12.08.2021

Youtube

Basın toplantımız yaklaşık 4 aylık vekilliğimizin gaspla, haramilikle düşürülmesinden sonraki ilk basın toplantısı. Malum tüm Türkiye’nin konuştuğu; Anayasa’ya, hukuka aykırı bir şekilde 17 Mart 2021 günü Kocaeli Milletvekili olarak Meclis’te görev yaparken Anayasa’ya aykırı ve hukuksuz bir kararla vekilliğimiz düşürülmüştü ve ardından Meclis’te Adalet Nöbeti’ne başlamıştım ve ardından da evimizden darpla gözaltına alınmıştık ve 96 gün cezaevinde kaldıktan sonra tekrar Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararla Meclis’e dönmüş bulunmaktayım. Yerel mahkeme, İstinaf ve Yargıtay’ın hukuksuzluklarına rağmen Anayasa Mahkemesi net bir kararla oybirliği ile 15-0 bir kararla bana yapılan tüm işlemlerin haksız, hukuksuz olduğunu belirtmiş ve Meclis’e dönmüş bulunmaktayım.

Milletvekili iken zindana atılmak, özgürlüğünüzün elinizden alınması ve daha sonra “Pardon” denilerek Meclis’e geri dönmeniz bir utançtır! Bu Meclis Başkanlığı adına utançtır, benim adıma utanç olan bir durum yoktur! Ben hakkı, hukuku korumak için vekili olduğum hakkı, hukuku korumak için sonuna kadar gayret ettim ama bana bu hukuksuz muameleyi yaparak sadece bana değil partime, seçmenlerime, tüm milletin 84 Milyona bu utanç verici hadiseyi yaşatan Meclis Başkanlığı’nı tekrar kınıyorum. Yargıya siyasi müdahale yaparak bu kararları aldırtan, yürütmeyi tekrar kınıyorum ve halkın vekili olarak yeniden Meclis’te olduğumu ve Meclis’te bütün bu yapılanlara karşı ilk dönemdeki vekilliğimden çok daha aktif gayretli bir şekilde halkımıza hizmet edeceğimizi de buradan altını çizerek söylemiş olalım.

Değerli arkadaşlar konularımıza geçelim. Malum geçtiğimiz haftalarda Konya’da bir katliam yaşandı ve 20 Temmuz’daki 60 kişinin 4 kişiye saldırması sonucu, bir Kürt aileye saldırması sonucu 1 kişi hayatını kaybetti, bir linç olayı yaşandı ve ardından 30 Temmuz’da bir başka olay daha yaşandı. Ben geçtiğimiz günlerde Konya’ya gittim, Pazar günü Konya’daydım ve olayı yerinde tespit ettim, ailelerle görüştüm, Konya’lılarla görüştüm ve olaya derinlemesine vakıf olmaya çalıştık. Maalesef çok büyük ihmaller var! Etnik bir gerilim, gerginlik olayı su altında var, perde arkasında böyle bir  bilinç altı gerginlik var, ülkedeki ayrımcılığın yansıması var ve bundan Konya’da yaşayan Kürt vatandaşlar mağdur olmuş durumdalar ve iki ayrı olayda; birincisinde 1 kişi, ikincisinde 7 kişi olmak üzere toplam 8 Kürt vatandaşımız hayatını kaybetmiş durumda. Bunu basit bir olay olarak geçiştirmek mümkün değil. Adli bir olaydır diye geçiştirmeye çalışıyorlar ama hayır böyle değil! Göz göre göre gelen bir cinayet, çok büyük ihmaller var, bunu yakinen gördük! Gereken koruma önlemleri alınsaydı; ne ilk vakada 20 Temmuz daki merhum Hakim Dal hayatını kaybederdi ne de ikinci vakada 30 temmuz da Dedeoğulları ailesi hayatını kaybederdi. Etnik meselelerin ciddiyetini anlamayan ve ailelerin suç duyurularına rağmen gereken önlemleri almayan yetkililer burada büyük bir ihmal göstermiştir ve suçludurlar! Bu iki olayda büyük ihmaller vardır. Hele ki ikinci olayda Dedeoğulları ailesine yönelik olayda gördüğümüz şudur: İki aile arasındaki bir tartışma, çekişme ve çatışma sonrası 12 Mayıs, 22 Mayıs, 12 Temmuz’da Dedeoğulları ailesine bir saldırı gerçekleştirilmiş ve pek sonunda 30 Temmuz’da katliam gerçekleştirilmiştir. 1 kişi eline bir tabanca, bir bıçak, iki şarjör mermi, 30 kilo benzin alarak hasmı olduğu ailenin evine giderek insanları kurşunlamış, yaralıların kafasına sıkmış, evi ateşe vermiş ve bile bile çok korkmuş bir katliama imza atmış. Bu sadece onun da fiili değil, onun arkasında da birtakım güçler var, o da çok açık belli! Şu ana kadar tutuklananların sayısı az. İlk olayda Hakim Dal’ın öldürülmesinde 60 kişinin yaptığı bir linç olayına rağmen bir kişi tutuklanmış ikinci olayda ise sadece 11 kişi tutuklanmış ama oldukça önemli bir katliam var ortada. Bütün bunları “İki aile husumetidir.” Diye geçiştirmeye çalışan, daha araştırmadan bu şekilde ifadelerle geçiştirmeye çalışan yetkililer var. En başta bunları söyleyenler İçişleri Bakanı, Konya Valisi, Konya Emniyet Müdürü, Konya Cumhuriyet Başsavcısı bir an evvel istifa etmelidirler! Ortada bir katliam vardır!  İnsanlar ölmüş, resmi yetkililer duyarsız bir şekilde “Husumettir.” Diyerek geçiştirmektedir. Dedeoğulları ailesi iki kez suç duyurusu yapmış, iki kez koruma istemiştir ve verilmemiştir. Hangi yüzle yetkililer “Husumettir, geçtik, gittik. Bunun dosyasını kapattık.” Diyebilirler? Dosyaları incelediğimiz zaman Kürtlere yönelik düşmanca yönelik ifadelerle satırların olduğunu da merhum Dedeoğulları ailesinin fertleri de söylemektedir ve avukatı ile de görüştük Dedeoğulları ailesinin, katliamdan sadece 2 saat önce 7 kişinin verdiği duyumlardan 2-3 tanesi avukat bürosuna gelerek: “Her an saldırıya uğrayabiliriz, yetkililer bizi korumuyor, koruma verilmiyor, çok tedirginiz.” dedikten 2 saat sonra bu korkunç katliam gerçekleştirilmiştir. Burada hala yetkililerin bunu geçiştirmeye çalışması kabul edilemez, tekrar söylüyorum İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Konya Valisi, Konya Emniyet Müdürü ve Konya Cumhuriyet Başsavcısı bir an evvel istifa etmeli ve haklarında hukuki işlemler yapılmalıdır. İnsanlarımız hayatlarını kaybetmişlerdir. Bu ülkedeki çok ciddi meselelerden birisi olan etnik bir meseleden olduğu yönünde çok kuvvetli belirtiler var, tüm bunlara rağmen üstü örtülmeye çalışılıyor. Bakın biz tahrip edilen arabayı da inceledik. 60 kişinin tahrip ettiği bir linç olayı. Şu fotoğrafta görüyorsunuz. Bu arabayı 60 kişi kurşunlarla delik, deşik etmiş ve taşla tahrip etmiş ve arabanın içindeki Hakim Dal isimli kişiyi kurşunlayarak öldürmüşler; şu gördüğünüz Hamit Dal kardeşinin ölümünü apaçık görmüş, gözlerinin önünde kardeşi katledilmiş. Arabaya baktığımızda büyük bir linç girişimi görüyoruz. Arabanın içi dışı her tarafı tahrip edilmiş. Büyük bir saldırıya uğramış araba. Biz arabanın başında etraflı bir şekilde inceleyerek bu olayı tetkik ettik. Önemli olan nefretin ortadan kalkmasıdır! Biz nefret duygularını tahrik etmiyoruz, biz nefretin ortadan kalkması gerektiğini söylüyoruz. Nefrete karşı nefret söylemiyle cevap vermiyoruz. Türkiye’de bir nefret vardır, bir linç kültürü vardır, etnik meseleler var. Kürtlere yönelik, göçmenlere yönelik, alevilere yönelik ve diğer birtakım azınlıklara yönelik nefret duyguları vardır maalesef ve bazen alevlenerek toplu katliamlara neden olabilmektedir. Bunu biz Türkiye Cumhuriyeti tarihinde sık sık gördük! Yüz yıl öncesinden başlayarak maalesef bu tür olayların sık sık olabildiğini gördük, önemli olan o olayların vuku bulmaması, bunları engelleyebilmemizdir. O yüzden biz Türkiye’de ki dini ve etnik ayrımcılığın bir an evvel bitmesi, iktidarın, devletin bir an evvel insan haklarına uygun, Anayasayı insan haklarına uygun bir şekilde getirecek uygulamalar içine girmesinin gerektiğini söylüyoruz ve bu ayrımcılığın bir an evvel bitmesi gerektiğinin altını çiziyoruz!

