10 Aralık 2025
Bugün 10 Aralık İnsan Hakları Günü. 10 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi imzalandı. İnsanlık için önemli bir kazanımdı. Önemli bir gündü ve 1.-2. Dünya savaşlarından sonra savaşlar ile çatışmalar ile gözyaşları ile vahşetlerle çok yorulmuş dünyaya bir insan hakları beyannamesi şarttı, gerekliydi ve bu gerçekleşmişti. Ardından farklı birçok insan hakları sözleşmesi de devreye girdi ancak Insan Hakları Evrensel Beyannemesi’nin kıymeti hiç unutulmadı çok değerliydi ve insan hakları kavramı oradan önemli bir güç buldu, ivme yakaladı ve dünyada yerine getirilmese de devletler tarafından az çok insan hakları kavramı kaale alınmaya başladı.
İnsan hakları tablosuna baktığımız zaman her geçen sene gittikçe artan bir kötüleşme hali görüyoruz. Ben insan hakları savunucusu bir siyasetçi olarak her yıl 10 Aralık Günü bana gelen başvurulardan kaynaklı, bu perspektifli bir insan hakları raporu açıklıyorum. Bugün de açıklayacağım. Bana gelen 2025 yılındaki 2500’ün üstündeki başvurular arasında ilk 10 sıralaması yaptım. Hangi şikayetler yoğun bir şekilde geliyor? Önceki senelerde de yapmıştım, 2023 ve 2024’te de bunu yapmıştık, o yüzden bu değerlendirme son derece önemli. Türkiye’de insan hakları ihlalleri ne durumda? İnsan hakları alanındaki gelişmeler ne durumda? İhlaller ile ilgili başvurularda öne çıkanlar hangileri? Bu seneye bakıyoruz.
Geçtiğimiz senelerde olduğu gibi geçtiğimiz sene de birinci sıradaydı cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlalleri yine birinci sırada, 676 başvuru.
2. sırada; yaşam koşulları. Yani ekonomik zorluklar. Geçim sıkıntısı, gelir yetersizliği yoğun bir şekilde başvuru nedeni olmuş, 276 başvuru.
3. sırada; hep üç veya dördüncü sırada oluyor. Hiç sıralarını kaybetmiyoruz. Sağlık hakkı ihlalleri. Hastaneye erişim, randevu, tedavi ilaç sorunları, rapor ve kamu sağlık hizmetlerindeki aksaklıklar, 229 başvuru.
4. sırada; Eğitim Hakkı, eğitime erişim engelleri, eşitsizlik idari, uygulama mağdruyetleri sınav atama kaynaklı sorunlar, 213 başvuru.
5. sırada; Ayrımcılık yasağı, kimlik, dil, inanç, cinsiyet, engellilik vb. temelli eşitsiz muamele ve dışlanma iddiaları, 205 başvuru.
6. sırada; Engelli Hakları, Erişilebilirlik bakım destekleri istihdam ve sosyal hizmetlere eşit erişim sorunları, 198 başvuru.
7. sırada; ifade özgürlüğü paylaşımlar nedeniyle soruşturma ceza baskısı toplantı gösteri ve görüş açıklama engelleri, 163 başvuru
8. sırada; disiplin soruşturmaları ve cezalar keyfi idari yaptırımlar kurum içi cezalandırma mekanizmaları, 150 başvuru
9. sırada; çevre sorunları sanayi kaynaklı kirlilik yerel projeler yaşam alanı tahribatı ve hak sağlığı riskleri, 140 başvuru.
10. sırada; çocuk hakları, ihmal istismar iddiaları, yoksulluk kaynaklı riskler, eğitim ve bakım hizmetlerine erişim sorunları, 133 başvuru 10’dan sonrasını aktarmıyorum ama yüzlerce başvuruluk geliyor. Bu mecliste en çok başvuru alan milletvekiliyim ve o yüzden benim yaptığım insan hakları ihllalleri konusundaki tasnif de sanırım son derece önemli.
