19 Ağustos 2026

Memlekette artık konuşmak da yasak, eleştirmek de yasak. “Suyun ısındı.” deyip seni sabahın köründe gözaltına alıp götürüyorlar. Gözaltı kararı da yok. Abuk sabuk kararlarla geliyorlar; “Efendim sen bir başka gözaltı kararını eleştirmişsin. Hadi bakalım seni götürüyoruz.” “Ya gözaltı kararı nerede?” diyor. O da yok, hadi yürü. Bu sabah yine Alparslan Kuytul ve eşine  yönelik bir operasyonla uyandık ve sadece onlarla da sınırlı değil, Alparslan Kuytul’un birçok öğrencisine yönelik bir operasyon yapılmış ve Alparslan Kuitul ve eşi gözaltına alınmış ardından vakfının birçok şirketine de kayyım atanmış. Bu mesele nereden kaynaklandı? Efendim Süleyman Hilmi Tunahan’ın öğrencilerine yönelik bir operasyon yapıldı ve daha sonra işte kayyumlar atanıyor, tutuklamalar oldu.  Alparslan Kuytul da da çıkıp demiş ki; “Bunlar bir cemaattir ama iktidara destek vermeyen cemaattir. Bundan dolayı  bu operasyon yapıldı.” demiş. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı da kalkıp  tweet atmış; “Suyun ısındı Kuytul” demiş ve sonra ertesi gün sabahleyin  Alparslan Kuytul ve eşi gözaltına alınıyor. Çadır devletinde mi, kabile devletinde mi yaşıyoruz arkadaşlar? Güya AB’ye girmek isteyen bir devlet. “Efendim  bizim hedefimiz Avrupa Birliği.” diyorlar. Sayın Nacho Sanchez Amor şu hali bir gör. Bu memlekette Cumhurbaşkanı Başdanışmanı sağa sola tweet atıyor. “Suyun ısında Ahmet, suyun ısında Mehmet.” diyor. Ertesi gün sabah  vatandaşların evine baskın yapılıyor. Hukuksuz bir şekilde  prosedüre aykırı bir şekilde gözaltılar yapıyor.  Bu devletin artık çıkmamış çivisi yok arkadaşlar resmen bu. İktidarın demokratikleşmeyle alakalı zerre bir ilişkisi yok. Böyle rezalet olmaz. Böyle skandal olmaz arkadaşlar. Bu kime yapılırsa yapılsın karşı çıkarız. Yeri gelir cemaatleri eleştiririz ama yeri gelir “Bana oy vermeyen cemaatlerdensin. O halde suyun ısındı. Senin işini bitireceğiz. Yarın sabah sana da geliyoruz. Şimdi Süleyman Hilmi Tunahan ve  onun öğrencilerine ve Alparslan Kuytul’un  öğrencilerine yapılan  baskınını eleştirenlere de diyecekler ki “Suyun ısındı.” Ya şu ülkenin haline bakın ya. Şu dile bakın. Şu üsluba bakın. Şu hale bakın ya. Daha bu ülkedeki hali Adalet Bakanlığı’na şikayet etmiyorum ya. Artık bu ülkede ulusal olarak şikayet edilecek bir merci yok. Devletin en üst kurumlarının temsilcileri kalkıp tweet atıyor; “Suyun ısındı” diyor. Bu ülke Avrupa Birliği’ne girebilir mi arkadaşlar? Size soruyorum. Can güvenliğiniz yok. Hukuk güvenliğiniz yok, mal güvenliğiniz yok. Sizin hakkınızda bir tane devlet görevlisi diyor ki; “Vay efendim bizi eleştirmişsin, sabaha görürsün gününü.” diyor ondan sonra sabah da işte gününü gösteriyorlar. Hemen sabahın köründe evine bir operasyon kimisinin belli ki kapısı camı kırılıyor. Kimisine prosedür dışı gözaltı kararı olmadan gözaltılar yapılıyor böyle rezalet bir ülkede yaşıyoruz. Şimdi bu iktidarın  yani demokratikleşme ile ilgili emelinin olmadığı ortada. Bu çok net  bir şekilde ortaya çıkmış durumda. Arkadaşlar bunu da kesinlikle kabul etmiyoruz.

Bakın İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi’ye sorular soruyoruz soru önergeleri ile bize cevaplar veriyor Bakan olarak altındaki imzayı sanırım kendisi atmıyor. Başkası kendisinin yerine sahte imza atıyor çünkü bu sorduğum sorulara bu verilen cevapları bir Bakan vermiş olamaz. Sayın Mustafa Çiftçi bunlar bu ne haldir ya? Bu ne haldir? Sizi oraya getirenler mi böyle cevaplar verilmesini istiyor? Siz buna razı mısınız? Ben size soruyorum ya. Bu ne haldir ya? Şu hale bakın, şu cevaplara bakın. Mesela sormuşuz, OHAL döneminde ihraç edilen kişilerle ilgili sorular sormuşuz. Bu ihraçlarla ilgili durum nedir diye sormuşuz. 9 soru sormuşum, İçişleri Bakanlığı personeliyle ilgili  ayrıntılı sorular sormuşum. Bize “Gereken işlemler titizlikle yapılmaktadır.” gibi bürokratik cevaplar veriyor. Ya böyle mi devleti yöneteceksiniz? Allah aşkına.

