8 Ekim 2025

Yine önümüzde önemli konular var. Ancak en başta Sayın Selahattin Demirtaş. Dün bütün gün tüm ülke Sayın Selahattin Demirtaş’ı konuştu çünkü 9 yıldır haksız, hukuksuz bir şekilde defalarca hakimden tahliye edilmesi gerektiğine dair kararların çıktığı Sayın Selahattin Demirtaş için Strasburg’da Türk heyeti tekrar AİHM’e başvuru yaparak Büyük Daire’ye başvurdu. Bu bir haksızlığın, hukuksuzluğun devamını isteme anlamındadır ve kabul edilemez. Ülkede bir barış süreci yürüyor ancak bu süreç Sayın Selahattin Demitaş olmadan nasıl yürür? Kürt halkı bu konuda çok ısrarlı, çok istekli. Biz nereye gitsek? Barış sürecinin Sayın Selahattin Demitaş’sız  olamayacağını net bir şekilde söyleyen, isteyen, talep eden milyonları görüyoruz. Bu yüzden Türkiye iktidarının AİHM’e yönelik bu girişimini kabul etmiyoruz.  Defalarca tahliye edilmesi kararı çıkmasına rağmen onun böyle bir zorbalıkla, hukuksuzlukla cezaevinde tutulmaya devam edilmesini de protesto ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, birçok hak ihlali var ve bize başvurular var. Bunlarla ilgili önemli değinilerimiz olacak. Burada biliyorsunuz cezaevleriyle ilgili birçok meseleyi gündem ediyorum ve bu cezaevlerindeki sorunların bir an evvel bitmesi gerektiğini söylüyorum. Bakın bununla ilgili Anayasa Mahkemesi’nin de beni doğrulayan kararları çıkmaya başladı. Daha öncesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden kararlar çıkmıştı. Şimdi de Anayasa Mahkemesi’nden kararlar çıkıyor. Türkiye cezaevlerinde aşırı bir kalabalık var. Normalde CPT standartlarına göre bir kişinin alanı dört metrekareden az olmamalı. Bunu hadi indirin Üç metrekareye mahkeme böyle değerlendirmiş. Üç metrekarenin altında olmaması kriteriyle değerlendirmiş Anayasa Mahkemesi ve bir başvurucunun ve daha pek çok başvurucunun başvurularında ihlal kararı vermiş. Mesela Tolga Doğan başvurusunda 115 bin lira hazminat ödenmesine karar vermiş. Düşünün bizim burada söylediklerimizin ne kadar doğru olduğuna dair bir AYM kararı var ortada. Cezaevlerinde 120 bine yakın insan yerlerde yatıyor, fazlalık var ve her geçen dakika artıyor. 5 dakika geçsin bu sayı biraz daha artacak. Bakın böyle bir şey yaşanırken gereken tedbirler alınmıyor, insan haklarına uymuyor ve bu 120 bin fazlalık perişan bir şekilde yaşıyor. Diğerleri iyi mi yaşıyor? Hayır, onlar da iyi yaşamıyor. 8-10 kişilik yere 30-40-50 kişi koyarsanız ne olur? Orası normal bir odayı geçin neredeyse bir ağıla döner. Olay budur arkadaşlar! Sonunda da Anayasa Mahkemesi bakın şahsa 115 bin lira tazminat ödenmesine karar vermiş. Bunlar  net kararlı Adalet Bakanlığı’nı göreve davet ediyor. Sayın Yılmaz Tunç bakın elimde tuttuğum karar bu ülkenin Anayasa Mahkemesi’nin kararı. Bunları nasıl görmezden geliyorsunuz? Anayasa Mahkemesi’nin de size bu kararla ilgili işlem yapması için bildirimde bulunması gerekir. Daha belki pek çok başvuru olacak ve ben buradan yüz binlerce mağdura cezaevlerinde aşırı kalabalık içinde yaşayan yüz binlerce mağdura çare yapıyorum. İşte bu çektiklerinizle kalmayın. Gereken hukuki başvurularınızı yapın. Mahpuslara, mahpus yakınlarına sadece şikayet etmekle kalmayın. İnfaz hakimliğine, ağır ceza mahkemesine oralar örtbas ediyorsa ki Anayasa Mahkemesi kararı diyor ki: “Bu ne biçim infaz hakimlikleri? Ne biçim ağır ceza mahkemeleri? Bu ihlalleri nasıl örtbas etmişler?” diyor. Bakın kararı okudum ve şahsa uygulanan muamele için ihlal kararı veriyor. O yüzden tüm aşırı kalabalık içinde yaşayan mahpuslara, mahpus yakınlarına diyorum ki haklarınızı aramak için hukuki yollara başvurun. Başka bizim hukuki olmayan önerimiz olmaz fakat hukuki başvurularınızı yapın diyorum sevgili arkadaşlar.

