4 Mart 2026
Birçok konumuz var ancak 4-5 gün önce başlayan İran’a yönelik saldırılar öncelikli konumuz.
Şu fotoğrafta ne görüyorsunuz? 168 çocuk mezarı var bu fotoğrafta. İran’da bir kız ilkokuluna yapılan saldırıda katledilen 168 kız çocuğunun mezarı kazılmış ve gömülmeyi bekleyen cenazeler yan tarafta.
Bu korkunç vahşetin sorumlusu İsrail ve ABD. Soykırımcı İsrail ve onun yardımcısı katil ABD bu cinayetleri sağladı ve daha nicesi belli ki yaşanacak.
Bir savaşın pimini çektiler ve şu anda dünya ateş altında. Yüzlerce insan öldü, belki binlerce, on binlerce, yüz binlerce insan ölecek. Belki üçüncü dünya savaşı başlayacak. Bu korkunç vahşetin temsilcisi İsrail. Zaten böyle ikinci vahşete imza atacağı öngörülebiliyordu çünkü yıllardır Filistin’de bir soykırıma imza atıyordu ve dünya sessizdi. Bu sessizlikten cesaret alarak bir başka vahşi savaşa girişti İsrail ve yanında ABD’yi de yardımcı alarak. Biz bu vahşi saldırıyı kılıyoruz, lanetliyoruz. Bu kabul edilecek bir durum değil arkadaşlar. Ben bu vahşi saldırının kesinlikle kabul edilemez olduğunu, emperyalist bir azgınlığın sonucu olduğunu söylüyorum. Bu saldırıdan hiç kimse nemalanmaya da çalışmasın. Orta Doğu’da barış, insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü egemen olmalıdır. Bir ülkeyi dışarıdan müdahale ile yıkmak, rejimini değiştirmeye çalışmak akıl alacak bir iş değildir. 21. yüzyılda böyle bir girişimde bulunulması kabul edilecek bir şey değildir. O parçalanan ülkeden bize de bir pay düşer diye beklemek bu da kabul edilecek bir şey kesinlikle değildir. Orta Doğu’da hangi ülkede olursa olsun halklar kendi kaderini tayin etmelidir ve bulundukları ülkede barışı tesis için gayret sarf etmelidir. Dışarıdan müdahalelerle ülkelerin parçalanması ve buralardan nemalanmaya çalışmak kabul edilecek bir iş değildir sevgili arkadaşlar. İç savaşların kimseye bir faydası olmamıştır. Suriye’de, Irak’ta ve olası bir şekilde İran’da gerçekleşebilecek iç savaşların kimseye bir hayrı olmaz. Türkiye’de yıllardır sorunlar yaşadığı, Kürt meselesiyle ilgili sorunlar yaşadığı ve sonuçta bir barış masası oluşturuldu.
Şu anda Sayın Devlet Bahçeli’nin söylemleri de mevzu bahis; “İç cepheyi tahkim konusunu neden gündeme getirdiğimizi, neden Kürt barışı konusunda gayret sarf ettiğimizi görüyor musunuz?” dedi dün. Peki öyleyse iç cepheyi tahkim niyetiniz varsa ülkedeki tüm kutuplaşmaları kaldırın. Kürt sorunundaki haksızlıkları, hukuksuzlukları bitiriyorsanız, KHK meselesindeki haksızlık, hukuksuzlukları da bitirin. Alevi meselesindeki ayrımcılıkları da bitirin. Sol camiaya yapılan ağır baskıları da bitirin. Azınlıklara karşı yapılan gayri insani adil olmayan muameleleri de bitirin. Gerçek anlamda adalet, gerçek anlamda özgürlük böyle sağlanır. İç barış böyle sağlanır. İç cepheyi tahkim böyle sağlanır. Bunu da herkes bilsin.