Nefret saldırıları etnik kavgalar maalesef devam ediyor. Sadece Konya’da değil bugün de Ankara Altındağ’da oldukça sıkıntılı bir olay yaşandı! Ülkede göçmenlerle ilgili önemli bir mesele var! Göçmenler 3.5-4 milyon civarında Suriyeli var, yeni gelen Afganlara yönelik toplumun bir tepkisi var, birtakım anlaşmalar çerçevesinde geldikleri iddia ediliyor, olayın siyasi yönü ayrı. Suriye savaşında Türkiye’nin rolü, bundan dolayı Suriyeli göçmenlerin iktidar tarafından kabul edilmesi vb. Hususlar ayrı konular ama biz göçmenler, mülteciler, Suriyeliler, Afganlar konusunu bir insan hakları sorunu olarak görüyoruz. İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nda da bu konuda bir Göç ve Uyum Alt Komisyonu var bu konuları araştırması gerekiyor. Ankara Altındağ’da bugün vuku bulan hadisede Suriyelilerle, Türkler arasındaki kavgada bir yaralı bir de maalesef ölü vardı, vefat eden bir gencimiz vardı. Emirhan Yalçın isimli bir Türk katledilmiş, bıçaklanma olayı olmuş bir de yaralı hastanede var. Bunlar son derece hassas olaylar değerli arkadaşlar. Bu meselelerin iktidar insan haklarına uygun bir şekilde çözmezse toplum etnik çatışmalarla birbirine girebilir ve linç kültürü hakim olabilir. Biz bu işin içinden çıkamayız bundan sonrasında. Bakın Kürt meselesinde devlet ayrımcılığı, Kürt meselesindeki etnik sıkıntıları ortadan kaldıramazsan işte bakın Konya’daki gibi hadiseler gerçekleşiyor ve maalesef ki devam edebiliyor. Suriyelilerle ilgili konularda toplumu tatmin edecek adımlar atmazsa, insan haklarına uygun çözümler peşinde koşmazsa bir nefret kültürü pompalanırsa işte bu tür hadiseler olur! Bu gencin öldürülmesinden sonra sloganlarla ayaklanan insanlar tekbirler getirerek bir linç girişiminde bulunmuştur! Ortalık gergin hale gelmiştir, bütün bunların sonucunda toplumsal linçler vuku bulabilir. Bakın bunlar işaretleridir! İktidarın bütün bunlara bir çözüm bulması lazım! Yani çözümü kalkıp halka bırakırsanız; halk çözümü kendi eliyle, mahkeme dışı linç yaparak, ölümlerle, yaralamalarla olabilir. Bunlar da son derece tehlikelidir. Bir hukuk devletinde meseleler Anayasal çerçevede çözülür, sorunları çözecek yer Meclistir ve bunları masaya yatırarak çözülür. Bundan sonra olaylar olur, insanlar hayatını kaybederse sorunları çözemeyen yetkililerindir vebal!!!

