14 Ocak 2026
Yoğun hak ihlalleri başvuruları var önümüzde, halkımızın başvurularını gündem etmeye çalışacağız.
Değerli arkadaşlar. Bu mecliste 8 yıla yakındır bulunuyorum ve hep hak bildiğimi, doğru bildiğimi söylemeye çalışıyorum bunları söylediğim için her türlü baskıya uğradık ama yılmıyoruz, boyun eğmiyoruz, baş eğmiyoruz yolumuza devam ediyoruz.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler mahkemede söylediklerini Genel Kurul’da söylediğim için hakkımda 150 bin lira manevi tazminat davası açmış. Çok ilginç, kardeşim sen mahkemede söylemişsin. O gece Akın Öztürk tarafından kurtarıldığını, sabaha kadar onunla birlikte olduğumuzu, ardından akşama kadar da birlikte olduğunuzu, akşam 19.00’da Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan ayrıldığını kendin söylemişsin. Mahkeme tutanaklarında var, bunları biz Genel Kurul’da okuyoruz. Kendi söylediklerini okuyoruz. Hakkımızda manevi tazminat davası açıyor.. Kardeşim, kendi söylediğinden mi utanıyorsun? Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler kendi söylediklerinden mi utanıyorsun? İçinden “Ya ben bunları nasıl dedim, neden dedim? Kendimi zor duruma düşürdüm?” diye mi düşünüyorsun ki bana dava açmaya kalkışıyorsun? Senin söylediklerini biz söylüyoruz. Mahkemede kayıtlı söylediklerini bundan 9,5 yıl önce mahkemede söylediklerini biz Genel Kurul’da söylüyoruz. Hoşuna gitmiyor, koşturuyorsun mahkemelere. Anlamak mümkün değil. Bütün görüntüler sabit. Akın Öztürk gidip Yaşar Güler’i, eli kelepçeli olduğu odadan kurtarıyor. Onun yanında eşini arıyor. Eşi de diyor ki: “İyidir.” çay, su, çerez getirtiyor. Onu teskin ediyor. Ardından kelepçesini çözüyor ve onu oradan çıkarıp götürüyor. Bunu kendin de anlatıyorsun. Bunu biz anlattığımız zaman mı suç oluyor? “Bunları neden mahkemede anlattım!” diye mi içinden hayıflanıyorsun? Gerçekleri söylediğimiz için mi bize dava açıyorsun? Gülünç duruma düşüyorsun Sayın Yaşar Güler. Gülünç bir duruma düşüyorsun. Tüm kamuoyu bilsin. Bakın Yaşar Güler’in mahkemede söylediklerini, aynısını kendi ifade tutanaklarından okudu ve hakkımızda tazminat davası açmış. “Vay efendim bunları nasıl söylersin? Küçük düşürüldüm şöyle oldu, böyle oldu!” Akın Öztürk, Akıncılar davasında ifadeler vermiş. Onu biz okuyoruz Genel Kurul’da. Onu sanki kendisi söylemiş gibi söylediğimi iddia ederek bir de meseleleri çarpıtarak hakkımızda dava açıyor. İstediğin kadar dava aç Yaşar Güler. Hak hakikat burada. İstediğin kadar bize mahkeme celpleri gönder biz hak bildiğimizi söylemeye devam edeceğiz. O darbe gecesi yaşanan karanlık olayları aydınlatmaya devam edeceğiz. Bunu da bil. İstediğin kadar çırpın. Dünyanın neresinde görülmüş ya? Adamın kendi ifade tutanaklarından dolayı başkasına dava açması, dünyanın neresinde görülmüş arkadaşlar? Bu denli inanılmaz bir ülkedeyiz. Ya hiç utanmadan bir de kalkıp mahkemelere koşturuyor. Kendi verdiği ifadesi Genel Kurul’da okunduğu için bakın koşturuyor mahkemeye “Efendim küçük düşürdü.” o zaman konuşmasaydın kardeşim! Bu ifadeleri vermeseydin! Sen kendin vermişsin! Allah Allah! Senin verdiğin ifadeyi okuyoruz, kalkmışsın, koşturmuşsun bir de, bakın, şikayet dilekçesinde de kendisini yalanlayan laflar var. Bir taraftan diyor ki: “Ben böyle bir şey söylemedim.” Bakın şurada. “Ben böyle bir şey söylemedim.” diyor. Devamında da “Evet o gece şöyle böyle oldu.” Diyor. Kardeşim hangi sözüne inanacağız senin? “Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na gelerek Akın Öztürk ve diğerlerini bıraktım ve ben içinde bulunduğum araçla evime gittim saat 19.15.” bu sözleri diyen kimdir Yaşar Güler? Ya insan biraz utanır ya. Biraz utanır ya. Şu sözleri söyleyen sensin. Kalkmışsın bize dava açmışsın. Aç açabildiğin kadar. Daha hiç bir dava bırakma. Alnım açık, başım dik. Böyle saçma sapan işler peşinde koşacağına Hakkı hakikati söyle, Yaşar Güler. Şu saçmalığa bakın ya. Adam kendi verdiği dilekçesinde bile iç tutarsızlık var. Ne dediği belli değil. Söylemediğim lafları bana hamlediyor. Kendi ifadelerinde iç tutarsızlık var. Ne dediği belli değil. Demek ki doğru konuşmuyor. Demek ki ne dediğini bilmiyor. Demek ki söylediklerinden dolayı utanıyor. Utanma Yaşar Güler, sen bunları söyledin ya. Mahkeme tutanakları apaçık ortada. Allah Allah. Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nin tutanaklarını okudum ben. Olacak iş değil ama biz yolumuza devam ediyoruz arkadaşlar. İstedikleri kadar dava etsinler, istedikleri kadar akıllarınca yargıyı sopa olarak kullanmaya çalışsınlar. Hak geldi, batıl zail oldu. Güneş balçıkla sıvanmaz, Yaşar Güler. Bunları çok iyi bil. İstediğin kadar çırpın. Biz hakkı hakikati Genel Kurul’da söyledik, söylemeye devam edeceğiz. Bin tane manevi tazminat davası, bin tane dava açsan da söylemeye devam edeceğiz. Başka önemli konularımız var arkadaşlar. Bununla çok fazla vakit kaybetmeyelim. Böyle ülkede hukukun ayaklar altında alındığı bir yerde acayip davaların açıldığı bir yerdeyiz maalesef.
Elimde bir istatistik var. 2025 Motokurye ölümleri raporu açıklandı. Maalesef çok üzücü bir tablo var. 44 ölüm var arkadaşlar. 44 ölüm. Platformlarda ve yerel işletmelerde 22-22 olmak üzere 44 kişi hayatını kaybetmiş. Yaz ve kış aylarında artıyormuş. 4 kurye çocuk çalışırken can vermiş. 4’ü de maalesef çocuk. Ölümlerin %61’ini gençleri oluşturuyor. Çok üzücü rakamlar bunlar. Çarşıda, pazarda, yollarda kuryeleri görüyoruz, içimiz sızlıyor. Gerçekten son derece üzücü. Kuryelerin şartlarının düzeltilmesi lazım. Meclis’e geliyorlar, sıkıntılarını anlatmaya çalışıyorlar. Motokuryelerin şartlarının düzeltilmesi, onların çok acele ettirilmemesi ve her türlü teknik tertibat anlamında donanımlı bir halde çalıştırılmaları gerekiyor. Bunun da altını çizmiş olayım sevgili arkadaşlar.
