5 Kasım 2025
Birçok konumuz var ancak bir konu var ki şu anda tüm Türkiye bunu konuşuyor. Sayın Selahattin Demirtaş tahliye olacak mı? Yoksa yine aynı zulme uğramaya devam edecek mi? Biz yıllardır söylüyoruz; Sayın Selahattin Demirtaş haksız, hukuksuz yere o zindanlarda tutuluyor. Demokratik siyaseti yapmaya çalışan, Kürt sorununu barışçıl bir şekilde çözmeye çalışan bir siyasi lider AİHM’inde vurguladığı gibi siyasi rakibi tarafından ayağına çelme takılarak engellendi ve zindana atıldı. AİHM 18. maddede aynen bunu diyor. Defalarca üç kez bunu dedi. “Siyasi rakibi tarafından çelme takılarak engellenen zindana atılan” 9 yıldır içeride olan bir siyasi liderden bahsediyoruz ve en sonunda gelinen aşamada artık bırakın DEM Partilileri MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli de “Bırakın artık Selahattin Demirtaş’ı tahliyesi hayırlı olur.” dedi. Peki ne duruyorsunuz? Ne duruyorsunuz kardeşim? Sayın Selahattin Demirtaş’ı serbest bırakın ya. Rehinedir şu anda. Yıllardır rehine olarak yatıyor. Kaç defa ziyaret ettim kendisini. Bir siyasi rehine olarak Edirne F Tipi Cezaevi’nde yatıyor. Çıkarın bu halkın sevdiği insanı. Çıkarın bu halkı birleştirmeye çalışan bu insanı. Çıkarın bu demokratik siyaseti gerçekleştirmeye çalışan lideri. Niye Türkiye’nin önünü tıkıyorsunuz? Yazık ya. Kırmızı Pazartesi romanı gibi. Herkes biliyor Sayın Selahattin Demirtaş’ın çıkması gerektiğini. Her şey ortada ama birisi diyor ki: “Hayır görmeyin ve o yüzden bir sürü yaranan taife “Efendim çıkmasın.” Diyor. zaten o yaranan taife bir ilginçtir. Erdoğan sağ tarafa dönse onların hepsi sağ tarafa döner. Sol tarafa dönse hepsi hep birlikte sol tarafa döner. Memlekette bir kısım taifenin hali bu arkadaşlar ama biz olması gerekeni söylüyoruz. Hakkında üç kez AİHM kararı verilen Türkiye Adalet Bakanlığı’nın itirazına rağmen AİHM’in de bu itirazı reddettiği ve artık tamamen tüm itirazların reddedildiği AİHM’in üç tane ihlal kararının apaçık ortada olduğu bu son durumda Sayın Selahattin Demirtaş serbest bırakılmalı. Bu çok net bir durum. Eğer ki siz bu çözüm sürecini devam ettirmek istiyorsanız Sayın Selahattin Demirtaş’ı serbest bırakmalısınız. Çok net bir durum var ortada. Halkın istediği de bu. Biz milletvekiliyiz. Halkın arasındayız. Milyonlar Sayın Selahattin Demirtaş’ın çıkmasını istiyor. Sadece Kürtler değil, sadece DEM Partlilier değil. İnanın ki insaf sahibi, vicdan sahibi herkes bize “Evet Sayın Selahattin Demirtaş çıkmalıdır. Ona bir zulüm yapılıyor.” diyor. Halkın nabzı böyle atıyor arkadaşlar. Daha ne bu ısrar ya? Bugün inanın ki bize binlerce telefon geldi. “Dün Sayın Devlet Bahçeli’nin açıklamasından sonra bugün ne olacak? “Ömer Bey, Edirne, F Tipi Cezaevi’ne gidelim mi? Ne diyorsun? Karşılamaya hazırlanalım mı ne diyorsun?” diye soran binlerce insanımız var. Biz onlara güzel bir haber vermek için bekliyoruz. Artık bu zorbalığı bitirin. İktidara sesleniyorum; bir lütuf değil bu. Lütfedin demiyoruz. Zorbalığınız yüzünden bir insan cezaevinde. Bu zorbalığı lütfen bitirin ve artık adalet sağlansın. Biz lütuf değil, iltimas değil adalet istiyoruz. Adaletin gereği de milyonlarca insanın sevdiği, saydığı ve barışın önünü açacak olan Kürt ve Türk halklarının dayanışmasını, kenetlenmesini arttıracak olan Sayın Selahattin Demirtaş’tır ve onun serbest bırakılmasıdır. Bu kadar net bir şekilde durumu beyan ediyoruz. Neden Sayın Selahattin Demirtaş serbest bırakılmalıdır çünkü onun tutuklanması Türkiye’de bir zulüm dönemini de başlattı. O tutuklandıktan sonra her türlü zulmü yaptılar.
