29 Ocak 2025
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sema Turan Hocamı dikkatle dinledim. Benim gördüğüm, onun çizdiği tabloda şu görünüyor: Yoğun bakım yönetimi konusunda bazı yanlışlıklar var. Yoğun bakım uzmanı sayısı az ve yoğun bakım endikasyonları meselesinde Türkiye biraz problemli bir noktada. Fakat böyle bir yerde biz çözümü de yanlış bir yerde arıyoruz gördüğüm kadarıyla. Yoğun bakım sayısı yani mesela ABD ‘ye göre bizde 40; Neden? Benim anladığım yoğun bakım işini pek yönetemiyoruz. Bu yönetememenin sonucu da sayıyı artıralım diyoruz gibi sanki. Fakat bir taraftan da şu dikkat çekiyor: Özeldeki yeni doğan yoğun bakım sayısıyla yetişkindeki sayı arasında tam bir farklılık var, 180 derece farklılık var; bu çok dikkat çekiyor. Anladığım kadarıyla normal olan sizinkisi yani Sağlık Bakanlığında yüzde 56, yüzde 60’lara varan bir sayı, özelde yüzde 5, yeni doğanda ise neredeyse tam tersi. Şimdi, zaten işte bu skandalların ortaya çıkmasının nedenini ben en çok buralarda görüyorum. Sizinkisi daha normal olan bir sayı ama yeni doğanda işler çığırından çıkmış, bozulmuş. Bu çok önemli, bence raporda bunun altı çizilmeli diye düşünüyorum. Şimdi, bir de yoğun bakım uzmanlarının azlığından bahsediyorsunuz Hocam. Oldukça az ve anladığım kadarıyla yoğun bakım yönetimi bu azlıktan dolayı çok iyi durumda değil. Madem bu kadar yoğun bakım yatağı var, ona uygun yoğun bakım uzmanı olmalı demek istiyorsunuz ve bu da eksik. Şimdi, burada da yine aynı soru var, yeni doğancılara sorduğum gibi, işte burada da kaç yılda yeni yoğun bakım uzmanı yetişecek ki bu bozulan sistemi, yanlış bir şekilde düzeltilmeye çalışılan sistemi nasıl düzelteceğiz gibi bir mesele var. Hatta dediniz ki: “Mesela hiç akla gelmeyen belki bir şeyde asıl sıkıntı oluyor, boş yere transferler oluyor çünkü oradaki sistem bozuk olduğu için bu sıkıntı arz ediyor.” Bir de özeldeki oran normal bir sistemde anladığım kadarıyla yüzde 10’u aşmamalı diyorsunuz.
PROF. DR. SEMA TURAN – Yani hastane yatak sayısıyla.
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Hastane yatak sayısı ile yoğun bakım oranı arasında yüzde 10’u aşmamalı.
PROF. DR. SEMA TURAN – Evet.
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Benim anladığım bu dünya standardı Hocam, değil mi?
PROF. DR. SEMA TURAN – Evet, yani yüzde 10-15 değişiyor ülkelerde ama standardı bu.
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Fakat bizde yüzde 32.
PROF. DR. SEMA TURAN – Evet, bu oran yüzde 32, yüksek. Özel hastanede öyle ama üniversite ve kamuda yüzde 15 civarında.
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – İşte özelde yüzde 32, zaten problemde özelde oluyor açıkçası. Yani, şimdi, bu yeni doğan problemi özelde oldu ve burada da yine belki sizin genel sayılarınız normal görünse de fakat özelde bu oran bozulmuş yine. Yani siz de yarın, öbür gün yenidoğancıların kaderini yaşayabilirsiniz çünkü sanki gidişat oraya gidiyor. Özeldeki yetişkin yoğun bakım meselesindeki denge bozulmuş, “Yüzde 32.” dediniz; buranın düzelmesi lazım, bence bu da çok önemli, Sağlık Bakanlığı buraya bir çekidüzen getirmeli diye düşünüyorum. Bir de son olarak yan dal kadrosu meselesi de önemli. Bir de şu yoğun bakım adlandırılması konusunu biraz daha açar mısınız hocam diyeceğim.
PROF. DR. SEMA TURAN – Tabii.
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Teşekkür ederim.
