18 Haziran 2025
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Tüm dünya konuşuyor, biz de konuşacağız ve düşüncelerimizi söyleyeceğiz. İsrail, İran’a saldırıyor, durmaksızın saldırıyor ve bu savaşın da kısa sürede bitebileceğini düşünmüyorum.
İsrail, İran rejimini düşürmeden bu savaşı bitirmeyecek gibi. Bu işin de çok kolay olmayacağı belli ve İsrail’in de bundan dolayı Orta Doğu’yu bir kan gölüne çevirme ihtimali çok yüksek.
Orta Doğu’da olan bizleriz, başkaları değil. Buradaki tüm halklar azgın vahşi İsrail’e karşı durmalı. 3 kuruşluk menfaatler için 3-5 günlük çıkarlar için İsrail’in yanında durulmaz.
İsrail insanlık düşmanıdır. İsrail insanlığa karşı 21. yüzyılın hatta tüm zamanların en ağır vahşi soykırımını uygulayan bir devlettir. Böylesi bir yapının yanında durmak mümkün mü arkadaşlar?
İsrail daha dün Gazze’de aç susuz bir şekilde yemek kuyruğunda bekleyen, bir tas yemek almak için bekleyen çocukların, gençlerin, kadınların üzerine bombalar attı ve en az 80 kişi öldü. Bu sadece dün sabahın bilançosu. Böyle bir devletin yanında durulur mu? Böyle bir devlete en net bir şekilde karşı çıkılmaz mı arkadaşlar?
Bölgedeki tüm aklı başında Türkler, Kürtler, Araplar en net şekilde İsrail’e karşı çıkmaktadır ve çıkmalıdır. İsrail’in sınırı yoktur. İsrail, Orta Doğu’da bir savaşı körüklediği gibi bir dünya savaşını da körüklemektedir. İsrail durdurulmalıdır arkadaşlar. Bunun daha ötesi var mı?
Biz çok net bir şekilde söylüyoruz. İsrail, Filistin’i, Gazze’yi, Lübnan’ı, Suriye’yi mahvettikten, oralara saldırdıktan, işgal ettikten sonra İran’a saldırdı. Bir sonraki durağı Türkiye’dir. İsrail sınır tanımaz. “Yok efendim Türkiye NATO ülkesiymiş, İsrail Türkiye’ye saldırmazmış.” öyle şey mi olur? Sınır tanımadığını her gün, her saniye gördüğünüz bir devlet yarın öbür gün Türkiye’ye saldırmaz mı? “Yarın Türkiye saldırabilir o halde İsrail’e karşı olalım.” diye söylemiyorum. Bunu bir gerçeklik olarak söylüyorum. İsrail’e zaten yaptığı vahşetlerden dolayı hayatı boyunca şiddetle karşı çıkmış bir insan olarak söylüyorum. Hiçbir çıkar hesabı yapmadan sırf insani, vicdani hislerle İsrail’e yıllarca en net muhalefeti yapmış bir insan olarak söylüyorum.
Tüm Türkiye toplumu bilmeli ki; İsrail’in İran’dan sonraki durağı Türkiye’dir. Türkiye’ye de en vahşi bir şekilde saldıracaktır. Bu çok nettir. Bugün olmayabilir, yarın olmayabilir ama bir müddet sonra bu olacaktır. Bu çok açıktır. Bunu artık siyasetçiler de görüyor. Görmeyenlere arkadaşlar ne zaman göreceksiniz diye soruyorum. Ne zaman göreceksiniz? Bunu tüm aklı başında olan insanlar gördü. Siz ne zaman göreceksiniz diye soruyorum.
İsrail’e karşı azim, irade, inanç galip gelir. İşte Vicdan gemisiyle yola çıkanlar, işte Madleen gemisiyle yola çıkanlar, işte İsrail’e karşı bir konvoy halinde yürümeye çalışanlar, insanlığın vicdanı İsrail’e karşı ve bunlar çok güçlü yankılar oluşturuyor. Bu yankıların peşindeyiz. Bu dünyada sadece güç, tank, top değildir arkadaşlar. İnsanlığın azmidir, iradesidir, idealleridir, inancıdır, gayretidir bu dünyadaki en büyük değerler bunlardır ve en sonunda insanlığın vicdanıdır arkadaşlar. Bunları hiç unutmayalım.
Bu mecliste bakanlıklara en çok soru önergesi veren milletvekiliyim açık ara böyle. Tüm bakanlıklara en çok soru önergesi veren, soran, araştıran milletvekili şu anda mecliste benim. Bakanlıklardan doğru düzgün cevap alabiliyor muyuz? Ya bana doğru düzgün cevap vermek zorundasınız ey bakanlar çünkü ben millet adına buradayım. Hepiniz adına buradayım. Bana oy verin vermeyin biz 85 milyonun milletvekili olarak buradayız. Tüm milletvekili arkadaşlarımız. O yüzden yürütme bize doğru düzgün cevaplar vermeli. Soru önergesiyle soruyoruz.