Bakın size bir fotoğraf göstereyim. Bu fotoğrafta bir anne var. Bu annenin bir çocuğu var, ikinci çocuğu olacak, inşallah olur çünkü 5 aylık hamile Leyla Arslan. Edirne L Tipi Cezaevi’nde. Düşünün, Türkiye cezaevlerinde karnında 5 aylık bebeği olan mahpuslar var arkadaşlar. Edirne Cezaevi’nde en az 41 bebek-çocuk var şu anda. Düşünün , şu Türkiye cezaevlerinin haline bakın. Bu kadın 5 aylık karnındaki bebeğiyle cezaevinde. Öncesinde şu çocuk doğarken çok sıkıntılar yaşanmış. Gebelik zehirlenmesi yaşanmış. Tansiyonu yükselmiş. Ölümlerden dönmüş. Son anda bebeği ve anneyi kurtarmışlar. İkinci hamilelikte de böyle bir risk var fakat anne dikkatli bir bakımda değil, cezaevlerinin aşırı kalabalık koğuşlarında. İşte bunlar yaşanıyor. Bakın raporları da bende. Şu hale bakın ya. Leyla Arslan’ın önceki hamileliklerde yaşadığı bir hekim olarak okudum. dehşete düştüm. Bu ne ya? Bebeklerin düşük yapmasını mı istiyorsunuz? AK Parti iktidarına sesleniyorum. Zaten öncesinde defalarca düşük tehlikesi yaşayan kanamalı kadınları tutuklayıp cezaevlerine attınız ve o bebekler düştü. Elinize bebek kanı da bulaştı AK Parti, MHP, Cumhur Zulüm İttifakı. Bunu size defalarca söyledim ve ispatladım da. Bakın elinize bir bebek kanı daha bulaşmasın. Şu çocuk haksız hukuksuz bir şekilde yasalar diyor ki: “Hamilelikte ve bebek 18 aylık olana kadar anne cezaevinde tutulamaz.” buna rağmen 5 aylık bebek anne karnında hapiste arkadaşlar. Biz boşuna mı bunları söylüyoruz? Anayasa Mahkemesi boşuna mı tazminat cezaları veriyor? Takdirlerinize sunuyorum sevgili arkadaşlar.

Bir başka çalışma da Mazlumder’in Çatalca Geri Gönderme Merkezi ziyareti sonrası oluşturulmuş raporu. Önemli buluyorum ve Çatalca Geri Gönderme Merkezi’ndeki ihlaller anlatılmış. İyice ayyuka çıktı arkadaşlar. Gazetelerden okuyoruz, gazeteciler hakkında dava açıyor. Ya ne dava açıyorsun Çatalca Geri Gönderme Merkezi, Göç Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı? Kardeşim, Çatalca Geri Gönderme Merkezi’ni düzelt. Gazeteci hakkında dava açıyor. İnsan hakları kuruluşları gidip orada rapor düzenlemek zorunda kalıyor. İşte bakın, Çatalca Geri Gönderme Merkezi raporu hazırlamış Mazlumder bir sürü ihlal sayılıyor. İnsanlar perişan bir şekilde bu geri gönderme merkezinde çok ayrıntıya girmeyeceğim. Sayfalarca ağır imkanları anlatan bir rapor var karşımızda fakat Göç Başkanlığı bunları haber yapan gazeteciye dava açıyor. İçişleri Bakanı Sayın Ali Yerlikaya bu ne haldir ya? Bu ne sefalettir ya? Şu hale bakın. Şu Çatalca Geri Gönderme Merkezi’ni düzeltecek bir merci yok mu şu memlekette ya? Kaçıncı defa söyleyeceğiz? Bu ne haldir diyorum.

Gazetecilik suç değildir arkadaşlar. Gazetecilerin Eylül ayı hak ihlali raporu gözaltı tutuklama soruşturma dava erişim engelleri 10 gazeteci gözaltına alınmış. 1’i tutuklanmış, 22 gazeteciye dava açılmış, 49 sosyal medya hesabıyla 30 habere erişim engelli getirilmiş. Memleketin haline bakın.

Cumhurbaşkanı’nı eleştirdi diye eski AK Partili vekil Hüseyin Kocabıyık da tutuklandı. Ağzını açanı cezaevlerine atıyorlar. Ondan sonra diyorlar ki: “Mevzuata uygundur cezaevşeri.” sen istediğin kadar cezaevini yap. Ağzını açanı cezaevine atıyorsan, hamile kadınları atıyorsan, gazetecileri atıyorsan, içerisi ana baba günüyse, bu ülkede hukuk olur mu? Bu ülke mutlu olur mu? Mutluluk endekslerinde dibe vurmuş bir ülkeyiz arkadaşlar. Şu hale bakın , daha hiç yüzleri kızarmadı. Ben AK Partili vekillere de buradan sesleniyorum. Dün Hüseyin Kocabıyık, Recep Tayyip Erdoğan’ın yanındaydı. Bugün de siz yanındasınız. Yarın bir gün siz de eleştirme ihtiyacı hissedeceksiniz. İşte böyle oluyor. Eleştiren ağzını açanın da başına bunlar geliyor. Şimdiden bunu görün, insafa gelin, vicdana gelin ve gereğini yapın. Şu partide artık siyaset yapılmayacağını, AK Parti diye bir parti kalmadığını, Recep Tayyip Erdoğan’ın tek başına olduğunu anlayın bunu da söylemiş olalım arkadaşlar.

Bakın size bir başka Halit Çiftçi’nin mazlum gariban ailesinin fotoğrafı. Şu aileye bir bakın arkadaşlar. Şimdi bu fotoğraf 2011 yılında çekilmiş. Bundan 14 yıl önce çekilmiş arkadaşlar. Bu fotoğrafta kim var? Bir tane Astsubay annesiyle babasıyla böyle bir hatıra fotoğrafı çektirmiş ve ondan sonra görevini yapmaya başlamış. Bu arada 15 Temmuz gecesi Ankara’da Kızılay’da eğlenmeye gidelim demişler. Bir tane üsteğmene rastlamışlar. Üsteğmen de demiş ki: “Ben emir aldım. Beni muhafız alayına bırakıp gidebilir misiniz?” “İyi bırakalım üsteğmenim.” Demişler komutanları ya ve muhafız alayına gitmişler. Gidiş o gidiş. Muhafız alayına gittikleri oradan çıkışlarına da izin verilmediği için darbecilikle suçlanmışlar. Bu arada baba yaşıyor, anne vefat etmiş ve bu kişi de ağır bir cezayla şu anda darbeci diye yatıyor.  Düşünün Kızılay’a eğlenmeye gidiyorsunuz, bir üsteğmen diyor ki: “Beni muhafız alayına çağırdılar.” astsubay mı darbe yapacak arkadaşlar, her şey ortada. Arama kayıtları var. Kişiler giderken üsteğmeni bırakıveriyor muhafız alayına çıkışta çıkamıyor. Hadi bakalım al başına belayı. Bakın memlekette bunun gibi binlerce olay yaşanıyor. Halit Çiftçi Astsubay’ın başına gelmiş bu. Gerçekten çok üzücü. Bunun gibi daha binlerce insan var bu ülkede sevgili arkadaşlar.