Bakın, size bir örnek vereyim. Ferah Oktan, bir genç hanım. Legal olan fiilleri illegal olarak nitelenerek cezalandırıldı. Neymiş fiiller? “Efendim Bankasya’ya para yatırdın, bir derneğe üye oldun, telefonunda bir iletişim programı vardı.” hiçbirinde bir silah yok, örgüt yok, bilmem ne yok, insanları öldürmek yok. Neymiş okula çocuk göndermiş, yok bir bankaya para yatırmış, “Hop terör örgütü üyesisin.” ondan sonra bu kişi cezalandırılmış ve küçük kızı kucağında Edirne’den yurt dışına çıkmaya çalışmış çünkü iyice kabus gibi bir hayata dönmüş durumu zaten Türkiye’de kaç kişinin hayatı böyle bir kabusa dönmemiş ki? Milyonlarca kişinin hayatı kabusa dönmüş. “Bu ülkede yaşamayacaksın. Seni yaşatmayacağız. Senin en tabi legal fiillerini teröristlik olarak niteleyeceğiz.” diyen bir iktidar var ve bunun sonucunda “Ben Hakka, hukuka, özgürlüğe gideyim.” diye Edirne’den yurt dışına çıkmaya çalışırken yakalanmış. 11 aylık bebeğiyle cezaevinde ve bu arada meme kanseri de olmuş bir kadın, 11 aylık bebeği, meme kanseri ve hapiste ve eşi diyor ki: “ Eşim bebeği yanına alamadı ve üç ay boyunca sütünü lavaboya sağmak zorunda kaldı.” dedi. Gencecik yaşta ve Türkiye’de bunun gibi sadece bir kişi değil, binlerce, on binlerce kişi oldu. Türkiye’de siz hukuku ayaklar altına alırsanız, siz Anayasa Madde 90’ı ayaklar altına alırsanız, AİHM’i ayaklar altına alırsanız, ne olur? Sayın Selahattin Demirtaş’ı da çıkarmazsınız, Osman Kavala’yı çıkarmazsınız, Yüksel Yalçınkaya kararını uygulamazsınız ve sonrasında böyle meme kanseri, 11 aylık bebeği olan kadınlar o zindanlarda inim inim inler. Nedir suçu? Hiçbir şey yok ortalıkta. Abuk sabuk gerekçelerle bir kadını sen zindanlara atmışsın ki o zindanlarda günde 20 saate yakın su akmıyor. Edirne Cezaevi’nde su akmıyor biliyor musunuz? Günde 4-5 saat ancak su geliyor arkadaşlar. Bir kadını, çocuklu altı bezlenen bir çocukla siz böyle onu su akmadığı bir zindana atıyorsunuz. Neymiş? 50 tane adam mı öldürmüş? Ne yapmış? Sıradan fiiller bunlar ya. Bir bankaya para yatırmış ama işte hukuksuzluğun sonucu bu arkadaşlar . Ülkenin hali bu. Sadece Türk’ün başına gelmiyor, Kürt’ün de başına geliyor. Şunun bunun başına gelmiyor. O yüzden bana yapıldığında sesimi çıkarayım, başkası bana ne demeyin. Susma sustukça sıra sana gelecek derler. Sana da sıra gelir. Şu anda sıra gelmeyenler de bilsin. Size de sıra gelebilir çünkü hukuksuzluk cehennemi affetmez ve çok ağır şeyler yaparak suçsuz, günahsız insanların malına, canına kasteder.
Bakın bize gelen birçok başvuru var. İnim inim inleyen insanlar var. Daha 4-5 gün önce yanıma da geldi İstanbul’dan. O da bir başka ithamla eşi tutuklanmış bir kadın. Mecit Şahinkaya’nın eşi. 3-4 gün sonra doğumu olacakmış. Yeni evlendiği eşi ardından hamile kalmış ve eşi abuk sabuk gerekçelerle tamamen legal fiillerin illegal kabul edilmesiyle tutuklanmış. Sanırım dün doğumunu da yapmıştır hanımefendi. Geçen hafta ziyaretime geldi ve hani “Geç yaşta ilk çocuğuma sahip oluyorum ve eşim yanımda değil, tek başıma doğum yapıyorum ve haksız, hukuksuz yere eşim tutuklandı, sesimi duyurun.” dedi. 1 aydır 2 No’lu L Tipi Hapishanesi’nde tutulmakta Mecit Şahinkaya. 30 Eylül günü sabaha karşı evine baskın yapıldı. Suçlamalara baktığımız zaman inanılmaz şeyler görüyoruz. Bakın, bu da sol gruba ait bir insan. Hani Bankasya değil. Sol düşünceye sahip bir insanın en sıradan fiilleri teröristlik olarak nitelenmiş. Adamın evine eşi hamileyken sabahın köründe baskın yapılıyor, kapıyı kıracak gibi eve giriliyor sabahın köründe. Neymiş ? 30 adam öldürmüş birisi mi bu? Bakalım ne yapmış? İthamlara bakıyoruz. Bakmakla yükümlü olduğu engelli annesine tedavi masraflarını karşılaması adına gönderdiği para tutuklamaya delil sayılmış. 1. suçu. Devam ediyoruz. 2) Sahibi olduğu Devran Gayrimenkul’den 2+1 satılık daire ilanı için astığı pankart tutuklamaya delil sayıldı. “Vay efendim niye afiş dememişsin, pankart.” demişsin demişler. Ya adam emlakçı. “2+1 kiralık daire pankart astım.” demiş. “Vay sen buna afiş demeliydin, pankart demişsin. Onun arkasında bir şey vardır.” Demişler. Ya adam emlakçı ya. Ne yapsın ? Bir kelimeyi farklı kullanmış. “2+1 satılık daire.” demiş. Adam içeri girmiş. 3) Eski sahibi olduğu Valens kafe işletmesinden gelen gelirler bağış olarak tutuklamaya delil sayıldı. Gelmiş vatandaş orada 5 çay içmiş, bir şeyler yemiş, içmiş, tost yemiş sonra parası yetmemiş. “Ya İban’dan sana göndereyim Mecit abi.” demiş. Mecit abiye İban’dan göndermiş. “Vay efendim sana büyük terör finansmanı var.” “Kardeşim bak adam müşterim belli. Bana gönderdiği çay parası. Üç kuruş, beş kuruş, beş yüz lira falan. Ne bu abartıyorsunuz?” “Yok efendim teröre yardım.” 4) Okul masrafları için yeğenlerine gönderdiği para. Yeğenine para göndermiş, iyilik yapmış. “Vay efendim sen terörizme yardım yapmışsın.” Yeğenine ya işte belki bin lira gönderdi. “Bizim yeğene okul başlıyor kırtasiye malzemesi alın.” Demiş akrabası ve her şeyi de ispatlı ortada. Düşünün Mecit Şahinkaya içeride. Eşi dün doğum yaptı. Bebeği kucağında yanında eşi yok ve ne zaman çıkacağı belli değil. Bir bebek dünyaya gelmiş babası yanında yok. Maddi manevi insanları nasıl kahrediyorsunuz biliyor musunuz? ve ben burada tek bir kesimin hakkını da hiçbir zaman savunmadım arkadaşlar. Bakın biraz evvel bir farklı kesimin durumunu gündeme getirdim. Şimdi de bir başka belki ona 180 derece uzak bir başka kesimin uğradığı haksızlığı gündeme getirdim. Ben insan hakları savunucusuyum. Öyle grupçu bir insanda değilim. Bana insanların uğradığı haksızlıklar getirilirse kimlik ayrımı yapmam. Yaparsam kendim için büyük bir ayıp olarak görürüm. Bunu da söylemiş olayım.
