19 Ekim 2021
Herkese merhaba ÖFG TV yeni bir programı ile karşınızda. Her hafta Salı günü saat 21.00’de sizlere haftanın önemli insan hakları gelişmeleri ile ilgili sunduğumuz programımız başlıyor. Yine önemli konularımız ve konuklarımız var. Önemli gündemler oluşturuyoruz ÖFG TV’de ve oldukça önemli bir medya organı oldu ÖFG TV tüm ekibimizle azimle, inançla büyük bir gayretle çalışıyoruz ve önemli ihlalleri gündem ediyoruz. Bugün programımızda yine iki konuk var gazeteci Canan Coşkun çok başarılı bir gazetecilik yaptı ve Birol Yıldırım’ın ölümü konusunu takip etti. Çok sıkı bir şekilde kovaladı, aileye konuyu takip etti ve önemli gelişmeler oldu. Nedir bu olay? Birol Yıldırım karakolda darp sonucu hayatını kaybeden bir kişi. Ben cezaevindeyken bu olayı büyük bir hassasiyetle takip etmiştim ve hatta bu konuda tweetlerde atmıştım ve dışarıda neler yapıldığını merak etmiştim. İşin doğrusu eğer ki milletvekili olsaydım en önemli konum olurdu o sırada ama cezaevindeydim ve gazeteci arkadaşlarımızın, hak savunucularının gayretlerini yakından izlemeye çalışıyordum ve önemli gelişmeler oldu. Bugün bu konuyu bize gazeteci Canan Coşkun özetleyecek. İkinci konuğumuz ise Hakkari İHD Şube Başkanımız olacak. Hakkari Yüksekova’da ağır ihlaller var zaten biliyorsunuz Hakkari Yüksekova ağır ihlallerin olduğu bir yer ve bu sefer de kayyumun oluşturduğu ihlaller, gasplar, yağmalar, talanlar var. Yine gündemde. Hakkari İHD bir rapor hazırladı, bu raporu biz basın toplantımızda da gündem ettik fakat şu anda ayrıca bir kez de başkanımız ile bu konuyu görüşmek istedik. Kendisi de ikinci bölümde konuğumuz olacak. İlk önce gazeteci Canan Coşkun.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Canan hanım hoşgeldiniz. Az evvel bahsettiğim gibi bir hak savunucusu olarak cezaevindeyken dikkatle takip ettiğim bir konuyu siz de bir hak savunucusu gazeteci olarak dikkatle takip etmişsiniz ve önemli gelişmeler olmuş. Ben sözü size bırakayım. Nedir bu olay? Konuyu hiç bilmeyen vatandaşlarımız için A’dan Z’ye anlatır mısınız? Nasıl böyle bir olay oldu? Nasıl bir polis şiddeti yaşandı? Gelişmeler ne oldu?
Canan Coşkun: Biraz önce özetlediğiniz gibi Birol Yıldırım 5 Haziran’ı 6 Haziran’a bağlayan gece Esenyurt Karakolu’nda yaşamını yitirdi. Bu olaya odaklanmam, dikkat etmem nasıl oldu? Bir gün öncesinde İstanbul Valiliği bir basın açıklaması yaptı ve basın açıklamasında Esenyurt Karakolu’nda bir kişinin fenalaşarak, öncesinde de bir kalp krizi geçmişti; fenalaşarak yaşamını yitirdiği haberi geçmişti. Bu daha evvel münferit hale gelen polis şiddeti olaylarında çoğunlukla Valiliğin başvurduğu yalanlardan bir tanesiydi. Açıkçası okuyunca bunun yalan olduğunu düşündüm ve hemen bu konu ile ilgili ne haberler yapılmış deyip avukatlarına ulaştım. Sonrasında sizin de dediğiniz gibi olayın fikri takip aşaması gelişti, gazetecilikte böyle bir şey. Ben olayı takip ettikçe ve olayın görüntüleri ortaya çıktıkça olayın ne kadar vahim olduğu gün yüzüne çıktı. Birol Yıldırım 5 Haziran’ı 6 Haziran’a bağlayan gece mesai arkadaşının gözaltına alındığı Esenyurt Karakolu’na gitti akıbetini sormak için ancak oraya girdiği andan itibaren polislerin hem kötü muamelesine maruz kaldı hem de polislerin uyması gereken birçok usulü atlayarak usulsüz bir gözaltı işlemine maruz kaldı. Ters kelepçelendi, kameraların olmadığı bir yerde bir mutfakta gözaltında tutuldu. Orada tanıkların anlatımına göre, tanıklar, iş arkadaşları ve onun oğluydu. 10-11 polisin dinlene dinlene dövdüğünü anlatmışlardı. Tanıkların anlatımından sonra dosyadaki bazı belgelere ulaştım. Olay yeri inceleme raporunda da pek çok eksiklik vardı çünkü Birol Yıldırım aslında bakarsanız gece saat 12.00 civarı yaşamını yitiriyor ancak ambulansa çok geç haber veriliyor. Savcının olay yerine gelmesi gece 03.00’ı buluyor, o zamana kadar neler yaşandı?