Hala bakın Konya’daki taziye devam ediyor. İnsanların da üzüntüsü ve gerginliği devam ediyor. Umalım ki Türkiye’nin batısı ve doğusu, kuzeyi ve güneyi birbirini anlayan, birbirine adım atan insanlardan olsun, bu tür gerginlikler bitsin. Bizim davamız bu tür konuları gündeme getirerek gerginlikleri arttırmak değil bu meseleleri insan haklarına uygun bir şekilde nasıl çözebiliriz? Gelin bunları konuşalım diyoruz. Hiçbir meseleyi sümenaltı etmeyelim. Türkiye’de meseleler vardır, bunları “Köylü husumetidir.” Diye hasır altına etmekte vardır, bunları etraflı bir şekilde araştırmakta vardır. Hem Kürt meselesinde hem Suriyeli meselesinde biz bunların ayrıntılı bir şekilde, insan haklarına uygun bir şekilde iktidar tarafından çözümünün sağlanması gerektiğini açık bir şekilde söylüyoruz!!!

Yine ülkemizde maalesef yangınlar hala devam ediyor! Oldukça sıcak mevsim yaşıyoruz ve o sıcaklarda kurumuş otlar, ağaçlar çabucak alev alıp yanabiliyor. Bunlar Yunanistan’da da var şu anda. Geçtiğimiz yıl Avustralya neredeyse baştan sona yandı, korkunç yangınlar vardı. Yaz mevsiminin sonuçları olan hadiseler ama devletlerin buna önlem alması, hazırlıklı olması gerekiyor. Biz gördük ki iktidar hiç hazırlıklı değil. Yangın uçakları, yangın helikopterleri noktasında tamamen hazırlıksız bir devlet gördük, bir iktidar gördük. Ormanlar kendi kendine yandı, bitti, kül oldu, köyler yandı, canlılar yandı, bitkiler yandı, ağaçlar yandı, büyük maddi kayıplar oldu, telafisi çok zor yılları alacak ağaçlandırma çalışmaları yapmak gerekiyor ve sonuçta evler de yandı hayatını kaybeden insanlar oldu. Çok büyük maddi, manevi kayıplarımız oldu ama biz bakıyoruz ki burada da yine birtakım provokatif düşünceler peşinde olan iktidar ve çevresi var. Manavgat’ta bazı çevrelerde, yol kesip: “Sen hangi ilden geliyorsun?” Kürt illerinden geliyorsa bu kişiyi arabadan indirip darp edip oradan göndermek vb. Hadiseler orman yangınlarının ne derece vahim, etnik yangınlara da erişebileceğinin işareti. Bu tabi olayların kullanılarak birtakım teknik meseleler üzerinden kamplaşmayı sağlamaya çalışan iktidar anlayışını burada kınıyorum! Tabi yangınları kalkıp bir şeylerin üstüne yıkarak; Kürtlere yönelik nefret ve alerjik duygularını azdırarak kendi iktidarını sağlamlaştırmaya çalışan bir iktidar var karşımızda bunlar çok tehlikeli hareketler. Biz Türk’ü ile Kürt’ü ile bu ülkenin batısındaki doğusundaki tüm yangınları söndürmek zorundayız. Türk’ü ile Kürt’ü ile gerek Şırnak’ta yangın olsun gerek Milas’ta yangın olsun gerek Van’da yangın olsun gerek Bodrum’da yangın olsun o toprakların hepsi bizim topraklarımız, tüm ağaçlar, tüm insanlar bizim insanlarımız. Biz hepsine aynı duyarlılıkla bakıyoruz ve diyoruz ki; ne maddi ne manevi yangınlar olsun. Bunun da altını tekrar çiziyoruz!!!

Bakın burada çok değerli, fedakar çalışan insanlar da var. Marmara orman yangınlarında çalışan fedakar orman işçisi arkadaşlarımızı da analım. Evet devlet önlem almakta yetersiz kaldı ama hayatını kaybeden insanlarımız oldu, kurtarma çalışmaları sırasında, böyle fedakarca gece gündüz çalışan gönüllü insanlar da oldu onları da buradan tebrik ediyoruz, çok değerli çalışmalar yaptılar, Allah razı olsun, teşekkür ediyoruz tüm insanlık adına. Canla başla gayret edip bu yangını söndürmeye çalıştılar. Nerede bir iyilik güzellik varsa biz onu tebrik ederiz, nerede bir yanlışlık eksiklik varsa onu da eleştiririz milletvekili olarak ve bunların giderilmesi gerektiğini söyleriz. Biz bir kampanyaya imza verdik. Bakın orman yangınları devam ederken dönem bitmeden önce bir turizm yasası çıktı ve bu turizm yasasına göre boş alanlarda birtakım turistik tesislerin yapılması yönünde bir boşluk var maalesef ki bu turizm yasası ile yanan ormanlarda talanlar yapılabilir. Bu yasanın derhal geri çekilmesi gerekiyor. Yasa çıktı evet ama yanan ormanlardan sonra o bölgelerin tekrar ağaçlanması gerekiyor. Oraların binalarla dolu olmaması gerekiyor, ekolojik dengenin korunması için bu çok önemli. 120 vekilin imzası ile Meclis tekrar toplanabilir. Ben de bu kampanyaya imza verdim. Ben ve 5 milletvekili imza verdi, 120 vekil olursa yani 114 vekil daha olursa Meclis açılır ve Turizm Yasası’nın iptalini sağlayarak yanan ağaçlık bölgelerde beton binaların yapılmasını engelleyici adımlar atılabilir. Yasanın iptali yönünde adımlar atabilir. O yanan ağaçlar hepimizin canı ciğeri, o yüzden biz o ağaçların yerine beton binalar yaptıracak bir yasayı kabul etmiyoruz! Bu yasanın bir an evvel değişmesi gerektiğini söylüyoruz.