Adalet Bakanı’na mahpusların vahim hallerini sormuşum. Bana dönüp uzun uzun cevap verecekleri yerde; mesela Fikret Kara Adana F Tipi Cezaevi’nden yazmış. Gardiyanların çıplak aramalarını, dayatmalarını, cezaevinin çeşitli ihlallerini ve neler neler yazmış. Cevap olarak bir sürü mevzuat yazdıktan sonra cevaba gelince Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç ne diyor? “Tüm iş ve işlemlerin mevzuat hükümlerine uygun olarak yürütüldüğü, soru önergesinde belirtilen aksi yöndeki iddiaların gerçeği yansıtmadığı.” Cevabı gelmiş. Nereden biliyorsun Sayın Yılmaz Tunç? Oraya bir müfettiş gönderdin de öyle mi biliyorsun? İhlali yapan müdüre soruyorsun, infaz koruma memuruna soruyorsun, onlar da sana diyor ki: “Tüm iş ve işlemler dört dörtlük yürüyor.” Sayın Yılmaz Tunç bu ne haldir ya? Hiçbir müfettişin yok mu? İdarecin hakkında sana soru soruyoruz. Gönder müfettişini araştır kardeşim. Bu ne iştir ya? Bu ne laubaliliktir ya? Olacak iş mi ya? Şu hale bakın. Şu cevapları alıp kendisine göndereceğim. Şu cevaplara bakın. Hepsi aynı. Olayı araştırmamış bile. Göndermiş soru önergesini cezaevine. Oradaki memur “Her şey dört dörtlük.” diye yazmış. Hiç utanmadan bana dönüp bu cevabı gönderiyorlar. Adalet Bakanı mısın nesin ya? Allah aşkına nedir bu hal ya? Sen mi yazıyorsun bu cevapları yoksa senin haberin olmadan bürokratlar senin imzanı taklit edip mi bana gönderiyor? Utanç verici cevaplar sayın Yılmaz Tunç. Şunlar nedir ya? Ya yırtıp atacağım ya da sana geri göndereceğiz bunu. Ya çöpe atacağım ya da sana geri göndereceğim yüzün kızaracak. Böyle cevap mı gönderilir milletvekiline ya? Olayı bir araştır. Araştır bir bak bakalım iddialar doğru mu değil mi? Müfettişin bir baksın. Ha yanlışsa yanlış şu şu nedenlerden de. Allah aşkına böyle saçma sapan cevap mı yollanır ya? Şu cevaplara bakın.
Şu cevaplara bakın hepsi birbirinden berbat. Dört dörtlükmüş cezaevleri. Neresi dört dörtlük ya? 420 bin mahpus var. 406 cezaevinde ve insanlar perperişan. Susuzluk içinde birçok cezaevi su yok ya su yok! Kerbela gibi cezaevileri! Şu hale bak bana veriyor cevabı diyor ki “Hiçbir sıkıntı yoktur.”
Sincan’da kalan mahpuslar için soru önergesi yazmışız “Hiçbir sıkıntı yoktur.” cevabı gönderiyor. İzmir 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nden Remzi Uçucu destan gibi neler neler yazmış ayrıntılı bir sürü ihlal yazmış hiçbir şeyi araştırmadan kafadan cevap yazmış bize. Ya utanır insan ya. Bırak o zaman git bu bakanlığı ya. Haberin mi yok yani senin yerine bürokratlar mı yazıyor? Sana göndereceğim. Şunları Bakan’a göndereceğim. Bir baksın bakalım. Şunlar Adalet Bakanlığı adına gönderilir mi ya? Yüzünüz kızarmıyor mu ya?
Şu rezalete bakın arkadaşlar. Şu bakanlıkların haline bakın. Çevre Bakanı’na sormuşuz. Murat Kurum bize cevap vermiş. Nereye dayanarak sormuşuz? Devletin kurumunun raporuna dayanarak Sayıştay denetim raporlarındaki bulgulara göre kendi kafamdan, gazete haberinden değil bakın Sayıştay bulgularına göre sormuşum. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne sormuş Çevre Bakanı. Cevap ne? Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından dernek ve vakıflara bedelsiz taşınmaz işlemini sormuşuz. Böyle bir işlem yapıyormuşsunuz Sayıştay bundan bahsetmiş raporlarda demişim. Cevap ne? “Taşınmaz işlemi yapılmıyor.” demiş. Ya kardeşim Sayıştay bunu yazmış. Ya bu ne laubalilik ya? Bu ne ciddiyetsizlik ya? Allah aşkına Çevre Bakanı Murat Kurum böyle bir cevabı bana nasıl yollarsın ya? Devletin kurumunda geçen ifadeleri soruyoruz, oradaki laubali bir büyükşehir belediyesi görevlisi bir şeyler yazıyor, alıp buna bana cevap olarak gönderiyorsun öyle mi? Ya insanın bir yüzü kızarır ya.
Bakın, her bir bakanlık dökülüyor. Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek’e sorular sormuşuz. OHAL dönemi uygulamalarıyla ilgili bir sürü soru sormuşuz. Bakın, 9 tane esaslı soru sormuşuz. Gelen cevaplar, yasak savma kabilinden OHAL komisyonuyla ilgili 9 sorunun belki bir tanesine yarım cevap vermiş. Şu hale bakın. Şu ülkede millete yapılan muameleye bakın arkadaşlar. Biz milletvekiliyiz ve bunları ben kabul etmeyeceğim. Kendi makamlarına da geri göndereceğim incelesinler. Bu ne haldir diye görsünler değerli arkadaşlar.
Biz hep soruyoruz, sormaya devam edeceğiz. Munzur Üniversitesi’nde tehditle ihale alınması meselesini sormuştuk. Men prosedürü neden uygulanmamıştır dedik. Munzur Üniversitesi’nde neler oluyor YÖK yetkilileri size soruyoruz. Bakın bu ne haldir ya? Munzur Üniversitesi dökülüyor. Ya bakın. Rektör, Tarım ekonomisi bölümü mezunuymuş, adam hukuk dersleri veriyormuş. Ya bu nasıl oluyor? Sen uzmanlığın olmayan bir alanda sırf rektör olduğun için mi bu dersi verebiliyorsun? Bunlar nedir? Bunlara cevap verebilecek misiniz? Bakın, YÖK birtakım rektörler atıyor. Rektörler YÖK’ün her istediğini dört dörtlük yerine getiriyor. Sadece Munzur için demiyorum. Her yerde böyle. Osmaniye’de de biz bunu gündem etmiştik. Bakıyorsunuz adam kendisine villalar yapıyor. Neler neler yapıyor. Soruyoruz bakanlığa. Böyle ilginç ilginç cevaplar geliyor. Bu ne hal ya? Osmaniye Üniversitesi Rektörü seni de unutmadık, merak etme yaptıkların örtbas edilmeye çalışıldı ama neler yaptığını, üniversitede ne işler döndüğünü de bilmiyor değiliz. Bunu da söyleyelim.
