlem kurullarında müdür kadar oy hakları var. Bunlar yapıyor. Hal bu arkadaşlar.
Memurların eline kalmışsınız, istediklerini yapıyorlar. 1/10 uygulamasını Adalet Bakanlığı çıkardı fakat 1/10 uygulaması da verilmiyor. 1000 kişide 1 kişiye verilmiş. Hatta 1/10 uygulaması için kurula çıkanın denetimli serbestliğini de çiğnendiğini söylediler. Böyle çok şikayet dinledik. İnsanlar bundan dolayı bu cezaevinden kaçmaya çalışıyorlar, sevk istiyorlar, gidemiyorlar.
Gerek İsa Tuzcu, gerek Mahmut Demir bu cezaevinden sevk istiyorlar, gönderilmiyorlar da. “Seni zorla bu cezaevinde tutacağız, başka yere gidersen tahliye olabilirsin, o yüzden burada tutacağız.” deniliyor. Kurs istiyorlar, kurslar da yeterince verilmiyor. Kurs olmadığı için de puan yapmaları mümkün olmuyor, puanını daha da yükseltemiyor. Kursları sorduk, son derece yetersiz, az veriliyor kurslar. Diş muayeneleri gecikiyor, sağlık muayeneleri gecikiyor, aylarca tedavilere gidemeyen insanları dinledim.
İhsan Emre Öztürk’ psikolog tarafından sorulmuş “Eşinle nasıl tanıştın, nasıl evlendin? Hadi bakalım bunları bize bir anlat.” düşünün, adamın koşullu tahliyesi başlamış. Bu gibi sorularla koşullu tahliyesi verilmiyor. Hatta gözlem kuruluna bile çıkamıyor. Öncesinde memur görüyor. Aslında gözlem kurulunun bunu değerlendirmesi gerekiyor fakat o kurula bile çıkamadan eleniyor.
Muhammed Macit isimli 31 yaşında eski bir kursiyer teğmeni gördüm. Son derece üzücü bir hayat hikayesi var. 2 yaşında babası trafik kazasında ölmüş. Daha sonra babaannesinin yanında yetişmiş ve 8 Temmuz 2016’da kursiyer teğmen olarak bir evlilik yapmış. 15 Temmuz’da darbeye yakalanmış ve amirlerinin emrini uyguladığı için darbeci ilan edilmiş, müebbet verilmiş bir kursiyer teğmen nasıl darbe yapacak ve ardından da bu kadar acılar yaşayan bir insan cezaevindeyken eşi 2020 yılında bir trafik kazasında vefat etmiş ve ardından eşinin cenazesine de göndermemişler. Bakın acı üstüne acı yaşayan bir insan ve çok depresyonda gördüm bu insanı. İntihar düşünceleri içinde gördüm ve tedavileri de aksıyor. Psikiyatri tedavisi görüyor ama yeterli değil. “Yani yaşıyoruz da ne oluyor? Yaşıyorum işte. Ne olacak beni idam etsinler bari. Bu cezaevinde kalmak istemiyorum. Beni yüksek güvenlikliğe göndersinler, tek kişilik hücrede kalayım, insanların arasında kalmak istemiyorum.” gibi depresyon belirtisi gösteren sözler söylüyordu bana. Yarın öbür gün Allah korusun bu insan intihar ettiği zaman suçlusu kim olacak arkadaşlar? Kaderiyle mi vefat etmiş olacak? Onu bu hale getirenler, eşinin cenazesine bile göndermeyenler, Adil olmayan yargılamalarla müebbet hapis cezası verenlerin hiç suçu olmayacak mı? Görüştüğüm birçok mahpusun intihar düşünceleri olduğunu gözlemledim. Yüksek oranda bu insanlar “İntihar mı edelim?” diyor. Sincan T Tipi Cezaevi özellikle işi iyice yokuşa sürdüğü için insanlar depresyona girmiş durumda. Son derece tehlikeli durumlar var. Diğer cezaevleri da hakeza öyle. Sincan savcısı zaten kendi kafasına göre keyfi kararlar uyguluyor. Yokuşa süren kararlar ve insanlar zor durumda.