Bakın, Ağrı Doğubeyazıt’tan bir polis zorbalığı şikayeti var. Can Kandemir, AĞRI Doğubeyazıt’ta ikamet ediyoruz demiş. “Göçmenler yakalandı. O mültecileri sen getirdin.” diyerek, göçmen kaçakçılık suçundan Can Kandemir’i zorla gözaltına aldılar, önünü kestiler ve her türlü zorbalığı yapıp darp ettiler.” diyor. Gencecik çocuk bu ya ama diyor ki “Askeriye, tüm Doğubeyazıt halkına bu zorbalığı yapıyor. Her dakika önümüz kesiliyor. Zorla arabaya bindirilip konuşturmaya çalışıyoruz. Bahçelerimize izinsiz bir şekilde girilip bakılıyor. Çocuklarımıza kadar tehdit ve hakaretler ediliyor. Nedir bu?” diyor Ağrı Doğubeyazıt halkı. Can Kandemir de bir an evvel serbest bırakılmalıdır ve onu ağır bir şekilde darp edenler de soruşturulmalıdır. İçişleri Bakanlığı’na buradan söylüyorum, Sayın Ali Yerlikaya. Bu ne zorbalıktır ya? Güya barış süreci var ama birtakım askerler, jandarmalar bu barış sürecini Doğubeyazıt ‘ta bitirmeye çalışıyor. Bir el atsanıza şuraya ya! Onaylamayacağınız işler oluyor Sayın Ali Yerlikaya! El insaf ya! Memleket derebeylik mi ? İsteyen istediği yerde istediğini yapsın kimse sorgulamasın. Böyle bir şey var mı ya? Bakan değil misiniz Sayın Ali Yerlikaya? Bir bakın Doğubeyazıt ‘ta ne oluyor ? İnsanlar darp ediliyor, gencecik çocuklar abuk sabuk gerekçelerle ağır bir şekilde ağzı burnu dağıtılıyor. Bu nedir ya?
Rojin Kabaiş ile ilgili başvurular var ve adil bir soruşturma yapılması gerektiğini söylüyor yakınları ve bunlarla ilgili adil gelişmeler olmadığını söylüyorlar. Halkı tatmin edecek adil bir soruşturma yapılması gerektiğini söylüyorum. Müpem noktalar giderilmeli ve meselelerde adil bir yargılama, soruşturma yapıldığı konusunda da vatandaşlar ikna edilmeli.
Hakan Er bize başvurmuş. “2024 yılı Temmuz ayında ayrı olduğum eşim çocuklarımı kaçırmıştı. Amasya il jandarmadan kaçırılması sonrası iki ay sonra aradılar. “Çocuklarınız bulundu.” dediler ve çocuklar 4 ve 9 yaşında. “Bağırmayın çocuklarımın yanında. İki aydır görmüyorum.” dedim. “Hayır ifaden alınacak.” demişler. “Uzman çavuşlar etrafımı sardı. Çocuklar da o anda yanımda arkadan saldırdılar. Yere düşürdüler. Gözüme bir tüp biber gazını boşalttılar. %59 engelliyim. Koah hastasıyım. Ters kelepçeli iken yüzüme gaz sıkıldı.” diyor. Düşünün ya ne biçim işler. Bakın ben hekimim, o gazdan dolayı insanlar ölebilir arkadaşlar. Kör olabilir, nefesin durabilir. Biber sıkıyorlar gözüne. Bakın, yakın mesafeden bir tüp biber boşaltıyor gözünüze. Bir düşünün, kendiniz için düşünün ki kişi de koahlı . Ben bir hekim olarak çıldırıyorum böyle durumları duyunca. Ne kadar insafsızca işler ya. Adamı yakalamışsın kardeşim ya. Ne yüzüne elli tane biber gazı sıkıyorsun? Amasya il jandarmadan nöbetçi mahkemeye çıktım. Demişler ki kendi darplarını hafifletmek için alkollüydü. “Hayır raporum da alkollü çıkmadı. Çocuklarımın yanında beni dövdüler, darp ettiler. Bir tüp gazı yüzüme boşalttılar. Şikayetçi de olmamam için bir daha gaz sıktılar.” Diyor. “Bak şikayetçi olma.” diye. Vatandaş da bize başvurmuş. Memleketin hali bu işte. Bir ton darp ediyor. Bak şikayetçi olma ha bak bir gaz daha sıkıyorum. Bak şikayetçi olursan devamı gelir.” demişler. Ya bu iddiaları bir aydınlatın Sayın Ali Yerlikaya bugün ikinci kez sana sesleniyorum. Bakın bu ne ya? Memleketin jandarmasının hali bu mu ya? Şu hale bakın! İnsanlar istediği gibi yapıyor. Kamu görevini kötüye kullanıyor.
Avrupa Euroleague Oturarak Voleybol Erkekler Şampiyonası’na Batman Ampute Spor Kulübü’nü katmamışlar. Türkiye Voleybol Federasyonu bunu niye yaptı? Ampute Spor Kulübü çok üzgün. Ya ben Engelli Bireylerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu’ndayım arkadaşlar. Engelliler için her şeyi yapalım deyip duruyoruz. Bugün bunu komisyonda da dile getirdim. Türkiye Voleybol Federasyonu bu ne hal ya? Engellileri teşvik edeceklerine köstekliyorlar.
Bilal Duran KHK’lı bir mağdur bize başvurmuş diyor ki: “Yaşadığım ve yaşadığımız milyonlarca insanın yaşadığı KHK zulmünü bir kitapta hikayeleştirerek anlatmaya çalıştım. Başıma gelmeyen kalmadı. Ondan sonra evimde arama yapıldı. Bilgisayarıma, telefonuma el konuldu. Gözaltına alındım. Suçu suçluyu övmeden. Ben edebi bir eser yazmıştım. Mesleğimden ihraç ettikleri gibi hayata tutunmama da izin vermiyorlar. Psikolojim artık bu olanları kaldırmıyor.” diyor ve biz de bu zulmü buradan duyuruyoruz. Konuyu takip edeceğiz. Düşünün güya demokratikleşeceğiz deniliyor. En basit sıradan normal bir ifade özgürlüğü karşısında da devletin bireye zorbalığı bu arkadaşlar.
