13 Haziran 2023

ÖFG TV’den herkese merhaba, iyi akşamlar. Her hafta insan hakları ile ilgili önemli konularda sizlere konuklar da alarak sunduğumuz programımıza yine başlıyoruz!

Bugün konumuz Kocaeli ve Kocaeli Körfez’de yaşanan kirlilik ile ilgili bir gündemimiz var. Körfez’deki bu kirlilik ile ilgili uzun süredir çevre aktivistleri şikayette bulunuyordu, dinlenmiyordu, müsilaj ortaya çıktı ve bir şeyler yapılması gerektiğine kanaat getirdi iktidar yetkilileri ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bu konuda çalışmalara başladı ve en sonunda bir dip temizleme olayına karar verildi ve bu temizlik başladı geçtiğimiz günlerde. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği eski Bakanı Murat Kurum’da Kocaeli’ne geldi, temizliğin başlaması ile ilgili açıklamalarda bulundu. 9 günde 5 ton dip temizliği yapıldı, dipten 5 ton çeşitli eşyaların da arasında bulunan birtakım malzemelerin çıkartıldığı belirtildi. Belediye başarılı bir iş yaptığını düşünüyor fakat çevre aktivistleri böyle düşünmüyor, biz Kocaeli Körfez’indeki bu temizleme faaliyetinin gerçekten bilimsel standartlara uygun bir çalışma olup olmadığını, Kocaeli Değirmendere’de yaşayan çevre aktivisti, deniz dostu Necati Altıntoprak’a sormak istiyoruz. Kendisi bu akşam bizim konuğumuz. Siz uzun yıllardır çevre ve deniz ile birlikte olan bir aktivistsiniz ve Kocaeli Körfez’inde bir temizleme çalışması yapılıyor Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından ve çok iddialı beyanlarda bulunuluyor, büyük masraflar yapılıyor, çok iyi iş yapıldığı söyleniyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Kocaeli Körfez’inde durum nedir ve yapılan çalışmalar yeterli midir?