İran’da olaylar devam ediyor. Çok büyük karışıklıklar var ve maalesef çok can kaybı var. Çok üzücü hadiseler yaşanıyor. Can pazarı yaşanıyor. Yüzlerce kişi ölüyor. Gerçekten korkunç olaylar oluyor. İran’da bir demokratikleşmenin sağlanması gerektiğini, baskıcı anlayışın kalkması gerektiğini uzun yıllardan beri söyleyen bir kişiyim. Bu baskıcı anlayışla bir yere gidilmez. Yıllardır bu anlayışı devam ettirmeye çalışıyorum. Ben zamanında başörtüsü yasaklarına karşı mücadele etmiş bir insanım ama başörtme dayatmasına karşı da mücadele eden bir insanım. İnsanların zorla başını örtme veya zorla başını açma gibi girişimler yanlıştır. Baskıcı, antidemokratik yönetimler yanlıştır ve bunlardan vazgeçmeleri gerekir. Bunun sonu ne oluyor işte bakın! Ülkeler kaosa sürükleniyor, anarşiye sürükleniyor ve iç karışıklık yüzlerce kişinin ölümüne neden oluyor. Olması gereken budur. Bir demokratikleşmedir. Bunu da söylemiş olalım. Çok büyük protestolar var. Can kayıpları son derece üzücü. İnsan hakları savunucuları açısından da çok ağır hak ihlalleri olduğu ve sivillere yönelik ağır hak ihlalleri olduğu açık ortada.
Eski polis ve savcıya uyuşturucu davasında hapis cezası. Ülkenin hali bu arkadaşlar. Adana’da uyuşturucu davasından yangılanan eski narkotik polisi Cumhur A. 26 yıl, eski terör savcısı Osman Y. 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılmış. İşte hukukun olmadığı bir ülkede bunlar yaşanıyor.
İstanbul’da erkek savcı kadın hakimi vurmuş. Eski partneriymiş. Şu hale bakın arkadaşlar, vatandaş kime güvenecek de mahkemelere gidecek. Gerçekten hukuk devletinin yok edildiği bir yerde de işte böyle olaylarla anılıyor yargı camiası maalesef son derece üzücü.
Suriye’de durumun durulması gerekiyor. Çatışmalarda en az 50’ye yakın insan katledildi ve oldukça üzücü olaylar yaşandı. Suriye’de iç barışın sağlanması gerekiyor arkadaşlar. Rojava’da insanlar kendilerini yönetmek ve demokrasiyi hakim kılmaya çalışıyorlar. Bunun karşısında Suriye yönetimiyle yapılan görüşmeler var. Bu görüşme trafikleri konusunda oldukça karışık siyasi bir tablo var fakat bu arada oldukça önemli can kayıpları yaşanıyor. Şunu en başta söylemek lazım; Kürtlerin kendi kimliklerini, kültürlerini yaşayabilecekleri bir ortam oluşmalı. Bunu net bir şekilde söylüyoruz. Türkiye’de, Suriye’de Kürt kimliği kabul edilmeli sevgili arkadaşlar. Evet, Suriye’de eski yönetim devrildi ve şu anda belirsiz bir ortam var, bir yönetim var, görüşmeler var fakat bu arada tüm halkların hakkına, hukukuna saygı gösteren bir yere kavuşmak gerekiyor. Çatışmayla, vurmayla, kırmayla, boyun eğdirmeyle bir yere de gidilmiyor. Milyonlarca insan var. Bu insanlara; “Ben seni yok sayacağım.” diyemezsiniz. Bu her yerde oldu. İran’da Kürtler yok sayıldı. Türkiye’de yok sayıldı. Suriye’de nüfus cüzdanı bile verilmedi. Irak’ta hakeza, dört parça ülkede maalesef Kürt kimliği ayaklar altına alındı. Dört ülke açısından da Kürtler açısından hakka hukuka uygun bir yeni dünya anlayışı, yeni bir yaşam anlayışı gerçekleştirilmeli. Başka türlüsü yok. Kürtleri tekrar boyunduruk altına alarak bir yere gitmeye çalışmak doğru değil. Bu realite ile de uyumlu değil arkadaşlar. Bunu da söylemiş olalım. Bu realite ile uyumlu değil. Kürtlerin haklarını vermek durumundasınız ve demokratik haklar, kimlik hakları teslim edilmek durumundadır.
Sevgili arkadaşlar, biz Adalet Bakanlığı’na en çok soru önergesi veren milletvekiliyiz bu mecliste. Aldığımız cevapları da kontrol ediyoruz sadece sormuyoruz aldığım cevapları da kontrol ederek yoluma devam ediyorum ama bize verilen cevaplar ki “Size cevap verdik.” diye geçiyor son derece gayri ciddi ifadeler var. “İzmir Aliağa Cezaevi’nden Azad Karakuş ile ilgili bir başvuruda bulunmuşuz. Bize 15 ay sonra cevap gelmiş. Cevapta ne diyor biliyor musunuz? “Tutuklu tahliye edildi.” diyor. “Herhangi bir başvuruda bulunmadı o sırada.” Adam o sırada başvuruda bulunmamış olabilir. Bize başvurmuş. Biz de size sormuşuz. Git bir araştır konuyu. Bakın 15 ay önce yaptığımız başvuruya verilen cevap bu. Bu nasıl bir haldir? Adalet Bakanlığı utanmıyor musunuz? 15 ay önce mahpus hak ihlaline uğradığını iddia ediyor, bize başvuruyor. “Yok efendim cezaevi idaresine başvurmamış, bir işlem yapılmamış, adam da çıkmış gitmiş zaten konuyu kapatalım Ömer Bey.” bu nasıl bir anlayış ya? Sayın Yılmaz Tunç şu imzalar size mi ait? Bakın bunların altına imza atarak gönderiyorsunuz. Bu gülünç cevapları siz mi yazıyorsunuz? Yoksa bürokratlarınız sizin adınıza yazıp altına sahte imzalar mı atıyor? Bunlara nasıl imza atıyorsunuz Sayın Yılmaz Tunç? Ya böyle şey olabilir mi ya? 15 ay önce araştırman gerekirken 15 ay boyunca araştırma, “Efendim adam zaten başvurmamış, zaten de tahliye olmuş Ömer Bey kapatalım bu konuyu.” işte Türkiye’de adaletin olmadığının en net göstergelerinden birisi daha. Bunu Sayın Nacho Sanchez Amor da duysun. Bakın sanki ülkede hukuk varmış gibi muamele yapıyorlar, dışarıya raporlar veriyorlar, “Efendim Adalet Bakanlığı milletvekillerine cevap veriyor.” diyor. Ya verdiğin cevap bu ya! Böyle cevap ne olur? İnsan bir utanır ya böyle böyle cevaplar bize gönderiyorlar bakın aldım bunları bakın tüm cevapları da inceliyorum biz sorduğumuz sorunun cevabını incelemeyenlerden değiliz inceliyoruz ve yazıklar olsun diyoruz, bu ne haldir ya böyle şey mi olur? Bu cevapları istemiyoruz ve size iade ediyoruz Sayın Yılmaz Tunç.
