1 Ekim 2025

Bugün Meclis açılıyor. 1 Ekim 2025. 86 milyonun merakla, hasretle beklediği gün geldi. Meclis açılacak, sorunlar bitecek, giderilecek diye büyük bir beklenti var kamuoyunda. Biz bu milletin vekilleri olarak meclisteyiz ve bu beklentiyi yerine getirmeye çalışacağız. Ancak iktidar bu beklentiyi yerine getirmekten çok uzak. Bakın mesela milyonlarca kişinin beklediği Covid yasası. Haziranda bekleniyordu. Mahpuslar çantalarını, bavullarını, mahpus yakınları, mahpusların evlerdeki odalarını hazırlamıştı. Ancak ne oldu? “Efendim kaldı bu iş. Birileri yararlanır bu işten istediğimiz gibi olmadı.” diyerek, anayasal ilkeleri çiğneyerek “Ekim’de yaparız efendim.” dediler. “Ekim’e oldu bu iş, hiç merak etmeyin, canınızı sıkmayın.” diye avundurdular ve ardından ne oldu? Ekim geldi. Böyle bir şey var mı? Covid yasasıyla ilgili bir şey var mı? Yok. Biz milletvekiliyiz, öyle bir şeyden haberimiz yok. Vatandaş bize soruyor, milyonlarca kişinin beklediği Covid yasası neden çıkmadı, neden taslak haline meclise komisyonlara getirilmedi diye çünkü büyük bir haksızlık vardı. Covid yasası çıktığı zaman hükmü kesinleşmiş olanlar yararlandı. Birtakım nedenlerle mahkemesi uzayıp hükmü kesinleşmeyenler hatta daha önceleri mahkemesi başlayanlar mağdur oldu ve Covid yasasından faydalanamadı. Anayasal bir eşitsizlik oldu. Şimdi bu eşitsizlik giderilsin deniliyor. Sadece çok basit bir şekilde bu eşitsizlik giderilsin. İktidar Haziran’da bunu yapacağım diye ortalığı yaygaraya Verdi. “Şunu yapacağım, bunu yapacağım.” dedi. Ne oldu? Olmadı. “Ekime kaldı. Tamam merak etmeyin.” Dedi. Ekimde hiç böyle bir şey yok. İşte biz kamuoyuna diyoruz. Bu iktidara güvenmeyin. Sabah akşam yalan atarlar. Başka bir şey değil. Bunu da herkes çok iyi bilsin.

Cezaevleri ağzına kadar dolu, bir çözüm gerekiyor. Ancak cezaevlerini 120 bin yerde yatan, fazlalıkla dolduran anlayış zerre miktara adım atmak istemiyor. İnsanları sabaha karşı evlerine yaptığı baskınlarla, saat 05.30’da yaptığı baskınlarla, aile evlerine yaptığı baskınlarla gözaltına alıyor, darp ediyor. İnanılmaz bir hukuksuzlukla yapılıyor. Düşünün sabah 05.30’da evinizin kapısı kırılmaya çalışılıyor. “Ya durun ne yapıyorsunuz? Kapımı kırmayın, ben açacağım.” kapıyı diyorsunuz. O arada kapıyı açanlar sizi devirip yere yatırıyor, bağırıyor, çağırıyor, darp ediyor, tekmeler, tokatlar. Ya bir vatandaş bunu hak ediyor mu arkadaşlar? İlla başkasına yapılması şart değil, size yapıldığı zaman ne dersiniz? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları böyle bir rezaleti hak ediyor mu ya? İstanbul Emniyeti, Ankara Emniyeti yaptığınız bu nedir? Hangi görüşten olursa olsun suçu kesinleşmemiş insanlara terörist muamelesi yaptınız. Dün yapıldı, dün sabah yapıldı bunlar. Böyle bir şeyi kabul etmiyorum. Bir polis devletini, bir hukuksuzluk devletini kabul etmiyorum. Bu milletin milletvekiliyim ben. Milletin hangi ferdine yapılırsa yapılsın bu rezaletleri kabul etmiyoruz İstanbul Valisi Gül senin işin gücün nedir? İnsanlara hukuksuzluk yapmak mı? Bu ne haldir ya? O görüntüler basına sızdı ben sosyal medyamdan yayınladım bir dönüp bakın! Sabah 05.30’da buçukta ne olduğunuzu anlamadan elinde uzun namlulu silahlar ile tepenize çökmüş polislerle karşılaşmayı kim hak ediyor bunu? Ne oluyoruz? Bir telefonla karakola çağırabileceğiniz insanların evine böyle sabahın köründe baskın yapmak da nedir ya? Bu ne rezalettir ya? Ben milletvekili olarak buradan milletin hakkını hukukunu savunurum tabii ki. Yürütmenin yaptıklarını değil. Biz burada 600 milletvekili milletin hakkını savunmak için varız. Böyle rezaletleri kabul etmiyoruz. Kime yapılırsa yapılsın bakın. Kime yapılırsa yapılsın. İster sağa ister sola. Kime yapılırsa yapılsın böyle rezaletleri kabul etmiyoruz. Tüm hukuk ilkelerini, anayasa ilkelerini ayaklar altına alan yüzlerce operasyon yapılıyor bu ülkede ya! Nedir bu hal? “Başkasına yapılıyor. Onlar herhalde teröristtir.” demeyin arkadaşlar! Yarın öbür gün sizin evinize de gelinir. Sabah 05.30’da kapınız kırılıp içeri girip sizin üstünüzde tepenirler, darp ederler. Böyle bir şeyi kabul edebilir misiniz? Ayrımsız bir şekilde hukuk devleti istemek zorundayız. Ben bunları kabul edemem.