Değerli arkadaşlar cezaevlerinde çok büyük sorunlar var. Cezaevlerindeki sorunları ben önceki dönem milletvekilliğimde de çok işledim burada basın toplantılarımda, sonrasında işte bir hukuksuzlukla, iktidarın ve Yasama Başkanlığı’nın hukuksuzluğu ile cezaevine girdim ve 96 gün orada da mahpus olarak oraları yakinen gördüm, Türkiye cezaevlerinde çok büyük ihlallerin, hukuksuzlukların olduğunu canlı yaşayarak bir mahpus olarakta gördüm. Bundan sonrasında hem bir vekil hem bir eski mahpus olarak cezaevleri konusunda ki değinilerimizi yoğun bir şekilde arttırarak devam ettireceğiz.

Cezaevlerinde ne oluyor?  Şu anda pandemi gerekçesiyle açık görüşler halen açılmış değil! 1.5 yılı aşmış, düşünün Mart 2020’den beri açık görüşler iptal! Şu anda dışarıda herkes rahat, artık neredeyse bütün tedbirler bitirilmiş ama cezaevlerinde sadece Korona var, açık görüşler hala açılmıyor! Mahpuslar aşı da oldular. Buna rağmen açık görüşler açılmıyor. Bu keyfi ve zorbaca bir tutum, bunu kınıyoruz Adalet Bakanlığı’na, Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne sesleniyorum; açık görüşleri açın. Bakın insanlar bunaldılar, yakınlarını camın arkasından görüyorlar, ancak telefonla kısıtlı zamanlarda duyabiliyorlar ve yine kapalı görüşler ayda 3 kez olması gerekirken 2’ye düşürülmüş durumda. Hani kapalı görüşlerin virüs ile ilgili nasıl bir sıkıntı olabilir? Camın arkasından insanlar görüşüyor ama yeter ki zulüm olsun ve kapalı görüşler de halen az sayıdadır ve kapalı görüş saati 1 saatten, 1.5 saate çıkarıldığı halde halen 1.5 saat uygulaması geçerli değil. Hiçbir cezaevinde 1.5 saatlik bir görüş hakkı verilmemektedir. Böyle bir rezalet olabilir mi arkadaşlar? Olacak şey midir bu? 1.5 saatlik bir süre var ve temmuzda hatta temmuz öncesi haziranda çıkan bir yasa var, şu anda ağustostayız halen düşünün temmuz, ağustos 2 ay geçmiş insanların 1.5 saatlik kapalı görüş hakkı verilmiyor. Hala kimi yerde 45 dakika, hatta kimi yerde yarım saat. Sohbet hakları tanınmıyor. Koğuşlar arası sohbet hakkı tanınmıyor, kimi yerde spor hakkı veriliyor, kimi yerde verilmiyor ve bunlar özgürlük ve hak gaspı açısından oldukça sıkıntılı durumlar.

Yine hamile tutuklular var cezaevlerinde. Birçok hamile kadın, çocukları dışarıda, kendi karınlarındaki bebekleri ile cezaevlerindeler. Son derece sıkıntılı bir ortam. Biz bu konuları yakından takip ediyoruz. Konya E Tipi Cezaevi’nde Huriye Acun 8.5, 9 aylık hamile bir kadın. Yargıtay tarafından dosyası onansa veya onanmasa da cezaevinden çıkacak çünkü hamile olduğu için 1.5 yıllık infaz erteleme alacak buna rağmen dosyasına bakılmıyor ve halen cezaevinde. Neredeyse cezaevinde doğum yapacak; annenin ve bebeğin sağlık durumu hakkında büyük bir endişe var. Ben baba Uğur Acun’la da görüştüm, baba Uğur Acun’la bir canlı yayın yaparak eşinin sıkıntılarını anlatmasını istedik. Baba Uğur Acun yanında 4.5 yaşındaki annesini arayan çocuğu ile eşinin bu mağduriyetini takip ediyor ve Yargıtay hala 1.5, 2 aydır bu konuda bir karar vermiyor! Kadın içeride büyük sıkıntı çekiyor, baba dışarıda büyük sıkıntı. Dışarıdaki çocuk büyük bir sıkıntıda, anne karnındaki bebek büyük bir sıkıntıda ama Yargıtay çok rahat, halen bir karar vermiyor! 27 gün boyunca ilk girdiğinde Huriye Acun 7 m2 lik bir hücrede tek başına 27 gün kalmış. Çok çok büyük zorluk yaşamış. Büyük sağlık sorunları yaşamış, şu anda 6 kişilik bir koğuşta yine sıkıntılı bir ortamda yaşıyor! Huriye Acun’un durumunu gündeme getiriyoruz. Bir an evvel Yargıtay’ı göreve davet ediyorum. Bu dosyaya baksın, onansa da onanmasa da bu kadının bir şekilde iki halde de dışarı çıkması mümkün. Niye bakılmıyor? Niye bekleniyor? Böylesine bir anne ve bebeğini ilgilendiren çok sıkıntılı durumdaki bir hamile kadını ilgilendiren bir hale niye son kararı vermiyor? Niye bekliyor anlamak mümkün değil?