PROF. DR. SEMA TURAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vekilim. Tabii, önce ilkinden başlayalım. Aslında şöyle, biraz önce sayın vekilimiz dedi ki: “Testi kırılmadan yapalım, önlemleri alalım.” Evet, biz yenidoğan konusunda tüm ülkeyi aslında üzüntüye boğan, bir hekim olarak bizim de utanç duyduğumuz haberlere maruz kaldık ve gördük. Şimdi, bakın, bu durum sadece yenidoğanı etkilemedi, bu durum bizi de etkiledi. Erişkin yoğun bakımlara gelen insanlar hastalarını bize teslim ederken korkularının olduğunu, gözlerindeki o korkuyu hissediyorsunuz. Yani bizler tabii ki kamuda çalışıyoruz ve elimizden geldiğince hasta yakınlarını memnun etmeye çalışıyoruz yani durumu anlatıyoruz, açıklayıcı oluyoruz, içeriyi gösteriyoruz ama yine de bu yaşanan olaylar bizleri de olumsuz etkiledi. Bizim bütün çabamız, testi kırılmadan erişkin tarafında da aslında güven ilişkisini bir an önce onarmamız gerekiyor o yüzden bunun için de mücadele etmeliyiz. Sayın vekillerim, ben bu Komisyona raportör olarak başladığımda ilk konuşmalarda hepinizin bir söyleminden çok etkilendim ve çok hoşuma gitti, hepiniz “Bu iş, siyasetüstü bir iş.” dediniz; çok kıymetliydi bence, gerçekten bu siyasetüstü bir iş. Yani biz insan hayatıyla mücadele ediyoruz, yaşı ne olursa olsun yani 100 yaşındaki hasta da benim için çok kıymetli, birilerinin anası, babası. O yüzden yenidoğan nasıl kıymetli ve önemliyse bizim için, ileri yaş da bizim için çok kıymetli. O yüzden biz yoğun bakım anlayışımıza bu mantıkla bakıyoruz, istiyoruz ki hiçbir sorun yaşamayalım. Bu kadar çok yoğun bakım yatağımız var, bu kadar çok yoğun bakım yatağını etkin kullanalım, düzgün kullanalım. Dünyada mortalite oranlarına baktığınızda ülkemizdeki hekim gruplarımız, -her dal için söylüyorum- çok iyi hekimlerimiz var, çok başarılı hekimlerimiz var. Yani oranlarımız kötü değil, dünyadan farklı değiliz, onu demeye çalışıyorum. Biz pek çok uluslararası kongreye gidiyoruz. Bakın, oralarda bize söylenen şu: Bu kadar yoğun bakım yatağını nasıl yönetiyorsunuz yani nasıl yapıyorsunuz? Ama bizim mortalite oranlarımız onlardan daha yüksek değil. Biz burada kaba ölüm hızlarını konuşuyoruz, çok yanlış bir konuşma şekli kaba ölüm hızı. Ben o günkü toplantıda söyledim, biz standart mortalite oranı takip ederiz yani beklenen ile gerçekleşen arasındaki ilişkinin bozulup bozulmadığına bakarız. Kendi hastanem özelinde bu işin başında olmam sebebiyle ben standart mortalite oranı takip ediyorum. Eğer ki bir yoğun bakım alanında bu oran bozuldu ise oradan hemşiren mi yoktu, hasta grubunda mı bir problem vardı diye kök neden analizi istiyorum yani ben orayı düzeltmeye çalışıyorum. Şimdi, biz, Sağlık Bakanlığı olarak da aslında önerimiz bu şekildeydi, bu önerilerimizi ilettik Bakanlığa. Önümüzdeki dönemde yenidoğanda yaşanan bu hadiseler… Denetleme konusunda gerekeni yapmak zorundayız. Benim gözlemim, -şuradaki oranlardan- özel hastanelerdeki denetlemeyi öncekinden de daha sıkı bir şekilde yapmak durumundayız, bunu yapacağız. Ve biraz önce Ahmet Hocam “Hoca vizite…” dedi; evet, gerekirse yapacağız. ARDS’li bir hastada mekanik ventilatörde, günlerce kas gevşetici altında, kontrollü mekanik ventilasyonlu giden bir hastaya bakan bir yoğun bakım alanı benim için kıymetsizdir. Bu da bizim kendi bilim dalımız çerçevesinde konuştuğumuz, tartıştığımız şeyler. 14 profesör arkadaşımızla birlikte yeni denetleme formlarını oluşturduk, yenidoğan bitirdi programını galiba ama biz de bitirmek üzereyiz ve bu anlık denetlemelerle… Bunun mesai saatleri içinde olması gerekmiyor, mesai dışında da gece yarısı da orayı takip edip gerekli notları biz Bakanlığa ileteceğiz ve bunu yaptığımızda en azından testi kırılmadan önce erişkin tarafında da güven ilişkisini tekrar oturtmaya çalışacağız. Teşekkürler.