Bir an evvel Birleşmiş Milletler olaya müdahil olmalı. Hiçbir evrensel hukuki mekanizmadan onay almadan, vahşi bir şekilde bir ülkeye saldırı düzenleyen İsrail kınanmalı, lanetlenmeli, ona yardımcı olan ABD’de de aynı şekilde lanetlenmeli ve durdurulmalı. İran’da bu savaşta çevre ülkelere yaptığı bombardımanları durdurmalı ve bölgede bir an evvel bir barış sağlamalı çünkü bu bölgeyi ateşe atıyor. Siyasi olarak, insani olarak ve iktisadi olarak son derece büyük depremler oluyor. Orta Doğu’da insanlar zaten fakir, zaten zor durumda, aç susuz ve sürünüyor. Bu savaş Orta Doğu’yu daha da fakirleştirecek. Başka hiçbir şey getirmeyecek arkadaşlar. Bunu söyleyelim. İsrail ve ABD’nin tuzu kuru, nasıl olsa dünya hakimiyetleri var ve kimse onlara bir şey diyemiyor ama Türkiye’de iktidarıyla, muhalefetiyle, en net ve kesin bir dille İsrail kınanmalı, lanetlenmeli ve durdurulmalı. İktidarın İsrail’e karşı söylemlerinde bir yumuşaklık görüyoruz. İsrail’le ticaretini defalarca ispatladığımız Türkiye iktidarının İsrail ve ABD’ye karşı söylemlerinin son derece yumuşak olduğunu görüyoruz. Dün akşam Hakan Fidan’ın katıldığı bir televizyon programında adeta böyle ABD ve İsrail’in bu müdahalesini haklı gösterecek cümleler sarf etti. Bunlar kabul edilecek cümleler değil, utanç verici cümleler. Dışışleri Bakanı’nın bir açıklama yapması gerekiyor. ABD ve İsrail’in bu müdahalesini meşru mu görüyorsunuz Sayın Fidan? Buradan size soruyorum. Bu cümleler de nedir? Olacak iş midir? Siz Dişişleri Bakanısınız, bu ABD ve İsrail’in saldırısı şu anda İran’a ama yarın öbür gün Türkiye’ye olmayacağı ne malum? Birilerinin müdahalesini meşru mü görüyorsunuz diye size soruyorum ve bu sarf ettiğiniz cümlelerin kabul edilemez olduğunu tüm kamuoyuna da buradan İlan ediyorum.
Biz Türkiye’de son iki gündür bazı olaylar görüyoruz ve bu noktada iktidarın, Aile Bakanlığı’nın son derece yetersiz uygulamalar nedeniyle vatandaşları mağdur ettiğini görüyoruz. Çocuklar, gençler, aileler şu anda büyük bir çöküş içinde. Geçtiğimiz yıl bundan dolayı “Aile Yılı” ilan edildi ama 2026 yılında ailelerin feryatları arşa çıktı. İktidar bu konuda hiçbir şey yapamadı ve şu anda aile faciaları üst üste geliyor. Bakıyorsunuz gençler uyuşturucuya alışıyor. Aile Bakanlığı bu konuda etkin bir şey yapamıyor. Liselerde uyuşturucuya alışan ve serserilik yapan gençler artıyor. Bu konuda Aile Bakanlığı bir şey yapamıyor. Milli Eğitim Bakanlığı yetersiz kalıyor. İşte dün Çekmeköy’de bir meslek lisesinde biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik katledildi. Bir sorunlu öğrencinin durup dururken gidip öğretmeni katletmesi, lenfomalı kızıyla hayata tutunmaya çalışan bu öğretmenin ölümüne neden oldu. Korkunç bir olay ve kamuoyunda infial oluştu. Öğretmenimiz bu kişi ve gerçekten suçsuz günahsız katledilmeyi hiç hak etmiyordu.
Ardından bir başka olay; yine aynı isimde, Fatma Nur Çelik isminde bir anne, kızı Hifa İkra Şengüler ile beraber Zeytinburnu sahilinde cesetleri bulundu. Olayın evveliyatına baktığınız zaman ise korkunç bir durum görüyorsunuz. Zamanında bir vakıfta görevliyken vakfın kurucusu tarafından tecavüze uğradığı iddia edilen ve ardından bu kişiyle evlendirilen çocuğu olan ve istismar iddiaları devam eden bir anne, uzun süredir bir adalet nöbetinde bulunuyordu ve ardından bu kişilerin cenazeleri bulunuyordu. Bakanlık açıklama yapmış. Kendilerine göre bir açıklama yapıyorlar ancak bu açıklamaya baktığınız zaman bile anne ve kızının çok geç sahiplenildiğini ve müdahale edildiği anda anne ve kızın cesedinin bulunduğunu gözlemliyoruz. Aile Bakanlığı’nın vicdanen kendisinin sorgulaması lazım. Konuya çok geç müdahil olmuşlar, çok geç ve ihmal dolu bir süreçle müdahil olmuşlar ve bu gecikme sonrasında müdahil oldukları anda anne ve kızın cesedi bulunmuş. Babanın istismarı devam ettirdiği iddiasıyla annenin bir adalet nöbeti yeterince demek ki yankı yapmamış ve eğer ki ben ölürsem bunu intihar sanmayın diyen annenin feryatları, zamanında duyulmamış annenin adalet nöbetinden bir görüntü burada görüyorsunuz. Bu konuda Aile Bakanlığı’nın daha ayrıntılı bir açıklamasını bekliyoruz. Vicdani muhasebe bunu gerektirir. Sayın Aile Bakanı Mahinur Hanım’ın kendi vicdanında bu konuda gecikip gecikmediğini sorması gerekir.