Türkiye’nin Avrupa’nın doğayı inşaata açmakta Avrupa birincisi olduğuna dair bir gösterge. O kadar yeşil alanlarımızı inşaata açıyoruz ki arkadaşlar. Memleketin ekonomisi inşaata yüklenmiş ve yeşili tahripte birinciyiz. Bakın bu da bunun göstergesi. Türkiye 1860 kilometre karesini inşaata tahsis etmiş. İkinci sırada 1041 ile Polonya geliyor. Olumsuz işlerde dünya birincisiyiz arkadaşlar görün. Yeşil alanını inşaata tahsiste dünya birincisiyiz. Yazıklar olsun ya. Şu ülkede çevre için o kadar mücadele veriyoruz ama maalesef yeşil talan edilmeye devam ediliyor.

Cezaevlerinden de çok başvuru var. Mersin, Tarsus, 1 No’lu T Tipi Cezaevi’nde mahkumlara memurlar psikolojik baskı yapıyorlarmış ve hatta mahpuslar ağızlarını iğne iplikle dikmişler arkadaşlar. Kulaklarınıza inanabiliyor musunuz? Mahkumlar dilekçe yazmalarına rağmen dilekçelerine çıkış yapılmıyormuş. “Acilen bir araştırma ekibi gönderilsin.” diyorlar. İsmail Yavuz ve Abdullah Özyiğit şu anda ölüm orucundaymış. Ya şu cezaevlerinin haline bakın Sayın Yılmaz Tunç haberiniz var mı? Sayın Bakan haberin yoksa sana haber vereyim. Tarsus Cezaevi’nde neler oluyor? İnsanlar ağızlarını dikiyor ya. ölüm orucuna girmişler bak ismini de vereyim İsmail Yavuz ile Abdullah Özyiğit! Bu ne hal ya! Ortaçağ Bastille zindanını bile aştınız vallahi aştınız. İnanılmaz şeyler yaşanıyor şu ülkede!

İbrahim Özaydın Ankara Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kalıyormuş. Habire samimiyetsiz bulunup kurul tahliyesini onaylamıyormuş. “Habire samimiyetsizsin.” deniliyormuş. Eşi diyor ki: “3 aylık evliydik 6 yıldır eşimle ayrıyız. Habire uzatıp duruyorlar tahliye olması gerekirken.” Sincan Cezaevi’nin namı zaten dünyaya yayıldı arkadaşlar. Mahpusları düşünün 120 bin fazlalık var. Siz bu mahpusları bırakmamak için ki mesela Silivri Cezaevi tahta kurusundan geçilmiyor arkadaşlar. Gidin bir yatın Silivri L1 ve L5 Tipi cezaevlerinden bu şikayetler çok geliyor. Tahta kurusu bitmiyor ya. Sabahlara kadar kaşınıyor insanlar düşünün. Gem özgürlüğünüzü abuk sabuk nedenlerle kısmışlar. Bir de cezaevine girdiğinizde işiniz gücünüz sabaha kadar kaşınmak. Buna bir önlem de alamıyorlar. Uyuz, tahta kurusu vakaları artmış durumda.

Furkancan Altun Kocaeli Kandıra 2 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde ve adil olmayan yargılamayla yargılandığını söylüyor yakınları.

Yunus Emre Karabıyık Azerbaycan’da Tıp Fakültesi mezunu. Türkiye’deki denklik sınavlarının çok ağır olduğunu, TUS’tan ayrı ve pratisyen hekimlik düzeyine uygun bir denklik sınavı olmalı. Ayrıca denklik sonrası verilen zorunlu staj döneminde adayların cebinden ücret ödemek zorunda kalmaması gerektiğini söylüyor.

Hasip Avşar 30 yıldır tutuklu Aksaray T T Tipi Kapalı Cezaevi’nde. Bu kişi de aynı 3. kez tahliyesi uzatılmış. Sağlık sorunları yaşıyor ve gereken tedavi yapılmıyor. Hakka ulaşamıyor. “Başka bir cezaevine nakledin.” diyor. O da olmuyor arkadaşlar. Memleketin hali bu.

Fırat Demirel; “Hukuka aykırı olarak 9 yaşındaki kardeşim Baran Demirel zorla ailesinden, annesinden kopartılıp çocuk yuvasına alındı. Bunun etnik nedenleri olduğunu düşünüyorum.” diyor ve ayrı zamanda çocuk yuvasında da kötü muameleye maruz kaldığını söylüyor. Baran Demirel için Fırat Demirel başvuru yapmış bize.

“MS hastaları için %40 engelli oranı olsun.” denilmiş ve kronik hastalık olduğu için, düzelme durumu olmadığı için bu oran isteniyor. Bu konuda da Sağlık Bakanlığı’nın dikkatini çekiyoruz.

