17.08.2021
17 Ağustos 1999 Kocaeli Gölcük depreminin 22. Yıl dönümü dolayısıyla Kocaeli Milletvekili olarak bir basın toplantısı düzenleme ihtiyacı hissettik. Depremi unutmamak zorundayız! Depremler sürekli karşı karşıya olduğumuz afetlerdir. Hele ki bugünlerde hiç unutmamak durumundayız. İşte orman yangınları ile ülkemizin kavrulduğunu, seller ile, heyelanlar ile büyük afetlerin, felaketlerin olduğu ve yeterli tedbirlerin alınmadığı apaçık ortaya çıktığı şu günlerde 22 yıldır deprem konusunda gerekli tedbirlerin alınmadığı konusu da bir gerçek bunlara vurgu yapmak istiyoruz. Afet hazırlık planları maalesef yetersiz, afetlerden sonra ancak ‘Ah, vah’ ediyoruz, dizlerimize vuruyoruz, orman yangınları oluyor, yangın söndürme uçakları, helikopterleri olmuyor. Yangın sonrası sağdan, soldan temin ediliyor. Yine seller, heyelanlar oluyor ve dere yataklarına binalar yapılmaya devam ediliyor. Bu dersler alınmadığı için maalesef bu tür vakalara kaza demek mümkün değil. Göz göre göre gelen felaketler anlamına geliyor. Kısaca bir hatırlayalım 17 Ağustos 1999’da ne oldu? En az 7.4 şiddetinde Gölcük merkezli Kocaeli merkezli; İstanbul, Yalova, Düzce, Bolu, Sakarya’yı etkileyen bir büyük deprem yaşandı. Korkunç bir depremdi. 43 bin 953 kişi yaralandı. 20 bin kişi evsiz kaldı. 18 bin civarında vatandaşımız hayatını kaybetti. 66 bin 441 ev yıkıldı. 10 bin 901 iş yeri yıkıldı. 285 bin evde hasar tespiti yapıldı, 42 bin 902 iş yerinde de hasar tespiti yapıldı. Bunlar bir ülkenin ekonomisine çok büyük bir darbe anlamına geliyor ve ülkenin önemli sanayi bölgelerinde bunlar yaşandı. İnsanların çok yaşadığı bölgelerde yaşandı. Ağır bir kaybımız oldu ve maalesef 22 yıldır depremler devam ediyor, kayıplar devam ediyor. Depremlerin olacağını biliyoruz ama yetkililer buna hazırlıklı değil, sanki deprem olmayacak gibi yaşıyorlar. Deprem master planları yapılmıyor. Deprem hazırlıkları yapılmıyor. Deprem sonrası her yerde; Van’da, Elazığ’da birçok yerde büyük depremler yaşandı ve çok can kayıpları yaşandı. Bunların neden olduğunu anlamak için bir istatistiğe bakmamız lazım. Bakın çarpıcı gerçekleri görmemiz lazım. Gerçekler acıdır açıkçası.
Depremden sonra yapım hatalarından çöken binaların müteahhitlerine yaklaşık 2100 dava açılmış. Bu davalardan 1800’ü hukuki boşluklardan dolayı cezasız sonuçlanmış. Düşünün 2100 davadan 1800’ü cezasız sonuçlanmış. Geriye kalan 300 davanın 110 kadarına ceza verilmiş. Düşünün 2100 dava açılıyor. 110 ceza çıkıyor. Sonra biz niye bu afetler oluyor diye soruyoruz ve 110 cezanın çoğu da ertelenmiş. Bunun dışında kalan davanın ise 16 Şubat 2007 tarihinde 7.5 yıl geçtikten sonra zaman aşımına uğramış ve düşmüştür. Bakın son derece vahim bir tablo. Biz sadece 17 Ağustos 1999’a bakmıyoruz. Bakın sonrasında neler oluyor baktığımız zaman çok üzücü bir tablo görüyoruz. Sorumlular doğru düzgün yargılanmamış cezaya çarptırılmamış ve ardından depremler olmaya devam etmiş ve başka felaketler de eklenmiş buna. Ormanlar yanmış, milyonlarca canlı yanmış; herkes seyretmiş, seller olmuş, köprüler, yollar, evler yıkılmış herkes seyretmeye devam etmiş. Bunlarda da herhangi bir hak sorulacak mı, dava açılacak mı ve açılsa da sonu ne olacak işte önceki tablodan çok vahim bir görüntü bizi kaygılandırmaya devam ediyor!
