9 Ocak 2025

Gergerlioğlu: “Herkes dertli. Memur, emekli, işçi emeklisi, engelli çünkü AK Parti MHP Cumhur Zulüm İttifakı onlara hayatı her gün daraltıyor. Enflasyonu %44 açıklıyorlar. Aslında gerçek ekmekten neşet eden enflasyon en az %100 ama memura memur emeklisine verdiği %11. Felaket bu boyutta. Millete reva görülen fakirlik bu boyutta.

Bir yasa çıkıyor şu anda. Bu yasada da 2008 öncesi engellilik raporu alanların engellilik haklarının gaspıyla ilgili maddeler var. Engelliler bugün ayakta, emekliler ayakta. Bu durumu kabul etmiyorlar. Emekliler TÜİK’in önüne gidiyorlar.

Engelliler yasanın iptal edilmesini istiyorlar çünkü her yasa ile halkın hakkı gasp ediliyor arkadaşlar. Halkın hakkından tırtıklıyorlar. Sağlık komisyonundaydım. Çıkan yasada gördüğümüz bu. Palyatif pansuman tedbirler, halkın hakkından tırtıklamalar, gasp etmeler, bütün bunlar yaşanıyor çünkü berbat ettikleri bir ekonomi var ve nasıl işin içinden çıkacaklarını bilmiyorlar. Bunu kabul etmiyoruz.

Halkı sefalete sürükleyen, durumunu her geçen gün zorlaştıran bir hali yaşıyoruz. 2025 yılına girdik ve 2025 yılının 2024’den çok daha kötü olacağı apaçık ortada. Enflasyon düşürülemiyor, artıyor. Verilen zamlar enflasyonun çok çok altında ve halk bu sene büyük bir fakirlik yaşayacak, büyük zorluk yaşayacak. Gerçekten bu böyle. Bunu çok yakinen görüyoruz ve kabul etmiyoruz.

Kürt meselesinde çözüm, görüşme, şu bu deniliyor ama öbür taraftan bakın bir fotoğraf! Habur’da katledilen gazetecilerin cenazelerini almak için bekleyen insanlar cenazeleri alamadı, aileler cenazeleri alamadı ve maalesef cenazeler halen ailelere verilmemiş durumda. 2 gazeteci katledildi ve halen düşünün cenazeleri ailelerine teslim edilmiş değil. İnsanlar Habur’da kapıda beklediler, günlerdir beklediler. “Sistem yok” denilerek cenazeler verilmiyor. Bırakın da cenazeler toprakla kavuşsun, ailelerine ulaşsın, toprağa verilsin ama böyle bir insaf bile yok. Bunu da görüyoruz.

Hasta mahpus, kanser hastası Hadi Elçiçek 2. kez tutuklandı!

Mezopotamya Haber Ajansı web sitesi erişime engellendi. Yeni Yaşam Gazetesi web sitesi erişime engellendi. Nasıl oluyor bu iş? Bir taraftan “İmralı’yla görüşüyoruz.” derken öbür taraftan da özgür medyanın kanallarını, halkın nefes borularını kesmeye, kısmaya çalışıyorsunuz. Kabul edilecek bir durum değil değerli arkadaşlar.

Yoğun hak ihlalleri alıyoruz ve bunları da sizlere beyan etmek isteriz.

Halkın her kesiminden bize başvurular geliyor ve az evvel de bahsettiğim gibi her geçen gün halkın alanı daraltılıyor. Güçlülerin iktidar sahiplerinin alanı genişletiliyor. Olay bu. Bakın şikayetlere bunlar yansıyor.

Tıbbi sekreterler diyor ki: “Binlerce kişi mezunuz ama çalıştığımız yerde cari bütçeden karşılanıyor bizim maaşlarımız. Bakanlık nezdine alınması gerekiyor ve taşeron mağduriyetimiz giderilmeli.” diyorlar.

Mahpuslardan çok şikayet var. Aileleri bize ulaşıyor. Aykut Kara Diyarbakır 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kalıyor Ankara’ya aylardır, yıllardır nakil istiyor. Aile Ankara’dan Diyarbakır’a gidip gelmek son derece zor. Ankara’ya nakil istiyor fakat halen verilmiyor. Özellikle bir seçim yapılıyor. Mahpusu uzak yere sürmek ve ailesini de çektirmek Adalet Bakanlığı’nın şiarı haline gelmiş. Çok üzücü, yazıklar olsun diyoruz.

Mirhat Toğrul, Muş Bulanık doğumlu, vicdani reddini ilan etmiş.

%97 engelli SMA hastası çocuğu 18 yaşına giren bir vatandaş bize başvuruyor. Diyor ki: “ÖTV için Aralık ayında para ödedik. Aracımızı almaya 1 hafta kala ÖTV muafiyet yerli kanunu sebebiyle şimdi aracı alamıyoruz. Engelli yakınlarından böyle çok başvuru var. 5 yılda bir araç yenileme hakları varken 10 yıla çıkarıldı ve bu konuda çok büyük bir mağduriyet oluştu. Kanunun kapsamının genişletilmesini istiyorlar mağduriyet oluştu. Kanunun kapsamının genişletilmesini istiyorlar.

Erzincan Yüksek Güvenlik Cezaevi’nde Mehmet Durak 29 yıldır kalıyor ve son birkaç aya kala ömür boyu cezaevinde kalmasına karar verilmiş. Ailesi çok büyük mağduriyet yaşıyor.

Kütahya Cezaevi içler acısı. Arkadaş grubundaki kişilerin koğuşlarını değiştirmişler ama su sıkıntı, tuvalet bir tane, yatak yok, yerde yatmaya başlamışlar. Hepsi hasta olmuş, yatak almak istemişler, verilmemiş, çamaşır makinesi alalım denilmiş, verilmemiş. Büyük mağduriyet yaşıyorlar.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi uhdesinde bulunan simitçi tezgahlarının sahiplerinden de başvuru var. Belediyenin simitçi tezgahlarının sahiplerinin ölümünden sonra varislerine bu tezgahları vermemesi nedeniyle ki önceden “veririz” diye vaatte bulunmuşlar seçimden önce. Seçimden sonra da bu vaadi unutmuşlar. Bu da kabul edilecek bir durum değil. Sayın İmamoğlu, simitçiler bize başvuruyorlar ve Simit Satıcıları Dayanışma Derneği Başkanı Yılmaz Korkmaz bize başvurdu. İstekleri var ve şikayetleri var. “Mağdur olduk.” diyor ve devir hakkı iadesi istiyorlar. “2020 yılında verilen sözlere uygun olarak işgaliye hakkı devir işlemleri derhal gerçekleşmeli.” diyor. Hukuki düzenleme istiyorlar ve belediyeyle bir diyalog istiyorlar. “2024 seçimleri öncesinde çok söz verildi fakat şu anda bunlara uyulmuyor.” diyorlar.