Yine bir başka vaka! Bakın Arzunur Özkan şu gördüğünüz Arzunur Özkan ve eşi. Arzunur Özkan da şu anda mahpus. Kayseri Bünyan Cezaevi’nde oldukça zor durumda. İkinci ayına girmiş ve 6 aylık hamileyken maalesef Kayseri Bünyan Cezaevi’nde. Arzunur Özkan da büyük sıkıntılar çekiyor. Bugün bana bir mektup göndermiş Arzunur Özkan ben bu mektubu size okumak istiyorum burada, daha yeni geldi. Bu mektubu size okumak istiyorum. Diyor ki: “Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu 7 aylık hamileyim, mağduriyetlerimin dikkate alınarak okunmasını istiyorum. Ben Arzunur Kılıç Özkan. Şu an Kayseri Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu olarak bulunuyorum. Aynı zamanda 28 haftalık hamileyim. Kolej öğretmenliği ve Bank Asya maaş kartı olmasından dolayı terör örgütüne yardım suçundan dosya tutuksuz takip etmiş daha sonra cezaevine girmiş. Doğacak çocuğumuz bizim ilk evladımız olacak, biz yeni evliyiz, çocuğumuzu sağlıklı bir şekilde kucağımıza almak istiyoruz ama bulunduğum ortamda çok zorlanıyorum. Tutukluluk sürecinde neler  yaşadığımı belirtmek istiyorum.” Diyor ve kamuoyuna bana bu sabah gelen bu mektupta neler yazıldığını okumak istiyorum. Oldukça büyük sıkıntılar yaşayan bir hamile mahpus hanımın mektubudur bu. “ 2 aylık hamileyken tutuklandım, 5 aydır tutukluyum. İlk ay Edirne Cezaevi’nde kaldım, cezaevi çok eski ve çok soğuktu. Böcekler ve farelerle 1 ay boyunca cezaevinde kaldım. Cezaevinde hiç yemek yiyemedim, iki defa düşük riski yaşadım. Bununla ilgili iğne vuruldum. Tutuklanmadan önce ilk 1 ay düşük riskinden dolayı ilaç kullanmıştım. Zaten sıkıntılı bir gebeliğim vardı, tutuklanınca çok sıkıntıya girdim. Daha sonra mahkeme günü zorunlu sevk edildim. 16 saat kelepçeli olarak Kayseri Bünyan Cezaevi’ne getirildim. Yol boyunca sürekli istifra ettim ve istifra ederken kelepçem açılmadı. Zaten sağlık durumum iyi değilken daha da kötüleşti. Kayseri Cezaevi’nde karantina nedeniyle geçici bir koğuşa kondum. Karantina süresi bitmeye yakın zorunlu hastaneye götürüldüm, sonrasında tekrar karantinaya bu sefer hücreye koyuldum. Sürekli baş dönmesi ve bulantı yaşadığım için yalnız kalmak istemiyordum çünkü istifra sonucu sürekli bayılıyordum. Israrlarıma rağmen dört gün hücrede kaldım. Kaldığım sürece boyunca sürekli ağladım ve rahatsızladım. Son gün ağlamaktan konuşamaz durumdaydım daha sonra hücreden biraz yüksek bir odada 15 gün kaldım, yemek dahil birçok işlerimi yatağımın üzerinde yapmak zorunda kaldım. Bulunduğum yerde duş yoktu ve erkek tuvaleti pisuvar vardı, pisuvardan gelen kötü kokuya ve pencereden gelen memurların sigara kokusuna maruz kalarak 15 gün yerde yatarak geçirdim. Tabi bu süre zarfında yemek yiyemedim sadece peynir, ekmek ve yoğurt ile idare ettim. Fiziksel ve psikolojik olarak mahvoldum. Kokudan dolayı bunlar bile vücudumda kalmadı sürekli istifra ettim. Verdiğim dilekçelere rağmen bu yerden çıkarılmadım. Bir ay karantinada kalmak zorunda kaldım daha sonra normalde 8 kişilik olan ama şu an 16 kişinin kaldığı küçük bir koğuşa geçirildim. 2 kişi yerde yatıyor, sürekli tansiyon ve nefes darlığı sorunu yaşıyorum. Hamile olduğum için ilaçta kullanamıyorum. Ayrıca çok ciddi uyku problemleri yaşıyorum. Kovid nedeniyle karantinaya tekrar girmemek için hastaneye gidemiyorum çünkü yaşadıklarımı tekrar yaşamak istemiyorum. Hamile olduğum için normal kontrollerimi bile yaptıramıyorum ama artık bebeğimin sağlığı hakkında bilgi almak ve cinsiyetini öğrenmek için 6 aylık hamileyken hastaneye gitmek ve karantinaya girmek zorunda kaldım. Hastane de zamanı geçtiği için birçok testi yaptıramadım ve yaptırdığım testlerden bilgi alamadım. 1 aydır karantinadayım ve çok sıkıntı yaşıyorum. Bulunduğum yer revir odası ve havalandırması yok! Şu an 12 kişi kalıyoruz. 4 kişi yerde yatıyor. Her gece rahatsızlanıyorum, nefes darlığı ve tansiyon problemi yaşıyorum. 2 defa acile gitmek zorunda kaldım. 21 tansiyon ve oksijen azlığından acillik oldum, bebeğimin sağlığı konusunda endişeliyim. Hastaneye götürüldüğümde sürekli farklı bir doktora götürülüyorum ve  doktorlardan bilgi almam engelleniyor. En son bebeğimin suyunun az olduğu söylendi ve bununla ilgili bir işlem yapılmadı. Yaşadığım sıkıntılara çözüm bulunmuyor artık dayanamıyorum. Sağlık durumum git gide kötüleşiyor. Cezaevinde doğum yapmak istemiyorum. Eşim de Çorum’da tutuklu ailem de Bursa’da yaşıyor. Ziyaretime her zaman gelemiyorlar. İhtiyaçlarım karşılanmıyor. Cezaevinde normal bir insan bile yaşamakta zorlanırken ben hamile olarak çok ciddi problemler yaşıyorum. Sağlıklı bebeğimi kaybetmek istemiyorum. Şu anda dosyam Bursa İstinaf’ında sizden talebim zorlu geçen hamilelik sürecimin göz önünde bulundurularak mağduriyetimin gerekli yerlere bildirilmesi ve tutukluluk halimin kaldırılmasına yönelik yardımlarınızı istiyorum, bununla ilgili desteklerinizi bekliyorum, teşekkür ediyorum.” Demiş Arzunur Özkan gönderdiği mektubunda bunları söylüyor. Değerli arkadaşlar bunlar utanç verici hadiselerdir. Bakın gerçekten utanç vericidir çünkü bu kadın mahkumdur, tutukludur, tutuksuz yargılanabilecekken 6 aylık bir kadın içeride işkence çekmektedir. Şu mektubu dinlediniz hangi birinizin vicdanı buna el verir. El insaf diyorum. Bu kadın içeride her an bebeğini kaybedebilir. Ben bir doktorum, bebeğini her an kaybedebilir. Bebek düşük yapabilir. Daha önceden de böyle birçok hamile tutuklunun durumunu takip ettim. En az 4 bebeğin cezaevlerinde düşerek hayatını kaybettiğini, anne karnından düşerek hayatını kaybettiğini biliyoruz. Daha bilmediğimiz çok vaka vardır ama işte birisi daha sanki vuku bulacak çok çok sıkıntılı olan bir kadın bu insanlar tutuksuz yargılanabilir. Bu insafsızlığı bu vicdansızlığı yapmayın diyoruz. Mahkumlara uygulanan infaz ertelemelerin tutuklulara da verilmesi lazım. Suçu sabit olana siz birtakım haklar veriyorsunuz hamilelik ve 1.5 yaşına kadar olan bebeklerde ertelemeler veriyoruz diyorsunuz ama daha suçu sabit olmamış tutukluya hiçbir hak vermiyorsunuz. Bunlar olacak işler değil değerli arkadaşlar, kabul edilecek işler değil. Biz bu sesleri duyurmaya devam edeceğiz. Zindanların dibinden bu mektupları gönderen insanların sesi olmaya devam edeceğiz ve milletin vekili olarak bu insanların sıkıntılarını gündem edeceğiz.

