18 Temmuz 2024

Gergerlioğlu: “Günlerdir, haftalardır konuşulan bir konu. Dün de komisyonu başladı, hayvan hakları ile ilgili çok önemli bir yasa teklifi üzerinde konuşuyoruz ve maalesef bu bir katliam teklifi! Yıllardır halledilemeyen bir mesele. Belediyelerin atıl kaldığı, tembel kaldığı, görevini ihmal ettiği bir konu, kısırlaştırmanın yeterince yapılmadığı bir konu ve geldiğimiz noktada maalesef hayvanları, barınaklara toplayarak güya saldırgan olanlar, hasta olanları “İtlaf edelim, ötenazi yapalım.” bunun da ismini kibarlaştırarak veriyorlar. “Ötenazi yapalım, uyutalım!” Desenize “Öldüreceğiz işte! Zehirli iğne vereceği öldüreceğiz!” diye Dili olmayan, masum varlıkları öldürme yasa teklifi dün komisyonda çok tartışmalı bir şekilde görüşüldü.

Kısırlaştırmanın ihmal edilmesi nedeniyle artan köpek popülasyonu bir sorun oluşturabiliyor, yaralanmalar, kazalar olabiliyor ama bunları gerekçe göstererek hayvan katliamına izin verecek yasayı gündeme getirmek, bu teklifi yasalaştırmak gerçekten çok acımasızca açıkçası. Ne yapılabilir? Yıllardır yapılmayanlar yapılsaydı, bugünlere gelinmezdi. Hayvanlar hızlı bir şekilde ürüyorlar, köpekler hızlı bir şekilde ürüyor ve insanlar için tehlikeli olabiliyor. Sokak köpekleri veyahut da evdeki köpekler ve birtakım olaylar olabiliyor, çocukları parçalayabiliyorlar, trafik kazaları olabiliyor ama bunun çözümü hayvan katliamı değil! Gerçekten çok acımasız bir şekilde, bu yasa teklifine evet diyen AK Parti MHP’liler bile bu yasa teklifini nasıl uygulayacaklar? Bu hayvanlar öldürüldüğü zaman vicdanları hiç sızlamayacak mı? Bu hayvanlar öldürüldüğünde ne yapılacak? Milyonlarca köpek öldürüldüğüne ne olacak? Bu da ayrı bir sorun! Bunları nereye gömeceksiniz? Ayrı bir sorun oluşturacak. Büyük bir katliam olacak. Barınak fikri çok anlamlı bir fikir de değil. Barınaklar da hayvanlar çabuk hastalanabiliyor, ihmal edilebiliyor. Büyük sıkıntılar da olabiliyor. Yoğun bir kısırlaştırma ile aşıladıktan sonra hayvanı yaşadığı yere bırakmak en doğru çözüm. Bunu yapmak lazım.

Birçok çözüm önerisi geliyor. Biz uzlaşmasız ve keskin bir yerde durmaktansa bu işi nasıl çözebilirize bakmaya çalışıyoruz. Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’ndeki bir öğrencinin bize bir çözüm önerisi var. Diyor ki; Tarım Komisyonu’nda %70 oranında kısırlaştırma popülasyonu dengeleyecektir denilmiş bir raporda. 1.5 milyon köpek olduğu anlaşılıyor kısırlaştırması gereken. Her belediye kısırlaştırma ünitesi kurduğu takdirde iş günleri boyunca; 1390 belediye günde 4 köpek kısırlaştırarak bu sayıya 1 yılda ulaşabilir. Kısırlaştırma işi yetersiz! Belediyeler ne yapıyor şu ana kadar? Bölgelerindeki köpekleri toplayıp başka belediyelerin sınırlarına atıyorlar! Dağ başlarına atıyorlar, hayvanlar orada aç susuz ve saldırgan hale gelebiliyor ve başka canlılara saldırabiliyor vb. Bunlar hep çıkmaz sokaklar! Biz şunu görüyoruz; bu teklif aslında bir kamu güvenliği ile ilgili bir teklif. MGK kararı, hayvan hakları veya vicdana göre verilmiş bir karar değil. “Tehlike arz ediyor, öldürün gitsin kardeşim.” Teklifi. Bu olmaz! Teklifçi şunu söylüyor; “ 1390 belediye günde 4 köpek kısırlaştırarak 1.5 milyon köpeğin kısırlaştırmasına ulaşabilir.” Diyor. “ Yasalara uygun bir kısırlaştırma planı ile sokakta yaşayan köpek popülasyonunu 1 yıl içinde kontrol altına almak mümkün. Çözüm intikam veya katliamdan yana olmamalı. çözüm yaşamdan yana olmalı! Biz her zaman yaşam diyoruz. İnsan yaşamı diyoruz, hak, hukuk, hayvan hakları diyoruz. Evet hayvanlar da kontrolsüz bir şekilde artarsa tehlike oluşturabilir buna bir şey demiyorum fakat buna uygun çözümler bulunması, bir ara yol bulunması gerekiyor. Kavga gürültü ile bu iş olmaz. Herkesin canı yanabiliyor. Çocuğu köpekler tarafından parçalanmış annelerin, babaların da canı yanıyor. Onlar da haksız değil fakat milyonlarca hayvanı öldürmekte çok vicdansız bir iş. O yüzden bir çözüm bulunmaya çalışalım. “Öldür gitsin, imha et gitsin kardeşim.” Diyerek bir yere varmamalıyız, varmaya çalışmamalıyız. Bu konuda umarım haftaya da birçok görüşme olacak, komisyon pazartesi devam edecek. Çok tartışmalar olacak ama umarım bu yasa teklifi reddedilir, orta yollu bir çözüm bulunur ve bu konu halledilir.