“KHK’lı ve ağır engelli olan bir oğlum var.” diyor KHK ile ihraç  bir vatandaş. ÖTV muafiyetiyle araç satışına 10 yıllık şart getirdiler ve bu süreci de geriye doğru işletiyorlar. Bunun Anayasa Mahkemesi’nde iptali sağlanmalı diye bize başvurmuş. “2026 yılında yeni araç almayı planlıyorduk. Ancak yürürlüğe giren 10 yıl şartı sonrası yeni araç alma sürem 2031 yılına ötelendi. Aracı aldığım zaman yürürlükte olan kanuna tabi olmam gerekirken yeni kanuna tabi oluyoruz.” diyor.

Erhan Zariç Çorum L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalan bir kişi ve cezaevleriyle ilgili burada gündeme getirdiğimiz hadiselerle ilgili çarpıcı ve üzücü bir haberi bize iletiyor. Nedir bu? Çorum L Tipi Cezaevi’nde Harun Polat isimli bir mahpus hayatını kaybetmiş ama nasıl kaybetmiş? Defalarca kendisi ve koğuş arkadaşları: “Bu kişi hasta, bunu hastaneye götürün.” dedikleri halde götürmemişler ve hasta vefat etmiş. Değerli arkadaşlar, Yılmaz Tunç duyuyor musunuz? Bu nasıl bir haldir? Her gün her gün cezaevlerinde onlarca insan ölüyor. Tek birini bile kalkıp açıklamıyorsunuz. “Ölen öldü, kalanlar bizimdir. Bize ne!” diyen bir anlayışınız var, umursamıyorsunuz. İnsanlar o kalabalık içinde sağlıklarını kaybediyor, sağlıklarını kaybettikten sonra da tedavi hakkına ulaşamıyor ve sonuçta hayatlarını kaybediyorlar. Bunlar adeta bir cinayettir ve Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç vebali de sizin omuzlarınızdadır.

Acil yardım ve Afet Yönetimi Bölümü mezunları kadro için bize başvurmuşlar. “On binlerce mezun var. Bu konuda gerekenler yapılmalı, kadrolar açılmalı.” diyorlar.

Yine engelli yakınlarından çok başvuru var. “Engelli emeklilik şartlarını değiştiren yasayı kabul etmeyin.” diyorlar ve maalesef kabul edildi bu maddeler. “Engelliyiz zorlanarak da olsa emeklilik için çalışmaya devam ediyoruz ama yeni yasa ile tek bir hastalıktan iş gücü kaybı raporu almamız mümkün değil. Lütfen biz engellerin bu hakkını bizden almayın. Bize kader vurdu. Bir de siz vurmayın.” maalesef kader size vurdu ama bir de AK Parti MHP Cumhur Zülüm İttifakı vuruyor. Maalesef acı, gerçek bu arkadaşlar.

Hasan Karapınar, lenfoma hastası bir mahpustu. Defalarca gündeme getirdik. Ardından kanser hastalığı tekrar nüksetti ve bu da tutuklandıktan sonra oldu. Tutuklandıktan sonra hastalık nüks oldu. İstanbul’dan sonra Kocaeli’ye, ardından Adana’ya sürgün edildi. En sonunda kanserin nüks ettiği de ortaya çıktı ve tahliye edildi. Ev hapsi verildi. “Bu kadar zulüm birazcık yeter. Tam da serbest bırakmayalım ev hapsi verelim.” dediler. Ev hapsi verdiler. Ne oldu? Bir şeye yaramadı. Çünkü kanser tedavisi oluyor Hasan Karapınar ve tedavisi aksıyor. Bana ulaştı tedavisi için hastaneye gidemiyor. Kendisini arıyor, tarıyor, bir sürü yerlere başvuruyor. İzin veriyorlar. Öğleden sonra 15.00’da izin veriyorlar. Kalkıp gidiyor fakat hastanede kimseyi bulamıyor. Bu sırada kendisini defalarca arıyorlar.Neredesin?” deniliyor. “Kardeşim ben tedavi olmaya gidiyorum ama doktoru bulamadım.” diyor. Boş yere yorgunluk, boş yere koşturmaca zaten hasta bir kişi bu. Saçları dökülmüş bir kanser hastası, lenfoma hastası zulmediyorsunuz kişiye. Ayıptır, yazıktır, günahtır. Bu insanlar hasta olmuşlar. Bir de hastalığın çilesini çekiyor. Bir de sizin zulmünüzün çilesini çekiyorlar. Günahtır, yazıktır. Kabul edilmeyecek bir durum. Sağlık Bakanı Sayın Kemal Memişoğlu ve Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç bunları duyun. Hasta bir mahpusa yapılan bu. Sayın Fethi Yıldız siz de duyun. Hasta mahpusların durumunu defalarca gündem ediyorsunuz. Şimdi hasta mahpusların durumunu defalarca gündem ediyorsunuz. Tamam doğru bir iş yapıyorsunuz ama bakın hasta mahpuslara yapılan zulümler hangi boyutlarda korkunç boyutlarda zulümler yapılıyor. Artık onların iniltileri arşı alaya çıktı. Bunu da duymuş olun ve mutlak surette bir çözüm sağlanmış olsun. Hasta mahpusa eziyet gerçekten suç ve günahtır.

Niğde Bakımevi. Biz bu bakımevlerini çok gündem ediyoruz. Geçtiğimiz günlerde epilepsi hastası ve engelli 9 yaşındaki çocuk şüpheli bir şekilde vefat etti ve öncesinde de işkence iddiaları vardı. Sayın Aile Bakanı ne yapıyorsunuz? Burada olanlar hakkında bir işlem yaptınız mı? Görevden alma konusunda bir işlem herhalde yapmadınız. Eşiniz ile ilgili birtakım iddialar var, görevden alındı. Kime neyi soracaksınız arkadaşlar? Aile Bakanı’na bir şeyler soruyorsun bakıyorsun eşiyle ilgili bir şey çıkmış ortaya, başka birisine bir şey soruyorsun bakıyorsun başka bir tarafta başka bir günahı kabahati çıkmış. Bu ne haldir ya! Halk size nasıl güvensin? Halk size oy vermiş başa gelmişsiniz halka ihanet içindesiniz bu nasıl bir haldir! Olacak şey değil.

Muhammed Kaya şu an Elazığ T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalıyor. “Eşim Elazığ Açık Cezaevin’deyken ayak topuğunu kırıyorç” diyor alçı, atel yapılmış ama çok bakımsız bir halde sorumsuzca koğuşta tutuluyor. Kırık yeri enfeksiyon kapmış ve gayri sıhhi şartlarda cezaevinde tutuluyor. Yine Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’na da buradan duyuruyorum. Bu ne haldir? İki hakkı çiğneniyor bu kişinin. Hem sağlık hakkı hem de tedaviye erişim hakkı engelleniyor. Hem Adalet Bakanlığı hem de Sağlık Bakanlığı sorumlu.

