26 Şubat 2026
Yine yurdun dört bir tarafından aldığımız vatandaş başvurularını gündem edeceğimiz bir basın toplantısı olacak.
Geçtiğimiz günlerde Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir kararı okullarda uygulanmaya başlandı. Ramazan ayı dolayısıyla birtakım etkinlikler ve okul zillerinin ilahi şeklinde dönüşmesi şeklinde uygulamalar. “Kabe’de hacılar hu der Allah” şeklinde, ilahilerle ziller çalınıyor fakat burada unutulan bir husus var. Şimdi Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda sadece sünniler değil, farklı mezhepten insanların öğrencileri de var, çocukları da var. Farklı dinlerden insanlar da var. Bu çocuklara böyle bir din dayatması şeklindeki bir muamele doğru değil. Hele ki bunu bu iktidarın yapması doğru değil çünkü bu iktidar döneminde insanlar dinden soğudu, dinden uzaklaştı. Binlerce insan iktidarın kokuşmuş, yozlaşmış uygulamalarından dolayı dinden uzaklaşıyor ama onlar bunu örtbas etmek için böyle birtakım şekli işler yapıyorlar. Başörtüsüyle ilgili birisi çirkin bir laf söylediği zaman bu konuyu abartıyor. Veyahut birisinin sakalıyla başka birinin dini görüntüsüyle ilgili konuyu iktidar abarttıkça abartıyor ve toplumda bir kutuplaşma olmasını sağlıyor. Bu onun işine geliyor. İktidarın işine geliyor. İktidarın işlerine baksak aslında bu iktidar döneminde en çok başörtülü kadın cezaevlerine girdi. O zaman niye böyle oldu kardeşim? “Başörtüsünü savunuyorum.” diyorsun.
Bu iktidar döneminde insanlar dinden uzaklaştı ve bunu da açıkça söylemeye başladılar. Dinden soğutan bir iktidar var karşımızda ama “Ramazan ayında etkinlikler yapacağız, biz çok dindar bir iktidarız.” diye halkın gözünü boyamaya çalışıyorlar. Bir kere farklı dinden, mezhepten, anlayıştan insanlara da saygı duymak lazım. Herkes senin dininden olmayabilir. Niye insanlara din dayatıyorsun? Niye okullarda böyle bir dinin belli bir mezhebini dayatıyorsun? Bunlar yanlış arkadaşlar. İktidar fiillerine en başta dindar bir Müslüman olarak ben karşıyım çünkü samimiyetten uzak ve gerçekten kokuşmuş, yozlaşmış, her gün kötülükleri ortaya çıkan bir iktidar olarak kalkmış dini kullanıyor. Bakın, bütün bunların sonucunda ülkede bir gerilim var. İşte bir kısım laiklik bildirisi imzalıyor. Bunu imzalayanı Erdoğan büyük bir hevesle din, vatan, millet düşmanı ilan ediyor. “Böylece toplumda kutuplaşma olsun. Ekonomik meseleler konuşulmasın. Efendim, insan hakları konuşulmasın. Toplumda bölünme yaşansın ve bu bölünme üzerinde bir iktidar, iktidarını devam ettirsin derdi bu.
Geçtiğimiz günlerde Kocaeli Çenesuyu İlkokulu’nda çocuğu olan bir veli, Soner Akbal bu zil uygulamasına itiraz etti ve bunun üzerine kendisi Alevi bir vatandaş dedi ki; “12 imam etkinliklerinde de o zaman deyişler niye çalınmıyor zilde?” dedi. Haksız mı? Aslında haklı. Bir Alevi vatandaş olarak Sünni mezhebinin gerektirdiği birtakım ritüellerin, ilahilerin söylenmesinden bir veli olarak rahatsız olmuş. Bu garip bir hadise değil. “O zaman benim inancımın da görüntüleri olsun.” diyor. Madem öyle her inancın görüntüsü olacak, Alevilerle ilgili niye böyle bir şey yapılmıyor diye itiraz ediyor. Bunun üzerine kişi hakkında bir linç kampanyası başlatıldı, gözaltına alındı, derdest edildi ve ardından serbest bırakılmış fakat böyle bir soruşturma hakkında açılıyor. Söylediklerine baksan suç içeren bir şey yok. Ayrımcılığa uğradığını söyleyen bir vatandaş var. Devletin yapması gereken de ayrımcılık yapmamak. Peki siz böyle okullarda, sınıflarda insanlara din dayatmaya çalışıyorsunuz ki bunu hiç hak etmeyen bir iktidar olarak yapıyorsunuz ve gerçekten bu da toplumda ayrımcılık ve bölünmeyi oluşturan bir husustur. Bu doğru değildir. İktidarı bu tür tavırlardan uzaklaşmaya davet ediyorum. Bunlar doğru tavırlar değil. Herkes dinini kendisi yaşasın. Din eğitimi istiyorsa verilsin, her farklı din, mezhepten insana bu haklar verilsin, cami ile cemevi ayrı tutulmasın. Gerçekten din ve vicdan özgürlüğü böyle sağlanır. Bir dini veya mezhebi diğerlerinin üzerinde tahakküm aracı olarak göstermeye çalışırsanız bu doğru olmaz. Şimdi bunu yapan iktidar, bakın aslında bir ton yerde insanlara zulmediyor. Ramazan ayı geldi, işte biz çok Müslümanız, dindarız, ilahiler okutuyoruz diyen iktidar var ya, yaşlı hasta mahpusları cezaevine atıyor.