Geçen hafta da söyledim. Kaç haftadır söylüyorum. Ankara Haymana ilçesi Sazağası Köyü’nde bir cinayet hatta katliam yaşandı. Ben oraya gittim. Tespitler yaptım. Korkunç bir olay var, anne baba öldürülmüş iki çocuk yatak odasında şans eseri öldürülmeden kurtulmuş ve bir yatak odasına operasyon yapılmış. Çok ağır iddialar var. Polis de diyor ki; “Yok evden silah çıktı.” baba diyor ki; “Hayır öyle bir şey yok.” iki farklı iddia var. Bir polisin iddiası, bir babanın iddiası. Kardeşim o zaman kamera görüntülerini dökün ortaya diyoruz çünkü operasyon anında kamera çekimi var. Polis o kamera görüntülerini göstermiyor. Ya buyur kardeşim tüm operasyonlarda böyle dronelarla sekiz ayrı açıdan görüntüler çekiyorsun. Ya bunda da bir göster bakalım. Yok efendim kamera görüntülerini gösteremiyorlar. Şimdi ben bir milletvekili olarak nasıl şüphe duymayım arkadaşlar! Kamu görevlerinin yaptığı açıklama konusunda nasıl şüphe duymayayım! İçişleri Bakanı’na soruyoruz. Kendisi başmüfettiş görevlendirip araştırma yaptıracağına polis yetkililerin kendisine söylediğini bana söylüyor. “Ya polisin kalkanına üç tane mermi değmiş vekilim öyle söylüyorlar.” Ya Sayın Bakan git kendini araştır ya. Başmüfettişin yok mu ya? Git araştır Allah aşkına ya! İnsan hayatı bu kadar mı ucuz? Anne baba öldürülmüş, iki tane çocuk öksüz, yetim kalmış. Bakanlığın cevabına bakın! “Ya valla diyorlar ki işte polisin kalkanına üç tane mermi değmiş.” ilk açıklamalarda, geçen hafta da söyledim, dört mermi diyorlardı, sonra üçe indiler, sonra ikiye indiler, valla haftaya herhalde bire inecekler, sonra sıfıra, bilmiyorum yani böyle acayip çelişkili açıklamalar. Bakan’a soruyorsun, o da diyor ki; “Ben ondan duydum.” Hani darbe sırasında hani demişlerdi ya; “Darbeyi eniştemden duydum.” bunun gibi böyle acayip acayip açıklamalar. Olacak işler değil arkadaşlar. Şu hale bakın ya. Ülkenin güvenliğinden sorumlu bakanlığın haline bakın ya. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı diyor ki; “Senin suyun ısındı Kuytul.” sabahleyin gidiliyor adamlar derdest ediliyor, kayyımlar atanıyor. Şimdi bu ülkenin de demokrasiyle, hukukla, adaletle ne alakası var? Şimdi herkes  günah keçisi bulmuş yıllardır böyle “Şu teröristtir, KHK’lılar şöyledir.” her türlü şeyi söylüyordu. Şimdi yeni terör örgütlerimiz çıktı. “Süto” çıkıyor, sanırım Kuytul’dan da “Kuto” çıkaracaklar, her türlü bir şey çıkaracaklar. Yani memleketin hali bu arkadaşlar. Gülsek mi, alasak mı yani? Şu hale bakın, şu rezalete bakın. Biz bunları eleştirmeye devam edeceğiz arkadaşlar. Böyle bir rezalet olmaz, bunu da söylüyoruz.

Bakın, bunlar yaşanırken mesela İsmail Ağa cemaati, Mahmut Hoca öldükten sonra bir sürü kavga gürültü yaşanmıştı, para işleri konuşulmuştu, kimse dönüp bakmamıştı. Menzil Tarikatı Cemaati, şeyhleri vefat ettikten sonra çocuklar birbirine girmişti. Para, pul işleri kıyamet kopmuştu. Şimdi diyorlar ya; “Efendim biz bir İslami cemaati operasyon yapmıyoruz. Biz para işlerine operasyon yapıyoruz.” tamam o zaman İsmail Ağa, Menzil’de ne dedikodular çıktı. Oralara hiçbir şey demediniz. Gidip oraya da hukuksuzluk yapın demiyorum ama “Bana biat eden cemaatse bir şey demem, beni eleştiren cemaatse suyun ısındı.” Ülkenin hali bu. Sayın Nacho Sanchez Amor, beni takip ettiğinizi biliyorum. Avrupa Parlamentosu’na raporlar sunuyoruz, siz de Türkiye raporları açıklıyorsunuz. Bu ülkenin hali bu. Bu süreçte bile artık nasıl tutuyorsunuz bu ülkeyi? Bakın artık eski kovboy filmlerinde hani söylenirdi. “Suyun ısındı, Jo” derlerdi. Adam Cumhurbaşkanı Başdanışmanı oralardan öğrenmiş herhalde. “Suyun ısındı, kuytul.” Diyor. Hale bakın.

Mesela iktidara yakın bir başka cemaat. Madem hani “Cemaatlerdeki para işlerini araştırıyoruz efendim. Biz dini gruplara karşı değiliz. Cemaatlerdeki para işlerine çok müdahiliz.” diyorsunuz ya.Tamam, bir de İhlas var. Bakın İhlaszedeler bana habire başvuruyorlar. İhlas Finans battı, Mücahit Örenzedeler ortalıkta, 26 yıldır 70 bin kişinin parası perişan oldu ortalıkta. Adam 6 yıl önce dedi ki; “Paranızı her ay 100 dolar ödeyeceğim.” dedi. 3 Ay 100 dolar ödedi, sonra ödemeyi kesti, avukata vermişler sonra 6,3 liralık dolar kuru üzerinden “Paranızı ödeyim.” demişler ama adam ihlas Kuzuluk kaplıcalarında 47 lira dolar kuru üzerinden hesap yaparak alıyor. Borcunu öderken eski kur 6,3 liradan borcunu alırken 47 liradan bakın İhlas kurumunda ne işler dönüyor? Hadi oraya bir bak bakalım Sayın İçişleri Bakanı. “Ya biz dini gruplara baskın yapmıyoruz efendim. Biz para işlerine baskın yapıyoruz.” diyorsun. Kardeşim sana elli tane para işi gösteriyorum Sayın İçişleri Bakanı, Sayın Adalet Bakanı. Buyur bakalım. Yandaş diye mi onlara operasyon yapmıyorsun. Ver cevabını kardeşim bu ne rezalettir ya? Beni eleştirene “Suyu ısındı operasyonu yap” ve bana yandaş olana “Sen yap işlerini biz görmeyeceğiz abiciğim. Biz görmeyeceğiz seni. Tamam sen götür.”  Bakın memleketin hali bu işte. Bu halde biz nasıl susarız arkadaşlar. Bu milletin vekili olarak? Şu rezalete bakın ya.

Bakın birçok başvuru var. Onlara geleyim.

Şimdi Gaziantep İl Göç İdaresi  bir aileye  baskın yapılmış “Gel bakalım, Gaziantep İl Göç İdaresi’ne gel.” denilmiş Sami Awayed Alshekh’e. Kuruma gidiyorlar. Ondan sonra  zorla araçlara bindirilip “Sizi geri gönderme merkezine gönderiyoruz.” diyorlar. Bu arada darp, kötü muamele, aşağılama hepsi oluyor. Koruma kararını ibraz etmişler, “geçersiz” demişler, “yürü, geri gönderme merkezine.” demişler Sonra Harran Geri Gönderme Merkezi’ne gönderilmiş ve çok kötü bir muamele ile eşyalarını alamamışlar. Ayrıca gönüllü geri dönüş formu imzalatmak için baskı yapmışlar. Zorbalıkla gönüllü geri dönüş formu imzalatılıyor. Çocuklar perişan, aile perişan. Zorla sınır dışı ediliyor. Halep şehrine ulaşıyorlar. Çocuklar büyük bir mağduriyet yaşıyor. Kötü durumu gösteren fotoğraflar var. Aile Halep’e gönderiliyor. Sokaklarda kadın insanlar perişan ediliyor. Bu konu hakkında Sayın İçişleri Bakanlığı hani böyle her sorumuza mevzuatla cevap veren İçişleri Bakanlığı, Göç İdaresi Başkanlığı; Herhangi bir idari ve adli soruşturma yaptınız mı? Bu ne hal ya? İnsanlar böcek mi kardeşim? Gidin Avrupa’ya, bakın insanlara nasıl muamele ediliyor, gelin burada şu muameleye bakın. Koruma kararına rağmen yapılan sınır dışı işlerinin hukuka aykırı olduğunun tespit edildiği ortada değil mi? Çocukların üstün yararı diye bir şey siz bilmiyor musunuz? Bütün bunları soruyoruz sevgili arkadaşlarım.