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Ölüm saati kaç=
Canan Coşkun:12.00-12.30 civarındaydı diye hatırlıyorum sonrasında da savcının olay yerine gelişi gece saat 03.00’ı bulmuştu. Bu arada ne oldu diye düşünebiliriz, neler yapıldı diye? Bunu da bize güvenlik kameraları gösterdi neler yaşandığını o sırada karakolda. Ortaya çıkan görüntüler şöyleydi; Birol Yıldırım’ın tutulduğu mutfağın kapısının önünde bir öbek polis bekliyor, kimisi giriyor içeriye göz atıyor sonra devam ediyor. Etrafı kolaçan ederek güvenlik kameralarının olmadığı alan arıyor ve telefonu eline alıp birilerine telefon ediyor. Sonrasında bazı polislerin bileği acıdığı için buz koyduklarını görüyoruz, elini kontrol ettiğini görüyoruz, gerçekten hiç saklanmaya gerek duymadıkları bir şekilde dövdükleri belliydi görüntülere bakınca. Çok soğuk kanlı bir şekilde bunu yapmışlardı, uzunca süre gelişme olmadı. Polisler Birol Yıldırım’ı öldürdükleri karakolda görevlerine devam ettiler. Hatta yargılanan polisler de hala devam ediyor görevlerine, haklarında hiçbir idari soruşturma yapılmadı, yapıldıysa bile bunun karşılığında hiçbir yaptırıma maruz kalmadılar öğrendiğimiz kadarıyla dava dosyasında. Uzunca bir süre gelişme olmadı. Ağustos’un sonlarına doğru 2 polisin gözaltına alındığını duyduk haberlerden, Sabah Gazetesi gibi mecralardan öğrendik. Gözaltına alınanlardan bir tanesi eline görüntülerde buz kompresi yapan polislerden bir tanesiydi sonrasında o kişinin adli kontrol ile serbest kaldığını öğrendik ama bir komiser yardımcısı İsmail Alper Salman isimli komiser yardımcısı tutuklanarak cezaevine konulmuştu. Görüntülere baktığınız zaman Birol Yıldırım’ın karakola girdiği andan itibaren maruz kaldığı bir kötü muamele var. Tekme, tokatla içeri alınıyor, çıkmak isterken içeri çekiliyor. Orada 10-11 polis var, tanıkların anlatımı da 11 polisin dövdüğü yönünde ama bir tane polisin tutuklanması açıkçası neden bu kişiyi tutukladılar? Neden diğerini serbest bıraktılar hiçbir gerekçe yok. Mahkeme kararlarında da bu kişinin neden alındığı belli değil. Ortada bir mutabakat var. Mutabakat ile dövmüşler adamı. Sonrasında bu kişi gözaltına alınıp tutuklandıktan 2 gün sonra bir iddianame hazırlandı. Çok hızlı gelişti olaylar. İddianame haklarında düzenlenen polislerin eylemini karşılayan bir şey değildi. Çok basit suçlamalar vardı. 20 Eylül’de yargılama başladı, 20 Eylül’de Büyükçekmece Adliyesi’nde yargılama başladığında mahkemenin kararı polislerin yaptığı eylemin işkence fiilini oluşturmuş olabileceğini değerlendirdi ve dosyayı ağır ceza mahkemesine gönderdi. Aslında bu çok uzun zamandır polis şiddeti davalarında karşılaşmadığımız bir mahkeme kararı. Aslında olması gereken ama uzun zamandır olmadığı için bize garip gelen, tuhaf gelen bir şey. Neden acaba böyle karar verdiler diye şaşırdığımız bir şey ama olması gereken buydu çünkü Birol Yıldırım’ı döverek öldürdükleri görüntülerden açık ve netti dövdüklerini görmesek bile dövdükten sonraki içeri alışı, sonrasında o soğukkanlılıkla kapının önünde beklemeleri bunların hepsi aslında Birol Yıldırım’ın maruz kaldığı şeyin bir işkence olduğunu bize gösteriyordu. Mahkemede böyle bir karar verdi. Yargılamaya devam edilecek bunun için Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaya yeni bir gün vermesi gerekli, dosya artık Büyükçekmece’de değil Bakırköy’de devam edecek.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Şu anda tutuklu kaç kişi var?
Canan Coşkun: 1 kişi var.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Komiser yardımcısı.
Canan Coşkun: Evet.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Ellerine buz tutan polis serbest. Başka polisler de serbest. Sadece bir kişi tutuklu. Mahkeme kaç duruşma yapıldı?
Canan Coşkun: Şimdiye kadar bir duruşma yapıldı. Bu duruşma da anlatmaya ve birilerinin bulunup gözlemlenmesine değer bir duruşmaydı çünkü çok enterasan şeyler yaşandı 20 Eylül tarihli duruşmada.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Duruşma salonundan enstanteneleri anlatın.
Canan Coşkun: Başta adliyeye gittiğimiz zaman ve duruşma salonunun halini görünce burada neler yaşanılabileceğini az çok kestirilebilir. Duruşma salonu 12 kişilikti. Yargılanan polis sayısı 12, bunların avukatları, Birol Yıldırım’ın ailesi müşteki, onların avukatları var. Asla bu salona sığılmayacağı çok belliydi, hazırlıksız bir başlangıçtı mahkeme açısından. Sonrasında duruşma salonuna gazeteciler alınmamak istendi, gazeteciler çıkartıldı, yerlerine polis alındı. Yargılanan polislerle dayanışmak üzere adliyeye gelen Esenyurt Karakolu’ndan gelen polisler vardı. Onların kim olduğunu sorduğumda; bir tanesinin Esenyurt Emniyet Müdürü ve Müdür yardımcısı olduğu söylendi. Bu insanlar gazetecileri yaka paça salondan dışarı attılar hem de onlarla beraber gelen polisler bizi tehdit ettiler. Yaptığımız haberlerden dolayı bize hınçlı geldikleri anlaşılıyordu. Duruşmanın başında, adliyenin kapısında bu polislerle dayanışmaya gelen ama polis olmayan, halinden vaktinden pekte tekin işlerle anlaşılmayan insanlar vardı ve bu insanlar aileye karşı bir taciz içerisindeydi, biz adliyeye gittiğimiz zaman arada gerginlik vardı ve avukatlar aralarına girmişti. Onların sorduğumuz zaman sebebini; onların adliyeye girmemelerini, salonun küçük olduğunu, orada beklememeleri yönünde bir tacize maruz bıraktıklarını öğrendik aileye yönelik. Taciz edenler polis değildi. Bunu orada gelen kişilerden, duruşmayı takip eden başka avukatlardan öğrendik. Sonrasında bu kişiler duruşma bittikten sonra biz kapıya çıktık, haberi yazıyoruz, diğer gazeteci arkadaşlarımız, Birol Yıldırım’ın ailesinin açıklamalarını çekiyor. Ben haberimi yazıyordum ve sonrasında bu tekin görünmeyen kişilerden bir tanesi ve hepsinin gerçekten Kurtlar Vadisi setinden fırlamış gibi duruşları olduğunu tarif edebilirim. Bu kişilerden bir tanesi yakınıma gelip fotoğrafımı çekti. Neden bunu yaptığını sorduğumda taciz içeren bir şekilde ve çok sevimsiz bir şekilde “Hoşuma gittin.” Dedi. Ben polislere bağırdım, oradan gazeteci ve aileyi uzaklaştırmak yerine bu kişilerin uzaklaştırılması gerektiğini söylerken. Hiçbir şekilde polisten korkusu yoktu ve polisler de mi hoşuna gitti dedi. Polisler bu kişiyi apar topar kaçırdılar. Biz sonrasında kapıda bekleyen meslektaşlarımdan ve avukatlardan, aileden şunu öğrendik; bu kişilerin mafya olduğunu söylediler ve dışarıda bekleyen polisler bu kişilerin ellerini öpüyorlarmış. İnanılır gibi değil. Biz bunu Sedat Peker’in iddialarından duyuyoruz ama ilk defa karşı karşıya kalınca durumun ne kadar ciddi olduğu anlaşılıyor. Ben bu muameleye maruz kaldıktan sonra haberi takip etmeyi bırakmayacağım aksine daha fazla takip edeceğim ama bu beni tedirgin etti. Ne olduğu belirsiz insanlar gelip dibime kadar fotoğrafımı çekiyorlar adliyede, adaletin dağıtıldığı yerde, polisin gözü önünde onların belki de rızasıyla, yol vermesiyle bunu çok rahatlıkla yapabiliyorlar. O yüzden asıl korkuncu bu.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Ve o polisler bu ne olduğu belli olmayan şahısların elini öpüyor diyorsunuz.
