15 Eylül 2026
ÖFG TV’den herkese merhaba, her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile size sunduğumuz programımıza bugün de başlıyoruz değerli izleyenler.
Bugün bir gündem değerlendirmesi yapmaya çalışacağım. Konumuz; ifade özgürlüğü! Maalesef Türkiye’de ağzını açan cezaevine atılıyor! Gittikçe daha otokratik bir yönetim var ve hiçbir şey iyiye gitmiyor.
Avrupa Birliği diye çıkılan bir yol vardı AK Parti iktidarının ilk yıllarında. Şu anda Avrupa Birliği Türkiye’yi kesinlikle üye olarak almayı düşünmüyor askıda bekletiliyor. Askıda bekletilmesinin nedeni de ümit nedeniyle değil. İktidar daha da kötüye gitmesin diye hepten insan hakları, demokrasi kriterlerini ayaklar altına almasın diye Avrupa Birliği bu noktada Türkiye’yi bu sürecin dışına itmiyor. Sebebi bu! Ülkede maalesef hiçbir şey iyiye gitmiyor. Bu iktidar sahipleri için değil, iktidar sahipleri için her şey iyiye gidiyor ve iktidara dalkavukluk edenler için her şey iyiye gidiyor. Daha çok para, mal, mülk, rant sahibi oluyorlar, ihaleleri alıyorlar ve muhalifler için işler çok iyiye gitmiyor. Zaten ana muhalefet ikiye bölünmüş durumda, bunda kendi beceriksizliklerinin önemli bir rolü var ve halkta muhalefet konusunda bir umut kalmamış durumda. Ana muhalefet ile ilgili bir talep olmalıydı ama bu da yok ve bundan dolayı iktidar daha da otokrat bir yönetime doğru gidiyor ve ardından şu anda ifade özgürlüğü ile ilgili çok ağır kararlar alınıyor. Düşünün sosyal medyada bir hesabınız olabilir ve bu hesabınıza yönelik bir engelleme anında çok rahat bir şekilde getirilebiliyor. Bir muhalif görüşünüz olmaya görsün anında erişim engeli getirilebiliyor. Olacak bir iş değil. Yüzlerce x hesabına erişim engeli getirildi ve bu Türkiye’de ağır bir ifade özgürlüksüzlükçü bir durum oldu maalesef ve son günlerde bu daha da arttı. Türkiye’de bir İletişim Başkanlığı var ve bu İletişim Başkanlığı’nın işi gücü muhalifleri takip etmek, onların sesini kısmak, en ufak eleştiri yapanın tepesine binmek, insan hakları kuruluşlarının tepesine binmek. Hatta gazeteler; Evrensel Gazetesi yayınlanan legal bir gazete, onun da x hesabına engel getirildi! İllegal bir şey değil ancak anında erişim engeli getiriliyor. Veyahut da saygın insan hakları kuruluşu, Uluslararası Af Örgütü Türkiye şubesi veya Türkiye’nin önemli insan hakları kuruluşu Hak İnisiyatifi ve diğer pek çok kuruluşa, kişiye engel getirildi. Öncesinde de her sabah uyandığımızda bir gözaltı dalgası var. Artık Türkiye böyle bir ülke. Sabah uyandığımızda kime bugün operasyon yapılmış, gözaltı yapılmış sorman gerekiyor çünkü mutlaka birilerine operasyon yapılıyor! Bir gün uyanıyorsunuz Süleyman Hilmi Tunahan’ın öğrencilerine, öbür gün bunu eleştirdiği için Alparslan Kuytul ve öğrencilerine, diğer gün başka bir muhalife, başka bir gün LGBTİ+ birey ve kurumlara! Size ne insanların yaşam biçimlerinden, inandıkları şeylerden! “Benden başkası olmayacak.” Diyen bir iktidar var. “Benim istediğim dışımda kimse konuşmayacak.” Diyen bir iktidar var. zaten biliyorsunuz adeta bir cadı kazanı kaynatılıyor uzun süredir 10 yıldır. Çaya çorbaya “Fetö” diyorlar. “Çaya çorbaya limon.” Derler ya. “Çaya çorbaya Fetö”. Günümüzde uçana kaçana her şeye Fetö damgası vuruluyor ama sadece onlarla kalınmadı. “Susma sustukça sıra sana gelecek.” Derler. 