Cihan Yıldız Kocaeli Dilovası’ndan bize başvurmuş. Arsalarla ilgili sıkıntı varmış imar müdürlüğünde. “Kendi arazimizin devlete verilecek olan %30’luk hissesinin başka bireylere verilmiş olması bizi derinden etkiliyor.” arazileri kaybolmuş kişilere arazisi olan kişilerin arazileri verilmiş. Halk belediye ile muhatap olacağına başka kişiler ile muhatap olmaya başlamış. Arazisi kaybolanlara “Gel kardeşim şurada bir arazi var. Şu şahsın arazisi gel seni oraya ortak ettik.” deniliyor. Ortak ettikleri kişiler de “Bu ne biçim haldir ya? Bize miras kalan malımız nasıl başkasının olabiliyor?” diye isyan ediyorlar. “Halk ile karşı karşıya kalıyoruz. Olacak bir iş değil.” diyorlar.

Adana Suluca Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde tutulan 57 yaşındaki ağır hasta mahpuslardan Fevzi Arslan’ın durumu hakkında bize iletmişler. Öncesinde Urfa Tem’de işkence gören, öldü sanılıp morga konulan bir kişi. Elektrikli işkence görmüş, beyin kanaması olmuş, pıhtılaşma olmuş, ATK raporunda işkenceler tespit edilmiş, şiddetli baş ağrıları yaşıyormuş, beyin MR sonuçları dikkate alınmamış, beyinde bir kendi tabirlerle erime yaşanıyor travmalardan dolayı diyorlar. İlacını alamıyor, zihinsel faaliyetlerini kaybetmiş, ailesini tanımakta güçlük çekiyor. Çoluk çocuğunu tanımıyor ve karın fıtığı var. Ameliyat olması lazım. Günün 24 saati ağrı çekiyor. Sinir krizi geçirmiş ve hapishanede devam eden ağız içi arama ve onur kırıcı aramalardan kaynaklı tedavileri aksıyor. Ömer Arslan hastaneye götürülmüş ama Fevzi Arslan hastaneye götürülmemiş ve bir hasta mahpusun durumunu daha maalesef anlatmış olduk.

İzmir Menemen T Tipi Cezaevi’nde Bulut Altuğ ve Cem Ersun isimli mahpuslar burada. Cem Ersun 18 Aralık’ta açlık grevine başlamış. Dilekçesi kabul edilmemiş. Tek kişilik hücreye alınmayarak başlatmış olduğu açlık grevi eylemi eziyete dönüştürülmüş ve HIV koğuşuna konulmuş, AIDS hastaları ile aynı koğuşta tutuluyormuş. Bu da olacak bir iş değil hakikaten. Böylesi bir hastalık bulaşırsa çok tehlikeli olur. Adeta ölüme sürüklemek anlamına geliyor şu andaki durum. Bu konu hakkında Adalet Bakanlığı lütfen bir açıklama yapsın Bulut Altuğ’un durumu ile ilgili, koğuşu ile ilgili.

Savaş Çelik şu an Erzurum Dumlu Cezaevi’nde sürekli psikolojik baskıya maruz kalıyorlar ve cezaevinde sürekli sular, elektrikler kesiliyormuş. Erzurum Dumlu Cezaevi’nden zaten çok başvuru alıyoruz.

Cihan Noyan bize yurt dışından ulaşmış, Diyarbakırlıymış, vicdani reddini ilan etmiş. Biz de buradan halkın sesini duyurmuş olalım. Diyor ki: “Zorla dayatılan bu askerliği yapmak istemiyorum ve vicdani reddimi ilan ediyorum. Barış yanlısıyım.” diyor.

Muhammed Işık, Varto doğumlu o da vicdani reddini ilan etmiş. “Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında yaşayan bir Kürt olarak kendi hür ve özgür iradem ile zorunlu askerliğe karşıyım.” demiş.

Engelli yurttaşlardan çok fazla başvurular var. “Doğuştan ortopedik engelliyim. 2008 öncesi için vergi dairesinin onayladığı vergi indirimi raporunun geçersiz olacağı söyleniyor. Emeklilik için SGK’ya başvuru yapıp tekrardan hastaneye gidip iş gücü kaybı için rapor alınacak diye söyleniyor. Büyük ihtimalle rapor oranlarını da düşürürler. Her işlem için sürekli rapor mu alınır? Sonuç olarak raporun sürekli ve iyileşme, düzelme şansı yok.” az evvel söylediğimiz gibi her vesileyle halktan tırtıklamaya, halkın hakkını gasp etmeye çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Engellileri de karşılarına alma pahasına üç kuruş parayı kesme, kısma yönünde çalışma yapan bir iktidar var karşımızda. Engelliler de bu iktidarın kendi haklarını gasp ettiğini net olarak bilsin. Biz komisyonlarda meclis genel kurulunda defalarca itiraz ettik ama engellilerin hakkı böyle gasp ediliyor arkadaşlar. Bunu da bilin.

Hasan Ali Konu 6 yıl 3 ay hapis cezası aldı. Cezasını Yargıtay onadı. Ankara Sincan T Tipi Kapalı Cezaevi’nde cezasını tamamlamasına rağmen denetimli serbestlik hakkından yararlandırılmadığı için 1 yıldır cezaevinden tahliye edilmiyor.

Selim Demiray mahpus bir er. Eşi bize başvurmuş. “Çorum L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu eşim görevine sadık bir erdi hayatında yasa dışı bir iş yapmadı son derece ahlaklı düzgün mazbut bir insandı ve emirlere uydu, darbeye karışmadı kimseyi vurmadı etmedi öldürmedi darbecilik yapmadı doğru düzgün bir hayat sürdü ve karşılığında da şu anda ağır bir şekilde cezalandırdık. Dosyamız Yargıtay’da. Her gün kararın açıklanmasını bekliyoruz. Adaletin yerini bulacağına dair umutlarımız tükeniyor. Bizim hayatımız onun etrafında dönüyor. Çocuklarımız onun varlığına muhtaç. Eşim sıradan bir insandı. Bu suçlamalarla hiçbir ilgisi yok. İlkokul mezunu geçimini sağlamaktan başka bir şey düşünmeyen bir insan nasıl suçlanabilir?” diyor, isyan ediyor, uzun uzun yazmış bize gördüğünüz gibi biz de onun burada sesi olmaya çalışıyoruz.

Eski dönemlerden Cihan Haber Ajansı Antalya Bölge Haber Müdürlüğü’nde çalışan Recai Morkoç, Karabük T Tipi Cezaevi’nde ve hep bildiğimiz denetimli serbestliğin verilmemesi olayını yaşıyor. 25 Kasım 2024 tarihinde yatar süresi dolmasına karşın 45 gündür keyfi olarak tahliye edilmiyor.

 Mustafa Çulha: “Ceza sürecimi tamamladım. Adli kontrol şartımı bitireli çok oldu, mahkeme yurt dışı yasağı koymamasına rağmen İçişleri Bakanlığı pasaporta tahdit koyduğu için pasaportum verilmiyor.” diyor. Aslında AYM kararından sonra İçişleri Bakanlığı da pasaport tahditlerini kaldırmıştı ama bazı kişilerin tahditleri kaldırılmış olmasına rağmen Mustafa Çulha’nın tahdidi kaldırılmamış. Neden kaldırılmamış? Buradan İçişleri Bakanı Sayın Ali Yerlikaya’ya soruyoruz. Böyle keyfi işler olmaz. Anayasayı çiğnemeyin kardeşim. Anayasa Mahkemesi’ni çiğnemeyin. Böyle şeyler olmaz. Kafanızdan operasyon görüntüleri, şovlar yapıyorsunuz ama Anayasa Mahkemesi’nin sözünü de dinlememeyi beceriyorsunuz yani. El insaf diyoruz size.