Cezaevlerinin gerçek yüzüyle sizi tanıştırayım. Bana gelen ve bakanlıklara sorduğumuz sorularla ilgili hususlar.” Ankara, Sincan L3’te hükümlü eşim kapalı görüşlerde kıyafet gönderiyoruz ve çok zorlanıyoruz bu konuda. 3 haftadır yazlık eşofman altları henüz eşime verilmedi.” 3 haftadır mahpusa yazlık eşofman altı verilmiyor. Niye verilmiyor biliyor musunuz? Cezavi idaresinin keyfi gelmediği için. “Öyle canım isteyecek de öyle vereceğim kardeşim.” ve bu halle ilgili sorduğumuz sorulara doğru düzgün cevap gelmiyor. Keyfi yönetmelik değişikliğinden hem mahkumlar hem biz mağduruz.
Adana Karataş Cezaevi tıklım tıklım dolu insan onuruna uygun olmayan şartlarda ceza üstüne ceza verilmekte.
Ankara Ayaş Açık Cezaevi, çok kalabalık, her yerde olduğu gibi ama esas sorun su yok. Tankerle taşımayı kesmişler masraflı oluyormuş. Kapasite aşımı nedeniyle zaten tuvaletler çok pis, üstüne susuzluk eklenince pislik korkunç boyutlara ulaşmış, banyo, çamaşır, tuvalet ihtiyacı için su vermezken temizliğe ayırmaları beklenmez. Bağırsak enfeksiyonu yaygın. O pislikten millet artık ishal olmuş arkadaşlar. Şu hale bakın. Burası neresi? Dağın başı bir cezaevi değil. Ankara Açık Cezaevi. İnsanlar tepe tepe yatıyor, üst üste yatıyor. Yataklar vardiya halinde kullanılıyor. Birisi kalkıp tuvalete gittiğinde öbürü yatağa atlıyor, yatağı kapıyor. Bakın, cezaevlerinin hali bu yani. Şu hale bakın yani. Adalet Bakanı da bana böyle ilginç ilginç cevaplar yolluyor.
“Alia Abdullah Omar Qasir, Filistin uyruklu, Gazze Şehri doğumlu. Türkiye’ye yasa dışı yollardan girmiş ve bana doğru geliyordu. Hollanda’da yaşıyorum. İnsanlar savaştan ve acıdan kaçıyor. Otuz kişilik bir grupla bir kamyonda tutuklandı ve şu anda İzmir Harmandalı merkezinde. Yurt dışına çıkamamış. Fiziksel engelliyim ve tekerlekli sandalyedeyim hiçbir Türk belgesi yok ama bir kimliği, Filistin doğum belgesi ve pasaportu var. Bir Filistin vatandaşı Alia Abdullah Omar Qasir, İzmir’deki Harmandalı sınır dışı merkezinde tutuluyor. Eşim 3 aydır tutuklu ve onu serbest bırakmaya kimse yanaşmıyor.”
Birindar Gezici Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevi’nde Doğubayazıt ilçesinde askerler tarafından gözaltına alınmış. Hakaret işkence gördüğü doktor raporuyla kanıtlanmış. Cezaevi yönetimine aylarca dilekçe vermesine rağmen hastane sevki gerçekleşmiyor. Ağır işkenceler yüzünden sağ gözünde iki el ve kollarında ayrıca ayağında ciddi hasarlar oluşmuş. Düşünün cezaevinin haline bakın. Bu cezaevleri için bize dört dörtlük cevapları geliyor.
Çorum L Tipi Kapalı Cezaevi’nde günde iki saat su veriliyor. 24 saatin iki saatinde su veriliyor ancak düşünün arkadaşlar. Zaten cezaevi kapalı bir ortam, havasız bir ortam, sıcak ve en fazla iki saat su veriliyor. Adalet Bakanı’na sorsan, “Ömer Bey işler dört dörtlük cezaevlerinde hiçbir sıkıntı yok.” diyor. Ya utanın, utanın, şu hale bakın.
Sözleşmeli personeller bize başvurmuş. Sözleşmeli personelin aile birliği mazereti tayin hakkı 1 yıl hizmet süresi vardı. Sözleşmeli personeller ile ilgili yapılan yeni düzenleme ile aile birliği mazereti tayin hakkını 4 yıl zorunlu hizmet süresine çıkarmışlar. “Ne olacak bizim halimiz ya bizim sesimizi kim duyacak?” diyorlar ve bu konuda da soru önergesi veriyoruz.
%69 engelli belden aşağı his yok. Hasta bezi kullanmakta olan İzmir 1 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde Gökhan Yıldırım’a mahpuslar “Sen hala ölmedin mi?” diye aşağılıyorlarmış. “Gergelioğlu’na söyle ilaçlarını getirsin.” diyerek dalga geçiyorlarmış. Düşünün belden aşağı hissi olmayan bir insana yapılan muamele. Sayın Bakan duyun bakın bu cezaevinde yapılıyor. “Çok çaresizim.” diyor anne. “Oğlumun can güvenliği için korkularım arttı. Hasta mahpus olduğu için Menemen Cezaevi’ne nakledin.” diyor. Belden aşağısında his yok ama o nakil de gerçekleşmiyor. Ölsün yani. Adam orada ölsün. Zaten hiçbir ölüm hakkında açıklama yapmıyorsunuz. Geçen gün bir ölümle ilgili açıklama yaptık. Adalet Bakanlığı tıs hiçbir açıklama yok. Tabii doğru söylediğimizi biliyorlar.
Ortopedi teknikerlerinin istihdam sorunlarına kalıcı çözüm talebi isteniyor. Uzun uzun yazmış ortopedi teknikerleri. Biz bunu soru önergesi ile de soracağız merak etmesinler ayrıntılı bir şekilde Sağlık Bakanı’na soracağız. 2025 yılı ve sonrası için en az 500 kişilik kadro tahsisi yapılarak artan mezun sayısıyla orantılı düzenli ve yeterli adamalar sağlanmalı.” diyor.
Hikmet Ataman Ordu E Tipi Cezaevi’nde kalmakta. Tek hücre cezaları, telefon ve görüş yasakları verilmekte. Sosyal aktivitelerden mağdur edilmekte.
