26 Haziran 2025

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Önümüzde yine birçok konu var ama en başında kamuoyunun Ağustos  ayından beri konuştuğu bir konu ile ilgili açıklamalarım olacak. Onu ön plana alıyorum. Nedir bu konu? Malum Diyarbakır’da Tavşantepe köyünde bir kız çocuğu öldürülmüştü. Narin Güran, sadece o köy değil, sadece Diyarbakır değil, tüm Türkiye 85 milyon bu cinayeti konuşmuştu ve ardından anne, abi ve amca ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilmişti ve konu üzerinde çok spekülasyon yapılmıştı.

Biz Erzincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde anne Yüksel Güran ve abi Enes Güran’ı ziyaret ettikten sonra geçtiğimiz hafta Cuma günü de amca Salim Güran’ı ziyaret ettik. Köye gitmiş, yüzlerce sayfa dosya okumuş, gazetecilerle, hukukçularla konuşmuş birisi olarak cezaevindeki mahpuslarla da görüşmek istemiştim ve konuyu anlamaya çalışmıştım.

Anne ve abi ile görüştükten sonra amca ile de görüştüm ve konu hakkındaki görüşlerim netleşti. Tabii ki kararları mahkemeler verir fakat mahkemelerin yanlış, hukuksuz kararlarına karşı da insanların itiraz etme hakkı vardır. Araştırma inceleme hakkı vardır.  O dosyaları tetkik etme hakkı vardır. Yargı kamuya açıktır. Dosyalar kamuya açıktır ve itham edilenler ile de konuşmak gerekir.  Boşuna İstinaf mahkemeleri yok. Boşuna Yargıtay yok. Yanlış kararlar alınabiliyor. Bazen hiç işlemediğiniz bir suç ile ilgili ağırlaştırılmış müebbet cezası alabiliyorsunuz. Öyle bir şey ile alakanız yok ama en acımasız, en ağır ceza veriliyor.

Son cümlemi baştan söyleyeyim. Ben uzun süredir konuyu iyice araştırdıktan sonra Güran ailesinin masum olduğunu düşünüyorum. Böyle olduğu çok net ortada. Yüksel Güran, Enes Güran, Salim Güran’ın bu cinayet ile bir alakası olmadığı ayan beyan ortada.

Bakın ben Salim Güran’la konuştum ve görüşme notlarımı da size biraz aktaracağım. Salim Güran 46 yaşında, 1978 doğumlu, 7 çocuğu var, 4 kız, 3 erkek. Ben onunla cezaevinde görüşmek istedim. Bir müddet Adalet Bakanlığı Ceza Tevkifevlerii Genel Müdürlüğü tarafından engellendim. Israr ettim ve cezaevi Genel Müdürlüğün izin vermediğini söyledikten sonra yine ısrar ettim ve en sonunda Salim Güran’la görüşebildim. Bu engellemenin anlamını da anlayamıyorum. Neden engellenirim? Ve neden ısrar etmek zorunda bırakılırım? Sonunda görüşebildik.

Salim Güran beni gördüğü anda oldukça kötü bir ruh halindeydi, onu anladım ve yanıma geldiği zaman kendimi tanıttım ve bana en başta “Ömer Bey bizim ailemizin başına gelenler bir dağın başına gelseydi o dağ çökerdi. Perişan olduk, zulüm üstüne zulüm gördük, mahvolduk. Tüm ailemiz, tüm Güran’lar perişan oldu. Hiç hak etmediğimiz bir şeydi. Suçsuz ve günahsızız. Bunu tüm delilleriyle size anlatacağım.” Dedi ve o günü anlatmasını istedim. Tüm ayrıntılarıyla anlattı.