Bize yurdun dört bir tarafından birçok başvuru geliyor. “Sağlık kurumları işletmeciliği ön lisans bölümüne kadro verilmiyor. 2011 yılından beri tek atama yapılmadı tekniker unvanı elinizden alındı.” diyor mezunlar. Bunu da burada söyleyelim.
Kemal Akgül isimli mahpusun yakını bize başvurmuş ve Konya Ereğli 2 No’lu Y Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunmakta. Ailesi ise Hatay İskenderun’da ciddi psikolojik sorunlar yaşanıyor. Talep çok açık ve insani bir talep Kemal Akgül’ün Hatay İskenderun’a sevkinin sağlanması olmalı çünkü şeker hastası psikolojik sorunları olan bir kişi en azından nakil konusunda böyle bir istek var İskenderun’a nakli. Bunu da CTE yetkililerine iletelim.
Bedensel engelliler ve gümrük mevzuat hakkında Anayasamızın 67. maddesiyle engellilerin hayat standartlarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi anayasal güvence altına alınarak devletin engellilerin korunmaları ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirler alacağı ve bu amaçlarla gerekli teşkilat ve tesisler kuracağına dair hükme rağmen bu kapsamda engelli vatandaşların içinde bulunduğu zor koşulların giderilmesine katkıda bulunmakla ilgili bir başvuru var. Başvurucu Abdullah Gümüşbaş, Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu Teknik Kurul Üyesi ve spor kulüpleri ve engelli kişilerin bizzat kendileri tarafından mağduriyet yaşanmakta. Dernek, vakıf ve resmi kurumlar tarafından serbest dolaşıma sokulan motorlu veya motorsuz koltuk bisikletle ve diğer eşyalara gümrük muafiyeti uygulanmakta. Sporcu olmayan engelli kişilere sağlanan hakların verilmesi ile ilgili şikayetleri var. Yasal olmayan yollarla spor malzemeleri getiriliyormuş ve yüksek bedellerle satılmakta ve engelli kişilerin mağduriyeti mevzu bahis olmaktadır.” diye bize başvurmuş. Bu gümrük muafiyetleri ile ilgili sıkıntıları bize iletmiş Abdullah Gümüşbaş.
“Hukuk skandalı” diye bir başvuru var. 12 yaşındaki çocuğa G87 terör kodu. “Eğitim ve sağlık hakkı gasp ediliyor.” diyor. Muhammed Elhasen ve kardeşlerinin annesi geri gönderme merkezinde idare gözetimi altında. “Üç kardeşiz.” diyor. Muhammed El Hasen, Safiye El Hasen ve Taybe El Hasen. “Terör kodu diye çoluk çocuk fişlendi. Çocuğun terörle ne alakası olacak? Türkiye’nin taraf olduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne açıkça aykırıdırç” diyor. 12 yaşındaki bir çocuğun eğitim hakkını güvenlik bahanesiyle engellemesi kabul edilemez, G87 tahdit kodu kaldırılsın. Eğitim ve sağlık sistemine erişimimiz acilen açılsın. Dosyamızın çocuğun üstün yararı ilkesi çerçevesinde yeniden değerlendirmesini istiyoruz.” demişler.
“Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Kocadağ köyü halkı olarak tapulu arazilerimizi süremiyoruz.” diye bir başvuru var. Şırnak Valiliği İdil Kaymakamlığı ve bölgedeki jandarma birimlerinin baskı yaparak bunu engellediği yönünde bir önemli iddia var. Mardin Valiliği ve Nusaybin Kaymakamlığı’nın bu süreç karşısında sessiz kaldığını söylüyorlar. Şimdi biz Valilik ve Kaymakamlık ile görüşeceğiz ve kendilerinden bir açıklama bekleyeceğiz. Kendileri bizi duyuyorsa lütfen açıklamalarını hazırlasınlar. Altı bin dönüm tapulu arazi boş kalmış. Ttarımın bittiği bu dönemde nedeni nedir bunun? “Anayasal hakkımız olan mülkiyet ve geçim hakkımızın korunmasını arazilerimizi özgürce kullanabilmemiz için gerekli adımları atmanızı bekliyoruz.” diyor. Evet bölgede bir gerilim var ve Özbek Karakolu’ndaki askerler tarafından ateş açıldığı iddiaları var. Bu yaşanabilecek olumsuzluklardan Kocadağ Köyü halkı sorumlu değildir.” diyorlar. “Tapulu arazilerimizi özgürce kullanalım. Altı bin dönüm tapulu arazi şu an boş süremiyoruz.” Diyorlar. Mardin Nusaybin Kocadağ Köyü halkı feryat ediyor. Bunu yetkililer duysun ve bir açıklama bekliyoruz.
Ramazan Taşarsu, Kars Sarıkamış 9. Piyade Tümen Komutanlığı’na bağlı. Üçüncü sınıf Askeri Cezaevi Müdürlüğü. Olay tarihi 2002 yılında olmuş. Ramazan Taşarsu; “Mağdur benim şu an cezaevinde değilim ve bu cezaevinde birtakım hakaretler, işkencelere uğradığını ve aynı zamanda da bunların soruşturmasız bırakıldığını, darplardan sonra sağlam raporu yazıldığını söylüyor ve bundan dolayı psikolojik sıkıntılar yaşadığını, ruh sağlığı hastanesine kaldırıldığını, kendini iyi hissetmediğini söylüyor.”
Abdullah Oral Yozgat 1 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde yatmakta ve bir koğuş değişikliği yaşanmış, yönetimle, idareyle başının çok dertte olduğunu söylemiş ailesine. Başka bir abisinin yanına sevk istemiş, göndermemişler, psikolojisi bozulmuş ve bu konuda gereği yapılsın.” diyor. Cezavi idaresi de öncelikle mahpusun psikolojisini düşünmeli. Adalet Bakanlığı’ndan da bu konuda bir kolaylık bekliyoruz.
Mehmet Bozdağ isimli kişi bize başvurmuş. Garip Bozdağ intihar etmiş Hakkari Üzüm karakolunda fakat “Biz intihar ettiğini düşünmüyoruz. Böyle bir şeyi yapacağına inanmıyoruz. Avukat tutamadık, fakiriz. Bir Alevi köyündeyiz. Yeterli destek bulmakta zorlanıyoruz. Olay tüm yönleriyle araştırılmalı. Otopsi raporu ve adli inceleme sonuçları tarafımıza iletilmeli. Kamera kayıtları ve tüm deliller incelenmeli. Ölüm gerçekten intihar mı? Araştırılsın.” diyorlar.
Marmara 3 No’lu Kapalı L Tipi Cezaevi’nde yatmakta olan Bakırköy 7. Sulh Mahkemesi kararı ile hükümlü Salih Furkan Aydoğan adına vasıta tayin edildim.” diyor. Bu kişi ailesini telefonla aramış, iletişim kurulmasında zorluklar yaşanmış ve onun ifadelerine göre içeride kendisine birtakım tahliyesiyle ilgili denetim serbestliğiyle ilgili bazı gayrimeşru teklifler yapıldığını iddia ediyor. Biz böyledir demiyoruz fakat böyle bir iddiada bulunuyor. Uzun uzun bize başvurmuş. Konunun araştırılması lazım. Adalet Bakanlığı’na da biz konuyu ileteceğiz. Doğrudur, yanlıştır, ayrı bir konu. Bu konuların ayrıntılı bir şekilde araştırılması lazım. Mahpusun idareyle ilgili iddiaları var. Birtakım gayrimeşru işlemlerle ilgili iddiaları var. Bu kişinin kendi beyanıdır ve bunu ayrıntılı bir şekilde de araştırmak gerekiyor. Suç duyurularında bulunulmuş birtakım disiplin cezaları verilmiş. Cezaevi değişimiyle ilgili dilekçeler verilmiş olmamış sanırım. Hala bir gelişme yok. “Oğlumun burada can güvenliği yok ve bir an evvel harekete geçilmesini istiyoruz.” diyor başvurucu.