Geçtiğimiz gün Sincan cezaevini ziyaret ettim. Orada 89 yaşında. Yanlış duymuyorsunuz, 89 yaşında şu mahpusla karşılaştım. Yanıma tekerlekli sandalyeyle getirildi, çok zor durumdaydı ve gerçekten çok mağdur olduğunu söylüyordu ve bu cezaevinde duramayacağını, çok ağır sağlıkla ilgili sıkıntılar, hastalıklar yaşadığını söylüyordu. Bir sürü hastalık saydı, bunların arasında prostat var, üst katta yatarken gece 5-6 kez tuvalete kalktığını ve merdivenlerden inerken düşme tehlikesi yaşadığını ve hayatını zor idame ettirdiğini, hayatın kendisine bir işkenceye döndüğünü söyledi ve 89 yaşında burada suçsuz günahsız yargılandığını ve cezalandırıldığını söyledi. Daha ayrıntıya girdiğimiz zaman bu kişinin cezalandırma gerekçesi nedir diye baktığımız zaman ise çok ilginç şeylerle karşılaştım. Kendisi bana anlattı. Dedi ki: “Ben zamanında Kırşehir’de bir kuyumcuydum ve insanlara hayır, hasenat yapmaya çalışıyordum. Bir gün iş yerime bir orta yaşlı kadın geldi. Kulağındaki küpeyi bana verdi ve satmak istediğini, bozdurmak istediğini söyledi ve ben onun bu küpeyi pek bozdurmak istemediğini, çok üzüldüğünü de anlayınca “Hanımefendi niye bu küpeyi bozduruyorsunuz, bir sıkıntı mı var?” dedim. O da; “Benim oğlum iyi bir okul kazandı, onu İstanbul’a göndermem lazım ama yol param bile yok, küpeyi bozdurup çocuğun iaşesini sağlayacağım.” deyince Erol Şengök, 89 yaşındaki bu kişi anlatıyor; “Çok duygulandım. Kadına dedim ki; “Sen o küpeyi yine kulağına tak ama bana çocuğunun yaşadığı yeri, köyü söyle, durumunuzu anlat. Ben yol masrafını da karşılarım. Onun okul ihtiyaçlarını, bursunu da ben karşılarım. Onu ben okutacağım, sen canını sıkma.” demiş ve kadına böyle bir yardımda bulunmuş ve ardından bu ve benzeri hayır hasenat işleri yaptığım için “terörist” ilan edildim ve cezaevine atıldım.” diyor. Bunu gözyaşlarıyla anlatıyordu. “Ben cezaevine atıldıktan sonra o delikanlının okulu bitirdiğini ve işyerine bir buket çiçekle geldiğini ve çok teşekkür ettiğini duydum, işittim. Çocuklarıma bunu söylemiş ama ben bunu yaptığım için cezaevindeyim. Hayır yaptığım insan bana bir buket çiçek getirip teşekkür ediyor. Öbür taraftan bunu yapan ben cezaevinde çok zor koşullardayım.” derken gözyaşlarını tutamıyordu. 89 yaşında, yaşlı, hasta, prostatı olan, çok ağır bir durumu olan, tekerlekli sandalyede olan kişi bunları anlatıyordu. Şimdi soruyorum, bu iktidar mı dindar iktidar? Bu iktidar mı Ramazan etkinlikleri yapmaya layık bir iktidar? “Kabe’de hacılar hu der Allah” diyeceksin, ondan sonra yaşlı hasta kadınlar, çocuklar, bebekler, ağır hasta 89 yaşındaki insanları zindanlara atacaksın ki Erol Şengök, Türkiye cezaevindeki en yaşlı mahpus arkadaş var. Bakın, iktidar böyle samimiyetsiz . Legal fiilleri illegal ilan ederek siz insanları terörist ilan ediyorsunuz. Ondan sonra da kalkıp “İşte Ramazan geldi biz çok dindarız.” diyorsun. Buna itiraz edeni de “vay terörist vay seni din düşmanı vatan haini” diye karakola çağırıyor. Olacak biş mi arkadaşlar ya? Bu ne rezalettir ? Biz bu insanların halini gelip gördük.
Bakın Sincan cezaevinde birçok mahpusu ziyaret ettim ve orada gerçekten çok üzücü şeyler gördüm. Darbeye karşı mücadele ettiği halde “darbeci” diye tutuklanıp ardından da müebbete çarptırılan daha sonra yine biraz cezası hiçbir delil olmadığı için Yargıtay’da indirilen bir mahpusla görüştük eski bir üsteğmen ve bu kişi diyor ki; “Zaten ben darbe sonrası 10 gün boyunca çalıştım, elimden geleni yaptım ve darbeyle de zerre bir alakam yok. Bütün bunlar da apaçık ortada. Adil de yargılanmadım, bu cezayı hiç hak etmiyordum. Benim yerimde olan aynı kişiler, beraat etti bana ceza verildi.” biliyorsunuz ülkede hakimler Spor Toto oynuyor arkadaşlar. Aynı dosyadan bir mahkemeye beraat veriyor. Aynı dosyaya benzer bir başka mahkeme ağırlaştırılmış müebbet veriyor. Ülkedeki durum bu arkadaşlar. Bu kişi bir de adil olmayan bir yargılamayla bu cezaevlerinde tutulmasına rağmen bir de denetimli serbestliği, şartlı tahliyesi verilmedikçe verilmiyor. 3 ay, 6 ay uzatılıyor. Denetimli serbestliği verilmemiş. Ardından şartlı tahliyesi verilmemiş. İyi hali var, her şeyi var ama Sincan T Tipi Cezaevi insanları bırakmamak için kırk takla atıyor arkadaşlar. Gerçekten şimdi bu iktidar mı dindar iktidar, size sorarım. İnsanların hakkını yiyen, insanları adil olmayan yargılamalarla zindanlara atan, insanları o zindanlardan çıkarmamak için her türlü hukuksuzluğa imza atan bu iktidar mı Ramazanda etkinlik düzenleme hakkına sahip Sorarım size ya! Bu ne samimiyetsizliktir anlamak mümkün değil. Önüne geleni “muhalifim” diye içeri atan, sabaha karşı insanların evinin kapısını kırıp habire karakollara götüren bir iktidarla karşı karşıyayız. Sincan T Tipi Cezaevi o denli kötü uygulamalar yapıyor ki bütün mahpuslar Türkiye’nin başka yerindeki cezaevlerine gitmek için gayret ediyorlar çünkü bu cezaevi tüm Sincan cezaevlerinde de aynısı yapılıyor ama Sincan T’de özellikle çok yoğun bir şekilde yapılıyor. Yoğun bir şekilde, kasti bir şekilde suç işleyerek, görev suçu işleyerek insanları cezaevinde tutmaya çalışıyor ama yarın hukuk gelebilir arkadaşlar. Yarın hukuk geldiği zaman bu yetkililer, müdürler, savcılar yaptıklarıyla yargılanır yargı kurumları önünde. Bunu unutmasınlar. İnsanlara bu kadar zulmediyorlar. Eşleri, çocukları perişan oluyor ve ondan sonra da “Bize hiçbir şey olmaz.” diye düşünüyorlar. Yarın öbür gün hukuk gelecek bunu da söyleyelim.
Erol Şengök’e tekrar değinmek isterim. 89 yaşındaki mahpus. Bu kişi; “Ömer Bey beni burada herhalde öldürecekler. Ben burada kalabilecek bir kişi değilim.” tekerlekli sandalyede geldi. O da bunu söylüyordu. Adli Tıp Kurumu ona halen infaz erteleme vermiyor. R Tipi Cezaevi’ne gitsin diyor. Yokuşa sürmek için ne yapacaklarını bulamıyorlar. Yarın öbür gün Erol Şengök bu cezaevinde ölürse sorumlusu Adalet Bakanlığı’dır, Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’dür. Bunu da buradan söyleyelim arkadaşlar.