Şimdi cezaevlerini dolaşıyorum, Sincan Cezaevi’nde birçok mahpus. Ziyaret ediyorum ve orada da Sincan Kadın Cezaevi’nin bir tecrit ve sürgün yeri olduğunu öğrendim. Hak gaspları çok, gazete dergi alamıyorlar, Demokratik Modernite dergisi alınamıyor. Dışarıda barış deniliyor ama cezaevinde öyle bir şey yok arkadaşlar. Bunu binlerce mahpustan dinliyoruz. 10 Saatlik sohbet hakkı 3 saat kullanılıyor. Bir sürü sağlık hakkı ihlali ve diğer ihlaller yoğun bir şekilde yaşanıyor sevgili arkadaşlar. Mevzuat mevzuat denilerek hiçbir anlayış gösterilmeden yapılan davranışları gözlemledim.

Devrim Gülşen Adet’I ziyarete gittik, diyor ki; “İnsanlar cezaevinde rahabilite edilmiyor, daha çok cezalandırılmaya çalışılıyor. Orada bakıyorsunuz, Sincan Cezaevi’nde  1 No’lu L’ de bakın, bunu inkar edebilecek kamu görevlisi var mı? 7 kişilik Avrupa standardına göre CPT standartına göre 7 kişilik koğuşta kaç kişi kalıyor? 60 kişi kalıyor. Ondan sonra da diyorsunuz ki; “Biz insan haklarına saygılı bir ülkeyiz.” Ya hiçte yüzünüz kızarmıyor değil mi Bakanlık!. Hiç yüzünüzde de kızarma yok durum bu.

Melike Göksu’yu ziyaret ettik. Eski Karayazı Belediye Eşbaşkanımız kayyım atanmıştı. Şartlı tahliyeler verilmiyor. Şimdi bakın yılın başından beri ancak iki Kürt mahpus tahliye edilmiş, diğer şartlı tahliyeyi hak eden hiçbir Kürt mahpus tahliye edilmemiş. Sonra da dışarıda barış diyorlar. Ya işte içerideki hal bu arkadaşlar. Konuştuk kadın mahpuslarla. 3 defa kurula girmiş. Saçma sapan gerekçeler; “Kendisini geliştirmeye önem vermiyor.” mesela kurul kararı. Bu kararın neresinden tutayım! Yok yani soyut. “Sayımda memura yardım etmiyor.” bundan dolayı Melike Göksu da diyor ki; “Biz Kürtler hep ötekiydik. Şimdi en azından silah bırakılma ve adımlar anlamında belki bir şeyler olur diye bekliyoruz ama çok da iyi bir görüntü yok cezaevi yönetimi derebeylik gibi burayı yönetiyor.” Diyor.

Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde başka mahpusları da ziyaret ettim. Bir kadın mahpusun ismini vermeyeyim çünkü insanlar korkuyorlar. Düşünün, öylesine bir ruh hali var ki, bu cemaat davalarından içeri atılmış 42 yaşında, kadın mahpus korkuyor. Daha başına ne gelsin ama korkuyor. İçeri girdikten 5 ay sonra kanser olmuş. Korku, stres, kaygı ağır basmış. Gencecik yaşta yumurtalık kanseri. Bir yıl sonra ceza verilmiş ve düşünün, ceza verilip tahliye de edilmemiş. “Hadi Yargıtay’a kadar serbest kal, sana adli kontrol verelim.” o da verilmemiş. “Kal içeride kardeşim.” denilmiş. Kadın kalıyor içeride. Ardından istinaf 8 günde olamış. Bakın nasıl bir istinafsa 8 günde ya. Düşünün yani, zaten adam dosyaya bakmıyor bile, tak tak imza. Yargıtay ondan beter. Zaten hep böyle yandaş hakimler oralara gönderiliyor. Bakıyorum böyle, tam iktidarın istediği kararları alanlar terfi edip Yargıtay’a gidiyor. Böyle yani ülkenin hali bu. Şimdi Yargıtay’dan ne çıkacak? Yargıtay’dan ne adalet çıkacak? Ya Yargıtay’da Yüksel Kocaman var kardeşim. Yüksel Kocaman’la ilgili Ayhan Bora Kaplan ne dedi? “Onun araba parasını biz ödedik. Al dekontu kardeşim. Bak Yüksel Kocaman, eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısı, onun araba parasını ödedim. Dekontu da burada.” diyor. Ya Yüksel Kocaman’a bir dönüp soran yok. “Kardeş, senin hakkında bir mafya babası böyle bir şeyler diyor, diyeceğin var mı?” Yok, hiç kimse bir şey sormuyor. Yargıtay’ın önünde açıklamalar yapıyoruz. “Buyurun kardeşim diyoruz, açıklama yapın. Tuz koktu diyoruz. Diyojenin lambasıyla adalet alıyoruz Yargıtay’ın önünde, çıt yok. Yargıtay böyle üç maymunu oynuyor, görmüyor, duymuyor, ağzını açmıyor. Böyle sessizlikle geçiştireyim diyor. Yargıtay’dan adalet mi gelecek arkadaşlar? Şimdi kadın mahpuslar Yargıtay’ı bekliyor. Şimdi tutuklu olarak Yargıtay’ın önünde dosyaları. Düşünün 8-9 ay geçmiş, tutuklu, hakkımda, mahkumiyet kararı yok tutuksuz da değil. Yargıtay şu tutuklu mahpuslarda bir acele et ya. Allah aşkına, kadın kanser, babası ölmüş, annesi kanser, annesi perişan, kızının kanser olduğunu annesine söylenmemiş, tam bir aile dramı yaşanıyor. Çökmüş bir aile, perişan bir genç kadın. Neymiş? “Efendim, sende işte bir Bylock varmış.” Ne yapmış bu bylockta, ne konuşulmuş? “Hayırlı kandiller, iyi bayramlar” konuşulmuş. Bunlar da suçmuş arkadaşlar. AİHM ne dedi? “Kanunsuz suç ve ceza olmaz.” dedi. “Böyle nedenlerden millete terör örgütü üyeliği  cezası vermeyin kardeşim.” dedi. “İhlal yapıyorsunuz. Yüksel Yalçınkaya Şaban Yasak kararlarında bunu dedi ama böyle gaddarca zulme devam ediyorlar “Kanser hastasısın olabilir yat tutuklu olarak Yargıtay’ı bekle, dışarıda da değil, içeride bekle, canına okuyacağız senin, görürsün gününü, suyun ısındı.” böyle yani. Devletin ifade tarzı bu arkadaşlar. “Görürsün sen gününü, suyun ısındı.” şu rezalete bakın. Mahkemede de tanık demiş ki; “Ya benim kastettiğim bu kişi değil, başka kişi.” bu tür ifadeler var. Buna rağmen iki gözü, iki çeşme kadını tutuklayıp kanser hastasını içeri atmışlar. Ayağında tromboflebit var, damar iltihabı var. Yani Allah korusun yakın sürede ölebilecek bir. Kadın böyle bu haliyle içeride tutunuyor ya. Hekim olarak şok oldum. Bakın daha çok ağır vakalarda var. Devam edelim.