Sıradan bir gün yaşamış besbelli. Sabah kalkmış, önceden kaza yapan araç yerine bir başka araç almışlar. Çarıklı köyüne gitmiş. Orada arabayla ilgili meseleler olmuş ve “Ben zaten kardeşlerimle ortak araba kullanıyorum. Çocuklar biniyor evin önünde ve Çarıklı’dan döndük, 11.00’da Diyarbakır’a gittik çünkü önümüzde bir Erhan kardeşimin oğlunun düğünü vardı. Biz de Diyarbakır’a arabaya doluştuk gittik. Eşi, çocukları, 7 kişi gitmişler. Alışveriş yapmışlar. Düğün alışverişi, kızlarına düğün elbiseleri almış. Ardından alışveriş bitmiş. Köye doğru dönmeye başlamışlar. Bir benzin istasyonunda 200 liralık benzin almış ve diyor ki: “Bizim böyle yedi kişi bir arabada doluşup bir benzin istasyonunda durup benzin almamız bile daha sonra o kadar yalanlara vesile oldu ki hüya biz arabada cenaze taşıyormuşuz. Narin’in cenazesini taşıyormuşuz. Ya daha cinayet bile işlenmemiş.” Bakın bir görüntüden ne yalanlar uçuruluyor. Diyor ki: “ 7kişinin olduğu bir arabada cenaze saklayacakmışız. Bu kadar uçuk kaçık iddialar dolaşıyor.” Oradan kalkıp köylerine geliyorlar. “14.45 gibi evime girdim. Telefonumu şarja taktım. Evde altınlarım vardı. İnternetten altın fiyatlarını takip ettim. İnstagram’da surf yaptım. Hesap makinesinden hesaplamalar yaptım. Sonra lavaboya gittim. Geldim, elimi yıkadım. Yemek yedim. Oturma odasında benim bir koltuğum vardı. Oraya oturdum. Sonra telefonu şarja koydum. Yemek yedim. O sırada Nevzat beni aradı. 15.08’de “Bremin” demiş yani Türkçesi “kardeşim” diyor ki: “ Adamla üç aydır konuşmuyoruz bana Bremin dedi. Sonra suyum yok.” demiş. “Ya köyde sular akıyor nedir bu suyum yok?” diyorsun. “Sonra bakarız.” demiş Nevzat’a. Yemek yediği de zaten telefondaki seslerden anlaşılıyor. O sırada adam yemek yiyor. Bakın başka bir şey yapmıyor. Yemek sesleri telefonda zaten çıkıyor. Ardından “Ben çok çay içerim. Yemekten sonra çayımı getirdiler. Çay içiyorum. İnternete bakıyorum. Tuvalete gidip geliyorum. Giderken, gelirken telefon cebimde.” diyor. Baz kayıtlarında Arif’in evinde çıkıyor Salim’in telefonun baz kayıtları. Bu garip bir durum. Tuncay Beşikçi de bunlara itiraz ediyor. Benim tahminim evin içindeki bu dolaşmaları ki telefondaki adım sayara baktığınız zaman 45 adım var. Odadan lavaboya gitmesi belki bazılarda Arif’in evinde görünmesine neden olmuş olabilir diye düşündüm. Açıkçası çok net bir şey diyemiyorum ama benim öyle tahminlerim oldu ve ardından “Çayımı içtim, tarlaya gittim. Ramazan Atasoy vardı. Miran Güran da geldi. Orada Hindiler dolaşıyordu. Ben Hindileri çok severim. Onların videosunu çektim. Elektrik tamircileri geldi, pamuk tacirleri geldi. Tarlada konuştuk, ettik.” sonra trafo ile uğraşmış herhalde. “Ardından Maşallah’ın evine gittim. Akrabalarım gelmişti düğün için. Onların ellerini öptük. Sonra Ramazan Atasoy beni aradı. “Ya bir tarlaya gel, bir mesele var, bir sıkıntı var.” dedi. Kalktım tarlaya gittim. Orada iken saat 20.00 civarlarında kendisine bir telefon geliyor kızı Gizem’den “Baba Narin kayıp.” mesele orada başlıyor. “Nasıl kayıp?” diyor ve kalkıp gidiyor Arif’in evinin önü oldukça kalabalık. Sabri’den ilkokulun kamera görüntüleri için anahtarı alıyorlar. “Her tarafa bakınmaya başladık. Deli gibi. Bir bakıyoruz, yok ama bizim içimize sinmiyor. İki, üç kez bakıyoruz. Herkes her yere koşturuyor. Gece 3’e kadar sağda solda aradım.” en son Barış diye sanırım birisinin evinin oralarda çok artık yorgun