5 Ekim 2021

Herkese hayırlı akşamlar ÖFG TV’nin yeni bir programı ile karşınızdayız. Her hafta Salı günü saat 21.00’de sizlere sunduğumuz haftanın önemli konuları ve önemli konukları ile birlikte size sunduğumuz ÖFG TV yine başlıyor. Herkese merhaba.

Bu hafta yine iki önemli konuğumuz ve konumuz olacak. Öncelikle Halkların Demokratik Partisi, partimizin son zamanlarda siyaset zeminindeki önemli rolü ile ilgili ve Kürt meselesi ile ilgili son durum ve daha farklı sorulara vereceği cevaplarla Sayın Genel Başkan Yardımcımız Van Milletvekilimiz Sn. Tayip Temel bey misafirimiz olacak ilk yarım saatlik bölümde sorularımıza cevap verecek, kamuoyunu aydınlatacak. İkinci yarım saatlik bölümde de şu anda Silivri Cezaevi duruşma salonlarında Hava Harp Okulu öğrencilerinin duruşmaları var. 5,6,7 ekim tarihlerinde. Oldukça büyük sıkıntılar yaşıyorlar ve yaşamaya devam ediyorlar. Biz onları hep gündem ettik, bu mücadelelerin her zaman yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz. Sn. Av. Kemal Uçar ile bağlantı yaparak bugünkü mahkeme ve sonrası ile ilgili bağlantı yapacağız. Halkların Demokratik Partisi Van Milletvekili Sn.Tayip Temel bey konuğumuz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Sn. Temel hoşgeldiniz.

Tayip Temel:Hoşbulduk iyi yayınlar.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Bugün Halkların Demokratik Partisi’nin politikaları ve farklı sorulara da cevap vermenizi isteyeceğiz. Kamuoyunu aydınlatmanızı isteyeceğiz. Malum ana akım medyada çok önemli bir konu olarak HDP konuşuluyor, Kürt meselesi konuşuluyor ama bu konunun ana muhattabı HDP yetkilileri, ana akım medyaya davet edilmiyor. Israrla TV kanalları yetkililerimiz zorluyor arıyor ama maalesef yayına bağlamıyorlar ve kamuoyu Halkların Demokratik Partisi yetkililerinin sesini duyamıyor. Bugün biz bunu kıracağız ve çok izlenen programımızda ÖFG TV’de çok önemli bir konuğumuzu ağırlayacağız. Sn. Genel Başkan Yardımcımız Tayip Temel önemli konular hakkında açıklamalar yapacak. Biz öncelikle kendisine Türkiye’nin en önemli insan hakları meselesi olan Kürt meselesi hakkında sormak isteriz. Yıllardır bu konu büyük devlet haksızlıkları sonrasında halen çözülmemiş bir mesele olarak ortada. Kürtler bir mesele değil, Kürtler bir sorun değil ama maalesef devlet politikaları böyle bir ismi oluşturmuş. Gelinen noktada Kürt meselesi nerededir? Çözüm süreci bitti ve ardından yaşadığımız yıllar bütün bu mücadele nereye geldi? Ne yaşanıyor? Bu konularda sizden görüşlerinizi almak isteriz. Buyrun Sn. Tayip Temel.

Tayip Temel:İzleyicilerimizi öncelikle selamlıyorum. Böyle mecralara çok ihtiyacımız var. Özellikle Türkiye’de basın özgürlüğünün neredeyse tekelleştiği, %95’ine yakın iktidarın izin vermediği hiçbir şeyin yayınlamama iktidarın propagandasından öteye geçemeyen bir programcılık yapıyorlar. Bu yayınlar gerçekten değerli. ÖFG TV bu anlamda çok önemli bir mecra. Bu vesile ile hem emekçilerine hem de izleyecilerine saygı ve özellikle bu anlamda da kutluyorum onları. Kürt meselesi Türkiye’de gerçekten yıllardır aslında süre gelen bir halkın varlık sorunun kabul edilmesi sorunudur. Kürt sorunu denildiğinde Kürtler sorunlaşmıştır bu ülkede, Kürtler bu ülke açısından sorundur anlamına gelmiyor bu tanımlama. Aslında devletin kuruluş kodlarından bugüne tek ulus, tekçi zihniyetin. Çoğulcu demokrasiye dayanmayan anlayışın yarattığı genelde bastırma ve yok sayma siyasetinin uygulandığı bir halk olma sorunu. Kimlik olma sorunu, kendi varlığını olduğu gibi herhangi bir halk gibi ifade etmek koşulunu bulma sorunu ama bununla beraber siz de söylediniz aslında tarihsel olarak Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne bir insan hakları ihlallerinin ana sorununa da dönüşmüş. Yine demokratikleşememenin esas sebebine dönüşmüş. Gerçekten biraz Kürt sorununun beslendiği kaynaklara ya da beslendiği zihniyete baktığımızda esasen Türkiye’nin demokratikleşme sorununun neden olduğunu, Türkiye’nin demokratikleşememe sorunun olduğu görünüyor. Aynı zamanda bu sorunun varlığı, bu sorunun çözümsüz bırakılması da Türkiye’yi demokratik değerlerden, insan haklarından yoksun bırakmaya sebep oluyor. Böyle iç içe geçmiş, aslında birçok faktörel etki içinde barındıran, birçok dinamiği kendi içinde barındıran bir sorun. Gelinen aşamada maalesef birçok tartışma yürütüldü, birçok konuda görüşmeler, diyaloglar müzakereler yapıldı ama gelinen aşamada Kürt sorunu hala aslında yokluk ile varlık arasında bir ikileme tabi tutuluyor. O ikilemde tutulmaya devam ediliyor. Nasıl? Bu örneğin yok sayılan, yoktur, Kürt yoktur, Kürt dili yoktur, Kürt kültürü yoktur. Kürtler diye bir topluluk yoktur zihniyetinin bugüne yönelik iz düşümü ise Kürt sorunu yoktur veya “Vardı da çözdük.” Kürtlerin duymadığı, görmediği bir çözümden bahsediliyor. Neydi bu çözüm? Bu çözüm gerçekten biraz Kürt kentlerine gidilip bakıldığında Kürtlerin yaşadığı coğrafyaya bakıldığında görülecek ki orada dil sorunu var, kültür sorunu var, kendisini yöneltme sorunu var. Her şeyden önce belediyelerine konulmuş, Kürtçe sokak, meydan, mekan isimleri tabelalardan silinmiş. Yine büyük alanda, kamusal alanda bu dilin kullanımı hala geçmişteki gibi kabul olmasa da ince bir şekilde yasaklanmaya devam ediliyor. Her şeyden önce Kürtlerin bu ülkede Kürt olarak, Kürtçe konuşarak, Kürtlük bilincini ortaya koyarak varlık göstermesine izin vermeyen ırkçı bir hakla besleniyor. Orman yangınları çıktı hedef Kürtler oldu. Başka gerilimler ortaya çıkıyor hedef Kürtler oluyor. Siyasi gerilimlerin, ırkçı milliyetçi boyuttaki bütün politikaların bütün hedefi Kürtler ve yabancılar oluyor. Dışarıdan Türkiye’ye irtica etmiş mülteciler oluyor. Kürt sorunu yoktur, Kürt sorununu tartışamazsınız diyor iktidar ve küçük ortağı. Biri biz çözdük diyor. Diğeri yok böyle bir sorun. Bu sorunu ifade etmek ülkeye ihanet diyor. Bu kadar tutarsız, bu kadar kendisi ile çelişik iktidarla karşı karşıyayız. Bir sorunun varlığını tespit edip onun sebeplerini ortaya koyup çözüm geliştirmek bir politika olabilir devlet açısından. Bir de o sorunu yok sayarsınız yıllardır, Türkiye’de çok nadir zamanlarda bu sorunun varlığını kabul eden değerlendirmeler yapılmış devletin başındakiler tarafından. Örneğin Özal bu konuda önemli belirlemeler yaptı. Sayın Erbakan önemli değerlemeler yaptı. Hatta bu konuda sicili en kötü liderlerden biri Demirel bile örneğin AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer gibi genellemer yaptı ama 21. Y.Y.’dayız. Kürtler neredeyse Irak’ta ve Suriye’de statü sahibi olmuş durumdalar. Hatta dikkat edilirse bir bölme hali de yok. Mevcut rejimlerle devletlerle kendi özlüklerini, kendi öz kimliklerini, öz varlıklarını koruyarak varlıklarını sürdürüyorlar. Kaldı ki Türkiye’de HDP’nin biz parti olarak ortaya koyduğumuz deklarasyonda da ortaya koyduk. Bu sorunu çözmek kesinlikle bu sorunu Türkiye’nin bütünlüğü içerisinde halk olmaktan gelen halkların tümünün kabulü ve dolayısıyla aslında Türkiye’deki sınırları ve o sınırların demokratik bir ülkeye tekabül etmesi ile bu sorunun çözüleceğine dair bir fikir ve düşünceyi ortaya koyduk. Bu kadar zor mu bu? Bu kadar içinden çıkılmaz bir problem mi? Hayır. Bu devlet kuruluş kodlarından sıyrılamıyor. Kuruluş kodları zaten 21 Anayasa’sını dışında tutuyoruz. 21 Anayasa’sı daha demokratik, daha farklılıkları gözeten bir yerden oluşturulmuştu. Sonrası tekçi zihniyet her iktidar tarafından da yarı restorasyona, basit niteliksiz bir restorasyona tabi tutularak kimi yönleri törpüleniyor ama özü korunuyor ya da her iktidar başa geldiğinde bu tekçi anlayışı aslında temsilciliğini yaparak bir kademe öteye götürüyor. AKP’de MHP’de Türkiye’deki anti demokratik uygulamalarıyla insanlara KHK’ları ardından ne derseniz deyin en kapalı biçimiyle, en insan haklarına aykırı biçimde uygulamaya konuyor. Dolayısıyla Kürt meselesinde, Kürt sorununa da neredeyse düşünemezseniz yoktur diyordu Erdoğan bugün bundan öteye de gitti.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Beka sorunu deyip duran bir Cumhur İttifakı var. Peki siz kamuoyuna ne dersiniz? Cumhuriyet’in 100. Yılında bekamız sağlam olmalıdır diyen bir devlet anlayışı var. Beka sizce bu topraklarda nasıl sağlanır Sn. Tayip Temel?