Emin Kalkan Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlik Cezaevi’nde delil olmadan tutuklanmış. Nizamettin Kalkan suçsuz yere öldürüldü. Emin Kalkan, delilsiz olarak yakalanmış ve müebbet hapis cezası verilmiş. Adil veya adil olmayan bir şekilde yargılanmıştır bilemeyiz dosyanın içeriğini bunu yapmış mı yapmamış mı bir iddia var yakınların iddiası var fakat Emin Kalkan bize ulaşmaya çalışmış mektup göndermeye çalışmış ve iddiaya göre cezaevi tarafından engelleniyormuş. Biz basın toplantısı sonrası bu cezaevini arayacağız ve bunu soracağız. Mahpusun mektubu nasıl engellenir kardeşim siz kim oluyorsunuz da mahpusun mektubunu engelliyorsunuz? O mektubun içini bile açıp bakamazsınız. Milletvekili mektubuna bakılamaz. Resmi makamlara gönderilen mektuplara bakılamaz, buna rağmen Elazığ Cezaevi bunu da aşmış ve mektubu göndermiyor. Böyle rezalet olur mu arkadaşlar diye size burada soruyorum. Biz de cezaevini arayacağız. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç sizin de haberiniz olsun. Kontrolünüz altında güya olan yerlerde nasıl keyfi işler yapılıyor bir haberiniz oluversin. Bundan bile Allah bilir haberiniz yoktur.

Can Kaba Marmara Kapalı Cezaevi’nde kalmakta. Kendisi işkence ile gözaltına alınıp tutuklanmış. Marmara Kapalı Cezaevi’nde şu anda 5 gün boyunca işkenceye uğramış ve Silivri Hapishanesi’ne getirilmiş. Yakınlarının böyle insani olmayan muameleler gördüğüne dair şikayetleri yoğun bir şekilde var.

Elektronörofizyoloji mezunları bize başvurmuş. “Okulu bitirdik fakat kadro açılmıyor. İşimizi yapamıyoruz. İstihdam sayısı toplam 355 ama biz binlerce mezun veren bir bölümümüz.” diyor.

Aydın Koç, Giresun Espiye Kapalı Cezaevi’nde. Kürdi Der’de görev yapmış. Valinin ve kaymakamın izniyle açılmıştı. 10 yıla mahkum edilmiş. Tam 8 yıldır haksız hukuksuz içeride denetimli serbestlik verilmemiş. Giresun Espiye’ye sürgün edilmiş. Van Cezaevi’nin yalan dolan yazıları ile 2. defadır 3’er ay uzatılmış. “Giresun Espiye L Tipi Cezaevi’nde zulme uğramakta, kendisi ve ailesi mağdur edilmekte, gözlem kurulu heyetinin keyfi muamelesi ve sudan sebeplerle uzatması, gülünç sorular ve onur kırıcı dayatmalara maruz bırakılıp uzatma niyetindeler.” Diyo yakınları ve Aydın Koç için yakınları feryat ediyor bunu kabul edilemez buluyorlar.

Sağlık hizmetleri meslek yüksek okulundan mezun 45 bin diyaliz teknikeri başvurmuş onlar da kadro verilmediği vasıfsız insanların görevlerinde çalıştırıldığını söylüyorlar ve soruları Sağlık Bakanı Sayın Kemal Memişoğlu’na sormamı istiyorlar. Diyaliz teknikeri çalışan sayısı kaçtır? Kamu ve özel diyaliz merkezlerinde çalışan sertifikalı personel sayısı kaçtır? Sertifikasız personel sayısı kaçtır? Diyaliz yönetmeliğinin uygulanması için bir gayretiniz var mı? Memleketin haline bakın! Halk idarecilere “Yönetmeliği niye uygulamıyorsun?” diyor. Aslında idareciler “Niye bu yönetmeliğe uymuyorsun?” diye sormalı ama işte işler tersine dönmüş, hukuksuz bir yerde olanlar bunlar değerli arkadaşlar. Yeterince istihdam yapılmıyormuş ve vasıfsız, diplomasız insanlar çalıştırılıyormuş.

Türkiye cezaevleriyle ilgili her gün bilgiler veriyorum. Basın mensupları çoğunlukla bana soruyor ama hakikaten de bu cezaevlerinin doluluk kapasitesi ile ilgili ve artan mahpus sayısıyla ilgili bilgilere ulaşmak, yetişebilmek mümkün değil çünkü hızla artıyor. Bakın cezaevlerinde kapasitesi şu anda 384.216. Kapalı cezaevlerinde 298.682, açık cezaevlerinde 85.534 mahkum toplam 384.216. Kapasite fazlası %27,48’e ulaşmış. Her geçen dakika kapasite fazlası oranı artıyor. İşin özeti bu arkadaşlar. Bunu da söylemiş olalım. Korkunç sayılara ulaşmış oluyor. 2 Aralık’tan sonra 2 Ocak rakamları felaket bir artışı gösteriyor.

Böyle iş olur mu arkadaşlar ya? Milli Eğitim Bakanlığı işi gücü bırakmış, kendi eğitim vermeyi bırakmış, ülkü ocaklarına eğitim verdiriyor okullarda. Böyle bir şey olabilir mi ya? Böyle bir rezalet olabilir mi? Ülkü ocakları şu anda, biliyorsunuz eski genel başkanları öldürüldü, öldürenler eski ülkü ocaklarının görevlileri çıktı. Böyle bir kuruluş şu anda arkadaşlar. Hakkında bir sürü şaibe olan bir kuruma böyle kalkıp bir yetki veriyorsunuz. Olacak bir iş değil. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin sen ne yapıyorsun? Milli Eğitim’i yandaşlarının ocağına döndürdün. Bu kabul edilecek bir durum değil. Hayat boyu öğrenme merkezi kendi kamu gücüyle millete hayat boyu öğrenmeyi öğreteceğine işi gücü bırakmış yandaş derneklere, ocaklara iş paslıyor. Kendisi de yan gelip yatıyor. İşte işin belgesi de bu. Bu skandalın belgesi burada değerli arkadaşlar kabul edilecek bir durum değil bunlar.

Filistin’deki zorbalığa karşı İsrail zorbalığına karşı eylemler devam ediyor. Adana’daki ABD konsolosluğu önündeki eylemler devam ediyor. Direniş çadırı, Filistin için Bin Genç tüm gayretleriyle İsrail’in vahşetine, zulmüne karşı çıkıyorlar değerli arkadaşlar.

