2009-02-01 00:00:00


TARİHİ AN: HAKLI  TOKATLA YIKILAN  SİYONİZM

 

Bir  anda  gündem  değişti. Bir  anda  tüm  gözler  Türkiye’ye  çevrildi. Davos’ta  Türkiye Cumhuriyeti  başbakanı  Recep  Tayyip  Erdoğan  Katillerin  şefi  Peres’e haddini  bildiriyordu. Peres’in  şaşkın  bakışları arasında  ona  “katil”  diyordu. Hamas  hakkında  mügalata  yapmak  isteyen  Peres’e  reddedilemeyecek  gerçekleri  hatırlatıyordu. Değil  hatırlatmak,   geçtiğimiz  yıl  Gazze  plajında  piknik  yaparken  İsrail  hücumbotları  tarafından  vurulan   Filistinli  ailenin  dramını  güneşi balçıkla sıvamaya  çalışanların gözüne  sokuyordu. Filistinli  ailenin  tüm  fertleri  şehid  edilmişti  ve  ailenin  kalan  tek  ferdi olan  küçük  kız  çocuğu  kumların  üstünde  ağlıyordu. Bu,  tüm  vicdanları  sızlatan  unutulmaz  görüntüleri  “Hamas  ,ateşkes, terörist  vb.”  diyen Peres’in  suratına  bir  şamar  gibi  vuruyordu. Yani  “Hamas’ı  bahane  etmeyi  geç,  sen  sivilleri  acımasızca  vuran  tescilli  bir  katilsin” demek  istiyordu. Siyonistleri  her  eleştirene  antisemitik  damgasının  vurulduğu  bir  dünyada,  profesyonel  katil  Peres’e    aslen Yahudi  ırkından olan  ama   “insan  kalan”  kimselerin  cümlelerini  hatırlatıyordu. Antisiyonist  Yahudilerin  ağzından  İsrail’in  “haydut  devlet”  olduğunu  ilan ediyordu. “İsrail’in barbarlığı  zalimliğin de  çok  ötesinde”  diyerek söylemek  istediklerini  antisiyonist  yahudiler  ağzından  söylemiş  oluyordu. “Tankların üstünde  Filistin'e  girerken bir  başka  mutlu  oluyorum”  diyen  İsrail başbakan’ının sözlerini  aktarıyordu.. Yani  “sizin    insanlıktan  nasibiniz  yoktur, geçin  bu  bahaneleri,    yüzünüz  budur”  demek istiyordu.

 

Ayrıca  zulme  seyirci  kalan  tüm  dünyayı  temsilen  Peres’i  alkışlayan  seyircileri de  yerin dibine batırdı. Bu  seyirci kalmaların  ve  alkışların  bir  insanlık  suçu olduğunu  bir  başka  tokat  olarak  onların da  suratına  vurdu.

 

Bu  görüntüleri  Türkiye  toplumunun  büyük  bir  kesimi  gözyaşları  içinde  izledi. Bunlar  sevinç  gözyaşları  idi. Yıllardır  ezilen, katledilen ümmet’i  muhammed’in  çocukları  bu  sefer sevinç  gözyaşları  döküyordu. Gerçekleri  örtbas  etmeye  çalışan  yalancıya  karşı  güçlü ve   kızgın  bir  ses yükseliyordu. Zulüm  imparatorluğunun  kararmış  kalpli  cumhurbaşkanını  aşağılıyordu. Yaşlı  katilin  dünyayı  kandırmaya  çalışan  sözlerine  karşı,  işte  vicdan  ayağa  kalkmıştı. Kötülükler  imparatorluğuna  karşı  zayıfların sesi  yükseliyordu. Dünya’nın  çok  büyük  bir  çoğunluğu  tarafından  zalim  olduğu  bilinen  ve  fakat  ses  çıkarmaya  cesaret  edilemeyen  kişisinin  direkt  suratına  ağır  hakaretler  yağdırılıyordu. Peres  şaşkın  bir  şekilde  bakakalıyordu. Peres    o  şaha  kalkmış  haklı  ve  kızgın  haykırışlar karşısındaki zalimlerin  yenik  ve  sünepe  halini  temsil  ediyordu. Sadece  Müslümanlar  değil  ezik  ve  sessiz  tüm  farklı dinden, ırktan ideolojiden  insanların   yanık  bağırlarına  serin  sular  dökülüyordu. Yunanistan’ın  devlet  televizyonu  bu  olayı  “Erdoğan  tüm gezegenin  sesi  oldu”  diyerek  veriyordu. Avrupa  basını ise  “kapıyı  çarpıp  gitti” diyerek  olayı  yansıtıyordu. Tahmin  edileceği  gibi   tüm  dünyayı  sarsan  bir  olay  oluyordu. Yeryüzü   müstekbirlerine  karşı  cesur  sesler çıkarılabileceği  tekrar  hatırlanmış oluyordu.