Aras Aslan, Ankara Sincan Cezaevi’nde sürekli oda basmaları, her türlü etkinlikten mahrum bırakılmalar, kitapların sürekli alınması, pencerelerini tellerle kapatmalar, neredeyse gökyüzünü hiç görememe halindeler.
Gaziantep L Tipi Cezaevi’nde neler oluyor? Bakın anneler bize defalarca başvuruyor. Onlarca öğrenciyi hapsetmişsiniz. 77 öğrenci mahpus. Üniversite öğrencisi bunlar. Okullarını bitirmek üzere abuk sabuk nedenlerden hapsetmişsiniz. Sıcak su yok. Sıcak su hiç verilmemiş. Su şişelerini güneşte ısıtarak banyo yapıyorlar. Bakın, sık sık su kesintileri oluyor. Bayramın 1. günü tuvalet taşmış, memurlar tesisatçı bulamayız demişler, leş gibi bir ortamda kalmış insanlar bayramın ilk iki günü. Sınavları için not götürüyoruz, bir hafta sonra ulaştırıyorlar. Öğrenci o zor şartlarda sınava çalışacak cezaevinde, zaten %90’ı giremedi cezaevinde sınavlarına. Anne babaları not götürüyor, bir hafta sonra teslim ediliyor. Düşman ceza hukuku, başka bir şey değil. 40 gündür hem sıcak su hem de soğuk su problemi yaşıyorlar. Çocukların dilekçeyle yaptıkları müracaatlara da bizim telefonla yaptığımız şikayetlerimizi de sıcak su açık cezaevinden geldiği için bir şey yapamıyoruz diyorlarmış. Koğuşun içindeki banyo giderinden koğuşun içine pis su çıkışı oluyor. Hamam böcekleri basmış cezaevini. Hamam böcekleri bol miktarda. Düşünün kadın mahpuslar olarak kadın mahpuslar olarak erkek cezaevindesiniz. Kadınlara özel ihtiyaçlarınız da karşılanmıyor. Tam Kerbela’ya düşmüşsünüz arkadaşlar. Bunlar kim? Üniversiteyi bitirmek üzere olan ülkenin nadide zeki gençleri. Bunlara bu muamele yapılıyor arkadaşlar. Sonra Adalet Bakanı’na soruyorsun bunları, “ Hiçbir şey yoktur cezaevleri dört dörtlük Ömer Bey. Gerçekten süper cezaevleri.” Diyor. Yüz binlerce insan yalan atıyor da sen mi doğru söylüyorsun Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç? Üç tane müfettişin yok mu ya? Senin adına birileri soru önergelerinin altına sahte imzalar atıp bize gönderiyor haberin yok mu bunlarda? Böylesine saçma sapan cevaplar gelir mi ya? Şu hale bak ya, insan utanır mı cevapları vermekten?
Tuncer Karakoç: “Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne 2008’de kentsel dönüşüme arsamı verdim, yıllardan beri hiçbir gelişme olmadı.” diye bize şikayet ediyor.
Semra Açıkyürek daha önce de bize başvurmuş; “Devletin bütün birimlerinden korkarak yaşıyorum. Yargıya güvenemiyorum. Yargının rahatlığı nasıl olsa ne yapasak yapalım soruşturulmayacağız inancından kaynaklı. Canımız, malımız, çocuklarımız güvende değil. Siz soru önergesi verdiniz önceden, 1 yıla yakın oluyor cevap yok. Kim bizi dinler ki? 5 yıldır yargı mağduruyuz, can güvenliğimiz yok. 6 yıldır yargının zulmü altındayız.” işte Sayın Bakan, yönetiminde bulunduğunuz yargının halinden dolayı feryat eden milyonlarca insanın olduğu bir ülkenin halini size gösteriyorum. Bunları ben uydurmuyorum. Halk bunu söylüyor ve sizin umurunuzda değil.
Mahir Aslan; “2015 Eylül ayında Kadıköy iskelede durakta oturup otobüs beklerken saldırıya uğradım. Tinerciler saldırdı. Ben de kendimi savunmaya çalıştım. Ülkenin en liyakatsiz hakimine denk geldiğim için skandal bir kararla bana ceza verildi. Karşı tarafa ceza vermedi. Mahkemeler için esas olan adalet değil.” diyor. Vatandaş mahkemelerden dolayı feryat ediyor. Kimsenin duyduğu yok arkadaşlar. Memleketin özeti bu.
Muharrem Ari Erzurum Cezaevi’nde kalıyor. “Adil yargılanmadı. Kardeşim suçsuz. Delil olarak kamera görüntüleri var fakat kamera görüntülerinde tespit edilemiyor. HTS kayıtlarında telefonu orada görünmüyor. Görgü tanığı yok. Sağlık durumu iyi değil. Gizli tanık benziyor diyor. Parmak izi yok. Adli tıp kurumu kameradan tespit edilemediğini söylüyor. Sahte deliller yaratılmış. Gizli tanık ifadeleriyle polis tarafından zorla bu ifadelerin verildiği söyleniyor.” deniliyor. Düşünün böyle inanılmaz iddialar var Muharrem Ari’nin başvurusunda.
“Kızım Sara Erol Erzincan Kadın Cezaevi’nde kalıyor 11 yıldır tutuklu cezaevinde, bugün 36 yıl ceza verdiler. Düşünün genç bir kadına 36 yıl ceza verilmiş. Acaba ne yapmış! Kronik hastaymış. 1 yıla yakındır onu göremiyorum. Bir anne olarak babasını kalp krizinden kaybettik. Dosyadakilerin hepsi tutuksuz yargılanırken benim çocuğum neden bu halde diye soruyor. Çocuklarımın psikolojisi bu hali kaldırmıyor.” diyor.