Bireysel silahlanma konusu son derece önemli. Elimde bu konuda çok nitelikli çalışmalar yapan Umut Vakfı’nın son Türkiye analizi var. Bu analize göre Marmara Bölgesi silahlanma ve bundan mütevellit cinayet ve yaralanmalarda birinci durumda. İkinci durumda Güneydoğu Anadolu bölgesi ve bu bölgede de Şanlıurfa ön plana çıkıyor. Birçok silahlı olay, öldürme ve yaralama. Sonuçta şunu söyleyelim; bireysel silahlanma kabul edilecek bir durum değil. Bunu mümkün olan en aza indirmek lazım. İnsanların kendini koruma içgüdüsü olabilir fakat silah cebinizde ise öfkelendiğiniz anda o silahı sıkabiliyorsunuz ve cinayetler, yaralanmalar oluyor. Silaha sahip olmanın zorlaştırılması gerekiyor. Bu çok açık çünkü önüne gelen eline silah alıp sağda solda sıkıyor, havaya sıkıyor, havaya yerine karşıdaki balkondaki çocuğa gidiyor bu kurşun. İnsanlar ölüyor. Maganda kurşunları, öfkelenince sıkılan kurşunlar, bireysel silahlanmaya hayır diyoruz. Umut Vakfı’nın dedikleri doğru. Gerçekten çok ağır bir silahlanma eğilimi var. Ön sonuçlarını biz ABD’de görüyoruz. Eline silahı alan tepesi atınca gidip okulda katliam yapıyor. Bakıyorsunuz öğrenci gidip, kafası bozuluyor, gidip okulunda katliam yapıyor. Türkiye’de ileride bu duruma gelebilir. Bunun önlenmesi gerekiyor ve bu şiddet rakamları son derece vahim. Bireysel silahlanmaya karşı gayret eden Umut Vakfı’nı da tebrik ediyor ve yanında olduğumuzu ilan ediyoruz.
Hasan Candan bir eğitimci, öğretmen, aynı zamanda veli. 19 Şubat 2016’da Üsküdar Çamlıca Anafen Koleji’ne Zehra Candan isimli çocuğumu kaydettirip 7250 lira, o günün parası düşünün bundan 10 yıl önceki para. “Kayıttan hemen sonra okul kapatıldı. Devlet el koydu kapattı. Ben paramı da faiziyle geri istiyorum. Okulu ve sahibini tanımam, evime yakın olduğu için gönderdim. Benim paramı vermeyip yıllardır oyalayan, vatandaşı ezmekten mutlu olan çok sayıda kurumdan ve yetkililerden şikayetçiyim.” resmen gasp arkadaşlar. Çocuğunu bir okula erken kayıtla kayıt etmişsin. Ardından o okul kapatılınca, “Vay efendim erken kayıt yapmasaydın kardeşim senin parana biz çöktük.” diyor Milli Eğitim Bakanlığı. Ya siz harami misiniz kardeşim? Bu nedir ya? Binlerce böyle insan var. Erken kayıt diye bir okula gitmiş. Daha sonra o okul kapatılmış. “Efendim biz senin kayıt paranı vermez.” Niye vermezsin ya? Allah aşkına. Harami misin yani?
Kütahya’dan Mehmet Talyurt isimli vatandaşın da böyle bir başvurusu vardı. Defalarca dile getirdik. Parasını yediler, çöktüler başka bir şey değil. Hasan Candan, bakın on yıldır parasını alamıyor. 10 yıl önceki 7250 lirasının peşinde vatandaş. Ayıptır ya, utanın yani. devlet yetkililerine buradan sesleniyorum! Şu işe bak ya! Şu hukuksuzluğa bak ya! Anayasayı çiğneyip üstünde tepiniyorsunuz ya! Şu hale bakın! Vatandaşın erken kayıt için verdiği parayı 10 yıldır gasp etmişsin vermiyorsun Milli Eğitim Bakanlığı bu ne haldir ya şu hale bakın! Biz bunları tabi sizin dinlemediğini biliyoruz Avrupa’ya götürüyoruz. Bunları Avrupa Parlamentosu raporlarına dahil edeceğiz. Avrupa Komisyonu raporlarına dahil edeceğiz. Bunlar gasptır başka bir şey değildir arkadaşlar.