Ayrıca şu anda yıllardır cezaevinde olan zulmen tutuklu olan eski vekilimiz Diyarbakır eski Büyükşehir Eş Genel Başkanımız Gülten Kışanak’ın babasının vefatını öğrendik. Gülten Kışanak genç kadınlığından beri bu tür zulümleri yaşamış, cezaevlerinde büyümüş bir insan ve maalesef ki bu yaşında da cezaevinde ve cezaevindeyken babasını kaybetti. Sincan Cezaevi’nde eski vekil arkadaşlarımızdan Sabahat Tuncel’in düşüncelerine göre dışarıda artan etnik saldırılara paralel olarak cezaevinde de usulsüz uygulamalar, infaz koruma memurlarının kötü muameleleri vuku bulmakta. Bunları da gündeme getiriyoruz ve hiç kimsenin hakkının gasp edilmemesi gerektiğini söylüyoruz. Zaten zulmen tuttuğunuz insanların cezaevi ve bir de hak gaspına uğramaması gerektiğini söylüyoruz. Bütün bunlar boşuna olan çabalardır.

Değerli arkadaşlar biz KHK’lılara yönelik zulmünde devam ettiğini biliyoruz. Geçtiğimiz günlerde gerek Bursa KHK’lılarla yaptığım görüşmeler gerek Konya’daki KHK Platformu ile yaptığım görüşmelerde oldukça üzücü hayat hikayeleri dinledik. KHK ile işinden zulmen atılan yüzbinlerce insanın %90’ına OHAL Komisyonu ret vermiş durumda bu retler çoğunlukla Anayasa’ya aykırı hukuksuz bir şekilde verilmekte ve maalesef ki böyle. O retlerden birisini de ben aldım OHAL Komisyonu bana da ret verdi bir KHK’lı olarak ama biliyorsunuz ben de binlerce KHK’lıdan farklı olarak Anayasa Mahkemesi bana ret verilme gerekçesi ile ilgili mahkeme sürecinde hak ihlali buldu. Yani Anayasa Mahkemesi aslında hak ihlalini verdiği bir kararda OHAL Komisyonu Anayasa Mahkemesi, Anayasa’dan bağımsız olarak bir ret kararı vermiş durumda. Bugün ülkemizde Anayasa’nın ne kadar ayaklar altında olduğunu gösteren bir başka gerçekte budur maalesef. Yüzbinlerce KHK’lı aynı durumdadır. Anayasa’ya, hukuka aykırı bir şekilde ihraç edilmişlerdir ve yine aynı şekilde OHAL Komisyonu keyfi kararlar vermektedir. Bunlar da hala devam etmekte, Bursa KHK’lılar Platformu ile yaptığımız görüşmede binlerce Bursa’lı KHK’lının çok büyük zorluklar yaşadığını, bir tasfiyeye uğradıklarını, bir soykırıma uğradıklarını anladık. Yine Konya KHK Platformu ile yaptığımız görüşmede de bunların maalesef devam ettiğini gördük.