TCK 158 mağdurları bize çok başvuruyor. Evet bir hata yapmışlar. Kendi hesaplarını birilerine kullandırmışlar ve bu yüzden çok mağdur duruma düşmüşler. Bir uzlaşma getirilmesi gerekiyor fakat bu konuda da hiçbir adım atılmadı. 11. yargı paketinde de adım atılmadı ve son derece zor durumda yüzlerce binlerce genç bize başvuruyor. Bir çözüm olması lazım. Kamu adına açılıyor davalar. Birileri şikayetten vazgeçmiş olsa bile davalar devam ediyor. Ocaklar yıkılıyor. Bir orta yolu bulma şansı var ama kimsenin de umurunda değil sevgili arkadaşlar. Bakın bir anne başvurmuş. “Şanlıurfa’dayım kanser hastasıyım. Evladım Erzurum Aziziye’de. Yanına bile gidemiyorum ve taleplere ret geliyor.” diyor.
Yasemin Arı; “Kütahya Simav ilçesi Bahtıllı köyündeki evimin bitişik parselde 64 m² arsaya yapılaşma izni verilmiş fakat yapı ruhsatı hala onaylanmamıştır.” Yapı ruhsatı onaylanmadan adam inşaata başlamış. Yasemin Arı’nın evini taciz ediyor ve temel beton dökmüş, “altı tane penceremin su vanasını, su saatini ve kanalizasyon hattını tamamen kapatmıştır.” ya adamın evinin adeta üstüne çökmüş. Bu ne haldir? Kütahya Valiliği görmüyor musun bu durumu? Sayın Vali Bey’i de arayacağım ben. Böyle şey olur mu ya? Bu vatandaşın çığlığını niye duymuyorsunuz? Karşı taraftaki bir kalın enseli birisi mi? Nedir bu ? Bunu anlamak mümkün değil. Ben bu konuda kendileriyle de görüşeceğim ve oldukça sıkıntılı bir durum olduğunu da görüyorum.
Her gün ama her gün hayvan cinayetleri ile ilgili haberler geliyor arkadaşlar bakın İzmir Dikili hayvan barınağından yine bize fotoğraflar geldi çok üzücü. Biz bu yasa çıkarken hayvanları katleden bir yasa diyorduk ve maalesef son durum bu. Son derece kötü bir görüntü. “Bu kanun iptal edilmeli diyor.” başvurucular. Y”asalara uygun barınaklar olmaksızın usulsüz toplama işlemleri yapılmakta. Açıkça suç teşkil eden uygulamalar sürmektedir. “Nasıl olsa ceza almayacağım, bana bir şey olmaz.” düşüncesiyle hareket ediyorlar. Sesimizin duyulmasını istiyoruz. Bu kanun iptal edilmedi.” diyor.
Gümüşhane Belediyesi hayvan barınağından da çok şikayet var. Bakın hayvanların yaşam hakkını ihlal ediyor. Kar ve buz üzerinde korunaksız şekilde tutuluyorlarmış. “Gümüşhane ölüm kampı” demiş. Şu hale bakın. Şu hayvanların haline bakın arkadaşlar. Karın buzun üstünde zavallı hayvanlar. Bu yasanın bir sürü hayvan cinayetine yol açacağını söylemiştik. Çok kötü bir durum var. Onu da söyleyelim. Gerçekten son derece üzücü bir durum var. İklim koşullarına uygun bir barınma yok. Hayvanlar acı, ıstırap ve eziyet çekiyor. Gümüşhane Belediyesi ne yapıyor kardeşim? Hayvan barınağı hakkında acil bir denetim yapılmalı. Barınak şartlarının mevzuata uygun hale getirilmesi gerekir. Sorumlular hakkında adli idari soruşturma başlatılması gerekir. Hayvanlar derhal kapalı, yalıtımlı, kuru ve sıcak alanlara alınmalı ve bize bu konuda bilgi verilmeli. Şu hale bakın hayvanlar karın üstünde yatıyor. Eksi 20 dereceleri buluyor arkadaşlar. Hayvan donacak burada belki de çoğu donuyordur. “Ölsün gitsin.” mi diyorlar ne diyorlar bunu anlamak da mümkün değil.
Sevgili arkadaşlar bakın size bazı fotoğraflar göstereceğim. Isparta Sütçüler burası. Cennet gibi bir yer bakın. Ormanlar müthiş. Harika bir yer. Sakin ormanlar ve işte hayvanların yaşadığı sakin cennet gibi bir tabiat köşesi. Peki burada ne oluyor şimdi biliyor musunuz? Mermer ocağının kapasite artışına onay verilmiş 4722 ağacın kesileceği projeye halk büyük tepki gösteriyor. Neredeyse %100’e varan bir tepe kapalılığı var. %70’in üstündekilere izin verilmiyormuş aslında. Fakat ne oluyor, ne bitiyor? Adam daha kapasite arttırıyor, binlerce ağaç kesecek. Yıllık 500.000 metreküp olan üretim kapasitesini 900.000 metreküpe çıkarmaya çalışıyormuş. Birileri mermerler çıkartacak, doğa mahvolacak ve sonuçta bu cennet gibi köşede maalesef katledilecek. Ormanı moloz döküm sahasına çevirmişler. ÇED sahasında arkeolojik sit alanı çıkmış. Orayı hemen bir yolunu bilip halletmişler. 4722 ağacın kesilmesine onay vermişler. Isparta valiliği ne yapıyor diye soruyoruz. “Şeffaf şekilde inceleniyor.” demiş. Nasıl şeffaflık? Atı alan Üsküdar’ı geçti kardeşim, Sayın Vali. Ne iştir bu? Vatandaş demiş ki; “Sayın Valim bende ilgili müdürlerin yanlış raporlarını gösterecek bir yürek var, sizde bunları görecek göz var mı?” Sayın Vali’ye bunu sormuşlar. Vali Bey açıklama yapın lütfen. Vatandaş feryat ediyor. “Biz bu ülke için elimizden geleni yaptık. Sonuçta bizim tabiatımıza yapılan katliam bu. Korkunç orman katliamı görmezden gelindi.” diyor ve büyük bir feryat var sevgili arkadaşlar. Bunu da burada söylemiş olalım. 4722 ağaç da yetmemiş, 15-20 bin daha kesme çalışmaları yapıyorlarmış. Aldığımız bilgiler böyle. Son derece üzücü bir durum var. ISparta Sütçüler’in hakkını korumaya devam edeceğiz arkadaşlar. ISparta halkı da bunu bilsin. ISparta vekilleri buna sessiz kalabilir ama biz sessiz kalmayacağız. Doğa katliamına karşı duracağız. Sütçüler halkı, Isparta halkı bunu bilsin, mücadelelerinin yanındayım.