Bakın bu ülkede böyle yapılarak insanlar tutuklanırken aynı zamanda ne yapılıyor? İnsanların denetimli serbestliği geldiği halde şartlı tahliyeleri geldiği halde abuk sabuk gerekçelerle tahliyeleri engelleniyor ya. Bu insanlar maddi manevi yıllarca zaten 5, 6, 15, 20, 30 yıldır cezaevlerinde abuk sabuk gerekçelerle gelip gözlem kurulu ona diyor ki: “Kardeşim pişman mısın? Ona göre seni bırakacağım.” ya adam zaten “Ben örgüt üyesi değilim.” demesine rağmen cezaevine atılmış. Ona tekrar cezaevinde ikinci bir mahkeme yapılıyor. Cezaevi müdürü sanki hakim adam. “Pişman mısın bakalım?” kardeşim sen hakim misin? Bu ne rezalettir? Kalorifer teknisyeni geliyor mahpusa diyor ki “Pişman mısın? Ona göre tahliyene karar vereceğiz.” ya bizim bildiğimiz Türkiye Cumhuriyeti’nde mahkemeleri yargıçlar, savcılar yapar ya. Bu ne oluyor? Cezaevlerinde kalorifer teknisyenleri yapıyor. Müdürler yapıyor bu mahkemeleri. İkinci mahkemeler. Yarın öbür gün cezaevine düştüğünüzde başınıza bu gelebilir arkadaşlar. Denetimli serbestlik süreniz gelmiş. İyi hal puanınız var. Gayet de iyi bir puan. Her şey tamam. Cezaevinden çıkmamanız için hiçbir neden yok. Oradakinin keyfi gelmiş, bacak bacak üstüne atıyor. “Söyle bakalım, pişmanım diyor musun demiyor musun?” “Ya neye pişmanım kardeşim? Zaten senin yaptığın suçlamayı ben kabul etmeden bu cezaevine girmişim. Neyin pişmanlığı?” diyor mahpus. “Öyle mi? Tamam, bir altı ay daha kal bakalım burada da aklın başına gelsin.” binlerce mahpusa bu yapılıyor ya. Bu ne rezalettir ya? Bu meclis bu işi çözmediği müddetçe boşuna açılmaktadır. Bunu net bir şekilde söylüyorum. Bu meclis bugün bu işi çözmediği müddetçe boşuna açılmaktadır. Ne Covid yasası gündemde, ne denetimli serbestlik şartlı tahliyelerin böyle keyfi bir şekilde verilmemesi gündeminde. Olur mu böyle bir şey ya? Bu ne rezalettir ya? İnsanlar yerde yatıyor arkadaşlar. Bakın yatak bile verilmiyor. Yere battaniye seriyor, onun üstünde yatıyor adam. Tarsus Cezaevi’nde gidin bakın ya. 120 bin kişi yerlerde yatıyor ya. Böyle bir rezalette sen önüne geleni apar topar tutuklayıp cezaevine götürüyorsun. Önüne geleni abuk sabuk yargılamalarla gözlem kurullarında pişman mısın pişman mısın diyerek orada tutmaya çalışıyorsun.

Bakın mesela Sincan cezaevleri. Ya el insaf ya. Dünya rekoru kırıyor ya! Kim bu Sincan cezaevlerindeki savcı ya? Nedir bu hal ya? Önüne gelene “Sen cezaevinde kalacaksın.” deniliyor. Zaten bir taraftan kuyu tipi hapishaneleri var yüksek güvenlikli. Öbür taraftan Sincan T Tipi Cezaevi yakından takip ediyorum. Böyle zulüm olmaz ya! Bakın Sincan T Tipi Cezaevi’nde geçtiğimiz gün gözlem kuruluna girdi Ahmet Kaya isimli bir mahpus. Adamın tüm iyi hal puanları var. Her şeyi dört dörtlük. Hiçbir eksiği yok. Şartlı tahliye almaması için hiçbir neden yok ama müdür beylerin keyfi gelmiyor. “Efendim pişman mısın bakalım bir söyle bakalım.” “Ya neye pişmanım ben zaten bir suç işlemedim.” diyor mahpus. Adamı sen cezaevindeki yaptığı işlerden en çok denetleyebilirsin cezaevi yönetimi. İyi hal puanı var mı yok mu? Var. Niye o zaman adama ikinci mahkeme yapıyorsun? Sen kimsin ya? Kalorifer teknisyeni gelmiş gözlem kurulunda görev yapıyor. Arkadaşlar yarın öbür gün sizin de başınıza gelir. Bir kalorifer teknisyeni sizin özgürlüğünüz hakkında karar verebilir. Buna nasıl isyan etmiyorsunuz? Buna nasıl itiraz etmiyorsunuz? Kim olursa olsun ister en sağdan ister en soldan. Ben bir insan hakları savunucusu olarak bunu kabul edemem.