Tayip Temel:Beka sorunu kesinlikle Türkiye’nin demokratikleşmesi, Türkiye’nin kendi yurttaşlarıyla bütünleşmesi, iktidarın mevcut baskı rejimini bitirerek refah düzeyini arttıracak gayri ahlaki insan haklarına aykırı, toplumun düşmanlığı anlamına gelecek uygulamalara son vererek bütün ülkeyi kucaklayacak bir rejimin inşaası ile beka sorunu, beka tehlikesi varlığı koruma sorunu ortadan kalkar. Onun dışındakilerin hepsi beka sorununun varlığına tekabül eder hem de derinleştirir. Örneğin Kürtlerle barışmak, Kürt barışını sağlamak, 40 yıllık çatışmayı bitirmek, bu çatışmalar sonucu örneğin ortaya çıkmış bütün anti demokratik uygulamaları ve yasaları fesh etmek, örneğin 2016’dan bu yana darbe girişimi diye tanımladıkları süreçten bu yana ki uygulamaların tümünün geriye alınması feshedilmesi ve adil mahkemelere sorunların teslim edilmesi, yargı üzerindeki bu korkunç baskı rejiminin bitirilmesi, Hakkari’den Edirne’ye bütün yurttaşların, Kürdü ile Türkü ile Lazıyla, Süryani’si ile, Alevisi, Sünnisi ile barışmış bir Türkiye’nin beka sorunu olmaz çünkü toplumun bütün kimliklerinin demirden yumruk gibi birleştiği, bütünleştiği bir ülkede ne dışarıya pazarlayacağınız konular kalır, ne dışarıya ihraç etmek zorunda kaldığınız savaş politikaları kalır ne de Kürtlerin bastırılması, Kürtlerin haklarının tasfiye edilmesi uğruna bir yerlere diplomatik olarak pazarlık yapıp Türkiye’nin bazı güçlü konumlarını pazarlamanızın zemini ortadan kalkar. Aslında beka sorunu bu sorunları çözmeme politikasında ısrar etmek yaratıyor. Bahçeli’nin her hafta ya da her gün toplumun bir kesimini düşman ilan etmesi beka sorunu yaratır Türkiye açısından. İktidarın Suriye’den Azerbaycan’a, Afganistan’a kadar barışçıl siyaset yerine savaş politikalarını geliştirmesi, örneğin Güney Kürdistan’ın güneyi diye tanımladığımız Irak Bölgesel Kürdistan Yönetimi’nin sınırlarında operasyonlar yapmak beka sorununu ağırlaştırır çünkü uluslararası sözleşmelere aykırı davranıyorsunuz, uluslararası sınırları ihlal ediyorsunuz ve dolayısıyla dışarıya savaş, çatışma politikaları tercih ediyorsunuz. Mutlaka uluslar arası güçler, devletler arasından dönüşü oluyor Türkiye’ye. Beka sorunu dediğimiz şey iktidarın savaş politikalarında devam etme sorunudur, demokratikleşmemede ısrarcı olmasıdır, insan hakları, yargı adil hukuk devletini oluşturma ya da böyle bir rejimi esas almada isteksizliği ve hatta onu tersi politikalardan inat etmesidir diyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bir de tabi kamuoyunun çok merak ettiği bir husus; HDP’nin deklarasyonu, tutum belgesi. Son günlerin siyasetine damgasını vurdu. Bunu sizin de ağzınızla kamuoyunun duyması lazım, ana akım medya elinden geldiği kadar çarpıtıp üstünü örtebiliyor. Son derece önemli bir belge açıklandı. Sn. Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği muhattaplık tartışması çok konuşuldu, tartışıldı. Halkların Demokratik Partisi açıkladığı tutum belgesi ile tabloyu kamuoyuna izah etmeye çalıştı, bu konudaki görüşlerinizi alalım.