Habil Kahraman, Çanakkale’de ailesi oturuyor. Defalarca oraya sevk istemiş ve sevk etmemişler. Denetimli serbestliği gelmiş, vermemişler abuk sabuk gerekçelerle. Koşullu tahliyesi bitmek üzere yani dörtte dört yatacak bu kişi büyük ihtimal. Yine de ne sevk veriyorlar ne de tahliyesini veriyorlar. Zamanında 17-25 olaylarında iki polisi tahliye ettirdi diye eski bir hakimmiş. Ağır bir cezayla cezalandırmışlar sonunda da koşullu tahliyesini bile vermiyorlar. “Benim tahliye ettiğim bir suç bulamadığım polisler ise ben tutuklandıktan sonra onlar başkası tarafından da tutuklanmadı. Çünkü tutuklanacak bir mesele yoktu. Tutuksuz yargılandılar.” dedi bana. Bu kişinin birkaç kez dili boğazına kaçmış ve nöroloji bölümüne gitmesi gerekirken Ekim ayından beri nörolojiye gidememiş ve sivil izleme kurullarına cezaevini şikayet ettikten sonra koğuşu değiştirilmiş. Diyor ki “Bir şikayet söylediğimiz zaman bile koğuşlarımız değiştiriliyor.” Mahpuslardan pembe oda ödülü alanlara bile denetimli serbestlik verilmiyormuş. Yani düşünün denetimli serbestlik işi Sincan’da bu denli zorlaştırılmış durumda. Yargılanırken üyeliği kabul etmeyene gözlem kurulunda üyeliği niye kabul etmedin diye soruyor. Adam 1. mahkemede üyeliği kabul etmemiş, gözlem kurulunda mı kabul edecek? Ama bakın 2. mahkeme olduğunun delili işte burada. “Sen üyeliği kabul etmemişsin, o yüzden sana denetimli serbestlik vermiyoruz kardeşim.” deniliyor. Ya adam birinci mahkemede üyeliği kabul etmiş olsa bile gözlem kurullarında başka bir bahane bulup işler yine yokuşa sürülüp yine tahliyesi verilmiyor. Bunu çok kişiden dinledim. “İntihar etmemiz mi lazım?” diyor insanlar. Bu cümleleri çok duydum. “Eşim kapalı görüşlere gelemiyor. Çanakkale’den buraya gelmesi çok zor. Çanakkale’ye beni sevk edin diyorum göndermiyorlar ve bunun gibi daha pek çok sıkıntı var. Babamın cenazesine gidecektim. Ellerimin kelepçesini açmayacakları için babamı mezara koyamayacağım için göndermeyin beni o zaman cenazeye dedim.” diyor insanlar bu hallerde arkadaşlar, denetimli serbestlikte babanız vefat ediyor ve onun cenazesine bile yokuşa sürmeler ve kelepçeli götürülme meselesinden dolayı gidemiyorsunuz.
Ayrıca Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevine gittik. Orada da zaten abartılı olan güvenlik tedbirleri daha da abartılmış. Ufacık penceresi olan hücrelerde kalıyor insanlar. O hücrelerin camlarının önünde bakın neler var? Bir demir parmaklık var. İki tel örgü var. Bunlar yetmemiş. Cezaevi idaresi bir tel örgü daha germiş. 3 kat tel ve demir örgü ile camların önü kapatılmış. İçerisi daha da karanlıklaşmış. İnsanların parmağını bile sokamayacağı şekilde bir izolasyon yapılmış. Bu nedir ya? Allah aşkına yani ortaçağ Bastille zindanlarında böyle şeyler yoktu ya. Bu nedir ya? İnsanlara nefes bile aldırmayacak, güneş yüzü bile göstermeyecek uygulamalar yapılıyor ve bundan dolayı mahpuslar protesto içindeler. Bir kısım mahpus eylemsellik içinde kapıları tekmeliyor, yemek almıyor, birtakım protesto gösterileri yapıyor. Bir kısım mahpus açlık grevleri yapıyor ve cezaevinde insanlar son derece gergin ve mutsuzlar çünkü mesela kimi mahpusta ağırlaştırılmış müebbet hücrelerinde kaldıklarını ama kendisinin 1-2 aydır tutuklu olduğunu yani hakkında bir iddianeme bile olmadığını bir ceza bile olmadığını fakat böylesine ağır hücrelerde tutulduğunu söylüyor. Bundan dolayı gencecik insanlar açlık grevinde.