Geçtiğimiz yıllara bakıyoruz. Geçtiğimiz yıllarda 2023’te yaşam koşulları, ekonomik durumlar ilk sıradayken cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlalleri ikinci sıradaymış. OHAL KHK mağdurları üçüncü sıradaymış ve dördüncü sırada sağlık hakkı ihlalleri geliyormuş. Sosyal güvenlik, öğrenci, engelli, işçi, çocuk ve diğer hak ihlalleri de sırayla gidiyormuş.
2024’te ise cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlalleri yine bu sene olduğu gibi birinci sıradaymış. Hayvan hakları ihlalleri, sağlık hakkı ihlalleri, yaşam sorunları 2, 3 ve 4’ü paylaşıyor. Ayrımcılık yasağı, çocuk hakları, eğitim, engelli, ohal, KHK mağduriyetleri, işçi sağlığı ve iş güvenliği hakları da sırayla geliyormuş. Gördüğümüz üzere cezaevleri, ekonomik koşullar, sağlık hakkı ihlalleri, eğitim hakları, engelli ve ayrımcılık yasağı ile ilgili ihlaller ön plana çıkıyor gördüğümüz kadarıyla. Bu sene de bunlar ön plana çıkıyor. Tabii biz bunları niye yapıyoruz? Bunlar olmasın diye uğraşıyoruz. Bakanlıklara hepsi için başvurular yapıyoruz. İlgili tüm bakanlıklara başvurular yapıyoruz. Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na başvurular yapıyoruz. Vatandaş için yoğun bir uğraş veriyoruz ki bu ihlaller olmasın. Hiçbir ayrım yapmıyoruz. Her kesimden bize gelen başvuruları ilgili makamlara iletiyoruz ve halkın sesi olmaya çalışıyoruz. Bu yılki tasnifi de böylece sıralamış oluyorum. Oransal bir şekilde de bunu açıkladığımız zaman cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlallerinin ikinci sıradaki ekonomik ihlallere göre bize gelen başvurularda oldukça öne çıktığını görüyoruz çünkü insan hakları savunucuları iyi bilir ki en ağır insan hakları ihlalleri cezaevlerinde yaşanır. Geri gönderme merkezlerinde yaşanır. Devletin çok güçlü olduğu, bireyin çok güçsüz olduğu yerlerde bu tür hak ihlalleri ri yoğun bir şekilde yaşanır. Bu dünyanın neresinde olursa olsun hep böyledir arkadaşlar. O yüzden biz cezaevlerine özellikle eğiliyoruz ve bunun da ne kadar önemli olduğu zaten bu başvurularda da ortaya çıkıyor çünkü en yoğun hak ihlallerinin olma potansiyelinin olduğu yer cezaevleri. Bunu da görüyoruz.
Geçtiğimiz günlerde açıklanan Kasım ayı iş cinayetleri raporu İSİG Meclisi açıkladı. Bakın 216 iş cinayeti var ülkede. Yine inşaat birinci sırada. İnşaatlardan düşen işçiler Türkiye’nin kaderi oldu olacak bir iş değil. Bu kadar söylüyoruz ama devam ediyor iş güvenliği tedbirleri alınmıyor. Yüksekten düşme %24 ve birinci sırada, ezilme %20, trafik servis kazaları %18. Burada dikkat çeken illere göre tasnif yapıldığında İstanbul 24, Kocaeli 12, Şanlıurfa 12, Manisa 9, Ankara 8, İzmir 8. Burada İstanbul’un birinci çıkması kaçınılmaz bir sonuç çünkü 16 milyon nüfus var. Ancak nüfusa göre oranladığımız zaman çarpıcı bir gerçek çıkıyor ortaya. Vekili olduğum il Kocaeli maalesef nüfusa göre oranlarsak iş cinayetlerinde maalesefki birinci sırada. Bu uzun süredir böyle. Maalesef Kocaeli’de artık iş cinayetleri çığırından çıkmış durumda. Bunlar ölümler, bir de yaralanmalar var. Yoğun bir şekilde iş cinayetlerinin nasıl bir yere geldiğini görüyoruz. Yılın ilk 11 ayında en az 1956 işçi hayatını kaybetmiş arkadaşlar. Bunlar korkonç rakamlar. Avrupa’da 1. dünyada 3. Durumdayız iş cinayetlerinde, bununla ilgili bir yasa teklifi sunduk ancak meclis hala bunu gündemi almadı gündeme alması gerektiğini de söylüyoruz buradan, Bir İnsan Hakları gününde maalesef ki böyle üzücü rakamlar veriyoruz.