Önemli bir sıkıntı var! Şu anda AK Parti iktidarı sata sata memleketi bitiremedi! Şu an sıra nereye geldi? Yeşil alan olacak denilen askeri araziler imara açılıyor arkadaşlar! Tepeden baktığınızda bina görmediğiniz bir yer genellikle askeri araziler olur. Şimdi iktidar buna da gözünü dikti ve askeri arazilerin de ranta açılması için önemli bir gayret sarf ediyor. Orman arazileri azaltılıyor, her gün Cumhurbaşkanı kararnameleri yayınlanıyor, orman arazileri azalıyor ve onun dışında da birtakım değiş tokuşlar yapılıyor. Bunlardan en sonu; Çekmeköy Kışlası! Çınar Köy Evleri adı ile konut ve villa yapımına açılmış Çekmeköy Kışlası! Kurumlar aralarında bir anlaşma yapıyor. “Sen bana kışlanı ver. Ben sana şunu vereyim. Oraya bir rant alanı oluşturalım.” İktidarın yaptığı şey bu arkadaşlar. Şimdi de böyle yemyeşil, güzel bir alanı imara açmışlar. Korkunç bir olay. Orman sürekli tırtıklanıyor, binalar yapılıyor ve çok üzücü bir görüntü.

Geçtiğimiz gün cezaevlerinde denetimli serbestlik ve şartlı tahliyelerin verilmemesi ile ilgili DEM Parti Önergesi konuşuldu. Cezaevleri ile ilgili komisyonun başkanı Sn. İbrahim Yurdunuseven bu konuda bir cevap verdi fakat verdiği cevaptaki istatistikler doğruyu yansıtmıyor. Kendisi denetimli serbestlik şartlı tahliyelerin verilmemesi ile ilgili itiraz etti. “Öylesine veriliyor ki vermediğimiz kimse yok.” Gibi bir açıklama yaptı. 22 bin talep başvurusu olmuş 20500’ü olumlu, 1400’ü olumsuz. %65.’u olumsuz demiş. Koşulluda 3800 talep var bunun 2300’e yakını olumlu 1500’e yakını da olumsuz. Böyle diyerek gerçeği karartıyor aslında. Kaçıncı denetimli serbestlikte bunların verildiğini açıklamıyor ve 1-2-3-4-5, aylarca, yıllarca denetimli serbestliğini alamıyor, en sonunda alıyor “Bak almış. Bize iftira ediyorsun.” Diyor. Tamam da kaç ay sonra almış? Bunu söylemeden ne güzel gerçeği karartabiliyor Sn. Yurdunuseven! Üzücü bir durum bu. Kabul edilecek bir durum değil. Gerçek anlamda istatistiklere baktığımızda bunun böyle olmadığı görülecektir. Cezaevlerine gidin araştırın, sorun mahpuslardan, anından denetimli serbestliğini alabilen kaç kişi var? Alamayan %6.5 diyor. Allah aşkına ilk hakkında alabilen belki ancak o kadar habire yokuşa sürme, “İyi halli değilsin. Toplum ile uyuşmayacağına inanıyoruz. Yeterince kitap okumamışsın. Suları fazla aşmışsın.” Gibi inanılmaz gerekçelere sığınarak denetimli serbestlikler, şartlı tahliyeler çok yoğun oranda verilmiyor. Gidin Sincan Cezaevi’ne, herkes Sincan Cezaevi’nden kaçmaya çalışıyor. Fazla uzağa gitmenize gerek yok arkadaşlar, Sincan Cezaevi’nde mahpusları ziyaret edin. Cezaevinde neler oluyor neler bitiyor? Yüzde kaçı alabiliyor? Herkes bu konuda aynı şeyi söylüyor. Kimisinin alamadığını söylüyor. Biz cezaevlerine gidiyoruz ziyaret ediyoruz, bu mecliste benim kadar gidip cezaevlerinde mahpusları ziyaret eden bir başka milletvekili yoktur sanırım. Yüzlerce mahpusu ziyaret ettim son 1 yıl içinde ve hep bu şikayet ediliyor ama kalkıp Sayın Başkan kendisine sanırım Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün kasıtlı çarpıtılmış raporu geliyor, alıp orada kürsüde okuyor! Maşallah, gidin bir araştırın bakalım. Kaçıncı da veriliyor denetimli serbestlik? Kaçıncıda şartlı tahliye veriliyor? Allah aşkına!

Darıca’dan önemli şikayetler var! Darıca Belediyesi’nin iyi belediyecilik yapamadığına dair önemli şikayetler alıyoruz. “Darıca ilçesinin yüksek kesimlerinde sık sık elektrik ve su kesintisi yapılmakta. Sokak hayvanları oldukça bakımsız ve insanlar çok duyarsız.” Diye bir başvuru var. Darıca Belediyesi’ni göreve davet ediyorum. Vatandaşın mağduriyetleri bu noktada böyle. Biz de milletvekili olarak milletin sesi oluyoruz.