Bakın yargı rezaletleri bitmiş değil. Bu milletin meclisinin başkanı bile milletin sesini kısmak için uğraşıyor düşünebiliyor musunuz? Eski dönem meclis başkanı Sayın Mustafa Şentop. Zamanında 2021 yılında ben ona vatandaşlardan bana gelen birçok başvuruya istinaden soru önergeleri verirdim ki İçişleri Bakanlığı’na iletilsin. İçişleri Bakanlığı’na iletilmeden Mustafa Şentop soru önergelerimi meclis başkanlığında hemen durdururdu. Niye durduruyor? Çünkü vatandaşların kendilerine yapılan işkence ile ilgili şikayetleri var. Tırnak içine almışız. Vatandaş diyor ki: “Polis beni dövdü. Sabah evime girdi. Darp etti beni efendim aldı gözaltında, makatıma cop sokmaya çalıştı.” Diye anlatıyor. Biz de tırnak içinde bunu anlatıyoruz. Bu iddialar doğru mu İçişleri Bakanlığı diye soruyoruz. Ne var bunda? Milletvekili olarak ben bunu yapmayacaksam milletvekili olmamın anlamı ne? Tabii ki millet bana böyle soracak. Ben de bakanlığa soracağım ne var bunda? Ne oluyordu biliyor musunuz? Sayın Mustafa Şentop hemen böyle bir taraflara yaranacak ya beyefendi. “Ya efendim, kaba ve yaralayıcı kelimeler var burada. Biz bu soru önergesini geçiremeyiz. İçişleri Bakanlığı’na gönderemiyorum.” ya ne kaba yaralayıcı kelimesi? “Efendim orada sen önerken de demişsin ki makata cop sokmak, çok kaba çok yaralayıcı bir şey. Biz bunu gönderemeyiz efendim.” Allah Allah, ben mi demişim? Vatandaş demiş ya. Sen bunu kaba yaralayıcı buluyorsun ama vatandaşın makadına cop sokulmayı kaba yaralayıcı bulmuyorsun. Öyle mi Mustafa Şentop? Utanmıyor musun? Diye, bundan dolayı bizim soru önergelerimiz meclis başkanlığından geçemedi, gidemedi biliyor musunuz İçişleri Bakanlığı’na? Düşünün ya, makadınıza birisi cop sokmaya çalışıyor arkadaşlar. Büyük acılar çekiyorsunuz. Sonra gelip bunu bir milletvekiline söylüyorsunuz. Milletvekili bunu bakanlığa sormaya çalışıyor. Meclis başkanı diyor ki: “Efendim kaba yaralayıcı kelimeler var. Onu iletemeyiz.” ya ben kimseye bir hakaret mi etmişim? Vatandaşın uğradığı zulmü bakanlığa sormuşum. Ne kaba yaralayıcı kelimesi Mustafa Şentop? Bütün bunları yaptıktan sonra bütün bu önergelerimizi durdurduktan sonra biz kendisini Artı TV’de 2022 yılında eleştirmişiz arkadaşlar bir TV programında 2021’de yaptıklarından dolayı 6 Ocak 2022’de Artı TV’de bir programa çıkmışım demişim ki: “Sayın Mustafa Şentop niye milletin uğradığı zorbalıkları bana bildirdiği soru önergelerini engellemeye çalışıyorsun.” demişim. “Sen işkenceyi mi örtbas etmeye çalışıyorsun.” demişim. O ana kadar bizim bütün önergelerimizi örtbas etmeye çalışan Mustafa Şentop ne yapmış biliyor musunuz arkadaşlar? “Vay efendim Gergerlioğlu bana iftira ediyor.” diye mahkemeye koşturmuş burada bakın. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hukuk Hizmetleri Başkanlığı tarafından hemen demiş ki: “Gergerlioğlu bana iftira etti, hemen onun hakkında dava açın.” benim bu sözlerimi almış, hakkımda suç duyurusu yapmışlar. Hiç yüzleri kızarmadan, bakın Mustafa Şentop ve bu meclisin hukuk hizmetleri başkanlığı. Hukuk hizmetleri başkanlığı da dönüp dememiş ki “Ya biz bu Artı TV’deki programı izledik. Milletvekili gayet ifade özgürlüğü içinde konuşuyor. Ne olacak, bu laflardan bir şey çıkmaz. Kendimizi rezil etmeyelim Sayın Şentop. Bakın, sonra yarın öbür gün bu takipsizlik verilirse bu suç duyurusuna rezil oluruz.”  dememişler. “Hadi gidelim Gergerlioğlu’nu öncesinde hapse atılması için büyük bir gayret sarf etmiştik. Anayasa Mahkemesi bunu iptal etmişti ama öncesinde ben hiçbir sözü dinlemeden Gergerlioğlu’nun Yargıtay tarafından onanan kararına  hemen icabet edip adamı meclisten cezaevine polis zoruyla attırmıştım. O zaman başaramadık demek ki bir başka şekilde başarmamız gerekiyor diye düşünmüş herhalde. Ve hakkımızda suç duyurusu yapmış beyefendi. 2023 yılında evraklar burada. Bazen de Ankara’da hakimler var. Ya bu denli abuk sabuk bir suç duyurusuna güya kendisine iftira atmışım. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı takipsizlik vermiş. İşte burada karar. Cumhuriyet Başsavcı vekili takipsizlik vermiş. Bunlar ifade özgürlüğü içindeki eleştirilerdir demiş. Ya Mustafa Şentop, sana tekrar soruyorum. Meclis Başkanı değilsin ama hiç yüzün kızarmıyor mu ya? Zaten bizim onlarca soru önergemizin bakanlıklara gitmesine engelledin. Zamanında beni cezaevine attırmak için her türlü hızlı girişimi yaptın. Ardından mahkeme bunun hiçbir suç içermediğini söyledi. Ayıp değil mi ya? Milletin hakkını, hukukunu savunmak için uğraşan bir milletvekilini tekrar hapse attırmak için gayret sarf eden bir meclis başkanı. Yazıklar olsun ya! 1 Ekim 2025 günü bu meclis açılırken önceki dönem Meclis Başkanı’nı  kınıyorum. Yazıklar olsun sana diyorum Sayın Mustafa Şentop. Bu ne haldir ya? Hiç utanma yok mudur ya? Şu şikayetin takipsizlikle sonuçlanacağını, bu milletin kürsüsünden bir milletvekilinin seni mahkum edeceğini hiç düşünmedin mi? Şu rezalet suç duyurusunu nasıl yaptın? Meclis Başkanlığı, Hukuk Hizmetleri Başkanlığı bu işe nasıl alet oldu? Sayın Numan Kurtulmuş’a da soruyorum. Memurlarına git sor. Meclis başkanlığını bu hale düşürmek mi sizin işiniz ya? Yazıktır ayıptır ya. Bu meclis işkenceyi araştıracağına, bu millete yapılan işkenceleri araştıracağına, bu millete yapılan işkenceleri ötbas etmekle mi uğraşacak? Şu hale bakın 4-5 yıldır verdiğim mücadelenin sonucunda ne kadar haklı olduğum, ne kadar milleti savunduğum apaçık ortadadır. Tüm güç odaklarına, tüm iktidara boyun eğen mahfillere rağmen biz hakkı hukuku burada söylemeye devam edeceğiz arkadaşlar.