Sincan Kadın Cezaevi’nde kalan bir başka kadının şu anda, onun da ismini veremeyeceğim çünkü korku egemen olmuş. Kadın bir kamu görevlisi, öğretmen. Efendim, ta işte bundan 15 yıl önce, “Vay sen iki ay cemaat evinde kalmışsın, yakalanan birilerinin bylock’unda da “İşte şu kişiyi evlendirelim.” diye iki kişi yazışmış. Trajikomediye bakın. Kadını bu yüzden alıp içeri atmışlar. 15 yıl sonra. Suçu neymiş? Efendim iki kişi arasında  bylockta yazışmış. “İşte falancı  kızı şununla  evlendirsek mi acaba?” gibi böyle bir konuşma geçmiş. “Vay senin hakkında böyle birileri yazışmış. Gel bakalım içeri seni tutukladık.” atmışlar içeri. Ya arkadaşlar hukukun H’si yok şu ülkede ya, şu rezalete bakın. Memleketin hali bu! Gülsek mi, ağlasak mı? Gerçekten bu kişiler de 12 kişilik koğuşta ağıl gibi 36 kişi kalıyorlar böyle. Bu sıcaklarda düşünün, insanlar yerlerde yatıyor, tuvalet önlerinde. Neymiş? Suçu buymuş işte. Birisi demiş ki; “Ya falancayı evlendirelim.” Bu ne kadar büyük suç değil mi arkadaşlar? Terör örgütü üyeliği suçundan bu insanlar böyle yargılanıyor.

Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde kalan başka bir kadın; yine onun da ismini veremeyeceğim çünkü insanlar korkuyor. Bir korku devleti oluşturulmuş. O kadar zorluk çekiyorlar ki ama buna rağmen “Aman aman vekilim ismimizi verme.” Diyorlar. Bu Kadın, böyle izdivaç dosyası, katalog evliliği denilmiş. 12 Yıl önce evlendiği eşiyle, “Niye evlendin o adamla?” demişler. Kadını alıp tutuklayıp getirmişler. İkinci çocuğu doğmuş, 12 aylık bebeği kucağında kadın. 10 Yaşında da çocuk var evde. Anne baba ihraç edilmiş. “Ya 12 yıl önce falanca ile niye evlendin? Gel bakalım.” denilmiş. Kadını tutuklayıp bebeğiyle içeri atmışlar. Gidin görün Sincan Kadın Cezaevi’nde. Böyle rezalet bir ülke olur mu arkadaşlar? Sen birisine zulmeteceksin de 12 aylık bebeğe de mi zulmedeceksin? Ne kadar vicdansız gaddarsınız siz. Hakime yalvarmış kadın. Demiş ki; “Tamam ev hapsi verin, adli kontrol verin, beni cezalandıracaksınız anlıyorum, yargılayın ama bebek var efendim ne olur tutuksuz yargılanayım.” o kadar yalvarmış ki kadın Hakim demiş ki sonunda; “Tutuklandın, Allah bağışlasın. Ya o kadar da vicdansız değiliz. Bak bebeğine bir Allah bağışlasın diyorum o kadar da değiliz. Hadi yürü hapishaneye.” Kadını atmışlar içeri. 7-8 Ay cesametinde bir 12 aylık bebek. Ben hekimim, bilirim. Çocukta gelişme geriliği var, cezaevinde daha kötü şartlarda. Betonda emeklemeye çalışıyor çocuk. Dirsekleri, dizleri simsiyah olmuş. Düşünün bakın. Şu iktidarın bebeğe yaptığı zalimliğe bakın. Birçok düşük tehlikesi olan anneyi tutuklamışlardı. Biz çok müdahil olmuştuk. “Etmeyin eylemeyin. Bakın bu kadının çocuğu düşer.” demiştim. En az dört kadının çocuğu düşmüştü cezaevinde. Böyle abuk sabuk nedenlerle tutuklandıktan sonra. Şimdi eline bebek kanı değmiş bir iktidarı konuşuyoruz arkadaşlar. Şimdi de bakın bebekler yerlerde sürünüyor, halı yok düşünün cezaevinde betonda sürünüyorsun. Çocuk perişan. 36 kişinin olduğu bir yerde kalıyor bebek. Gayet uygunsuz şartlarda. Bebeğe dört duvar demir parmaklık içinde anne bir saniye peşinden ayrılamıyor. Çocuk her an kaza yapabilecek. Uygun olmayan şartlar, bütün bunlar yaşanıyor. Kadının suçu 12 yıl önce kocasıyla evlenmek! Arkadaşlar buna itiraz etmeyen var mı ya? Diyor ki: “Çocuğum hasta oldu, dün hapishaneye gittik tedavisi doğru düzgün yürümüyor, hırıltısı var, stresten sütüm kesiliyor, çocuk 12 aylık emziremeyeceğim, sütüm azaldıkça azalıyor, çok stresliyim, yorgunum, uykusuzum, perişanım.” vekilim dedi ama hakim beyin umurunda değil. Hakim bey terfi edecek. Bebekli kadını tutuklayacak, sonra ona iktidar “aferin” diyecek. “Bak ne güzel teröristleri tutukladın, seni Yargıtay’a gönderelim artık yani daha bir terfi et canım.” Ülkenin hali bu arkadaşlar. Buna itiraz etmemek kadar büyük vicdansızlık olabilir mi ya? Şu hale bakın ya şu cezaevlerine gidin bir bakın yani neler yaşanıyor. Biz gidiyoruz görüyoruz. Bakın diyor ki: “Yanımdaki insanlar çocuk ağlayacak da rahatsız olacak diye kaygı içindeyim. Stres içindeyim. Ne yapacağımı bilemiyorum. Çocuk hastalanacak. Çocuğum tam yürüyecekti. Yürümeyi bıraktı. Yerlerde emekliyor. Betonların üstünde üşütüyor. Ateşi çıkıyor habire tam diş çıkarma dönemi. Buraya girdiğinden beri habire çocuk ateşli.” Böyle bir anneyi siz orada tutuyorsunuz değil mi? Yazıklar olsun ya! Normalde bakın 18 aylığa kadar bebeği olan bir anne cezaevinde kalamaz. “Ne olursa olsun böyle anneyi içeride tutmayalım, yasası” çıkardık arkadaşlar. Böyle yasa var ama 12 aylık bebeği olan kadın cezaevinde. Gelin siz açıklayın arkadaşlar, daha. Ben açıklama yapmayı bırakayım. İşte burada gidin görün. Şu devlet, şu iktidar nasıl kendi yasasını çiğniyor böyle üstünde tepiniyor, anayasanın yasaların üstünde tepiniyor, neymiş suçu? 12 Yıl önce kocasıyla evlenmiş. Kadının suçu da bu.