 

Peres’in  başbakanı  bu  ağır hakaretlerden  sonra  araması  önemlidir. Başbakan’ın  ağır  sözlerinden  sonra  Peres’in  onu araması  kimin  kime  muhtaç olduğunu  göstermiştir. Planlı    olmayan  bu  içten    restten    sonra   Peresin  bu tavrı  sergilemesi  son  derece  önemlidir. Ortadoğu  denkleminde  Türkiye’ye  muhtaç  bir  İsrail  olduğu  spontan  gelişen  bir  olay  sonrası  iyice  netleşmiştir. Sadece  “monşer” ce  yaklaşımlar  sergilense  ortaya  çıkmayacak  bu  durum Türkiye’nin   çok  daha  cesur  adımlar  atmasını  getirmelidir  artık. Sırada  askeri  anlaşmaların  iptali  ve  İsrail’le  ilişkilerin  kesilmesi  olmalıdır. Bu  kartlar  çok  iyi  kullanılmalıdır. Güçlü  olan  ortaya  çıkmıştır. Silahlı  gücünün  zalimliğine  mukabil  haksızlığının  da  zirvesinde  olan İsrail  tüm  dünyanın  gözü  önünde  yerden  yere  vurulabilmiştir. Bu  tarihi  bir  olaydır. Onun  için  tüm  dünya  liderleri   mesajlar  yayınlamış ve  tüm  medyada  olay  manşetlere,  birinci  sıralara  çıkmıştır. İsrail  her  çıkışın  bir  inişi  olduğunu  anlamış  ve  görmüştür. Gücün,  sadece  maddi  güçle  olmayacağı,  vicdanlarda  haklı  olanın  gerçek  güçlü  olduğunu görmüştür.

 

Aslında  burada  kazanan  başbakanı  daha  somut  tedbirler  almaya  zorlayanlardır. Günlerdir  Türkiye’nin  dört  bir  tarafında  yüreklerindeki  büyük  acıyla  gösteriler  yapan  Türkiye  halkı  uluslararası  arenada  başbakanın  bu  tavrı  göstermesine  neden  olmuştur. Sivil  toplum  başbakanın  sert  söylemlerini  duyuyor  ama  bunların  İsrail’i  durduramayacağını  söylüyordu. Etkili  somut  adımlar  istiyordu. İsrail’in  sadece sert  söylemlerle  akıllanmayacağını,  onun  anlayacağı  dilden onu  dizginlemesi  gerektiğini  söylüyordu. Mitingler, imza kampanyaları  hep  bunun  içindi. İsrail  cumhurbaşkanına  tüm  dünyanın  gözü  önünde  ağır  hakaretler  edilmesi  hiç  şüphesiz  daha  ileri   bir  adımdır. Bundan  sonraki  adımları da  istemek  en  tabii  hakkımızdır. Hatta   baskıyı  arttırmak  daha  bir  şart  olmuştur. Başbakanı  eleştirmek de  övmek de  normaldir. “Memleketi  yönet”  diyen  halk  icraat  ister. Hem  eleştirir ,  hem de  güzel  bir  davranış da  görürse över. Bunlar  normaldir. Ama  eleştirileri  ve  övgüleri    fanatizm ve  partizanlık  penceresinden  değerlendirenler  hatada  olanlardır. Mesele  üzüm  yenmesi  meselesidir.     

 

Başbakan’ı  havaalanında  coşkuyla  karşılayan  onbinler  ve  Gazze’de  hemen  ertesi  gün  sokağa  dökülen  ve  Türkiye  bayrakları  taşıyan  kalabalık  sadece  ümmetin  kırılan onurunun  tamir  edildiğini  değil,  halkların    aynı  ruhu  taşıdığını  ve  aralarında  koparılamaz  bir  ilişki  olduğunu da  gösteriyordu. Farklı  bir  çok  kesimden  Türkiye’de  de  destek  bulan  başbakan,   dünya’da da  tüm  ezilmişlerin  yüzünü  aydınlatıyordu. Ama  buna  karşı  reel  politik  mazeretine  sığınan  ruhu  satılmış  medya  ve  diplomasi  borazanları da  var. Bunlardan  çıkan  ses  çok  yabancı  ve   soğuktur. Yok  “paneli  niye  terk etmiş”  yok  “artık  bittik  biz” diyen  sesler  bunlar. Hiç  samimi  olmayan  sesler  bunlar. Yapılması  gereken  tam da  bu olmalıydı  ve  onu  yaptı. Sert   eleştirilerden  sonra  orada  kalmamalıydı  zaten. O sözlerin  gereği  sonrasında  oradaki  herkesi  perişan  bir  şekilde  bırakıp  orayı  terk etmekti. Hakikaten de onun  kalkması  ile  panel  devam  ettirilemedi,   kendiliğinden  bitti.

 

Türkiye  ve tüm  dünya  bu  tarihi  olayı  iyi  görmeli  ve gereğini  yapmalıdır. Önceki  yazılarımızda  tarihi  bir  anda  olduğumuzu  ve  Siyonist  lobiye  karşı  adalet  lobisinin  ayağa kalkması  gerektiğini  yazıyorduk. Bu  son  gelişme  hem tarihe  damga  vurması hem de  tüm dünya  mazlumlarının  aynı  safa  gelmesi  ile  gerçekleşmiştir. Cesaret  gösterenin  insiyatif alacağı  ve farklı  dinden,  ırktan  ve  siyasi  görüşten  tüm  insanların adalet ekseninde birleşebileceği ortaya çıkmıştır. Kötülüğe  karşı  iyilerin  mücadelesidir ortaya  çıkan ve  erdemli ittifakların  olabileceği artık  kesinleşmiştir.  Allah’a  şükürler  olsun. Bundan  sonrasında  görev  bize  düşüyor. Baskımızı  arttırarak  sürdüreceğiz  ve  İsrail’le  ilişkileri  kestireceğiz  inşallah. Buna da  artık  bizler  yürekten  inanmalıyız ki  bu  şarttır ve arzumuzun gerçekleşmesi  için  elzemdir.

Yorumlar