Düzce Ersoy Apartmanı: 36 kişi ölmüş, dava ne olmuş biliyor musunuz? Dava zaman aşımına uğramış.
Düzce Ömür Hastanesi: 11 kişi öldü, dava zaman aşımına uğradı.
Yalova Ceylankent Sitesi: 98 kişi öldü, iki sanığa verilen hapis cezaları ertelendi.
Kocaeli Ubay Apartmanı: 58 kişi öldü, müteahhit hakkında verilen ceza ertelendi.
Yüksel Sitesi: 316 kişi öldü, beş sanığa verilen çeşitli cezalar ertelendi.
Can Göçer ve Zafer Coşkun: Veli Göçer’in oğluyla ortağı yakalanamadığı için haklarındaki dava zaman aşımına girdi.
Sakarya: 695 davadan ancak beş kişiye ceza verilebildi.
Kocaeli: 600 dava açıldı, 12 kişi onar ay hapis cezası aldı. Altısının cezası infaz edildi, altısı için süre istendi.
Yalova: 173 dava açıldı, hemen hemen tamamı sonuçlandı. Ceza aldığı bilinen tek isim Veli Göçer 18 yıl 9 ay hapse mahkûm edildi.
Düzce: Yaklaşık 220 dava açıldığı sanılıyor. Yargılamaların sonucunda hiç kimse cezaevine girmedi.
Bakın böyle hiç kimse cezaevine girmemiş ama şu fotoğraflarda da görüldüğü gibi deprem olduğu anda hiçbir şekilde affetmiyor arkadaşlar. Biz maalesef bunları cezasız bırakmışız. Şu görüntüleri cezasız bırakmışız, deprem olduğu anda yetkililer hep böyle klasik laflardır. “Gereken tedbirler alınacaktır. Devletimiz gereken cezaları verecektir. Eksiklikler tespit edilecektir ama sonuca 22 yıl sonra baktığımız zaman vahim bir tablo görüyoruz maalesef doğru dürüst kimse cezalandırılmamış. İşte bu vahim görüntüler görüyorsunuz, cezasız kalmış. Bu binalar başka yerlerde olsa, başka ülkelerde olsa yıkılmıyor. Çok şiddetli depremler oluyor bakıyorsunuz çeşitli ülkelerde Japonya’da bizden çok şiddetli depremler oluyor. Can kaybı doğru düzgün yok, bina kayıpları doğru düzgün yok ama biz de ruhsatsız, izinsiz binalar veyahut devlet ihalesi ile yapılmış binalar bile dökülüyor. Biz her gün “O müteahhite dava açacağız.” deniyor ve sonunda çok vahim bir tablo ortaya çıkıyor ki hiçbir şey yapılmamış neredeyse. Vatandaşların hakkını kim koruyacak arkadaşlar? Bu vahim görüntüler olduğu anda ‘Mangalda kül bırakmayan’ yetkililere bakın istatistiklerle 22 yıl sonra yargı sonuçlarını açıkladı. Çok net rakamlarla istatistikler açıkladık biz ama hala daha laflara sığınacaklar: “Biz şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz.” Demeye devam edecekler. Biz bilimsel kuruluşların beyanları ile konuşmak istiyoruz.