Umut Salih Dülek Şanlıurfa’nın Birecik ilçesinden başvurmuş. Anne baba arasında bir anlaşmazlık var ve boşanma olayı fakat faturayı çocuklar ödüyor sanırım. Anne zor durumda, baba ile ilgili uzaklaştırma isteniyor, babanın kendilerine yaptığı ile ilgili bir adalet talebi var çocuğun. Taciz edildiklerini, darp edildiklerini, hakaret gördüklerini söylüyor ve “Adalet Bakanlığı’na bu şahsın neden hala serbest olduğunu sormanızı istiyorum.” Diyor. “Zaten annem asgari ücret alıyor son derece zor durumda. Adalet istiyoruz.” Diyor ve “Çok da zor durumda olduğumuz için sosyal yardımlar açısından Birecik Kaymakamlığı’nın bizi değerlendirmesi gerektiğini söylüyoruz. Annem babam boşanmış madden manen büyük sorunlar yaşıyoruz.” Böylesi durumlarda devlet vatandaşına sahip çıkmazsa ne zaman sahip çıkacak? Diye soruyoruz Birecik Kaymakamlığı ileride bir sorun olmadan bu olaya müdahil olun. Oradaki Cumhuriyet Başsavcılığı’nı da göreve davet ediyoruz. Bu baba 1-2 gün tehdit eder, darp eder 3. Gün daha kötü hadiseler olabilir. Olayı biz çift taraflı da dinlemek isteriz. Çocuğun beyanları bu yönde bunlar bir iddiadır fakat ciddi iddialardır. Adaletin sağlanması bu iddialar ile ilgili netleşme sağlar.

Hayvan hakları ile ilgili çok başvuru geliyor. Hayvan hakları savunucularından da çocuğu köpekler tarafından saldırıya uğramış insanlardan da başvurular geliyor. Biz adaletli, vicdanlı bir yol bulunması gerekiyor. Bir şekilde yoğun kısırlaştırmanın yolunu arıyoruz. Bir başvuruda; “Eğer ki bu yasa teklifi yasalaşırsa ki medyadaki sahte hesaplar eli ile köpeklere karşı büyük bir düşmanlık üreten bu eller vasıtasıyla toplum hafızasında özellikle çocuklarda geri dönüşü olmayacak travma ve katliam görüntüleri nedeniyle büyük sıkıntılar yaşanacaktır.” Diyor.

Dündar Kerçin, MEB’de çalışan bir öğretmen ve bakın bir AK Parti MHP Cumhur Zulüm İttifakı klasiği! Yazılı sınava girmiş 90 puan almış, mülakata girmiş 44 puan ve elenmiş. Kapsam dışı sorular sorulmuş mülakatta. “Söyle bakalım nerelisin? Hangi sendikaya üyesin?” “Eğitim sen üyesiyim. Elenme sebebi sanırım bunlardan.” Diyor. Şu duruma bakın arkadaşlar! Ülkede bir vatandaş memleketin sorulmasından dolayı tedirgin oluyor çünkü diyor ki: “ Mülakatta bunu sordular bundan dolayı beni elediler.” Diyor. 90 puan yazılıda almış 44 mülakatta alıyor görüntü son derece üzücü.

Metin Gönülşen Antalya S Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmakta. Kişi 66 yaşında. %54 bedensel engelli, kalp ameliyatı geçirmiş, prostat var, felç geçirdi, 4 yıldır Türkoğlu’nda tutukluydu, depremden kısa bir süre önce Antalya’ya getirilmiş. Bu kişinin tahliye edilmesi gerekiyor veyahut da en azından Türkoğlu’na gönderilsin ama belli ki tahliye edilmesi elzem bir mahpus, bir an evvel tahliyesi gerçekleşmeli.

Rusafa Cezaevi; önceki basın toplantılarımda çok yoğun gündeme getirdim, bu hafta da gündeme getiriyorum. Çok başvuru var, büyük bir dram var. 450 civarında çocuk Irak Bağdat Rusafa’dan Türkiye’ye getirildi fakat anneleri o cezaevinde mahpus, büyük bir dram yaşanıyor. Çocuklar Türkiye’de perişan, anneler o tarafta perişan bir halde ve bir çözüm bulunması gerekiyor. Dışişleri Bakanlığı’nı defalarca göreve davet ediyoruz. Bu anneler en azından Türkiye cezaevlerinde cezasını çeksin çünkü bırakın iller arası uzaklığı ülkeler arası uzaklıktan imkansızlıktan dolayı aileler perişan durumda. Buna bir çözüm bulunmalı. Rabia Gizem Şeker’in ailesi başvurmuş. Diyor ki: “ Kendim görme engelliyim, eşim böbrek hastası 7 yaşındaki torunumuza bakmaya çalışıyoruz. Irak yetkilileri: “Türkiye isterse biz sizi göndeririz.” Diyor ama kimse bizi göndermiyor ve büyük bir perişanlık yaşıyoruz.” Diyor.

Gökhan Kurt Tekirdağ Çorlu Karatepe yüksek güvenlikli cezaevinde hükümözlü ve epilepsi hastası 10 aydır cezaevinde, dosyası Yargıtay’da ve Yargıtayca onanmadığı halde tekli hücrede kalmakta. Böyle bir mağduriyet yaşatılmakta.

İstanbul Büyükçekmece’nin 24 mahallesinden biri olan Alkent 2000 mahallesinde kaldırıma aidat çetesine konan kaçak kulübe 10 yıldır yıkım kararı olmasına rağmen kaymakamlıkça yıkılmadı, kaldırılmadı. Vergi, oy veren halkın kaldırımı gasp edildi. Bebekli anneler, bisikletler, sakatlar, bebekli arabalar, anneler, yaşlılar, otobüsten inenler kaldırım yerine caddeden yürüyorlar. Çünkü kaldırıma 2014’te konan kaçak özel güvenlik kulübesi var. Mahallede özel güvenlik olmaz. Kolluk kuvveti polis olur. Bu konuda böyle bir sıkıntı iddiası var. Bize başvurmuşlar. İBB yıkım kararı vermiş fakat hala yıkılmamış. Vatandaş bundan dolayı bize başvuruyor. Devlet otoritesi ayaklar altında diye başvurulmuş. Konu hakkında biz de araştırma istedik ve soru sorduk.