“Eşim Cem Dursun Polat uyuşturucudan dolayı içeri girdi fakat avukatın savunma yapamaması bizi bu hale getirdi. 8 aydır içeride yatıyor, adil yargılanmadık.” diyor ve bu haksızlığın giderilmesi gerektiğini söylüyor eşi.

“Çin’in Sincan bölgesinde yaşayan Uygur Türklerinin uğradığı ağır insan hakları ihlallerine dikkat çekin.” diyor. Zaten ben bunu çok yoğun bir şekilde 7 yıldır ülkede yapıyorum. Eğitim hakkı yasaklanmakta, ayrımcılığa uğramakta ve ailelerinden koparılan çocuklar büyük mağduriyetler yaşamaktadır. Belki kan kardeşlerimize bir umut ışığı olursunuz.” diyor. Biz elimizden geleni yapıyoruz.

“Eşim Celal Birtane Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde ağırlaştırmış müebbet vermişler. Çok ciddi hak ihlalleri varmış. En azından Diyarbakır’a sevk edin.” diyor. Düşünün Diyarbakır’dan Edirne’ye gitmek zorunda kalıyorsunuz. “Eşim tutuklandığında 4 aylık hamileydim. Şu anda kızın babasını tanımıyor ve maddi manevi çok zorlanıyoruz. Öbür çocuğum 13 yaşında psikolojik sıkıntılar yaşıyor. Düşünün insanları bu kadar uzak cezalarına niye gönderiyorsunuz ya? Niye böyle zulmediyorsunuz? Mahpusun yakınına da kötülük yapıyorsunuz.

Mesut Doğan; “Kayseri’de ikamet ediyorum. Melikşah Üniversitesi’nde çalıştım ve bu üniversite kapatıldı ve iş başvurusu yaptım başka yerlere fakat öncesinde buralarda çalıştığı için olumsuz cevaplar almış ve diyor ki: “Düşünün böyle bir ülkeyi sevmemizi istiyorlar. Artık bu ülkede hiç kalmak istemiyorum. Abuk sabuk nedenlerden insanların geleceği karartılıyor. 2 kez TYP programına başvurdum.2 kez re5 geldi. KHK ile kapatılan yerde çalışmam suç oldu.” üşünün işsiz güçsüzsünüz. Bir yerde işe giriyorsunuz. Sonra o iş yeri kapatılıyor ve orada çalıştığınız için sizin hayatınız karartılıyor. Ya şu memleketin haline bakın arkadaşlar ya. İş aramak da mı suç? Bir iş yerine girmişsiniz orada çalıştınız diye hayat boyu damgalanmış durumdasınız. Nereye işe girmeye çalışsanız karşınızda “Önceki çalıştığın yer KHK ile kapatıldı. Senin hayatını yaktık.” deniliyor.

Hasan Boyatlı: “Kızım Yüsra Boyatlı 3 yaşına girdi.” diyor. Sağlık sorunu yaşamışlar. Bir özel hastanede, Nev Hospital’da bebek dünyaya gelmiş ve daha sonra küvözde kalmış. Sonra bakmışlar hareketsiz. Gaziantep’teki özel hastanenin doktoru çocuk engelli hasar almış. Ömrü boyunca yürüyemeyecek demiş. Şanlıurfa Araştırma Hastanesi’nde engelli raporu çıkardık. %60 raporlu fakat şöyle bir iddiası var. Biz bu doğrudur, yanlıştır diyemeyiz. “Hastane eski Şanlıurfa Belediye Başkanı’nın hastanesinin olması nedeniyle şikayetimiz kapatılıyor.” diyor. Sağlık Bakanı Sayın Memişoğlu doğru mu bu? Hastanede kusur yok deniliyor. Vatandaşın önemli bir iddiası var burada. Biz bilemiyoruz tabi ayrıntıyı ama vatandaşın böyle bir  iltimas iddiası var. Özel hastanenin çocuğun epikrizi de çocuk engelli değil ama gerçekte çocuk %60 engelli savcılığa şikayet ettik şikayetimiz kapatılıyor. CİMER’e yazdık aynı kapatılıyor şikayetlerimiz.” diyor.

“Analık izni daha da uzatılsın.” diyor bir başvurucu. Çocuk okula başlayana kadar değil, çocukların evde yalnız kalabileceği 12 yaşına kadar uzatılsın yönünde başvurular var.

Sokak hayvanlarının uyuşturucu iğneyle acı verip çekiştirerek barınaklarda toplanması konusunda merhametli vicdanlı vatandaşlarımızın çok şikayetleri var. Birçok şikayet alıyoruz. “Annesini uyuşturuyorlar, onu emen yavrusu zehirleniyor. Neler neler yaşanıyor ve çok vicdan sızlatıcı olaylar yaşanıyor. Bu dilsiz canlılara karşı merhamet edin, vicdanlı olun, ölüme terk etmeyin. Sokak hayvanlarına besleme yasağı getirilmek isteniyor. Kedileri bile topluyorlar. Ya kedilerin memlekete ne zararı var.” diyor kediler yırtıcı hayvan değil ki yaniAllah aşkına kendi halinde ortalıkta dolaşan kediler ya. Onları bile topluyorlar. Mesela Düzce’de sokak canlarının beslenmesinin yasaklanması yasaya aykırıdır ve bunu yapmak suç işlemektir. Hiçbir dinde, hiçbir kitapta böyle bir şey yazmaz.” diyor.