Tayip Temel: Her şeyden önce bu deklarasyonun temel hedefi gerçekten Türkiye’nin uçuruma sürüklenmesinin önüne geçmek. Bunu bütün Türkiye’deki siyasi görüşü ne olursa olsun bütün herkesin böyle algılanmasını, böyle anlamasını istiyoruz. Yani HDP’nin bu kadar uzun bir süreçte iki, üç aylık bir çalışma sonucu sizler de katıldınız. Yerelde ilçelerden, mahallelerden başlayarak merkezi birçok miting ve görüşmeler kanaat önderleri, Kürt’ü, demokratik mücadele kurulları bölgedeki kanaat önderleri, İzmit, Kocaeli’deki STK’lar. Adeta Türkiye’nin tümünü ve Türkiye’nin her eğilimini yoklayarak oluşturduğumuz bir deklarasyon metni. Bir ekibin masa başında oturup günlerce oturup düşünüp tartışıp yazdığı değil sahadan alandan kaleme alınarak kamuoyu ile paylaşılmış. çok özel vurguları olan bir belge. Türkiye bu uçurumdan, çürümüşlükten, çöküşlükten kurtulmasının yolunu ve yöntemini ortaya koydu HDP. Yani eğer sorunu çözmek istiyorsa muhalefet, eğer sorunu çözmek istiyorsa bu toplumsal mücadelenin tümü, hatta iktidar eğer bu konuda bizim nasıl bir Türkiye hayal ettiğimizi merak ediyorsa işte o belgeye bakmalı. O belgenin üzerine çok çok söz söylemeye gerek yok. Her yönü ile kim bakarsa baksın düşmanlık eden ve ısrarla bu ülkeyi karıştırmak isteyen ırkçı, faşist zihniyeti taşıyan insanlardan tutalım bu ülke için bütün fedakarlıkları yapmaya hazır bu ülkenin düze çıkması için neredeyse elini bedenini taşın altına koymuş insan hakları savunucularına kadar. Sosyalistten, sağcısına kadar mütedeyyin den inanmayanına kadar, bütün herkesin bu belgeyi eline aldığında karşı çıkacağı tek bir cümle bulamaz. Eğer ülkeyi, eğer Türkiye’yi, eğer toplumu düşünüyorsa ama bakın önemli destekler aldık, örneğin hem muhalefet partilerinin olumlu değerlendirmeleri oldu. Hem de toplumsal kesimler çok önemli tepkiler verdi. İktidardan çıt yok. İktidar işi manipüle etmekten, işi başka noktalara kaydırmaktan öte yapma durumuna girmedi. Bunun sebebini biliyoruz çünkü bu belgeye karşı söyleyecekleri söz yok. Reddederse maskesi düşmüş bir iktidar daha fazla teşhir olur. Onaylarsa hakikate gelmiş olur. Zaten hakikate de doğruya gelme zemini çoktan yıkılmış bir iktidar gerçeği ve bloğu ile karşı karşıyayız. Bütün varlığını kötülük üzerine koymuş. Bütün varlığını belli toplumsal kimlikleri düşmanlık üzerine kurmuş bir iktidarın hakikate gelmesi çok beklenemez ama bu belge eğer siyasi ahlak, ülke sevdası, insan sevgisi varsa bu belgeyi inkar etmek, bu belgeye karşı çıkmak, bu deklarasyonu reddetmek mümkün değil. Diğer bir husus meselenin sorunun çözüm perspektifini ortaya koyan deklarasyonumuza dair manipülatif yani gerçeği yansıtmayan tutumlar gerçekleşiyor. Millet İttifakı ile ittifak içerisinde mi değil mi HDP? Cumhurbaşkanlığı adaylığında kimden yana tavır tutum ? Kürt sorununda muhatap kim? Bunların hepsinin tartışılacağı mecra çözüm için kurduğumuz masaya gelindiğinde konuşacağımız hususlar. Diğerlerinin hepsi aslında bir şekilde iktidarın değirmenine su taşıyacak manipülasyonlardır. Bizim seçimlerdeki tutumumuzun herhangi yönü muğlaktır. Hiçbir yönü muğlak değil, çok net ortaya konmuş. Bu iktidara karşı tavrımız çok net ortaya konmuş. Bu iktidarın demokratikleşmesi, çözüme ve daha doğrusu toplumun yararına dönme ihtimalini zaten biz görmüyoruz bununla mücadeleyi bu deklarasyonun ön şartı olarak kabul etmişiz. Diğer bir husus HDP kendi başına bir ittifak gücü, birleşenleri var, etrafında STK’lar, siyasi partiler bir ittifak gücü var ve bir de iktidardan, iktidarın çürümüşlüğünden kaçanların aslında akın ettiği bir hakikat mücadelesi de yürütüyor HDP, bu açıdan aslında zamanı gelince muhataplık sorununun da özü nedir? Ortaya koyacağız. Yeter ki bu tartışma başlasın, yeter ki Meclis, yine muhalefetin kendi içerisinde oluşturacağı mekanizmalardan tartışılsın. Aktörlerin rolünü oynayabileceği zemin oluştuğunda ve bu tartışma başladığında zaten çözüme hizmet edecek, çözümü geliştirecek her muhatap her öncü, her mekanizma rol ve misyonunu oynayarak ancak sorunların tümünü çözme zemini oluşur. Yoksa uzun yıllar Kürtleri inkar ettiler, sonra uzun yıllar şu iyi şu kötü, Kürtler onlara şunu işledi, gibi. İşte “Şununla aranıza mesafe koyun.” Gibi üstten aslında sorunu görüp çözmek yerine akıl vermekten öteye gitmeyen egemen bir problemlere yaklaşım gelişti ve çözüm olmadı. Dolayısıyla mütevazi sorunun tanımını ortaya koyan bir deklarasyon yayınladık ve bu deklarasyon çerçevesinde çalışmalar her türlü tartışmayı ve müzakereyi HDP yapma ve kudretine, gücüne, samimiyete ve birliğe özellikle HDP siyasi hareketinden, HDP’nin bünyesindeki demokratik siyasetin temsili olan Kürt siyasetinden bütün HDP’yi oluşturan birikimlere tecrübelere kadar bu konuda bütünlüklü bir yaklaşımımızın olduğunu özellikle belirtmek istiyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Konunun esası sahih bir şekilde değerlendirilmesi taktirinde diğer merak edilen güncel konuların vuzuha kavuşabileceğini söylüyoruz ama ilk önce samimiyet doğru bir tartışma zemini diyorsunuz. Son 3 dakikamız kaldı, kamuoyunun sahada çok merak ettiği bir konu, bize sahada çok sorulan bir konu. Malum Eski Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş ve diğer birçok vekilimiz Figen Yüksekdağ’ın tutuklulukları haksız, hukuksuz bir şekilde devam ediyor. Sayın Demirtaş’ın mahpusluğu ile ilgili önemli gelişmeler yaşanıyor, AİHM çok önemli bir hak ihlali olduğuna karar verdi, Türkiye iktidarı bu kararı uygulamıyor, iktidar kaçıyor, hukukçular kovalıyor. Bu ne zaman nasıl son bulacak? Sn. Demirtaş özgürlüğüne kavuşacak mı?