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Profesör Doktor Ahmet Yağmur Baş ve diğer hocalarımıza bilimsel sunumları için çok teşekkür ederim, çok istifade ettik. Şimdi, tabii, önemli sorunlar var ve gerek sizin Komisyonunuz -bir yıllık süre tanınmış- gerekse de bu Komisyon -belki o kadar bile olmayacak süresi Komisyonun- bozulan sistemi düzeltmeye matuf bir çalışma içinde. Bunu yapabilecek mi, mesele bu. Şimdi, rakamları, oranları verdiniz, Türkiye ortalarda bir yerde gibi. AB rakamlarına baktığımızda neonatal ölüm hızı 2,1’ken Türkiye’de 5,7. Bunu düşürmemiz gerekiyor yani AB’ye talip olmuş bir ülke olarak rakamlar iyi değil. Şimdi, mesele bence şu: Yapacağımız işler, meşhur örnekte olduğu gibi, sivrisinekleri kontrol etmek azaltmaya yönelik mi yoksa bataklığı kurutmaya yönelik mi? Şimdi, şu tabloyu görüyoruz çalışmanızda: Özel hastanelerde bir artış var, yenidoğan yoğun bakımlarda artış var, özellerde yoğun bir şekilde baskın, hatta işte bahsettiğiniz bu çocuk doğum hızının yüksek olduğu illerde daha fazla özele doğru kaymış durumda, bu 3 ilde; İstanbul, Antep, Urfa’da. İşte, belki Antep ve Urfa’da yenidoğan ölüm hızı biraz daha yüksek ve bu illerde de istismara açık bir ortam var. Neden? Çünkü sağlıkta özelleştirme politikası maalesef bu yenidoğan ölümlerinin önünü açıyor, şu tablo bize çok açıkça bunu anlatıyor. Şimdi, bunu engellemek lazım, o bataklığı kurutmak lazım açıkçası. Bunu başaramadığımız müddetçe istediğimiz kadar komisyon kuralım, bilimsel çalışmalar yapalım, bir yerde kalırız ve yine geriye doğru gideriz. Şimdi, burada Sayın Hocam, raporunuzda yine önemli bir veri var, “Yenidoğan hekimlerinin şu andaki sayısı 364; 700’e ulaşması gerekiyor.” diyorsunuz. Yani neredeyse yüzde 100 artması gerekiyor, bu da az buz bir durum değil. Hesap etmişsiniz, 50 yan dal asistanının eğitime başlamasıyla en az dokuz yılda bu sayıyı kapatabiliriz ama bu sayıyla siz yani iyimser bir tahminde bulunmuşsunuz sanki. Maalesef, Türkiye gerçekleri böyle değil, çok daha uzun yıllar alacak gibi, hatta eksiğe bile düşebilir açıkçası. Şimdi, bunu gidermeden bir yere sanki varamayacağız. Yenidoğan hocalarının çok azaldığını ve bu konuda onlara önemli bir teşvikde bulunulması gerektiği apaçık ortada. Sağlıkta özelleştirmeyle özel hastaneler hele ki İstanbul, Antep, Urfa’da pik yapıyor, kamu hizmeti oldukça kötü bir yere düşüyor çocuk ölüm hızının arttığı bu yerlerde. Şimdi, Bakanlık bu konuda adım atmalı açıkçası. Yani sizin bu çalışmanızla bence buna yönelik olmalı, Bakanlığı harekete geçirmelisiniz hem kamuda bu yenidoğan hekimlerinin artması hem de bu bozulan sistem yani kamudaki sağlık hizmetinin kötüleşmesi, dolayısıyla özellerin yoğunlaşması, artması ve özel yenidoğan yoğun bakımlarının artması nedeniyle ortaya çıkan vahim bir tablo var. Şimdi, bahsettiğiniz, dediniz ki: “Urfa farklı bir il.” Şimdi, önemli bir şey söylediniz. Bu şimdi ne demektir? Siz olayı gören insanlarsınız. Şimdi, İstanbul’da bu ne demektir? Benim nazarımda İstanbul’da bir skandal patladı, 2’nci aday il de Urfa’dır. Ben böyle anlıyorum.