10 yıldır çaya çorbaya Fetö olunca şimdi de diğer hak kuruluşlarına, muhaliflere sıra geldi. “Susma sustukça sıra sana gelecek.” Susmamak gerekiyor. Kişinin eşi ile sorunu var, gidip eşini şikayet ediyor “Bu fetöcüdür.” Diyor. Kişinin komşusu ile sorunu var “Bu fetöcüdür” gibi abuk sabuk işler. Faili meçhul cinayetlerin hepsinin adresini bir yere çıkarmaya çalışan bir iktidar zihni var. iş artık iyice trajikomediye dönmüş durumda. Muhalif kesimlere yönelik bu erişim engelinden sonra şimdi de farklı muhalif kesimlere bir dalga getirildi. Geçtiğimiz gün LGBTİ+ bireyler, kurumlar, dernekler, STK’lara yönelik operasyon yapıldı. Nedir yani insanlar illa belli bir cinsiyeti seçmek zorunda mı? Öyle bir yönelimi, farklı bir yönelimi yoksa ne yapacak bu insanlar? Bunu doğru kabul etmeyebilirsiniz o ayrı bir konu ama “Herkes benim gibi olacak. Torbadan çıkmış gibi benim istediğim şekilde olacak.” Diye düşünürseniz bu olmaz. Öyle bir yere doğru gidiyoruz. Siyah beyaz bir Türkiye’ye. Beyazlar iktidarı temsil ediyor onlar iyiler. Siyahlar muhalifleri temsil ediyor onlar kötüler onları yok etmek gerekiyor, bulduğun yerde imha edeceksin, evine tekme tokat gireceksin kapıyı kıracaksın muhalifleri yere yatıracaksın çoluk çocuk korkutacaksın, göz açtırmayacaksın, gözaltına alacaksın onları mağdur edeceksin, üniversite öğrencisiymiş memurmuş hamile kadınmış çoluk çocuk sahibiymiş, aylarca tutacaksın ardından NATO zirvesi yapacaksın NATO zirvesinde de buna itiraz etme potansiyeli olanların evlerine baskın yapacaksın, kimi yerde gidip yargısız infaz yapıp karı koca öldüreceksin! Kimi yerde yaşlı başlı insanları tekmeleyip ters kelepçe ile alıp götüreceksin, kimi yerde bu insanları uzun süre tutuklu olarak tutacaksın, okullarından mahrum edeceksin, sınıflarında kalacaklar! “Suyun ısındı kardeşim” suyun ısındı cumhuriyetindeyiz arkadaşlar. Şu anda suyun ısındı cumhuriyetindeyiz! Her tarafa bir had bildiriliyor. Geçenlerde Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, Bülent Arınç’a da bir had bildirdi ayar çekti, herkese suyun ısındı, haddini bil, hizaya gel, kendine gel, boyunu göreyim bakayım.” Muameleler, tavırlar. “Sen çok konuştun, sesini kısın şunu, alın atın içeri. Gözaltına alın, web sitesi erişim engeli getirin. Sesi soluğu çıkmasın aklı başına gelsin, 8-10 ay atın içerde kalsın, tüm maddi manevi mahrumiyetleri yaşasın.” Şu hale bakın! Şu ülkenin haline bakın! Biz cezaevleri ağzına kadar dolu diyoruz bunlar yetmiyor artık cezaevlerinin damlarına çatılarına da insan koyacaklar çünkü cezaevinde yer yok yerler bile dolmuş durumda, yerlerde bile yer yok. Yataklar dolmuş yerler dolmuş, artık cezaevlerinin çatılarına, damlarına mı koyarlar bu mahpusları? Çünkü her taraf dolmuş durumda! Şu ülkenin hali için biz Adalet Bakanı’na da seslenmek istemiyoruz çünkü bu absürtlükleri normal gören O! Sayın Nacho Sanchez Amor size tekrar sesleniyorum; bu hali tabi siz de görüyorsunuz ve eleştiriyorsunuz! Türkiye’de LGBTİ+ birey olmak suç! Kardeşim insanlar ne yapsın? Allah onu öyle bir yönelim ile yaratmış ne yapacaksın? 5. Kattan aşağı mı atacaksın? Ne yapacaksın bu insanları? Beğenmeyebilirsin, sevmeyebilirsin hayat tarzlarını ama ne yapacaksın bu insanları? İnsanları tekme tokat gözaltına al, tutukla, ardından bunu protesto etmek isteyen insanlara da tekme tokat sert bir müdahale ile İstanbul’da onları da gözaltına al onları da tutukla, buna itiraz edeni de tutukla! Tüm bunlara ne oluyor diyeni de tutukla! Bu nedir ya Allah aşkına! Mazlum mağdur insanlara mağrur bakışlarla bakan bir iktidar var ortada. Vicdanlar sızlıyor gerçekten! Cezaevlerinde hasta mahpuslar var çünkü neden hasta