Emre Uysal, Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde öğretim görevlisi iken 2017’de ankesörle arama var denilerek ihraç edilmiş. Daha sonra hapse atılmış. 10 yıl ceza almış. Ağır hastalıkları var. Epilepsi, uyku apnesi, venöz tromboz şüphesi var. Aynı zamanda da bu yaşadıklarından dolayı da ağır bir depresyon geçiriyor. Psikoloğun kendine ve çevresine zarar verebilir notuyla acil psikiyatriye götürülmüş ama ilaç etki etmemiş. Hep olumsuz dönülüyor. Psikolojisi bozulmuş, psikiyatri hastası haline gelmiş bir kişi hala cezaevinde tutuluyor. Bu mahkumun sevki de yapılmıyor. Sevk dilekçileri kale alınmıyor. Her geceyi uyku felcı nöbet kabuslar ile geçiriyor. Bu gece mi öleceğim, yarın gece mi öleceğim diye kıvranıyor. İki defa intihar girişiminde bulunmuş. Bu insanın intihar etmesi mi lazım kardeşim? Bakın adını tekrar söylüyorum. Emre Uysal. Sakarya 2 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde. Nedir bu hal? Olacak bir şey değil. Bu insan bu halde nasıl tutuluyor diye bu konuyu takip edeceğim.
Kocaeli Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda memurlar ve hükümlüler arasında maddi rant sağlanmasıyla ilgili bazı iddialar var. Bize başvurmuşlar. Çeşitli hak ihlalleri, firarın izne çıkmamış disiplin soruşturmalarının üstününün kapanması gibi bazı usulsüzlük olduğu yönünde iddialar var. Bunu da gündem edelim. Tabi araştırılsın bu kimse hakkında böyle araştırılmadan bir şey demem ama araştırılsın çünkü iddialar var.
Almanya’da 40 yıldır yaşayan bir gurbetçi bize başvurmuş. “Bütün parayı Türkiye’ye yatırım yaptık. Türkiye maliyesi tarafından Alman maliyesine bildirildi ve burada 300.000 Euro’luk mali ceza yedim. Yıllarca çalıştık üstüne ülkemize Türkiye’ye yatırım yaptık ancak kendi ülkemiz tarafından sırtımızdan vurulduk.” diyor.
Hüseyin Kayra hükümlü olarak 1.5 yıldır Marmara 5 No’lu Kapalı Cezaevi’ndeymiş. Midesinden Antral Gastrit rahatsızlığı varmış. Bir yıla yakın hastane sevki bekledi. Endoskopi yapılmış. İlaçlarının gelmesinde çok uzamalar yaşanmış. “Eşim düzenli bir tedavi görmedi .”diyor. Mide ağrısı, kusmalar şu ana kadar düzenli bir tedaviye ulaşamamış. Kanındaki enfeksiyondan dolayı sürekli üşümekteymiş.
Sibel Yeşildal isimli bir kadının başvurusu var; “Eski eşimle evliyken altınlarımla aldığımız evi bana hak verilmesin diye arkadaşının adına geçirdi.” diyor. Aralarında önemli bir sıkıntı olmuş ayrılmışlar çocuk, babaya gitmiş ve sonuçta önemli iddiaları var. “Tehdit ve tacize uğruyorum. Çocuğumla beni yaralamaya çalışıyor. Üvey annesiyle kalıyor çocuğum. Hem çocuğuma hem bana yönelik haksızlıklar yapılıyor.” Diyor ve kadın haklarıyla ilgili önemli bir şekilde haklarının çiğnendiği söyleniyor.
Fırat Singer Marmara 3 No’lu L Tipi Cezaevi’nde kalmakta. “Biz Edirne merkezde ikamet ediyoruz. Kardeşimin çok hasta ciddi sağlık sorunları var. 2020’de annemi, abimi 4 ay arayla kaybettik ve çok ciddi psikolojik sorunlar var.” diyor. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne gönderilmiş. Tekrar geri cezaevine gönderiliyor. Şu anda durumu çok zor. “Marmara 3 No’lu L Tipi Cezaevi’nde ev hapsi verilmesini istiyoruz.” diyor. İnfazı erteleme verildi mi verilmedi mi bu konuyu da bir takip edeceğiz. Cezaevinden bilgi talep edeceğiz. “Kardeşime görüş yasağı vermişler. Disiplin cezası nedeniyle görüşemeyince morali daha bozuklaşıyor. Bipolar teşhisi var. Şizofreniye doğru gidiyor.” Diyor. Bu kadar kötü durumdaki insanlara hala doğru düzgün bir sağlık kurulu raporu verilmiyor mu? Neden hala cezaevinde tutuluyor? Bunları da buradan soruyoruz. Cezaevine de soracağız.
Şinasi Karabağ, Burhaniye T Tipi Cezaevi’nde kalmakta. “Oğlum uzman çavuştu, tatbikat var denerek götürüldü. 9,5 senedir de geri gelmedi cezaevinde. Yıllardır mağdur edildik ve nakil taleplerimiz de reddediliyor.” Diyor. Balıkesir, Kepsut’a nakil istiyorlarmış.
Muhammet Yusuf Ayyıldız şu an Samsun Kavak Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda. Bu da suça sürüklenen bir çocuk. Eşi diyor ki; “Evet bir zamanında bir suçu işlemiş olabilir ama sonra evlendi, üç çocuğu var. Çocuk yaşta işlenen bir dosyanın bugünkü infaz uygulamalarıyla hem eşimi hem hem de engelli çocuğum dahil tüm aileyi cezalandırdığını düşünüyorum. İnsani bir gözle değerlendirilmesini istiyoruz dilekçelerimizin, defalarca sevk istiyor, reddediliyor. Yakında olsa İstanbul’a gelirse en azından görüşüne gidebiliriz.” Diyor. Samsun’daymış “En azından İstanbul’a gelsin.” diyor. Bir anne üç çocuğuyla kocasının eskiden işlediği bir suçtan dolayı çok ağır mağduriyet yaşıyor ve kendi evlerine yakın bir yere bile eşi getirilmiyor.
Engellilere verilen atama sayısını zati 7 yıldır atama bekleyen engelli çevre sağlık teknikerleri ve diğer engelli sağlıkçıların sayısı 4000’i aşıyor. Bakın imtihanın açıldı 1573 kişi alındı. Yüz binlerce engelli var. 1573 kişi alacaklar e-KPSS’de. Yüz binlerce sağlıkçı alındı hani %3 engellere veriliyordu, yüzbinlerce kişi EKPSS sınavına girdi. Çok sıkıntılarımız var.” diyor.
Engelli vatandaşlarımızla ilgili bir başka sıkıntı var. Bu konuda da bir netlik yok. 27 yaşından sonra hizmet alamayacaklarına dair bir ifade var ve bu konuda bakanlık geri adım attı ancak net bir durum yok. Bu konuyu da netleştirmelerini istiyoruz. Bu olacak gibi değil. Kabul edilecek bir durum değil bir hak ihlali. Bu konuda net bir açıklama yapılmasını bekliyoruz.
Erzincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda 10 gündür kalorifer ısınma sistemi ve sıcak su yokmuş. Eksi 10 derecede yoğun kar yağışı alan bir ilde mahkumların ısınma imkanı yok. Düşünün Erzincan’da kalorifer ısınma sistemi ve sıcak su yok. Eksi 10, eksi 20 dereceleri gören bir şehir ve siz cezaevini ısıtmıyorsunuz. Olacak bir iş değil. Yoğun kar yağışı var ve ne ısınma var ne de sıcak su var arkadaşlar.
“Yeni tarihli olan ve 2024’te suç işlemiş hata yapmış bireylere 5 yıl şartlı ceza indirimi verilsin ne olursunuz intihar etmek üzereyiz.” diye cezaevlerinden başvurular alıyoruz.
Ayhan Soyak ve kardeşi Mustafa Soyak ile kandırıldıklarını iletiyorlar ve “TCK 158 mağduruyuz.” diyor.
Esra Güven; “TCK 158 mağduruyuz.” yurdun dört bir tarafından böyle TCK 158 mağdurları bize başvuruyor. Tek tek anmakla bitmiyor. Yasal bir değişiklik lazım. Bir şekilde bir uzlaşma lazım. Maalesef bu da yok çok büyük bir sıkıntı devam ediyor. Gencecik insanlar kandırılmış dolandırılmış ve ağır cezalarla cezaevinde yatıyor.
11999 yılı öncesi sigorta girişi olanlara EYT kapsamında emekli olurken ben üniversite eğitimi aldığım için çalışma hayatına ancak 2002 yılında başlayabildim ve bunun nedenle EYT’den yararlanamadım.” diyor bir başvurucu. “Anayasa 10’a eşitlik ilkesine aykırıdır. Eğitimli bireyler cezalandırılıyor. 5000 prim günü esas alınarak emeklilik hakkı tanınmasını, 1999 öncesi girenlere, adil bir geçiş düzenlemesi yapılmasını istiyorum.” diyor.
Emre Karataş yine TCK 158 mağduru olarak bize olarak bize başvurmuş. Çok üzücü, gencecik insanlar gerçekten. Ülke, gencecik insanlarını zindanlara atarak çözüm bulan değil, bir şekilde uzlaşma bularak çözüm bulan bir yer olmalı.
Bir soyadı karışıklığı başvurusu var. Tuna Güngör; “Romanya’da resmi olarak eşim polixim Grigore ile evlendim.” diyor. Sonra çocuğun isim konusu çok karışmış. Bir şöyle denilmiş, bir çocuğuna Teoman Christian Grigore denilmiş. Türkiye’ye gelince “Bu ismi kabul etmeyiz.” demişler. Bu da garip bir durum çünkü ikisi de Türk değil ki. Birisi Türk, öbürü yabancı. “İsmini değiştiriyoruz.” demişler. Mustafa Teoman Osman olmuş ismi. Şimdi o kişi büyümüş, başkasıyla evlenecek. Çok karışık bir durum oluşmuş. İnsanın soy bağı değişir mi? İki ülkede ayrı soyisim olur mu? Bu Türkiye’de güvenlik sorunu olmaz mı? Bunu Romanya Devleti kabul etmiyor. Diyor ki: “İki ülkede gerçek soyadı ve isim olmalı” ve Türkiye’de böyle iki tane farklı soyadını kabul ediyor. Başka bir ülke bunu kabul etmiyor. Ortalık tamamen karışık. Bunu kim düzeltecek? İçişleri Bakanlığı, Nüfus İşleri Genel Müdürlüğü, hangi birim bunu düzeltecekse düzeltsin. Biz soru önergesini de verdik. Vatandaşın bir şekilde mağduriyeti giderilmeli.
Sinan Vural, TCK 158 mağduru olarak bize başvurmuş. Hepsinin ayrıntısına giremiyorum ama çok büyük mağduriyet olduğu ortada.
Serdar Gezertasar; “Bakkımda bir sürü dolandırıcılık davası açıldı ve benim bu suçların hiçbirini işlemediğim ortada.” diyor.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülmesi planlanan Milli Eğitim Akademisi, 10 bin öğretmen alımına ilişkin branş bazlı kontenjan dağılımları ve akademik takvim halen açıklanmamış. Ciddi bir mağduriyet doğmuş. 2025 yılı mezunları mağdur edilmekte. Kontenjanların 1-15 Aralık tarihleri arasında açıklanacağını söylemiş Sayın Bakan Yusuf Tekin. Bir belirsizlik var. Branş bazlı kontenjan dağılımları ve Milli Eğitim Akademisi takvimi halen ilan edilmemiş. Bu konuda resmi bir açıklama yapılması gerekiyor kontenjan dağılımlarıyla ilgili. “Adaletsiz bir tablo oluştuğunu söylüyor.” başvurucu.
Tekin Çelik, 61 yaşında, 2007 yılında haksız biçimde görevden uzaklaştırılmış, ceza davası beraatle sonuçlanmış ama iade edilmiyor. OHAL Dönemindeki bir beraate rağmen iade edilmeme değil. Bakın 2007’de de ihraç edilmiş, beraat etmiş hala iade edilmiyor. Çok sorunlar yaşayan bir insan. “Eşim %76 oranında sürekli engelli, sol tarafı felçlidir. Doktor raporlarında açıkça belirtildiği üzere sağlık durumu, hayati risk taşımakta. Bakanlığa şöyle bir soru sorulmasını istiyor. “Hakkında 2024 yılında kesin beraat kararı verilen Tekin Çelik’in yaklaşık 18 yıldır göreve iade edilmemesinin gerekçesi nedir?” diye soruyor İçişleri Bakanlığı’na. %76 oranında sürekli engelli hayati risk taşıyan eşinin sağlık durumu dikkate alınarak göreve başlatılması ve maaş bağlanması yönünde bakanlığınızca bir işlem yapılması planlanmakta mıdır?” diye soruyor. Biz de soruyoruz. Bakanlık bu konuda açıklama yapsın. Nedir bu insanlara bu çektirdikleri? Beraat etmiş, adamı hala işe iade etmiyor. O zaman hangi mahkemeler geçerli kardeşim? Memleketin mahkemelerinde beraat ediliyor. Bir başka kurum diyor ki; “Ben o mahkemenin kararını tanımam.” bu nasıl iş? Bunu açıklayacak birileri var mı?