Sayın Bakan Yılmaz Tunç bunları duyuyor musun? Senin emrinle mi oluyor? Bakın camın önüne üçüncü kat tel örgüyü örmek Sayın Bakan Yılmaz Tunç senin emrinle mi oluyor? Yoksa sana rağmen mi oluyor? Buradan size soruyorum. Bunlar nasıl işlerdir?
İsmail Güler isimli bir mahpusla konuştum. O da çok yüksek bir 75-80 puan iyi hal puanı olmasına rağmen soyut gerekçelerle “toplumla uyuşmayacağını düşünüyoruz” gibi gerekçelerle halen tahliye edilmiyormuş. Bunlar da kabul edilecek işler değil arkadaşlar.
Ayın insan hakları panoramasına baktığımızda geçtiğimiz günlerde kutlanan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü varken kadınlara yönelik cinayetlerin devam ettiğini görüyoruz. Evet şu gördüğünüz tablo kadın cinayetlerini tespit ediyor, gözlüyor. 17 kadın cinayeti, 8 şüpheli ölüm, 25 kadın ölümü var Şubat ayında.
Bir skandalı yakından takip ediyoruz arkadaşlar. Bu skandal nedir? İstanbul Valisi Davut Gül kendi gözü önünde şiddet yapıldığını gördüğü halde şiddet yapan kamu görevlilerine bir ceza vermedi. Soruşturma izni vermedi. Bakın bir soruşturma vardı amir olarak onun soruşturmaya izin vermesi gerekiyordu. Gözaltına alınanlar çıplak aramaya uğradıklarını, darp edildiklerini, hakarete uğradıklarını söylemelerine rağmen ve gözleri önünde Davut Gül’ün gözü önünde şiddete uğramalarına rağmen Davut Gül soruşturma izni vermedi. Biz buradan soruyoruz İstanbul Valisi Davut Gül işkenceleri niye örtbas etmeye çalışıyorsun? Bir gerekçe yazılmış bakın şurada var. O kadar zorlama bir gerekçe ile bu soruşturmaya izin vermemiş ki o kadar böyle oradan buradan gerekçeler bulmaya çalışmış ki, apaçık bir gerçek var. İnsanlar Erdoğan’ın politikalarını protesto ettikleri için, Filistin politikasını protesto ettiği için darp edildi, çıplak aramaya uğradı, her türlü hakarete uğradı ve İstanbul Valisi bunları örtbas etti. Bugün siz amirlerinize şirin gözükerek bu yapılan zulümlerin üstünü örtbas etmeye çalışabilirsiniz Davut Gül fakat yarın ülkeye hukuk geldiğinde bütün bunlar hukuk önünde ortaya çıkacak ve öte dünyada da bu zulme uğramış, hakkı yenmiş insanların hakkı sizden sorulacak, bunu bilin fakat öte dünyaya bırakmadan avukatlar dava dilekçesinde gençlerin uğradığı işkenceyi detaylıca anlatmış ve darp raporları da konulmuş ve itiraz etmişler idare mahkemesine. Bütün bu işkenceleri Davut Gül gördüğü halde hem müdahale etmemiş hem de soruşturmanın üstünü kapatmış arkadaşlar. İşte o görüntüler burada bakın. Yaşananlar burada. Bırakın sadece Davut Gül’ün görmesini herkes görüyor. Fotoğraflara da yansıyor. İnsanların darp edilmesi fotoğraflara da yansıyor. Bütün bunlar örtbas edilmiş durumda.