Necati Altıntoprak:Yapılan iş, 225000 m2 alanda 9 milyon 462 bin 445 metre çamur çıkartıldı ve o alanı 7 metre derinliğe ulaştırmaya çalışıyorlar. Eğer hem İzmit Körfezi’nde ki Marmara Gölü’nden kopuk, ayrı düşünülemez ve gerekçe olarak da müsilajı engellemek için yaptıklarını söylüyorlar. İlk etabın maliyeti 120 milyon $! Ülkemiz hangi halde her türlü temizlik aslında iyidir ama projenin kendisi Körfez’i kapsamadığı için doğru değil! Hem Kiraz Deresi’nden hem Yuvacık Deresi’nden gelen topraklar orayı dolduracak ve buna karşı hiçbir önlem alınmadığı için doğru değil. Derinlik eğer 7 metreye ulaşırsa sanayinin önünden geçen sahil yolu kazıklı yol değil ve her an aşağı çökebilir! Sulak alan aynı şekilde aşağı çökebilir ve buraya rıhtım yapıp betonlaşacaksın demektir, yapılan işin hiçbir anlamı yok ve zaten Körfez’e bütüncül bakmayan, Marmara’ya bütüncül bakmayan her proje sadece yandaşlara kaynak aktarmanın aracıdır bu da bana göre ondan başka hiçbir şey değil sadece yandaşlara kaynak aktarıyor, sermaye transferi yapıyor. Dün müsilaj dediğimiz şey; 2013 Avustralya müsilaj diye google’a yazdığınızda oradaki müsilajı görün ve nasıl mücadele edilmiş sadece bir bölgede yaşanıyor. Müsilajı üreten temel faktör azot deposu. Denize bütün Marmara’da 30-35 Milyon insan yaşıyor, ileri ve biyolojik arıtma tesisi çok az. İstanbul’da da aynı. Ben Seka’dan Büyükşehir’e geçtim, Büyükşehir’de emekli olunca gırgırla büyük kayıkçıda 9 yıllık makinistlik yaptım, Marmara ve Batı Karadeniz’i iyi biliyorum ve büyük tesislerde yerel yönetimlerin hiçbirinde ileri ve biyolojik bir arıtma yok. 42 Evler’de ileri arıtma tesisi var, olduğu gibi denize asiti ve azotu veriyoruz, müsilaj bunun sonucu olarak ortaya çıkıyor. İstanbul’a kar yağmayınca Anadolu’ya kar yağmaz derler hani, İstanbul müsilaj ile tanışınca bu büyük mesele oldu. Balıkçılar buna o kadar güzel isim vermişler ki Ereğli Körfez’deki balıkçılar buna “dert” diyor! Çünkü ağlarını alamıyorlar denizden! Ben gırgırda çalışırken 1 saat süren ağ alma süreci 4-5 saat sürüyordu. Ağı denizden çekemiyorduk yukarıya. Dün Değirmendere açıklarında balıkçılık yapıyordum, çapa attım, çapamdan çamur geliyor. Değirmendere’deki çamurları ne yapacaksınız? Sadece 225 bin m2 alanda çamur alıyorsunuz ve daha önce İzaydaş’da çalışan arkadaşlarımız çamur ölçümü yapmışlardı, çamur ölçümü 1 metreydi, şimdi 1.5 metre olsun, 7 metre derinliğin anlamı ne? Ya oraya rıhtım yapacaksın, liman yapacaksın hızlı gemi yanaşması için derinlik gerekiyor. Ben bütün meselelere sınıfsal bakarım, doğanın sömürüsü ile emeğin sömürüsü aynı şey. Nikomedya Alanı var, hiç oraya sordunuz mu Anıtlar Yüksek Kuruluna ya da müzeye? Çünkü orasının bir bölümü tarihi bir alan. Nikomedya’nın limanı, Seka’nın önü zaten Nikomedya’nın limanında başka bir şey mi arıyorsunuz? Perşembe pazarı Millet Bahçesi yapılıyor! Carrefour kaldırılıyor, hal kaldırıldı, uluslararası fuar kaldırıldı, böyle bir alanı düşün, kentin hemen kenarında rant alanı ile ilgili başka projeler var mı? Yapmak istedikleri şey; attıkları taş kaçırdığı kuşa değmiyor! 120 milyon $ ilk etabı! 500 Milyon $’ı geçecek bir proje bu. O yüzden bunların yaptığı her işi sorgulamak gerekiyor. Eğer müsilaj ile mücadele edeceksen; bütün Marmara’ya bütüncül olarak bakacaksın, bütün yerel yönetimler ile iş birliği yapacaksın, devlet yerel yönetim ile iş birliği yapacak, ileri bir biyolojik arıtma tesisi kurmak zorundalar, kurmazsan müsilajı, deniz kirliğini önleyemezsin. Tarımda kullanılan azotlu ve fosforlu gübreler hepsi yağmur suyu ile dereler ile denizlere akıyor. Bunları önlemeden hiçbir şey yapamazsın. Marmara’da bulunan 3 büyük gübre fabrikasının atıklarını düzenli ve bilimsel denetlemeden müsilaj sorununu hiçbir sorun çözemez. Marmara’daki sanayi tesislerinin denetlendiğine inanmıyorum. Tüpraş’ın denetlendiğine inanmıyorum. Tekne ile önünden geçerken denetlendiğine inanmıyorum. Kamudayken kamu belli zorunlulukları yapıyor eğer denetlemek istiyorlarsa çok kolay, arıtma ve baca filtrelerinin elektrik saatlerini ayrı koyacaklar, çalışıp çalışmadığı harcadığı elektrikten belli olur çünkü fabrikalarda arıtma tesisinin çalıştırmamanın temel nedeni enerji