Şu hale bakın! Şu vatandaşı kolu kırık, perişan hale getiren kim biliyor musunuz? Sakarya’daki polisler. Kardeşim bakın, bize başvurdu. Sakarya’de ailesini hastaneye götürmekte olan bir kişiyi, Müjdat Yaldız’ı polis yol ortasında durduruyor. Tamam adam duruyor, arabadan inecekken polis diyor ki; “İn lan aşağı! Lan arabadan in aşağı!” Vatandaş diyor ki: “Ya ben vatandaşım bana böyle hakaret dolu bağırma ineceğim tamam. Neden böyle vatandaşa muamele ediyorsunuz?” diyor. Hakaretlerin dozu artıyor ve polis vatandaşları darp etmeye başlıyor. Biber gazı sıkıyorlar, darp ediyorlar. “Eşimin yanında, ailemin yanında mağdur edildim. Eşimin kolunu kırdılar. Annemin kolunu üç yerden kırdılar.” şu fotoğraflara bakın. “Benim elime dikiş attılar. Erkek polisler eşime ve anneme temasta bulundular. Cop ile vurarak kolunu kırdılar. Bunu söylediğimizde ilk başta “Anneniz yere düştü.” dediler. Savcılıkta ise yanlışlıkla konuna cop geldi dediler. Bu arada etraftaki kameraların kaydına da polis el koydu. Gözaltında ise bizi fiziksel olarak tahrik etmeye çalıştılar. Sataştılar. Yanımızdan geçerken küfretmeler, hareket yapmalar ve daha neler neler. Savcılıkta ise polise mukavemet ettiğimizi söylediler.” ya Sayın İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Sakarya Emniyet Müdürlüğü’ndeki bu rezalet için bir açıklama yapacak mısın, yapmayacak mısın? Yoksa biz konuyu ulusal boyuttan çıkarıp Nacho Sanchez Amor’a kadar Türkiye’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki Raportörü’ne kadar götüreceğiz. Şu rezalete bakın ya! Vatandaş ne adliyede güvende ne sokakta güvende. Durup dururken arabanızı sürüp giderken bir tane ağzı bozuk bir polisin saldırısına uğruyorsunuz. Annenizin, eşinizin kolu kırılıyor. Elinize dikişler atılıyor. Perişan durumda hastanelik oluyorsunuz. Vatandaşın güvende olmadığı bir ülkenin güvenlikten sorumlu İçişleri Bakanı Sayın Ali Yerlikaya, Sakarya Emniyet Müdürlüğü’ne şu rezaleti soracak mısın? Sana soruyorum. Ben sana bunu soru önergesiyle de soracağım. Böyle bir rezalet olabilir mi? Vatandaşın kendini güvende hissetmediği bir ülke olabilir mi ya? Bütün bunları size soracağız, belgeleri göndereceğiz. Kimdir bu Sakarya Emniyet Müdürlüğü’ndeki pervasız polisler? Senin polislerin bu denli kendinden emin mi ya? Vatandaşa hakaret etsin, darp etsin, kolunu kırsın, kafasını kırsın, ondan sonra da “Yok efendim biz saldırıya uğradık.” diyerek kamera görüntülerine rağmen yalan atsın. Utanın ya, utanın. Sakarya Emniyet Müdürlüğü bir an evvel el değiştirmelidir. Sayın Bakan, bu rezaletin üstünü örteni tespit etmelisiniz. Bu memurları cezalandırmalısınız. Bu memurlar maaşlarını halkın vergilerinden alıyor. Halka hakaret ve darp etmeye hakları yok.
“Ağız ve diş sağlığı teknikeriyim. Sayın Fahrettin Koca’nın 10 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri alım sözü ve mevcut Sağlık Bakanımız Sayın Kemal Memişoğlu’nun teknikerleri sağlık yaşam merkezlerinde entegre ederek tüm ülkeye yayılacağı açıklaması bizleri umutlandırmıştı ama fiiliyatta bir şey görmüyoruz.”
Şeyhmus Karakaya 21 Mart 2025 tarihinde Bursa Newrozunu’na katılıyor. %50 zihinsel engelli fakat ardından terörle mücadele ekipleri çağırıyor. Bir engelli insanı böyle bir sicile yönlendirmek ne kadar doğru. Engelli bir insan ya. Bursa Newrozunu’na katılmış, polis kafaya takmış. Bunlar nedir?
İlitam ile ilahiyat ön lisans programını lisans seviyesine getirdim. Zor ekonomik şartlarda ilerlemiş yaşına ve iki çocuk annesi olmama rağmen yılmadım lisansa tamamladım. Daha sonra formasyon eğitimi de aldım. Şimdi bakıyorum hiçbir atama alım söz konusu dahi olmuyor. Alanımıza neredeyse 60 kişi sınava giriyor. Çok cüzzi alım oluyor. Umutsuz bir şekilde ömrümüz heba olurken hiçbir şey yapmadan bekleyecek miyiz? Sesimizi duyan yok mu? Biz şimdi ne yapalım, ne yapacağız? 3-5 kuruşa güvencesiz şekilde zor şartlarda çalışmak için mi emek verdik? Bize kim hangi çıkış kapısını göstermede vesile olacak?” diye soruyor.
Sermaye Piyasası Kurulu’nda görev yapan ve meslek personeli statüsünde olmayan çok sayıda kamu görevlisinin, örneğin hukuk müşavirleri, idari personel, destek personel, diğer kamu kurumu ve kuruluşlarında geçici görevlendirilmesinin önü tamamen kapatılmaktadır. Bunlar anayasal ilkelere aykırıdır. Diğer tüm kamu kurumlarının personeline tanınan anayasal bir hakkın bu personele mutlak şekilde yasaklanması anlamına gelmektedir. Bunu mecliste düzeltin.” diyor.
Mağdur ailelerin başvurusuna geliyoruz. “15 Temmuz hain darbe girişiminde eşim Sakarya’da askerdi ve tutuklandı. İki sene ceza aldı sonra beraat etti. Evlendik çocuğumuz oldu. Beş sene sonra yanlışlık oldu dediler. Şimdi iki yıldır içeride ve müebbet verdiler.” bakın bir ailenin hayatı nasıl karartılır? İşte yargı uygulamalarıyla bunlar. “Edirne Kapalı Cezaevi’nde kalıyor ve biz Samsun’dayız. Çocuğumla iki ayda bir ziyaretine zor gidiyoruz. Maddi manevi çok yorulduk. Lütfen yardım edin.” diyor.