Geçtiğimiz günlerde ziyaret ettiler bizi. GALADER, Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği mensupları LGBTİ+ bireylere yönelik yeni yasa teklifleriyle daha da daraltılmış bir özgürlük alanı sunulacağını düşünüyorlar. Bunları engellemeye çalışıyorlar. Dernek ve sivil toplum faaliyetlerine müdahale edilebileceğini düşünüyorlar. Kamusal alanda özgürlüklerin kısıtlanabileceğini, protesto gösterileri ve yürüyüşlerin yasaklanabileceğini, hukuki ve psikososyal destekler engellenebilir, bu mekanizmalar gelecek gibi diyorlar. Cinsiyet uyum sürecinde yaş sınırı yükseltmesi yapılıyor. Bu da olumsuz bir gelişme diyorlar. Sağlık raporu koşulları ağırlaştırılıyor. Bu da yokuşa sürme diyorlar. Ameliyat izin süreci ve tıbbi müdahale kısıtlamaları var. Bu da bir yokuşa sürme. Biyolojik cinsiyet tanımı eklenmesi de yine bir yokuşa sürme tanımı. Kamusal alanda LGBT+ ifade biçimlerinin kısıtlanması var. Bunlar da ifade özgürlüğü kısıtlaması diyorlar ve bunlar diğer kesimlere de yansıyabilir diye kaygılarını bize bildirdiler arkadaşlar.
Geçtiğimiz haftalarda Meclis Genel Kurulu’nda da gündem etmiştim. Çayırhan Termik Santrali özelleştirilmesi 164 milyar liralık bir geliri olabilecek bir termik santral Akçadağ İnşaat Enerji Madenciliğe 20 liraya verilmiş. 72 ayda ödeyecekmiş. Yani bu parayı da hemen ödemeyecek. Paraları on kat kazandıktan sonra ödemeye başlayacak. böyle bir durum var arkadaşlar. Bu da devletin malının yağma, talan edilmesinden başka bir şey değil. Eski işçileri alıp devam edeceğim demiş fakat işçi kıymı yaşanacak mı ileride? Çalışma koşullarında kütüleşme olacak mı? Üretim baskısı artacak mı? Lojmanlar boşaltılacak mı? Soruların cevapları verilemiyor.
Evet, burada bazı yine hak ihlalleriyle ilgili gelişmeleri bildirelim. Burada çok gündem etmiştik. Mervane Albayrak, 3,5 yaşında Duchenne Musküler Distrofi hastalığı olan çocuğu olan bir anneydi ve kendisi haksız yere, haksız, ağır bir ithamla tutuklanmıştı. Serbest bırakıldı. Bu da güzel bir haber. Bunu da söylemiş olalım fakat Yargıtay’ın bozduğu dosyadan yine kendisine bir ceza çıktı. Türkiye’de hakimler birilerine yaranmak için ceza vermek konusunda çok istekliler. Yargıtay’ın bozduğu dosyalara bile hemen cezalar vermek için atılıyorlar. Bunu da görüyoruz. Bebekler, anneler bu yüzden mağdur ediliyor.
Bakın 85 yaşında bir hasta yaşlı adam cezası onanmış cezaevine götürülüyor. Gizli tanık ve itirafçı beyanlarıyla örgüt üyesi olmak suçlamasıyla 85 yaşındaki Zeki Sayak tutuklanarak Elazığ Cezaevi’ne gönderilmiş.
Şu gördüğünüz Şerife Sulukan, burada fotoğrafta güldüğünü görüyorsunuz ama ben cezaevine gittim gülmeyi unutmuştu. Yüzü ağır depresyon belirtileri gösteriyordu. Menemen Cezaevi’nde yıllardır tek kişilik hücrede kalıyordu. Sonunda iyice bunalmış ve sevk istemiş. Edirne Cezaevi’ne gönderilmiş. Orada kadınlar onu karşıladığında onlara sarılamamış bile çünkü “İnsanlara sarılmayı bile unuttum. O kadar yalnız kaldım, o kadar tecrit altında kaldım ki.” demiş son derece kötü bir halde ve hala tahliye edilmiyor. Cumhurbaşkanlığı affına müracaat etmiş durumda. %98 engelli bir kadın. Şu gösterdiğim fotoğraf onun eski gülen yüzü fakat şu andaki halini görseniz çok ağır tekerlekli sandalyede olan birisi ve halen cezaevinde tutuluyor ve bu kişi büyük bir zulüm görüyor arkadaşlar.
Cezaevindeki durumları bize anlatmak için birçok mektup geliyor. Sayfalarca mektup. Onları kısaca size özetlemek istiyorum. Sayfalarca okumayacağım fakat önemli yerlerinden kesitler alıyoruz.