İktidarın bir başka yalanını daha çıkarıyorum. Geçtiğimiz günlerde Birleşmiş Milletler’de “Gazze’de aşağı, Gazze’de yukarı” diyorlardı değil mi? Türkiye iktidarı “vay efendim biz Gazze’yiz, Filistiniz.” demediklerini bırakmıyorlar. Bunun ardından katil Netanyahu ile Trump kalkmış bir barış anlaşması organize etmiş Türkiye’de bunun desteklenmesi için sağa sola koşturuyor. “Hamas bunu kabul etsin.” diyor ya bu tam bir teslimiyet anlaşması. Bu nedir ya? Tamamen bir teslimiyet anlaşması. Gazze’yi bir turistik sahil kenti haline çevirip orayı direnişsiz bırakma orada Filistin halkını ezme planı başka bir şey değil bu. Barış için her zaman biz varız. Barış için tüm gayretlerimizi sarf ettik ama bu bir teslimiyet planı arkadaşlar olacak iş mi? Türkiye de bu planın desteklenmesi için uğraşıyor. Bir taraftan da Filistin nutukları atıyor ama öbür taraftan ne oluyor biliyor musunuz? Bana dikkatle bakın lütfen. Bakın, belgeleri elimde. Bu rezaleti medya yazsın. Medya yazmaktan uzak durmasın. Bütün bu Filistin naraları arasında ne oluyor biliyor musunuz? Daha bu sabah tespit ettik. İsrail’in Ashdod Limanı’ndan bir gemi Mersin Limanı’na gidiyor. Bir başka gemi Kocaeli Yarımca’ya doğru gidiyor. İsrail ve Türkiye arasında ticaretin devam ettiğini görüyoruz ve bunu ispatlıyorum. Marinetraffic’ten aldık bu belgeleri. Atıp tutmayın kardeşim. Atıp tutmayın bana fiil gösterin. Kaç kez söylüyorum bunu. Palavra atıp durmayın. İsrail Türkiye arasındaki ticaretin devam ettiğini kaç bin defa ispatlayayım size. Gidip Birleşmiş Milletler’de atıp tutmak, hamaset kolay yani. Öbür taraftan paralar önemli. Para kaybetmeye gelemez bizim tombullar, cebi şişkinler. Bakın gemi trafiği durmuyor işte ortada.

Trump ve Erdoğan görüşmesinin biz ülke halkları için hayra dönüşmeyeceğini düşünüyoruz. Bir ticari pazarlık yapıldı burada. Başka bir şey değil, bir ticari pazarlık. Al ver ilişkisi. İlkeler nerede? Adalet nerede? Hak nerede? Hukuk nerede? Vicdan nerede? Al ver ticaret ilişkisi anlaşması. “Ben bu anlaşmayı kabul etmezse ezerim geçerim Filistin’i.” Trump. “Netanyahu’ya izin vereceğim ezip geçsin.” diyor. İyi valla sizin gibi zalimler katiller varken zannediyorsunuz ki bütün dünya size teslim olacak. Hayır! Bu dünyanın vicdanı var arkadaşlar. İşte Küresel Sumud Filosu gece gündüz yollarda Allah razı olsun diyoruz. Yanlarında olmayı çok isterdim ama onlar büyük bir gayretle yollarına devam ediyorlar. Küresel Sumud filosu etrafında bu sabah Zodiac botları dolaşmaya başladı. Son derece tehlikeli, sıkıntılı saatlere girmiş durumdayız. Her an İsrail Küresel Sumud Filosu’na, küresel direniş filosuna bir baskın yapabilir. Türkiye bu konuda tedbirli olmalı ve net bir şekilde İtalya ve İspanya’nın yaptığı gibi Küresel Sumud Filosu’nu savaş gemileriyle korumalıdır. Başka bir yolu yok bu işin. Orada yüzlerce dünyanın dört bir tarafından gelen vicdan ehli insanlar var. O insanları korumak Türkiye’nin görevidir. İtalya ve İspanya’dan önce Türkiye’nin görevidir çünkü Türkiye’deki 86 milyonun kalbi Küresel Sumud Filosu ile birlikte çarpmaktadır.