“Sözleşmeli er olarak görev yaparken 15 Temmuz gecesi terör ihbarı var diyerek Atatürk Havalimanı pasaport bölümüne götürülüp kumpasa düşürülen hiçbir olaya karışmadığı apaçık olan erleri gündeme getirin.”
“15 Temmuz gecesi Atatürk Havalimanı’ndaki erler hala cezaevinde. Vatan haini damgası yemiş durumda bir şeyden haberi olmayan gençler darbeci ilan edilmiş.” diyor. Eşimin askerdeki görevi bulaşıkçıydı küçümsenen aşağılanan bir erdir. Komutanın emri üzerine Havaalanına gitti. Üstlerimizin emirlerine uymayacak, karşı çıkacak insanlar değiliz. Git denilince gittik. Başımıza bunlar geldi.” diyor mahpusun eşi.” Bölgede bir şeylerin ters gittiğini anladığı an eşim geri döndü. Eşim silahını bile çıkarmamıştı ve sivil halkımızdan yardım istemişti.” en sonunda da al sana ağır cezalar. Gariban halkın durumu bu arkadaşlar. Memlekette gariban olmaya görün. Başınıza gelenler bunlardır.
Sağlık yönetimi bölümü mezunları binlerce defa bize başvuruyor. Mağduriyetlerin ağırlığından dolayı da binlerce defa onları gündeme diyoruz. “Görev ve meslek tanımımızı ve hakkımız olan o adil atama sayısını istiyoruz.” diyorlar. Çok haklılar.
“Kocaeli Darıca’da esnaflar olarak Sırasöğütler Mahallesi Battalgazi Caddesi yolunun tek yöne dönmesi işlerimizi %70 oranında kırdı. Bu durum düzeltilmeli. Yolumuzun çift yön şeklinde tekrardan açılıp eski hale getirilmesini istiyoruz.” diyor.
“2024 KPSS’de son 20 yılın en düşük öğretmen ataması yapıldı. Toplam 100’e yakın branş varken Yusuf Tekin’in sadece 4 branşa yaklaşık 10.000 verip geri kalan 96 branşa 5.000 gibi bir sayı düşüyor. Bu olacak iş değil. 35.000 kişi arasından 40. olan arkadaşımız atanamadı.” diyor. Duyuyor musunuz arkadaşlar? Bakın yanlış duymuyorsunuz. 35.000 kişi sınava girmiş, adam 40. olmuş, atanamamış. Daha ne yapsın ya? Ne yapsın? Allah aşkına gerçekten şu gençlerin hali ne zorluktur, ne perişanlıktır yani. Şu ülkenin gençlerin haline bakın yani.
Ortopedi teknikerleri; “Adil atama istiyoruz vekilim 500 kadro istiyoruz.” diyor.
Erhan Erkoç Silivri 6 Nolu Cezaevi’nde kalmakta MS hastasıymış bakın ağır bir hastalık. Ağır ilaç kullanan bir hasta hükümlü. “Tüm ağır hastalığına ve raporlarına rağmen 24. Ceza Mahkemesi tutuklu yargıladı eşimi.” diyor. Şu hale bakın, şu 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nin hali nedir ya? Hakim; “İzzet Özgenç’in kitabını takmam. İzzet Özgenç’in kitabını yırttım attım, o neymiş?” demiş. İzzet Özgenç dediği adam profesör, hukuk hocası. Fakültenin hocası. Hakim orada tabi sırtını böyle iktidara yaslamış ya. “Efendim İzzet Özgenç kimdir ya, attım onun kitabını çöpe attım.” diyor. Sırtını iktidara dayayarak bilimi, bilim insanlarını aşağılayan bir üzücü dönemi yaşıyoruz arkadaşlar. Utanın ya! Utanın diyorum.
Bakın şu cezaevinin haline! Erhan Erkoç, Silivri Cezaevi. Görüşe gidiyor insanlar. Mahpus yakınları hakarete uğruyor memurlar tarafından. Oradaki memur tarafından bu mahpusun eşi ağır hakaretlere uğramış ve ardından da üç ay görüş yasağı verilmiş. İnsanlar perişan, mahpus yakını olarak perişansın. Orada bir tane memur böyle kendisini ilah zannediyor. Kimse kendisinden bir şey sormuyor ya. Hani Adalet Bakanımız hiçbir şey sormuyor biliyorsunuz memurlardan. Bize otomatik cevaplar gönderiyor. Memure hanım da yani böyle gayet rahat bağırıp çağırmış mahpus yakınlarına. “Ya insanca konuş kardeşim.” denilince de “Sus sana ceza verdiriyorum. Üç ay eşini ziyaret edemeyeceksin. Görüş yasağı.” insanlara yapılan bu arkadaşlar. Kendinizi bu durumda bir hissedin. Mahpus eşi olarak oraya gitmişsiniz. Şu muamelelere uğruyorsunuz. Ya sen kimsin? Sana bir memur görevi olarak oraya vermişler. İnsanlara zulüm etmek için mi bunu vermişler? Adalet Bakanı bu memuru sana şikayet ediyoruz, sen gidip memura soruyorsun. Memur da diyor ki: “İşler dört dörtlüktür, hiçbir sıkıntı yoktur.” bakın, cezaevlerinin hali bu arkadaşlar. Sayın Nacho Sanchez Amor, duy! Bakın, cezaevlerinde yapılan ihlaller için o memura soruluyor, o memurun cevabını kopyala yapıştır, Bakan Bey bize yolluyor. Cezaevlerinin hali pür melali bu işte.
Tekirdağ, 2 No’lu Cezayi’nde bir aydır sular akmıyor. Günde yarım saat su veriyorlar, o da çamur gibi akıyor. 10 kişilik koğuşlarda kaç kişi kalıyor biliyor musunuz? 55 kişi. Yarım saatte kaç kişi duş alacak? Düşünün yarım saatte su geliyor, 55 kişi yıkanacak. Ne olduğunu anlayın arkadaşlar. “Vekilim ben onları yaşamıyorum, bana ne?” derseniz siz insanlıktan çıkmışsınız, kusura bakmayın. Bakın, bu ülkede bazı insanlar bunu yaşıyor. Biz de boş yere bunu gündeme etmiyoruz.