maliyeti yüzünden. Sadece arıtma tesislerinin elektrik sayaçları ayrı olsun. Bakalım o zaman çalışıyor mu çalışmıyor mu görelim. Oraya insan da göndermene gerek yok sadece sayaçla yapabileceğimiz işler. Ben 28 yıl Seka’da çalıştım, Seka’nın fabrikasında civa ve kurşun kullanılıyordu. Yıllarca o bölgeye civa ve kurşun aktı. Analiz yapıldı mı? Denizin dibindeki çamurdaki civa ve kurşun oranı ile ilgili analiz yaptınız mı? Siz bunu alıp nereye götüreceksiniz? Döktükleri yerde büyük olasılıkla eskiden kamuya ait olan şimdi Büyükşehir Yasası ile Kocaeli ve İstanbul’a özgün Köy Hizmetleri’nin eski taş ocaklarına dökecekler bu çamuru. Bu çamuru oradan getirirken, taşırken binlerce kamyon geçecek oradan. Trafiği hesapladılar mı? Oraya götürdükleri zaman çamurdaki civa ve kurşun nereye gidecek? Doğaya nasıl bulaşacak? Alttaki zemin düzgünlüğünü, sızdırmazlığı sağladılar mı? Hiçbir şey yok! Sadece “Biz yaptık oldu.” diyorlar ve artık buna izin vermemek gerekiyor. Doğa katlediliyor burada. Çocuklarımıza ne bırakacağız? Her şeyi ile birlikte düşünün! Arıtma tesisleri diyorlar, Körfez’i temizledik diyorlar, her yerde yağmur suyu kolektörleri arıtmalara bağlı, hiçbiri yağmurda çalışmıyor. Hepsi denize gidiyor. 42 Evler hariç hiçbirinde ileri arıtma yok! 121 Milyon $ ile bütün bunları Körfez’de her yerde fazlasıyla arıtma tesislerini kurarsın. Körfez’i daha yaşanılır hale getirirsin. Bu çamuru aldın peki kum nereye gidecek? Orası çökecek! Derinleştirdin, yoldan, dereden gelecek erozyon ile birlikte çamurlar nereye gidecek? Körfez’i temizlemeye kalkıyorsun, karşı taraftan fuar alanına yakın yeri dolgu alanı yapıp cami yapıyorsun! Öte yandan yeni tarihte hem Ford’a hem de Nuh Çimento için imar izni verdin. İgzaş’a 3 milyon çamur kaldırılacak Çınarcık çukuruna dökülecek, oraya liman izni vermek için ÇED’i onaylıyorsun, insanlar ÇED yaptırmıyor orada ÇED’i onaylıyorsun. Bütün bu sorunlar dururken sadece Körfez’deki 225 bin m2 alan! Özellikle niye orası? Körfez’in her tarafı çamur! Ford fabrikası yeni liman yapıyor, iskele yapıyor, Körfez daralıyor. Oradaki çamurda yaşayan bir böcek var. Marmara bölgesinde en çok çamurun 1 metre içinde çıkıyor ve onu gece balık avına giden insanlar yem olarak kullanıyor, şu anda bölgede böcek çıkartılması yasaklandı ve doğru da yapıldı. Bölgede her türlü av yasaklanmalı ve tamamen koruma altına alınmalı. Çamuru almak iyi bir şey ama Körfez’in Marmara’nın her tarafı çamur. Körfez’in en büyük sorunlarından biri şu anda Körfez’de zehirli denizanası var! Nereden geldi kimse bunu sorgulamıyor! Kimse suyu denetlemiyor! Çin’den bir gemi yüklenirken geminin dengeyi sağlamak için suyu alıyor, boşaltma kuralları var. Kimyasal arıtma yapması gerekiyor alırken ve boşaltırken. Bunların hiçbiri denetlenmiyor! Zehirli balık var Körfez’de niçin arttı? Hint ve Kızıldeniz’in balığı! Buraya durup dururken yüzerek mi geldi? Küresel ısınma var evet, su yeteri kadar denetlenmediği için aynı zamanda buradan oraya gidiyor. Buranın endemik bitkileri ve canlıları Derince Limanı’ndan suyu aldın gidiyorsun Hindistan’da boşaltıyorsun, Afrika’da yapıyorsun. Batıya getirebiliyor musun? Batıda, İtalya’da su nasıl denetleniyor? Boşaltamıyorsun! Türkiye’de bu bütün ticari gemiler için, tankerler için her şey için en kolay işlerden biri denetlendiğini ben hiç görmedim, duymadım, bilmiyorum. Bu sorunlar ortada dururken çamur ile uğraşıyorsun ve 121 Milyon $! Paranın yarısı Cumhurbaşkanlığı bütçesinden diğeri Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve Büyükşehir bütçesinden.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Burada Körfez’in burnunda sınırlı bir alanda çamur temizliği yapılmaya çalışılıyor fakat buraya ayrılan büyük para, bilimsel metoda aykırı olarak kullanıldığı için, tamamen boşa gidecek birilerinin cebine akacak ve hiçbir şeye de yaramayacak. Bütün bu saydığınız nedenlerden dolayı birçok neden saydınız geçici olarak bir çamur temizliği olacak. Belki yol kaymalarına neden de olabilecek, aynı zamanda bir müddet sonra bu çamur lodosla gelen Marmara Denizi’ndeki çamur bu alanı dolduracak ve elde var sıfır, bir ton para gitmiş olacak. Sonuçta müsilaj felaketi devam edecek.