Bu ziyaretlerden de görüntüler. Konya KHK Platformu ile yaptığımız görüşmelerde de çok büyük sıkıntıları dinledik maalesef ki bütün bunlara çözüm bulmak istemeyen bir iktidar ile karşı karşıyayız ama biz sonuna kadar bir milletvekili olarak tüm bunlara çözüm bulmak için elimizden gelen tüm gayreti göstereceğiz çünkü milletin vekiliyiz ve bu zulümleri kabul etmiyoruz.

Yine Bursa’da yaptığımız görüşmede de yüzlerce KHK’lı vatandaşımız bize sorunlarını ilettiler ve biz de onların sesi oluyoruz. Bu zulmün bitmesi lazım Anayasa’ya aykırı KHK rejiminin, KHK hukuksuzluğunun bitmesi lazım, KHK’ların iptal edilmesi lazım eğer ki bir devlet memurunu yargılayacaksanız 657 Devlet Memurları Kanunu vardır böyle Anayasa’ya aykırı  KHK’lar ile on binlerce insanı bir anda işinden atıp, politik kırıma tabi tutamazsınız.

İşte o KHK’lılardan birisi çok değerli Nuriye Gülmen hala cezaevinde çok uzun süredir cezaevinde Nuriye Gülmen. Hiçbir suçu günahı yok, sadece onu etiketledikleri için, onu cezaevine almak istedikleri için cezaevinde Nuriye Gülmen hukuksuz bir şekilde rehin tutularak cezaevinde. Nuriye Gülmen’e de o zindan da selam ediyoruz ve ona da bu KHK rejimine karşı ilk direnişi gerçekleştiren bu değerli KHK’lı arkadaşımız Nuriye Gülmen’e de selam ediyoruz ve işinden atıldıktan sonra özgürlüğünden de alıkoyup cezaevine girmesini şiddetle eleştiriyoruz. Bir an evvel özgürlüğüne kavuşması gerektiğini söylüyoruz.

Bakın yurdun neresine gitsek bir KHK’lıya rastlıyoruz. Küçük ilçelere gidiyoruz, 3 4 bin nüfuslu ilçelerde yüz yüze bir tane KHK’lı vatandaşın olduğunu görüyoruz. Büyük illerde 4 5 bin- 10 bin KHK ile ihraç edilmiş insanların olduğunu görüyoruz, duyuyoruz. Bursa’da bir köyde, Akçalar köyünde dolaşırken satıcı ile konuşurken kendisinin bir öğretmen olduğunu öğrendik. İhraç edilmiş bir öğretmen, geçimini sağlamak için domates, salatalık, sebze, meyve satıyordu. Öğretmenini bu hale düşüren devlet utansın. Zulmen abuk subuk gerekçelerle yıllarca okumuş, öğretmen olmuş, çocuklara eğitim vermiş bir öğretmeni bu hale düşüren iktidardakiler utansınlar, bu onların utanç tablosudur. Bu öğretmen helalinden gelirini temin etmeye çalışmaktadır. O onurlu bir iş yapmaktadır ama onu bu hale getirenler, onu öğretmenlikten abuk subuk gerekçelerle atanların utanç duyması gereken bir tablo bunu Büyük Millet Meclisi’nden kamuoyuna sunuyorum.

Covid meselelerinde iktidarın yanlış uygulamaları sonucunda vatandaşlar mağdur oluyor. Bakın geçtiğimiz günlerde aldığım bir ileti diyor ki vatandaş: “”Ben zeynep Erdiler. Almanya’da bulunan yeğenimin düğününe gitmek için Alman Konsolosluğu’na başvuru yaptım ve vizemiz çıktı. Kayseri Havaalanından içeri alınmadık.Sebep Çin Aşısı olmamız 2 doz da biontech vurulmalıymışız.” Peki Avrupa Birliği ülkeleri Çin aşısını kabul etmiyor ve almıyorsa devlet yetkililerinin bir özleştiri yapması gerekmiyor mu? İnsanları Sinovac aşısı yaptırdınız ve AB ülkeleri Sinovac’ı kabul etmiyor; “Biontech olmazsan gelemezsin.” Diyor. Bu insanların da uçak biletleri yanıyor, çok büyük mağduriyetler yaşıyor. İktidar nerede? Neden bu konulara çözüm bulmuyor? Buradan tekrar sormuş olalım.

Basın toplantımızın sonuna doğru biz yine kaçırılan kişileri söyleyeceğiz.

Yusuf Bilge Tunç 6 Ağustos 2019’da kaçırıldı. 2 yılı geçti bu insan hala ortada yok. Devlet yetkilileri ortada yok. Bir insanın bulunması zor bir hadise değil. Bulmak istemiyorlarsa akla başka şeyler geliyor. Devlet yetkilileri mi kaçırdı sorusu geliyor. Maalesef ki hiçbir istek yok. Bu insan öldü mü kaldı mı nerede? Ulusal ve uluslararası sorulara cevap vermeyen devlet iktidar mekanizması var. OHAL Dönemi’nde 35’e yakın insan siyah transporterlarla kaçırıldı, bir kısmı bulundu, bir kısmı bulunamadı. Onlardan birisi de Yusuf Bilge Tunç’tu. Halen ortada yok. Kaçırıldığı yerde Ostim’deki güvenlik kamera kayıtları ortada yok. Hiçbir şekilde bilgi belge verilmiyor. Bu kadar bir gizlilikten sonra bu gizlemeleri yapanların bu kişiyi kaçırdığı konusundaki şüpheler iyice artıyor. Beyaz toroslar dönemi tekrar hortladı ve siyah trasporterlar dönemi başladı. Bir devlette iktidardakiler hoşlarına gitmeyen insanları alıp kaçırıp yok ediyorlarsa oraya bırakın hukuk devleti demeyi devlet demek mümkün değildir. Orası bir çete topluluğudur, başka bir şey değildir. Bunu da çok net bir şekilde bilinmesi lazım.