Tayip Temel: Aslında Sn. Demirtaş ve diğer tüm siyasi tutsaklar siyaset yaptıkları için iktidarın zulmüne uğramış ve haksız bir şekilde hukuksuz bir şekilde içeride tutulan tüm arkadaşlarımızın bir şekilde aslında orada kalmamaları, bir gün bile, bir saat bile içeride durmamaları gerektiğini herkes biliyor. Bunlara ağır cezalar veren yargıçlardan tutalım, her gün hedef gösteren iktidar yetkilileri ve toplumun vicdanı bu konuda bu arkadaşlarımızı aklamıştır ve aslında mağduriyetlerinin de farkında olarak onların arkasında duruyorlar. Fakat özellikle Sn. Selahattin Demirtaş’ın AİHM başvurusu sonrası verilen karar Türkiye açısından gerçekten bağlayıcı ve kesinlikle gereğinin yapılması gereken bir karar. Yaklaşık 2 senedir özellikle 1.5 senedir Sn. Demirtaş iktidar ve onun emrindeki yargının suç işlemesi sonucu içeride tutuluyor. Demirtaş’ı ve diğer arkadaşları da katıyorum ama özellikle AİHM kararından sonra Sn. Demirtaş’ın cezaevinde durması her gün açısından ileride de göreceğiz hepimizde buna tanıklık edeceğiz hukuken hesabını soracağımız bir suç haline dönüştü. Osman Kavala için öyle, Figen Yüksekdağ için ve diğer tüm siyasi tutsaklar, Kobani kumpas davasında tutuklanıp yargılanan arkadaşlarımız için durum böyle. Partiye kapatmaya dönük kapatma davası diye tanımladığımız dava böyle. Biz şunu söylüyoruz ne pahasına olursa olsun bu arkadaşlarımızı serbest bıraktıracak bir tutuma sahip olacağız bunu geliştireceğiz. Sn. Demirtaş’ın tutulması iktidarın öç alma politikasıdır, zaten bütün dünya neredeyse bütün dünya gazeteleri Erdoğan’ın rakibini kendi denetimindeki yargı eliyle etkisini kırmaya dönük bir girişim olarak tanımladı. AİHM açıkça kararında bunu vurguladı, bundan öte bir şey yok. O yüzden suç örgütüne dönüşmüş kurumlarıyla beraber suç örgütüne dönüşmüş bir rejimden adalet beklemek tabi ki gaflet dolu ama biz mücadelemizde diplomatik girişimlerimizle ve o arkadaşlarımıza sahip çıkma düzeyimizle mutlaka bu haksızlığı ve zulmü bitireceğiz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: İnşallah diyoruz çünkü uzun süreli tutukluluklar var, zulmen tutuklulukar var. Gerçekten yüreğimiz yanıyor, halkımızın yüreği yanıyor ve çözüm önündeki çok önemli bir engel olarak duruyor. Çok teşekkür ederiz Van Milletvekilimiz Sn. Tayip Temel bugün çok önemli açıklamalar yaptınız. HDP’nin tutum belgesi ve Kürt meselesi, Sn. Demirtaş’ın durumu ile ilgili önemli açıklamalar geldi, biz bunu kamuoyuna tüm izleyenlerimize aktarıyoruz ve elimizden gelen en etkili yollarla da tüm kamuoyuna ulaşılması için gayret göstermeye devam edeceğiz. Çok teşekkür ederiz, yayınımıza katıldınız. Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mıdır?

Tayip Temel:Teşekkür ederim bu çalışmanız için. Mutlaka bu deklarasyon vesile olacak, kazanacağız, büyüyeceğiz ve bütün kötü uğursuz ve kara bulutları dağıtacağız. Buna mücadelemizle inanıyoruz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: İnşallah diyoruz, zaman ayırdınız programımıza katıldınız.

Sn. Tayip Temel’in önemli açıklamaları vardı ve ben de HDP vekiliyim ama bu sıkıntıyı ben de hissediyorum. Partimizin görüşleri maalesef ana akım medyada yansıtılmıyor ve biz programımızla bunu kamuoyuna duyurmayı düşündük, çok değerli Genel Başkan Yardımcımız bu konuda önemli açıklamalar yaptı. Çok üzerinde konuşulacak konular bunlar, biz en önemlileri kendisine sordum. Bir başka programımızda insan hakkı ihlali olan Kürt meselesi ve siyasete yansımaları ile ilgili başka konu ve konuklarımız olacak.

İkinci konu ve konuğumuza dönüyoruz. Harbiyeli öğrenciler. OHAL döneminin en ağır insan hakları ihlaline uğramış en büyük mağdurları. Bende bir KHK’lıyım ama gerçekten hayatının baharında müebbet hapislere mahkum edilmiş veya edilme ihtimali olan çok ağır cezalarla karşı karşıya olan masum öğrenciler bugün konuğumuz. Yıllardır cezaevindeler, çok ağır bir suç isnadı ile yargılanıyorlar. Anayasal düzeni değiştirmek vb. Birçok suç isnadı ile yargılanıyorlar, biz biliyoruz ki onların sıktığı tek bir kurşun bile yok ve çok ağır bir iftiraya kurban gidiyorlar. Darbeci olarak lanse ediliyorlar, anneler, babalar perişan, hukukçular büyük bir gayretle uğraş veriyorlar ama harbiyeli öğrenciler, kursiyer öğrenciler maalesef birçok muvazzaf durumdayken mağdur edilmiş askerler bu konuda çok büyük mağduriyet yaşıyor, öyle bir darbe girişimi düşüncesi olmayan ne olduğunun farkına varmayan binlerce insan, çok büyük bir mağduriyet yaşadı harbiyeli öğrencilerin durumu böyle. Çok vahim bir konu OHAL mağduriyetleri. Biz bugün bu konuda Hava Harp Okulu öğrencilerin davası bugün başladı 5,6,7 Ekim’de bu dava Silivri Duruşma salonlarında devam ediyor, edecek. Çok önemli gelişmeler yaşanıyor, bununla ilgili Av. Kemal Uçar’a bağlanacağız. Av. Kemal Uçar beyefendi hoşgeldiniz.

Teşekkür ediyorum nasılsınız?

Sağ olun. Ben sözü size bırakayım, sanırım duruşma salonundan geliyorsunuz, taze, sıcak bilgileriniz var. Genel bir tabloyu bize çizmenizi isteriz, hem bugün başlayan duruşmalarda neler yaşanıyor söz sizde?