Sincan Kadın Cezaevi’nde bir başka kadın, yine onun da ismini veremeyeceğim. MS hastası. Ağır hasta. O da cezaevinde yatıyor. Artık o da adaletten umudunu kesmiş. Herhangi bir beklentisi yok. Onunla ilgili çok bir şey demeyeceğim. Böyle bir sürü ağır hasta, bebekli anneler. Cezaevlerinin hali bu arkadaşlar.

Sincan 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde, “ Sen Karlov cinayetine azmettirdin.” diyerek yatan bir mahpus var. Hiçbir elde delil olmadan adama kafadan ağır bir ceza verilmiş ve dosyası AİHM’de. Diyor ki; “Ulusaldaki adaletten umudu kestim AİHM’de belki adalet bulurum ama AİHM kararlarını da bu devlet uygulamıyor yapacak bir şey yok böyle uyduruktan bize iftiralar atarak onu bunu zorla kaybedip kaçırarak insanlara bu cezalar veriliyor.” diyor. Bu kabul edilecek bir durum değil.

Abdullah Şevki Güngör 43 yaşında. Emir alan bir asker. O gün için diyor ki; “Genelkurmay’da bize prova var dediler. “Şuraya git, buraya git.” Biz emir alıyoruz. Genelkurmay’ta Yüksek Askeri Şura provası var. Git kardeşim şuraya, gidiyoruz. Oraya git, gidiyoruz diyor. Yani biz diyor emir alan askerleriz. Saatler geçti bir baktık darbe oluyormuş. Onu da biz çok geç anladık çünkü telefonumuz yanımızda yok, bir şey yok bağrışlar, çağrışlar var. Dışarıdaki insanlar Genelkurmay’ın dışında toplanmışlar; “Bize Hulusi Akar’ı verin, bize Hulusi Akar’ı verin.” diye bağırışıyorlar.” Bakın darbe gecesinin ilk saatleri böyle işler olmuş. Hulusi Akar için  diyorlar ya hani “darbeyle alakası yoktur.” diye vatandaş oraya toplanıp böyle sloganlar atmış. Sonra işte Hulusi Akar diyor ki: “Ben darbeci marbeci değilim kardeşim.” Sonra görüntülerde böyle elini kolunu sallayarak gidiyor ya. “ Askere kepimi getir.” diyor. Gidiyor orada Akıncı’da çay kahve içip çerez yiyor sabaha kadar. Sonra diyor ki: “Benim ne darbeyle alakam var.”. Sonra bir ton binlerce emir alan asker, gariban, astsubay, kursiyer teğmende şu anda ağırlaştırılmış müebbet zindanlarda. Adam tek kurşun sıkmamış. Sabaha kadar beklemiş, sağa sola bakınmış, emir beklemiş. “Vay sen darbecisin.” diye adamlar erler zindanlardı. Adalet duygunuz buna evet diyorsa arkadaşlar. Diyecek başka bir şeyim yok.