“Biz engellilerin sorunlarını da gündeme getirir misiniz?” demiş. 115 bin adayın girdiği EKPSS’de ilk tercihte 1830 kişi için istihdam sağlandı. 31 Ekim’e kadar bakanlıklara yazı gönderilmiş engelli memur alım sayısını belirtilmesi için toplanan rakam duyumlarımıza göre ilk tercihten daha azmış. Siz engellilerin istihdamı ile ilgili sıkıntılarımızı mecliste dile getirir misiniz?” Getiriyoruz.” 6 yıldır Sağlık Bakanlığı ve bazı bakanlıklar hiç alım yapmıyormuş. “Memur olanların engelli kotasında görülmemesi lazım. Bu sefer %3 kota bu yüzden dolu gibi görünüyor giremiyoruz.” Diyor. Bütün bunları biz tekrar tekrar gündeme getireceğiz engelli arkadaşlar yanınızdayız. Elimizden geleni yapacağız.
“28 Eylül 2025’te hukuk mesleklerine giriş sınavına katıldım ve aynı gün cevap anahtarı açıklandı. 84 doğru yapmış bulunmaktayım. Yalnız bir soru iptal edildi ve 119 soru üzerine değerlendirme yapıldığını gördüm ve 83 soruda kalarak başarısız bulundum. 300 öğrenci var vekilim. Baraj sınavında 69,78 puanda kalmamız ben ve arkadaşlarımı derinden üzdü.” Diyor. Bir soruyla 300 kişi kaçırmış arkadaşlar. O da iptal edilmiş. İptalir öğrencinin lehine yorumlasanıza ya. Bu ne ya? Bu ne? Sizin hatanız kardeşim bu. 300 tane öğrencinin hayallerini suya düşürdünüz. Maddi manevi perişan ettiniz. Siyasal staj da başlamıyor. Bu hukukçulara şu anda bayağı bir zorluk çıkarılıyor.
Abdullah Daharoğlu’nu biz daha önce de burada gündeme getirmiştik. Samsun Bafra cezaevindeydi. Sevki çıkmıyordu. En sonunda sevki çıktı. Tamam sağ kolunda platin var fakat raporu da üniversite hastanesinde olmasına rağmen doktor ilacını yazmamış. Ya şimdi biz buna ulaşacağız da bu nedir ya? Doktor ilacını yazmıyor. Bu keyfilik nedir Allah aşkına? Bunu da soracağız arkadaşlar. Bu da olacak bir şey değil. Bunu da söylemiş olalım.
Erkan Arslan, Konya Ereğli T Tipi Kapalı Ceza Infaz Kurumu’nda kalmakta. Belinde kırık ve fıtıklar var. Yamuk kaynamış. Revire hastaneye götürmüyorlar. Konya Ereğli T Tipi Cezaevi’ne sesleniyoruz. Vatandaş perişan durumda. Niye cezaevinden hastaneye götürmüyorsunuz? Olacak bir şey değil.
11. yargı paketinde herkes iyileştirmeler bekliyordu. Af bekliyordu. Covid yasası bekliyordu ama ne oldu? Ya vatandaşlara zorluk çıkarmak için meğer yargı paketi çıkarıyorlarmış. Bu sefer de LGBTİ+ kafayı takmışlar. Ya kardeşim sana ne vatandaşın cinsel yöneliminden? Sana ne ya? Cinsel yönelimi şöyle diye adamı cezalandıracaklar. “Ya arkadaş sen niye şu yemeği yiyorsun?” diye cezalandırılmak gibi bir şey. Allah onu da böyle yaratmış. Ne bu kadar abartıyorsunuz ? “Sen şöyle bir cinsel yönelimin varsa seni cezalandıracağız.” anlamına gelen, tehdit edici, hakaret eden maddeler getiriyorlar. Vatandaşın hayatını kolaylaştıracaklarına “Nasıl zorlaştırırız? Nasıl Allah’ın yarattığı bir durumu, bir yönelimi nasıl yasak olarak ilan ederiz?” bunun derdindeler. Ya memlekette özgürlükleri geliştir kardeşim. Hakkı, hukuku, adaleti geliştir. Bu ne ya? Kafaya taktınız . Bakın, AİHM Anayasa Mahkemesi kararlarını da hiçe sayıyorlar. TCK 225’te yapılacak değişiklikle hayasızca hareketler diyor. Doğuştan gelen biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka ayrı tutum ve davranışta bulunmak, bunu alenen teşvik etmek, övmek, özendirmek diyor. 1 ila 3 yıl hapis cezasına çarptırırım diyor. Allah Allah onu sen mi tespit edeceksin kardeşim? Adamın normalini sen mi tespit edeceksin? “Devletim ben, senin normalini ben tespit ediyorum.” böyle diyorlar. Varoluşları nedeniyle kriminalize ediliyorlar. Nefret ve şiddete açık hale getiriliyor. Aynı zamanda biyolojik cinsiyet ve genel ahlak gibi tanımlanmamış Anayasa madde 38, madde 13 ihlal ediliyor. Bunlara ait ses tonuna, saç şekline yönelik insanların müdahalesi suç kabul ediliyor. Özel hayatın gizliliği ilkesi zedeleniyor. Kimlik beyanı, sanat eserleri, akademik çalışmalar, ifade özgürlüğü örgütlenme özgürlüğü Anayasa 25-26 açıkça ihlal ediliyor. Sadece LGBTİ+ bireyleri değil, sanatçılar, akademisyenleri, yerel yönetimleri ve özel şirketleri dahi cezalandırma ile karşı karşıya durum. Trans bireylerin kendi bedenleri üzerindeki karar hakkı keyfi ve ayrımcı şekilde 25 yaşına erteleniyor. Daha önce AİHÖ tarafından insan hakkı ihlali olarak iptal edilen üreme yeteneğinden sürekli yoksunluk” şartı yeniden getiriliyor. Bunlar AYM kararlarının yok sayılması anlamına geliyor. Sağlık Bakanlığı’nca belirlenecek hastanelerden en az 4 kez ve 3’er aylık periyotlarla alınması zorunluluğuyla idare ve tıbbi açıdan imkansızlaştırılıyor. Mesela bunları 11. yargı paketinde getiriyor. Kardeşim sen bunu Adalet Komisyonu’na niye getiriyorsun? İlk önce bir Sağlık Komisyonu’na getir orada bir tartışalım ya. İnsanı bilen doktorlar bunu tartışsın bir ilk önce ya ama torba yasalar, böyle habire torbaya dolduruyorlar, dolduruyorlar, torbadan dolup taşıyor, sırtlarına alıp koşturup geliyorlar meclise. Nereden? Saraydan tabii. Mecliste yapılmıyor bu şeyler. Düşünün ya, şu hale bakın. Demokrasi, memokrasi hak getire . Normalde yasa teklifini milletvekili vermesi lazım ama milletvekilleri imzacı başı olmuş. El kaldır indirici başı olmuş. AK Parti vekillerini kastediyorum. MHP’liler de öyle. Halleri bu kardeşim. O yasa teklifini kendileri getirmiyor. Birileri getiriyor. Onlar da altına imza atıyor. Güya yasa teklifini onlar vermiş. Ayıptır ya. Şunu mu getirdiniz karşımıza? Bunun bir an evvel iptal edilmesi lazım. Ben birey olarak da parti olarak da bu yasa teklifinin karşısında duracağım. Buradan da ilan edelim.