Canan Coşkun:Evet bu kişilerin zaten Birol Yıldırım olayı ile ilgili Birol Yıldırım’ın karakolda öldürülmesi birtakım başka kirli işlerin son halkası gibi. Bunu ne kadar araştırsam da devamını getiremedim ama şöyle bir şey olduğunu biliyoruz; Birol Yıldırım’ın mesai arkadaşları gözaltına alınıyor Esenyurt’taki Özyurtlar Sitesi’nin güvenliğini sağlıyorlar ve sonra o sitenin içerisindeki bir kafede bir uyuşturucu hesaplaşması olduğu söyleniyor. Orada bir polis yaralanıyor, bunun üzerine Birol Yıldırım’ın mesai arkadaşı ve kafenin sahipleri gözaltına alınıyorlar. Bu kapıya gelen adliyenin kapısında bekleyen Kurtlar Vadisi tipli insanlar da bu uyuşturucu hesaplaşması olayı ile ilintili olduklarını belirtiyorlar ama bu işlerde tabiki adli bir mesele değil, gerisini bilmiyorum.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Birol Yıldırım’ın yaptığı meslek ile ilgili bu kişilerin bir hasımlık pozisyonu var gibi görünüyor.
Canan Coşkun:Birol Yıldırım’a değil, bu kişilerin hasımlığı Birol Yıldırım’ın mesai arkadaşına ama bir hasmane bir tutum içindeler çünkü oraya dayanışmaya geliyorlar polislerle o zaman bu kişilerin polislerden yana olduğunu anlamalıyız. Nihayetinde orada Birol Yıldırım’ın ailesi ile dayanışmaya gelmediler ve bu insanlar Birol Yıldırım’ın elini öpmüyordu polislerin elini öpüyordu, demek ki bu durumda bunların arasında da bir illiyet var. Ama bu illiyetin ne olduğu yönünde bir ithamda bulunmayacağım çünkü gerisini berisini işin içerisinde uyuşturucu hesaplaşması olduğu için gerisi bulunamıyor, bunun adliyeye yansımış bir tarafı yok. O yüzden sadece duyum vaziyetinde kaldı. Gelen kişilerin de görüntülerinden sonra hiçte mafyatik tipler olmayacağını düşünmedim ve aslında bu mevzuyu anlatmamın sebebi de bir taraftan şu ki; bu dava hak savunucuları açısından yapa yalnız bir dava. Büyükçekmece’deki o ilk duruşmada sadece gazeteciler vardı, hiçbir hak örgütü yoktu, hiçbir milletvekili yoktu. Orada gerçekten hem Birol Yıldırım’ın ailesi ve avukatları hem gazeteciler kendilerini gerçekten çok savunmasız hissettiler. Ben ilk defa bir adliyede güvenliğimin tehdit altında olduğumu hissettim. Oradan vücut bütünlüğüm sağlam olarak çıkabilecek miyim diye ilk defa düşündüm. O yüzden bu davanın takip edilmesi gerekiyor, münferit polis şiddetinden polislerin suç üstü yakalandığı bir dosya. Bunun gibi pek çok olay var. Ben bu haberi yaptıktan sonra da bir haber daha yapmaya hazırlanıyorum bununla ilgili ama bu kadar suç üstü yakalandıkları bir dosya ile karşı karşıyayız ve o yüzden onlar da bu kadar baskı altına almaya çalışıyorlar bence. Her şey bu kadar gün yüzünde olduğu için gazetecileri, avukatları, avukatları ile beraber tehdit ediyorlar salonda. O yüzden burada bu dosyanın takip edilmeye ihtiyacı var, bu dosyanın üstünün kapatılmaması için ve polis şiddetinin münferit olarak kalmaması için bunun takip edilmesi gerekli hak savunucuları açısından da bunu belirtmek istiyorum.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Biz zaten polis şiddetinin maalesef ki aşırı boyutlara vardığını görüyoruz, hayatın her alanında bu böyle. Daha dün bir gelişme oldu, başka bir davada. Biliyorsunuz evine arama yapmaya gelen polisler tarafından ufak bir tartışma sonrası katledilen Dilek Doğan davasında eğer ki polis cezaevine girecek olursa 45 gün yatıp çıkacak. Bir cezasızlık politikası var. İnanılmaz bir şekilde polis şiddetinin, işkence iddialarının üstü örtülüyor ve maalesef sonuca varılamıyor. Savcılar inanılmaz kararlar veriyorlar. İnanılmaz kararlarla polis şiddetinin üstü yargısal ve idari olarak örtülmeye çalışılıyor. Burada sizin çok önemli bir gayretiniz var, sanırım bu gayretli çalışmalar sonrasında bir ödül de aldınız.
Canan Coşkun:Duruşmanın olduğu akşamdı, adliyeden çıkıp ödül törenine gitmiştim.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Çünkü sümenaltı edilmeye çalışılan bir olayı bir gazeteci refleksi ile ciddi bir şekilde ortaya çıkardınız. Kamuoyu takip etti, biz cezaevinde takip ettik bunu, görüntüler dehşet vericiydi ve ciddi bir darp sonucu ölümün olduğu apaçık ortadaydı, çok fazla üstünü örtemediler ama bahsettiğiniz duruşma salonu görüntüleri çok üzücü, ben bu konuyu takip etmeye çalışacağım elimden geldiği kadarıyla. İnanın ki oldukça yoğun bir süreç yaşadık ama benim hep aklımdaydı Birol Yıldırım cinayeti. Sizinle konuyu masaya yatırmak istiyorduk ve takibimizde kalacak çünkü sembol bir vaka. Biz birçok polis şiddeti vakasını takip ettik, ediyoruz ama burada birtakım çok net gelişmeler var. Bakalım bunu size ve mahkemeye yönelik baskılar, aileye yönelik baskılar nasıl neticelenecek? Biz sonuna kadar hakkın, hukukun yanında durmaya çalışacağız. Bahsettiğimiz bir husus yine çok çarpıcı ve üzücüydü, ailenin mahkeme salonuna alınmak istenmemesi maalesef ne kadar üzücü bir duruşmanın olduğunu, ne kadar adaletin ayaklar altına alınmaya çalışılan bir duruşmanın olduğunu gösteriyor. Peki ne bekliyorsunuz? Dilek Doğan meselesi ortada, cezasızlık politikası ortada. Mesele nereye gidiyor? Sizden son olarak bu konudaki görüşlerinizi alalım.