İnşaat Mühendisleri Odası Kocaeli Şubesi Yönetim Kurulu açıklamasından ayrıntılarla bazı vurgular yapmak isterim. Ülkemizde bina envanteri çalışmaları yapılmış değil. 2017 yılında bina envanteri çalışmaları bitmiş olması gerekiyordu ama hala devlet sektörü dışında bir adım atılmış değil. Mevcut yapı stoğunun iyileştirilmesi mümkün olmamaktadır. Deprem araştırma Komisyonu raporunda kamu bina stokunun %40`ının deprem dayanıklılığının yetersiz olduğu ve güçlendirilmesi gerektiği söylenmektedir. Düşünün %40’ı en az yetersiz ve güçlendirilmesi gerektiği söyleniyor ve hala 99’da deprem olmuş 2017’de güya bitirelecek denmiş binanın raporları 2021’deyiz devlet sektöründeki bazı çalışmalar dışında doğru dürüst bir ilerleme yok. Hal bu arkadaşlar bakın hani o kadar caf caflı laflar edilir bu ülkede ama ben size son hali anlatıyorum Kocaeli milletveili olarak üzüntüyle anlatıyorum bu hali. Bu meseleler çoğunlukla inşaat sürecinde ortaya çıkar, ruhsatsız yapılır, mühendisliksiz yapılır bütün bunları engellemek için ne yapmalı? Demiş Kocaeli İnşaat Mühendisleri Odası; her şeyden önce hızlı bir master planı hazırlanmalı demiş. Biz geçen sene de bunu söyledik hala hazırlanmış değil. Yapı stoğunun sayımı yapılır, riskli bölgelerin haritaları çıkarılmalı. Bu da yapılmış değil. Acil müdahale yolları belirlenip bu yolların devamlı açık olması sağlanmalı. Bunlar da yeterli değil. Deprem toplanma alanlarına bile şu anda gökdelenler yapılıyor. Düşünebiliyor musunuz? Bir deprem anında İstanbul’da her tarafın tıka basa binalarla dolu olduğunu, İstanbul’da deprem riski çok yüksek olduğu halde ne doğru dürüst toplanma alanı ne geçiş yolları var! Deprem sonrasında çadır ve konteyner konulacak alanların şimdiden alt yapılarının eksiksiz olarak tamamlanması gerekmektedir. Bilimsel ölçekte kent planlarının yapılmalı, kaliteli düşük bir inşaat mühendisliği eğitimi verilmemeli. Hani sadece mezun olsun da ne olursa olsun şeklinde bir anlayış ile inşaat mühendisliği yetiştirirseniz inşaatlarınız da çürük olur. Afet bilinci oluşturmak, afet eğitimlerini sürekli vermek zorundayız çünkü afet dinlemiyor.
Bakın Kastamonu Bozkurt’ta o korkunç görüntüler, o korkunç afet sadece 10 dakikada olmuş değerli arkadaşlar, sadece 10 dakika. 10 dakikada o koca ilçe gerçekten yerle bir olmuş ve afet böyle bir şey işte ve bunun için en önemli olan şey hazırlık. Neyin ne olacağı, nasıl olacağı çok iyi bilinmeli.
Mühendis, Müteahhit, İnşaat Ustaları düzenli olarak eğitilmeli her önüne gelen ben inşaat yaptım dememeli ve mesleki yeterlilikleri belgelendirilmelidir.
Kentsel dönüşümü rant amacına yönelik değil modern bir kent anlayışına yönelik olarak yapılmalıdır.
İmar barışı defalarca imar barışı seçimler için yapılan bir ülkedeyiz. Utanç verici bir haldeyiz. Hiç kimsenin hiçbir yetkilinin bunu konuşmaması gerekiyor, seçim öncesi sürekli imar barışı ilan edilen bir ülkedeyiz o yüzden bu imar barışının iptal edilmesi lazım büyük bir risk oluşturmaktadır.
Ulusal Deprem Strateji ve Eylem Planı (UDSEP) bir an evvel sonuçları açıklamalıdır. Bu konuda 2017’de bitirilmesi gereken çalışmalar için bir tek toplantı bile yapılmadığını belirtiyor İnşaat Mühendisleri Odası.
Etik ve ahlaki değerlere sahip mühendisler tarafından raporlar verilmelidir. Rantın döndüğü alanda maalesef hukuk dışı birçok olaylar yaşanabilmektedir.
TMMOB açıklamasından bahsetmek isterim. O da yine UDSEP bina envanterinin tamamlanmadığına vurgu yapıyor. Bilimsel kuruluşlar UDSEP raporlarının hazırlanmamasının yani Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı UDSEP ile ilgili çalışmaların çok aksatılmasından dolayı gerek İMO gerekse KOCAELİ TMMOB çok şikayetçi. 2017 tarihinde bitirilmek üzere 2023 yılında tamamlanması hedeflenen çalışmalar Bakanlar Kurulu Kararı olarak 18.08.2011 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girmiş ama yani daha doğru dürüst bir yol alınamamış maalesef çok bu noktada büyük bir eksiklik görünüyor.