Diyarbakır’dan görme engelli bir kitapçı bize ulaştı, Süleyman Acar. Kendisi Bağlar’da oturuyor. Bağlar Kaymakamlığı, Diyarbakır Valiliği’nin de bu konuda bir şeyler yapması lazım. Kendisine engelli aylığı verilmiyormuş ama ailesine bakım aylığı veriliyormuş ve son derece zor durumda olan bu kişiyle ilgili de aile içinde çok önemli sıkıntılar yaşanıyormuş. Biz bununla ilgili kaymakamlıktan bir açıklama bekliyoruz. Vatandaşımızın zaten cebinde beş kuruş parası yok. Çok zor geçiniyor. “Aileme bakım ücreti bağlandı ve kendi şahsıma bağlanan engelli maaşımı kestiler. Bir de işitme cihazı 100 bin liraymış. Ben bunu nereden alacağım?” diyor. Hem görme engeli var hem işitme engeli var. Eski cihazın bir fonksiyonu yok. Yeni cihaz lazım ve bu konuda vatandaş mağdur ediliyor. Kaymakamlıktan bu konuda bir gayret bekliyoruz sevgili arkadaşlar.
Cezaevleri çok sorunlu ve bu yüzden cezaevlerinden bize birçok mektup geliyor. O mektupları özetleyerek ben size aktarmak istiyorum yoksa sayfalarca mektubu burada okumak zorunda kalırdık, sizi yorardık. Ben çok kısaca özetlerini söyleyeyim ama siz de beni dinleyin.
Özcan Eycan, Marmara 2 No’lu Cezaevi’nden yazmış; “ İrfan Yılmaz %96 engelli ve hayatını tekerlekli sandalyede idame ettiremezken hapiste. Tüm ihtiyaçlarını yanındaki arkadaşları yapıyor. Kollarını dahi kullanamıyor, yatağa arkadaşları geçiriyor. Suçu ne mi? Düşüncelerini sosyal medyada paylaşmak. Ankara’da dayısı olmayan yüzlerce tutsak var hapislerde. ‘Berlin’de hakimler var’ diyebileceğimiz koşullar ise bu ülkede hiç yaşanmadı. Sesimize ses olun.” diyorlar.
Rıdvan Tanış, Samsun Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ Agit Bilik haksız yere 36 yıl ceza yedi. Kimse ilgilenmiyor…” diyor.
Veysel Sakarya¸ Aydın Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “ 11. yargı paketinde biz yer almadık. Ancak cezaevinde kaldığımız arkadaşlar fazladan yanan ışıkları, az kullanılan suyu, yenmeyen bir ekmeği veya ‘kul hakkı’ devlet hakkı geçecek diye endişelenen insanlar, bizler işte bu aflardan yararlanamayan insanlarız.” diyor.
Sedat Kılınçkıran, Türkoğlu Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ Niye hiçbir parti, STK bizi görmüyor? Hep suçlu ve yok sayıyor, duymuyor, önemsemiyor. Halbuki bu yüz binlerin hepsi suçlu mu? Hepsi darbe mi yaptı? Darbeye destek mi verdi? Müslümanız diyen herkese sesleniyorum: kul hakkı çok önemli ve cezası o kul affetmedikçe, helalleşmedikçe affedilmiyor. Gelin geç olmadan bize el uzatın. Biraz vicdan, merhamet.” diyor.
Ahmet Güven, Kocaeli 2 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ Jandarma, muayene tetkik odalarında hem ses hem de görüntümüzü kaydediyor. Bu mahremiyet ihlalidir. Duvarda ‘izinsiz ses ve görüntü kaydı yapılamaz’ yazıyorken yapılıyor bu. Bir de muayene esnasında doktorlar hastanın kelepçesini açın diyor, Jandarma Komutanlığı ‘kelepçesini açtırırsanız tutanak tutarız’ diyor. Bazı doktorlar da bilerek kelepçe açtırmıyor.”