Necati Altıntoprak: Aynen öyle. Sen öbür tarafta İgzaş’a izin veriyorsun liman yapıyorsun, Ford’a verdi, serbest bölgede yeni liman, Köseköy’deki Yıldız Holding’e haddehane nasılsa limana doldu. Tüpraş’ın önünden Shell’e kadar hiçbir yerde avlanamıyorsun. 3400 TL cezası. Teknesi olan insanın  orada avlanırken, yakalandığı zaman 3400 TL cezası var. Her tarafı liman yapmışsın, bu bölgede yaşayan bize yasak koymuş. Benim teknem var ben giremiyorum her yere gidemiyorum. Evet denizde kurallar olmalı güvenlik açısından da kurallar olmalı, can yeleği, can simidi benzeri şeyler kesinlikle olmalı ama Deniz’de teknenin dolaşabileceği alan bırakmamışsın! Ekonomik değeri olan balıkları atın, kırlangıç balığının üyesi var büyümez ekonomik hiçbir değeri yok bunu denize atmışsın sen ve oltaya onlar gelip duruyor, balıkçılık yapan, ekmek yiyen, ailesini geçindiren balıkları atın karınlarını doyursun ekmek parası kazansınlar. Yaptıkları her şey şov ve gösteriden ibaret ve medya da yerel basın da allıyor pulluyor. Buna karşı muhalefet örgütlenmesi yok! Alanı boş buldukları için istedikleri gibi çok rahat bir sürü işi yapabiliyorlar.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bütün bu törenlerden sonra elde var sıfır olacak ve büyük ihtimalle siz zaten sanırım müsilaj birikimlerini son zamanlarda görmeye başladınız. Bu müsilaj birikimleri de önlenemeyecek ve artacak. Yine 2 yıl önce gördüğümüz müsilaj felaketi tekrar edecek gibi duruyor diyorsunuz.