Ömer Alkassari 38 yaşında, 3 çocuk babası, Suriyeli bir eczacı. Türkiye’de yaşıyor ve “Sabıka kaydı olan bir Türk vatandaşı beni kaçırdı, darp etti. Daha sonra polis beni kurtardı. Sanığa 3 ay hapis cezası verildi sonra 2 Türk vatandaşı bana saldırdı ve bir eczacı benim 11 aylık çalışma ücretimi vermedi ve şikayet edeceğimi söyledikten sonra bana hakaret etti.” Çeşitli mağduriyetler yaşamış. Ev sahibiyle ilgili kira meselesiyle ilgili mağduriyetler yaşamış ve iftiraya uğradığını söylüyor. “Ev sahibi ve eski çalıştığım eczacı arabulucu avukata sahte bir sözleşme vermişler.” diyerek mağduriyetlerini gündeme getirmiş. Biz de ilgili makamlara bunu sorduk ve burada da gündeme diyoruz.

Emine Açık, kızı Aslı Açık, oğlu Hüseyin Açık, Irak Rusafa Cezaevi’nde Türkiye’ye geri iadelerini bekliyoruz diye bir başvuru var. Semra Zeynel’in yine Rusafa’dan iade başvurusu var. Arzu Turan Irak Rusafa Cezavi’nde kalmakta, Türkiye iadesini arzu ve talep ediyoruz diyor. Sevgi Yağmur yine talebi var ve Iraklı yetkililerin, Türkler istese biz sizi göndeririz fakat sizi istemiyor ve bizim de yapacağımız bir şey yok diye beyanatlarına aktarmış ve çocuklar Türkiye’de kendileri o tarafta 8 yıldır bir kronik yara olarak bu mesele devam ediyor. Birçok başvuru alıyoruz. Onların arasında Sümeyra Lappak var. Yine Rusafa hapishanesinde çok zor durumda çocuklarından uzak bir şekilde yaşayan bir kişi.

Rabia Yazar Irak Rusafa cezaevinde yatmakta. Aileleri yine bize başvurmuşlar ve bu meselenin çözülmesini istiyorlar. Buradan tekrar Türkiye Dişleri Bakanlığı’na söylüyoruz. Irak Bağdat Rusafa Cezaevi’nde büyük bir dram yaşanıyor. Dışişleri Bakanlığı yetkilileri konuyla ilgilenmeleri lazım. İnsanlar ölsün mü? İnsanlar büyük sıkıntılar mı yaşasın? Devlet olarak bu konuyu çözmek durumundasınız.

Seyithan Yaman Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevinde uzun yıllardır kalıyor. Ailesi Kocaeli’den gidip geliyor, Mardin’den gidip geliyor ve en sonunda geçtiğimiz yıl bu sıralar annesi bir trafik kazasında cezaevi ziyareti dönüşü hayatını kaybetti. Böyle acı bir olaydan sonra mahpusun Kocaeli veya Diyarbakır’a nakli konusunda girişimlerde bulunduk. Ancak Adalet Bakanlığı bu konuda adım atmıyor. Yani bakanlık bir vicdansızlık yapıyor. Başka ölümler mi olsun diye bakanlığa soruyorum. Seyithan Yaman konusunda soru önergeleriyle sorduk. Aile büyük bir sıkıntı yaşıyor. Kocaeli’de aile siz gönderiyorsunuz Elazığ’a. Kocaeli Kandıra’ya niye gelmesin? Gelebilir. Veyahut da illa çok uzağa götürmeyelim diyorsanız Diyarbakır’a gidebilir. Bu konularda adım atılmalı. Çünkü annesi bir cezaevi ziyareti sırasında, trafik kazasında hayatını kaybetti.

Tekirdağ F Tipi 2 No’lu Cezaevi’nde kalan amcasıymış Osman Kılavuz’un koşullu salıverilmesi 2023 Temmuz’dan beri erteleniyor. Hani az evvel söyledik ya Sayın İbrahim Yurdunuseven. “Öylesine bir şartlı tahliye veriyoruz ki almayan yok.” diyor. Ya bırakın denetimli serbestliği bir yıldır şartlı tahliye alamamış. Bunun gibi de binlerce insan var. Yani böyle göz göre göre gerçek dışı beyanda bulunmak son derece üzücü. Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde böyle politikalar yüzünden yokuşa sürdükçe sürülüyormuş. Biz bu konuyu da Adalet Bakanlığı’na soracağız ve bir çözüm bulmaya çalışacağız.

Bir ailenin iki çocuğu Bakır Öztürk Tekirdağ Cezaevi’nde, Necdet Öztürk Kırşehir Cezaevi’nde ve aynı suç ithamı grubundan arkadaşları olduğu halde bunları yan yana vermiyorlarmış. Açlık grevine başlamış. Adalet Bakanlığı’na CİMER’e yazmış cezaevi talepleri karşılanmıyor. Tecrit var üstünde ve açlık grevine başlamış. Bütün bunların çözülmesi için bizden yardım talep ediyor.