oluyor insanlar? Haksız yere gözaltına alınıyor, bütün hayatı alt üst ediliyor haksız yere ağır cezalar alıyor adamın bütün hayatı alt üst olunca sağlığı bozuluyor direnci düşüyor kanser oluyor bu sefer böyle birçok hasta var. 10 ay boyunca adamın kanseri teşhis edilmiyor. Cezaevleri böyle! Gidin Sincan Cezaevi’ne aylarca 5-6 ay boyunca hastaneye sevkiniz yapılmıyor. Gideceksiniz de “Neyin var kardeşim?” diyecek doktor. “Şuyum var.” “Sana bir tetkik yazalım.” Diyecek o da 3-4 ay sonra. Öyle öyle 10-11 ay sonra “Aa sende kanser varmış.” Bakın ülkenin hali böyle arkadaşlar. Ardından gencecik insanlar hayatlarını kaybediyor aileler yıkılıyor. Yaşlı başlı insanlar perişan oluyor. Bu olacak bir şey değil arkadaşlar. Nereye gidecek? OHAL nereye gidecek? Hala bu iktidarı destekleyen milliyetçi muhafazakar insanlara sesleniyorum; Sizin kimliğiniz olabilir, siyasi görüşünüz olabilir kardeşim sizin vicdanınız yok mu? Vicdanınız yok mu ey milliyetçiler? Ey muhafazakarlar? Bu nasıl bir baskıcı yönetimdir? Hiç mi itirazınız yok! Yarın öbür gün kalkıp birisi size yaptığı zaman mı aklınız başınıza gelecek? “Ya böyle olmasaydı.” diyeceksiniz. Bakın biz kime yapılırsa yapılsın bugün bu yapılanları yanlış buluyoruz. Alparslan Kuytul, Süleyman Hilmi Tunahan’ın öğrencilerine yapılanlara itiraz etmiş ve onlar iktidarı desteklemediği için başlarına bu gelmiş deyince apar topar eşiyle onu cezaevine atıyorlar. Ta uzak cezaevlerine kendisini Erzurum’a eşini Samsun’a Adana’ya en uzak cezaevlerine atıyorlar. “Bakın Adana’ya en uzak olsun. Ya nereye atalım bu insanları hapse? Ya Adana’ya uzak olsun.” Bakın kriter bu arkadaşlar. Ardından daha ne yapalım diye düşünüyorlar. Efendim Alparslan Kuytul’un emekli maaşına da bloke koyalım. Adam aç susuz kalsın. Çoluk çocuğu da açsız kaldı.” bunlar tam bir soykırım metodu. Adamın maaşını kes, emekli maaşını kes. “Su içene yılan bile dokunmaz!” denir değil mi bizim kültürümüzde? Anadolu irfanında “Su içene yılan bile dokunmaz.” Denilir ama bunlar öyle değil arkadaşlar. Görüyorsunuz, adamın emekli maaşına çöküyorlar. 5 çocuk arkada, karı koca içeride, sen onun emekli maaşına çöküyorsun. Yazıklar olsun. Mağduriyetten, mazlumiyetten gelen AK Partililer, “Bize darbe yapacaklardı, bize zulmediyorlar. 367 krizi yaptılar bize. Ayağımıza çelme takıyorlar.” diyen AK Parti iktidarı devleti ele geçirdi. Ordusuyla, polisiyle bürokrasisiyle her türlü bakanlığıyla, her şey elinde, medya elinde ve maalesef ki halkın da bir kısım insanının, kesiminin desteği elinde böyle olunca esip gürlüyor. İçeriden böyle bazen çatlak sesler çıkıyor. “Ya ne yapıyorsunuz?” gibi ama “Sen kim oluyorsun?” Diyen bir ses yükseliyor. “Sen kim oluyorsun, sen ne dedin?” böyle bir kabadayıvari cevap veriliyor iktidardan. “Sen kimsin ya, sen kimsin ya?” bakın üslup bu arkadaşlar. “Suyun ısındı Cumhuriyeti.” iktidarın artık oluşturduğu cumhuriyet bu. Tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları duysun. İktidar suyun ısındığı cumhuriyeti kurmuş durumda arkadaşlar. Artık iktidarın yeni adı bu. AK Parti MHP Cumhur Zulüm İttifakı diyordum ya. Muhaliflere yönelik suyun ısındı cumhuriyeti kurmuş durumdalar. Tek bir itiraz mı ettin? Hemen şunu fişleyin. Ardından sabah kapısını kırıp gözaltına alın, tutuklayın. Web sitesi erişim engeli getirin. X hesaplarına erişim engeli getirin. Tutun onu hayatın dışına itin. Çoluk çocuğunun da başına iş açın. Yani yapmadığınızı bırakmayın.” Şu rezalete bakın arkadaşlar. Şu hale bakın.