Kadrolu üniversite mezunu kamu işçileri var. “Kurumlarımızda aynı işleri fazlasıyla yaptığımız halde özlük hakları konusunda hep eksik bırakıldık. Tayin hakkımız görevde yükselmemiz diye bir şey yok. Olmaz böyle bir şey.” diyor.
“AFAD o kadar yoğun ki İçişleri Bakanlığı’nın altında bir Genel Müdürlük olmasın, bir bakanlık olsun.” diyor. Böyle bir teklifte bulunuyorlar. Bunu da altına çiziyorum. Gerçekten depremsel yangın durumlarında bir yetersizlik durumu var. Göç meselesi, AFAD meselesi, engelli meselesiyle ilgili ayrı bakanlıklar olursa – iyi olur hakikaten.
Pembe Hayat Dayanışma Derneği de 11. yargı paketine karşı çıkmış. Onlar da Türkiye’nin taraf olduğu insan hakları sözleşmeleri ve anayasaya açıkça aykırılık taşımaktadır demişler. Biz de onlara katılıyoruz.
“İsmail Koçhan, Isparta E Tipi Cezaevi’nde kalmakta. Abimin sağlığı iyi olmamasına rağmen çalıştırıyorlar. Revire gidip ilaç tedavisi vermişler. Alerji hastalığı olduğunu iletmiş. Herhangi bir işte çalışamadığını belirtmiş. Göz hastalıkları var, psikolojik baskı uygulanıyor. Kapalı cezaevine yollayacağız diye tehdit ediyorlar. 18 kişilik koğuşlarda 35 kişi kalıyor. Hem şeker hem kalp böbrek hastası cezaevinde psikolojik baskı ve hak ihlali var.” diyor.
Tek kişilik kuyu tipi cezaevleri çok kötü arkadaşlar. Bakın, Erzurum 1 No’lu Dumlu Kuyu Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde 8 yıldır tutuklu bir kişi var, Hamza Vermez ve “Psikolojisi bozulmuş, ilaç veriyorlar, beni dışarı çıkartmıyorlar. Sesimiz duyulsun.” diyor.
Edirne L Tipi Cezaevi’nden şikayetler var. Kadınlara çıplak arama yapılıyormuş. Hani inkar ediyorlar ya. Özlem Zengin her gün her gün inkar ediyor ya ama o kabul edene kadar biz söyleyeceğiz. O kadınlardan özür dileyene kadar söyleyeceğiz. Bakın, gitsin Edirne Cezaevi’ndeki kadınlara bir sorsun. Sana çıplak arama yapıldı mı, yapılmadı mı? Kolay bu, bakın. Kendini yırtıyor, paralıyor. “Çıplak arama Türkiye’de yoktur, yoktur, yoktur.” diyor. Ya git bir tane bak ben sana adres gösteriyorum. Bir cezaevinde kadınlara bir sor. Hiç yalnız, bağımsız bir sor de ki; “Sana böyle bir şey yapıldı mı?” bak ne diyecekler. Hangi gruba sorarsan sor. İnsanların haysiyetleri, iffetleri, namusları nasıl ayaklar altına alınmış? Git bir dinle ama buradan atıp tutmak, bağırıp çağırmak kolay. Edirne Cezaevi’nde 20 saati bulan su kesintileri oluyor biliyor musunuz? 10 kişilik koğuşta 25 kişi var. Şu hale bakın. Nasıl yaşayacaksınız orada? Adeta işkence. Sürekli bir işkence halinde yaşıyorsun. Yaz sezonunda çok sık su kesintisinin olduğu ortada. Koğuşlardan Kur’an-ı Kerim ve kitaplar toplatılmış. Romanlar bile toplatılmış. Şu anda koğuşlarda hiç kitap yok. Kütüphaneden de istedikleri takdirde vermiyorlar diye şikayetler geliyor. Okul çağında çocuğu olan ailelere açık görüş imkanının hafta sonu verilebileceğini, hafta içi açık görüş süresinin hafta sonuna kaydırılabileceği söylenmiş fakat uygulanmadığı ortada. Mahpusların öğrenci olan çocukları için hafta sonu görüşemedikleriyle ilgili şikayetler var. Cezaevi idaresinin çocuğu öğrenci olan mahpusların görüşlerinin hafta sonu yapması gerekiyor ama yapmıyor. Koğuşlara infaz koruma memurları mobbing olsun diye çok sık girip arama yapıp baskı yapıyorlarmış. Bütün bunlar sıkıntı konusu.