Teşekkür ediyorum, önce genel bir giriş yapayım. Hava Harp Okulu öğrencileri muhtelif dosyalarda yargılandılar, 15 Temmuz’dan sonra. Bunlardan bir tanesi Ankara’daydı, diğeri Fatih Sultan Mehmet Köprüsü Boğaziçi Köprüsü Orhanlı Gişeler, Sultanbeyli ve TRT, Digitürk gibi dosyalar. Bugün de TRT Digitürk darbe dosyasının Yargıtay’dan bozulduktan sonraki 3. Duruşması başladı 5-6-7 Ekim itibariyle. Bu dosyadaki suçlamalar nelerdi ona geçmek istiyorum? Ankara’daki dosyada yargılanan Hava Harp Okulu öğrencilerin tamamı beraat etti, 6 ay tutuklu kalmışlardı, yargılama devam etti ve en sonunda da geçtiğimiz aylarda beraat kararları çıktı. Suçlama paraşüt eğitimi altında Ankara’ya gönderilmekti fakat paraşüt eğitimi emrini veren kişi Abidin Ünal’dı tahminimce bu sebeple olsa gerek yanlış suçlamada bulundukları için oradaki harbiyeliler ve başlarındaki komutan beraat etti. İstanbul’daki dosyalarda durum şöyle; Orhanlı Sultanbeyli, Boğaziçi, FSM dosyaları Yargıtay aşamasında daha önce giden TRT dosyası Yargıtay’dan bozuldu rütbelilerde yargılanıyordu, rütbeliler yönünden kararlar onandı, o dosyada benim müvekkillerim karacı yüzbaşı, binbaşı ve albay vardı onların cezaları onandı. Harbiyeliler yönünden bu dosya bozuldu Yargıtay eylemlerine bak, örgüt kriteri var mı diye kontrol et, yardımdan verilebilir mi bu ceza diye değerlendir dediler özetle. İlk iki duruşma bitti, bugün 3. Duruşmaydı, deliller girdi dosyaya bu aşamada, ankesör arama delilleri vardı sözde, mahrem imamlar tarafından arandıkları iddia ediliyordu. Biliyorsunuz ankesör dosyalarında çok fazla sıkıntılar var, manipülasyona açık, dijital veri, içeriği tespit edilemeyen ve kimin aradığı da bilinmeyen bir delil. Ben mahkemelerde bazen söylüyorum, Ergenekon bozma ve beraat kararlarını bu dosyaya alın zaten herkes beraat eder diyorum. O dosyalarda içeriği tespit edilen aramalar dahi örgütsel kapsamda değerlendirilmedi çünkü olmayan bir suç örgütü varmış gibi ihtas edilerek aramalar yapılmıştır dendi. Bu dosyada ise kimin aradığı belli değil, ne konuştukları belli değil, konuşmadan sonra bu konuşma içeriğine göre örgütsel bir faaliyette bulunup bulunmadıkları belli değil, tamamen muamma. Bugün ankesör aramaları ile ilgili delilleri gelen harbiyeli öğrenciler dinleniyordu, öğrencilerden dinlediğim kadarıyla kimisi zaten ardışık olmadığını söylüyor aramaların, ardışık aramanın mantığında şu var; bir asker şahısla mümkünse yaş, rütbe, konum ve askeri sınıf olarakta, havacı, karacı gibi bir şekilde ardışık aranmanız gerekiyor. Bir üsteğmen ile bir amiral ya da generalin ardışık aranması doğru kabul edilmiyor. Zaten bunları konuşmak bile yanlış ama hadi neyse diyelim; şu hukuksuzluğun mantığına göre harbiyeli öğrenci diyor ki: “Aranmış ama bir siville aranmış.” Ardışık. Ama bu ardışık arama değil ve aranan kişi ardışık arandığı kişiyi soruşturması dahi yok. Madem ikisi ardışık arandı, mahrem imam tarafından arandı, örgütsel bir toplantı için arandı, öbürünü niye soruşturması yok. Bu tarz maalesef saçma sapan sonuçları ortaya çıkıyor, ayrıca üst üste gelen aramalar var, çoğaltılmış aramalar var, bununla ilişkin deliller tartışılıyor. Bu dosyanın bozulması da gerekliydi, diğer birçok dosyada bozulması gerekiyor ama örnek veriyorum, burada haberleşmenin engellenmesinden de ceza aldı bu harbiyeliler ve bu dosyada 4 yıl 2 aylık alınan bu cezalar İstinaf aşamasında kaldı, kesinleşti. Hüküm aldılar o dosyadan, haberleşmenin engellenmesi ile suçlandılar, polis memurları, gittikleri lokasyondaki güvenlik görevlileri olsun: “Uykulular, bir kenara oturmuşlar, uyukluyorlardı. Çok halsizlerdi. Hatta birisi kedi seviyormuş harbiyeli bir çocuk.” Bu suçlama ile darbeci oldukları iddiası ile yargılandılar, haberleşmenin engellenmesinden ceza aldılar, bu da ayrı bir saçmalık, yaralamadan ceza almışlardı, 2 tane yaralı vardı o dosyada iddia olunan bu fakat tanıklar dahi bir çatışmaya girilmediğini söyledi. hatta aldığımız bir duyuma göre ben kesin emin değilim bunu duyum olarak söylüyorum; o dosyadaki müşteki başka bir dosyada da müşteki oldu. Bu tarz nasıl suçlayabiliriz, nasıl Harbiyeli’leri linç edebiliriz diye ben öyle görüyorum çünkü. Bu çocuklar geleceğin silahlı kuvvetlerinin hava gücünü oluşturacak çocuklar. Bu şekilde gaddarca yargılandılar 5 yıl 3 ay gibi bir süredir tutuklular. Dosyada harbiyeli olmalarının dışında alehlerine bir şey yok, tek suçları harbiyeli olması harbiyeli öğrencilerin muhtelif lokasyonlarında otobüsle Yalova kamptan çıktıları için, bugünkü dosyadan değil. Şöför er olduğu için beraat ediyor, şöförle aynı otobüste bulunan onunla aynı bilgiye sahip olan harbiyeli müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alıyor. Anlaşılır olsun diye; bu çocuklar 13 Temmuz günü Yalova’da kamptalardı, kampa götürüldüler İstanbul Yeşilköy’den, kampa gittikten sonra iki gün sonra 15 Temmuz patlak verdi zaten. Bu çocuklar 15 Temmuz günü Abidin Ünal tarafından ziyaret edildiler ve Abidin Ünal bazı çocuklar bunu duyduğu için mahkemede söylediler. Bir motivasyon konuşması yapıyor, askerliğin temelinin disiplin olduğuna, emir komutanın dışına çıkılmaması gerektiğine, komutanların emrine mutlak itaat edilmesi gerektiğinin konuşmasını yapıyor, çocuklar da bunu anlayamıyorlar. Spor yapılmasın, yorulmasın dendiğinde, hava harp okulu alay komutanı kendisi şöyle dedi bana: “Kemal ben öyle bir şey duydum ama Abidin Ünal gittikten sonra bana söylediklerinde spor yapılmayacakmış bugün diye.” Olur mu öyle şey? Burada biz kampa geldik, yorgunluk zaten olacak dedim. Ama komutan böyle bir emir vermiş, bari hafifte olsa bir spor yapalım dedi ve spor yaptırıyor çocuklara. Yat içtimasından sonra dağılıyorlar, kamp bölgesinde çadılara. Ki orası survivor. Televizyon, telefon, elektrik, elektronik hiçbir şey çalışmıyor, kamp hayatı, dağda kampta olduğunuzu düşünün. Bu çocuklar yat içtimasından sonra çağrılıyorlar, alarm veriliyor, terör alarmı, toplandıktan sonra içtima alanında otobüslerle muhtelif sayıda insanlar harbiyeliler birlikten çıkıyorlar. Kamp alanından çıkarken çakarlarını yakmış polis aracı görüyorlar, hakikaten terör mü var diyorlar? “Tatbikattır.” Diyenler var, scremble eğitimi, yorucu ve zorlayıcı eğitimlere götürüyorlar öyle bir şeydir diye yorumluyorlar. Osmangazi Köprüsü’nü geçiyorlar, paraları yok, araç komutanın cebinden para çıkıştırıp, öğrencilerden para toplayıp geçiyorlar. Köprüde polis arabası var, dolayısıyla