Biz daha öncesinde de sormuştuk. Evin Özel Bingöl-Muş bulvarında yolun karşısına geçmeye çalışan üniversite öğrencisi Evin Özel’e araç çarpmıştı. O bölgede bir soru önergemiz sonrasında üst geçit yapılması başlanmış. Geç olmuş ama olmasını da önemli buluyoruz.

Cezaevinden gelen mektuplara geçiyoruz. Ayşe Lerzan Caner Conde, Marmara Kapalı Hapishanesi’nden yazmış.” “66 yaşındayım. Benim gibi yaşlı kişiler kuyu tipi hapishaneleri eleştirdiğimiz için şu an hapishanelerdeyiz. Hasta mahpusların durumunu dile getirmiştik. Cezalandırıldık. Gizli tanıklar koyarak bize adaletsizlik yaptılar. Yaşlı başlı halimizle cezaevindeyiz.”  diyorlar.

Barış İnan, Kocaeli F2 No’lu Cezaevi’nden bize yazmış; “Göz muayenesini olamamıştım. Şikayetlerimiz sonrası olabildim. Umarım doğru bir muayene olmuştur. Kelepçemizin açılması bizim için yeterli. Kelepçe ile muayeneyi kabul etmeyiz. Sonuna kadar haksızlıkların, hukuksuzlukların yargısal açıdan takibini yaparız.” diyor.

Bülent Kaya Kocaeli 1 No’lu Cezaevi’nden bize başvurdu. Geçtiğimiz günler onu ziyaret de ettim. “Kocaeli Cezaevi’nde sağlık sorunları devam ediyor. Kelepçeli muayene dayatmaları artıyor. Diş hastanesinde aynı sorunlar devam ediyor. Babamın sağlık sorunları nedeniyle Diyarbakır’a sevk olmak istiyorum.” ki maalesef babasını göremeden hayatını kaybetti babası ve Diyarbakır’a da sevk olamadı. Çok üzücü. “Bu konuda bana yardımcı olun.” diyor.

Nihat Bakırtaş, Kürkçüler, F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde; “Sağlık sorunlarımız en büyük sorun. Bu cezaevinde o kadar yokuşa sürülüyor ki ilaç da verilmiyor. Ayrıca ağız içi arama yapıldığı için hastaneye gidemiyoruz. Düzenli kontrollere gitmem gerekiyor fakat çok aşağılayıcı bir ağız içi arama olduğu için gidemiyoruz. Kısacası ne ilaç veriliyor ne de hastaneye götürülüyoruz.”

Deniz Şah İzmir 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nden bize yazmış; “Size hak ihlallerini anlatayım. 10 saat sohbet hakkımız 4 saat kitap yayın hakkımız sayı sınırlamalarıyla kısıtlı. İşkence ve kötü muameleye maruz bırakılıyoruz. Aziz Arslan tecrit hücresine konuldu yetmedi Burdur Yüksek Güvenlikli’ye sevk edildi. Aramalar zulme ve işkenceye döndü. Tedaviye erişimde önemli sıkıntılar yaşatıyorlar. Oktay Kelebek’in ziyaretçisine X-Ray geçişinde sütyenini çıkarma dayatması yapıldı. Hasmane hücre cezaları veriliyor. Birlikte mektup kart göndermemiz engelleniyor. Musluktan aşırı kireçli kokulu artezyen suyu akıtan idare kantinde 5 litre suyu 25 liraya satıyor. Temiz su hakkımız gasp ediliyor.” diyor.

Gökhan Gündüz Buca 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nden yazmış. “Kendi derdimizi değil Burdur Yüksek Güvenlik Cezaevi’nde 69. gününde açlık grevinde olan arkadaşımız Abdurrahman Aziz Arslan’ın durumunu size ileteceğiz. Aziz o kuyuda tek başına canını dişine takmış direniyor. Talebi insani bir taleptir. Tek talebi sohbete çıkabileceği, birlikte kalabileceği insanların bulunduğu bir F-tipi hapishaneye sevkinin yapılmasıdır. Kuyu tipleri 2-3 yıldır sessiz sedasız Türkiye’nin dört bir yanında en ücra köşelerde açıldı. Kuyu tipi tecrit ise F-tipi tecridin mutlak hali ifradıdır yani. Kuyu tipi bir nefeslik yaşam izine saldırıyor.” diyor. Evet gerçekten böyle kuyu tipleri gidip görüyorum. Çok felaket yerler, çok kötü yerler. Halkın da umurunda olsun bunlar. Yani illa oraya girdiğiniz zaman “Vay burası çok kötüdür.” Demeyin öncesinde de buralar hakkında bir vicdani uyanış yaşayın.

Görkem Yazıcı Manisa 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi : “8 yıldır Anayasal düzene ihlale teşebbüs etme suçuna yardım etme iddiası ile tutukluyum. Astsubaydım. Kimseye zarar vermedik! Ne olduğunu anlamadık! Darbeci diye tutuklandık. Örgütsel bir irtibatım yoktur. Emir komuta zinciri içerisinde hareket ettim. Kimse derdimizi dinlemiyor. Ailem ve ben zulme uğruyoruz. Yargıtay’da cezamı bozdu fakat hala adalete kavuşamadık.” Diyor kendisi.

Murat Aslan İzmir 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “”Artık tahammül sınırlarını aşan ciddi sorunlar yaşıyoruz. 66 yaşında Takyeddin Sürme’nin tahliyesi 6 ay ertelendi. Psiko-sosyal servisin raporu absürttür. Hapishaneye konulma sebebi bile absürt olan amcanın tahliyesi de absürt nedenle reddedildi. Kitap vermeme düşmanlık boyutunda. Mühürlenip bize verilen kitaplar aramalarda yasak diye ilan edilip disiplin cezaları veriliyor ve 3 hücre cezası ile infazımız yakılıyor. Yaz aylarında sıcak burayı cehenneme çeviriyor. Baskın aramalar provokasyon amaçlı. Bilinçli infaz yakma girişimleri var. Gözlem Kurulu kararları özel hayatın gizliliğini ihlal edecek şekilde mektup deşifreleri içeriyor.” diyor.

Necla Yıldız, Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış: “Semire Direkçi Diyarbakır Cezaevi’nde. Ankara ve İstanbul’a gidip geliyor. Yolculuklarda çok sıkıntı geçiyor. Sincan’a sevk edilmesi gerekiyor. Ağır sağlık sorunlarıyla beraber yolculuklarda gördüğü sıkıntılar bir araya gelince oldukça etkileniyor.” Diyor.