Sincan T Cezaevi’nde Ahmet Kaya ile görüştüm ve kendisi de çok basit bir nedenden dolayı infazı yakılan bir başka kişi. Kulaklık çoklayıcı diye bir kulaklık telefondan değil televizyondan kulaklıkla ses dinlemek istemişler. Bununla ilgili bir aparat yapmışlar. Ne var bunda uzaya frekans mı gönderiyor Allah aşkına ama bundan dolayı bir gün hücre cezası verilmiş. Ne oluyorsa sanki Allah aşkına insanlara bu derneği ağır cezalar bilerek veriyorlar ki infazı yakılsın ve bu kişi de ailesinden, çocuğundan aylardır haksız, hukuksuz bir şekilde uzak tutulan bu kişi de böyle neredeyse dörtte dört yatacak şekilde zulmen cezalandırılıyor. Kabul etmiyoruz. Bu yapılanlar zulümdür, haksızlıktır. Hukuksuz gerekçeler bularak insanlar cezalandırılamaz.
Sincan Kadın Cezaevini de ziyaret ettim. Orada da yine genelde Sincan’daki tüm cezaevlerinin yaptığının bir benzeri denetimli serbestlikler ve şartlı tahliyeler verilmiyor. Nedime Yaklav isimli bir mahpus 1993 Nisan’da içeri girmiş, 2023 Nisan’da çıkması gerekirken arada infaz yasaları değişince aleyhine kullanılmış. Aslında sanığın lehine kullanılır ve 2023 Nisan’da da bitememiş. Biz diyoruz ya insanları dörtte dört yatırıyorlar. 4’te 4 değil, 4’te 5 yatırıyorlar. Şimdi 30 yıllık ceza çıkmış 34 yıla. Hala Nedim Yaklav içeride. Uyduruk disiplin cezaları verilerek içeride tutulmaya devam ediliyor. “Nereye başvurursan başvur!” demiş önceki müdür kendisine nasıl olsa ülkede hukuk yok ya güya işte müdürler de rahat ve bu uygulama devam ediliyor. 7 defa tahliye verilmemiş. Bakın özgürlüğü, gasp, hürriyeti, tahdit suçu işleniyor. Arkadaşlar bu olacak bir iş mi? Sincan Kadın Cezaevi bir derebeylik mi? Sincan T Tipi Cezaevi bir derebeylik mi diye soruyorum buradan. Birçok mahpus bu durumda. Normal dörtte dördün bile üstüne çıkmış durumda ve kendilerine iyi yönde yararlanmaları gereken yasalar değil, olumsuz yönde muamele görecekleri yasalar uygulanıyor. Böyle bu devam edip gidiyor.
Fatma Aslan Sincan Kadın Cezaevi’nde kalmakta yine 24 yaşında 20 yıl ceza almış. 14 yaşında içeri girmiş, onun da şartlı tahliyesi gelmiş fakat ona da vermiyorlar, böyle herkese uzatılıyor. 2022 yılından beri kimseye şartlı tahliye verilmiyor. Herkes 4’te 4 yatıyor arkadaşlar. Sincan Kadın’da durum bu. Sadece Elif Çetinbaş isimli bir mahpusa verilmiş. Bu kadar ağır, haksız bir muamele uygulanıyor.
Hicran Binici Sincan Kadın Cezaevi’nde kalmakta 30 yıl yatması lazım daha üstüne nasıl olacak? Ama onu 32 yıldır yatırıyorlar. Onun durumu da böyle. Gözlem kurulları kuruldu ve insanlara cezaları daha da arttırılmaya çalışıldı.
Esra Soyaktaş Sincan Kadın Cezaevi’nde kalmakta bir çocuk sahibi kadın cezaevine girdiğinde kimliği çıkaramadığı için eşi de yurt dışında olduğu için bebeği elinden almak istemişler ve çocuk esirgeme kurumuna vermişler ufak bebeği. 1.5 yıl kadar çocuk esirgeme kurumunda kalıp daha sonra DNA analizleriyle anneye ait olduğu tespit edilince anneye verilmiş ve kadın bebeğinden ayrı kaldığı aylarda yaşadığı hüznü bana anlattı. Çok büyük sıkıntılar yaşamış şu anda çocuk 9 yaşında 6 yaşından büyük olduğu için yanında kalamıyor ve aile büyük sorunlar yaşıyor. Kendisi kaldığı cezaevlerinde oyuncakların yetersiz olduğunu ve muamelelerin farklı olmasından dolayı çocuğu kreşe göndermediğini söylüyor. Çocuğun gözaltına alındığında çocuğun ayakkabısının ipliğini bile almışlar ve “Niye çocuk yalınayak?” diye sorulduğunda o da “Bakın çocuğun ayakkabısının ipliğini bile alıyorsunuz.” demiş ve bununla ilgili birçok hatırayı bana anlattı.
Emine Abiş Sincan Kadın Cezaevi’nde kalmakta yine 45 yaşında beş çocuğu olan bir kadın. O da Diyarbakırlı ve 3, 6, 9 ay uzatılmış. Şu anda Mayıs’ta yine kurula girecekmiş. Düşünün 5 çocuk annesi bir anneye tahliye vermemek için çırpınan bir cezaevi. Ellerinden geldiği kadar vermemeye çalışıyorlar. Bu insanları böyle birtakım işleri yokuşa sürerek tahliye etmemekteki maksadınız nedir? Bunu anlayalım. Bunu soruyorum Adalet Bakanlığı’na. Toplumla bütünleşmeye hazır değil. diye gerekçeler buluyormuş. Emine Abiş; “Ya toplum bizimle bütünleşebilecek mi? Biz burada kendisini yetiştirmiş, kitap okuyan, iyilik, güzellik peşinde koşan insanlarız. Toplum kokuşmuş aslında. Toplumla bizim bütünleşemeyeceğimizi kim söylemiş?” diye itiraz ediyordu ve çocuklarının psikolojik sorunlar yaşadığını, 17 yaşındaki çocuğunun eve kapandığını söylüyordu ve cezaevindeki bir başka kardeşi Mehmet Çağrıcı’nın da ağız içi arama nedeniyle hastanelere gidemediğinden bahsediyordu.