İzmir, Kırıklar, 1 No’lu, F Tipi Hapishanesi! Kardeşim ben oraya da gittim. Bakın orada da söyledim. Aynı şey devam ediyor. Kafes tipi ringlerde insanlar cezaevinden hastaneye götürülüyor. Korkunç o kafes tipi ringe bindiğiniz zaman bakın perişan oluyorsunuz ve gerçekten çok büyük bir baskı anlamına geliyor. Kişi gitmiyor. “Bana doğru düzgün bir araba verin, onunla gideyim.” ben o yollara gittim. dağın başında bir cezaevi. Eğri büğrü yollardan gidiyorsunuz. Atlaya zıplaya arkadaşlar ve kapalı, çok kötü bir ortamda gittiğinizi düşünün. Hastasınız daha hasta oluyorsunuz. Şu hale bak. Mahpuz diyor ki: “Doğru düzgün bir araba verin. Ben bununla gidemem hastayım.” diyor. “Yok kardeşim bununla gideceksin.” “Gitmiyorum o zaman.” diyor. O zaman sağlık hakkı ihlal ediliyor. Kimsenin umurunda değil.
Son Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün istatistiği var. Türkiye cezaevleri nasıl dolmuş? Hükümlü olarak 346.006 kişi var. Tutuklu olarak 57.804 kişi var. Şu hale bakın. Ağzına kadar dolmuş cezaevleri gerçekten bu hal nedir ya? 405 bin civarında insan var. 100 binden fazla kişi yerlerde yatıyor. Biz bunu ulusalda söylüyoruz, uluslararası alanda söylüyoruz. İnsanlar inanamıyor. İnanın ya işte Türkiye denilen ülkenin durumu budur arkadaşlar ya. Hal budur.
Bize cezaevinden gelen mektupları gündeme getiriyoruz;
Van Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nden Yusuf Kenan Dinçer yazmış, sayfalarca yazmış. Ben size bir paragrafta özetliyorum arkadaşlar. Sizi de zorlamıyorum. Bakın 7-8 sayfalık mektubu bir paragrafta özetliyorum. O yüzden dikkatli dinleyin. Diyor ki: “Tekli ring olduğu için hastaneye gidemiyoruz, sağlık hakkımıza ulaşamıyoruz. 5 arkadaşımız 102 aydır tek kişilik hücrelerde hukuksuzca tutuluyor. Sohbet hakkı tam olarak uygulanmıyor. Hukuksuz disiplin cezaları veriliyor.” hal bu.
Mehmet Bıldırcın Bolu F Tipi Hapishanesi’nden yazmış; “ Üç temel sorunumuz var: tekli ring, çift kelepçe ve muayenede kelepçenin açılmaması. Tekli ring, insanın içinde beş dakika bile seyahat edemeyeceği bir ringdir. Kabinler 70×110 cm ebatındadır. Havasız, siyah camlı ve camları içerden delikli sacla kaplı, ayağa kalkılamayan; kalkıldığında ise kişinin başının üstteki sacla kaplı havalandırma borularına değdiği, sağlıksız ve mezardan daha dar kabinlerdir. Bu nedenle bu araçlara binmiyoruz.” hastasınız, ya oraya bindiğiniz zaman daha da hasta oluyorsunuz ve düşünün, 18 saat burada yolculuk yapıyorsunuz böyle bir alanda. Bu hal devam ettirilir mi arkadaşlar?
Safartaj Sadeğ, Erzincan Kadın Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ “Bir seneye yakındır Türkiye’de cezaevindeyim. Çok hastalığım var. Dört senedir çocuklarımı görmedim. Psikolojim kötü. Beni İran’a sevk etsinler, orada cezamı çekeyim.”diyor.
Serkan Onur Yılmaz Bolu F Tipi Cezaevi’nden yazmış. Ya bakın ölmek üzere bu adam. Ya açlık grevinde. Kuyu tipi hapishanelere karşı açlık grevinde. “Arkadaşlarım Antalya’dan gelsin bırakacağım.” diyor. “Ağır tecrit koşullarına karşı açlık grevi yaptım. Beni Bolu f tipine sevk ettiler ancak arkadaşlarım için açlık grevine devam ettim. Arkadaşlarımı o kör kuyudan çekip çıkarmadan açlık grevini bırakmayacağımı söyledim ve direndim. Bu aynı zamanda halka dayatılan bencilliğe, bireyciliğe, kendinden başkasını düşünme, ‘bas üstüne geç’ yozlaşmasına da isyandır. İnsan olan dostu, yoldaşı için, insanca ahlakı, namusu, düşünceleri ile yaşayabilmek için gerekirse canını da ortaya koyar. Bakanlık talebi karşılayacak ve bizleri yaşatacak mı yoksa ölümümüze mi karar verecek?” diye soruyor. 360. günlerdeki açlık grevindeki bir mahpus Bolu F Tipi’nden soruyor. Bu adam yakında ölebilir arkadaşlar. Bakın, Sayın Bakan’ı tekrar buradan uyarıyorum. Çok ciddi bir durum var. Günlerdir söylüyorum, sabah burada kahvaltısını yapmadan gelen yoktur arkadaşlar ama bu kişi 360 gündür bir şey yemiyor. Şekerli su, tuzlu su içerek yaşıyor ve tabii ki böyle uzun süre yaşayamayacak ölecek! Kimsenin umurunda değil! Türkiye cezaevlerinde bir insan göz göre göre ölüyor kimsenin umurunda değil! Yazıklar olsun ya! Kaç kez söylüyoruz bunu! Bir insan ölüyor ya! Nasıl bir şey bu anlamak mümkün değil! Umurlarında değil! Bir an evvel bu olay bitirilmeli. Serkan Onur Yılmaz’ın istekleri karşılanmalı. Antalya Cezaevi’ndeki arkadaşları normal bir cezaevine alınmalı. Nedir atla deve bir isteği de bu yok bir insanın ya. Allah aşkına kendisi için değil arkadaşları için istekte bulunuyor zaten ve söylediklerini de duydunuz.
Yusuf Uyar, Samsun S Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış;” ACEP sistemi olmadığı için çocuğumu göremiyorum… Babamı son nefesinde ziyaret edemiyorum… Psikolojim bozuldu. ACEP sistemi olan bir cezaevine nakledilmeliyim.”