Samsun Çarşamba Cezaevi’nde herkes yerlerde yatıyor. Bir aydır yatak ayarlayacaklar millete.
Tarsus ve Çorum cezaevlerinde mahpuslar yoğun şekilde su sıkıntıları yaşadığını söylüyor.
Bu da tarihi bir görüntüdür. Madleen gemisi’nin Gazze’ye varacağı yerde Filistinli sanatçı Yazid Abu Jarad böyle güzel bir Madleen yazısıyla kumlardan bir sanat eseri oluşturmuş. Onu da burada analım.
Uine Adalet Bakanı çünkü yani adaletle alakaları yok. Geçen gün gündeme getirdim, cevap yok. Hala bekliyorum. Dehşet verici bir ölümü size anlatacağım, bakın. Sincan, L2 cezaevi, A9 koğuşta kalan bir mahpus. Kim bu? Ercüment Aktolga. Gencecik bir insan değil mi? Bu kişi şu an yaşamıyor. Ölmüş cezaevinde. Cezaevine soruyoruz, bir açıklama yap adam neden ölmüş? Cevap yok. İddiaya göre ne olmuş biliyor musunuz? Aşırı sıcak, bunaltı, kalabalıktan dolayı sıkıntı yaşamış. Banyoya girip şöyle bir rahatlayayım derken, banyoda kalp krizi geçirmiş ve yığılıp kalmış. Sıcak sular üstüne akmış saatlerce. Adamın cesedi de yanmış ve bu şekilde buluyorlar. Açıklama yapın diyoruz, kimsenin umurunda değil. İşte arkadaşlar bundan dolayı itiraz ediyoruz. İnsanlık adına bundan dolayı itiraz ediyorum. Şu rezalete ben susabilir miyim bir insan hakları savuncusu olarak?
Erzurum Dumlu 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde Mahzum Yüksekbağ beyin damarlarıyla ilgili bir aniyo işlemi geçirecek. Bu süreci takip edin diyor ailesi takipteyiz. Aileye de bunu söyleyelim.
Bakın Anayasa Mahkemesi’nin bir kararı çıktı burada elimde şu karar. Bu kararda sonunda Adalet Bakanı’nın müdahale edemediği cezaevlerindeki bir uygulamaya Anayasa Mahkemesi ihlal kararı vermiş. Neymiş bu? Gergerlioğlu’nu doğrulayan bir karar bu. Efendim kafanıza göre mahpusların mektubunu engelleyemezsiniz demiş Anayasa Mahkemesi. Bir sürü mahpus başvuru yapmış bakın Kamil Özdemir ve 10 kişinin yaptığı başvuru ve 1-2 yeri çizerek belki mektup verilebilecekken mektubu göndermemiş. Böyle çok rastlıyoruz. Kafasına göre oradaki memur; “Bu mektubu göndermiyorum, almıyorum bu mektubu.” diyor. Alıyor böyle çöpe atıyor ama bir de Anayasa Mahkemesi var Yılmaz Tunç. Cezaevi İdaresi bunu yapıyor. Adalet Bakanı’nın haberi yok. Bu işler örtbas ediliyor. Anayasa Mahkemesi’ne gidiyor diyor ki: “Ya siz ne yapmışsınız!” diyor vatandaşa tazminat ödenmesine karar veriyor. “Yaptığınız ihlaldir.” diyor. Utanın ya! Memleketi bu hale düşürdünüz ya! Vallahi billahi ben söylemiyorum sadece ya işte memleketin hali bu arkadaşlar ya! Şu hale bakın ya! Gerçekten inanılmaz bir haldeler!
Aslıhan Gençay çok nitelikli yazılarıyla dikkat çekiyor. Son yazısında demiş ki: “Çocuklu kadın mahpusların bitmeyen çilesi. Çocuklu kadın mahpusların çilesi sürerken hasta ve yaşlı mahpuslar ise halen tahliye edilmedi. Yeni paket cezaevlerinde kaos yarattı, zira sanki Kafka’nın Şatosu’nda hazırlandı.” Şimdi mesela bakın, size bir fotoğraf göstereyim. Şu ana kadar cezaevine girmemiş bir mahpus. Kim bu? İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde görevli bir bürokrat hanımefendi Elif İpek Atayman. Hayatında ilk kez cezaevine girmiş. Sizin gibi yani. Mesela böyle herhangi bir siyasi olaya karışmamış bir hanımefendi. Bir şekilde tutuklanmış, şu bu denilmiş, iktidarın gadrine uğramış. Neler yaşamış biliyor musunuz? Bakın yarın öbür gün ben yaşamam demeyin. Birisi size kafayı takar, içeri atar. Diyor ki: “Yetmiş iki gün hücrede beni bıraktılar. Ardından beş gün koğuşta tutuldum. Yedi buçuk saat bileklerim kelepçeli halde İstanbul’dan zırhlı bir kabinin içinde Afyon’a sevk edildim. Bileklerim kelepçeden mosmor. Burada yerde yatıyorum. Eşyam çöp torbasında. Bu bir yargılama değil, açık bir cezalandırmadır.” her türlü vahşi işi yapmışlar. Her türlü vahşi iş yapılmış.
Beyhan Gün Marmara Cezaevi’nden bize yazmış. İnancıma, değerlerime, kültürüme sahip çıktığım için Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Şubesi Başkanı olduğum için cezaevindeyim. Biz Hızır Paşaların saraylarından maaşlı alevi olmadığımız için bugün buralardayız. Yalancı bir tanıkla 4 aydır tutukluyum. Cem evinin kapısından beni kaçırıp tutukladılar. Açlık grevleri devam ediyor, kuyu tipi cezaevleri devam ediyor.” Beyhan Gün Marmara Kapalı Cezaevi.