Hukuk fakültesi öğrencileri bize başvuruyor. Diyorlar ki: “120 soru üzerinden hesaplanıyor. 84 doğru yaparsak 70 puanla bu sınavı geçiyoruz. Ancak geçemezsek de ne staja başlıyoruz, hakimlik savcılık sınavına giremiyoruz, noterlik sınavına, idari yargı KPSS sınavlarına giremiyoruz. 8 ay sonra öbür sınav. sınav. Canımız çıkıyor. Hukuk fakültesini bitirdik. Elimizdeki diploma bir kağıda dönüştü. En azından puan 60’a düşsün diye istekleri var. Artık biz de vatandaşın isteğini burada dile getiriyoruz.

Kocaeli Üniversitesi yurtlarından çok şikayet var.  Kocaeli Üniversitesi Rektörlüğü’ne de buradan çağrıda bulunuyorum. Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü’ne, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na; “Kocaeli Üniversitesi Gazi Süleyman Paşa erkek öğrenci yurdunda kalmakta oğlum ama çok başıboş köpek var ve dört kişilik oda çıktığını başvurulardan öğrendik. Çocuklarımızı 6 kişilik odalara yerleştirmişler. Temizlik sıfır. Oda tuvaletinde iki haftadır klozet kapağı takılmamış ve tadilatlar devam ediyor. Düşünün okul başlamadan yurtların tadilatı yapılması gerekirken bir sürü ihmalle uğraşıyoruz arkadaşlar.

Bakın geçtiğimiz günlerde Kocaeli Kandıra ilçemiz sınırları içinde Kandıra Cezaevi’nin hemen dibinde yapılması planlanan çöp tesisinin bulunduğu alana gittim. Akçakese ve diğer köylerden gelen vatandaşlarımızla. Bu bölgede üstünde bulunduğumuz alan toplama bir alan. Çeşitli hafriyatlardan toplanıp oraya dökülmüş bir alan ama çöp tesisinin yapılmak istenildiği alan bir ormanlık alan arkadaşlar. Orman kesilecek ve çöp tesisi yapılacak ve şu an duyuyorsunuzdur belki ülkedeki yetişen meyve ve sebzenin önemli bir bölümü Marmara, İstanbul’a hitap ediyor. Kandıra, Kocaeli’ne hitap eder ama yok edilmek isteniyor çünkü bu bölgedeki çöp tesisi havaya, suya, toprağa, denize zarar verecek arkadaşlar. Kilometrelerce öteye gidecek buradaki atıktan kaynaklanan kimyasal ve kanserojen maddeler yüzey sularını, yer altında nehir gibi akan suları perişan edecek arkadaşlar. Biz Kandıra köylerini dolaştık. Her yerden sular fışkırıyor. Çok güzel bir doğası var. Kandıra’nın karpuzu var, yoğurdu var. Tarım, hayvancılık yok edileceği için bunlar da tarihe karışacak. Biz orada da bir açıklama yaptık. Ayrıca Adalet Bakanı’na da sesleniyorum. Bakın Sayın Adalet Bakanlığı’na da kaç kez söyledim bunu. Cezaevinin dibine çöp tesisi yapıyorsunuz. Cezaevlerinde zaten aşırı kalabalık ve benzeri bir sürü sorun var. Bir de şimdi koku sorunu çıkacak. Kocaeli Milletvekili olarak söylüyorum. Kandıra Cezaevi’nde bir de bununla uğraşacağız. Eğer Allah’ın günü mahpuslar, idareciler bize başvuracak. “Nedir bu bize kötü koku çektirme işkencesi, cezası, azabı mı yapmak istiyorlar?” diyecek. Adalet Bakanı, Allah aşkına şunu engelle ya. Bir cezaevinin dibine mahpuslara işkence olsun diye çöp tesisi mi yapılır ya? Ben bakın, Tekirdağ Cezaevi’ne gittim arkadaşlar. 5-6 kilometre ötede çöp tesisi var. Orada bile camları kapatmadan duramıyorsunuz. Bakın kendim yaşadım ya, biliyorum. Kandıra ne olur? Tam dibine yapıyorlar ya! Olacak işler değil arkadaşlar bunlar.

Kocaeli Dilovası Kayapınar Mahallesi’nde çok büyük bir sorun var. Dilovası Belediye Başkanı, Sayın Ramazan Ömeroğlu, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı, Tahir Büyükakın. Bu ne ya? Ya yetmedi mi kardeşim? Bakın elinizi vicdanınıza koyun. Kocaeli’nde artık sanayi tesisleriburamıza geldi ya. Sanayi tesislerinin saçtığı kirlilik, D-100’de oluşturduğu trafik karmaşası, kazalar, giden canlar yetmedi mi? Dilovası’na yine fabrika izni veriyorsunuz. Bakın bunu nasıl yapıyorsunuz? Ya insanlar evlerini yapmışlar, imar affından faydalanmış. Orada bir sürü, onlarca, yüzlerce ev var. 2000’e yakın seçmen var ve sen kalkıp oraya şeyler ayarlıyorsun. Belediyeye bağış yapıyor birileri. Ondan sonra mahallenin dibinde fabrika açma hakkı veriyorsun. İnşaat yükseliyor. Sonra meğerse oranın yolu verilen fabrika arazisindeymiş. Fabrikayı yapan adam yolu da iptal ediyor. Allah’ın navigasyonlarında yer alan yolu da yok olmuş durumda. Arkadaşlar gittik, yol yok olmuş çünkü belediye: “Sen buraya fabrika yap.” demiş ve yol iptal. Vatandaş başka yerden geçmek zorunda. Fabrikayı yapan adam insaf etmiş de yolu birazcık aşmış. Bundan sonra nasıl olacak bilmiyoruz. Bu ne ya? Bakın Dilovası’nın burasına geldi artık bu fabrikalar ya. Yeter artık yani. Bakın çevre kirliliğinden durulmuyor. Kanser oranları bu kadar artmış ve siz hala konutların etrafına fabrika izni veriyorsunuz. Biz vatandaşlarla buluştuk. Parti, il ve ilçe yöneticilerimiz olarak bu durumu gündeme getirdik. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve Dilovası Belediye Başkanlığı bu yanlıştan dönsün. Bu proje iptal edilsin. Gidin başka yere tahsis edin kardeşim. Zaten fabrikayı yapan kişi de “Ben illa burada gelip ey konut sahipleri sizi rahatsız etme peşinde değilim. Bana başka bir yer gösterilsin. Gideyim başka bir yerde ben tesisimi yapayım.” diyor. Bakın bunun yolu da var ama AK Parti iktidarı rantçı ya buralardan rant elde edecek arkadaşlar. Sen gidip adamın evinin dibine fabrika yaptırıyorsun. Yuh artık ya. Bu nedir ya? Bu işin peşini bırakmayacağız. Sayın Dilovası Belediye Başkanı Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı sizler doğru konuşmasanız da ağzınızı bozsanız da biz halkımızın yanında olup onun haklarını savunacağız. Bunu da herkes iyi bilsin.