Cezaevlerinin durumu ile ilgili dün Adalet Bakanı, “İşte burası bir hukuk devletidir, her şey dört dörtlüktür.” gibi açıklamalar yaptı, hiç öyle değil. Bakın ülkede inim inim inleyen yüz binlerce mahpus var. Onların binlerce başvuru var bize ve birinci sırada Türkiye’de cezaevleriyle ilgili ihllaller var. Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç, dünkü açıklamalarında güllük gülistanlık bir Türkiye tablosu çizdi. Hiç de öyle değil. İş cinayetleri, cezaevlerindeki sıkıntılar kuralsızlığın hakim olduğu, adaletin hiçe sayıldığı, vatandaşın can, mal, hukuk güvenliğinin olmadığı bir Türkiye tablosu olduğunu açık bir şekilde gösteriyor. Tablo hiç iyi değil. Maalesef durum böyle sevgili arkadaşlar.
2025 yılında şu ana kadar tespit edilebildiği kadarıyla 85 çocuk işçi hayatını kaybetmiş. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi bunu söylüyor. Bakın bu da korkunç bir rakam. Bu ne ya? Nasıl bir rakam? Çocuk çocuk, çocuktan bahsediyoruz arkadaşlar. Ailesinin geçimini sağlamak için çalışan çocuklardan 85’i hayatını kaybetmişler. Olacak iş mi? Çocukların yeri okullardır. Sanayide, ağır işlerde çalışan çocukların ne işi var oralarda Allah aşkına? Sonuçta orada onlara belirlenen kader ölümdür.
2025’in iş cinayetleri raporunda şöyle bir tablo var. Azalan bir iş cinayeti görüntüsü yok görüyorsunuz, Kasım’da azalan bir oran yok. Kasım’da hatta ilk 11 aya kadar en yüksek rakamlar oluşmuş. Bu da üzücü bir tablo. Güya iş güvenliği önlemleri alınıyor deniliyor ama ne oluyor? Dilovası’nda cinayetler işleniyor. 3’ü çocuk 7 işçi hayatını kaybetti. Daha yeni 8 Kasım’da bu korkunç olay oldu. Hiç istifa eden kimse yok. Herkes gayet rahat, memnun, hayatından memnun. İdareciler gayet güzel maaşlarını alıyorlar. Herkes huzurlu, mutlu, mütebessim. Toplantılara katılıyorlar. Çok iyi işler yaptıkları pozları veriyorlar ama ülkede 85 çocuk işçi hayatını kaybetmiş ve sürekli kaybediyor. Hiç kimsenin de umurunda değil arkadaşlar. İşte bundan dolayı insan hakları günü çok önemli. İdarecilerin zalimliğine, vicdansızlığına, umursamazlığına karşı insan hakları anlayışını yükseltmemiz lazım. İstenildiği kadar insan hakları gibi değerli bir kavram çiğnenmiş olsa da biz insan hakları kavramına her zaman sahip çıkacağız. İnsan hakları kavramı bazen istismar da edilebilir devletler tarafından ama bu değerli kavram yükseltilmelidir. İstismar eden utanmalıdır. Bu değerli kavramı yükseltmeyenler utanmalıdır ve gereği yapılmalıdır diyorum. Bir İnsan Hakları Günü’nde de bunu söylemiş oluyoruz. Acı ve üzücü tablolar eşliğinde bunu maalesef söylemek zorundayım.