Biz dediğimiz gibi kim olursa olsun zalime karşı ve kim olursa olsun mazlumdan yanayız. İster sağdan, ister soldan, ister erkek, ister kadın veyahut da ikisinden de olmayan cinsel yönelimlerde kim olursa olsun insan olarak herkesin bir hakkı, hukuku vardır. Siyasi görüşünüz şu olur, bu olur arkadaşlar. Herkes benim gibi olacak. Herkes tornadan çıkmış bir mamül olacak diye bir şey yok. Herkes sizden farklı olabilir. Bunu kabul etmelisiniz. Farklılıklar içinde bir arada yaşayacağız. Tekleştirme işte Erdoğan’ın ağzından eksilmiyordu. “Tek ülke, tek bayrak, tek vatan, tek millet.” bilmem ne. Ondan sonra kalkıp mesela bu lafları sonra etmemeye başladılar. Ya işte bir Kürt barış süreci denildi ve şu an gelinen noktada evet silahlar bırakıldı ama bu kadar antidemokratik eylemin yapıldığı her sabah insanların evlerinin kapısının kırıldığı bir ortamda da böyle bir Kürt barış süreci olur mu ya? Allah aşkına gerçekten kim buna inanacak? Bunu da net olarak soruyorum. Silahları birileri bırakmış olabilir. Evet ülkede silahlar bırakılsın. Silahla hiçbir şey halledilmez. Siyasetle halledilir ama iktidarın niyeti iyi değil arkadaşlar. Açık bakın bu iktidar bu iktidarla nereye gidilir yani? Niyeti kötü olan bir iktidarla karşı karşıyayız. Biz tüm iyi niyetimizle demokratik adımları destekleyelim diyoruz. Adam ertesi gün onun bunun kapısını kırarak içeri girip gözaltına alıp her türlü hakareti yapıyor. Her türlü siyasi soykırım metodunu kullanıyor. Tabi burada muhaliflere de ben biraz sitem etmek istiyorum. Bunlar yeni olaylar değil. 10 Yıldır bu ülkede KHK’lılara yönelik çok ağır siyasi soykırım metotları yapıldı. Ben bunu yıllardır çeşitli raporlarla gündeme getirdim. Ohal’in 1. yılında Toplumsal Maliyetler dedik, İkinci yılında dedik. Üçüncü, dördüncü, beşinci yılında, altıncı yılında, yedi, sekiz, dokuzuncu yılında Ohal’in toplumsal maliyetlerin raporunu çıkardık. Buralarda Türkiye Cumhuriyeti’nde eşine pek rastlanmayacak ölçüde ağır bir siyasi soykırımın izlerini bulduk ve bunları raporladık, binlerce kişiyle konuştuk. Çok ağır şeyler vardı ve bu raporları da Türkçe ve İngilizce olarak yayınladık. Tüm dünyaya da sunuldu. Tabii bunları yayınlarken muhalefetin bir kısmı da bunları görmezden geliyordu. Ana Muhalefet Partisi mesela çoğunlukla bunları görmezden geliyordu. Veyahut da başka muhalifler de görmezden geliyordu. Kuyu tipleri cezaevlerini biz eleştirirken çok kişinin umurunda değildi, ana muhalefet partisinin de umurunda değildi. Birçok muhalifin umurunda değildi. O kuyu tiplerinde açlık grevlerinde ölen insanlar kimsenin umurunda değildi ama şimdi bakıyorsunuz önüne gelen muhalifi alıp tekme tokat kuyu tipinin dibine atıveriyorlar. Demek ki ilkeli, ahlaklı, prensipli olmak gerekiyor ve siyasi soykırımlara, kime yapılırsa yapılsın, ayrımsız karşı durmak lazım. İster KHK’lıya, ister Kürt’e, ister Türk’e, ister sağcıya, ister solcuya, ister LGBTİ+ bireye, kime yapılırsa yapılsın eleştirmek lazım. Bunlar son derece ağır, hukuksuz muamelelerdir. Tüm dünya hayretler içinde ülkemizi istiyor. İktidar bize büyük bir utanç yaşatıyor. İfade özgürlüğü kavramı artık tamamen ayakları altında ama tabi bu muhalifler için geçer. Mesela siz bir muhalif milletvekili olarak halkın hakkını korumaya kalktığınızda iktidarın trolleri, şımarık hesap sahipleri, size hakaret, küfür, tehditte bulunabilir ve buna savcılıklar takipsizlik verir. İfade özgürlüğü bizim gibi muhaliflere hakaret, küfür edildiğinde o hakaret