PROF. DR. AHMET YAĞMUR BAŞ – Urfa’nın doğurganlık hızı mesela, Türkiye yüzde 1,5; Urfa’da şu anda 3,1; 2 katı, mültecilerde 5,1.
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sağlıkta gerçekten normalleşme sağlanmadığı müddetçe böyle bir skandalın çıkacağı 2’nci il benim gördüğüm, bir hekim olarak da şöyle genel tabloya baktığım zaman da Urfa’da böyle bir olay olabilir. Zaten sizde gözlemlerinizde görmüşsünüz o ilde böyle önemli bir sıkıntı var. Şimdi, bunlara yönelik radikal yaklaşımlar sergilenmedikçe bu sıkıntılar devam edecek. Şimdi, Sağlık Bakanlığı açıkça ya özendirsin yani. Hani yenidoğan yoğun bakım doktoru artsın. Şimdi, sizin iyimser hesabınız bence tutmayacak çok daha fazla yıllara ihtiyaç var. Türkiye realitesi başka ve bundan dolayı da Türkiye’de daha çok yenidoğan bebek ölecek gibi görünüyor. Keşke şu hesabınız bile tutsa.
PROF. DR. AHMET YAĞMUR BAŞ – Sayın Vekilim, şimdi, Amerika’da da, Almanya’da da artık yenidoğancı olmak istemiyorlarmış. Zaten Amerika’nın büyük yenidoğan hekimlerine baktığımızda yavaş yavaş Hindistanlıların ve Çinlilerin ve özellikle Hintlerin ön planda olduğunu görüyoruz. Gerçekten zor bir grup, insanlar bu konuda tercihlerini birazcık mesleki zorluktan dolayı çünkü altı yedi yıl tıp fakültesi -hazırlık okursa yedi yıl, okumazsa altı yıl- dört yıl pediatri, üç yıl yenidoğan gerçekten on üç yıl sürüyor. Ben mesela, şöyle bir öneride bulunabilirim: Yenidoğancılardan başhekim, dekan, dekan yardımcısı yapılmasın.
PROF. DR. AHMET YAĞMUR BAŞ – Çünkü bu, şuna benziyor: Birini pilot olarak yetiştiriyorsunuz “Boeing” uçak sürecek kadar her türlü teknolojiyi öğretiyoruz, sonrada traktör verip “Bu tarlayı sür.” diyoruz. Yani bu konuda benim de Komisyona bir önerim ama bu…
BAŞKAN İSHAK ŞAN – Bir, Etlik’de mi vardı Hocam?
PROF. DR. AHMET YAĞMUR BAŞ – Var, Hocam var, dekan yardımcılarımız da var, şu da var, bu da var. Şimdi, bir de biz devletten para isteyemeyiz ki. Ne diyelim “Bize para verin, sayımızı arttırın.” mı diyelim Sayın Vekilim? Yani biz böyle bir rapor yazamayız. Hangi hoca bunun altına imza atabilir ki? İsteyemem yani babasından isteyemez insan, devletten nasıl istesin ama şunu diyebiliriz…
SADETTİN HÜLAGÜ (Kocaeli) – Adı güzel ama finansal motivasyon…
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Evet, finansal motivasyon…
PROF. DR. AHMET YAĞMUR BAŞ – Tamam, bizi motive edin, yazalım.
PROF. DR. AHMET YAĞMUR BAŞ – Biz bir rapor hazırladık dernek olarak, gene ülkenin değişik bölgelerinden 20 hocamızın… Bizim derneğimiz çok çalışkan yani her şey hazır olarak elinde var şu anda “Yenidoğancıların Sorunu” diye. Antep’teki, Urfa’daki, Diyarbakır’daki, Van’daki, Rize’deki, özeldeki, tüzeldeki herkesi biz davet ettik; biz de orada şey oluşturduk, raporumuz da var. Bu raporun bir kısmında SUT fiyatlarının tekrar irdelenmesi, bir kısmında finansal motivasyon, bir kısmında mecburi hizmet… Yani “Kaldırılsın.” diye öneren hocalarımız oldu ama kaldırıldığında Urfa’ya kim bakacak, Antep’e kim bakacak? Yani bu mümkün değil pratikte, bu da olmadı ama böyle bir raporumuz var; onu da bilim komisyonu olarak tekrar planlama yaparız yani o planlama raporumuz ve çalışmamız var ama motivasyon kısmı da sizlerde, biz bir şey diyemeyiz ki.