Bakın arkadaşlar geçtiğimiz gün yani yetişemiyoruz artık ihlallere. Ya Ayşe Barım, ben cezaevinde ziyaret ettim arkadaşlar ya. 30 kilo zayıflamış. Kalbinde çok önemli sorunlar var, beyninde anevrizma var her an patlayabilir ve ölebilir bu kadın ve ayrıca kahrından da 30 kilo, 7-8 ayda zayıflamış arkadaşlar. Bu insan artık tahliye edilsin diye bekliyorduk, yine tahliye etmediler. Gerçekten nasıl bir zalimlik türü merak ediyoruz.

Bakın yine bir başka anne Şeyma Aslan. Şeyma Aslan’ın eşi 6 yıl cezaevinde kalmış, şimdi de kendisi. Biri 12 aylık bebek, iki çocuk annesi Şeyma Aslan, bakın bebeğiyle beraber cezaevine girmiş. Memleketin hali bu arkadaşlar. Eşi diyor ki: “Benim sesimi duyuracağım kimsem yok, çok çaresizim, maddi manevi sıkıntılarım var, büyük çocuğum 10 yaşında, okulu sıkıntıda, psikolojik sıkıntılar yaşamaya başladı, 70 ay babası kaldıktan sonra şimdi de annesiz kaldı.” diyor. Şu hale bakın arkadaşlar. Memleketin her yerinden feryatlar yükseliyor. Edirne Cezaevi kreşe dönmüş durumda. Anneler, bebekler, çocuklar, cağıl cağul bir ortam. Bir de şunu söyleyeyim Sayın CTE Genel Müdürü Enis Bey. Ya kaç kez söyledim. Şu anneler zaten o çok aşırı kalabalık koğuşlarda bebekleri, çocuklarıyla kalıyor çünkü bakın erkeklerin kalmasından daha zordur cezaevi koğuşunda kalması, annelerin çünkü o bebeklerin, çocukların ağlamaları bir değil on kişi gibi kalıyor durumu oluşturur. Ayrıca diyelim ki eşi geldi ziyaret edecek. Gidin bakın Edirne, L Tipi Cezaevi’nin açık görüş salonuna. Ya el insaf ya. Sayın Bakan, Sayın Genel Müdür lütfen şu salonu değiştirin ya. U şeklinde bir salon yapmışlar arkadaşlar. Mesela uzun süre eşinizi görmemişsiniz, çocuğunuzu görmemişsiniz, gideceksiniz bir ziyaret salonunda bir saat oturup konuşacaksınız değil mi? Mahremiyet olsun istiyorsunuz, eşinizle özel şeyler konuşursunuz, hayır o yok. U şeklinde büyük bir salonda masalar monte edilmiş, çakılmış ayrı ayrı masalar yok ve orada eşiniz karşınızda ama hemen yanı başında bir başka kadın sizin konuşmalarınızı yandaki duyuyor. Birbirinize sarılamıyorsunuz bile. Karı kocanın orada birbirine sarılması bile engelleniyor. Masalar ayrı tutulmuş, çakılmış böyle. Çocuklar babaların kucağında bile duramıyor. Bu nasıl bir şey ya? Nasıl bir zalimce muamele anlamak mümkün değil.

Bir başka üzücü olay, bakın 5’i beşiz, 6 çocuk var burada bakın. Türkiye’de nadir vakalardandı bu. Bu çocuklar yaşadı, çok ufacık tefecik doğdular ve bu çocuklar yaşadı ama sonra ne oldu biliyor musunuz? Şu anda annesi de babası da Elazığ Cezaevi’nde. Çocuklar Malatya’da. Yargıtay cezayı bozdu çünkü abuk sabuk bir karardı fakat biz yeniden yerel mahkemede yargılama beklerken 7-8 ay geçti meğerse Yargıtay savcısı itiraz etmiş. Ya kardeşim ne istiyorsun şu çocuklardan? Bir gün yüzü görmedi şu çocuklar. Bakın meclis genel kurulda da gündem ettim. 5’i beşiz şu zavallı çocuklardan ne istiyorsunuz? 6 çocuğa dayıları bakıyor. Perişan durumdalar. Başınız göğe mi erecek Yargıtay savcısı bozma kararına itiraz etmiş. Ne var yani? Şu çocuklara eziyet etmekten başka ne var ya? Ama işte zalimlik zirvede arkadaşlar.