Leyla Güven Sincan Kadın Cezaevi’nde kalmakta eski vekilimiz onu da ziyaret ettim ve kendisi de cezaevindeki bazı kadınların çok zorluk yaşadığını ve Diyarbakır sevklerinin yapılması gerektiğini söyledi. Reyhan Kavak Özbek ve Emine Abiş için bir gayret sarf edilmesi gerekiyor çünkü ailevi açıdan çok büyük sıkıntı çekiyorlar. Bu iktidar döneminde özellikle insanları evlerinden uzak cezaevlerine gönderdiler. Düşünün Diyarbakır’da beş çocuğu olan bir anneyi Diyarbakır Cezaevi’ne özellikle göndermiyorlar. “Sen Ankara’da kal.” ne çoluk çocuk yanına gelebiliyor, ne de kendisi tahliye olabiliyor. Çocukların psikolojileri bozulmuş durumda. Mahpusu değil, çocukları da cezalandırıyorlar. Çocukları niye cezalandırıyorsun? Niye bu kadar gaddarca fiiller sergiliyorsun? Adalet Bakanlığı sana soruyorum.
Semiha Eylik Sincan Kadın Cezaevi’nde kalmakta, o da kadın hastalıklarıyla ilgili şikayetlerinin aylardır bitirilemediğini, alınacak bir parçanın hala alınamadığını söyledi ve açlık grevi yapan Serkan Onur Yılmaz için gösteri yapan insanların fotoğrafını çektiğim için aylardır tutuklu olarak buradayım, başka bir suçum yok, göstericilerin fotoğrafını çekmişim, suçum bu diyor. Dünyanın neresinde görülmüş göstericilerin fotoğrafını çekmekten dolayı insanların tutuklanması, sohbet haklarının kısıtlandığını, birçok haksızlığa uğradıklarını söylüyor ve Türkiye cezaevlerinde açlık grevlerine herkesin duyarlı olması gerektiğinin altını çiziyor.
Cemile Arıkan da Sincan Kadın Cezaevi’nde kalmakta hükmü onandığı zaman polis tarafından alındığında kadın polis tarafından darp edilip karakola götürülen bir kadın ağır bir şekilde darp edilmiş ve hastaneye gittiğinde de yanında polisler olduğu için bu darbı söyleyememiş, cezaevinde söyleyince cezaevi doktoru darp raporu vermiş ve ağır bir darp olduğu ortaya çıkmış. Buna karşı bir suç duyurusunda bulunup bulunmama konusunda bile mütereddit. İnsanlar o kadar bir hale getirilmiş ki darp edildiği halde bile hastanede şikayetini söyleyemeyen darp raporu alsa bile şikayet etmekte tereddüt eden Türkiye insanları. Türkiye’nin 2026 yılındaki tablosu bu arkadaşlar. Yerde yatan 12 kişilik yerde 37 kişi kalan kadınların çektiklerini anlattı. İlknur Demirhan isimli engelli bir mahpusun çektiklerini anlattı. Havva Keklik isimli bir çocuk annesi mahpusun çektiği çok önemli sıkıntıları anlattı. Nermin Varol isimli kanser hastası bir kadının ilerleyen metastaz yapan kanser şikayetlerini anlattı. Asiye Çakır isimli 13 yaşında hasta çocuğu olan bir kadının Yusuf Kerim yasasından faydalanarak infaz erteleme alamaması ile ilgili sıkıntıları bahsetti. Bu kadın mahpusları da ziyaret ederek durumlarını kendilerinden inşallah dinleyeceğim.
Ercan Sezer, Slovenya Cezaevi’nden Türkiye’ye naklini istemiş. Dilekçe gönderilmiş Türkiye’ye ve Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın cevap vermesi bekleniyor ama şimdiye kadar bir cevap alınamamış. Bu konuda Sayın Bakanlık harekete geçmeli. Biz bakanlığa da buradan çağrı yapıyoruz. En azından yatacaksa Türkiye cezaevlerinde yatsın bu mahpus ve nakil de istemiş ama Adalet Bakanlığı hala harekete geçmiyor.
İhlas Kuzuluk Kaplıca Evleri’ni bilirsiniz arkadaşlar. İhlas Kuzuluk Kaplıca Evleri’nde yıllardır çok önemli bir sorun yaşanıyor. Bu kaplıcalarda devre mülkü olan Bahri Odabaş ve arkadaşları yönetim kurulu adayı oluyorlar, kazanıyorlar ve İhlas’ın eski sahipleri oraya oturup yeni bir yönetime yol vermek istemeyen İhlas yetkilileri seçimi kazanan Bahri Odabaş’a ve arkadaşlarına yetkiyi vermemek için ne yapacaklarını bilemiyorlar ve her türlü hukuksuzluk orada sergileniyor. Bahri Odabaş bize başvurdu ve çok önemli bir hukuksuzluğa uğradığını söyledi. Bununla ilgili belgeleri de bize gönderdi ve “İhlas tarafından yönetim binasına sokulmuyorum, göreve başlayamıyorum.” diyor. Düşünün bir apartman veyahut da sitenin yönetim kurulu seçimi yapılıyor. Birisi kazanıyor, o siteyi yaptıran orayı kendi malı gibi gören bir güç, yönetim kurulu başkanına gereken mühürleri vermiyor. Eşyaları vermiyor. Bundan dolayı; “Devletin jandarması ve valisi görevini yapamıyor.” tabii İhlas’ın iktidarla olan ilişkilerini biliyorsunuz. Orada bir sürü vatandaş sadece Sayın Bahri Odabaş değil. İhlas kuzuluk devre mülk zedeler, eylemler yapıyorlar ve demokratik bir seçime saygı gösterilmesi gerektiğini söylüyorlar fakat İhlas tüm bu mahkeme süreçlerine rağmen istediğini yaptırıyor ve yönetimi devretmiyor. Bu başvuruyu da biz aldık ve bu konuyu da böyle değerlendiriyoruz ve kamuoyunun dikkatine sunuyoruz sevgili arkadaşlar.
Nurettin Şahinli İstanbul’da multidisipliner bir diyet kliniğinin kurucusu bize başvurmuş. “Sağlık Bakanlığı’nın yeni yönetmeliği ile iş yerimi kapatmak zorunda kaldım ve diyetisyenlerin serbest çalışma hakkı ve multidisipliner merkezlerin hukuki statüsü açık biçimde tanımlanmadığı için faaliyetim imkansız hale geldi, kapattım. Şu anda bir güzellik merkezim var. Ekonomik olarak ayakta kalabilmek için mecbur bırakıldığım bir durum. Sağlık mensubuyum ve diyetisyenlik meslek kanununun bulunmaması ve mevcut yönetmeliğin sahada yarattığı yapısal boşluğu sonucu mağdur olmuş durumdayım. Bu yönetmeliğin tıbbi ve hukuki normlara göre düzeltilmesi gerekiyor.