Bakın belgeleri de var elimde. Zabit kişi, ben defalarca onu gündem ettim, ederim de çünkü büyük bir adalet mücadelesi veren insanın başına neler geldiği ile ilgili bir hikaye var burada. Zabit Kişi, KHK ile ihraç edilen bir öğretmen. Adam Kazakistan’da bu cemaat okullarında öğretmenlik yapıyormuş. Zorla oradan adamı kaçırıp Türkiye’de getirip burada havaalanında kaybetmişler adamı. Adam 108 gün boyunca resmi görevliler tarafından illegal gibi görünen ne olduğu belli olmayan bir merkezde 3 metrekarelik bir yerde “Korkunç işkence gördüm. 30 Kilo zayıfladım. 108 Gün boyunca işkence gördüm.” diyor. Kimse de bununla ilgili bir açıklama yapmıyor. “Daha sonra beni getirip Ankara Emniyet TEM’e teslim ettiler.” Diyor. Ya bununla ilgili video görüntülerini gösterin diyoruz bakanlıklara. Hiç kimse göstermiyor. Aslında vardır video görüntülerinde işte bir grup, ekip TEM’de birilerine birilerini teslim ediyor görüntüsü vardır belli ki ama hiçbir video görüntüsü 10 yıldır çıkmıyor ortaya. Adamın getirildiği uçak belli, havaalanına inişi belli. Sonra güya adam kendisi gelip Ankara Emniyet TEM’e kendisi teslim olmuş. Perişan olmuş, 30 kilo zayıflamış, dökülen bir adam güya kendi ayaklarıyla gelmiş. “Beni teslim alın tem.” demiş. Tem de onu teslim almış. Tabii çocuklara masallar bunlar. Yüce devletimiz böyle bir masal anlatıyor. İnanan inansın ama apaçık gerçekler ortada. Bu adama yapılanları ben yıllardır anlatıyorum. Bana somut bir şekilde cevap vereceklerine suskunlukla geçiştirmeye çalışıyor. Meclis Başkanlığı’na önerge verdim bu adamla ilgili. Mustafa Şentop, dönemin meclis başkanı, ya adam o anlatımlarda bir milletin ferdi olarak demiş ki: “Ya ben böyle birileri tarafından zorla kaybedilip, kaçırıldım, işkence edildim.” “Vay efendim! İşkence edildim.” diye bir adamın ifadesiyle önerge vermişsin. Ya olur mu ya? Biz işkence eder miyiz kardeşim? Bu önergeni reddediyoruz Ömer Bey.” Diye Mustafa Şentop benim önergemi geri çevirdi. Ya kardeşim adam diyor ki: “İşkence yapıldı.” Pirüpak bir devlet mi, iktidar mı burası? Hiç kimseye işkence yapmaz mı? Adam diyor ki: “Ya bana kötü muamele yapıldı, işkence yapıldı.” diyor. Bir araştırın. “Yok efendim bu meclisin kapısından geçip de bakanlığa bile gidemez senin önergen Gergerlioğlu.” dediler. Adamın hakkındaki önergeyi burada Mustafa Şentop geçirmedi. Şu rezalete bakın. Bakın daha devam ediyor. Adam bütün delillerle bir mücadele sergiledi. Bakın burada destan gibi bir mücadelesi var. 5 yıl sonra adama mahkemeler, soruşturmalar ilerledi. Takipsizlik verildi. O da Anayasa Mahkemesi’ne gitti. Anayasa Mahkemesi de beş yıl bekledi. Anayasa Mahkemesi tabi bunları inceledi, baktı. Adamın başvurusuna ihlal verdi ve adama 190 bin lira da tazminat verdi. Dedi ki ; “Seni savcılıklar mağdur etmiş kardeşim. Yani bu ne biçim araştırma.” dedi. Anayasa mahkemesi ya bu devletin mahkemesi. İhlal verdi. Sonra verdiği ihlal kararından sonra Ankara Cumhuriyet. Başsavcılığı hani şu Sıhhiye’de biliyorsunuz ya, büyük adalet merkezi. Oraya gönderdiler. Anayasa Mahkemesi dedi ki; “Ya kardeşim şunu doğru düzgün araştırın ya. İşkence iddiası var. Adama 190 bin lira tazminat verdim. Araştırın şunu kardeşim.” dedi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ne yaptı biliyor musunuz? Yine takipsizlik verdi. Öyle işte biliyorsunuz. “Sen Anayasa Mahkemesi kim oluyorsun kardeşim yani? Bizim takipsizlik verdiğime sen gelmişsin, ihlal deyip gönderiyorsun. Tekrar veririm takipsizlik.” dedi. Adam yine takipsizlik verdi. Sonra Zabit Kişi, mahpus bu adam, itiraz etti, sulh ceza baktı. 11. Sulh ceza. Ya adam haklıymış ya. Niye buna takipsizlik verdiniz diye itirazı kabul etti. “Ya tekrar soruşturun.” dedi. Tekrar soruşturmaya aldılar. Savcı valiliğe yazdı o polisler o günkü bu adamı kaçıran polislerle ilgili bir yargılama yetkisi verin bana.” dedi. Savcılığın başvurusundan önce, Valiliğe başvurusunda. Önce İl Emniyet Müdürlüğü valiliğe başvurmuş hemen “kabul edilmeme” kararı çıkarttırmış polisler hakkında. Valilik diyor ki: “Efendim o polisleri araştıramayız. Öyle bir karar çıktı.” savcılığın başvurusundan 15 gün önce polis hemen gitmiş valiliğe baskı yapmış. Valilik; “Efendim o polisleri araştıramayacağız.” diye savcılığa cevap yolluyor. Şu memleketteki sizin can güvenliğinizin hali budur arkadaşlar. Sizin başınıza gelse birileri işkence kötü muameleyi önlemek için bunları yapacak işte bakın. Devletin kurumları arasında oluyor bunlar. Savcı diyor ki: “Kardeşim gönder bak şu polisler hakkında bilgi ver soruşturacağım ben çok ağır iddialar var. Anayasa Mahkemesi ihlal vermiş.” “Hayır kardeşim valilik olarak diyorum ki araştıramazsın yani sen kim oluyorsun savcı haddini bil.” diye adama “öyle bir şey olamaz” cevabı gönderiliyor. Bakın şurada destan gibi ben size bunu özetledim bir sürü sayı kararlar bilmem neler var burada. Şu ülkede hukuk güvenliği kalmamıştır arkadaşlar yerlerdedir. Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı, AİHM kararlarının ayaklar altında çiğnendiği bir ülkeden bahsediyoruz. “Ya Ömer Bey benim karnım doyuyor, maaşımı alıyorum canım, keyfim yerinde. Ya ne karıştırıyorsun böyle işleri.” diyebilirsiniz. Tamam deyin. Vicdanınızla sizi baş başa bırakıyorum. Öte dünyada da bunun hesabını Rabbinize, Rabbimize veririz. Hep beraber veririz. Bu tür zulümlere bu kadar suskun kalırsanız, bunun ağır bir hesabı olur arkadaşlar. Bunu da herkes bilsin. Bu tür gaddarlıklar olacak işler değil sevgili arkadaşlar.

Ülkede, bakın yine bir başka mahkeme karar. Adam işte “Vay efendim FETÖ soruşturması.” Denilmiş. Hakkında bir sürü iddialar. “Vay sen efendim zamanında bu cemaatin yurdunda kaldın sohbetine gittin.” Ya kardeşim sen de dün ortaktın ey iktidar. Onları hep meşru gösteriyordun, bravo diyordun, alkışlıyordun. Adamın birisi gitmiş bir yurtta kalmış, sohbete gitmiş adamı soruşturmuşlar en sonunda dava açılmış, beraat etmiş. Kamu görevlisi, bir infaz koruma memuru. Salih Akkaya sonra buna rağmen adam hakkında bir ihraç kararı verilmiş. “Ya delilin nedir? Ne oldu? Kardeşim benim bir beraat kararım var.” diyor memur. “İhraç ettik kardeşim git başının çaresine bak.” Ülkenin hali bu. Bakın işte beraat kararı elimde. Böyle yani. Birisi diyor ki: “Benim canım öyle istedi. Ya işte şu Ahmet’in suyu ısındı kardeşim ısıtın şu suyu.” sonra işte böyle canınıza okunuveriyor arkadaşlar. Rezalet bu halde.