Necati Altıntoprak:Hocam zaten şu anda ufak ufak müsilaj görünmeye başlandı. Havaların ısınmasıyla biraz daha artacak diye sanıyorum. Peki geçen seferki gibi olabilir mi? Olur çünkü bu doğa! Kendisini korumak için de bunu yaratıyor. Aslında az müsilaj iyi bir şey, organik olduğu için balıklar bundan besleniyor ama çok olunca denizden dibe doğru inen canlılara ulaşamayınca canlılar ölüyor, müsilaj onun üstüne çöküyor, iki tabaka ölü zemin oluşturuyor denizin dibinde. Karamürsel’de Pehlivan plajı var. Mavi bayrak var orada, oradan 3 km ileride koy var orada tabela koymuşlar denize girmek yasaktır. Aynı su! Orada niye girmek yasak? Burası niye mavi bayrak? Mavi bayrağı nasıl alıyorlar anlamış değilim! Siyasi güçleri kullanarak alıyorlar bu işi. Her gün 2 tane araç çıkıyor İzmit’ten limandan denizi denetlemek için. İnanın sadece transit gidiyorlar, uçakta her gün çıkıyor havadan denetliyor, arada bir büyük atıklar döküldüğü zaman tespit ediyor, birkaç sefer yakaladı, bozuk saat gibi doğruyu gösteriyor ama o 2 tekne çıkıyor Yarımca’ya doğru dönüyor, Değirmendere Limanı’na gelip yemek yiyip gidiyor. Hangi gemiye bir ceza kesmiş tekneler? Değirmendere’de çevre etkinliği yapıyor uçak gelip manevra yapıyor insanların üstünde şova dönüştürüyorlar. Limana izin vermeyeceksin, haddehaneye izin vermeyeceksin, Nuh Çimento’nun limanını büyütmeyeceksin, İgsaş’a bu izinleri vermeyeceksin, Tüpraş’ı denetleyeceksin, Petrol Ofisi’ni denetleyeceksin! Gücün yetiyor mu? Hangisi arıtma tesislerini kullanıyor ya da baca filtresini kullanıyor? Elektrik hattını ayrı çekeceksin saate de dokunulmazlık sağla bakayım kim çalıştırıyor filtreyi geceleyin hangi tesis çalıştırıyor filtreyi? Kuyruksuz balıklar geliyor. Neden? Yemiyor ki kuyrukları asit balığı eritiyor! İş bu hale gelmiş kıyıda 225.000 metrekare alanda çamuru çıkartmaya kalkıyor 121 milyon doları harcıyorsun ya! Hangi akla hangi bilime! Buradan hocalara da sesleniyorum üniversitede, üniversitenin istasyonu var, Körfez’deki oksijen miktarını açıklasınlar! Hiçbiri açıklamıyor, hiçbir yerde yayınlanmıyor! 100 küsur istasyon var, açıklasınlar oksijen miktarı ne kadar? Oksijen olmayınca canlı yaşamıyor! Balık atıyorsun oksijen yok! Dip balıklarını yemesinler! Mezgit, tekir tutmuyorum çünkü civa ve kurşun dolu. Denizin filtresi onlar, Körfez’den çıkan midyeyi yemesinler. Midye yiyemiyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Midyelerde mezgitlerde bol civa var diyorsunuz.

Necati Altıntoprak:Sadece Marmara için geçerli deği, Karadeniz hani çok temiz falan sanıyoruz ya. Dağılan Sovyetlerden sonra Rusya’da hangi arıtma çalışıyor bilmiyoruz! Tuna nehri Almanya’dan doğuyor Karadeniz’e kadar geliyor, bundan 4-5 sene önce Macaristan’daki gümüş madenindeki siyanür havuzu patladı, Tuna’ya aktı Tuna’da Karadeniz’e geldi ve o da yüzey akıntısıyla bizim boğazdan balıkçılar yukarı çıkıyor derler, 35 santim daha yüksek Karadeniz’den. Yüksek olunca Marmara’ya akacak siyanür. Karadeniz Marmara’dan 35 santim daha yukarıda, balıkçılar yukarı çıkarız derler. Akıntı belli bir zaman sonra tersine oluyor ama ağırlıklı akıntı Marmara’ya doğru Karadeniz’den ve Tuna’nın bütün pislikleri, bütün atıklar hepsi Karadeniz’e, insanlar Karadeniz’e çok güvenmesinler. Ekoloji bir politik bence. Ekolojik bütün her sorun zincirleme birbirlerine bağlı birbirinden ayrı düşünemezsin. Marmara için düşünüyoruz yerel yönetimler ve Çevreye Bakanlığı arıtma tesisleri. Tuna’nın Almanya’dan gelen pisliği ne yapacağız? 

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Diyorsunuz ki; Körfez’de Nuh Çimento’nun, İgsaş’ın, Ford’un yaptığı kirletmeyi önlemediniz, onlara gücünüz yetmedi ve hatta rant ilişkileri çevirdiniz. Şimdi de uyduruk temizleme çalışmaları yapıyorsunuz. Peki ne yapılması gerekiyor? Tamam bütün hatalar yapılmış, şu anda Körfez’in dibi pislik içinde, çamur içinde yani mantıklı olan metod sizce nedir?

Necati Altıntoprak: Ömer Türkçakal Eski Kocaeli Milletvekili Çevre Komisyonu’ndaydı bir rapor yayınlanmıştı. O raporda Makine Kimya’nın önünde ben ağ balıkçılığı da yaptığım için biliyorum sürekli fokurduyor orası. Ben önce metan gazı diye düşündüm meğer Körfez’in en büyük özelliğinden birisi oradaki temiz su kaynakları çok yok. Etrafını en azından bugünden atık kirletmeyi önlersek, limanları önlersek Körfez kendisini zamanla temizleyebilir doğal olarak ama biz bugünden bıçak gibi kesip her şeye dur demeliyiz!

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Radikal bir şekilde tedbirler uygulamalıyız.