Hayvan hakları savunucuları bize birçok kez başvuruyorlar ve hayvanlarla ilgili yapılan birçok haberin kötü niyetli olduğunu söylüyorlar. Mesela işte şu haberin kötü niyetli olduğunu söylüyorlar. Bu haber de TRT’nin yaptığı bir haber ve kuduz köpek sayısında artış olduğuna dair bir haber fakat kendileri bunların bir dezenformasyon olduğunu köpekleri barınaklara almak, onları öldürmek için bir bahane olduğunu söyleyerek bize başvurmuşlar. Biz de onların sesi olmaya çalışıyoruz. Sokak hayvanları üzerinden kurgulanan bu asılsız iddiaların bireysel birer haber değil, Türkiye’nin ekonomik ve stratejik çıkarlarına yönelik hibrit bir tehdit olduğunu söylüyorlar ve dezenformasyon diyorlar bunlar. Türkiye’yi haksız yere hedef gösteren kurum ve kuruluşlara karşı uluslararası hukuk nezdinde gerekli diplomatik girişimler yapılmalıdır.” diyerek bu tür haberlerin çok zor durumda olan köpekleri daha da zor duruma sokmak için yapıldığının altına çiziyorlar.
15 Temmuz gecesi komutan emriyle tatbikat var denilerek köprüye götürüldük ve er Ertuğrul Çeliker bir gecede hain ilan edildi ve müebbet hapis cezası istendi. Balistiği temiz olmasına rağmen daha önce bu davalardan berat etmesine rağmen tekrar dava açıldı. “Erden darbeci olmaz.” diyor. Er Ertuğrul Çeliker Silivri 2 No’lu L Tipi Cezaevi’nde kalmaktaymış. Böyle binlerce er var arkadaşlar. Askerliği yapan bilir. Er, emir dinler emre itiraz edemez ve “Sen şuraya git buraya git.” emrine uyduğu için müebbet hapse mahkum edilen böyle bir sürü er var. Bunu vicdanlar kabul etmiyor. Benim vicdanım kabul etmiyor. Umurunda olmayanlar için belki bir anlamı yok. İktidar yetkilileri için bir anlamı yok. Onların hiç umurunda değil ama hiç tanımadığım bilmediğim bu erler için ben üzülüyorum arkadaşlar. Bu kursiyer teğmenler, askeri öğrenciler ve diğer suçsuz günahsız askeri yetkililer için üzülüyorum çünkü adil olmayan yargılamalarla çok ağır cezalara çarptırılmış durumdalar.
Mehmet Küçükbingöl; “Mülkiyet hakkı ihlali var.” diyor. Yalova İmar ve Şehircilik Müdürlüğü’nden şikayetçi. “Kazanılmış haklarımı 33 sene sonra elimden aldılar. Evime giriş çıkış engellendi.” Diyor ve Danıştay’ın da kararı varmış. Kazanılmış hak ilkesi ihlal edildiğini ileri sürüyor.
Barınaklarla ilgili şikayetler üst üste geliyor. Üstü açık alanlarda çamurun ve suyun içinde yatıp titriyor köpekler. Henüz hazır olmayan altyapısı tamamlanmamış barınakları bu hayvanları neden topluyorlar? Geçici bakım süresi dolmadan uygun koşullar sağlanmadan yapılan bu uygulamalar hem vicdana hem de hukuka aykırıdır.” diyor hayvan hakları savuncuları.
Baki Akçakaya, Bingol Kiği Nacaklı köyünden bize başvurmuş. “Baz istasyonundan dolayı elektrik alamıyorum. 4 senedir Asliye Mahkemesi’nde davam görülmeye devam ediyor.” diyor.
Muhammed Talha Köse’nin ailesi bize başvurmuş. 6 Mayıs 2025; bakın 10 ay olmuş. “Gaziantep’te yapılan FETÖ operasyonunda çocuğum tutuklandı. 10 ay geçti hala iddianame yok.” 10 ay ya 10 ay geçmiş iddianame yok. Sonra çocukların psikolojisi bozulmuş. Üniversite öğrencisiymiş. 3 dönem yanmış. Bakın arkadaşlar. Savcının keyfi gelecek de iddianame yazacak. Ya zaten dosya bomboş. İddianame yazamıyor adam. İddianame yazamıyorsan bırak kardeşim. Bir çocuğun özgürlüğünü gasp ediyorsun. Üç dönem okulundan kalmasına neden oluyorsun. Bu ne zulümdür ya. Allah aşkına. Kimisi hakkında bir soruşturma açılıyor. Hiçbir şey bulunmuyor. Dosya bomboş ama kaldığı yurttan atılıyor. “Ben sana bir çamur atayım kaldığın üniversite yurdundan atıl. Sokakta kal ey genç kadın” diyorlar ve bunu yapıyorlar. Bakın böyle bir sürü başvuru alıyorum. Ya Allah’tan korkun ya. Gariban, fakir ailelerin çocukları böyle uyduruk gerekçelerle okullarından atılıyor, yurtlarından atılıyor arkadaşlar. Böyle bir ülkede bir de iktidar kalkmış Ramazan’da “Kabe’de hacılar hu der Allah” diye ilahi söylettiriyor, güya sanki çok dindarmış, çok Allah’tan korkarmış gbi Yani Allah’tan korkmaz sensin ya! Allah aşkına! “Vay efendim bizim ilahiye niye karşı çıktın?” diye onu bunu gözaltına aldıran sensin, asıl sen insanları dinden uzaklaştırıyorsun. Bu nasıl bir anlayış ya?
Kırklareli Sahipsiz Hayvanlar Rehabilitasyon ve Doğal Yaşam Alanı ile ilgili şikayetler var. “Ziyaretçi yasağı olan kamu alanında hayvanların yaşamları hakkında endişe duymaktayız.” diyor hayvan hakları savunucuları. “Ziyaret ve gözlem mümkün değil. Giriş yasağı kararı var. Eğer böyle bir karar yoksa fiili yasak kaldırılmalı, tesis şeffaf denetlenebilir ve kontrollü ziyaret sistemine açılmalı.” diyor. Köpeklere kötü muamele edildiğinden endişe ediyor hayvan hakları savunucuları.