Canan Coşkun: Benim takip ettiğim ilk polis şiddeti dosyası değil. Gezi Parkı eylemlerinden sonra özellikle o kadar çok fazla dosya vardı ki en kısa zamanda Berkin Elvan dosyası vardı. Berkin Elvan dosyasında hiç beklemediğimiz bir şekilde büyük bir hapis cezası çıktı ama biz buna sevinirken şunu elden kaçırdık aslına bakarsanız, göstermelik bir ceza çünkü bu kadar büyük ceza verilmesi gereken bir iş, bir eylem yaptığını düşünüyorsa mahkeme neden tutuklamıyor o zaman polisleri? Gazetecileri, yazarları, milletvekillerini, sanatçıları, aklınıza gelebilecek herkesi tutuklarken yargı göz önünde olan katilliği bu kadar ortada olan bir meslek grubuna karşı neden bu kadar cezasız açıkçası bunu anlamak mümkün değil demeyeceğim çünkü devletin çalışma biçimi böyle. Devlet işlediği cinayetleri bu şekilde kapatıyor üstünü, bu dosyada da eğer takip edilmezse yargı mensuplarının üzerinde bu noktada bir baskı var mı şu anki mahkemenin üstünde bilmiyorum ama bir önceki duruşmayı takip ettikleri gibi takip ederse bu polisler oraya çevik kuvvet otobüsleri ile gidip içeride de kendi varlıklarını gösterecek şekilde dururlarsa mahkemenin üstünde elbette baskı yaratacaktır. Mahkemelerin pratiğinin devlet görevlilerini cezalandırılması noktasında yetersiz kaldığı bundan önceki duruşmalarda, bundan önceki dosyalardan da ortada. Biraz önce bahsettiğimiz Dilek Doğan haberi. 45 gün cezaevi bu vicdanları bu kararı verenler gidip gerçekten gönül rahatlığı ile yatabiliyorlar mı emin değilim ama bu dosya üzerinde de şunu söylemek gerekir ki; açıkçası tutuklu tek bir polis var, orada hepsinin tutuklanması gerekirdi çünkü orada ortak bir iş vardı. Ona rağmen sadece bir kişi tutuklandı, ben açıkçası bu kişinin de ağır cezada yargılanmaya başladıktan sonra çokta uzun süre tutuklu kalacağını düşünmüyorum çünkü bunu şimdiye kadar takip ettiğim dosyalardaki deneyimimden yola çıkarak söylüyorum, bir karamsarlık değil devletin çalışma politikasının bu olduğunu gördüğüm için bunu söylüyorum. O yüzden bence polislerin elbetteki suç işlemiş, insan öldürmüş polislerin elbette ki cezalandırılması gerekir ama temelde değişmesi gereken çok büyük sorun var o da polislerin eğitilmesinde insan haklarının ön planda olmaması. Duruşma salonunda kendisini üst rütbe olarak tanıtan; Emniyet Müdürü, müdür yardımcısı olarak tanıtan kişilerin bile iletişim noktasında o kadar sıkıntılı insanlar olduğunu anlıyorsunuz ki size bir şey söylediği zaman acaba ondan sonraki lafı yumruk olarak mı geri gelecek yoksa beni yaka paça dışarı mı atacak diye bekliyorsunuz. Polislerin özellikle bu tür insanlarla daha fazla iletişim içinde olan polislerin belki de bilmiyorum ama toptan bir ele alınması gerekli. Daha insan hakları odaklı hizmet vermeleri gerektiğini, halktan yana olmaları, iktidardan yana değil halktan yana olmaları gerektiği yönünde belki de eğitilmeleri gerekli ama bunun da büyük bir ütopya olduğunu düşünüyorum çünkü zaten bunun olabilmesi için devletin daha insan hakları temelli politikalar üretmesi gerekiyor sanırım. Devletin, iktidarın, muhalefetin o yüzden bu toplu bir dönüşüm gerektiriyor sanırım ama çokta iyi bir şey beklenmiyor açıkçası bu dosya için.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Emniyet adı verilen binalarda çok ağır darplar sonucu görülen kötü muamele gören insanlar var hatta kendinizi mahkeme salonunda bile emniyette hissetmediğiniz bir hali anlatıyorsunuz. İlk önce emniyete ait bir binada kurulan dehşet veren hadise ve konuyu takip etmeye çalışan gazetecinin mahkeme salonunda bile kendisini polislerin etrafında emniyette hissetmemesi gerçekten dehşet verici hadiseler. Son olarak aile ne durumda? Aile ne yapıyor? Böyle bir şey aniden başlarına gelmiş büyük bir şok yaşamışlar belli ki son olarak bu konuyu özetleyebilirsek.