terör algısı artıyor çocuklarda. İstanbul’a gelişte hem yoğunluk hem yolları karıştırma gerekçesiyle araçlar ayrıldığı zaman kimisi FSM’den geçerek okula geçmek istiyor, kimisi Boğaziçi’nden geçerek okula gitmek istiyor, ya da Sultanbeyli ve Orhanlı gişelerde kalanlar var. Bu öğrenciler trafiğin sıkışmasından sonra komutanlarının emirleri doğrultusunda araçtan inin dediklerinde sağ üst köşeden iki tane kaleşnikoflunun atışına maruz kalıyorlar, iki kaleşnikoflunun ki müşteki de bunu söyledi, müşteki bir vatandaşımız şarjörlerini boşaltana kadar, youtube da bu vardır isteyenler bakabilirler. Vatandaşa ve askere ayrım yapmadan şarjör boşaltıyorlar ve bir anda orada asker vatandaş ateş etti zannediyor vatandaş asker ateş etti zannediyor bir kaos çıkıyor. O dosyada 6 kişi hayatını kaybetti, bir tanesi polis memuruydu, 5 kişi sivildi fakat o siviller adli tıp raporları yok. Kimin öldürdüğü, hangi kurşunla çıkan, hangi kovandan çıkan mermiden çıktığı belli değil. Polis memuru ile ilgili benim harbiyeli 3 kız öğrencim var savaşan melekler; ifade veren bazı müştekiler dediler ki seni gördük sizler oradaydınız, refüjün yanında ayaktaydınız üzerlerinde rüzgarlık varmış, yaz günü rüzgarlık giymiyorlardı, polis arabasına doğru kurşun yağdurmış benim öğrenciler fakat bir rapor geldi dosyaya adli tıptan polis bitişik atışta şehit edilmiş. Çok enteresan. Bu suçlamaların içinden çıkamayan heyetler, üzerlerindeki ağır bir baskıdan dolayı müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdiler, bugün yarın ve ertesi gün dosyada buna benzer bir dosya. Komutanların emri ile hareket ediyorlar, vardıkları yerde ne olduklarını bile anlamıyorlar. Gecenin bir vakti olmuş uyukluyorlar, yorgunlar zaten ve maalesef ki ceza almaktan kurtulamadılar. O dosyada bir tane daha subay vardı, astsubay tahliye edilmişti, tutuklu yargılanıyordu daha sonra hükümle birlikte tutuklanmasına karar verildi. Sonra Yargıtay bozdu tekrar şimdi tahliye edildi ama Yargıtay dosyayı bozarken harbiyelilerin tahliyesine ilişkin bir karar vermedi, genelde biraz daha tutuklu kalsın diye değerlendiriyorum. Biraz sert bir üslüp olacak ama birileri zulmedelim diyorlar, ne kadar devam ettirebiliriz bu zulmü diye çünkü cezaevlerine birçok hak ihlali var bunu en iyi dile getiren, tek dile getirenlerden birisiniz Allah sizlerden razı olsun. Açık görüşü iptal ediyorlar fakat çarşı Pazar, statlar dolu. Tutukluların covid olmasın diye mücadele ettiklerini söylüyorlar, bütün tutuklular covid oluyor, tedavi ettirmiyorlar, karantinaya alıyorlar. Hem covid i bahane edelim mantığı ile ne kadar zulmedebiliriz kardır diye düşünüyorlar. Bu çocuklar 5 yıl 3 aydır tutuklu. Alacakları muhtemel yardımdan cezanın alt sınırı 12.5 yıl yatarı 8 yıl. 5 yıl 3 aydır içerdeler, yaza kadar ancak sonuçlanır bu dosya ve 6 yıl olmuş olacak. Tutukluluk hali devam ederse İstinaf ve Yargıtay aşaması düşünüldüğünde aldıkları ceza kesinleşse bile önden bu cezayı peşin peşin yatmış olacaklar. Böyle de bir vicdansızlık var o yüzden derhal bütün harbiyelilerin acilen tahliye edilmeleri gerekiyor daha fazla hak ihlaline yol açılmaması için. Siz ses çıkarmak istiyorsunuz ama size de “HDP’de vekilsiniz PKK’dasınız.” Mantığı var, mağduriyetleri dile getiriyorsunuz “Fetöcü müsün?” mantığı var, ben de buradan sizin vesileniz ile bütün o vergi borçları, iş adamlarının vergi borçlarını affeden vatansever, milliyetçi, devletçi insanlara sesleniyorum o zaman gelin siz sesi olun bu mağdurların, bu mağdurlarda sizin vatandaşınız. Dolayısıyla burada biz o kadar bir yalnızlaştırıldık ki yine seçim sürecine girdik, CHP on tane milletvekili göndereceğini söyledi Kemal Kılıçdaroğlu onunla bizzat konuşan kişi söyledi tabi kimse gelmedi, İYİ Parti’den Av. Metehan bey konumunu bilmiyorum, dönüş yapacağım size Meral Hanımla bizzat görüşeceğim dedi, ben kendisine dedim ki: “Yanlış anlamayın meslektaşım olumsuz da olsa bir dönüş yapar mısınız? Gelemiyoruz.” Deyin ne arayan ne soran var. Sağ olun size bir etiketleyip aklıma siz geldiniz, hep liderleri çağırıyordum, partinin liderini çağırayım parti olarak yetkililer göndersin diye size tweet attım siz de Perşembe geleceğinizi söylediniz, dosyaya gelip yerinde incelediğinizde Ömer bey, bu öğrenciler burada niye yatıyor ki? Samanlıkta iğne aranıyor. Abidin Ünal’a sorulması gereken sorular Harbiyelilere soruluyor. Dakika dakika saniye saniye hesap verilmeye çalışılıyor oysa ki sıradışı askeri hareketlenmeyi 19:06’da öğrendiğini Abidin Ünal kendi anlatıyor. 19:06’dan sonra önleme refleksi göstermeyen Abidin Ünal’a hiç kimse şüphelenmeden makul, kahraman muamelesi yaparken bu çocuklar maalesef yıllardır zulüm görüyor. Mahkemelerde örnek olarak bu kalkışmaya örnek 62-63 Talat Aydemir ihtilal girişimlerini örnek gösterebiliriz, 60 ihtilal başarılıydı, 82 başarılıydı. Başarısız 62-63 ihtilal girişimlerinde Talat Aydemir 62’de albaydı, 63’te emekliydi asker bile değildi ve harbiyeliler itaat ettiler onun emrine bilerek ve isteyerek darbeye katıldılar, bilerek ve isteyerek TRT binasını bastılar, yayını kestiler, darbe bildirisi okuttular, yayını tekrar ele geçirmeye çalıştılar, generali tutuklayıp kara harp okuluna getirdiler ve bu öğrenciler bile o dönemin hukukuna göre emir komutanın dışında hareket edemezlerdi, komutanları ne derse onu yapmak zorundalardı. Emre mutlak itaat kültürü kırılmasın diye ceza vermediler, sadece okuldan ihraç ettiler ama günümüzde iktidarın oluşturmuş olduğu algı şu; komutanı emir verirken yüzü nasıldı, gülümsüyor muydu, morali bozuk muydu. Bunlardan yargılanan bu suçlamalarla tutuklu olan askerler var bu dosyada ama kimse bunu görmüyor, ana akım medya iktidarın elinde, iktidar ne derse o doğruymuş gibi kabul ediliyor. Ben buradan Kılıçdaroğlu’na serzenişte bulunmak istiyorum, ana muhalefet olduğu için kendisi kontrollü darbe dedi, lafın arkasında durmak istiyorsa duruşmaları gelip inceleyecekti, izleyecekti ve kontrollü olup olmadığına karar verecekti, “Kontrollüymüş, haklıyım.” Diyecekti. Kontrollü değilmiş, kalkışmaymış, hainlerin kalkışmasıymış, yerinler cezalarını diyecekti. Ama topa girmiyorlar, yolda sokakta gezerken vatandaşlarla gezerken mağduriyet dinliyoruz görüntüsündeler, seste yok icraat de yok. Harbiyeli öğrencilerin duruşmasını izlediğinizde siz de inanın dehşete düşeceksiniz, suçlamalarla mı 5 yıl 3 ay yattı bu çocuklar ve kim bilir daha ne kadar yatacaklar belli bile değil.