Ahmet Büyükbudak’la ilgili ailesi bize başvurmuş. Antalya Elmalı Cezaevi’nde DMD kas erimesi hastası. %80 engelli bir birey. “Evet hasta ama cezaevinde kalabilir” raporu vermiş Adli Tıp ama Tek başına kalamaz.” diyor raporda fakat 3 yıldan beri tekli hücrede kalıyor kardeşimiz. En azından Siverek Cezaevi’ne nakil olsun.” diyor orada insanlarla beraber kalsın en azından ona yardımcı olsunlar. Adli Tıp Kurumu bir karar veriyor cezaevinde kalabilir ama tek kişilik yerde kalamaz diyor bakıyorsunuz cezaevi tek kişilik koğuşta 3 yıldır tutuyor. Böyle bir sürü hadise var arkadaşlar. İdareciler de gayet rahatlar. “Nasıl olsa arkamızda iktidar var, istediğimizi yapalım.” diyorlar.
Kocaeli Üniversitesi Anıt Park Kampüsü’nde bulunan Güzel Sanatlar Fakültesine bağlı Resim ve Heykel Geleneksel Türk Sanatları Bölümlerinin yer aldığı fakülte binası Hereke’ye taşınma hazırlıklarında. Orada öğrenim gören, Hereke ve Körfez’e gitmeleri istenen öğrenciler de oturma eylemleri yapıyorlar ve “Burada sağlam bir bina yapın.” diyorlar. Tamam bu bina depreme dayanıksızsa burada sağlam bir bina yapın. Buraları ne yapacaksınız diyorlar. Buradaki şehrin merkezinde öğrenci olarak burada bizim okumamız, kalmamız son derece bizim için avantajlı fakat bizi Körfez’e, Hereke’ye süreceksiniz. Madden manen çok yorulacağımız bir şey olacak. Şehir merkezinde depreme dayanıklı bir kampüs istiyoruz diyorlar ve Alınan karara niye meslek odaları dahil edilmiyor? Çürük binalarda eğitim görmek istemiyoruz, buna zorlandık ama yapacaksanız sağlam bir binayı burada yapın.” diyorlar. “Atölyelerimizin teknik donanımı, üretim alanlarımız ve sergileme imkanlarımız korunmalı. Sanat eğitiminin niteliği düşürülmemelidir.” diyorlar. “Ücretsiz ve düzenli ulaşım, yeterli atölye altyapısı ve barınma desteği sağlanmadan hiçbir adım atılmamalı. Güzel sanatlar öğrensin. Yeri şehir merkezidir. Şehirden uzağa sürgün edilmek istemiyoruz.” diyorlar.
Melisa Öztürk; “19 yaşında ve Antalya’da yaşayan Türk vatandaşıyım. Annem Tamara Öztürk, Türk vatandaşı babamla 17 yıldır resmi evli ve 3 Türk vatandaşı çocuğun annesi. Annem hakkında sınır dışı kararı verildi. Çok büyük bir sorun yaşıyoruz. Yıllardır ona böyle bir karar verilmemişti. Nereden çıktı bu karar? Sadece ülkeyi terk etmeyecek, biz çocukları da annemizi kaybedeceğiz. 2012 yılına ait tek bir olaydan kaynaklanan üzerinden uzun yıllar geçmiş bir nedenden dolayı göndermek istiyorlarmış. 2012 nere? 2026 nere arkadaşlar? O zamandan beri aklınız neredeydi? Bu çocukları annesiz mi bırakacaksınız? Antalya 1. İdare Mahkemesi nezdinde sınır dışı kararına karşı açtığımız iptal davası devam ediyor. YKS’ye hazırlanan bir kız çocuğuyum ve anneme ihtiyacım var. Kardeşim 11. sınıfta eğitimine devam ediyor. 7 yaşındaki diğer kardeşim annesiz uyuyamayan bir çocuk ve bu anneyi siz yurt dışına göndereceksiniz. Psikolojik olarak tüm aile olarak sarsıldık.” diyor ve bu konuda bu sınır dışı etme kararını İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı gözden geçirsin. Bu aileyi perişan etmesin. Güya aile yılı ilan ediyorsunuz. Üç çocuklu bir anneyi böyle zorlama nedenlerle yurt dışına gönderip çocuklarından ayırmaya çalışıyorsunuz. İçişleri Bakanlığı’na sesleniyorum; bu ne haldir? Göç İdaresi Başkanlığı konuyu biliyorsunuz. Kişinin adı Tamara Öztürk. Bu konuda insani bir tavır içine gireceğinizi umut ediyorum.
Karadeniz’den Doğa Derneği bize başvurdu. Türkiye’nin de taraf olduğu Bern Sözleşmesi’ne Avrupa’nın yaban hayatı ve yaşam ortamlarını koruma sözleşmesi dayanarak kesin koruma altında bulunan kızıl sırtlı örümcek kuşunun yakalanmasını yasaklanması için girişimlerde bulunduk fakat mahkemede buna yasak karar getirmesine rağmen birtakım siyasetçiler avcı dernekleri aracılığıyla olayı değiştirmeye çalıştılar.” diye iddia ediyor dernek çünkü bu bir kuşu yakalamak için bir başka kuşu yakalama işlemidir. Bir sürü kuş mağdur edilir, bir sürü kuş öldürülür ki bir kuş yakalansın. Hakikaten doğaya saldırı anlamında bir fiil burada anlattığı. Bir kuşu yakalamak için bir böcek kullanıyorsun, öbür kuşu yakalamak için o kuşu kullanıyorsun. Gerçekten çok üzücü bir işlem. Bizim geleneklerimiz böyle denilebilir mi arkadaşlar? Hayvanların canı geleneklerin altında mı ? Hayvanların hakkı, canı her şeyin üstündedir.
Mardin Derikliler bize başvurmuşlar. Biliyorsunuz geçtiğimiz yıllarda bir tırın freni boşalmıştı ve halkın arasına girip onlarca kişinin ölümüne yol açmıştı. Şimdi aynı sorunlar devam ediyormuş. Diyorlar ki: “Bu kazadan sonra herkesi ah vah etti fakat aynı yer aynı sorunlar devam ediyor. Kimsenin umurunda değil. 50 ton yük taşıyan ağır tonajlı araçlar yüksek hızlarla Derik ilçe merkezinden geçmeye devam ediyor. Facia tehlikeleri devam ediyor. Derik halkının tek ricası araç trafiğinin ilçe dışına aktarılmasıdır. Can güvenliğimizi sağlanması için gerekeni yapın.” diyor.