Bakın arkadaşlar, cezaevlerinden her gün ölüm haberleri geliyor. Şu kişi, bakın, gencecik bir insan değil mi? Öncesinde bir öğretmenmiş. Uyduruk nedenlerle, KHK’yla ihraç edilmiş. Gencecik bir insan görüyorsunuz ve çektiği sıkıntılar, üzüntüler bir kalp krizi geçirmesine neden olmuş ve Cafer Ongun hayatını kaybetmiş. Kütahya T Tipi Cezaevi’nde olmuş bu olay. Siz daha cezaevlerini rahatlatacak adalet getirecek yasalar getirmeyi düşünmeyin iktidar. “Olsun ya yatsınlar, gebersinler. 120 bin değil, 250 bin kişi yerlerde yatsınlar.” diyorlar. Ben biliyorum onları. Hiç utanmadan bunu diyorlar. Tamam da siz şu ölümlerin hesabını nasıl vereceksiniz?

 Bakın kaç haftadır söylüyorum İbrahim Güngör Menemen R Tipi Cezaevi’ndeydi. Orada yatmaması gereken bir mahpus, yaşlı, 70 yaşını geçmiş, alzheimer, prostat, kalp olmayan hastalık yok. Adam o cezaevinden çıkartılamadı. Tüm gayretlere rağmen orada hayatını kaybetti.

Hüseyin Parlak. Adamı 43 derecede Manisa Alaşehir Ccezaevi’nde, ortaçağ şartlarında bir hücreye attılar. Hücrenin tuvaletinin kapısı bile yok. Ortaçağ demek aslında ödül. İlkel taş devri şartlarında bir hücre arkadaşlar. Ben gidip gördüm. Böyle bir hücreye attılar ne oldu biliyor musunuz? Yaşlı adam aşırı sıcak ve susuzluktan öldü. Hesap veren var mı? Yok. Ya sizin dedenize bu yapılsa arkadaşlar. Bakın annenize, babanıza bile değil. Yaşlı dedenize yapılsa bu. Ne dersiniz? Susar mısınız? Ama bu yapıldı işte bakın bu insanlara yapıldı arkadaşlar. Bunlar vicdansızlığın danıikasıdır. Tek bir açıklama bile yok bakın bunlar için tek bir açıklama bile yok ve bunun üstüne de bu gencecik insan öldü. Hapishanelerle ilgili yasa çıkarın diyoruz, umurlarında değil. İşte Türkiye böyle bir yer arkadaşlar.

Türkiye’de inleyen çok kişi var. 35.000’i KHK ile ihraç, öğretmen var bu ülkede. 20.000’i de çalıştıkları okul KHK ile kapatıldığı için öğretmenliği elinden alınan öğretmen var. Toplam 55.000 öğretmen. Bu insanlar öğretmenlik yapamıyorlar. Neden? “Efendim işte KHK öyle gerektiriyormuş.” Allah Allah nasıl iş? Bakın bana her gün her gün bir sürü mektup geliyor. “Ben yılların öğretmeniyim. Beni yoktan nedenlerle ihraç ettiler. Ya bırakın tamam devlette çalışamıyorum. Gidip bazı özel okulda çalışayım, öğretmenlik yapayım. Yok ona da izin vermiyorlar. Özel okulun servis şoförü olayım yok ona da izin vermiyorlar. Düşünün öğretmen gidip diyor ki: “Ya öğretmen olayım.” “Yok kardeşim olmaz.” diyor. “Peki sizin servis aracınızın şoförü olayım şoförlüğüm var.” diyor. “Yok kardeşim Milli Eğitim ona da izin vermiyor.” diyor. Kaç kez burada ispatladık belgelerini gösterdik. Ondan sonra bu insanlar intihar etmez mi? Bu insanlar kalp krizi geçirmez mi? Bir devlet vatandaşına bu denlizulmeder mi ya? Bakın bana her gün bir sürü böyle mektup geliyor. “Ya vekilim ne yapacağız biz? Yılların öğretmeniyiz.” öğretmeniniz yok mu sizin arkadaşlar? 20-30 yıllık öğretmenlerinizi bir gece kapının önüne koysalar ne düşünürdünüz? O iyi öğretmenleri, sizi yetiştirmek için gecesini gündüzüne katan öğretmenleri bir gecede böyle terörist ilan edip sokağa atsalar ne derdiniz bir öğrenci olarak? Buna razı gelir miydiniz? Razı gelmeyin. Benim de öğretmenlerim oldu. Çok sevdiğim öğretmenlerim oldu ve onları düşündükçe bu yapılanın çok büyük bir vicdansızlık olduğunu düşünüyorum sevgili arkadaşlar.