Orhan Çaçan, Antalya S Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış: “İsviçre’den Derviş Çaçan isimli kardeşim ziyaretime gelmişti, kalp pili olduğu için X-Ray’den geçmemesi gerekiyor. Havaalanlarında bu durum göz önünde bulunduruluyor ancak cezaevi bunu umursamadı ve kardeşim beni ziyaret edemedi. X-Ray’den geçse hayati tehlike olacaktı. Raporu olduğu halde önemsenmedi ve kardeşim beni ziyaret edemedi! Bu ağır bir ihlaldir.” diyor.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç sık sık: “Cezaevleri dört dörtlük yerlerdir. İşler çok iyi gidiyor.” diyor ama biz de bunu cezaevlerini sık sık ziyaret ederek görüyoruz ve doğru bulmuyoruz. Mahkumlar üst üste üç vardiya yatıyor. 18 kişilik koğuşta 63 kişi yatıyor. Oraları görmesek doğru söylüyorsunuz diyeceğiz Sayın Yılmaz Tunç ama Şam’daki cezaevinden çok daha berbat cezaevleri, Sednaya cezaevinden çok daha berbat cezaevleri. Bizim Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığı diğer komisyon başkanlıklarını da alıp bir geziye çıkmış Sednaya hapishanesini gezecekmiş. Kardeşim başka ile de gitmenize gerek yok gelin Sincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ni gezin orada açlık grevi yapan ve denetimli serbestliği verilmeyen, zulmedilen kişileri görün, hasta mahpusları görün. Başka yere gitmenize gerek yok ki. Bu ne haldir ya? Ayıp denen bir şey var yani. Nasıl bir film çeviriyorsunuz anlamak mümkün değil.

Biz Sincan Cezaevi’ne gidiyoruz ve orada çok ağır hak ihlalleri görüyoruz değerli arkadaşlar. Geçtiğimiz günlerde gittim Sincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ndeydim ve diğer T tipi, F tipi cezaevlerini ziyaret ettim. Son derece vahim bir ortam olduğunu gözlerimizle gördük. Bunları da kabul etmiyorum. Duyarsız insanlara da bunları söylüyoruz değerli arkadaşlar.

Cezaevlerinden bize gelen mektuplar bitmiyor. Biz onları size ancak özetleyerek aktarıyoruz arkadaşlar. Bir de sayfalarca tutan halini anlatsak gerçekten çok uzun olur.

Yusuf Kenan Dinçer Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış bize; “Tedavi hakkımız engelleniyor. Tekli ringler dayatıldığı için en az 12 aydır hastanelere gidemiyoruz. 5 arkadaşımız 94 aydır tek kişili hücrelerde tutuluyor. Kitap-yayın hakkımız mahkeme kararı olmadığı halde gasp ediliyor. Sohbet hakkı tam olarak uygulanmıyor. Disiplin cezaları yoğun bir şekilde veriliyor. Verilen sıcak su miktarı düşürülüyor.” diyor.

Çok vahim hadiseler oluyor. Bakın onlardan ilki son derece üzücü bir görüntü. Bir bebek annesinin kucağında. Kim bu bebek? Büşra Çankaya 9 aylık bebekleri Bera ve eşi Yasin Çankaya Edirne’de tutuklanmış. Haksız, hukuksuz, anayasaya aykırı, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkeleri çiğnenerek verilen cezalar sonrası ne oluyor? İnsanlar bu ülkeden gitmek istiyorlar ve bu hukuksuzluktan kaçmanın cezası da insanların tutuklanıp cezaevlerine atılması oluyor. İşte bu halde bir bebeği ile kadınların cezaevine atıldığı bir ülkedeyiz maalesef arkadaşlar.

Selim Demiray Çorum L Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Allah var gam yok vekilim. Bilirim masumiyet er ya da geç ortaya çıkacaktır. Benim en çok zoruma giden ailemin, eşimin, çocuklarımın gözlerinden akan yaş ve yaşadıkları mağduriyetlerdir. En ufak bir suçumuz olsa yaşadığımız acılara anlam verebilirdim belki fakat yok. Lakin imtihan içinde imtihan bir dünya onu anladım.” diyor.

Behice Demirel Gebze Kadın Cezaevi’nden bize yazmış; “Yargıtay 3. Daire Başkanlığı 6 yıl 3 aylık cezamı hala onamadığı için yatırımın denetimli serbestlik süresini tutuklu olarak geçirme tehlikesiyle karşı karşıyayım. Sesimizi duyun. Evliliğimiz, hayatımız perişan oldu.” diyor. Yargıtay neredesin diye soruyoruz. Bir an evvel bu işlemi yapın.

Burak Başer, Kandıra 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış kendisini ziyarette ettim.; “Kaldığım yurdu protesto ettiğim için tutuklanmıştım. Daha sonra serbest bırakıldım 6 Şubat 2024 günü ne idiği belirsiz iftiralarla tekrar tutuklandım. Direndiğim ve kazandığım için apar topar ceza vermeye çalıştılar. Ülkemizde ağzını açan herkes terörist ilan ediliyor. Gözdağı verilmeye çalışılıyor. Toplamda 2 yıldır tutukluluk yaşıyorum. Tedbir değil ceza bu, yaşadıklarımı duyurun.” Diyor.

Cafer Çamlı Çorum L Tipi Cezaevi’nden yazmış; “Kanunsuz suç ve ceza olmaz. Kanun geriye yürümez derler ama bize normal fiillerimizi suç olarak dikte ettiler. Suçsuzum ama dinleyen yok. “İşlediğin suçların cezasını çekeceksin.” diyorlar fakat ortada suç yok. Yaptıklarımızın suç gibi damgalanacağını bilsek başka türlü olur. Gerçek adalet olsa cezalar bozulur. 30 aydır tutukluyum. Geç gelen adalet adalet değildir.” diyor.

Çağla Çağlın Kış Samsun Bafra kapalı hapishanesinden yazmış bize; “Cezaevindeki bebeklerden, çocuklardan, kadınlardan kimsenin haberi yok mu? Sadece başka cezaevlerindeki kadın ve çocuklar neden konuşuluyor? Suriye bizden kötü mü? Herkese sesleniyorum. Buyurun gelin bizi de görün. Uzakta değiliz. Aynı ülkedeyiz. Anneleri hapis yatan çocuklar var. Anne baba aynı anda tutuklu olup dışarıda yalnız kalan çocuklar var. Bebeklerin, annelerin, babaların mağduriyetini anlatayım size.” diyor. Evet bunu kime sesleniyor Çağla Çağlın Kış? Adalet Bakanlığı’na şu anda kalkmış bütün işi gücü bırakmış. Türkiye cezaevlerini ziyaret edip raporlamayı bırakmış. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Sayın Derya Yanık’a sesleniyor. Bakın biz sesleniyoruz, diyeceksiniz ki “Sen muhalefet partisi milletvekilisin, Derya Yanık’a sesleniyorsun.” Öyle değil. Sayın Yanık’a mahpuslar da sesleniyor. “Ya gel Samsun Bafra Kapalı Cezaevi’ndeki kadınların, bebeklerin, çocukların perişan hallerini gör. Anne baba tutuklu insanların halini gör diyor. Başka yere gitmene gerek yok.” diyor. Sadece biz söylemiyoruz. Mahpuslar da söylüyor arkadaşlar. Her mahpus bunu söylüyor.