Bir başka başvuruda Mehmet Ak 3 yıldır Marmara 3 No’lu Cezaevi’nde hükümlü kendisi. Şu an disiplin suçu almış. İnfaz hakim itirazımızı kabul etti ama tekrar başka bir cezayla bizi yargılıyor. İnfaz hakimine itiraz ettik, sonuç bekliyoruz. Tam 3 ayımız çalındı bu nedenle. İdare kendini mahkeme yerine koyup yargılıyor. Disiplinden dolayı Covid’den de yararlanamadık. Son yasalarla disiplin suçu olanlara bir indirim de çıkmadı. İki çocuğumla dışarıda parasız pulsuz mu kalalım? Hesabımız da var. Blokeyi açmadıkları için erişemiyoruz. Ödemelerim var, kiramız geliyor mahkumumla beraber dışarıda ben de cezaevi hayatı yaşıyorum. Artık yeter hükümlüyüz diye insan yerine koyulmaz olduk.” diyor.
Kocaeli 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nden mahpuslar bana müracaat etmişler. İsmini bilmiyorum ama bir adli mahpus intihar etmiş geçtiğimiz günlerde. Cezaevleri bu konuda hiçbir açıklama yapmıyor ama 2025 yılında intihar oranları oldukça yüksekti cezaevlerinde. Sayısını açıklayın diyoruz açıklamıyorlar. 2026 yılında da geçtiğimiz gün Sincan Cezaevi’ni ziyaret ettiğimde Sincan Kadın Cezaevi’nde son 3-4 ayda 3-4 kişinin intihar ettiği bilgisine ulaştım. Bu çok ağır bir durum. Cezaevi şartlarının kötüleşmesi işte böyle bir şey oluşturuyor. Yaşam hakkının çiğnenmesi, insanların intihar etmesiyle sonuçlanan olayları doğuruyor.
Cezaevlerinden bize gelen mektuplar uzun uzun mektuplar. Bunları kısaltarak size cezaevlerindeki durumu yansıtmak istiyorum.
Hasan Karapınar¸ Marmara Hapishanesi’nden yazmış; “ Lenfoma hastasıyım. 2021’den bu yana tedavi görüyorum. Kanseri iki defa yendim ama yine nüksediyor. Yeniden tedavi tarihimde tutuklanıyorum. Adli tıp raporuna rağmen, mahkeme kararıyla tahliye edilmeme rağmen yine tutuklandım. Tedavi koşulum yok cezaevinde. Sevklerim habire acil yapılmasına rağmen iptal ediliyor. Bu sevk iptalleri anormal. Bizi yargılamak ve cezalandırmak için habire mahkeme salonları yapılıyor, inşaat seslerini duyuyoruz ancak sevkimiz bile yapılmıyor. Sevk yapılmaması tedavi yapılmamasıdır, bu da ölüme gitmek demektir. Bütün bunları Adalet Bakanına sorun.” diyor.
Menderes Leyla, Tekirdağ 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nden Hatice Onaran için yazmış; “Kolon kanseri neden uzun süredir tahliye edilmiyor?” diye sormuş. Eski eşiymiş kendisinin. Gerçi Hatice Onaran geçtiğimiz 1-2 hafta önce tahliye edildi fakat bu da güzel bir şey. Bir mahpus için başka bir mahpusun çırpınması ve milletvekiline mektup yazması da değerli bir hadise.
Rıdvan Akbaş, Silivri 2 No’lu L Tipi Hapishanesi’nden bize yazmış; “ %97 engelli İrfan Yılmaz Adli Tıp’ın raporuna rağmen Sarıyer İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün yazısıyla güvenliği ihlal edebileceği nedeniyle hâlâ cezaevinde tutuluyor. Açlık grevleri devam ediyor, sesimizi duyurmanızı istiyoruz, seslerini çoğaltalım ve çığlık olsun… Sağır duvarları delip geçelim birlikte, ilginiz ve çabanız için teşekkürler.” diyor.
Yılmaz Kadıoğlu, Marmara Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ Marmara 2 No’lu L Tipi Cezaevi’nde tutulan %96 engelli İrfan Yılmaz’ın Adli Tıp raporu çiğnenmekte, kendisi en ufak insani ihtiyaçlarını dahi ancak başkasının yardımıyla karşılayabilmektedir. Birçok hastalığı bulunan ve haksızlıklara karşı çıktığı için “suçu büyük” görülen İrfan Yılmaz, tahliye edilmezse hayatını kaybedecektir; lütfen çığlığımıza ses verin”. bakın bu mahpusun durumunu geçen hafta da anlatmıştım. Bakanlık hala bunu duymamakta ısrar ediyor. Ya elini bile kaldıramayan bir mahpus düşünün %2-3 canlılık emaresi gösteren bir mahpus cezaevinde. Adli Tıp Kurumu da ona infaz erteleme vermiş. Peki niye çıkmıyor diye soracak olursanız savcı demiş ki: “Adli tıp infaz erteleme vermiş ama kardeşim ben çıkartmıyorum.” kendisini doktordan üstün görmüş ve mahpusu cezaevinde tutuyor. Şu hale bakın. Bırakın o zaman doktorluğu, tıp fakültelerini kapatın, savcılar tıbbi konularda da karar versin arkadaşlar. Savcı bey demiş ki: “Tamam adli tıpın raporu var ama güvenlik gerekçesiyle çıkartmıyorum kardeşim.” Allah Allah! Ya %97 engelli bir insan nasıl bir güvenlik sorunu oluşturacak ya? Allah’tan korkun.
Mahmut Erel, Sincan T Tipi Cezaevi’nden yazmış, hani şu hep bahsettiğimiz vicdansız uygulamalarla öne çıkan Sincan T Tipi Cezaevi’nden yazmış. Dikkatli dinleyin, bakın ne diyor? “Cezaevinde bulunduğum 7 yıl boyunca sürekli iyi halliydim. Önce 3 ay sonra 6 ay, toplam 9 ay denetimli serbestliğim uzatıldı. Üç kızım var, artık psikolojik olarak çok yıprandım ve yoruldum. Onların sürekli ‘Baba cezan bitti mi, eve ne zaman geleceksin?’ sorularına verebilecek yanıtım kalmadı. Tedirginlik ve belirsizlik içindeyim.” düşünün ya, adil olmayan yargılamalarla içeri atılıyorsunuz, legal fiiller illegal gösteriliyor. Ardından da 1.5-2 yıl boş yere birilerinin kaprisleriyle iyi haliniz olmasına rağmen cezaevinden çıkarılmıyorsunuz. Eşiniz, çocuklarınız perperişan, psikolojileri bozulmuş, madden çökmüşsünüz ve kimsenin umurunda değil. Bu nasıl bir zalimlik ya? Bu nasıl bir vicdansızlık? Anlamak mümkün değil.