Yine Irak Bağdat Rusafa Cezaevi ile ilgili bir başvuru var. I”rak’tan getirilen yaşları 7-8-10 yaş aralığında 454 çocuk anne hasreti çekmekte. 50-80 yaşlar arasında olan ve mağdur olup 7 yıldan fazladır tutuklu olan ve birçok hastalık ile yaşamaya çalışan yakınlarınız için sizlere rica ediyoruz.” diyor. Onlarca kişi bize başvuruyor. Dışişleri Bakanlığı bu konuyu çözmeli.

Bir başka başvuru da İrfan Kürek. Kahramanmaraş, Türkoğlu, 1 No’lu, L Tipi Kapalı Cezaevi’nde 3 yıldır mahkum uyuşturucu suçundan ceza almış. Fakat bir barona verilecek ceza verilmiş 15 yıl. Bir aile dramı var. Böyle birçok aile var. Kısa süreli uyuşturucu kullanımına rağmen ağır cezalar ile uyuşturucu baronlarına verilen cezalar ile mağdur edilen gençler var, aileleri var. Bunlara bir çözüm bulunmasını biz hep istedik. 9. Yargı paketinde de hep bunu söyledik ama maalesef bu konuda da bir adım atmayı düşünmeyen bir iktidar var.

Şimdi bir olay var. İktidarın kendisinin yargıyı nasıl manipüle ettiğine dair acımasız bir karar örneği. Olay şu, 2015 yılında iki kişi AK Parti Eyyübiye ilçe binasına taş atarak camlarını kırmış. Daha sonra bu kişiler yakalanmış ve Semih Altun isimli bir kişinin ismini vermişler ve bu Semih Altun’a ait telefon tapesi ses kaydı, görüntü kaydı yok. Olayla bir bağlantısı olmadığını iddia ediyor yakınları ve düşünün bir adam öldürme yok, bir şey yok, kurşunlama yok. Üç kez ağırlaştırılmış müebbet verilmiş Semih Altun’a. Olacak bir şey değil. Yani bu ne oluyor Allah aşkına? Ki buna benzer başka vakalar var. Bakın 2018 yılında Siirt’in Eruh ilçesinde yine AK Parti ilçe binasının camı kırılmış. 12 yıl ceza vermişler. Yani en çok yine 12 yıl verilmiş. Bu kişiye 3 kez ağırlaştırılmış müebbet. Niye? Bakın bunun tersi örneği. DEM Parti’nin Birecik ilçe binası kurşunlanmış. Bu sefer ne olmuş? Kurşunlayan kişi yakalanmış. Hemen ilk mahkemede serbest bırakılmış. Düşünün taşlayan bir insana ağırlaştırılmış müebbet veriyorsun, öbür tarafta Dem Parti kurşunlanırsa şahsı gözaltına alıp serbest bırakıyorsun. İşte Türkiye’deki yargının hali bu arkadaşlar!

Yine bakın başka aileler de başvurmuş Bağdat Rusafa Cezaevi için. Nigar Tuncil 2017’den beri orada kalıyormuş. Yakınları başvurmuş. 7 yıldır çocuklarından ayrı sağlık durumu gittikçe kötüye gidiyor. Cezaevinde ne dışarı çıkılıyor ne düzgün yeme içme gıda meyve sebze vitamin alabiliyor. “Bu kadınlara ses olmalı ve ülkelerine geri iade edilmeliler.” deniyor. Y

Yine Emine İnal, Irak Bağdat Rusafa Cezaevi’nde. “8 yıl yakın ülkemize getirmek için her yere mail dilekçe yazdık.” diyor. Evet, Dışişleri Bakanlığı’nı defalarca bu konu için uyarmış olalım. Bu konuyu, bu insanlık dramını çözün diyoruz.

Velican Durak, Edirne F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda ve 3 aydır hala dışarı çıkamamış tahliyesi engelleniyor. Tahliyesi gündeme gelmeli. Mayıs ayında aslında tahliye edilmesi gerekirken, yatarı dolmuş Mayıs ayında tahliye edilmesi gerekirken şu anda Temmuz’un ortalarını geçmişiz. Hala tahliye edilmiyor. Bunu da CezaeviTutuklu Hükümlü Komisyonu Başkanı Sayın İbrahim Yurdunuseven’e iletelim. Böyle bir sürü mahpus var. Size Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nden gelen uyduruk raporlara itibar etmeyin. Şöyle bir raporu evirip çevirin, aslını esasını öğrenin, gerçek istatistiklerini yapın da öyle konuşun sayın Yurdunuseven.

Çok önemli hak ihlallerinin, üzücü olayların yaşandığı bir ülkedeyiz. Şu gördüğünüz gibi anne ve üç çocuğu, bir çocuk bir buçuk yaşında emzikli, diğer çocuklar altı, yedi yaşında. Kız çocuğunun skolyoz hastalığı var, devamlı tedaviye ihtiyaçları var. Edirne’de tutuklanmışlar. Yargıtay’ca onanmış bir suçu da yok. “Niye bu ülkeden kaçıyorsun?” diye tutuklanmış. “Ben bu ülkede yaşamak istemiyorum.” dediği için tutuklanmış. Üç çocuğu ile Edirne Cezaevi’ne konulmuş. Ülkenin hali bu değerli arkadaşlar. Bu ülkede yaşamak istememek bile bir suç oluyor.