Canan Coşkun: Aslında aile tabi ki bu tür olaylar herkesin başına sürekli gelen olaylar değil, ailenin başına ilk defa gelmiş hatta aileden birisi Birol Yıldırım’ın abisi İdlib’ten gelmişti duruşma salonuna solcu diye kodlayabileceğimiz bir solcu veya sosyalist bir aile değildi dolayısıyla devletin şiddeti ile ilgili ilk defa böyle bir şeyle karşı karşıya kalmış bir aile. Bu yüzden bu maruz kaldıkları şiddeti dile getirirken polislerin yaptığı eylemi de emniyet teşkilatının içerisinde çürük meyveler olarak adlandırıyorlar o yüzden elbette ki acılı aile, kin olmaz. Aile duruşma salonunda Birol Yıldırım’ın çocuklarını anlattığı şeyler, annesinin anlattığı şeyler gerçekten duruşma salonundan çıktıktan sonra kendinize gelemeyeceğiniz şeylerdi. Çocuğunu, babasını yitiren aile bireylerini görmek insanın çok içini parçalıyor ama onların bu davayı, olayı tarif etme biçimleri de bence değer bir şey çünkü bize şunu gösteriyor; polis şiddeti sadece bir kesime, bir zumreye, herhangi bir yönelime özgü değil. Yeri geldiği zaman milliyetçi birisi de öldürülebiliyor, yeri geldiği zaman solcu, sosyalist, Kürt, Alevi, Çerkez insanlar da öldürülüyor. Dediğim gibi polis halktan yana değil artık o yüzden onların bu olayı tarif etme biçimlerini kabullenemiyorlar. “Biz devletten yanayız, polisimiz nasıl böyle bir şey yapar?” diyor. Hala bir beklenti içindeler. Polisin insanları öldürmemesi yönünde beklenti içindeyiz, onlar büyük bir şok içindeler. “Bu bizim başımıza nasıl gelebilir?” diye şok içindeler. O duruşma salonundaki halleri de aslında biraz önce içeri alınmadı dediniz ama duruşma salonunda da annesi uzunca bir süre ayakta kaldı onun yerine sanık polisler oturdular. O yüzden duruşma salonundaki Bakırköy’deki duruşmanın yeni bir duruşma salonu yeni bir heyet tekrar gözlemleyeceğiz, mahkeme nasıl yaklaşır onlara? Hakimin tavrı aileye karşı çok karşı değildi ama bundan sonraki asıl yargılama bundan sonra başlıyor çünkü artık işkence suçlamasıyla yargılanacaklar. Mahkemenin tavrı da tekrar gözlemlenmesi gereken bir unsur elbette.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok yakından takip edeceğiz Canan Hanım ellerinize sağlık, gerçekten hak etmişsiniz. Çok acı bir olay ama siz mesleğinizi yapmışsınız, gazeteciliğinizi vicdanınızla yapmışsınız, gerçekten önemli gerçekleri ortaya çıkarmışsınız ve beraber takip edeceğiz. Bahsettiğiniz gibi “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşaasın.” Demek mümkün değil bu ülkede. Polis şiddeti maalesef ki sadece muhalifleri önleyen bir rol artık herkese yöneliyor. O yüzden tüm toplumun bu konuda adalet ve hukuk çizgisinde, demokrasinin ve insan hakları çizgisinde olması gerekiyor. Biz bu konuları boşuna gündem etmiyoruz, tüm toplumun huzuru ve mutluluğu için gündem ediyoruz. Ben bir insan hakları eksenli siyasetçi olarak bu tür konuları çok önemli buluyorum ve tüm toplumun huzuru için ve bir polis ve hukuk devleti olması için bu mücadeleyi veriyoruz. Bu uğurda cezaevlerine girip, çıkıyoruz başımıza her türlü iş geliyor ama hiç önemli değil. Biz hep beraber bu ülkeye demokrasi getireceğiz, bizler, sizler hepimiz bu mücadeleyi vereceğiz. Çok teşekkür ederiz Canan hanım. Hep birlikte takip edeceğiz, bizi bilgilendirin. İzleyenlerimizi ve tüm kamuoyunda Meclis’te de her yerde bilgilendirmeye devam edelim, konunun takipçisi olalım, bizi uyarın lütfen haberlerinizi, takibinizi bekliyoruz. Size çok teşekkür ediyoruz bugünkü katılmınız için.
Canan Coşkun: İyi yayınlar dilerim.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Değerli izleyenler son derece vahim bir vaka. Cesur bir gazeteci çok değerli bir takip yapmış ve bu konuda çok önemli gerçekleri ortaya çıkarmış ve bundan dolayı gerçekten de hak ettiği 20. Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri töreninde Jüri özel ödülü almış ve gazetecilik yapmış. Bu devirde gazetecilik yerine dalkavukluk yapan çok insan var, utanç verici bir hal ama böyle onurlu, namuslu, vicdanlı insanlarımız, gazetecilerimiz var. Yürekten tebrik ediyorum.
İkinci konuğumuz ise çok önemli bir konu. Geçtiğimiz hafta Meclis’te basın toplantısında gündem ettim, Hakkari İHD yetkililerimizi Meclis’te ziyaret ettiler, konuyu son derece önemli buldum, vatandaşımızın sesi olmaya çalıştık, basın toplantımızda gündem ettik ve bugün de artı olarak Hakkari İHD Şube Başkanı Sn. Yusuf Ozan Çobanoğlu’nu konuk ediyoruz, merhaba hoşgeldiniz Yusuf bey.
Av. Yusuf Ozan Çobanoğlu: Yayınınızda ağırladığınız için derneğim, arkadaşlarım adına teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca geçtiğimiz hafta arkadaşlarımız size raporumuzu Meclis’te ilettiler, siz de basın toplantınızda bunu dile getirdiniz gerçekten ilginiz için de çok teşekkür ediyoruz çünkü biz yaklaşık 1 aydır bitirmiş olmamıza rağmen bu raporu hiçbir şekilde bir kamuoyu oluşturamadık, hiçbir şekilde sorularımıza bir cevap bulamadık. O yüzden biz bu yayını çok önemsiyoruz şu an teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sözü size bırakayım. Özetler misiniz Hakkari Yüksekova’da ne oluyor? Kayyum yönetimi devir aldı, birtakım yol yapım çalışmaları, tadilatlar var ve Yüksekova halkı şikayetçi. Siz de bu konuyu masaya yatırdınız, Hakkari Yüksekova malum oldukça ağır insan hakları ihlallerinin olduğu yerler, siyasi meselelerde, Kürt meselesinde ağır insan hakları ihlalleri ile bildiğimiz yerler. Bir hukukçu olarak işinizin çok zor olduğunu da iyi biliyoruz. Bu sefer kayyumun yaptığını iddia ettiğiniz çok ağır hak ihlalleri, birçok Anayasal hakkı ihlal eden çalışmalarından bahsettiniz, buyrun söz sizde nedir mesele izleyenlerimize kısaca özetleyin.
Av. Yusuf Ozan Çobanoğlu: Sayın vekilim 2015’ten itibaren Yüksekova merkezli kent merkezinde düzenli sistematik bir şekilde, her yaz döneminde, her inşaat döneminde sistematik bir şekilde kazılar yapıldı. Şu an itibariyle özellikle son 6 yıldır Yüksekova kent merkezi bir şantiye alanı görünümü içerisinde. Tarihi ipek yolunun geçtiği çok önemli ticaret yollarının geçmiş olduğu, çok önemli iki ülkeye sınır olduğu, ticaret anlamında gerçekten önemli olan bir yerin bu şekilde bir şantiye alanı görüntüsü içerisinde olması çok vahim bir durum. 2015’ten itibaren fiber altyapı bahanesiyle hemen akabindeki 2016’da kanalizasyon sistemi yapılacağı, her seferinde farklı farklı bahanelerle yollarımız kazıldı ve biz her sene hem sağlık hakkı açısından hem ulaşım hakkı açısından kendi hakları, ticaret hakları, mülkiyet hakları açısından çok büyük hak ihlallerine maruz bırakıldık. Biz ilçe sağlık müdürlüğüne raporu ilk oluşturmaya başladığımız günden itibaren ilçe sağlık müdürlüğüne belli başlı başvurular yaptık, açıkçası somut veriler istedik, son 6 yıl içerisinde Hakkari Yüksekova’da yaşanan ölümlerin nedenlerinin bilimsel bir veri şeklinde yüzdelik olarak, yüzde kaç kalp damar hastalıkları, yüzde kaç solunum yolları şeklinde bir veri istedik ancak ilçe sağlık müdürlüğü hiçbir şekilde sorularımıza cevap vermedi. Biz bu raporu oluştururken Türk Tabipler Birliği Van-Hakkari Tabip Odası, İnşaat Mühendisleri Odası, Türkiye Mimarlar Mühendisler Odalar Birliği, KESK Şubeler Platformu, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği, Esnaf Sanaatkarlar Odalar Birliği ve birçok kurum, kuruluş, meslek odası ve sivil toplum kuruluşundan destek aldık. 2015’ten bu yana devam eden bir şantiye çalışması, yol yapım çalışması adı altında yaşanan bir durum var. Açıkçası bahsettiğim haklar konusunda çok büyük ihlallere maruz bırakılıyoruz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bir insan hakları derneği şubesinin yaptığı başvuruya sağlık müdürlüğünün cevap vermemesi bir şeyleri gizlemeye çalışması son derece üzücü ama siz yılmadınız ve çalışmaya, raporlamaya devam ettiniz. Yüksekova’da ne yaşanıyor, şu anda yıllardır son gelinen aşamada halkın mağduriyetleri ne durumda?