Necati Altıntoprak:Kocaeli sanayiye doydu. Sanayi ve liman adına hiçbir şey yapılmamalı! Hem göç demek, benim köyümde elma şenliği düzenlenirdi şimdi elma bahçesi kalmadı. Bütün meyve bahçeleri gitti, kiraz, elma gitti. 79’da İran’a, Irak’a elma ihraç ediliyordu ama işte ne yaptık biz önce tesislerle zehirledik meyveleri ve ilaç diyorlar onun adına, böceği öldüren şey ilaç olur mu? Bir elma sezonunda 8 kez zehir atılıyor meyveye, kalanı da yiyoruz. Üre gübresi azot ve fosfordan oluşuyor. Babam otları kesmezdi o zaman bellenirdi o otları toprağın altına alıp çürütüp gübre yapardı babam. Şimdi otlar çok değerli en azından otların bir bölümünü hayvanlarını yiyemeyeceği otları gübre yaparsın. Bu kadar basit bazı şeyleri önlemek ya da çiftçiliği desteklersin ve bunları doğal tarıma doğru çünkü organik tarım yalan benim gözümde öünkü yan bahçeden kuş, arı, sinek börtü böcek getirdiği zaman birbirine çapraz döllenme oluyor senin organik tarımın havada kalıyor, kimyasal olmayan tarım yaparsın en doğrusu bana göre tanımı o. Politik olduğu için her şey politik olarak çözmek zorundasın, tarım politikanla çözmen lazım. İsveç’te deniz yokmuş ama İsveç’te Denizcilik Bakanlığı varmış. Bizimkilerde sormuşlar; “Sizde deniz yok. Niye Denizcilik Bakanlığı var?” Demişler ki: “ Sizde de Adalet Bakanlığı var.” her şey politik. O yüzden Adalet Bakanlığı var ama ne kadar adalet var? Adamlarda deniz yok denizcilik bakanlığı var. Sorunun kendisi politik. Adalet Bakanlığı adalet dağıtmalı. Müsilajdan kopuk mu Can’ın durumu? Milletvekili seçilmiş Meclis Başkanlığı’na aday olmuş ve cezaevinde! Her şey politik ve politik olarak müdahale etmek zorundayız. Adalet konusunda herkese eşit davranıyorsunuz, kimsenin kimliğine, cinsiyetine, milliyetine bakmadan cezaevindeki sorunlar çamurdan bağımsız değil.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Siz diyorsunuz ki iktidarın tören ile bakanlar çağırarak, belediye başkanının medyatik şovlarla açıkladığı ve devam eden bu çamur temizleme faaliyeti bir şeye hizmet etmeyecektir ve hatta birtakım felaketlere de kapı aralayabilir diyorsunuz.

Necati Altıntoprak: Kocaeli Çevre Platformu kuruldu, ben de bazen toplantılarına katılıyorum. Mesela onlar bilgi edinme hakkı ile ilgili büyükşehire yazı yazdılar 2 aydır cevap yok! Siz Adalet Bakanı’na soru önergesi veriyorsunuz, cevap verilmiyorsa Büyükşehir de aynısını yapıyor. O yüzden bence temel sorunun kendisi; sorunların hepsi politik ve çözümleri politik ve örgütlenmekten geçiyor. Başka bunun hiçbir şeyi yok. Örgütlenmek ve bütün meselelere politik gözle bakmak. Onun dışında her şey yalan! Onlar bu işi beceriyorlar ve onlar becerdiği şey de sermaye transferinden başka işe yaramıyor yaptıkları hiçbir şey. Doğaya sahip çıkmanın başka yolları da var.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Necati Bey sizinle daha farklı şekillerde de birlikte olacağız. Körfez’i tetkik edeceğiz çünkü sorun büyük, bir defa ile olmaz. Konuyu lütfen siz de yakından takip edin biz de takip edeceğiz bizi bilgilendirin. Kocaeli güzel bir kent fakat çok kirletildi. En azından bundan sonrasında çevre hakkı savunucuları olarak şehrimizi koruyalım.

Necati Altıntoprak: Bu konuda herkes ile de işbirliğine hazırız. Siyasetten aynı düşünüyoruz ayrı düşünüyoruz çok önemli bir şey değil çünkü çevre meselesi en zenginden yoksul arasındaki tek fark gittikleri hastane. Herkes akciğer kanseri oluyor, Onur Hamzaoğlu’nun yaşadıklarını biliyorsunuz işte Dilovası’nda cezaevine girişi Büyükşehir’e hakaretten içeri yattı. En zengini ile en yoksulu aynı havayı kullanıyor, aynı denizden balık yiyor gittikleri hastane parası olanın kaliteli hastane en azından kanser olduğu zaman yaşam standardı daha yüksek olabiliyor kanser olduktan sonra yoksulda hemen ölüyor acı çekmeden. Ekoloji politik meselesi çok ciddi bir mesele sınıfsal bir mesele. Herkes birbiri ile işbirliği yapmalı. Birlikte olarak değiştirebiliriz. Sen yoksan bir eksiğiz diyelim, davetiniz için teşekkür ederim.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Çok teşekkür ederiz Necati bey, çevre haklarını takip etmeye devam edeceğiz.

Değerli izleyenler Körfez’in hakkını korumaya çalışacağız, bunu sonuna kadar yapacağız ve şovlarla, törenlerle değil gerçekten bilimsel anlamda çevre savunucularının yaklaşımlarını bilimsel anlayışları esas alarak çevre haklarını sonuna kadar korumaya devam edeceğiz.

Değerli izleyenler, programımızın 2. Bölümünde Kocaeli’de ve Kocaeli Üniversitesi Kampüsü’nde son günlerde yaşanan ve şehrimizde tartışılan bir konuyu gündeme getireceğiz. Sokak köpeklerinin saldırısı sonucu bir üniversite öğrencisi düşerek, yaralandı, kafa travması yaşadı ve şu anda hastanede yatıyor. Bu mesele dolayısıyla kentin gündemine de geldi, köpeklerin saldırıları. İl içinde ve Üniversite Kampüsünde köpeklerin çeteleştiği ve saldırdığı yönünde iddialar var ve bu sorunun nasıl giderileceği sorusu gündemde. Uzun süredir hayvan hakları ile ilgili gelişmeler yaşanıyor, bu konu ile ilgili Meclis’te bir yasa çıkarttık fakat yeterli kısırlaştırma yapmayan belediyelerin sağa, sola, ıssız arazilere bıraktığı köpekler ve bu konuda sorunsuz davranması sonucu birtakım üzücü hadiseler gelişiyor ve fatura da hayvanlara kesiliyor. Bu maalesef önemli haksızlıklara neden oluyor. Kocaeli Doğa ve Hayvan Dostları Derneği Başkanı Sn. Semra Çelikkaya ile konuşacağız.