Ayten Öztürk Kocaeli 1 No’lu F Tipi’nden yazmış; “İftiracı tanıklarla izlediğim iddia edilen bir linçten dolayı 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis aldım. Oysa ben orada yoktum, sadece bir iftira vardı. Ayrıca 6 Şubat olayından sonra bir üyelik cezası da uydurdular. Yargıtay müebbeti onayladı. Bu bir fırsatçılıktı. ‘Gizli Tanık’la’ yargılamayı alışkanlık yaptılar. AYM’ye gereken itirazları yaptım. Hep iftiracı ifadesiyle cezalar aldım. Hukuka uygun bir yan yok.” Diyor.
Evet. Yusuf Kerim Sayın’ın annesi bize bir mektup gönderdi. Diyor ki;”Yakın zamanda koğuş arkadaşım Melek’in gözünün nuru kızı Sümeyrasını uğurlamasına şahit oldum. O günden beri tüm yaşadıklarım tekrar hatırıma geldi. Çok ani bir kayıp oldu. Buradaki anneler çocukları için özgürlüğe kavuşmayı dört gözle bekliyor. Melek’in kızını kaybetmesi herkeste kaygı ve endişeye sebep oldu. İnanın buradaki insanlar çıkacağı günü beklemekten ziyade evlatlarına sağlıkla kavuşmayı ümit eder oldu. Daha kaç çocuğumuzun yaşadığı üzüntü ve stresle başa çıkamadığı için vefat haberini almalıyız? Daha kaç anne evlatlarına hasret yıllarını geçirmeli? Benim Yusuf Kerem’im, Melek‘in Sümeyra‘sı Hakk’ın avucuna kondu, cennete kuş oldu, fakat yaşayan annesinden ayrı onlarca yüzlerce çocuk var. Yaşanılan acılar yetmez mi? Korkuyla endişe ile kederle geçen yıllar yetmez mi? Gözlerinin içi ışıl ışıl gülmeli çocukların… O zaman anneler mutlu olur, günleri kutlu olur.” Diyor.
Deniz Aldemir, Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “10. Yargı Paketi, 11., 12. … Bunlar sadece oyalamak için çıkarılan yamalar. Toplumda hiçbir şey düzelmiyor. Toplumun düzen, güven ve istikrarına fayda sağlamıyor. ‘Zor görünen her kader ya sınar ya doğru yola ulaştırır ya da cezalandırır…’ diyor okuduğum bir kitaptaki satırlar… Toplumumuzun elle tutulur bir yanı yok maalesef…” Deniz Aldemir, Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi
Necmiye Birkoç, Marmara Kapalı Hapishanesi’nden bize yamzış; “Kardeşimden dolayı bana hasmane iddianameler düzenlediler. Gizli tanıklar olmamış şeyleri yalancı tanıklıkla söylemişler. Suçladığı tarihte tutuklu olduğumdan bile haberleri yok. Beraat etmem gereken dosyada kardeşimden dolayı cezalandırmak istiyorlar. Suçun şahsiliği esası da unutulmuş.” Diyor.
Barış Yüksel, 2 No’lu F Tipi Hapishanesi’nden bize yazmış; “Hak ihlalleri raporumuz çok dolu maalesef. Sohbet hakkımız 10 saat yerinde 4 saat uygulanıyor. Kitap yayın haklarımız gasp ediliyor. Gazeteler verilmiyor. Dayanışma amaçlı açlık grevlerimize ceza veriliyor. Sağlık hakkı ihlalleri devam ediyor. Yemeklerin miktarı, çeşidi, besleyici niteliği azaldı. Fare pisliği, salyangoz kabuğu gibi nesneler görüldü yemekte. Kireçli ve kokulu olduğu için suyu kantinden almak zorundayız. Savunma hakkımız engelleniyor. Çağlayan Adliyesi’ndeki savunmalarımıza götürülmedik. Savunma aşamasında dahi tecrit uygulanıyor. Çorap araması dayatılıyor. Adliyeye sevkimiz bu yüzden engelleniyor. Her ay 3 arama yapılıyor. Sürekli gerginlik ve psikolojik baskı var. Kantin alışverişi resmi tatillerde yaptırılmıyor. Mağduriyet yaşıyoruz.” diyor.
Bakın bu anneyi ölüme göndermeyin. Bursa Valiliği’ne sesleniyorum, İçişleri Bakanlığı’na sesleniyorum, Göç İdaresi Başkanlığı’na; Bursa İnegöl’de yaşayan dört çocuk annesi Zebo Kadirova, Özbekistan’a iade edilmek üzere gözaltına alındı. Dört çocuk annesi Zebo Kadirova, Özbek hükümeti tarafından Türk yetkililerce Özbekistan’a geri gönderilmesi talebiyle Bursa GGM’ye alındı. Özbekistan vatandaşı olduğu için kendisine G87 kodu verilmiş. Bu kod ile deport edilirse kendisini cezaevine atacaklar. Bir anne perişan olacak.
Dicle Baştürk tutuklanmış birçok gazeteci gibi işini yapmaya çalışan sadece ve sadece gazeteci olan bir arkadaşımızdı. Tanıyorum ve o da uyduruk nedenlerle şu anda tutuklandı.
KHK meselesinde buradan çok feryat etmiş bir milletvekili olarak söylüyorum. Benim bu konudaki yasa teklifim var. 600 milletvekiline buradan çağrı yapıyorum; OHAL uygulamalarını kaldıran yasa teklifimi gelin kabul edin bu işi bitirelim. Samimi değilseniz onu da bilelim. Benim yasa teklifim var. Siz de varsanız bu işi kaldırırız ama “Yok ben liderimden korkuyorum. Yok işte şöyledir bana şöyle denir böyle denir.” diyorsanız sizin bileceğiniz iş. Biz doğru düzgün bir şekilde işimizi yapıyoruz ve insanlık adına tüm mağdurların sorunların giderilmesi adına milletvekillerini yasa teklifimin altına imza atmaya, ona oy vermeye davet ediyorum.

























Yorumlar