Asli görevi sağlıklı, güvenli ve yaşanabilir kentler kurmak ve yaşanabilir bir çevre oluşturmak olan devlet eliyle, mühendislik, mimarlık ve şehir planlama disiplinlerinin teknik, bilimsel ve yasal gereklilikleri ile teknik ilkelerini görmezden gelerek, ormanları, kıyıları, doğal kaynakları hiçe sayan, kentlerin tarihini, kültürünü yok eden, toplumu ve kentleri kimliksizleştiren rant projeleri “Kentsel Dönüşüm” adı altında hayata geçirilmekte, şehirler talan edilmekte ve sonrasında da niye deprem oldu? Niye can kayıpları oldu? Denmektedir. Gayrimenkul piyasası kentsel dönüşüm girişimlerinde etkili olmakta. İmar affı tamamen bir cinayettir. Devlet yani ruhsatı veren devlet ve sonunda da devlet kendisinin sorumlu olmadığını söylüyor ama bu aflar ehliyetsiz kişilere verilen yetkiler aslında en son devlete verilmesi gerekiyor. Sonuç olarak TMMOB demiş ki: “orman yangınları, heyelan, sel, tsunami, küresel iklim değişikliğinin yarattığı etkiler gibi tehlike unsurlarına karşı yerel düzeydeki sınırlı ve çoğunlukla afet sonrası çabaların dışında, ülke genelinde, sistematik bir “risk yönetim sistemi” inşa edilmemiş, ülkemizin “afet gerçekliği” imar, tarım, madencilik, enerji, sanayi gibi ana sektörlerde karar süreçlerinde göz ardı edilmiş/edilmeye devam etmektedir.
“Neler yapılmalı?”demiş, TMMOB’un önerilerine bakalım.
- TMMOB en başta imar aflarına karşı çıkmış, cinayete davetiyedir demiş.
- “İstisnai durumlar dışında, şantiyelerde ehliyetli mühendisler görevlendirilmelidir.” Demiş.
- Kentsel yenileme ve kentsel dönüşüm konusu sosyal, ekonomik ve mekânsal gelişmenin bir bütünü olarak ele alınmalı.
- İmar kanunu, yapı denetim kanunu hepsi kamu yararı ilkesi gözetilerek ve bütüncül bir anlayış ile tekrar dizayn edilmeli.
- Yapı denetimi sistemi TMMOB ve üniversitelerin katılımıyla kamusal bir anlayış ile temsil edilmeli. İktidar hiçbir sivil toplum kuruluşu benim işime burnumu sokmasın anlayışı ile hareket ediyor, iktidarın da rant anlayışı ile hareket ettiğini çok iyi biliyoruz. Sivil toplum kuruluşlarının uyarılarını gözardı etmeye çalışan bir iktidar var, bunu son 1.5 yılda çok söyledik. TBB’nin Covid uyarıları dinlenmedi ve çok kayıplar yaşadık. Deprem konusunda İMO, TMMOB dinlenmiyor, çok sıkıntılar ve afet ile ilgili felaketler yaşanıyor bunun da dinlenmesi lazım. Bütün bunların üstüne şu anda ne yaşanıyor? Bir Kanal İstanbul rüyası, sevdası var. Ekolojiyi bozacak, lüzumlu olmayan, depremde toplanma alanları konusunda çok büyük sıkıntılara yol açacak. Zaten sıkışık bir İstanbul’u hepten berbat edecek ama korkunç bir rant alanı çıkaracak bir proje Kanal İstanbul. İktidar hızla bu proje peşinde koşturuyor. Marmara’da musilaj çıksa da bunun peşinde koşturuyor. Depremler, afetler, yangınlar, seller olsa da bunun peşinde koşturuyor. Ormanlar yansa da bunun peşinde koşturuyor ve ne kadar ormanın kesileceği de apaçık ortada. Kanal İstanbul projesi de iptal edilmeli. Yine TMMOB’da mühendislik kontenjanlarının azaltılıp kaliteli eğitim verilmesini söylemiş ve belgelendirilen şehir plancıları, mühendis mimarlar eliyle bu tür çalışmaların yapılması gerektiğini söylemiş.