Av. Yusuf Ozan Çobanoğlu: Sayın vekilim son olarak Mayıs, Haziran aylarında Yüksekova kent merkezinde Cengiz Topel Caddesi üzerinde Oslo Oteli, İran Pasajı’ndan itibaren yukarı olan kesim yolları, kaldırımları düzgün olmasına rağmen, hiçbir şekilde bozuk olmamasına rağmen tekrardan kazıldı, yapıldı, ağaçlar söküldü, Türk bayrağı simgeli ışıklı direkler takıldı. Çok büyük maliyetlerle tekrardan yapıldı. Akabinde yol çalışması bittiği günden 2 gün sonra aynı yolun orta refüjü yıkıldı, kazıldı, yol genişletildi ve bu sefer köprü de yıkıldı ve tekrardan yol yapımına başlandı. Burada aslında çok büyük bir mantıksızlık var. Altyapıyı yapıyorsanız, niçin en başta yol genişletipte yolu komple yapmadınız? Neden yolun bir tarafını bitirip kazıp tekrardan orta refüjü bir iki gün önce yapmış olduğunuz yolu tekrardan bozmanın mantığı ne diye sorduk ama hiçbir şekilde cevap alamadık. Şu an Yüksekova’da çarşı merkezini birbirine bağlayan bir köprü; derenin üzerinden geçen bir köprü var, şehrin ulaşımı bu köprü ile sağlanıyor ve bu köprü yıkıldı. Şehir adeta ikiye bölündü. Ulaşım anlamında alternatif hiçbir şekilde yol planlaması yapılmadı, herhangi bize “Şu yoldan gideceksiniz, alternatif yollar şudur.” Şeklinde bilgilendirme yapılmadı. Şehir ikiye bölünmüş durumda. 65 gün boyunca şehir ikiye bölünmüş bir durumda yaşam mücadelesi vermekte. Diğer mahallelerden, çarşının etrafını dolaşarak çarşının yukarısına ya da bankalarda işleri olan insanlar bankalara adeta şehrin etrafını dolaşarak ulaşmak zorunda kalıyorlar. Köprü yıkıldı, çarşı merkezi Yüksekova’da bir çevre yolu mevcut. Çarşı merkezine herhangi bir ağır tonajlı araç, tırlar girememekte zaten ancak köprünün yapıldığı sistem fore kazık sistemi. Ben fore kazık sistemini şöyle anlatayım; Fore kazık sistemi kayaya 50 metre derinlikle kazıklar çakılarak yapılan köprülerdir. 50 metre boyunca ana kayaya ulaştırıp kazıkları o şekilde köprü yapılmasının sebebi ağır tonajlı araçların geçişi durumunda köprünün sağlam olması ihtiyacından kaynaklı yapılmaktadır. Ancak ağır tonajlı araçların üzerinden geçmediği bir köprüyü fore kazık sistemi ile yapılması adeta yolsuzluğun apaçık göstergesidir çünkü bir fore kazık ayağının maliyeti köprünün belki on tane o köprüyü yapacak maliyette ulaşıyor. Çok büyük bir rant dönüyor ve biz bu yol ihalesine hangi şirketlerin bu ihaleye katıldığını, ihalenin hangi tarihte yapılacağının duyurusunu hiçbir şekilde bu tür bilgilere ulaşamadık. Bu ihaleye hangi şirketler katıldı, hangi bedellerle teklif verildi, ihaleye çıkaran, ihaleyi finanse edecek olan bakanlık hangi bakanlık. Bunlarla ilgili herhangi bir belgeye ulaşamadık. Bir ihale yapıldığı zaman o ihale yapımı öncesinde çevresel etki değerlendirmesi, ÇED Raporu’nun alınmış olması lazımdı. Biz ÇED Raporu’na ulaşamıyoruz, defalarca başvuru yapmamıza rağmen hiçbir şekilde Valiliğin internet sitesi, Bakanlıkların internet siteleri olsun hiçbir şekilde ÇED Raporu’na ulaşamadık çünkü yapılmadı. Önceki ihaleler ile ilgili ÇED raporları mevcutken bu ihalede ÇED raporunun bulunmaması bir tesadüf değil diye düşünüyorum. Denetim mekanizması hakkında bilgi vermek istiyorum. Bir şehirde herhangi bir yol çalışması yapıldığı zaman bunun denetim mekanizması ya o şehirde eğer bölge müdürlüğü o şehirdeyse bölge müdürlüğüne aittir, bölge müdürlüğü o şehirde değilse o şehrin karayolları şefliğine aittir. Ancak Yüksekova’da biz edindiğimiz bilgilere göre şu an denetim mekanizması Karayolları Van Bölge Müdürlüğü tarafından yürütülmekte. ÇED raporlarından bahsettik, İHD ile ilgili bilgilerin muğlaklığından da bahsettik. Bu yol yapımından dolayı çok büyük bir zarara maruz bırakılan esnaflarımızdan bahsetmek istiyorum. Yol yapım çalışması yapılmadan herhangi bir süre öncesinde esnaflara bildirim yapılması, o bölgede yaşayan insanlara vatandaşlara konutlara olan kişilere, taşınmazları bulunan kişilere bildirim yapılması gerekirken herhangi bir bildirim yapılmadı, tam okulların açıldığı döneme gelen yol yapım çalışmalarında yol yapım çalışmalarında bulunan kırtasiyeler yapmış oldukları yüzbinlerce liralık alışveriş çöpe gitti, satış yapamadılar, satamadıkları için kiralarını ödeyemediler. Oradaki mağazalar, ekmek fırınları, birçok market gibi ticaret ile uğraşan orada esnaflık yapan insanlarımız çok büyük maddi zararlara maruz bırakıldı. Açıkçası ticaret hakkı kapsamında çok büyük bir mağduriyet yaşadılar. Bu insanlar evlerine zaten pandemi döneminde sürekli kapandı, hiçbir şekilde iş yapamadılar. Tam işlerinin açıldığı bu dönemde bununla karşı karşıya olmaları gerçekten onları iflas ettirecek duruma getirdi, bu arada ihale ile ilgili bir duyum da aldık. Dört bakanlığın ortak bütçesi ile bu ihale verilmiş. Yani dört bakanlığın ortaklaşa bir bütçe ile bu ihaleyi çıkartmasının anlamı nedir? Rantı mı paylaşamadılar? Hazine de para mı yok? Ödenek mi çıkartamıyorlar bununla ilgili de en ufak bir cevap dahi vermiyorlar.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bu ihalenin şeffaf olmaması, çevre değerlendirme raporuna ulaşamamamız, şeffaf olmayan bir ihalede fore kazıkların yapıldığı zemin de çok sağlam bir zemin değil.