İbrahim Yozgat, Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “ Bir Çin atasözü vardır; ‘Eğer bir yerde küçük insanların gölgeleri büyüyorsa, orada güneş batıyor demektir.’ Ülkemizin hali böyle. Develerin çölde çok sevdiği bir diken vardır ancak onu yedikçe ağızları kanar ve kanadıkça yemeye devam ederler ağızları tatlanır hoşlarına gider. Bizim de halimiz böyle. Tarih boyunca birbirimizi, kardeşlerimizi öldürüyoruz ama aslında kendimizi öldürdüğümüzü anlamıyoruz.” diyor.
Feyzullah Tan, Burdur Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan bize yazmış; “ Sayın milletvekilim, sizi saygı ve minnetle selamlıyorum, ben Kayseri ilimizde dünyaya gelmiş, köyde yaşayan çiftçi bir ailenin evladıyım….15 Temmuz gecesi dışarı çıkarıldım diye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Darbeci diye 9 yılı aşkın süredir cezaevinde tutulmaktayım….Ben bir erdim, er, rütbesiz er. Ne bilebilirim ben?. Askere gelmesem bu olayların hiçbirini yaşamayacaktım. Normal, sıradan bir vatandaş olarak hayatıma devam edecektim. Benim suçum vatana hizmet için askere gelmek miydi? Yakın zamanda babamı da kaybettim, bir daha göremeyeceğim. Annem kalp ameliyatı oldu, köyde şimdi yalnız.” diyor.
Murat Korkmaz, Sincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “ Her şeyi kabul ederdim ama bu ülkeden ve yargısından umudumu kesecek, adaletin mülkün temeli iddiasını sarsacak bir şey yaşadım. AYM’ye başvurumda kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiama, bireysel başvuru tarihinden sonra vefat etmiş olmam nedeniyle ret verildi. AYM bu kadar mı ciddiyetsiz?” bakın AYM yetkilileri duyun bunu. Büyük bir skandal idari olarak yapılmış. Yaşayan insanın öldüğü iddia edilmiş. “Beni hukuken öldürmekte çareyi bulmuşlar. Devletin en yüksek mahkemesi bunu yaparsa gerisi ne yapmaz?”
Resul Kocatürk, İzmir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “ Sayın hocam bu sefer sorunlardan ziyade cezaevleri gerçekliğinin pek bilinmeyen bir boyutuna dair yazmış olduğum ‘Tımarhanede 22 Gün’ isimli kitabımı size ulaştırıyorum. Kitabımda ülkemiz cezaevi sisteminin nasıl irinleştiğini anlatıyorum.” diyor.
Patnos Cezaevi’nden Çağla Çağlın Kış bana gönderdiği mektubunda, iki şiirinde şunu anlatıyor. Özgürlükle arama yüksek duvarlar örülmüş… Selamlamak istiyorum özgürlüğü… İçimde umut ve çaresizlik kıyasıya çatışıyor… Özlemlerim sayısız gülle ateşler yüreğime…”diyor.
Suça Sürüklenen Çocuklarla ilgili komisyondaydım dün fakat yapılanlar Türkiye’de yetersiz. Bu komisyonun toplandığı günlerde habire suça sürüklenen çocuklarla ilgili haberleri alıyoruz maalesef arkadaşlar.
24 Mart’ta Dilovası Parfüm Deposu yangını mahkemesinin tarihi açıklandı. Hem ben hem arkadaşlar hem de tüm kamuoyunu bu duruşmaya katılmaya davet ediyorum. Son derece önemli. Biz orada olacağız ve bu mazlum 7 insanın hakkını hukukunu soracağız.
Değerli arkadaşlar Kocaeli’de birçok temaslar yaptık. Yerel kurumlar, TMMOB, Kocaeli Gazetesi ve Hürkuş Gazetesi’nde ziyaretlerde bulunduktan sonra Kocaeli Kent Konseyi iftarına katıldık. Kendilerine teşekkür ediyoruz.
Bir teşekkür de Bursa KHK Platformu’na bizi Bursa’da ağırladılar. Çok güzel bir iftar ve sohbet muhabbet, kaynaşma, dayanışma gerçekleşti. Tebrik ederim Bursa KHK Platformu’nu ve ardından da Safiye Hanım’ın bize çok güzel bir hediyesinin fotoğrafını da burada arz edeyim. Kendisine ve tüm Bursa KHK platformu üyelerine teşekkür ediyorum. Yanlarında olduğumu olacağımı bilmelerini istiyorum.

























Yorumlar