Dilan Yürüklü¸ Antalya S Tipi Kapalı Cezaevi; ““İdeolojik gerekçelerle tahliye hakkımız engelleniyor. Cezanın şahsiliği ilkesi çiğneniyor ve yapmadığım fiiller yapmışım gibi değerlendiriliyor. Giden her gün ömürdendir. Birçok insan bu duvarların ardındayken sevdiklerini kaybetti, sevinçlerini ortak yaşayamadı… Cenaze, doğum, düğün her andan her renkten mahrum bırakıldık… Bu şekilde cezalandırılan insanın duygusu ne olur hiç hesaplanmıyor mu… Misal ben abimi kaybettim, sarılamayacağım, kokusunu içime çekemeyeceğim bir bedenin mezarına ulaşmak dışında bir isteğim yok. Bu isteğimle arama giren zaman mı beni iyileştirecek…” diyor.

Fırat Özçellik, Kandıra 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nden bize yazmış; ““Arkadaşımız Abdurrahman Aziz Arslan’ı Kırıklar 2 Nolu F Tipi Hapishanesi’nden Burdur Yüksek Güvenlikli’ye, Hasan Karapınar’ı ise Kürkçüler F Tipi Hapishanesi’ne sürgün ettiler. Daha ağır daha ağır cezalar vermeye çalışıyorlar. Televizyona, radyoya el koyma kararı verilmiş. Aramalarda her şeye el konuluyor. Hastanede kelepçe dayatması devam ediyor. 1 saat havalandırma uygulaması devam ediyor. Avrupa sözleşmesinin 3. maddesinde ceza üstüne ceza uygulanmaz denildiği halde ceza uygulamaya devam ediyorlar. Grup Yorum türkülerini yazıldığı deftere el konuluyor. Hapishane yapmakla övünüyorlar.” diyor.

Nesip Tarım, Antalya S Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; ““İdare ve Gözlem Kurulu sadece bulunduğum odaya bakarak, haklarımı iyi niyetli kullanmadığım gerekçesi ile 6 aylık dönem değerlendirme raporunda iyi halli olmadığım kararına gitmiştir. Buna da dayanarak yasal hakkımı ortadan kaldırmıştır.”

Numan Bekar, Rize L Tipi Kapalı Cezaevi; “Cezaevinde eşimle evlendim. İzmir, Aliağa kadın cezaevinde bulunan eşim Betül Bekar ile aynı yere gitmek için çok sevk talebi yazdım fakat cevap verilmedi. Ölüm orucuna başlayacağım, hakkımız verilene kadar devam edeceğim. Herkese bildirdim kimse dönmüyor. Başıma geleceklerden yetkililer sorumludur.” diyor.

Zilan Demir¸ Antalya S Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; ““Tüm tutukluluk haklarım gasp edilerek bir yargılama süreci geçti ve istinaf aşamasındaki dava dosyam savcının istinaf başvurusu dahi reddedilerek ağırlaştırılmış müebbeti bozmayıp temyize bıraktı. Vicdansızca tek tutuyorlar beni. Komşu koğuşlarda kalan adli mahpuslardan birisi 15 Kasım 2024 tarihinde akşam sayımı saat 20:15 civarında yaşamına son verdi. İsmi Şükriye Gezer idi. Bu koşullara dayanamayıp kendine zarar verenlere şahit oluyorum. İyileştirme yerine kötüleştirmeyi sağlamaya çalışan engizisyon mahkemeleri işlevi gören idare gözlem kurulları intihar eden insanların ölümünde kendi sorumluluklarının olabileceğini düşünmüyorlar. Nasıl soğuk kanlılar…” diye soruyor.

Ahmet Toksun, İzmir 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; ““7 yıldır hükümlüyüm. Ailemin maddi durumu yoktur. Babam vefat etti, iki kardeşim de cezaevinde. En azından onlarla aynı cezaevi veya Bursa’ya yakın bir cezaevine beni nakletsinler…” diyor. İsanlar kimsesizlik, çaresizlik, perişanlık içindeler cezaevlerinde. Sayın Bakan Yılmaz Tunç bunları duyuyor musun? Antalya S Tipi Cezaevi’nin korkunçluğunu, insanları çaresiz bırakan cezaevlerin halini duyuyor musun? Umurunda mı diye sana soruyoruz

Hacı Demir, İzmir 1 Nolu F Tipi Hapishanesi’nden bize yazmış; ““Bu mektubu yazan tutsakların her birinin en az 120 ay ziyaret cezası bulunmaktadır. Bu cezaların ara verilmeden uygulanması halinde en az 10 yıl ziyarete çıkamayacakları bellidir. Ailemizi, yakınlarımızı göremeyeceğiz. Bunun hiçbir yasal hukuki açıklaması olamaz.” Diyor, bu da önemli bir itiraz ve haklı!

M. Zahit Bayar, Konya Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden bize yazmış; ““Gözlem kurulları 2. mahkeme olmuş bizi tekrar yargılayıp istediklerini söyletmek istiyorlar. Bizlere uygulanan bu insanlık dışı uygulamaların kamuoyunca bilinmesini istiyoruz. Sesimiz olun. Disiplin cezam yok ancak sürekli tahliyem engelleniyor. Mevzuata da aykırı işler yapılıyor bu cezaevinde.” Diyor.

İsmail Murat Tural, Balıkesir T Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış i; ““Şahsımın tek eylemi Uno marka aracı işverenimin talimatı ile Selçuk Karaca’ya teslim olmasına rağmen mahkeme HTS ve birbirinden ayrı 4 tanık beyanlarına rağmen iki kişinin ateş etmesi sırasında aracı kullanan kişi olduğum kanaatine varmış ve asıl fail olarak cezalandırmıştır. Yargıtay’ın yerleşik kararlarına da aykırıdır bu karar. Bir annenin hem manevi hem maddi zorluklar içerisinde yuvasına, evlatlarına sahip çıkarak adaletin tecelli edeceğine inanarak beklediğini, bir babanın yıllardır suskun bir şekilde anlam veremediği adalete inancını kaybettiği bir ailenin sesine ses olmanızı istemekteyim. Güçlülere adaletin sağlandığı bu devirde sizin bizlere destek olmanızı rica ediyorum.” Demiş.

Mehmet Sıraç Aslan, Türkoğlu 2 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; ““Adil yargılanmadım, cezaevinde bir sürü faşist dayatma ve zorbalıklarla karşılaştım. Sayın vekil bir insanın hayatını mahvetmek neden bu kadar kolay? Neden böyle rahatça insanların hayatına zarar verebiliyorlar? Neden kimse böyle şeylerin önünü almak için bir şeyler yapmıyor? Ya ben on sekizinde bir gençtim daha. Bu kin bu öfke nereden geliyor. Çocukken girdiğim cezaevinden hala çıkamadım…” diyor! Ülkenin hali bu çocukken girdiği cezaevinden onlarca yıldır çıkamayan insanların olduğu bir ülke değerli arkadaşlar burası.