Halil Özkök, Bafra T Tipi Cezaevi’nden yazmış; “ Eşim ve ben öğretmendik, KHK ile ikimiz de ihraç edildik. Hayatımız değişti ve kurulu düzenimiz bozuldu, çift maaş eve girerken maaşlarımızın kesilmesiyle ekonomik sıkıntılar çektik. Üstüne insanların bize karşı bakış açısı değişti. Beraber çalıştığımız öğretmenlerin büyük çoğunluğu bizimle selamı sabahı kesti. Toplumsal baskı ve sosyal dışlanmışlık eklendi ve sonunda hakkımızda davalar açıldı…”
Mehmet Ali Taşlı, Konya Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “ Ereğli Cezaevi farklı özel dayatmaları olan bir yer. İnsanları bedenen ve ruhen çürütmek üzerine dizayn edilmiş. Memurlar partizan, insanlar intihara sürükleniyor.” az evvel söyledik ya cezaevlerinde intihar çok. Bakın neden intihar ediyorlarmış işte görüyor musunuz? “Çünkü tipine bakıp topluma karışmaya uygun değil karar alınıyor.” diyor ki: “İyi halimiz var, her şeyimiz var. Şöyle bir bakıyor bize; “Topluma alışmaya hazır değilsin. Hop, altı ay daha yat içeride.” bu kadar bakın. Özgürlüğünüz bu kadar basit bir şekilde birilerinin elinde. “İtiraz ettiğimiz infaz hakimliği gözlem kurulu kararını esas alarak karar veriyor. Burası tımarhane öncesi bir yer gibi. Kişilere göre farklı hukuk uygulanıyor. Merhamet değil, adalet bekliyoruz. Herkesin bir gün hakkın terazisinde tartılacağı kimsenin aklına gelmiyor. Hak etmiştir mantığı ne bu dünyada ne öte dünyada doğrudur.” diyor.
Emre Kurt Aksaray T Tipi Cezaevi’nden yazmış; “ Ben ve arkadaşlarım, erler olarak halen cezaevindeyiz.” Bu eski bir er. “Derdimizi kime, nasıl daha fazla anlatabiliriz, bu aldığımız haksız cezalara nasıl ses yükseltebiliriz açıkçası çok bilmiyorum. Ben ilkokul mezunu bir erdim. Bu mektup içindeki cümleleri bile kurabilmek adına arkadaşlarımdan yardım alıyorum durumum bu. Ancak beni darbeci ilan edip müebbet hapse mahkum edip içeri attılar.” diyor. Şu hale bakın arkadaşlar. “Acaba siz bana da ses olur musunuz Ömer Bey?” diye bana mektup yazmış.
Rıza Kartal, İzmir F Tipi Hapishanesi’nden yazmış; “ 2 aylık hak ihlalleri raporumuzdur: Sohbet Hakkı: 10 saatlik yasal hakkın sadece 4 saat olarak uygulandığını görüyoruz. Yayın ve Materyal: Kitap ve yayın haklarının sınırlanması, fotokopinin yasaklanması. Sağlık ve Ulaşım: Kelepçeli muayene ve hücre tipi ring aracı zorunluluğu ile sağlık hakkının gasp edilmesi yaşanıyor. Aramalar ve Cezalar: Ayda 3 kez yapılan ve “talana” dönüşen aramalar ile sürekli verilen disiplin cezaları yaşıyoruz. Kantinde ürünlerin pahalı ve yeni yıl özel yayınlarının kantinde satılmadığını görüyoruz. Havalandırmada ayrımcılık yapılıyor ve Gökhan Çoban tecritte tutuluyor.” demiş.
Şahin Söğüt, Sincan 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nden yazmış; “ Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararına rağmen YÖK anayasal eğitim hakkımı çiğneyerek Danıştay’ın kararını dinlemedi. Devam da edemediğim için devamsızlıktan kaldım, Hukuk Fakültesi’ni okuyamıyorum. Tekrar dava açacağım. Suça sürüklenen çocuklar, radikal örgütlerin faaliyetlerini göz ardı etmemeli; yoksa benzer eylemler yaşanabilir.” bu kişi Karlov cinayeti nedeniyle azmettirici olarak yargılanıyor ama kendisi suçsuz olduğunu ve İŞİD gibi örgütlerin tetikçi olarak kullandığı gençlerin göz ardı edilmesiyle Karlov’un öldürüldüğünü ardından da İzmir’de bir karakola saldırı düzenlendiğini bunların yanı sıra suçsuz, günahsız, kendisinin korkunç bir suçlu gibi cezaevine atıldığını anlattı. Gerçekten çok ağır, haksız bir yargılama yaşamış.
Zabit Kişi, Kandıra F Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ Zorla kaçırılmamla ilgili başvurumda AYM ihlal kararı verdi. Bunun üzerine bana ceza veren Kocaeli 5. ACM’ye başvuru yaptım. Yeniden yargılanmam için ancak reddettiler. İtiraz da reddedildi ve ardından AYM de ağustostaki başvurumun tarihte muhtemelen sehven bir yanlışlık yaparak süreyi kaçırdığım yönünde cevap verdi.” şu ciddiyete bakın Anayasa Mahkemesi’nin kalemine buradan sesleniyorum. Bu ne haldir kardeşim? “İtiraz ettim.” diyor Anayasa Mahkemesi’nin bu yanlışlığına. “Hukuk mücadelem devam ediyor, sesimi duyun.” diyor.
Feyzullah Tan, Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “ Ben bir erim, sadece askerlik yapmak için kışladaydım. Komutanların emriyle çıkarıldım ve ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edildim. Vatani görevini yapmak suç mu? Emirlere uymak suç mu? 9 yılı aşkındır bize yapılan bu zulmü bitirecek kimse yok mu? Tek suçum asker olmak. Elimde yakacak silah yok ama şahsileştirilmiş kavgalardan dolayı bana yine yasa yok.” diyor.
Hülya Kınaylı yazmış;” Boşandıktan sonra hayatımı idame ettireceğim birikmiş parama, ziynet eşyalarıma örgüt malı diye el koymaları nedeniyle beş parasız tahliye oldum. Haksız hukuksuz yargılanıyorsunuz yetmiyor, elinizdeki her şeyi alıp beş parasız tahliye ediyorlar. Adalet nerede?” diye sormuş.

























Yorumlar