Mehmet Yavuz Tekirdağ 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nden yazmış; “Ben mi nasılım? Bu soruya nasıl bir cevap vereyim? Nereden başlayayım bilemiyorum. 30 bilfil cezaevinde kalmak DGM’lerin hukuksuzca verdiği cezayı yatıp bitirip ancak özgürlüğüm bir cezaevi gözlem kurulunun sudan bahaneleriyle gülünç ve soyut belirlemelerle engellenmiş ise ne kadar iyi olabilirim.” diye bana yazmış.
Ömer Bıyıklı Sincan T Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış. Daha sonra onu hemen başka bir cezaevine Kırşehir Cezaevi’ne sürgün sevkle göndermişler. “Görüş sonrası kalça ve genital bölgelerim elle sıkılarak yani tacize uğrayarak arandım. İtiraz edince ‘aramaya itiraz’ nedeniyle bir ay görüş cezası verildi. Ne uğradığım taciz cezalandırıldı ne de hakkımı arayabildim. Üstüne ceza aldım. Çıplak aramadan daha kötüsü bana yapıldı. Özlem Zengin’e de bunu ilettim.” diyor mektubunda. “Siz bu çıplak arama mevzusunu gündeme getiriyorsunuz. Özlem Zengin size inanmıyor, hakaretler ediyor ama ben ona kendi bizzat yaşadığımı, bir erkek olarak yaşadığım tacizi yazarak anlattım, bir cevap da gelmedi.” diyor. Evet, istediği kadar Özlem Zengin gerçeği örtbas etmeye çalışsın. Binlerce kişiden bu tür şikayetleri alıyoruz. İstediği kadar “Grup başkanvekili olarak benim adımı anmayın, benim adımı anarsanız bana saldırmış.” olursunuz gibi abuk sabuk laflar etse de bu haksızlıkları, hukuksuzlukları görmeyen ve örtbas eden bir milletvekili olarak anlaşılıyor ki sadece ben değil birçok milletvekili tarafından daha adı çok anılacak, hukuksuzlukları, utanç verici açıklamaları daha çok gündeme edilecek.
Remziye Meral Turmuş, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Aramaya gelen başgardiyan kulağımdaki küpeleri bile almak istedi. Sınırları yok. Mahremiyet sıfırlandı. Kadın hapishanesinde sık arama ve mahremiyet yan yana durmaz. Tuvalete gitmek bile sorun artık. Kapı tıklamadan “Müsait misin?” diye sormadan kapıyı açıyorlar. Aramalarda durları yok. Kadın hapishanesi özeni gösterilmiyor. Mahremiyet insan onuru her defasında zevkle çiğneniyor.” diyor.
Sevcan Akdoğan, Marmara Kapalı Hapishanesi’nden yazmış; “Hapisten size mektup yazmıştım. Çektirdiğim iki fotoğrafım nedeniyle tekrar tutuklandım. Nişan fotoğrafının aynısı tahliye olduğum dosyada da vardır. Fotoğraf bahanesiyle toplamda 18 kişi tutuklandı. Silivri’ye geleli bir ay oldu, üzerimize 40 kişi daha tutuklandı. Yarın kim gelecek diye bekliyoruz. Haklarımızın kısıtlanması bu kadar basit olabilir mi?” diyor.
Bakırköy Cezaevi’ne girişte Esengül Demir çıplak aramaya uğramış. Sevgili hukukçu, İnsan Hakları Savunucusu Eren Keskin bunu mahpusla görüşerek beyan etti. Tabii bütün bunları Özlem Zengin inkar ediyor fakat her gün binlerce çıplak arama vakası duyuyoruz. İstedikleri kadar inkar etsinler, güneş balçıkla sıvanmaz arkadaşlar. Bakın her yerden bu şikayetleri alıyoruz.
Sinan Gümüş, Bafra T Tipi Kapalı Cezaevi; “Bir örgütle bağım olmamasına rağmen, emirleri uygulayıp güvenlik güçlerine teslim olduğumuz halde 12.5 yıl ceza istendi. Cumhurbaşkanı avukatları örgütten beraate itiraz etti fakat yardım suçunu müebbete çevirerek çok daha ağır bir karar verdiler, çok mağdurum.” diyor.