Cezaevinden bize gelen mektuplar var. Diyor ki, Kerem Ayaz, Giresun L Tipi Cezaevi’nden; “İlk karar iyi halim olduğu ve tahliye yönündeydi aniden 2. karar ile önceden tüm disiplin cezalarımız infaz edildiği halde garip bir şekilde tekrar tahliyemiz engellendi. Hukuki başvurularımız reddediliyor. Bir olumlu bir olumsuz. Bu ne ciddiyetsizlik?” diyor.

Esat Uğur, Ferizli 1 No’lu Cezaevi’nden; “Suçum emirlere uymak. 15 Temmuz sonrası beraat etmiştim, Yargıtay müebbet istedi. Bir astsubay ile albay nasıl müşterek fail olabilir. 11 yaşındaki oğlum, ‘Baba sen kimseye bir şey yapmadın, herkes böyle söylüyor, peki o zaman sen neden buradasın?’ dediğinde verecek cevap bulamıyorum.” diyor.

Ayhan Çarık Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden bize mektup yazmış; Mektubuna bir de fotoğrafını koymuş, aile fotoğraflarını. Şu fotoğrafa bakarak şu ailenin hikayesini dinleyin arkadaşlar. “Bebeğimiz doğduğunda 1200 gramdı. 3,5 ay küvözde kaldı. Henüz 12 günlükken bağırsaklarındaki çürüme nedeniyle ameliyat edildi. Nisan 2025’te tekrar ameliyat oldu, Eylül 2025’te bir kez daha… İdareye, doğal afet, ölüm ve ağır hastalık durumlarında ek telefon hakkı tanındığını ayrıntılı bir dilekçe ile bildirdim; ancak izin verilmedi. Tarafıma, içinde bulunduğum suç grubuna ait siyasi tutuklulara “suçlu” gözüyle bakıldığını ifade etti.” “KHK ile ihraç edildim, cezaevine girdim. Eşim ikinci çocuğumuza hamileyken, benim KHK ile ihraç olmam sebebiyle onun da sigortası iptal edildi. Bu yüzden eşim mecburen yeşil kart başvurusu yaptı. Hamile haliyle sonucu öğrenmeye gittiğinde, devlet memuru utanmadan açıkça, “Eşiniz FETÖ’cü olduğu için size yeşil kart vermiyoruz.” dedi.” bakın memurlar kararı veriyor arkadaşlar. Memurlar yargının kararı kesinleşmeden bile bakıyorsunuz kendi kafalarından kararlar veriyorlar, damgalar vuruyorlar, üzerlerine vazife olmayan kararlar veriyorlar ve aileler böyle perişan ediliyor.

Abdullah Badur, Marmara 5 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış. Vatan borcunu ödemeye gelen bir er ne gibi bir derdi olur ki darbe yapmaya kalkışsın?! Geceleri nöbet tutan ve gündüz de üzerine düşen görevi yerine getiren bir er için nasıl olur da gençliğini yok eden, çürüten bir hukuk anlayışı olabilir?! İfademi tekrar vereyim: 8 yıldır cezaevindeyim. Ne derdim olur ki darbe yapayım?!” diyor.

Cezaevlerinde çok sorunlar yaşanıyor arkadaşlar bakın bize öyle dramatik anlar aktarılıyor ki mesela 12 aylık bebeği az evvel anlattım. Edirne Cezaevi’nde geçiyor. Bebek olduğu için yeni yürümeye çalışıyor ve memur geldiği zaman odadan çıkmak, kapının aralığından çıkmak istiyor ama memur onu çıkartmıyor. Çocuk anlamaz bunu tabii. Bu adam niye benim bu odadan çıkmamı istemiyor? Çocuk ağlıyor. Anneler ne yapacağını bilemiyor. Memur çaresiz. Bakın bunun gibi neler neler yaşanıyor cezaevlerinde. Bebeklerin, çocukların yeri değil değerli arkadaşlar cezaevleri.

Bakın ben geçtiğimiz günlerde bir eve sabah 05.30’da yapılan bir baskınla ilgili görüntüler paylaşmıştım. Bunun üzerine vatandaşlar bana bir başvuru yaptılar. Birisini okuyayım size. “Sayın vekilim merhaba. Az önce x te bir ev baskınını paylaşmıştınız. Başıma gelen olayı anlatmak istedim. 16.01.2024 sabahı imam nikahlı eşim ve eski eşimden olan oğlum ile yaşadığımız eve aynı bu şekilde şafak baskını yapıldı. Ben odamda uyuyordum. Oğlum da odasında uyuyordu. Eşim o sabah şehir dışına gidecekti erken kalkmıştı. Kapıya koç başı ile vurulma sesine uyandım. Eşim hemen açtı kapıyı. Sesler duydum sadece. Eşim noluyo diye bağırıyordu ve seslerden darp edildiğini anladım. Olayın şokundaydım takdir edersiniz ki insan önce kabus sanıyor. Ayağa kalktım içeri uzun namlulu silahlarla girdiler. Ellerini kaldır dediler. En az 3 silah üzerime doğrultulmuştu. Apar topar salona götürdüler beni. Üzerime hırka giymeme bile izin vermediler. Oğlumun odasına da aynı şekilde girmek istediler. Rica ettim daha 15 yaşında çocuk sakın bu şekilde girmeyin çok korkar dedim. Ama dinlemediler. Kalk çabuk diye bağıra bağıra girdiler odaya. Oğlumu salona yanıma getirdiler. Ben hiç zorluk çıkarmamış olmama rağmen sıkıca kelepçe takılmıştı. Oğlum beni kelepçeyle gördü. Daha da korktu. O anı size anlatamam. Eşimin sesi geliyordu arada. Onu sonradan getirdiler yanımıza. Darp edildi ama yüzüne vurmamışlar. Çünkü sebebi belli. Oğlum yanımda çıkartın çocuğun yanında böyle durmak istemiyorum dedim. Ama dinlemediler. Ne olduğunu sorduk yanıt yok. Tek söyledikleri gözaltı kararı ve arama kararı.” ve daha neler neler anlatılıyor. Vatandaşların böyle bir şeyi yaşama zorunluluğu var mı ya? Sen vatandaşına en uygun şeyleri yaşatmak durumundasın. Devletin zorbalığına karşı anayasa vatandaşı koruyamıyorsa ben bu anayasayı ne yapayım arkadaşlar? Bu yasaları ne yapayım? Anayasa vatandaşı korumak için vardır. Kolluk kuvvetlerin zorbalıklarına karşı olmak için vardır.