Av. Yusuf Ozan Çobanoğlu:30 metreye kadar indirilmiş, normalde 50 metre. Ana kayaya ulaşana kadar fore kazıkların kazınması gerekiyordu ancak 30 metrede balçık üzerinde bırakılmış. Yarın öbür gün ufak bir depremde ya da aşırı bir yüklenmede köprüye; bu köprünün çökmesi durumunda yaşanacak can ve mal kaybını düşünemiyoruz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Gerçekten yağmalanan talan edilen bir görüntü var hem de yapılan iş çürük ve yapı statiğine, anlayışına aykırı diyorsunuz. İHD Hakkari Şubesi olarak önerileriniz nedir? Siz bir rapor hazırladınız, ayrıntılı olarak okudum ve sonuçta sizin önemli tespitleriniz ve önerileriniz var. Öneriler neler sayın başkanım?
Av. Yusuf Ozan Çobanoğlu: Biz raporumuzda görüşüne başvurduğumuz İskender Kahraman kendisi Hakkari bölgesinin tek kokartlı mihmandarı, rehberi; kendisi yaz döneminde özellikle Cilo dağlarına, Sat göllerine turist götürmekle uğraşmakta olan bir akademisyenimiz aynı zamanda kendisi. İskender beyle sohbet ettiğimiz zaman şunları anlatıyor; haberlerde terörden arındırılmış bölge diye reklam yapıyorlar. Sat bölgesi terörden arındırılmış bölge diye reklamlar yapıp kendilerine seçim kampanyası bölgesi olarak kullanıyorlar ancak gelen turistler şehrin bu görüntüsünü gördüğü zaman bir daha gelmek istemiyorlar. İktidar gidiyor orada bir hakimiyet kuruyor, o hakimiyeti kendi siyasi rant çıkarları olarak bir malzeme haline getiriyor ancak bu sadece sözde, bu sadece görüntüde şehirle ilgili en ufak bir yapı yok. Türk Tabipler Birliği’nden görüşte aldık. Orada sürekli bir toz bulutu, sanki çöldeyiz, çöl fırtınası içinde yaşar hale geldik. İnsanlarımız o tozdan çok büyük bir şekilde etkilenmekte. Bugün biz biliyoruz Hakkari bölgesinde solunum yolları enfeksiyonu şikayeti ile giden bir sürü insanlar var. Sağlık hakkı konusuna gelmişken; Yüksekova Devlet Hastanesi’nde insanlar hem bu kadar sağlık hakları ihlal ediliyor ve hastaneye ulaşma konusunda çok büyük zorluklar yaşamakta. Hastaneye giderken herhangi bir randevu alamamakta. Doktor konusunda çok büyük sıkıntılar yaşıyoruz, eksiklikler yaşıyoruz. Bugün Yüksekova’da hasta olan bir insan artık Yüksekova Devlet Hastanesi’ne değil Hakkari Devlet Hastanesi ya da Van’daki Devlet Hastaneleri’ne gitmek durumunda kalıyorlar. Bu çile durumuna dönüşmüş, biz Hakkari İHD olarak yakın zamanda bir rapor hazırlamayı düşünüyoruz. Yüksekova’da geçtiğimiz yıl birçok mahalle beton, yollar asfaltlama çalışması ve parkeleme şeklinde değil beton dökülerek yapıldı ve biliyorsunuz Yüksekova ve Hakkari bölgesi çok yoğun kar ve yağmur yağışı alan bir bölge. Yollar sürekli aşınıyor. Beton içerisindeki kimyasallar betonlar çözüldükçe, rüzgar vurdukça insanlar ciğerlerine bu kimyasalları soluyorlar. Adeta bizde oraya 50 yıl boyunca etki gösterecek bir kimyasal bomba bırakılmış gibi bir durum ile karşı karşıyayız. Adeta bir bomba halini almış o beton yollar. Biz bunu uzun bir zamana yayılarak ciğerlerimize çekiyoruz ve hasta oluyoruz, sağlığımız bozuluyor. Bu konuda da beton yollar ile ilgili değinmiş olalım. Kayyum dönemi belediye borçlarına değinmek istiyorum. Kayyum döneminde 15 Temmuz darbesinden sonra ilk kayyum döneminde belediyenin borcu yaklaşık 10-15 Milyon TL civarındayken birinci kayyum döneminde belediyenin borcu 670 Milyon TL’ye ulaştı. 50-100 yıldır var olan belediyenin borcu 20 milyon TL iken bir belediye döneminde 650 Milyon’dan fazla ekstra borç yüklendi. İkinci kayyum döneminde ise biz şu an Yüksekova Belediyesi’nin 1.1 Milyar TL borca ulaştığını biliyoruz. Şu an kayyum rejiminin, kayyum sisteminin ne kadar büyük hak ihlalleri yarattığını kendi gözlerimizle görüyoruz ve yaşıyoruz. Kayyum dönemi bittikten sonra Yüksekova Belediyesi’nin halkının 50 yılı bankalara borçlanmış bir şekilde peşkeş çektirilmiş, 50 yıl boyunca bu belediye iş yapamayacak. Belediye değiştikten sonra bakın Yüksekova Belediyesi çalışmıyor diye propagandalar yapacaklar ama kimse şunu sormuyor; Yüksekova Belediyesi niçin çalışamayacak diye sormayacaklar. Yüksekova’nın kaderi kesinlikle bu borçlar değildir. Böyle bir yönetim anlayışı değildir, biz bu konuda çok büyük mağduriyetler yaşıyoruz ve hiçbir şekilde derdimizi anlatacak bir iktidarla karşı karşıya da değiliz çünkü bu hak ihlallerini yaratan şu anki siyasi iktidar.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Önerileriniz konusuna gelecek olursak.