Çok vahim bir şey var. Gördüğümüz kadarıyla yıllardır bu konuyu takip ediyorum, dile getiriyorum, açıkçası benim kanaatim hemen herkes aslında bu öğrencilerin suçsuz olduğunu, masum olduğunu biliyor ama birtakım nedenlerden dolayı kimse bu konuyu dile getiremiyor, nedir bu vahamet Kemal bey? Bu olacak bir iş değil. Siz bunu nasıl izah ediyorsunuz? Böyle korkunç bir şey olabilir mi? Gencecik çocuklar bunlar. Herkeste biliyor bunların darbe yapmadığını, her şeyden habersiz olduklarını ama göz göre göre herkes gözünü yaslıyor ve bu gidişata dur demiyor. Ne dersiniz bu konuda?

İki ihitmal var diye düşünüyorum. İki sebepten susuyorlar. 1-) menfaatleri bunu gerektiriyor. Özellikle kendini kemalist diye tanılmayan tayfa yesinler birbirlerini. Zannediyor ki sadece cemaatçiler yargılanıyor, ki cemaatçilik suç değil onu zaten tartışmaya gerek yok suç değil cemaatçilik. Öyle olsa başka cemaatin üyeleri de yargılanması lazım demek ki ayrıca bir eylemleri olması lazım ki örgütsel o yüzden yargılanıyor dememiz lazım, yesinler birbirini diyorlar. İçlerinde cemaatçi olmayan o kadar çok insan var ki kaldı ki cemaatçi olsan ne olur? Ayrıca suç unsuru ne onu bulmamız gerekiyor, bu bir siyasi menfaatten kaynaklı, ikincisi bu menfaatin alt dalı olarak paradan kaynaklı. Çünkü parayı aldığı için o medya mensubu her kimse yalan haber yapmaktan çekinmiyor, vicdansızlaştırılmışız, bir de bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığı var. Üçüncüsü korkuyorlar. Siz konuştunuz ne oldu? Tutukladılar. Ben konuştum tutukladılar. Benim suçlamam neydi? Darbeden yargılanan askerlerin duruşmalarında yaşananları sosyal medyaya taşıyarak onları masummuş gibi göstermeye çalışıyor diye suçlandım, yine anlatıyorum, suçsa yine tutuklayın beni. Bizim işimiz bu, deniz kuvvetlerinin suç duyurusunda; bizim fetöden ihraç ettiğimiz askerleri savunarak onların en az ceza ile kurtulmalarını sağlıyormuşum ben. Ben dedim ki en az cezayı kabul etmiyorum ben beraat etmeleri için mücadele ediyorum dedim mahkemede. Ben avukatım dedim. Böyle suçlama, böyle şey mi olur? Ama günümüz mantığı öyle. Fetö dediğimiz bu çuval, günümüz mantığına göre hepimiz fetöcüyüz. Siz de ben de, Recep Tayyip Erdoğan da. Mantık şu; arama kaydında örgütten yargılanan birisi varsa fetöcüsün, banka havalen varsa fetöcüsün, akrabasıysan fetöcüsün, baktığımız zaman Türkiye’de 84 Milyon’a bunu çok rahat sirayet ettirebiliriz. Bylock yok ama bylocktan yargılanan askerin avukatlığını yapıyorsun diyorlar. Bu kadar esnettiğiniz zaman delilleri bu kadar  yorumladığınız zaman hepimiz fetöcü oluyoruz mantık ne? Herkes fetöcü ama ben istediğimi tutuklatırım mantığı var. Bir güç tarafından, özellikle iktidarın baskısı tarafından öyle olduğu zaman herkes diyor ki: “Bu delil hepimizde varsa, bu adam da güç varsa onlar tutuklanmaz biz tutuklanırız o zaman susalım.” Bu delil biraz geçsin. Şunu bizzat biliyorum, kulaklarımla duyduğum için bu mağduriyetlerin artması, iktidara oy kaybettiriyor mantığı ile yaklaşan muhalefet var Türkiye’de. Mağduriyetlerin artması, kapı arkasında elinin ovuşturulmasına sebebiyet veriyor. Oysa üzülmesi lazım. Bir kişiyi kurtarsa kardır demesi lazım, kendileri deviremeyecekleri için zulüm artsın halk inanır diyor. bizim insanımız da şöyle mantık var Süleyman Demirel’in: “Tencerenin deviremeyeceği iktidar yoktur.” Yani hukuksuzluk alsın başını gitsin, ama benim cebim doluyorsa sineye çekelim diyoruz. Ne kadar yanlış? Adalet mülkün temelidir. Eğer ki adalet yoksa bu ülkede işsizlikte olur, rüşvette olur, ihaleye fesat karıştırmakta olur, eğitimsizlik cehalet alır başını gider önemli olan adalettir. Benim cebim dolsa bile ben komşumun ya da hiç tanımadığım bir insanın hukuksuzluğunu gördüğüm zaman maruz kaldığı bir hukuksuzluğu sizin yaptığınız gibi Allah razı olsun ses çıkarmam lazım. Buradan vekillere sesleniyorum, siz millet vekilisiniz. Bu 85 Milyon’un vekilisiniz. İçlerinde Fetullah Gülen cemaatini sevenler de var, Menzil Cemaatini sevenler de var, Laik, Seküler hayat tarzı benimseyen de var. Hepsinin vekilisiniz, mahalle ayırt etmeye gerek var mı? Seçim zamanı kapı kapı gezip oy isteyecekler ama şimdi baktığınız zaman hepsi Meclis’te süs bitkisi. El kaldırıp indiriyor kimisi el kaldırmaya bile gitmiyor. Ben de buradan size serzenişte bulunmak istiyorum. Lütfen çok fazla vekilleri psikolojik baskı altına alın, bir şeyler yapın. Yaptığınızı biliyorum, yeri gelecek ben bunu söylüyorum çokta iddialı söylüyorum kafalarına vura vura onlara muhalefet etmeyi öğreteceğiz nasıl muhalefet yapılır öğrenecekler, korkarak muhalefet olmaz çünkü korkaktan muhalefet olmaz, korkaktan terörist olmaz. Size teröristsin demez kimse. Benim şimdilik söyleyeceklerim bunlar. Dün başlayan Maltepe 2. Zırhlı Tugay askerlerinin de dosyası var. O dosyada 15 Temmuz da birliği terketmemiş. 15 Temmuz’dan sonra Suriye’de görevlendirilmiş, yıllarca Suriye’de sonrasında bir kısmı Kıbrıs’ta bir kısmı Türkiye’de görevler  yapmış sonra geçen Eylül ayında 13 ay önce tutuklama çıkarmışlar hepsine şimdi birliği neden terk etmediklerinin neden birlikte olup komutanlarından aldıkları terör emrine karşı neden birlik emniyetini sağladıklarının hesabını veriyorlar Ömer bey. Çoğu uzman çavuş, astsubay seviyesinde asteğmen bile var bu dosyada, yıllar sonra gelmiş tutuklamışlar onu da. Bu askerler var, bu askerlerin de sesinin duyulmasını istiyorum ben sizin vesileniz ile çünkü bu askerlerin dosyasında en ufak suçlamaya ilişkin delil yok, Cumhurbaşkanlığı’nın dosyada vekaleti var müdahale talep edip gelip konuşamıyorlar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin var gelip konuşamıyorlar, TBMM, Milli Savunma Bakanlığı zaten piyasada yok, tutukluluk halinin devamına karar veriliyor. Geçen celse üye hakimin birisi: “Tüm askerlerin tahliyesini istiyorum.” Dedi, karşı oy yazdı çünkü: “Bu askerler birliği o gece terk etmemişler, teröre karşı önlem almışlar, 15 Temmuz’dan sonra Suriye’de görevlendirilmişler, kaçma şüphesi olamaz delil zaten yok, karartacak, hepsinin tahliyesine.” Başkan diyor ki: “Hepsinin tutukluluğunun devamı.” Ömer bey adalet tek, hukuk tek. Bir asker için tahliye istenirken aynı asker için başka hakim taban tabana zıt tutukluluğun devamına verilmesi heyetlerin üstündeki baskının da apaçık göstergesidir, bu da bütün siyasi partilere yetkililerine, gazeteciyim diyen, kendini gazeteciyim diye tanıtan sorduklarında kendisini gazeteci olarak tanıtanlar dahil, STK’lar dahil barolar dahil herkese sesleniyorum. Gelin duruşmaları izleyin. Taraf olun demiyorum, gidin gözleminizi yapın, çıkın. Gözleminiz neyse evet bu teröristtir darbecidir deyin. Ben bunu istiyorum. Masumların sesi oldunuz teşekkür ediyorum. Allah sizlerden binlerce kez razı olsun.