Bakın başka bir mahpus, Bursa H tipi ile ilgili yazmış bize. Sayın Bakan duysun bunu. Bakın bu kadar yüz binden fazla kişinin yerde yattığı, temizliğin sağlanamadığı, perişanlığın yaşandığı cezaevlerinde ne olur? Söyleyin arkadaşlar ben bir hekim olarak size soruyorum. Ne olur? Salgın olur salgın. Uyuz olmuş insanlar uyuz. Tahta kuruları her yerde, Silivri’de geçilmiyor tahta kurusundan. Bursa H Tipi’nde uyuz salgını başlamış, karantinaya alınmış her taraf. Düşünün ya, 10 kişilik yerde 30 kişi tutulursanız ne olur arkadaş? Bu sürdürülebilir bir durum değil ki. Su ve elektrik yok. Kalabalık kalıyorsunuz. Böyle bir yerde ne olur? Uyuz olursunuz işte. Tahta kuruları ürer. Tabii Adalet Bakanı’nın umurunda değil. Kaç kez söylüyoruz. Bir açıklama yapın. Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü bir açıklama yapın. Son derece önemli durumları söylüyoruz. Millet perişan. Gıkları çıkmıyor. İnsanlar ölüyor. Açıklama yok.
Mahpuslar intihar ediyor. TODEX skandalında Faruk Fatih Özer mahpustu intihar etti. Faruk Fatih Özer’i ben bu kürsüde çok da eleştirdim. Şimdi o kişi cezaevinde intihar etmiş. Şimdi ben onun hakkını savunuyorum arkadaşlar. Bakın dün eleştirdiğim insanı dolandırıcılık yapmış, içeri girmiş ama o kadar ağır şartlarda hapishanede tutulmuş ki depresyona girmiş, gereken tedavisi yapılmamış ve şu anda intihar etmiş. Gencecik bir insan. Ya bakın, insanları hapsedebilirsiniz ama adamı çıldırtacak, intihara sevk edecek bir uygulama yapma diyoruz Adalet Bakanlığı’na. Önüne gelen intihar ediyor ya. İnsanlar nasıl intihar etmesin? Uyuz oluyor, tahta kuruları dolaşıyor, salgınlar almış başını gidiyor, çoluk çocuk, bebekler içeride, intiharlar artmış. Tabii işte hal bu ama bakanlığın umurunda mı? Hayır, daha da cezaevleri artıyor. İşte Türkiye’nin son hali bu. Adalet Bakanı duymuyorsa kim duysun? Sayın Nacho Sanchez Amor. Biz ona da bu durumları göndereceğiz ama biz insan hakları savunucusuyuz. Bakın, dün şiddetle eleştirdiğim bir insan cezaevinde haksızlığa uğradığında yine onun hakkını koruyacak olan kim? Biziz arkadaşlar, kimsenin umurunda değil bu. Onun suç ortaklarını da biliyoruz, O kişinin. Kendisini nasıl sıyırdığını da biliyoruz. O kendisini çok iyi bilir. Şimdi ne oldu? Bir kişi intihar etti, diğerleri kurtuldu. Gerçek ortaya çıktı mı? Hayır. İşte Türkiye’deki adalet sistemi, Türkiye’deki cezaevi sistemi budur arkadaşlar.
Yiğitcan Yılmaz, Keskin T Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış, bakın genç bir erkek mahpus. Neler yazmış bana, çok dikkatli dinleyin. “Kursiyer teğmendim. Hukuksuzca müebbete çarptırıldım. Dosyam Yargıtay’da. Yaşlı annemden ve babamdan başka ziyaretçim yok. 8-10 kişilik yerde 30 kişi kalıyoruz. 40 derece sıcakta bu yaz çok kötü şartlardayız. Yerde yatıyorum ve gece insanlar üstüme basıyor, uyuyamıyorum. 2 bin kişi 15 saati bulan su kesintilerinden dolayı zor durumdayız. Hukuk fakültesi öğrencisiyim. Danıştay, YÖK’ün kararını yürütmeyi durdurmasına rağmen Ankara ve İstanbul Üniversiteleri bu karara uymuyor, tutuklunun sınava girmesine izin verilmesine rağmen okumama hala izin vermiyorlar. Sağlık hizmetine erişimimiz neredeyse yok. Görüntülü görüşme hakkı teknik altyapı yetersizliği uydurması ile bize verilmiyor.” alabildiğine zulmediliyor. “Hukuk okuyacağım cezaevinde başka ne işim var?” diyor. “Hayır okutmam seni.” diyor. “Görüntülü görüşme adli mahpusa veriyorsun bana da ver.” diyor. “Hayır sana vermem.” diyor. cezaevinde de bir ayrımcılık var. Yargılamada ayrımcılık, cezaevinde ayrımcılık. Ya arkadaş bu ne hal ya? Bu ne hal?
Zabit Kişi Kocaeli 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nden yazmış; “Yurt dışından 30 Eylül 2017 tarihinde illegal getirildiğimi, 18 Ocak 2018 tarihinde emniyete teslim edildiğimi, arada geçen sürede kamu personeli kontrolünde kötü muameleye maruz kaldığımı, aradaki 110 günlük sürenin infaza mahsup edilmesi talebimi kabul etmediler. Halbuki AYM’nin hakkımda kararı vardı. Gönderdiğim belgeleri evrakları mahkemeler okumuyor.” çok ciddi, titiz bir şekilde bağırıp çağırmadan tamamen hukuki yollarla mücadele eden bir insan, Zabit Kişi. İnanılmaz bir hukuk mücadelesi veriyor ama inanılmaz bir şekilde de her türlü talebi reddediliyor. Her türlü hukuki talebi! Bunlar boş talepler değil, inceledim. Gerçekten ona zulmedildi, zulmediliyor. Bu ne haldir diyorum ve yetkilileri de adalete çağırıyorum.