küfür eden trol taifesine var. Yani bakın ülkede iktidarı normal bir dille eleştirenlere yönelik adres cezaevleri, muhalif vekilleri hakaret ve küfürle eleştirmenin adresi ise taltif edilmek, herhangi bir cezaya uğratmamak, istediği kadar hakaret küfür etsin, tehdit etsin, o kişiyi taltif ederek hakkında bir soruşturma açmamak. Daha fazla olarak da ödül bile verebilirler. “Ömer Faruk Gergerlioğlu’na hakaret etmişsin, senin hakkında takipsizlik veriyor ve ardından sana ödül veriyoruz.” diyecek savcılarımız var bu ülkede. Bakın mesela Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gidiyorum. Benim hakkımdaki hakaret küfür tehditlere yönelik suç duyurularımın sonuçlarına bakıyorum hepsine takipsizlik verilmiş. Peki diyorum ki o savcılara; “Bu hakaret küfürler size yapılsaydı başka bir savcı buna takipsizlik verseydi ne dersiniz?” Çıtlarını çıkaramıyorlar. Tek kelime ses edemiyorlar. Yani ifade özgürlüğünün hali böyle arkadaşlar. Normal bir ifadede bulunanın gideceği yer cezaevleri ancak hakaret edenin gideceği yer ise saraylar. Onların adresleri saraylar. Taltif edilmek, makamlar, mevkiler falanca makamın başdanışmanı olmak, onların makamları burası. Ona buna hakaret küfür edenlerin yeri burası. “Suyun ısındı” diyenlerin yeri burası. Bir de milletin vekiline, 86 milyonun vekiline hakaret küfür tehdit edildiğinde cezasızlık politikası, hiç kimseye kovuşturma açılamama hali ama biz en ufak bir barış talebinde, insan hakları talebinde bulunduğumuzda bize bir ton hakaret küfür bu işte ülkenin hali bu. Sayın Nacho Sanchez Amor’un kendisi bizi takip ediyor duysun bunları. Biz bu son suç duyurularını da kendisine ileteceğiz. Bu rezaletleri kabul etmeyeceğim ben. Yarın öbür gün bizim başımıza bir iş gelirse bu işlerin mesulü bu takipsizlik kararlarını verenlerdir. Ben bunu çok net söyleyeyim. Bakın böyle olmaz. “Ya efendim işte düzeltiriz efendim bunu.” Ne demek düzeltiriz ya? Faili meçhul cinayetler yapılıyor, yargısız infazlar yapılıyor. Onlara susuyorsunuz, örtbas ediyorsunuz ondan sonra bir muhalif milletvekili bunları gündem ettiği zaman da ona bir ton küfür hakareti mübah görüyorsunuz. Öyle mi? O zaman bize yapılacak saldırıların faili bugün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’dır. Bakın çok net söylüyorum. Ömer Faruk Gergerlioğlu’na yapılacak herhangi bir saldırının sorumlusu bize yapılan hakaretlere, ölüm tehditlerine, her türlü küfre sessiz kalan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’dır. Bunu buradan söyleyeyim. Biz canımızı kime emanet ediyoruz kardeşim? Ben bana hakaret edeni bulup, ben de ona hakaret küfür mü edeyim? Ben yargıya güveniyorum. Yargı onun cezasını vermezse, hakaret edenleri cesaretlendirmekten başka ne iş yapar? Böyle rezalet olur mu? Bunu da buradan ifade edeyim. Yarın öbür gün bu da tarihe bir not olarak geçsin arkadaşlar. İfade özgürlüğü ile ilgili kısa bir özet yaptık bugün.
Burada programızı bitiriyoruz. İfade özgürlüğünün mağdur ve mazlum hali budur arkadaşlar Türkiye’de sadece bana değil herkese yönelik bir ağır ifade özgürlüğü, zulmü yapılmaktadır bu ülkede. Bunu bugün ifade ediyoruz. Tarihe not düşüyoruz. ÖFG TV her türlü zorluğa rağmen yayınlarını sürdürüyor, sürdürecek. İki ayağımız bir pabuça girse de biz yolumuza devam edeceğiz. Size en iyi bir şekilde bu programı tüm metniyle beraber sunuyoruz. Haftaya, salı günü saat 21.00’da buluşacağız. Hepinize hayırlı akşamlar diliyorum. Hoşça kalın.
























Yorumlar