Ahmet Erkan Yiğitsözlü’ye habire baskı yapılıyor. Uygunsuz zamanlarda gelip “Hadi seni savcılığa, karakola götüreceğiz.” Deniliyor. Sırf gece onu gö altında tutmak için yapıyorlar. İtiraz edip belki bundan kurtuluyor ama bu baskı ve zorbalığı kabul etmiyoruz. “Eşim ve çocuklarımın gözü önünden alınıp götürüyorum.” diyor. Bir tweet de atmış. Onu da burada gösteriyoruz. Bunlar kabul edilecek şeyler değil arkadaşlar. Özgür medyaya bu baskıları kabul edemiyoruz.

5 çocuk annesi Fatim El Musa hakkında açılan soruşturma devam ederken sınır dışı edildi. Geri gönderme merkezine alınmasının ardından kalp krizi geçiren eşi vefat etti. Şu gördüğünüz 5 çocukta yetim kaldı Türkiye’de kimsesiz kaldı arkadaşlar. Ülkede sığınmacılara reva görülen muameleler maalesef bunlar değerli arkadaşlar.

Devam ediyor mu hala bilmiyorum ama Ankara Emniyet Müdürlüğü KOM şubede gözaltına alınan kişilerin avukatları bana ulaştı. “Gözaltına alınan müvekkillerimizle görüşemiyoruz. Yazılı bir avukatla görüştürmeme kararı olmadığı halde görüştürülmüyoruz.” dediler. Şu anda görüşebiliyorlar mı bilmiyorum fakat ilk saatlerde böyleydi. Böyle bir keyfilik ve zorbalık olamaz. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un bunları duyması gerekir. Biz sosyal medyadan paylaştık ve bunu kınamaya da devam edeceğiz.

Yenidoğan Çetesi Komisyonu’ndayız. SGK yetkilerini dinledik, sorular sorduk. Raporumuzu hazırlamaya devam ediyoruz değerli arkadaşlar.

İşte bakın AK Parti MHP Cumhur Zulüm İttifakı bir haneyi ne hale sokar? Hanelerde bomba gibi doğalgaz hatları patlıyor. İnsanlar ölüyor. Bu evde şu anda beyin ölümü gerçekleşen bir anne yaralandı ve diğer kişiler çocuklar yaralandı ve maalesef anne hayatını kaybedecek gibi duruyor. Ümit kesilmiş gibi duruyor. Biz mecliste de bunu eleştirdik. Palgaz korunuyor arkadaşlar. Nisan 2024’te Palgaz’ın neden olduğu Gebze’deki patlamalar için soru önergesi verdik. Enerji Bakanlığı halen buna cevap vermemişken defalarca patlamalar oldu ve Darıca halkı mağdur oldu. En sonunda, bakın aradan neredeyse 1 yıl geçtikten sonra Palgaz hakkında bir soruşturma başlatıldı. Büyük ihtimalle bunun üstünü örterler, örtbas ederler ama yandaş firmaları kollayan bir iktidar gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Palgaz’ın neden olduğu ihmallerden dolayı şu ana kadar en az 3 insan öldü. Onlarca kişi yaralandı. Büyük maddi kayıplar oldu. Bu rezaletler, bu felaketler nerede yaşanıyor? Kocaeli ilinde yaşanıyor. Kocaeli Valisi, Darıca Kaymakamı, Enerji Bakanlığı neredesiniz? Ne iş yapmaktasınız? Siz işinizi yapıyor musunuz diye buradan soruyorum. Mecliste de sorduk. Olacak bir iş değil.

Kocaeli’yi öyle bir hale çevirdiniz ki bakın Ocak 2024’te 7,5 lira olan ekmek şu anda Ocak 2025’te 15 liraya çıktı. En az %100 zam yapıldı ve şu anda bir ekmek 15 lira Kocaeli’de, gramajları da 240 gram deniliyor ama gidip bakıyorsun o gramajı da bulmuyor. Böyle maalesef işte yani hal bu. Vatandaşın ekmeği küçülüyor. Fiyatlar artıyor. Genelde gidişat bu yönde. Bir müddet sonra da gramajı biraz daha düşürüp aynı fiyatta kalırlar iyice kuşa çevirecekler ekmeği değerli arkadaşlar.

Kocaeli’de biliyorsunuz simitte 20 lira olmuş. Ekmek 15 lira, simit 20 lira. Biz gittik Kocaeli’de Mehmet Ali Paşa Mahallesi’nde bir fırının önünde protesto ettik. Bir ekmek aldık 15 lira. Bir parçasını böldük. Böldüğümüz parça 5 lira. Bir parça bölüyorsun 5 lira gitti arkadaşlar. Memleketin hali bu.

Kocaeli’de aile sağlığı merkezlerine gittik Kocaeli Mehmet Ali Paşa’da. Aile hekimleri grev yapıyor. Aile sağlığı merkezi kapalıydı. Vatandaşlar oraya geliyordu ve geri dönüyorlardı. Çünkü aile hekimleri grevdeydi ve aile hekimlerinin bu direnişi devam ediyor. Haklılar, Sağlık Bakanlığı’nın geri adım atması lazım. Çıkarılan yönetmelik aile hekimlerine haksızlıkla dolu. Aile hekimleriyle konuşuyoruz, onları dinliyoruz ve haklı olduklarını görüyoruz. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu bu konuda geri adım atmalı. 3. kez grev yapıyorlar. Sağlık Bakan Yardımcısı da onları önemsemediğini beyan eden sözler söylüyor.

Kocaeli’de deniz kenarına gittik ve denizin dibindeki müsilaj olayını, aylardır söylediğimiz müsilaj gerçeğini orada gündem ettik. Yetkilileri göreve davet ettik. Kocaeli Valisi’ni ve diğer tüm yetkilileri, Büyükşehir Belediyesi’ni. Dip çamur temizliği yaparak bu işler olmuyor. Arıtmaları doğru düzgün çalıştırmaları gerekiyor. Arıtmalar iyi çalışmadığı için Körfez’e sürekli pislik akıyor değerli arkadaşlar.

Kocaeli İzmit’te çeşitli gazeteleri ziyaret ettik. Ardından her maç sonrası biliyorsunuz Kocaelispor’un durumunu takip ediyoruz. Kocaelispor inşallah Süper Lig’e çıkacak. Çok iyi gidiyor. En son maçında da Iğdırspor’u 3-0 yendi. Gayet iyi gidiyor. İnşallah şampiyonluk önünde bir engel olmaz diyoruz.

Bakırköy ve Kandıra cezaevlerini ziyaret ettim. Kandıra cezaevinde 12, Bakırköy cezaevinde 7 mahpus olmak üzere 19 mahpusu ziyaret ettim. Dilek Ekmekçi’nin mahkemesinden de tahliye bekliyoruz. Kendisini de dinledim. Diğer mahpusları da dinledim. Çok büyük haksızlıklar, zulümler yaşamış insanları dinledim. Gerek adil olmayan yargılamalar, gerekse de cezaevi ihlalleri konusunda çok önemli şikayetler aldık değerli arkadaşlar.

Öncesinde de gündem etmiştik, yanlarında olmuştuk. Polonez işçileri haklarını aldılar, direne direne kazandılar. Kendilerini tebrik ediyoruz. Gözyaşları içinde bu başarılarını kutladık.”

Yorumlar