Bakın, bir acı olay daha. Bir KHK’lı daha bilmediği bir işi yaparken iş kazası geçirdi. İki aydır yoğun bakımda Samsun Eğitim Araştırma Hastanesi’nde Hakan Ceniklioğlu eski bir polis memuru işten ihraç edildikten sonra gidip geçimini temin etmek için bir fabrikada çalışıyor. Orada bir iş kazası ve ölümle pençeleşiyor. Allah şifa versin.

Arkadaşlar şu hale bakın, şu öğrenci; “19 yaşında tutuklandım, 22 yaşındayım.” diyor. Suçu neymiş? Kredi yurtlarda kalırken yemekleri protesto etmiş, hizmeti protesto etmiş, eleştirmiş. Çocuk yıllardır cezaevinde. Şu hale bakın arkadaşlar. Diyor ki: “Yemekler bozuktu, şikayet ettik, yurttan atıldım.” diyor. Öncesinde de gündeme getirmiştim, defalarca cezaevine atıldı. Ülkenin gençlerini siz böyle hayattan soğutursanız, okuduğu okuldan attırırsanız, yurdundan attırırsanız neymiş bir iki eleştiri yapmış. Burası dikdatöryaya döner. Bu ne hal ya? Burak Başer’in önümüzdeki günlerde duruşması olacak. İnşallah bu duruşmada artık tahliye kararı gelsin diye bekliyoruz.

3 milletvekilimiz Vicdan Gemisi ile Gazze’ye yardıma giderken alıkonuldular. Sayın Necmeddin Çalışkan, Sayın Sema Silkin Ün ve Sayın Mehmet Atmaca. Şu anda soykırımcı siyonist İsrail’in elindeler sayın vekillerimiz. Bir an evvel bu esaretin bitmesi ve fedakarca çıktıkları bu yolculuk sonrasında Türkiye’ye bir an evvel gönderilmeleri gerekiyor. Esaret şartlarında tutmamaları gerekiyor. Can güvenlikleri ve sağlık durumları endişe verici.

Arkadaşlar her gün her gün biz bunu söylüyoruz. Türkiye limanlarından İsrail’e ticaret yapılıyor. Bunu bakın haftalardır, aylardır ben söylüyorum. Bir de kim söyledi şimdi biliyor musunuz? Bakın Küresel Sumud Filosu ile gidip İsrail’in esir aldığı bir aktivist diyor ki: “Biz Aşdod limanındaydık. O limana Türk bayrağı çekilmiş gemiler gelip gidiyordu. Kimdi bunlar?. Biz İsrail’e karşı mücadele ediyoruz, birileri de ticaret ediyormuş.” Diyor. Sadece ben söylemiyorum arkadaşlar, bakın İsrail limanlarında görüp bunu protesto eden insanlar var. Şu hale bakın ya, şu rezalete bakın. İktidar bir de atıp tutuyor, timsah gözyaşları döküyor. Gerçek bu işte.

İnsanların can güvenliğine dikkat edilmediği bir yerde bu tür kazalar bitmiyor. Bakın Dilovası’nda test yapılırken kaynak yapılmasına izin verilmiş ve iki işçimiz vefat etti patlamada. Allah rahmet eylesin ama Allah rahmet eylesin demekle biz geçiştirmeyeceğiz. Bakanlığa soru önergemizi verdik. Böyle rezalet olmaz. Konuyu takipteyiz sevgili arkadaşlar.

İki güzel haberi söylemiş olalım. Hem bu hafta Kocaelispor hem de Amedspor güzel galibiyetler aldı. İki takımı da tebrik ederim. İlgiyle izlediğimiz, desteklediğimiz takımlar bunlar. Şehrimizin takımı Kocaelispor sonunda galibiyete ulaştı. Ayrıca Amedspor’un da seri galibiyetleri devam ediyor. İki takımı da tebrik ediyorum.

Serkan Onur Yılmaz’ın babası ve arkadaşları beni ziyarete geldi. Nedir, kimdir bu Serkan Onur Yılmaz? Aslında herkesin bilmesi lazım. 330. günlere ulaşmış, ölüm orucunda olan bir mahpus. Bolu F Tipi Cezaevi’nde her an ölebilir. Adalet Bakanlığı’nın umurunda mı? Umurunda olsa şimdiye kadar bir açıklama yapardı. Açıklama bile yok. Düşünün 330 gündür yemek yemeyen bir insan var ve Adalet Bakanlığı’nın tek bir açıklaması yok. Memlekette insana verilen değer bu arkadaşlar. Şu hale bakın ya.

Serebral Palsili çocukları koruyan Serçev’i de tebrik ediyorum. Geçen gün Ankara Kuğulu Park’ta bir konser yaptılar. Oraya da katıldık. Engelliler Komisyonu üyesi olarak engelli kardeşlerimizin durumunu yakından takip etmeye devam edeceğim.

Yorumlar