Bakın bunu da yine cezaevi hakkında çok olumlu yerler diyenler görsün. Adli tıp ölüm aşamasına gelmiş. Tek başına yaşayamayan, cihaza bağlı tutsakları dahi tahliye etmiyor. Hapishanede ölüme mahkum ediyor. Eylül 2022’de Urfa T Tipi’nde ölen siyasi tutsak Bozo Yılmaz. Şimdi bir karikatür çizilmiş bir mahpus bize göndermiş. “Zaten yakında tahliye olacaksın. O güne kadar hapishanede bekleyebilirsin bence.” diyor. Hastalığı olan bir mahpus ölmek üzere öksürüyor, kötü bir durumda ama “Ya zaten tahliye olursun merak etme gibi cümlelerle karşılaşıyor. Bunun gibi hasta mahpusların dramı var ve çok miktarda yaşanıyor.

Göç idaresinin bir açıklamasını şurada göstermiş olayım. Göç idaresi geçtiğimiz günlerde adeta bir cinayet işledi. Göç İdaresi son zamanlarda ne yapıyor? Bakın birçok sığınmacıya yönelik yaptıklarından örnek verelim. Mesela Kayseri’de sığınmacılar saldırıya uğruyor. Saldıran 8 bin kişiden tutuklanan 13 kişi oluyor. Fakat abuk sabuk gerekçeler bulunarak Suriyeliler geri gönderme merkezlerine gönderilerek sınır dışı ediliyor.

Yine bir başka vakada Özbekistan’lı bir kişi Nurali Rustamov, Özbekistan’a gittiği takdirde ölüm tehlikesi olan bir kişi maalesef Özbekistan’a gönderilmiş. 10 yıldır burada. Madem tehlikeli bir kişi 10 yıldır niye dokunmadınız? Şimdi böyle yapıyorsunuz. “Yani biz gönderdik ama gidin MİT’e sorun.” gibi bir cevap vermiş Göç idaresi. Nurali’nin Özbekistan’a gönderilmesiyle ilgili.

Ferid Azad, PKK üyeliği suçlamasıyla tutuklanmış, hala tutuklu. Yani böyle bir örgütsel bağı da olmayan, kendi başına bağımsız genç grubu kurmuş ve Kürtlere hak isteyen bir sivil toplum aktivisti ve iftiralarla tutuklanmış. Kürt, Kürtçe, hak, hukuk diyen herkesin maalesef başına gelen hal Türkiye’de böyle değerli arkadaşlar.

Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyesiyim ve geçtiğimiz günlerde yeni Sağlık Bakanı Sayın Kemal Memişoğlu ziyaretimize geldi. Tebrik ediyoruz. Milletvekillerine gelip “Nedir milletin derdi?” diye sormak güzel bir davranış. Devamını da diliyoruz. Biz tabii milletvekilleri olarak soru önergelerimizle ilgili eleştirilerimizi söyledik ve bu yanlışların olmaması gerektiğini söyledik kendisine. Umarım düzeltmeler yapılır.

9. yargı paketi değerli arkadaşlar. Çok üzücü bu 9. yargı paketinde biliyorsunuz 350 bin mahpus af indirimi bekliyordu. 5 yıl indirim bekliyordu. 4/4’ler bir gelişme bekliyordu. Uyuşturucu baronu gibi ağır cezalar verilenler bir indirim bekliyordu. KHK zorbalığına uğrayanlar bir gelişme bekliyordu. Kürt meselesinde en ufak hak hukuk denildiği zaman “terörist” denenler bir gelişme bekliyordu. Hiçbir şey yok. Artı üstüne olan şey de muhalifin malına çökmeyi kolaylaştıran maddeler getirmek. Bu denli zalimce, vicdansızca bir karar alınmış durumda maalesef.

Yazılı sınavda kıl payı geçen AK Parti’ye yakın kişiler, vekillerin yakınları, akrabaları mülakatta aniden yüksek puan alıyor. Önce yazılıda yüksek puan alanların tam tersine, yazılıda yüksek puan alan vatandaşlar mülakatta torpil olmadığı için eleniyordu ya. AK Parti’li yetkililere yakın olursanız, yazılıyı kıl payı geçseniz bile mülakatta müthiş bir puan alıyorsunuz. Ülkenin hali bu. Adalet ve Kalkınma Partisi değil, Zulümat ve Kötülük Partisi haline geldi bu parti.

15 Temmuz geçtiğimiz günlerde törenlerle kutlandı ama 15 Temmuz sonrasında yapılan korkunç OHAL uygulamaları, soykırım uygulamaları, sivil ölüm uygulamaları bitmedi. İşte onlardan birisi gözaltına alınan bir kişiye yapılan Eyüp Birinci’ye yapılan vahşi işkenceler. Eyüp Birinci için Anayasa Mahkemesi 2-3 yıl önce bir karar vermişti. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın harekete geçmesini istemişti. Uzun süre harekete geçmemişlerdi. Biz de defalarca uyarmış ihlal kararı vermişti ve uzun bir aradan sonra Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı bu konuda harekete geçmiş. Umarım adil bir karar verilir çünkü Anayasa Mahkemesi apaçık bir işkence yapılmış ve “Siz bunu araştırmamışsınız.” diyerek bir ihlal kararı vermişti ve uzun bir aradan sonra Başsavcılık harekete geçmiş, uzun bir ara olsa da yine de olumlu bir gelişme diyoruz.