İyi gelişmeler de oluyor ama bu işte büyük gayretlerle, zorluklarla oluyor. Avukat Suphi Özgen beyefendi bana göndermiş. Okullarda seçmeli Kürtçe dersler konusunda çok gayret sarf ediyor Suphi Bey ve derneği. “Esenyurt’ta bir ortaokulda Kürtçe dersinin verilmesini Hezkurd olarak sağladık.” diyor. Tebrik ediyorum en azından ana dilde eğitim olmasa da çocukların seçmeli Kürtçe dersi seçmesi güzel bir şeydir çünkü bu ülkede 20-25 milyon Kürt var ve Kürtçe ana dilde eğitim yok ve Kürt çocukları ana dillerini unutuyor. Bu ana dilde eğitim olmadan olmuyor. Seçmeli Kürtçe dersi konusunda da gayret etmek lazım. Dernek böyle bir gayret göstermiş. Tebrik ediyorum. Ellerine sağlık. Ben destekliyorum şahsen. Bu gayreti yaptıkları açıklamalarda da bunlara vurgu yapıyorlar.

Birçok şikayet geliyor bize vatandaşlardan, onlara da yer yer değinelim.

“Barış Allak suçu ve kabahati olmadan silahla vurulmuş ve vefat etmiş. Onun katilleri hala ortalıkta dolaşıyormuş ve adalet duygusu zedeleniyor.” diyor. Bakın ülkede suçsuz günahsız insanlar sabah evine baskın yapılarak gözaltına alınıyor. Apaçık adam öldürdüğü ortada olan tipler ortada dolaşıyor. Memleketin hali bu arkadaşlar. Biz bu durumu da Barış Allak’ın ölümü ve katillerin ortada dolaşmasıyla ilgili durumu da bakanlığa soruyoruz.

Van Şehir Merkezi’ne raylı tren yapılmasını istiyor Vanlılar. Bu isteği de burada gündem edelim.

Sağlık kurumları işletmeciliği ön lisans mezunları. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı tarafından bir miktar alım yapılmış bu arkadaşlarımıza fakat çok yetersizmiş. Onlar diyor ki: “Bu alımların arttırılması lazım.” biz de onların yanındayız.

Gerontoloji yani yaşlı bilimi. Her gün yaşlılar artıyor arkadaşlar. Şu anda %10’u geçmiş durumda. %10,6 olmuş TÜİK 2024 verilerine göre ve yaşlılarla ilgili çok daha önemli alanlar açmak lazım çünkü yaşlıların uğradığı sıkıntılar gittikçe artıyor. Artık nesil yaşlanıyor, gençleşmiyor. O yüzden yaşların bakımı ve tedavisiyle ilgili gerontoloji biliminin alanını açmak lazım. Gerontologlara alan açmak ve Sağlık Bakanlığı gerontologların sayısını arttırması lazım.

Ali Keskin tıp eğitimini Rusya’da tamamlamış. “Depremzedeyim, depremde her şeyimi kaybettim ama denklik verilmesi gerekirken tanıma ve denklik dairesi başkanlığı bana sınav şartı koydu. Hukuka aykırı.” diyor. Biz de bunu soracağız. Başvurucunun başvurusu doğru mu diye. Eğer ki adaletsizlik varsa düzeltilmesini istiyoruz.

Bakın İzmir’de TPİ Compozites adında Amerikalı bir fabrikada çalışanlar greve çıkmışlar ve 130. gününde fabrika XCS Compozites adında paravan bir şirket kurup bütün hakları oraya devretmiş. “Bu şirketin Türkiye’ye geçmişi yok. ABD firması böyle bir şey yapmış. Amerikan sermayesi bizi dolandırıp kaçtı. Devlet hiçbir şekilde müdahale etmiyor. Karşımızda muhatap olmadığı için grevi sonlandıramıyoruz. 4,5 aydır maaş alamıyoruz. Çok mağduruz.” Diyor. Çalışma Bakanlığı sen niye varsın? Bir Amerikan firması böyle alevere işler yapmış. Bir başka şirkete, paravan bir şirkete devrederek kaçıvermiş. İşçiler 4.5 aydır greve devam ediyorlar, maaşlarını alamıyorlar, çok mağdurlar. Bakanlığın umurunda değil. Ne yapıyorsun Sayın Bakanlık ya? Bunu soruyorum bakın vatandaş bize başvurmuş.

Serdar Şitilay. Elazığ 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kalıyor. 6 defadır haksız yere 6’şar ay tutukluk süresi uzatılmış. Tahliyesi engellenmiş. Şu hale bakın ya. Bu nedir ya? Yıllarca insanlar içeride kalıyor. “Artık şu gün çıkarım.” diyor. 6 defa 6’şar ay uzatıyorsunuz. Adamın kalbinden vuruyorsunuz adeta. Sadece onu değil, yakınlarını da perişan ediyorsunuz.