Ferhat Irmak bir girişimci. Kendisi bir girişim yapmış. Lycia Tech isimli bir işletme kurulmuş. Teşvikten yararlanmış fakat 1 Ocak 2026’da bir yasa çıkmış ve bu teşvikler iptal edilmiş. “Bu sefer geriye yönelik çok hak ihlali oldu.” diyor. “Kanunların geriye yürümezliği ilkesine aykırı olarak hakkım elimden alındı. Hukuki güvenlik ilkesi çiğnendi. Sağlık hakkına erişimim yok edildi. Bu haktan yararlanmaya da devam etmeleri. Gerekiyor.” diyor. “Bu mağduriyetin giderilmesi haksız yere tahakkuk getirilen borçların silinmesi ve kazanılmış hakkımızın iadesi için konunun Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu gündemine taşınmasını istiyorum.” diyor. Teşvikten faydalanmak için yola çıkmış ama iptal edilmiş ve geriye dönük hakları da ayaklar altına alınmış. Hukuki güvenlik ilkesi kazanılmış hakkın ihlali yaşanmış ve sağlık hakkına erişimi de böylece yok edilmiş.
Emlak vergilerinin çok arttırılmasına dair emekliler bize başvuruyor. Diyorlar ki; “Emekli aylığımıza %12 zam yapıyorsunuz, emlak vergisine %130 zam yapıyorsunuz. Bu ne iştir? Habire emekliden almaya çalışıyorsunuz.” diyor. Emeklinin hali böyle arkadaşlar. MSaaşı artmıyor ama emeklinin verdiği vergi korkunç oranda artıyor. Emekliyi, iliğine, kemiğine, her şeyine kadar sömürmeye çalışan bir iktidar var karşımızda.
Kayseri Şehir Hastanesi’nde yatan Mahpus Şuayip Ünal’ın çocuğu bize başvurmuş. Öncesinde de biliyorum, burada gündem etmiştim. Myesthenia Gravis isimli bir hastalık, son derece ilerleyici akciğer enfeksiyonlarına da yol açabilen bir hastalık. Oldukça ağır bir durumda ve aylardır infaz erteleme alamıyor, son derece kötü bir durumda. Bu mahpusun durumu için de arayacağız ve bunu da anlamak mümkün değil. Bu denli ağır bir hastayı daha cezaevinde nasıl tutuyorsunuz? Tekrar bir infaz erteleme başvurusu yapılması lazım. İlla cezaevinde ölsün mü arkadaşlar? Biz 2025 yılındaki cezaevindeki ölümleri merak ediyoruz ve bakana soruyoruz. 2024 yılında 709 ölü vardı. 2025 yılında kaç ölüm var? Sanırım bini aşmıştır çünkü bu denli hukuksuzluk, keyfilik, vurdumduymazlık, umursamamazlık varsa, mahpuslar kaderine terk edilmişse ölü sayısı artıyordur arkadaşlar. Bakın Şuayip Ünal, Kayseri Şehir Hastanesi’nde infaz erteleme alamamış, “Sen yat cezaevinde.” denilmiş, tekrar üşütmüş, çünkü direnci çok düşük ve çok ağır bir şekilde Kayseri Şehir Hastanesi’nde yatıyor. Cezası onanmış ve çok zor durumda. Hastalığı biz biliyoruz, hekim olarak çok ciddi bir hastalıktır. İleri derecede kas kaybı, solunum kaslarındaki zayıflamalar ve ilerleyici bir sağlık bozukluğu yaşanır Myesthenia Gravis’te. 4-5 jandarma personeli ile yatağa kelepçeleniyormuş. Hem psikolojik yıkım hem de mevcut hastalığından dolayı kaslarını çalıştıramıyor. Kas egzersizleri yapamıyor. Durum böyle arkadaşlar.
Sevgili arkadaşlar geçtiğimiz hafta Edirne Cezaevi’ni ziyaret etmiştik. Oradaki görüşmelerimiz hakkında size ayrıntılı bilgi vermek isterim. Cezaevi çıkışında bir kısa açıklama yapmıştık ama mahpusların durumu ile ilgili aldığımız notlarla size tekrar Edirne cezaevini ve oradaki mahpusların halini anlatmak isterim.
Ferah Oktan isimli bir mahpus var, Edirne L Tipi Cezaevi’nde kalmakta. Kendisi meme kanseri ilerlemiş. Kemoterapi altında oldukça zor durumda bir mahpus kendisini ziyaret etmiştim. Biri 2 yaşında iki çocuğu var. Çocukları anneden ayrı, bu çocuk anneden ayrı. Diğer çocuk da anneden ayrı. Böyle iki çocuğundan ayrı cezaevinde kanser hastası olan, ağır kemoterapiler gören bir kadın mahpus. Onu ziyaret ettik. Kendisi yaşadığı hukuksuzluktan dolayı ülkeden çıkmak istemiş ve Edirne’de yakalanmış. “Pişik kremi bile yok buraya çocuğumu nasıl alayım.” diyor. Yunan askeri kendisini yakalamış ve çok hakaret etmiş. “Pis Türkler pis Türkler” deyip sala bindirip Meriç’ten geri göndermişler. “İffetime ve canıma zarar gelebilir.” diye çok korktum diyor. Dikenli tellerden ötürü üstüm başım yırtılmıştı. Suya atladığım için üstüm çamur oldu. İki köpek üstüme saldırdı.” çok büyük bir sıkıntı yaşamış ve “Zaten bir Kürt olarak Yüksekova’da yaşadıklarımla ilgili çok polis travması yaşamıştım. Şimdi de Edirne’de bir anne olarak çok büyük sıkıntılar yaşadım bu ülkede Kürt olmak bir sıkıntı, ülkede iktidarın “terörist” ilan ettiği insanlardan olmak bir sıkıntı, defalarca “terörist” ilan edilen bir insan olmuş durumdayım.” diyor. Yaşadıkları ile ilgili şiirler yazmış, bana da göndermiş, bir şiir kitabı çıkaracak. “Habire “terörist” ilan edilen bir insanız.” diyor. Meme kanseri olmuş, teşhisi gecikmiş, tedavisi şu anda sürüyor ama son derece yıkıcı bir tedavi ve cezaevinde hastaneye gitmek üzere 2.5 saat kapı altı denilen yerde beklemek zorunda kalıyor. Son derece yıpratıcı bir şartta ring araçlarında, tabutluk denilen araçlarda hastaneye gidip geliyor. O aralar son derece yıpratıcı oluyor. Hastaneye gidiyor ama hastanedeki şifadan çok daha fazla yıpranıyor. “8 kişilik yerde şu anda evet biraz daha iyi 14 kişi kalıyoruz ama 28 kişi kalanlar var. Kurşunların kulağımın dibinden geçtiği yerlerde yaşadım ben ama yine de okuyacağım, öğretmen olacağım dedim ama şu başımıza gelenlere bak. Bulunduğumuz kurumlarda öğrencinin yemek parasına biz ortak olmayalım diye kendi paramızla yemek yiyen, kendi paramızı koyan insanlardık. Öğrencinin hakkına girmeyelim, yediğimiz helal olsun diye ama bize yapılan şu muameleye bak.” diyor. Adli Tıp Kurumu’na gitmiş raporları hala gelmiyor. Adli Tıp Kurumu neyi bekliyorsunuz? Bu kadın son derece zor durumda, bir kanser hastası ve büyük sıkıntılar yaşıyor. Adli Tıp Kurumu bir an evvel bu raporu neticelendirip bir infaz erteleme vermeli arkadaşlar. Parmak aralarında morarmalar oluyor, koku hassasiyeti var, yemek yiyemiyor, zayıflıyor ve çok büyük sıkıntılar çekiyor. Çorbanın az geldiği, yumurtanın az geldiği yönünde şikayetleri var, “Suni meyve suları bana zarar, bununla ilgili rapor düzenlenmiyor.” diyor. Bütün bu sıkıntılarını bize anlattı, biz de burada size söylüyoruz.