“Abim Muzaffer Öden 4. Evre pankreas kanseri.” diyor ve hastanede tedavisine müsaade edilmeden tutuklandı. İzmir Şakran cezaevine gönderildi. Son evre kanser hastası. İlacını da kullanamıyor. Cezaevinden hastaneye de gidemiyor. Ya adam ölsün! Adalet Bakanlığı’na soruyoruz; “Her şey on numara yürümektedir Ömer Bey.” bize gelen cevap. Ya o zaman millet niye içeride habire intihar ediyor, kanserden ölüyor, doğru düzgün tedavi alamadan ölüyor? Soruyoruz; “Ya her şey on numara Ömer Bey, bildiğin gibi değil. Yani son derece modern tesislerimizde mahpuslarımız misafir edilmektedir. Her şey dört dörtlüktür.”  bize gelen soru önerge cevapları böyle arkadaşlar. Gerçekten bakıp bakıp gülüyorum yani o cevaplara Sayın Adalet Bakanı.

Abdulkerim Dalkılıç, Adana Barbaros Mahallesi’nde evleri yıkılmış. 2013 Yılında Seyhan Belediyesi ve TOKİ tarafından ortak kentsel dönüşüm projesi başlatılmış. TOKİ doğru düzgün  sözünde durmamış. Vatandaş mağdur olmuş. İnşaatın içinde evi, “Sana ev vereceğiz.” denilmiş. Bir anlaşma yapılmış. Anlaşmaya uymamış. Vatandaş perişan. Bakın bize her kesimden insan başvuruyor. Ya TOKİ nedir bu? Abdulkerim Dalgılıç’ın çektiği ya. Adam diyor ki; “TOKİ daireleri dağıtıyor, dağıtıyor bize çıkmıyor bir türlü. Biz perişanız. Sözleşmeye uyulmuyor. Nedir bu vatandaşın hali diye soruyoruz.

Kocaeli’den bir başvuru var. P plakası olanlar nakliye işleri, servis işleri yapıyor ama aniden bir S plakası işi çıkmış. P plakası alanlar mağdur edilmiş çünkü ucuza S plakası herkes alıyor. P’lerinde değeri kalmıyor. Böyle bir dünyadayız.

Siverek’ten bir başvuru var. “Siverek ilçesinde yapılan organize sanayi bölgesinde yaşadığımız su ve yol sorunlarının çözülmesini istiyoruz.” diyor Siverekli vatandaşlar.

Mehmet Develi, Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza Infaz Kurumu’nda tek odada tutuluyormuş. Tekirdağ veya Silivri’ye nakil istiyor. Bu nakilde yapılmıyor.

BİM çalışanı Aydın Karay markette bıçaklanarak katledilmiş ve babası diyor ki: “İki tane BİM arabası olmasına rağmen hastaneye yetiştirmediler. BİM’den çekindikleri için kimse destek olmadı.” Baba BİM’i suçluyor. BİM’in bir açıklama yapması lazım. Aydın Karay, BİM yetkililerine soruyorum. Marketin isteği üzerine olay yerine gelmiş. “Oğlum bıçaklandıktan sonra yine BİM acil servisi aramıyor ve müşterilerin araması üzerine ambulans geliyor. Bize haber verilmiyor.” Diyor. Burada kurumun oldukça önemli hataların olduğunu düşünüyor. Bu konuda babanın dedikleri bunlar. BİM’in de cevabı varsa onu da burada söyleriz.

İş sağlığı ve güvenliği ön lisans programlarının kontenjanları kapatılması ve yalnızca sağlık bilimleri fakülteleri ile sağlık yüksek okulları bünyesindeki sınırlı sayıdaki lisans programlarının eğitim vermeye devam etmesi düşünülüyor. Bu da iş güvenliği ve işçi sağlığı açısından son derece sıkıntılı bir durum arkadaşlar. İş güvenliği ihtiyacı bu kadar çokken bununla ilgili kontenjanları kısmaya çalışan bir iktidar var.

Arkadaşlar, yurdun dört bir tarafından bize sokak hayvanları ile ilgili başvuru geliyor. Sokak hayvanları, barınaklara toplanıyor. Doğru düzgün bir kısırlaştırma yapılmaksızın, aşılama yapılmaksızın orada barınakta aç susuz bırakılıp birbirini yemeleri sağlanıyor. Böyle çok vahim haberler alıyoruz. Birçok yerden geliyor bu haberler. Mesela bir iddiada bana ulaştı Kocaeli Vekili olarak, Nuriye Saylanlar’ın yıllardır dağ başında insanlardan uzak bir noktada kendi imkanlarıyla bakıp kısırlaştırdığı hayvanların ani bir baskınla toplanması vakası, Derince Belediyesi ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ekiplerinin ortaklaşa yürüttüğü toplama operasyonlarında ciddi hak ihlalleri yaşandığı iddia ediliyor. Bu iddialarla ilgili bu iki belediyenin açıklaması varsa burada biz açıklamalarına yer veririz ama hayvanseverler eleştiriyorlar ve hayvan ölümlerinden sorumlu tutuyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yolları’nda taşeron olarak çalışan işçiler bize başvurdular. Dediler ki; “Çok az maaş alıyoruz vekilim. Biz böyle köle gibi çalıştırılıyoruz. Kadro hayali içindeyiz ama yok. İnsanca bir yaşam süremiyoruz. Ücret çok düşük. Çok zor durumdayız.” diyerek bahsediyorlar. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları bu konuyla ilgili açıklama yapsın. Nedir bu taşeron işçilerin durumu?

Diyarbakır 1 No’Lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumu ile ilgili ilginç bir iddia var. Şimdi mahpusların memurlarla da işbirliği yaparak veyahut da memurların da ona göz yumarak mahpuslarının orada bir çeteleşme yaptıkları ve oraları kendi hakimiyetlerine aldıklarına dair bir iddia ulaştı bize. Cezaevi bünyesinde maviş lakaplı bir kişi içeride 15 kişilik gruba kumar bahis oynatıyormuş. “Acayip para işleri dönüyor.” diye iddialar var. “Personel baskı ve idari ihmaller var.” deniliyor. O mahpuslar memurlara hakaret edebiliyormuş. Bakın olacak iş mi yani? Adalet Bakanlığı ne yapıyor acaba? Oraya müfettiş gönderdi mi? Çünkü hem mahpuslarla hem de memurlarla ilgili iddia var. Şimdi bunu her zaman olduğu gibi memura mı soracaksın kardeşim? Bir müfettiş gönder ya Sayın Adalet Bakanlığı. 50 Bin tane sana şikayet gönderiyorum. Şikayet edilenden bilgi alıyor ve onu geçerli kabul ediyor. Tamam bilgi al ama yani müfettişin gitsin hem şikayet eden hem edilenden sorsun ya. Allah aşkına şu hale bakın. Evet durum bu. Biz bakanlığın açıklamasını bekleriz.