Biz buradan tekrar haykırıyoruz. 15 Temmuz’un raporu yok! 15 Temmuz’un meclis raporu yok arkadaşlar. Komisyon toplandı. Birtakım tutanaklara beyanatlar geçirildi. Ondan sonra raporlaştırılmadı ve rapor yok edildi. Peki 15 Temmuz’un siyasi ayağı nerede? O da yok. Peki yurtta sulh konseyi üyeleri kim? Nedir? Böyle bir konsey üyesi kimdir? Nedir? Nerede? Hangi liste? Somut kaç kişilermiş? Ne olmuş? Böyle bir şey de yok. Yani 15 Temmuz büyük bir şaibe altında değerli arkadaşlar. Büyük bir karartma altında biz konuyu ayrıntılı araştırıyoruz. İtiraz ediyoruz ve gerçeklerin ortaya çıkmasını istiyoruz. Gerçekler bir gün ortaya çıkacak. İktidar baskısıyla yargı, kararları, gerçekleri örtbas etmeye yönelik olarak çıkıyor. Yetkililer doğruyu söylemiyor. Sayın Hulusi Akar’ın, Abidin Ünal’ın, Hakan Fidan’ın, mecliste kurulacak bir yeni darbeyi araştırma komisyonuna girip ifade vermesi, milletvekillerinin sorularına cevap vermesi gerekiyor. Bunu da buradan net bir şekilde söyleyelim.

Geçtiğimiz günlerde bakın belki 3-5 gün geçti ama 3-5 gün geçse de, 3-5 yıl geçse de unutulacak bir şey değil. İzmir’deki hadise, bakın yağmur yağmış, bir yerden atlamaya çalışıyorsunuz su birikintisi aklınıza ölüm gelmiyor ama su birikintisine değdiğiniz anda ölüveriyorsunuz. Çünkü elektrik kaçağı var. Bir değil iki kişi anında ölüveriyor. Herkes kaçışıyor. En sonunda anlaşılıyor ki 80 santim aşağıda olması gereken elektrik kablosu 15 santim aşağıda ve elektrik kaçağı var. Yani bu denli ucuz bir hayat yaşıyoruz maalesef. Bu denli güvenliğimiz ayaklar altında değerli arkadaşlar. Bunu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hak etmiyor ama yaşatılan bu.

Bakın yıllarca şunu da söyledik. Kocaeli Dilovası ilçemiz. Otoban altında altından alt geçit ger yağışta bu sıkıntıyı yaşıyor. Orası göle dönüyor. Su birikintileri, altyapı yok. Her yağışta böyle mi olacak Sayın Tahir Büyükakın? Ne zaman burayı düzelteceksin ya? Allah aşkına! Kocaeli Büyükşehir Belediye yetkililerine, Dilovası Belediyesi yetkililerine söylüyoruz herkes topu birbirine atıyor. “O yapsın, bu yapsın.” Sonuçta Dilovası halkı mağdur. Sadece Dilovası halkı değil, sanayi mağdur, kamyonlar, tırlar, arabalar mağdur. Düşünün gölün içine girip alt geçitten öyle çıkıyorsunuz. Belki de biraz daha sular yükselse orada boğulup öleceksiniz.

Kocaeli Üniversitesi’nde geçmiş günlerde bir facia yaşandı. MR için gitmiş fakat içeriye metal eşyanın alınmaması gerekirken metal eşya alınca orada büyük bir kaza yaşanmış, 30 milyonluk bir hasar var. Yani kim verecek bunun hesabını arkadaşlar? Bu konu hakkında da biz soru önergesi verdik. Çok büyük bir acemilik, iş bilmezlik olmuş. Bunun hesabının verilmesi gerektiğini söylüyoruz.

Dilovası Tavşancıl Sahili ile ilgili soru önergesi verdik. Kocaeli Büyükşehir Belediye ve Dilovası Belediyesi Meclis Üyesi Eylem Güleser bir soru önergesi vermiş, konuyu takip ediyoruz ve bu meseleyi çözmeye çalışacağız. Tavşacıl Sahili’ni arkadaşlarımızla gittik. Son derece bakımsız. Tavşancıl sahilindeki kıyı şeridi oldukça bakımsız, ihmal edilmiş bir halde. Bir an evvel yapılması lazım. Tavşancıl halkı büyük bir mağduriyet yaşıyor. Buna layık değil halkımız. O kadar güzel bir bölge. Yani Osmangazi Köprüsü’nün göründüğü müthiş bir deniz manzarasının olduğu bir yerde çok mezbelelik bir görüntü var maalesef.

Serebrenitsa soykırımını andık, katliamlar, soykırımlar hiçbir zaman unutulmaz olmaması gerektiği ve hepsine karşı aynı duyarlılıkta olmamız gerektiğini de tekrar söyleyelim. Ermeni soykırımı, Serebrenitsa soykırımı, Filistinlilere yapılan soykırım bizim için hiçbir ayrım yoktur. Kime soykırım yapılmışsa hepsi eşit statüdedir bunu da bilelim. “Şu insan benimdir, şu insanla yapılan soykırımı görmeyeyim.” demiyoruz. İnsana yapılan her türlü haksızlık karşısında duyarlarımız yüksek.

Kadir Dede isimli bir danışman arkadaşımız, meclisle çalışma arkadaşlarımızdan görüyorsunuz. Geçtiğimiz günlerde şu genç yaşında kansere yakalanarak vefat etmiş. Allah rahmet eylesin. Bu mecliste birlikte çalıştığımız, karşılaştığımız bir arkadaşımız. Kendisine Allah rahmet diliyoruz, mekanı cennet olsun.