Amin çok sağ olun. Biz elimizden gelen her türlü yolla, gayretle sürekli konuyu gündem ediyoruz ve bu sessizliğe, bu suskunluğa şaşırıyoruz. Siz de davanın avukatı olarak bu inanılmaz hukuksuzluklar karşısında isyan ediyorsunuz, bunu da çok iyi anlıyorum. Büyük bir isyan var, maalesef ki OHAL döneminde hukuk kalmadı ortalıkta ama hele ki bu yargılamalarda ve bahsettiğiniz Maltepe yargılamalarında da inanılmaz hukuksuzluklar var, büyük bir önyargı var. Maalesef toplumun çok büyük bir kesimi buna siyasetçiler de dahil, dokunan yanar diye düşünülüyor ve bu insanlar yıllardır boş yere cezaevlerinde yatıyor ve hakimler maalesef siyasetin emrinde korkuyorlar başlarına bir iş açılır, bir yere sürülürler diye. Hakim teminatı yok, yıllardır bunu getirmiyor. Getirme lafını ediyor ve getirmiyor iktidar bunları çok iyi biliyoruz. Hakimler de bunu biliyor. Aslında hukuksuz bir yargılama yaptıklarını biliyor. Tepeye bakıyorlar, korkuyorlar, gözlerinin önüne evlerindeki eşleri evlatları geliyor. “Benden sonraki aşamalar bu işi temizlesin. İstinaf’a git, Yargıtay’a git kardeşim.” Diyerek işi kurtarmaya çalışıyorlar. Vicdanlarını rahatlatmaya çalışıyorlar. Maalesef ki tablo böyle. Bize ayrılan sürenin sonuna geldik Sn. Av. Kemal Uçar 7 Ekim günü birlikte olacağız. İnşallah katılacağım mahkemelere, biletimi aldım ve duruşmalarda olacağız. Orada havayı teneffüs edeceğiz, gün boyu takip edeceğiz, hem yargılanan kişilere hem yakınlarını göreceğiz. Bire bir konuşacağız ve bu büyük zulmün durması için elimizden geleni sonuna kadar yapmaya devam edeceğiz. Burada programımızı bitirelim. Ben biliyorum ki size bir dokunduk binlerce ah daha işitebiliriz sabaha kadar konuşabilirsiniz bunu çok yakinen biliyorum ama bize ayrılan sürenin sonuna geldik ve sonrasında bilahare inşallah bu konuları konuşmaya devam ederiz ama biz şu anda bu konuyu gündeme getiriyoruz, değerli izleyenlerimize de aktarıyoruz. Yargılamalar devam ediyor, bugün başladı, 5-6-7 ekim’de Silivri Cezaevi Duruşma Salonları’nda olacak. Orada büyük bir vehamet, hukuksuzluk yaşanıyor. Saç, baş yolduracak bir hukuksuz yargılama devam ediyor. Tüm kamuoyunun duyarlılığını davet ediyoruz ve burada programımızı bitiriyoruz. Sn. Uçar size de çok teşekkür ediyoruz. Zaman ayırdınız, programımıza katıldınız son gelişmeleri bize aktardınız. Perşembe günü buluşana kadar size hayırlı günler diliyorum.

Kemal Uçar: Sağ olun Ömer bey sesimiz oldunuz görüşmek üzere.

Cümlemizden. Değerli izleyenler ikinci konuğumuz da Av. Kemal Uçar’dı. Sn. Uçar bize davaların genel tablosu hakkında bilgi verdi, devam eden 5-6-7 Ekim’de yargılamaları, duruşmaları hakkında bilgi verdi. 7 Ekim Perşembe günü Silivri Cezaevi Duruşma Salonları’nda olacağım. Harbiyeli öğrencilere gerçekten çok çok üzülüyorum. Gencecik, masum öğrenciler herkes biliyor, biz biliyoruz dile getiriyoruz. Bilen milyonlarca kişi var, dile getirmiyor ve bunlar bir kurbanlık koyun gibi günah keçisi gibi kurban ediliyorlar. Harbiyeli annesi Melek Çetinkaya feryat ediyor yıllardır ve maalesef sesi duyulmuyor, duymak istemiyor birileri ve o halen bu samimiyetle devam ediyor. Avukatları feryat ediyor, öğrenciler feryat ediyor, öğrencilerin yakınları feryat ediyor ve bu büyük vehamet devam ediyor. Biz buna bir dur diyeceğiz. Tüm gücümüzle bunlara dur diyeceğiz. Müdahil olacağız, duruşma salonlarında olacağız ve konuyu yakından takip edeceğiz. Bugün bize ayrılan süre bitiyor. ÖFG TV bugün için bitiyor ama inşallah ÖFG TV hep devam edecek, hep mağdurların, mazlumların sesi olmaya devam edeceğiz ve gündem belirleyeceğiz, birçok önceki programımızda yaptığımız gibi çok önemli gündemler belirledik Allah’a şükürler olsun tüm çalışma ekibi arkadaşlarımız büyük bir gayretle bu gündemlerin oluşmasına vesile oluyorlar. Bugün de 2 ayrı önemli gündem maddemiz var sanıyorum bunlar da kamuoyunda yoğun bir şekilde konuşulacak. Haftaya Salı günü saat 21.00’de buluşana kadar hepinize hayırlı akşamlar diliyorum, hoşçakalın.

Yorumlar