Maydanoz Döner’e kayyım atanmıştı biliyorsunuz fakat atanan kayyımlar kim biliyor musunuz? AK Partili yöneticiler! AK Parti İstanbul Kadın Kolları Başkan Yardımcısı Meryem Karaköse kayyım olarak atanmış. Ne güzel, bakın arkadaşlar güzel gelir kapıları insanlara çıkmış. Böyle kayyım ata, ondan sonra partili birisini de oraya işte kayyım olarak ata. Yağma devam ediyor. Bakalım böyle devam edip gidiyor arkadaşlar.
İsmail Kılıçarslan bakın utanç verici bir yazı yazmış. Çok protesto ettik onu. Bu yazıyı nasıl utanmadan yazabiliyor İsmail Kılıçarslan? Yeni Şafak Gazetesi hiç utanmıyor. Böyle “köpeklik” diyor, ağza alınmayacak pis laflar ediyor. Gerçekten olacak bir iş değil ve bu kişi bir gazetede yazı yazıyor. Kabul edilecek bir durum değil arkadaşlar. Maalesef hal bu.
Yerel sorunlarla ilgili de gelişmeler var. Kocaeli Devlet Hastanesi’nde otopark sorunu var. Geçtiğimiz günlerde gittik. Cumartesi günü bile tüm otopark doluydu. Bir yere hastane yapıyorlar ama otoparkını düşünmeden iş yapıyorlar.
Burada da mesela Ankara Şehir Hastanesi’ne gideniniz varsa acayip bir trafik sorunu var. Bir şehir hastanesi yapmışlar ama burada bir önemli trafik olur. Buna yönelik de bir otopark meselesi halledelim diye bir düşünce taşımamışlar. Bunlar hep sonradan ortaya çıkan hususlar.
İzmit yürüyüş yolunda yıkımı yılan hikayesine dönen semt polikliniği önündeydik. Bir buçuk yıldır hizmet veremiyor. “Yıkalım” diyorlar. Yıkamıyorlar. Yıkımı başlamış. Çok yavaş gidiyor. Vatandaşa mağduriyet vermekten başka bir şey yapmayan bir iktidar var ortada.
Yine Kocaeli’nde skandalı ortaya çıkardık. Kocaeli’de toplu taşımada kredi kartı kullanıldığında Kocaeli Büyükşehir Belediyesi kredi kartı komisyonu alıyor. Yani vatandaşın 3 kuruş parasına mı muhtaçsın diye soruyorum Tahir Büyükakın’a. Ayıptır yani. Burada bu kredi kartı komisyonu da nedir? İnsanlar Gebze’den atlıyor İzmit’e geliyor. 4 lira 58 kuruş Büyükşehir oradan kredi kartı komisyonunu cebe indiriyor. Şu hale bakın. Biz de bunu tespit ettik ve konu hakkında önerge de verdik arkadaşlar.
Kocaeli’de birçok STK’nın programına katıldık. Kartepe Vanlılar Derneği, Kocaeli Dersimliler Derneği kongrelerine katıldık ve hepsi için hayırlara vesile olmasını diliyoruz.
Kocaeli’de Askaynak işçileri grev halindeler. Onların da grevine destek verdik ve adil bir şekilde ücretleri istedikleri oranda arttırılarak bu grevin bitmesi gerektiğini söyledik.
Elazığ Karakoçanlılar Derneği’nde de Çayırova’daki bir sorunu dinledik. Vatandaşların evlerine rezerv yapı alanı denilerek el konulmuş durumda. “Evinizi yıkacağız, oraya okul yapacağız.” deniliyor. öncesinde o bölgedeki okulu yıkanlar belediyenin uygun bulması bakanlığın talimatıyla çevredeki vatandaşların evine el koyarak o bölgeye bir okul yapma düşüncesi içindeler. En az 20 ailenin mağdur olacağı bu durumun bitmesi gerektiğini söylüyoruz değerli arkadaşlar.”

























Yorumlar