ve uykusuzken havada sıcakmış dışarıda uyuyup kalmış. “Sabah kalktık yine Narin nerede? Derenin oraya gittik. Mazgala mı takıldı diye oralarda aradık. Suya atladım girdim çıktım herkes baktı yok. Bir poşet bulmuşlar Narin sanmışlar. Sonra dönmüşler yok yok yok. Jandarma bana sürekli “Şuraya gidelim buraya gidelim.” diyor mahvoldum kafam allak bullak. Herkes beni çağırıyor ardından orada köyün girişinde romanların bir çadırları var orada bir kırmızı terlik bulunmuş Muhammed Kaya bulmuş herhalde sonra anlaşılmış ki Narin’in terliği değil. Bana iftira atıyorlar. Güya ben hedef saptırmışım. Muhammed Kaya’ya demişim git oradan bir uyduruk terlik bul öyle bir şey yok.” diyor. Daha sonra jandarmanın inkar ettiği bir olayı anlattı. Çok çarpıcı. “4. gün Jandarma ile beraber üfürükçüye gittik.” diyor. Ya dedim emin misin? Bunu reddettiler resmi açıklama yaptılar. “Hayır  üfürükçüye gittik istihbaratçılar, jandarma hepimiz toplandık ve fürükçüye gittik. Narin’i bulamıyoruz, bize bir yol göster. Onlar da bir tarif yapmışlar. Hatta o tarife göre gidip bir adamın evinin kapısını kırmış jandarma. Trajikomik şeyler yaşanmış. Ardından günler sonra Eker Çiftlik Kamerası bulundu. Nevzat’ın dereye gittiği anlaşıldı. Bu arada da olaylar büyüyünce bizim her Kürd’ün evinde mermi vardır o mermileri saklayalım diye düşündük. Bunlar abartıldı veyahutta benim skort konuşmalarım vardı. Onları tedirgin oldum, sildim. Bunlar bir şüpheye neden oldu. İş büyüdükçe büyüdü ve bana ağır ithamlar yapıldı. Sanki yengelerimle düşen, kalkan bir adammışım gibi çok ağır hakaretler yedim jandarma karakolunda. “Sana uçan tekme atarım, görürsün gününü.” dediler hakaretler yapıldı jandarma karakolunda. Çember daralıyor, daralıyor dediler. Ne çemberi? Şahingöz kamerası da silinmiş. Güya nasıl silinmiş? Birileri onu bilerek silmiştir. Sabit kamerayla ilgili görüntüler bulanık ama avukatım bu görüntüleri netleştiriyor, kamuoyuna beyan edecek ve gerçekler ortaya çıkacak. Nevzat bizimle sürekli dolaşıp duruyordu ve baştan şüphelenmedik çünkü habire bizimle dolaşıp duruyordu.” kendisinin itham ettiği kişi Nevzat ve ailesi. Gerçekler nedir bilemiyoruz ama kendisinin dedikleri bu ve Ensarioğlu’nun sözleri, diğer evine gelen belediyenin sunduğu yemek hizmetini reddetmesini de anlattı. “Bunların siyasi bir arenaya çekilmesi çok yanlış. Ensarioğlu benim babamın dostu idi, böyle bir tanışıklık vardı. Partinin verdiği yemekte o sırada kameralar burnumuza burnumuza sokuldu. Eşlerimizi çekti, çok rahatsız olduk ve benim kafam allak bullak bu sırada bundan dolayı reddettim. Yoksa partiye karşı saygısızlık olsun diye reddetmedim. Bunu herkes bilsin. Bize yemek sunandan Allah razı olsun ama kimseye karşı bir alerjimiz yok ama çok perişan durumdaydık. Bütün kameralar tepemizde mahremiyetimize giriyorlar ve bundan dolayı o sırada “Ya gidin başımdan kimseyi istemiyorum.” dedim. Yoksa bizim evimizde hakikaten yemek pişmiyordu. Ben niye yemek istemeyim? Biz her tarafı aramaktan evde yemek yapamayan bir aileydik.” dedi ve daha pek çok şey anlattı. Baz raporlarının doğru olmadığını, kendisinin cinayet anlarında internette dolaştığının sabit olduğunu ve böyle ağır ithamlardan dolayı perişan durumda olduğunu söyledi. Kendisini bitkin, yorgun ve zayıflamış olarak gördüm. Umarım istinaf mahkemesindeki tartışmalar Yargıtay’da adaletle biter ve bu ailenin suçsuzluğu ortaya çıkar.

Yorumlar