Bir vefat haberi de uzun süre mahpusken tahliye edilmesi gerektiğini söylediğimiz bir kişi için,ü 67 yaşında akciğer kanseri, kanser hali ile cezaevinde çok zorluk çeken bir mahpustu Ahmet Zeki Özkan. Kendisi Burdurludur, Yeşilovalıdır ve cezaevine girdikten sonra kanser oluyor. Büyük acılar çekiyor ve tedavisi içinde bir türlü tahliye edilmedi. Uzun süre bir uğraş verdik. Tahliye edildi sonunda. Çıktıktan sonra da kendisiyle görüştük ve maalesef 1 yıl sonra hayatını kaybetti biz görüştükten sonra ve Allah rahmet eylesin diyoruz sonuçta. Büyük zulümler gördü ama en sonunda da maalesef hastalık sonucunu gösterdi.

Basın toplantımızın sonunda yine her hafta andığımız önemli hak ihlallerini gündeme ediyoruz;

Cemal Kaşıkçı Suudi Arabistan Konsolosluğu’nda yok edildi, buharlaştırıldı, imha edildi ve Tayyip Erdoğan bu konu hakkında demediğini bırakmadığı halde daha sonra dosyayı Suudi Arabistan yetkililerine verdi ve konuyu kapattı. Ama bizim açımızdan kapanmadı. Cemal Kaşıkçı’nın uğradığı haksızlık bizim de itiraz ettiğimiz bir haksızlık her zaman.

Osman Kavala yıllardır büyük bir zulüm altında ve suçsuz, günahsız, ağır suçlarla itham edilerek cezaevinde, bir an evvel çıkması gerektiğini söylüyoruz.

Sayın Selahattin Demirtaş’ta uzun bir süredir tüm kamuoyunu, vicdanını sızladığı ithamlarla cezaevinde elle tutulur, hiçbir şey yok. Fakat iktidar siyasi rakibini cezaevinde tutarak yarışta çok büyük bir adaletsizlik yapıyor ve korkunç bir hak yiyor. Korkunç bir hak yiyor.

Şerif Mesutoğlu yıllardır anıyoruz. Büyük bir haksızlığa uğradı. AİHM’de bile dosyası geciktiği için işlem göremediğinden dolayı şu anda belki kanun yararına bozma yoluyla bir kurtuluş olabilir onun için. Ama çok iyi biliyoruz ki işlemediği bir cinayetten dolayı ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmış bir kişi.

Selçuk Kozağaçlı yıllardır büyük bir adalet, hukuk mücadelesi veren bir kişi ve karşılığında ödül alacakken yargının cezalandırılmasıyla zindanlarda olan birisi Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı.

Adalet Bakanlığı’nın önünde bekleyen annelerimiz var. Emine Şenyaşar, Sevinç Çakır ziyaret ediyoruz ve onların yanında olduğumuzu hep söylüyoruz söylemeye de devam edeceğiz çünkü haklılar. 15 Temmuz darbesinden sonra zulmen darbeci ilan edilip müebbet verilen, zindanlara tıkılan gencecik insanlarımızdan birisinin annesi Sevinç Çakır Murat Çakır’ın annesi. Onlar için adalet talep ediyoruz her zaman, her yerde.

Gabonlu Dina’nın öldürüldükten sonra belki anmadığımız haftası yok. Her hafta onu andık. Ona yapılan haksızlığa insan olduğu için karşı çıkıyoruz. Kendi dinimizden, kendi ırkımızdan, rengimizden, dilimizden olmayabilir ama insan olduğu için ona yapılan haksızlığın karşısındayız.

Yusuf Bilge Tunç kendisi 2019 6 Ağustos’ta, düşünün 5 yılı dolduracak yakın bir süre sonra kaçırıldı. Muhtemelen yok edildi, öldürüldü ve halen ne ölüsü ne dirisi var. Ailesi halen onun yolunu bekliyor ve hiçbir yetkili de bu konuda açıklama yapmak istemiyor. Büyük bir zorbalık, büyük bir haydutluk ve büyük bir maalesef ki üzüntüyle söyleyeceğim ama büyük bir cinayet var ortada. Belli ki 5 yıldır ortaya çıkmamışsa bu insan katledilmiş ve hiçbir kimse hesabını vermek istemiyor.

Yusuf Bilge Tunç gibi kaçırılan ve ancak en sonrasında cezaevinde ortaya çıkan insanlar var. Gökhan Türkmen, Yasin Ugan suç ithamı nedir ne değildir bilmem ama bizim için insan canı önemlidir. Hiçbir vatandaş zorla kaçırılıp kaybedilerek sorgulanmayı hak etmez. Adil bir yargılamayı hak eder. Ama bu kişiler uzun bir süre kaçırılıp ondan sonra bir sürü işkence yapıldıktan sonra kendilerini cezaevinde buldu. Suçları ayrı bir şeydir, suç ithamları ayrı bir şeydir, ayrı bir iddiadır. Fakat hiçbir vatandaşa, insana bu yapılmamalıdır.

Koray Vural da yine aynı akıbete uğradı. Uzun bir süre sonra ortaya çıktı, kaçırıldıktan sonra.

Yine Gülistan Doku yıllardır söylüyoruz. Üç yılı geçti, üç buçuk yıla yaklaşıyor. Halen ne ölüsü var, ne dirisi. Bir devlet vatandaşının cesedini aramasına rağmen bir şekilde bulamadı. Büyük ihmaller oldu, gecikmeler oldu gördüğümüz kadarıyla. Ve gelinen noktada Gülistan Doku’nun annesi, babası, kız kardeşi ve tüm yakınları ağlamaya devam ediyor.

Hürmüz Diril, eşi Şimoni Diril’in katledilmesinden sonraki kendisi de kaçırılmıştı. Halen cesedine bile ulaşılamıyor. Biz de herkes unutsa da onun hakkını, hukukunu unutmuyor ve meclisten gündem ediyoruz.”

Yorumlar