BAŞKAN İSHAK ŞAN – Teşekkür ediyoruz Hocam.
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Teşekkürler Hocam.
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Komisyonun kuruluş tarihi 22 Ekim 2024, bugün 29 Ocak 2025. Sayın vekilimiz “İki ay oldu.” dedi, hayır, üç ayı da geçtik. Bakın, şimdi, dört ay sanırım süresi ve yenidoğan çocuk, engelli ve yaşlıları inceleyeceğiz, daha doğru dürüst yenidoğanı bile inceleyememişken. Olay hâlen bu aşamada. Şimdi, gerçekten eleştiriyi hak ediyor Komisyon Başkanlığı. Ben, Sayın Komisyon Başkanının kendi iradesiyle bunu yaptığını düşünmüyorum. İki hafta öncesi bütün biletler ayarlanmış, bizi bekleyen bebek anneleri, babaları, idareciler, tüm organizasyon maddi manevi yönüyle yapılmış ama sanırım Komisyon Başkanımıza yukarılardan son anda “Erteleyin bu toplantıyı.” diye bir istek geldi. Bu çok büyük bir ciddiyetsizlik. Bakın, sadece bize karşı yapılmış bir ciddiyetsizlik değil. Bu ülkede 2024’ün en çok konuşulan konusuydu yenidoğan çetesi ve bunun için ortak bir mutabakatla yenidoğan çetesiyle ilgili bir Komisyon kuruldu ve üç ayı geçti, biz İstanbul’a gideceğiz, İstanbul’a gideceğimiz sabahın birkaç saat öncesinde “Seyahat iptal olmuştur.” şeklinde bize bilgi geliyor, bu olacak bir iş değil ve şu anda da aynısı yapılıyor. İki hafta önce sabah beş buçuğa kadar milletvekilleri çalıştırılıyor, bir inatlaşma yaşanıyor, ardından önceden belirlenmiş bir komisyon çalışması iptal ediliyor. Şimdi, bir düşünün, kendinizi o bebeklerin annesi, babası yerine koyun ya, bakın, her şeyi bir tarafa bırakın yani sizin bebeğiniz öldürülmüş, Meclisten birileri size haber vermiş “Bir Komisyon olarak gelip sizi ziyaret edeceğiz ey anne, babalar. Bebeğiniz öldürülmüş, bu konu hakkında sizi dinleyeceğiz.” Her şey hazır, bütün işlerini güçlerini bırakmışlar, o gün tüm randevularını iptal etmiş bu insanlar -belki İstanbul’dan, belki başka illerden gelmişler İstanbul’a- bekliyorlar bizi, bir haber geliyor “Komisyon iptal edildi.” Şimdi, bu çok üzücü bir şey yani ben o bebeklerin anne babası yerinde olsam gerçekten çok büyük hayal kırıklığına uğrardım ve onlar da uğramıştır. Bu bence çok büyük bir ayıp oldu o anne babalara. Bunu bir söylememiz lazım. İkincisi: Arkadaşlar, böyle olmaz hakikaten, bu ciddi bir Komisyon yani bir toplantı günü belirlenecekse en azından bir hafta on gün öncesinden bize bildirilir. İki hafta öncesi bu komisyon iptal edilmişse o gün Meclis tekrar açıldığında “Şu gün toplantı olacak.” denir, biz de ona göre kendimizi ayarlarız ama üç gün öncesinden bu konuda bir haber gelip “Şu gün gidiyoruz arkadaşlar.” dendi mi gerçekten bu da Meclise, milletvekiline, millete, mağdurlara yönelik bir saygısızlıktır, eleştirmek zorundayız. Gün değiştirilebilirse değiştirilsin diyorum yani benim teklifim pazar ve pazartesi olsun şeklindeydi, yine teklifim bakidir ama çoğunluğun farklı bir kararı varsa da o noktada bir şey diyemiyorum. Fakat çok erken bir şekilde bu karar alınmış durumda. Bunu söylemek istedim. Teşekkürler.

























Yorumlar