Av. Yusuf Ozan Çobanoğlu: Önerilerimiz; öncelikle bu ihalenin ne şekilde yapıldığının şeffaf bir şekilde açıklama bekliyoruz ilgili kurumlarca. Niçin fore kazıklar yapıldı sorusuna cevap arıyoruz. Denetim mekanizması niçin Yüksekova Karayolları Şefliği’ne verilmedi bunun cevabını arıyoruz. Bu ihaleye 4 bakanlığın bütçe ayırdığı iddiası doğru mudur diye açıklama bekliyoruz. 15-20 gün sonra kar yağacak, Yüksekova’da eğer bu yol yapım köprü çalışması bitirilmezse kış boyunca biz büyük bir çilenin ortasında kalacağız. Bu yol yapım çalışmalarının en kısa sürede bitirilmesini istiyoruz. Bu yol yapım çalışmalarına verilen ihalenin süresi bu ihalenin bitirilme süresinin ne kadar zaman aldığını, kaç ay kaç gün olduğunu şeffaf bir şekilde bildirilmesini istiyoruz. Biz artık buradan yetkililere çağrıda bulunuyoruz. Bu hak ilhalleri artık bir son bulsuni bizim kaderimiz bu değildir. Biz birçok hak konusunda mağduriyet yaşıyoruz. 10 Aralık 1948 BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi kapsamında, 1966 BM Ekonomik Toplumsal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi Madde 11 kapsamında, 1976 Vancouver BM İnsan Yerleşimleri 1. Konferansı kapsamında, Avrupa Konseyi, Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Konferansı 19 Mart 1996’da kabul edilen Avrupa Kentsel şartı kapsamında çok büyük hak ihlallerine maruz bırakılıyoruz. Biz buradan bu yol yapım çalışmaları ile ilgili tüm gerekli bilgilerin şeffaf bir şekilde ortaya konulmasını, bununla ilgili açıklama yapılmasını talep ediyoruz. Mağdur olan esnaflarımıza da en kısa süre içerisinde bir ödenek çıkarılmasını, bu esnafların mağduriyetlerinin maddi boyutunun giderilmesini talep ediyoruz ve en son olarakta ÇED raporunun da çıkartılıp çıkartılmamış olduğu sorusuna bir cevap arıyoruz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Önemli konuları özetlemeye çalıştınız. Tablo üzücü çünkü önemli Anayasal Hak ihlalleri var. Baştan savma bir iş, dört bakanlığın ortak olduğu korkunç bir paranın yığıldığı, belediyenin borçlandığı Yüksekova’nın adeta geleceğinin bloke edildiği bir hali görüyoruz ve ortada yapılan doğru dürüst bir iş yok ve yapılan işleri de ayrıntılı bir şekilde incelediğimizde oldukça önemli usulsüzlükle ve hukuksuzluklar olduğunu tespit etmiş durumdasınız. Biz konuyu burada işledik. Yine medyaya da yansıyacak. Burada kalmayacak, medyada da ajanslarda da çeşitli web sitelerinde de Hakkari Yüksekova’daki bu ağır Anayasal hak ihlalleri gündem olacak, sizin sesiniz olmaya çalıştık, konuyu takip edeceğiz sayın başkanım. Çok teşekkür ederiz. Son olarak eklemek istediğiniz husus nedir?
Av. Yusuf Ozan Çobanoğlu: Son olarak madem bozdunuz madem talan ettiniz yapılacak yolların en azından engellilerin özgün durumu gözetilerek yapılmasını talep ediyoruz. Bizim Yüksekova’mızda engellilerin rahat bir şekilde ulaşım sağlayabileceği, yönlendirmeler, sarı levhalar bulunmamakta. Hiçbir şekilde onların kent hayatına karışmasını sağlayacak herhangi araçlar bulunmamakta. Biz Yüksekova kenti oluşturulurken bunların da dikkate alınmasını talep ediyoruz ve kadınların toplumsal yaşama kent hayatına çok daha rahat karışabilecekleri bir biçimde bize bir kent oluşturulmasını talep ediyoruz, tabi ki biz bu taleplerin yerine getirilmeyeceğini de çok iyi biliyoruz ama talep ediyoruz ısrarcıyız bu konuda. Bize de yer verdiğiniz için dernekteki arkadaşlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. İyi ki varsınız. Umarız artık hakların ihlal edilmediği özgür güzel yarınlarda daha güzel konumda yayınlar yaparız tek temennimiz budur.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Değerli çalışmalarınız için teşekkür ederiz çünkü halkın sesi olmaya çalışmışsınız zor bir ortamda cevap verilmemeye çalışılan bir ortamda üstü örtülmeye çalışılan bilgileri alıp kamuoyuna yansıtmaya çalışıyorsunuz, rapor önemli ve sanırım bunun devamı da gelecek. Bir vatandaş olarak bir hak örgütü insan hakları derneğinin Eş Başkanı olarak yaptığınız çalışmalar takdir-i şayan biz de bir siyasetçi olarak TBMM’de sizlerin sesi olmaya devam edeceğiz.
Bugün programımızda iki önemli konuğumuz ve iki önemli konumuz vardı. İlki malum polis şiddetinde canımız çok yanıyor, tüm toplumun canı çok yanıyor, polis güvenliğimizi sağlamakla görevli ama ellerine geçen gücü sınırsızca, denetimsizce, dengesizce kullanıyorlar ve büyük hak ihllalerine yol açıyorlar. Siyasi olsun, adli olsun her konuda biz güvenlik güçlerinin hukuka uygun bir şekilde işlemleri yapması gerektiğini söylüyoruz. Eğer ki hukuktan saparlarsa bizi karşılarında bulurlar ve biz bu konuyu net bir şekilde söyleriz, gündeme getiririz, takip ederiz bunu bilsinler. İkinci önemli konuda Hakkari İHD Eş Genel Başkanımız Yusuf beyle görüştük ve kendisi de bizim Meclis’te gündeme getirdiğimiz Yüksekova ile ilgili ağır hak ihlalleri, yağma ve talanları belirtti. Yüksekova’nın dünü, bugünü, hatta geleceğini bloke eden bu ağır hak ihlallerini burada gündem ettik. Gündem etmeye de devam edeceğiz, halkımızın sesi olmaya devam edeceğiz.
Bugün de programımız bu kadar haftaya Salı günü saat 21.00’de buluşana kadar hepinize hayırlı akşamlar diliyorum.
























Yorumlar