İkinci bir mahpus Leyla Arslan Edirne L Tipi Cezaevi’nde kalmakta. 32 haftalık hamile bir mahpus. Yargıtay cezasını bozmuş ama mahkemeler yine onu orada tutuyor. Utanç verici bir hal. Cezası kesinleşmiş olsa onansaydı oradan çıkacaktı onanmadı. “Senin bir suçun yok.” denilmek isteniyor. Verilen ceza yanlış deniliyor ama hamile bir kadın hala cezaevinde tutuluyor. Bunu da anlamak mümkün değil. En fazla ev hapsiyle yargıla kadını bunu da yapmıyorlar.
Gülşen Ulus Edirne L Tipi Cezaevi’nde kalmakta; “Eskiden asker polis görünce güvenirdim, şimdi korkuyorum. Çöpü bile cebime atan yere atmayan bir insandım, bize terörist dediler. Burada kuş bakma yasaklandı koğuşlarda. Kuş bakımının yasak olduğu bir yerde insanları tutuyorlar.” diyor. Bakın çok çarpıcı bir cümle. 8 kişilik yerde 28 kişi kalıyor. “Efendim burada kuş beslemek yasak, kuş sağlığına zararlı.” diyorlarmış. Bizi 28 kişi tutuyorlar, çok kalabalık oluyor. Kuşun sağlığını düşünüyorlar, insan sağlığı düşünmüyor.” diyorlar.
Murat Nalbant Edirne L Tipi Cezaevi’nde kalmakta 36 yaşında bir mahpus ve astsubaymış. “Biz emre itaat ettik.” Diyor. 12.5 yıl artı 28 ay ceza almış. “8 kişilik yerde 56 kişinin kaldığı oldu. Telefonda adli mahpuslara yarım saat görüntülü görüşme verilirken bize ancak 10 dakika telefon görüşmesi veriliyor. Büyük bir adaletsizlik de var, ayrımcılık da var.” diyor.
Emre Kutlu Edirne L Tipi Cezaevi’nde kalmakta, Adnan Oktar davasından yatıyor ve adil olmayan yargılamalar sonucu burada yattığını ve hiç adil yargılanmadığını bana anlattı. İTÜ mühendislik mezunuymuş. “Ergenekon davalarında delil üretiliyordu, şimdi delil bile yok.” diyor.
Alper Gülünay, Edirne L Tipi Cezaevi’nde kalmakta uzman erba. “Ben gaziyim, şimdi terörist ilan edildim. Neymiş? Komutanlar bana terör kalkışması var, hadi gidin dedi. Hatta ben şortla gelmiştim kışlaya, izindeydim. “Nasıl şortla gelirsin?” denildi. Darbe yapacak adam kışlada şortla mı dolaşır, biz görevli de değildik. “Hadi görevlendirildiniz, şuraya gidin.” denildi. Emri dinledik. Bir de gaziyim öncesinde. Çok ağır bir şekilde cezalandırıldım. Samsun’a en azından beni ailemin yanına nakletsinler.” diyor.
Uğur Karaduman, Edirne F Tipi Cezaevi’nde kalmakta; “Yerde yatan insanlar var. Burada yatan mahpuslar son derece eğitimli insanlar. Şu anda bir yoklama yapsan cezaevlerindeki tahsil seviyesinin en yüksek olduğu ülke olduğu görülür ve işte eğitimli insanlarını zindanlara atan bir ülkeyiz.” diyor.
Furkan Hatayoğlu, Edirne F Tipi Cezaevi’nde kalmakta 22 yaşında, Trabzonlu; “19 yaşında burada tutuklu var.” diyor. Kendisini gördüğümde şaşırdım çünkü gencecik, çocuk gibi birisi 18 yaşında girmiş sonra çıkmış cezası onanmış sonra 22 yaşında girmiş. Çocuk gibi gencecik delikanlıları cezaevlerinde abuk sabuk nedenlerle tutan bir ülkedeyiz arkadaşlar. “Burada 19 yaşında mahpus da var. Bir gayrimenkul ofisinde çalışıyordum. Ülkeye faydalı olmaya çalışıyordum. Kırmızı kazaklı bir fotoğrafım vardı. O kazağım her cezaevinde dolaştı. Bakıyorum çok üzülüyorum. Ne yapmışız. Çocuklara ders vermişim. Saçma sapan işlerden terörist ilan edildik.” diyor.
Aytaç Ünsal Edirne F Tipi Cezaevi’nde kalmakta avukat kendisi süreçle ilgili önemli eleştirileri var ve Kürt sürecinin samimiyetsiz olduğu yönünde önemli eleştirileri var ve soru önergelerinin çok etkili olduğu yönünde de bize takdirleri vardı.
Bünyamin Ethem Demir, Edirne F Tipi Cezaevi’nde kalmakta. Kendisi drone üreten bir mühendis ama diyor ki: “Benim yurt dışına çıkarken dronelar tarafından yakalanmam da çok ilginç bir şey. Drone üretmeye çalışırken hukuksuzluğa uğrayıp dronelarla yakalanan insanların olduğu bir ülke.” diyor burası.
Ömer Atalay Edirne F Tipi Cezaevi’nde kalmakta 1.5 yıldır Yargıtay ceza hakkında işlem yapmadığı için fazladan yatıyormuş ve kimsenin de umurunda değilmiş. Yargıtay da bunu duysun. Adam 10 yıldır yatıyor. Hala Yargıtay işlem yapmamış ve son derece zor durumda.
Murat Şahin Edirne F Tipi Cezaevi’nde kalmakta sağlık sorunlarını söylüyor. İlacı üç gün geciktirilmiş. Kalp krizi geçirme riski var. Slogan attıkları için soruşturma geçirmiş.
Turgay Olçay Edirne F Tipi Cezaevi’nde kalmakta ve Kürt olduğu için ayrımcılığa uğradığını düşünüyor.