Göksel Ünal; “İstanbul Kartal Belediyesi’nden emekli olduk, tazminatımızı ödemiyorlar. 10 ayı geçti, mağduruz, bunu gündeme getirir misiniz.” diyor. 13 sene çalıştım ama tazminatımı ödemiyorlar, bunu bakanlığa da sorduk.

Şu gördüğünüz hanımefendi, bakın. Gencecik birisi değil mi? 18 Ağustos 2025 tarihinde Aydın E Tipi Kapali Cezaevinde tutuklu ve halen bugün de tutuklu. Meme kanseri bu kadın. Daha öncesinde de bir tutuklanmış ve o çektikleri sıkıntılar genç yaşta meme kanseri olmasına neden olmuş. Kemoterapiler almış, radyoloji tedavileri almış. 6 ayda bir kontrollerine gitmesi gerekiyor. Hasta birisi ama cezası onanıp hapse atılmış. Böyle çoluk çocuklu anneler, hasta anneler şu anda Türkiye’de cezaevlerinde arkadaşlar. En azından infaz erteleme almaları gerekiyor. Onu da vermemek için kırk takla atan adli tıp kurumu var.

Bakın, Sincan T Tipi Cezaevi’nden bir şikayet daha geldi. C4 koğuşunda kalanlar diyor ki: “Mustafa Keleş adında şizofreni hastası bir kişi yanımıza getirildi. Adam ne yaptığını bilmiyor. Koğuşta çıplak dolaşıyor. Yanıcı kesici aletlerle ona buna saldırıyor. Ya adam hasta. Bizim yanımıza niye verdiniz? Perişanız.” fakat cezaevi müdürlüğü herhangi bir değişiklik yapmıyor. Olacak iş mi bu? Buradan da bakana soruyorum.

Marmara 1 No’lu L Tipi Cezaevi’nden bize başvurmuşlar. “Tahtakurularından canımız çıktı.” diyor. Demek ki cezaevi ileri derecede pislik içinde. Cezaevinin haline bak. Cezaevi mi, tahtakuru hane mi? Hayret bir şey. Cezaevi yoğunluğundan dolayı insanlar aylardır hastaneye gidemiyormuş. Şu hale bakın. Bakın ben size az evvel bu cezaevilerinin halinden bahsettim ya. Düşünün yani bir yerde yatıyorsunuz, gece sabah her tarafınız kaşınarak uyuyorsunuz. Ertesi gece aynı kader. Hastaneye gitmek istiyorsunuz, aylarca gidemiyorsunuz. Böyle cezaevleri için çözüm bulun diyoruz, kimsenin umurunda değilim. Esleştirmeyecek miyim? Tabii ki bunları eleştireceğim.

Süleyman Demir, Diyarbakır 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kalmakta. “Babam yaşlı, hasta, engelli yatalak durumunda olmasına rağmen suçsuz yere cezaevinde kalmakta. Engelli abim var ve gidip babamı göremiyoruz.” diyor.

Filistin hak aktivisti İsmail Çelik aylardır tutuklu. Niye tutuklu? Filistin için Türkiye iktidarının iki yüzlü olduğunu söylediği için birileri gazaba geldi. İsmail Çelik aylardır hapse atıldı. Onu hapse atanlar ne yaptı biliyor musunuz? İsrail’e silah satan firmalar için İstanbul’da fuar düzenlediler. Silahlarını bol bol iyi satsınlar diye. Ben oraya gittim biliyorsunuz. Orada fuarın önünde bir basın açıklamasıyla bu fuarı lanetledim ama bunları yapan İsmail Çelik tutuklandı. Şu an hala tutuklu. Dün mahkemesi vardı. İktidar güya diyor ki: “Biz Filistin’i savunuyoruz. Filistin’i gerçek anlamda savunup iktidarı eleştirdiği için de İsmail Çelik isimli şu genci aylardır cezaevinde tutuyor. Onun için yapılacak gösteriler oluyor. Geçtiğimiz gün mesela İstanbul Nuri Killigil Parkı’nda yapılmaya çalışıldı. O genç göstericilere de polis yapmadığını bırakmadı. Her türlü baskı taciz.

Yusuf Aygün uğradığı bir iftira nedeniyle hapse girecek, engelli bir vatandaşımız ve çok üzgün, hakkını arıyor. “Emekli olayım bari engelliyim.” diyor, Başvurmuş, “Yok seni emekli yapmayız.” Demişler. Şimdi avukatı diyor ki: “Müvekkil malulen değil, sigortalılık koşullarını tamamlayarak ve engellilere tanınan emekli olma hakkına dayanarak bu başvuruda bulunmuştur.” Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı bir şeye ret diyor ama neye reddediğinin farkında değil. Bunu da biz soru önergesiyle soracağız. Bu nedir ya? Ya engelli vatandaşları yaptığınız bu mudur? Neye reddediğinin bile farkında değilsin. Avukat hanım diyor ki: “Ya kardeşim bak yanlış şeye ret vermişsin.” bunu da soru önergesi olarak biz bakanlığa soracağız arkadaşlar.

Cezaevinden bize gelen mektuplar var.

Remzi Uçucu, İzmir 1 No’lu F Tipi Hapishanesi’nden yazmış; “ Hapishane idaresi posta yoluyla gelen manzara, doğa, hayvan fotoğraflarına el koyup keyfi bir şekilde bize vermiyor. Konuyla ilgili AYM kararlarına da uymuyor. Hapishane idaresi dış dünya ile olan bağımızı zayıflatmak, üzerimizde baskı oluşturmak ve tecridi aşırılaştırmak istiyor.” Diyor.