Semra Çelikkaya: Kimse bizim fikrimizi almadan çözümler üretmeye çalışıyorlar, siz söz verdiniz teşekkür ediyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Biz konuya duyarlıyız, insan hakları savunucusu olarak dili olmayan, kendini ifade edemeyen hayvan dostlarımızın uğradığı haksızlıklar da bizim için son derece önemli mesele. Hayvan hakları ile ilgili gündem etmiştik daha öncesinde programımızda, konuklarımız olmuştu ve şimdi de Kocaeli Üniversitesi Kampüsü’ndeki yaşanan hadiseler ile ilgili sizi konuk almak istedik, neler yaşanıyor, ne yapılması gerekiyor, sizden dinlemek istiyoruz.

Semra Çelikkaya: Bütün sorunları sebep sonuç ilişkisi içinde incelemezsek çözüm üretemeyiz maalesef. Umuttepe’deki köpek popülasyonu zaman zaman gündeme geliyor, geçici çözümler ile konu geçiştiriliyor ama radikal çözüm için kimse bir adım atmıyor. 1 yıl önce yine gündeme geldi, o zaman Rektörlük, jandarma, büyükşehir, Valilik, İzmit Belediyesi toplantı yapmışlar. Orada öğrenci kulübü var, tamamen kendi imkanları ile hayvanlara yardımcı olmaya çalışan, onları da almışlar, hiçbir derneğin fikrini almadılar, bizi davet etmediler. Şöyle bir karar almışlar; popülasyonun 500 civarında olduğu düşünülüyormuş, bu sayıyı da kimin belirlediğini bilmiyorum. Bir kısmının uzaklaştırılması şeklinde. Biz dedik ki 1 yıl önce basın açıklamasını yaptık, Kocaeli’deki 5 dernek olarak kampüsün önünde: “Bu günlük çözümdür, uzun vadede daha büyük sorunlara sebep olur. Konuyu daha da sorunu derinleştirirsiniz.” Dedik dinletemedik ve aldıkları kararı uyguladılar. İzmit Belediyesi oradaki köpeklerden, küpeli küpesiz ayırt etmeden önemli bir miktarda, 300’e yakın köpeği toplayıp başka bir alana sevk etti. Cengiz İnşaat dedikleri alana. Yakalanırken ölenlerin sayısını bilmiyoruz. O bölgede yerleşik olan hayvanları siz alıp uzaklaştırdığınız zaman yerine başka hayvanlar geliyor çünkü orada da aynı insanlar da olduğu gibi bir rant kavgası var aslında, orada bir yemek var, onlar besleniyor onun paylaşımı ile ilgili bir sıkıntı var. Bu sefer oraya yerleşik olan ve alanı koruyup başka köpeklerin gelmesine kısmen de olsa engelleyen grubu siz oradan uzaklaştırdığınızda bu sefer başka köpek sürüleri geldi ve oradaki kalan köpekler bu sürüler ile çatışmalar yaşandı. Oradaki hayvanları da agresifleştirdiler ve bu kavgaların sonucunda pek çok köpek sürüsü yerleşti. 500 gibi bir rakamdan bahsediyordu şimdi 700’e çıkmış rakam. Bunun önemli bir kısmını da İzmit Belediyesi toplayıp başka bir yere aldığı halde. Bu bir çözüm değildir, bunun günlük çözüm olduğunu da biz o gün de söylemiştik ve maalesef tam 1 yıl sonra bizim dediğimiz noktaya geldi olay. Oradaki popülasyon daha da arttı, bunun çözümü için biz kısırlaştırma önerisinde bulunduk, pek çok belediye yapmaya çalışıyor yeterli olup olmadığı tartışılır ama Büyükşehir de destek veriyor bu konuda. Kendisinin de 2 kısırlaştırma aracı yaptılar yeni, onlar da hayvan topluyor. Biz dedik ki: “Üniversitenin gerisinde bir yere besleme alanı yapsın, Büyükşehir ya da İzmit Belediyesi, 400-500 metre ileride olabilir, bir alan belirleyelim orada beslenirse inanın karnı doyan bir sokak köpeği 100 metre çapındaki bir alandan dışarı çıkmıyor, gerçekten böyledir. Karnı doyan hayvan kampüsün içine gelmez ancak sosyalleşmek isteyen, insana alışık olan, kendini sevdirmek isteyen hayvanlar kampüsün içine gelecektir onlar da zaten kimseye zarar vermeyecektir, sayı kontrollü olduğu zaman onu kontrol etmekte kolay olmayacak dedik ama anlatamadık. Bugün bu olay yine gündeme geldi, yaralanan arkadaşımıza da geçmiş olsun diliyorum. Bu konunun kesin çözümü, kampüs civarında bir yere besleme alanı yapılıp hayvanların orada beslenmesi ve kısırlaştırılması gerekiyor. Özellikle pandemide tüm belediyeler, ilçe belediyeleri topladıkları köpekleri oraya attılar. Yetmedi insanlar kendi mahallelerinde buldukları köpekleri oraya attılar, Kocaeli’de birkaç yer daha var köpeklerin yoğun atıldığı. Mahallesinde istemediği hayvanı yakalayan götürüp attı. İlçe belediyeleri götürüp attı yetmedi İstanbul Belediyeleri attı. Orası eski İstanbul yoludur, İstanbul’a da yakın, kendi ilçe sınırları içine bıraktıklarını iddia ediyorlar, sen sınıra bıraktığın zaman hayvan yürüyerek nerede insan varsa, yemek bulabiliyorsa yürüyerek buralara geliyor. Bunlar için MOBESE’ler kurulabilir. Buna Valilik ve Büyükşehir kesinlikle bu anlamda el atması gerekir, çözüm toplamak değil, çözüm olmadığı da 1 yıl sonra çok acı bir şekilde deneyimledik. İlçe belediyelerine civardaki İstanbul ilçe belediyelerine, Valilik kanalı ile yazı gönderilebilir, hayvan atılmaması şeklinde, buradaki popülasyonun yarattığı sıkıntılardan bahsederek, MOBESE’ler ile orada hayvan akışının engellenmesi gerekiyor. Orada var olan hayvanları başka yere götürmek sorunu daha da büyütüyor. Rant kavgası, arazinin paylaşılma kavgası onlar burada yerleşmeye çalışıyorlar, var olan köpekler onları yerleştirmeye çalışıyor ama sayıları az olduğu için geçmişe göre yetmediler. Uzun zamandır baktığımız hayvanlarımız bu kavgalar içinde yaralandı, kaybettiğimiz hayvanlarımız oldu maalesef. Yıllardır orada başına bir şey gelmeyen hayvanlarımız çete savaşlarında maalesef kaybettik onları. Biz çözüm olarak öncelikle bunları toplamak çözüm değil, bunu 1 yıl önce yaptınız hem de 300’e yakın hayvanı İzmit Belediyesi topladı, götürdü, çözüm olmadığını yaşayarak deneyimlediler. Cengiz İnşaat diye bir alan varmış, arkadaşlarımız gidip besleme yapıyorlar. Oradaki hayvanların durumu da ayrı bir konu. Oraya götürüp attınız hayvanlar yemek bulabiliyor mu? Su bulabiliyor mu? Buldular diyelim bir süre sonra orada sayı artınca ne yapacaksınız? Bu hayvanları oradan oraya taşımak bir çözüm değil! Yasa da zaten diyor ki: “Öncelikle al kısırlaştır aldığın yere bırak.” Yasa bu yüzden bunu diyor! Eğer mahallelerinde bulundukları yerlerde 2-3 tane olduğu zaman sıkıntı değil, mutlaka mahalleli içinde “Alın” diyenler oluyor ama sayı çoğalmadığı sürece çok büyük sıkıntı yaratmıyor. İnsanlar ile daha barış içinde yaşayabiliyor, insanlar da barış içinde yaşayabiliyor ama maalesef insanlarımız “Gelin bunları alın.” Diye arıyor belediyeler de yasaya aykırı bir şekilde alıyorlar, kafalarına göre belirliyorlar, oralara atıyorlar oradaki popülasyonu arttırıp bu tür sorunlara sebep oluyorlar. Yasayı uygulasalar gerçek anlamda biz bunlar ile muhatap olmayacağız, gelin buradaki köpekleri alın diyen vatandaşa yasayı anlatmaları gerekiyor. Belediyeler de hayvanseverler yasa ve hayvan sevmeyenler arasında sıkışmış kalmış durumda, belediyeyi arayıp yasayı anlatmaya kalkınca küfreden vatandaşlar oluyor, hakaret edenler oluyor ama bu konuda direnmeleri gerekiyor, kalıcı çözümler istiyorsak yasayı uygulayın diyoruz, bu sorun yasayı uygulayarak çözülebilir. Özellikle pandemi döneminde okullar kapalıyken çok fazla hayvan akışı oldu, tüm belediyeler ve İstanbul belediyeleri civarlara hayvan attılar onlar da yemek bulabilmek için kampüsün içlerine girdiler. Civarda uygun bir yer belirlenip oraya besleme noktası oluşturulması gerekir hayvanın suyu yemeği varsa kendini güvende hissediyorsa zaten karnı tok hayvan 100 metre çapında alanın dışına çıkma gereği duymaz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Başka yerlerde de aynı şekilde sorun böyle. Gereken kısırlaştırma yapılmıyor, hayvanlar barınakta veya başka yere nakledilerek insanlar başlarından defettiklerini düşünüyorlar ama sorun gittikçe büyüyor.