İstanbul İnşaat Mühendisleri Odası’nın da bir açıklaması var. Buradan da alıntılar yapalım. Biz bilimsel kuruluşların, sivil toplum kuruluşlarının demokratik kitle örgütlerinin açıklamalarından başka afaki bir söz söylemek istemiyoruz. Diyor ki: “Mevcut yapı stoku tehlikeye davetiye çıkarıyor.” İstanbul İnşaat Mühendisleri Odası. İstanbul’da 1 milyon 100 bin civarında yapı var. Hem ülke genelindeki hem de İstanbul özelinde yapı stokunun en az yarısının mühendislik hizmeti almadan üretildiği, ya yapı denetime hiç tabi olmadığı ya da sağlıksız ve işlevsiz denetim gördüğü, kaçak ve ruhsatsız olduğu bilinmektedir. Düşünün İstanbul’da yapıların yarısı ruhsatsız. Rezalet bir durum.
Mevcut yapılarda kolon kesme, kat ilavesi gibi ruhsat dışı tadilatlar ne kadar yapılmış bilinmiyor bakın. Son ‘imar barışı’ uygulamasına başvuru sayıları ve konuları bu açıdan da ayrıca değerlendirilmelidir. Adam kolonu kesmiş imar barışında bunu da arada kaynatmış ve gözden uzak tutabilmiş.
1999 depreminde merkez üssünden 100 kilometre uzaklığına rağmen İstanbul-Avcılar’da 50 bina tamamen yıkılmış. Bakın az bir şey değil. Merkez üssünden 100 km ötede bile yıkımlar var.
Yine çarpıcı bir istatistik veriyorum. 2020 yılında ölümlü deprem yaşanan ülkeler arasında Türkiye ilk sırada yer alıyor. Çok önemli. Biz geçen sene de ondan önceki sene de her 17 Ağustos’ta bunlara vurgu yaptık ama gereken önlemler alınmadı. Bakın 2020’de Türkiye ölümlü depremlerde 1. Sıradaymış. Bu çok dehşet verici ve üzücü bir sıralama. Kötü şeylerde hep birinci sıradayız, iyi şeylerde sonuncu sıradayız ülke olarak. Türkiye’nin dünya ölçeğinde afete karşı kırılgan ülkeler sıralamasında de ilk dörtte bulunduğu tespit edilmiş. Bakın her türlü afet; sel, yangın, heyelan, tsunami, deprem bütün bunlara karşı kırılganlık sıralamasında ilk 4 içinde yer alıyor. Afete karşı hazırlıksızlık anlamında maalesef en kötü 4 arasındayız çok üzücü bu rakamlar ama biz muhalefet olarak bunları hatırlatıyoruz ve düzeltilmesi gerektiğini söylüyoruz, vatandaşın sağlığı, sıhhati, hayatı için bunları söylemeye çalışıyoruz.
Meclis’te de bir deprem araştırma raporu düzenlendi ama bunu da uzmanlar yeterli bulmuyor. Yeterli bir çalışma olarak odalar tarafından karşılanmadı. Daha ciddi çalışmaların yapılması lazım çünkü deprem Allah korusun dilimiz varmıyor ama biz istemesekte gelecek! Yeni bir deprem nereden gelecek bilemiyoruz ama ister istemez yerin altı kaynıyor, oynuyor, faylar yerinde durmuyor ve mutlaka bir yerlerden deprem çıkacak. Yetkililer ellerini vicdanlarına koysunlar ve hazır mıyız diye sorsunlar. Yarın öbür gün tek bir vatandaşımızın ölümü bile vicdan sızlatmaya yeter o yetkililer için. O yüzden gerekli tedbirleri aldık mı? Gereken parayı ayırdık mı? Parayı ranta mı? Mafyaya mı ayırdık? Diye sorsunlar ki biz depreme ayrılmadığını görüyoruz. Bu sorgulamaları yapmadıkları müddetçe felaketler sonrası beylik lafların hiçbir anlamı olmayacaktır.
Ben Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu olarak 17 Ağustos’ta vefat eden tüm kardeşlerimize tekrar Allah’tan rahmet, yakınlarına bu büyük acıyı unutamayan yakınlarına sabırlar diliyorum. Milletimize başsağlığı diliyorum, bir Kocaeli Milletvekili olarak, bir hekim olarak deprem sonrası Kocaeli halkının maddi, manevi, ruhsal, psikolojik, fizyolojik ne kadar sıkıntılar yaşadığını yakından gören bir hekim olarak, bir insan hakları savunucusu olarak, bu acıları yakından gören bir insan olarak tedbirlerin acilen alınması gerektiğini söylüyorum ve hepinize sevgilerimi saygılarımı sunuyorum.



























Yorumlar