Esma İzgi; “Van Cezaevi’nde yatmakta olan 4. evre akciğer kanseri Mehmet İzgi’nin çıkışına yardımcı olmuştunuz ama babam tekrar içeriye girdi, çok hasta.” Diyor. Abisi de aynı koğuştaymış ve baba felç geçirmiş. Bir sevk işlemi doğru düzgün yapılmamış. Hastaneye yatışı noktasında adım atılmadığını yakınları iddia ediyor. Bunlar bize ulaşan iddialar ve bunların aydınlatılması gerektiğini söylüyoruz.

Ferhat Tez bulunduğu Nevşehir Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda çeşitli hak ihlalleri başvuruları var. Usulsüzlükten bahsediliyor ve hukuksuzluklarla ilgili Nevşehir Açık Ceza İnfaz Kurumu’nu da bakanlığın bir teftiş etmesi gerekiyor.

Muhammet Ali Şahin, Silifke M Tipi’nde yatıyor. Yakınları bize başvurmuş. Çok zor durumda. TCK 158’den mağdur bir kişi; “Kimseyi dolandırmadık, etmedik. Paravan olarak kullanıldık. Adliye koridorlarında adalet arıyoruz. Bizim durumumuza meclis kulak kesilsin.” diyor.

Ferhat Erkan yaklaşık 18 yıldır Multipl Skleroz, MS hastası, yürüyemiyor, çok zorluk çekiyor. Sağlık hizmetlerine erişimi çok sıkıntılı. %87 oranında engelli sağlık kurulu raporu var. “Kimseden ayrıcalık istemiyorum. Yaşam koşullarımla ve insan onuruyla bağdaşık şekilde değerlendirmeyi bekliyorum.” diyor.

Mahmut Özdemir Antalya S Tipi Kapalı Cezaevi’nde cezaevi müdürünün 2-3 kişilik yerlere 6-7 kişi koyduğunu söylüyor.

“İskenderun M Tipi Açık Cezaevi’nde izin süresi 10 gün olarak uygulanırken diğer açık cezalarında bu süre 11 gün olması eşitsizliktir.” diye bize başvurmuşlar. İskenderun M Tipi’nin eşitsizlik yaptığı yönünde başvurular var.

KHK’lılar iade ediliyorlar ama sonra ne oluyor biliyor musunuz? Birçok iade edilen KHK’lı bana başvurdu. Bir GBT sorgusuna denk geliyorlar. KHK’lı oldukları yazmaya devam ediyor o GBT’lerde ve yani böyle potansiyel damgalanmış “Seni iade ettik ama kardeşim sen teröristsin aslında.” muamelesi görüyorlar. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na buradan sesleniyoruz ya adamı iade etmiş devlet. Daha hala “Sen böyle bir GBT’de efendim KHK’lısın bu muameleler bakıyorsunuz o sırada polis başlıyor kötü muameleye nasıl olsa işte böyle eskiden KHK’lıymış adam böyle muameleler oluyor.

Şimdi kursiyer Teğmen Emre Oral Adana’da hapiste yatıyor. Geçtiğimiz gün genç yaşta bu babası bakın vefat etti kalp krizinden. Annesi kanser hastası. Bu kursiyer teğmenlere yaptığınız nedir ya? Allah aşkına. Geçtiğimiz aylarda bu hadise oldu. Bu gencecik insanların nasıl bir çile çekiyor? Anneleri kanser ediyorsunuz, babaları genç yaşta kalp krizi yaşattırıyorsunuz. Nedir bu hal yani? Bu insanlar diyor ki; “Tekrar bizi yargılayın ya. Tekrar yargılayın. Bakın biz tekrar yargılanmak istiyoruz.” diyorlar ama maalesef kimse onları duymak istemiyor.

Davut Tekin, Erzincan L Tipi Kapalı Cezaevi’nde cezası bittiği halde idare Gözlem Kurulu tarafından altı ay daha verilmiş. Böyle kafadan uzatılıyor.

“Çaldıran ilçesi Çilli sınır kapısının açılması için bir araştırma ve bu kapının açılması için basın yoluyla meclis gündemini almanızı istiyoruz.” Denilmiş. Bu sınır kapısı Van Çaldıran’ı geliştirecek. Zaten Çaldıran maalesef kışın çok soğuk, Türkiye’nin en soğuk yeri. Gelişime açık değil. Ya bari sınır ticareti olsun, sınır kapısını açın. “Yok efendim.” Sonra ne olacak? Millet perişan sağa sola göç ediyor. “Sonra bu sorunlar neden çıkıyor?” İşte senin yüzünden çıkıyor. Vatandaş orada ne yapsın yani? Çorak arazi, tarıma elverişli değil, hayvancılık yapılamıyor, soğuk. Sınır ticareti için bir adım at ey devlet. Yok, o da yok. Kimsenin umurunda değil.

Şırnak Açık Cezavi ile ilgili de mobbing, baskılarla ilgili başvurular var. Bir öğrenci orada kalıyormuş. Koğuş 22 kişi ama koğuşun kapasitesi 10 bile değil. Böyle ağıl gibi, ahır gibi yerlerde insanları tutuyorlar. İnsan haklarına aykırı, AİHM’in ceza vereceği, tazminat cezaları vereceği yerlerde insanları tutuyorlar. Düşünün, 7 kişilik yerde 60 kişi kalıyor. Sincan, 1 No’lu L Tipi Cezaevi. Gidin bakın. Yani, “Ya olur mu öyle şey Ömer Bey?” demeyin yani. Gidin bakın arkadaşlar. Memleketin hali bu işte.

Uğur Aslan, Van İpek Yolu Belediyesi Sağlık İşleri Daire Müdürlüğü’nden ihraç edilmiş. “Vay efendim senin eşin de PKK-KCK propagandası yapmaktan cezaevine girmiş.” denilerek bu adamı ihraç etmişler. Eşi cezaevine girmemiş bile, belki yargılanmış ama yani bir irtibat, iltisak diye tutturmuşlar ya. “Vay efendim sen bir zamanında şundan sorgulanmışsın, soruşturma geçirmişsin, hop seni tamam ihraç etmemiz farzdır, hiç kimse itiraz etmesin.” Memlekette böyle yani, böyle bir polis devleti var.

“Kardeşim Azad Çavuş Zonguldak Beycuma Kapalı Cezaevi’nde kalmakta. Kardeşimi kapalı ceza infaz kurumuna göndermişler.” ve ırkı üzerinden aşağılayıcı muamele yapıldığı yönünde bu kötü muamelelerin açık cezaevinden kapalı cezaevine gönderilme gerekçesini bu olarak gösteriyor. Tabi bu araştırılsın, iddia böyle. Karşı cevap neyse onu da burada beyan ederiz.

Yorumlar