Ümit Çobanoğlu, Döşemealtı Yüksek Güvenlikli Hapishanesi ‘nden yazmış; “Burada Tahsin Sağaltıcı, Gürkan Türkoğlu, Hüseyin Özen açlık grevinde. Meclis’te Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kurdular. Serkan Onur Yılmaz Bolu F Tipi’nde” az evvel andım burada. “ ölürse, sadece sevk talebi için insanlar ölürse” Bakın, sadece sevk talebi istiyor Serkan Onur Yılmaz ve bu yerine getirilmediği için ölürse kendisi için de değil arkadaşları için sevk istiyor “bundan dolayı ölürse.” diyor Ümit Çobanoğlu; “Hangi demokrasiden hangi kardeşlikten bahsedecekler, hangi hukuktan merak bahsedecekler.” diyor bir de hiç utanmamışlar komisyonun adını bu koymuş. Ya senin komisyon kurduğun yerde insan ölüyor ya! Bu işin peşini bırakmayacağız Sayın Yılmaz Tunç. Derhal bir açıklama yapın. Çok kritik günlerdeyiz ve sizin bir açıklama yapmanız lazım.
Yerel sorunlar da son derece önemli. Ben Kocaeli milletvekiliyim. Bakın bu ne haldir kardeşim? Kocaeli’den bir dereyi göstereceğim size. Kule deresi. Defalarca oraya gittik. Önüne gelen fabrika pislik boşaltıyor. Leş gibi kokuyor. Sonra da hemen üstünü örtüyorlar. Ne oluyor? Vatandaş kanser oluyor. Kimsenin umurunda değil.
Gebze Belediyesi ile ilgili çok önemli bir evrakı burada beyan ediyorum, Gazeteci arkadaşlarımız dikkatle not alsın. Bakın Gebze’de ne oldu. Bir bina çöktü 4 kişi öldü 1 çocuk kurtuldu. Bir facia yaşandı. Apartman çürük müydü? Hayır. 2012’de yapılmış tastamam hiçbir sıkıntısı olmayan bir bina neden çöker? “Efendim zeminde bir sıkıntı varmış işte bu yüzden çökmüş” diyorlar. Kardeşim zeminde nasıl olmuş sıkıntı? Ne oluyor yani. 7 yıldır bu bölgede metro hattı çalışması var. 7 yıldır ben bunu gündem ediyorum. 7 yıldır bitmeyen bir metro hattı çalışması var ve rezil ettiler toprağın altını. Sonuç zemin kaydı apartmanlar çöküyor, insanlar ölüyor. Hesap veren var mı? Kimsenin umurunda değil, soruyorsun açıklama yok. “Bakacağız, edeceğiz” diyorlar. Yarın öbür gün gece apartmanınız çökse ölseniz Bakanlığın ne diyeceğini görün arkadaşlar. Hala Ulaştırma Bakanı tek bir açıklama bile yapmadı. Bakın bir hafta oldu insanlar gece yarısı aniden öldüler. Aile faciası yaşandı ve Bakanlık tek kelime bir açıklama yapmıyor. Bu nasıl bir rezalettir? Biz kaç yıldır metro inşaatı neden bitmiyor diye soruyoruz. 2018’de soruyorum “2020’de bitecek efendim” diyorlar. 2020 de sordum “2021 de bitiyor Ömer Bey” dediler. Hayır bitmedi. 2021’ de sordum “2022’de bitiyor hiç merak etmeyin” dediler. 2025’in başında sordum “Ömer Bey 2026’da bitiyor ya” dediler. Ne 2026’da bitmesi, bitmediği gibi milletin apartmanının altını bilinçsizce, teknik mevzuata aykırı bir şekilde oymuşlar. Ne olmuş sonra apartman çökmüş. Sonra ne oldu? Darıca’da iki binanın daha kolonları çatladı. Felaket artıyor. Gebze’de dün 3 binanın daha kolonları çatladı. Herkes sokaklara çıktı. Onlarca bina boşaltıldı. Böyle bir rezalet, böyle bir skandal olabilir mi arkadaşlar? Bu önceden haber verilmiş. Bakın burada elimde tutuğum ne var? Gebze Belediyesiyle ilgili Sayıştay 2023 raporu var. Raporda diyor ki Gebze Belediyesi’nde yapılan incelemelerde Belediyeye ait binalardan bir kısmının ruhsatı bulunmadığı tespit edilmiştir. İmar kanununu uygulamakla görevli idarenin öncelikle kendi mülkiyetindeki binalarda bu kanunun gereklerini yerine getirmesi gerekirdi. Yapmamışlar. Binalar neden çöker? Belediye gidip bir şeylere bakmıyor ki. İmar kanununa aykırı yapılaşmasını önlemesiyle ilgili bir kısmı yıkım programına alındı diyor. Ama sonradan belli ki yıkım tarihinde başkanlığın sözlü talimatı gerekçe gösterilerek yıkımlar ertelenmiş. Sonra ne oluyor binalar yıkılıyor. Yani Gebze Belediyesi zaten bu tür ahbap çavuş ilişkileriyle Sayıştay da eleştirilmiş. Kimse dönüp de ya sen Gebze belediyesi bu işleri doğru dürüst yapıyor musun? Bu metro inşaatını tetkik ediyor musun? Ne yapıyorsun? Ne oluyor? Ne bitiyor? Diye sormamışlar. İşte hal bu! Yarın öbür gün sizde ölürseniz Bakanlık yetkililerinin umurunda olmayacaksınız arkadaşlar bunu da iyi bilin. Şuanda apaçık bir tehlike bekliyor Gebze’yi Darıca’yı, metro güzergahında olan tüm yapılar şuan risk altında. Çok tehlikeli bir durum var arkadaşlar. Gebze ve Darıca halkı büyük bir tedirginlik içerisinde. Darıca’da altından metro gecen iki binada daha çatlaklar oldu. Yıllardır bunları soruyoruz. Bütün bunların üstüne açıklama yapacaklarına ne yaptılar biliyor musunuz? Bakın gazeteci Alican Uludağ bir twet attı. Ulaştırma Bakanına niye açıklama yapmıyorsun diyerek bazı iddiaları gündeme getirdi. Açıklama yapılacağına Bakanlık anında gazetecinin twetine Türkiye’den erişimi engel getirdi. Türkiye’nin hali bu arkadaşlar. Gazeteci ne yapmış bir şey sormuş. Yetkililer ne yapmış açıklama yapacağına gazetecinin twetini millet görmesin diye erişim engeli getiriyorlar. Şu hale bakın ya birde demokrasiden falan bahsediyorlar. Memleketin haline bakın ya. Her tarafta çökmeler yaşanıyor.

























Yorumlar