Semra Çelikkaya:Sorun büyütüyorlar.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Yeterli kısırlaştırma yapılmaması en büyük mesele. Neden böyle oluyor? Bu kısırlaştırma konusunda niye eriniyor belediyeler? Niye alıp 300 köpeği başka bir yere atıp kaçıyorlar? Her yerde böyle seyrediyor. Kısırlaştırma meselesi bu kadar zor mu?

Semra Çelikkaya:Kocaeli’deki büyükşehir ve ilçe belediyelerini ayrı tutacağım. Gerçekten yapmaya çalışıyorlar kendim gördüğüm için haklarını yemeyim. Yasa da ilçelerde bakımevi kurulmasını zorunlu kıldı ve her belediyenin de 0.5’lik bütçesini yasal olarak harcaması gerekmekte, pek çok belediye yaptı, İzmit Belediyesi dışında tüm belediyeler bakımevlerini hayata geçirdiler ama çok daha yeni. Bunu daha lokal anlamda belediyeler kendi merkezlerinde bunları kısırlaştırıp yine kendi ilçelerinde saldıkları zaman Umuttepe ya da benzeri yerlerde çoğalmasının da önüne geçilmiş olacak ama çok yeni, bu yasa geçtiğimiz yıl başından itibaren zorunluydu, pek çok belediye yetiştirdi, şu an tamamlamak üzere olan belediyeler var, İzmit Belediyesi dışında hemen hemen hepsi bunu yaptı. Büyükşehir Belediyesi çok ciddi bir kısırlaştırma kampanyası başlattı, kısırlaştırıyor ama Büyükşehir Belediyesi’nde de çok ciddi virüs sorunu var. Burada sürü tedavisi yapıyoruz, virüsün önüne geçilemez şeklinde kabullenmişler bunu. Ölüm sayısı belli bir oranda olduğu için ciddiye almadıklarını dile getiriyorlar. Siz o hayvanı kısırlaştırıp virüs kaptıktan sonra sokağa saldığınızda biz şahit oluyoruz öldüklerine. Sizin oradan sağlıklı çıkmış gibi ama biz maalesef hayvanseverler onların ölülerini buluyoruz hatta aldıkları virüsü de çevredeki diğer hayvanlara yayıyorlar. Çözümü ilçe belediyelerin kendi bakımevlerinde bunların kısırlaştırılması çünkü Başiskele’deki hastalık Derince’deki hayvanlara da bulaşıyor aynı yerde topladığınız zaman. Hayvanlar toplatılsın, barınaklara alınsın şeklinde söylemlerde bulunanlar var, çok üzülüyorum. Bu kadar bilinçsizce sorun hakkında çözümü hakkında sebebi hakkında hiçbir bilgisi olmayan insanlar çözüm üretmeye çalışıyorlar. Bu kanuna aykırı, kanunda barınak diye bir şey yok. Bakımevi var. Biz çocuklarımızı, yaşlılarımızı, kendini savunamayacak durumda olan sokak hayvanlarımızı bu tür yerlerde koruyamıyoruz. Huzurevlerinde yaşlıların yaşadığı sıkıntıları duyduk. Kendilerini savunamayacak ve kendini ifade edemeyecek, başına geldiğinde rahatlıkla anlatamayacak durumda olan canlılar. Bu kadar çok hayvanı bir araya toplamak bunu parayla çözemezsiniz. Çok büyük alan yapın, bir sürü personel koyun, bu parayla çözülecek bir iş değil, personel ile çözülecek iş değil tamamen vicdan, sevgi ile ilgili. O kadar vicdan sahibi, o kadar hayvansever insanı görevlendiremezsiniz. Konya’da yaşanan olayı hepimiz biliyoruz. Çok yakın zamanda et ve balık kurumunda bir danayı başına vurarak öldürüldüğünü gördük. Bunları bir yerlere toplasınlar, eleman koysunlar, kapalı kapılar altında zulmetsinler diye mi toplayacağız? Bu kadar yüksek bir popülasyonu oralarda bakma şansınız yok! Böyle bir niyetiniz de yok.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Ben de o barınakları gezdim, İstanbul Belediyesi ile ilgili bir durum mevzu bahis olmuştu, Belediye Başkanı da kendisi barınakları incelememizi istedi, oradaki veteriner hekimlerden brifing aldık. Ben oraları gezdiğim zaman nasıl insanlar için cezaevi varsa hayvanlar için de bir cezaevi gibi mahiyet arz ediyor. Hayvanların kendi tabiatlarına da uygun değil ama insanlar böyle bir çözüm bulmuş. Bu barınakta bu hayvanlar kalsın deniliyor.

Semra Çelikkaya: O kadar geniş alanda hayvanları tutamazsınız. Beykoz’da yaşananlar ortada. Çok ciddi iddialar var, işten ayrılmak zorunda kalan bir veteriner hekim arkadaşımız orada yaşananların hepsini açıkladı. Var olanlar değil bunlar yaşanıyor. Siz alanı büyüttükçe Konya’daki bakımevini örnek gösterdiler, çok büyük alan dediler, ortada! Hayvanlara zulmediliyor oralarda! Konya’daki olayda o kişi neden olay yaşanırken müdahalede bulunuldu? İşinden olma kaygısı var! Ancak bir ihbar olacak, bir sıkıntı olacak da birbirini ihbar edip ortaya çıkıyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Hayvanlar hedef haline gelmişken ve hayvanların aleyhine durum mevzu bahis olma ihtimali varken sizce yetkililer ne yapmalı?

Semra Çelikkaya:Tek çözümü kısırlaştırma. Yok etmek çözüm değil, barınaklara alınsın demek onları ölüm kampına göndermek. Kampüsün ilerisinde bir yere belediyenin besleme noktası yapması gerekir ki hayvanlar kampüse gelip yemek aramak zorunda kalmasın! Gencimize çok geçmiş olsun diliyorum. Bunun çözümü kısırlaştırma. Bir sokak köpeğinin ortalama ömrü 5 yıl. Biz bu kısırlaştırmayı ciddiye almalıyız. Kısırlaştırmada yakalanma zor olabiliyor nedeni de insan kaynaklı.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Teşekkür ederiz. Konunun yoğun bir şekilde konuşulması dolayısıyla hayvan hakları savunucusu olarak konuşmanızı istedik, ağzı dili olmayan hayvan dostlarımızın zarar görmemesi için sizin beyanlarda bulunmanız faydalıydı.

Değerli izleyenler bugün de ÖFG TV’yi burada bitiriyoruz, haftaya Salı günü saat 21.00’da buluşmak üzere hepinize hayırlı akşamlar, hoşça kalın!

Yorumlar