Hüseyin Galip Küçüközyiğit’de 29 Aralık 2020 gününden beri yok! Nerede bu insan Ankara’da kaçırıldı. Bu insan hakkında hiçbir bilgi verilmiyor ve Hüseyin Galip Küçüközyiğit bulunamıyor arkadaşlar! Bakın şu fotoğrafını gördüğünüz kişi 29 Aralık’tan beri yok! Hiçbir yetkili bilgi vermiyor! Resmi yetkililer eliyle yapılmış kaçırılma olayı yönündeki şüpheler çok kuvvetli. Kızı Nur Sena Küçüközyiğit çırpınma içinde ama halen bu konuda bir gelişme yok, hiç kimse kendisine cevap vermiyor. Ulusal ve uluslararası mekanizmaların sorduğu sorulara devlet yetkilileri ciddi cevaplar vermiyorlar. Bir an evvel Hüseyin Galip Küçüközyiğit bulunsun diyoruz.

Şerif Mesutoğlu hukuksuz bir şekilde Yargıtay tarafından cezası onanmış bir insan Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda bir karar vermesi lazım. Yargıtay’ın verdiği kararların ne kadar olumsuz olabileceğini hepimiz iyi biliyoruz, bunlardan birisini yaşamış birisi olarak. Şerif Mesutoğlu davasında da Anayasa Mahkemesi’nin adil bir karar vermesi çağrısını bekliyorum.

Av. Selçuk Kozağaçlı da hukuksuz bir şekilde Çağdaş Hukukçular Derneği’nin eski başkanı olarak hukuksuz bir şekilde cezaevinde bulunan bir hukukçumuz, çok değerli bir hukukçu, sırf hakkı hukuku savunduğu için mesleğinin gereğini yerine getirmeye çalıştığı için abuk subuk gerekçelerle cezaevinde mağdur ediliyor. Av. Selçuk Kozağaçlı’ya özgürlük diyoruz.

Kırşehir Cezaevi’nde çok zor durumda olan Mazlum Dönder ve arkadaşları uzun süredir Kırşehir Cezaevi’nde aksaklıklara karşı mücadele ettiler. Bir kısmı orada kaldı bir kısmı sağa sola sürgün ettiler. Oldukça ağır ihlalleri oldu. Mazlum Dönder de Kırşehir Cezaevi’nde ağır ihlallere uğrayan mahpuslardan birisi.

Yine bu mağduriyetlere uğrayan Fırat Altun isimli mahpusu hatırlatalım. Bu kişiler çeşitli cezaevlerine sürgün edildiler.

Yine Çetin Yıldız.

Özgür Karakaya

Ömer Bedir

Ve Emrah Kına bu kişilerin cezaevlerinde oldukça yoğun hak ihlalleri ile karşı karşıya olduğunu biliyoruz ve onların da sesini duyurmaya çalışıyoruz.

Kaçırılanlar arasında yine Mehmet Bal Batman’lı uzun bir süredir kaçırılmış durumda. Halen haber alınamıyor. Yetkililer bu konuda da hiçbir açıklama yapmıyorlar!

Gülistan Doku maalesef Dersim’de kayboldu ve çok uzun bir süredir halen cesedine ulaşılmış değil. Öldü mü kaldı mı o da bilinmiyor. Ne dirisine ne ölüsüne ulaşılmış değil.

Hürmüz Diril yine aynı şekilde hiçbir şekilde kendisine ulaşılmamış şekilde. Eşi Şimoni Diril’in cesedi bulundu ama Hürmüz Diril’den haber alınamıyor. Onu da tekrar gündem ediyoruz.

Bu arada Olimpiyatlarda madalyalar kazanan sporcularımızı da anmadan geçemeyeceğiz. O konuda da kendilerini tebrik ederim çok değerli başarılar kazandı sporcularımız. Onları da anarak onları da onore etmiş olalım. Olimpiyatlarda şampiyonluk kazanmak basit bir hadise değildir, çok zor hadiselerdir ve sporcularımız onları başarmıştır. Karate’de olimpiyat ikincisi olup Türkiye’ye karatede ilk madalyayı getiren ve seçim bölgem Kocaeli’de doğan Eray Şamdan‘ı ve onun yetişmesinde katkı sağlayan hocalarımızı tebrik ediyorum. Olimpiyat ruhu; barış, dostluk, kardeşlik, sevgi ve saygıdır diyoruz.

Tokyo 2020‘de Türkiye’ye karatede bronz madalya kazandıran Merve Çoban’ı ve cirit atmada birkaç santim farkla olimpiyat 4.sü olan Eda Tuğsuz’u kutlar, onlara katkı sunan hocalarımızı tebrik ederim.

Tokyo 2020 ‘de Türkiye’ye boksta; altın madalya kazandıran Busenaz Sürmeneli ve gümüş madalya kazandıran Buse Naz Çakıroğlu’nu kutluyoruz, onların gelişmesinde katkı sağlayan hocalarımızı tebrik ediyoruz. Olimpiyat ruhunu sevgi saygı ile tekrar yaşattıkları için teşekkürler ediyoruz.

Son olarak Tokyo 2020‘de Türkiye’ye bronz madalya kazandıran; güreşte Taha Akgül, karatede Ali Sofuoğlu’nu kutlar, onların gelişmesinde katkı sağlayan hocalarımızı tebrik ederiz.

Basın toplantımız bu kadar hepinize teşekkür ederim.

Yorumlar