Arkadaşlar bakın elimde şu belgeler var. Geçen hafta da söylemiştim. Enes Gıyas Leyla, Hatay Dörtyol’da evinde otururken aniden evine polis baskın yapıyor. Neye uğradığını şaşırıyor ve vurularak sol taraftan giren bir kurşun sağ omuz kemiğine saplanarak o kurşun ölümüne yol açıyor. Aort damarı parçalanıyor. Polis ifadesinde; “Efendim kapıdan girmemizi engelledi, kapıda itiş-kakış yaşadık.” Deniliyor fakat bakın kriminal raporlar, adli tıp raporları çıktı, inceledik. Hiç de öyle değil. Polisin ifadelerinin doğru olmadığı ortaya çıkıyor. 3.5 metre uzaktan polisin vurduğu yönünde bir şüphe var. İçişleri Bakanlığı iki müfettiş görevlendirdi. Polisler; “Böyle itiş kakış yaşıyorduk.” diyor ama adam kapıda bile değil, adamcağız kapıdan 3.5 metre ötede, evinin içinde kapıdan giren polisler muhtemelen ateş ediyor ve Enes Gıyas Leyla orada can veriyor. Polisin ifadesinin doğru olmadığı kriminal raporlarla da ispatlanmış durumda. Uzaktan bir atış olduğu tespit edilmiş durumda. Hani boğuşurken silah ateş aldı da öldürüldü denilmişti? Nasıl oldu? “Kaza halinde öldü efendim.” diye polis ifade verdi ama işte adli tıp raporuna kadar bu işler. Bu işi takip ediyoruz arkadaşlar. Bunu söyleyelim. Bu kabul edilecek bir durum değil. Ben olay ilk olduğu anda da takip ettim ve takip etmeye de devam edeceğim. Bunları kabul etmiyoruz.
Son olarak da cezaevinden bize gelen mektupları okuyarak bitirelim.
“Sosyal medyadaki paylaşımlarından dolayı İrfan Yılmaz tutuklandı. Ancak 60 yaşında ve %96 engelli. Elinden tutup yemeği yedirilmese yemek yiyemez. İhtiyaçlarının başkası karşılıyor. Tahliye edilmezse yaşayan bir ölüye dönecek. Bu mektup bir adalet çığlığıdır. İrfan Yılmaz’ın sesini duyun.” Süleyman Keklik, Marmara Kapalı Cezaevi
“’Üye olmamakla beraber’ maddesinden yargılanan arkadaşımız Ferdi Yavuz hala tahliye edilmedi. Yasa kaldırıldı ama hala böyle… Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne defalarca dilekçe yazdık. Mehmet Yalçınkaya’ya 13 Eylül 2025’te denetimli serbestlik hakkı tanınmadı. Kış aylarında sayım havalandırmada yapılıyor.” Habip Gezer, Sakarya Kapalı Cezaevi’nden yazmış.
Kadir Özsağlam, Kayseri T-1 Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Ben ve arkadaşlarım haksız yere darbeci olarak cezalandırıldık fakat alakası yok… Yeniden yargılanma isteğinde bulunabilir miyiz? Bir avukat aracılığı ile gerekli kurumlara başvuru yapılabilir mi? Müebbet hapisten biraz daha düşürülebilir mi?” diye soruyor.
Mehmet Zahit Bayar, Konya Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Hiçbir yasal dayanağı olmayan komik gerekçelerle altışar ay olmak üzere dört defa ertelenen tahliye beşinci defa üç ay daha ertelendi. Yani tam yatırmak istiyorlar. Kürt düşmanlığı yapıyorlar. 30 yılını tamamlamış olanlara da yapıyorlar. Görevini kötüye kullanan idareciler gün gelecek bağımsız tarafsız mahkemelerde yargılanacak.”
Remzi Uçucu, İzmir 1 No’lu F Tipi Hapishanesi’nden yazmış; “ 3 aylık hak ihlalleri raporunu göndererek kapınızı çalıyoruz. Hak ihlallerine karşı birçok şekilde direnişimiz devam ediyor, devam da edecek. Adaletin olmadığı bir ülkede hak mücadelesi verenler için anlamlı olacağını düşündüğümüz Eduardo Galeano’nun ‘Adalet’te tıpkı yılanlar gibi yalnızca çıplak ayaklıları ısırıyor…’ sözünü sizin için işledik.” diyerek bana göndermişler bir hediye.
Remzi Uçucu, İzmir 1 No’lu F Tipi Hapishanesi’nden yazmış; “ Ömer Bey, 12 tutsağın bir kitabına üç dergisine el konuldu. Mektupların 39’unun bir kısmına, 31’inin tamamına toplamda 70’ine sansür uygulandı. Mektuplarda siyasi iktidarı eleştirmek yasak. Filistin halkına destek vermek yasak. Grup Yorum’u sahiplenmek, türkülerinden bahsetmek yasak. Haziran ayaklanmasında hayatını kaybedenleri anmak yasak. 16 ay ziyaret cezası, 70 gün hücre cezası uygulandı. 12 ay ziyaret cezası, 22 gün hücre cezası verildi. Suç duyurularımızın hepsine takipsizlik verildi.”
Sema Şener, Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Malumunuz burası cezaevi… Dostoyevski’nin ifadesi ile ‘ölüler evi’… Buradaki yaşam bambaşka. Doğup büyüdüğün yaşamın dışında hiçbir yerdekine benzemeyen bir dünya. Kendine has kuralları adetleri yaklaşımı ve rengi olan bir dünya. Burası hep aynı güne uyanıp aynı rutinlerin tekrarından ibaret bir yaşamda yılların ayların günlerin sayıldığı bir dünya… İnsanın ruhunu hırpalayan, zayıflatan ve sindiren…”
Sinan Adıgüzel, Kırşehir Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ Buranın idaresi bana sürekli, olmayan şeylerden disiplin cezası kesiyor. Oda camındaki flex benden önce mahkumlar tarafından kesilmiş, benim kestiğimi iddia ederek ceza kestiler. Normal bir cezaevine bundan dolayı gidemiyorum. Hem haksızca cezalandırılıyorum hem de nakil hakkım gasp ediliyor.” diyor kendisi.
Dilovası’ndaki parfüm deposu yangını 70 günleri buldu ama hala iddianame yok. Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı’na soruyoruz; İddianame niye yok kardeşim? Bir açıklama yapın. 7 kişi öldü ama düşünün 70 gün geçmiş hala bir iddianame bile yok. Abuk sabuk bir iddianame çıktı, iptal edildi. Son durum böyle.
Derince Devlet Hastanesi’nde neler oluyor diye soruyoruz. Üç tane blok yıkılacakmış. yıllardır ihmal ettiler, hastaneyi atıl halde bıraktılar, her tarafını kapattılar. Tüm üniteleri kapattılar. Geliştirmediler ve kapanmaya terk ettiler. Şimdi de kapatacağız diyemiyorlar. Halkın tepkisinden korkuyorlar. “3 blok yıkıyoruz da 120 yataklı bir hastane yapacağız.” diyorlar. O hastane Allah bilir ne zaman olur? Çünkü var olan hastaneler zaten yıllarca çok gecikti. Derince Devlet Hastanesi adeta çökmüş durumda. 3 tane blok kapatılıyor. Madem depremle ilgili sıkıntılar vardı, şimdiye kadar bunları niye gidermediniz? Hastaneyi kendi haline terk etmişlerdi. Gelinen noktada şu anda Derince halkı çok büyük bir mağduriyet yaşıyor. Derince maalesef büyük bir köy haline dönmüş durumda. Derince’deki tüm devlet kurumları Derince’nin elinden alınmış. Derince halkı bitirilmiş durumda.

























Yorumlar