Tunahan İnaç, Edirne L Tipi Kapalı Cezaevi’nden bana mektup yazmış özetliyorum; “Annem ve babam engelli. Niğde’deler, Edirne’ye gelemiyorlar. Nakil de olamıyorum. Eziyet ve psikolojik baskı oluşturuyor bu durum, bunalıma giriyorum. Lütfen bana yardımcı olun.” Diyor.

Ümit Çobanoğlu, Antalya Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nden yazmış; “Gönderdiğim karikatürlerin gerçek bir şahsa ait olup olmadığı belli olmadığına dair bir kararla Ağır Ceza Mahkemesi karikatürlerimi engelledi. Artık gönderdiğimiz kişiden vukuatlı nüfus örneği de alacağız herhalde. Trajikomedinin bu kadarı da olmaz.” yani cezaevlerinde saçmalığın bini bin para arkadaşlar.

Emine Savaş Karakaya, Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “8 yaşında bir kız çocuğu annesiyim. 38 yaşındayım. Silahlı terör örgütüne üye olmaktan ceza aldım. Ancak mahkemelerin hiçbirinde bana silah sorulmadı. Telefonum alındı, onun da incelemesi temiz çıktı ancak ben cezaevindeyim. Yurt dışına gitmek bana bir kurtuluş gibi görünmedi ve cezam onanınca cezaevine girdim. Biz kadınları, anneleri burada unuttu bu toplum. Suç işleyen cezaevinde yatsın ama bizim suçumuz ne? Gelip bizi görün, konuşun, anlatalım; siz bize anlatın, biz size… Hiçbir şeye karışmayan, katılmayan, darbeye bulaşmayan biz kadınları, anneleri görün çilemizi anlayın, tanıyın.” diyor Gebze Cezaevin’den adeta bir feryat yükseliyor ya. “Duyun bunları. Duymuyorsunuz bizi ey toplum.” diyor. Çok büyük sitemi var. Bir anne bu ya, anne.

Burası Kocaeli İzmit’te İnterteks fuar alanıydı. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi yıktı orayı. Şimdi sosyal yaşam merkezi için ihaleler yapıyor. Bunların işi gücü budur arkadaşlar. Yıkım ihalesini bir müteahhide verirler, yapım ihalesini bir müteahhide verirler. Her taraftan para kazanırlar. O zaman niye yıktın kardeşim? O Interteks Fuar çok sağlam bir yapıydı. Orada bu yaşam merkezlerini yapabilirdin. Ben Kocaeli’de yaşayan bir insanım, bunu biliyorum. Bu ne haldir ya?

Gebze Köşlkü Çeşme Mahallesi’nde bir inşaat kazısında belediye gereken denetimi yapmadığı için bir çökme oluyor. Orada kapatıyorlar. Bir yol yapımı yapılması gerekiyor. Perde beton dökülmesi lazım. Onu yapmıyorlar. Aylardır vatandaş perişan.

Kocaeli Körfez Mimar Sinan Mahallesi’nde 6 aydır vatandaş perişan. Yollar yapılmamış durumda. 6 ay önce İSU girmiş, işlem yapmış. Sonra hemen bir asfalt döktü. Belediye ne yapıyorsun? Yapmamış. 6 aydır ortalık çamurdan, tozdan geçilmiyor.

Geçtiğimiz günlerde de gündeme getirdik. Gebze Belediyesi zabıtalarına bir hakim ol ya. Nedir bu zabıtaların yaptığı? Gariban insanlar bakın sokakta fasulye satıyor. Bir zulmetmiş, bir zulmetmiş videosunu gördüm. Satıcıyı burnundan getirmiş. Adam intihar etme noktasına gelmiş. Neymiş? “Sokakta fasulye satamazsın kardeşim.” Allah Allah yani el insaf ya. Adamın ekmek parası yok.

Son olarak da Kocaeli’de bakın kazalar çok artmış durumda arkadaşlar. Bu nedir diye soruyorum. Kazalar inanılmaz bir şekilde artmış. Kocaeli Valiliği kazaların bitirilmesi için ne yapıyor? Bunu bize açıklasın lütfen.

Gebze Adliyesi’nde bir olay yaşandı. Ya adliyenin nezarethanesine haydut gibi adamlar girdi, orada kalan mahpusları öldürmeye çalıştı. Büyük bir skandal. Ya o adamlar nasıl girdi silahla adliyenin içine? Hani insanların bir anahtarları olsa bile dıt dıt ötüyor adam silahlarıyla girmiş kaç kişi. Nezarethaneye girmiş adam öldürmeye çalışıyor. Bunun için bir açıklama yap diyoruz Gebze Adliyesi, Kaymakamlığı. Kim açıklama yapacaksak Adalet Bakanlığı, herkes suspus “Aman aman konuşmayalım da iş böyle unutulmaya gitsin.” Ülkenin hali bu arkadaşlar. Vatandaş bize başvurdu, olay belli. Herkes biliyor ama Gebze Adliyesi, savcılığı, Kaymakamlık hiçbir açıklama yapmamakta direniyor.

Yorumlar