Bakım bir engelli işçi Kurtuluş Aydoğdu; “2024 senesinde inme felç geçirdim. Çalışırken kan beyne pıhtı attı sağ tarafım tutmuyordu ve halen öyle. Ardından kalp ameliyatı oldum. Kalp kağaklarım değişti öetal takıldı. Beni işten çıkarttılar. 7400 gün primim var. Emekliye başvurdum ve ret geldi. Kendi işlerimi görecek kadar gene idare ediyorum. 2024’te olabiliyordum ancak şimdi olamıyorum. Bakmakla yükümlü ailem var. Hayata tutunmaya çalışıyorum. Emekli olmam için ölmem mi gerekiyor.” diyor. Şu durumdaki adamı emekli etmemişler arkadaşlar. Düşünün bu kadar ağır bir hadise yaşamış raporları var ve şu anda maalesef bu kişi son derece mağdur durumda.
Yurdun dört bir tarafından bize başvurular geliyor. Onları da analım. Vanlılar başvurmuş; “VASKİ haraç kesiyor. Yapmadığı hizmetin faturasını halk veriyor. Hiçbir hizmet yapmadan “Mecbur her ay o kadar para vereceksiniz.” diyor. Belediyelere gittik kaymakama bildirdik hiç kimseden ses çıkmadı. Vaski ısrarla faturaları yükseltip “istediğiniz yere gidin şikayet edin.” diyor köy muhtarları çözüm bulamıyorlar.” Van’da VASKİ’den hesap soracak kimse yok mu kardeşim? Bu ne haldir? Van halkı feryat ediyor. VASKİ istediğini yapıyor ve Van halkının canına okuyor. Kimse de hesap soramıyor.
Yusuf Bahadır Yazıcı İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 657 4B personeli olarak çalışırken görevlendirmeye zorlanmış ve mevzuatta olmadığı şekilde birtakım mobinglere uğramış. Göreve son verme davamda bu durumları öne sürmeme rağmen disiplin amirimin aynı kurumunda avukat eşi mahkemeye gerekçeye aykırı beyan sunmuştur mahkemeden belge saklanmıştır. Rektörlük bu olaylar hakkında ceza soruşturması açısından gerekli titizlikte bulunmamaktadır diye bize başvurmuş konunun araştırılması gerekiyor, biz konu hakkında gereken bir işlemi yaptık.
Yine bakın bir hekim bize başvurmuş. Diyor ki; “İş yeri hekimliği sınavına girecektim. Tevfik İleri Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde girecektim fakat orada park edecek otopark bile yetersiz. Bu okul sınav için seçilmemeliydi. Çantam olduğu için sınava alınmadım. Çantamda cüzdan ve araç ruhsatı ile ev arabanın anahtarları vardı. Nasıl girecektim sınava? İnsan haklarına aykırı bu şartlar artık öğrencilere işkenceye benzediği için serbestleştirilmelidir.” diyor.
SGK Denetmenleri, SGK müfettişleri ve iş müfettişlerinin çalışma müfettişi adı altında birleştirilmesi için kanun teklifi vermemizi istiyor. “Çalışma hayatı denetimi dağınık.” diyor. Haklı aslında. Birçok işyerindeki cinayetin nedeni aslında bu dağınıklık, yetkisizlik, görevsizlik ve vurdumduymazlık. “Bu parçalı denetim yapısı birleştirilmelidir.” diyor. Ben de katılıyorum bu görüşe.
Şırnak İdil ilçesi olarak ilçemiz ve çevresindeki yolların tehlike durumu nedeniyle ciddi endişe taşımaktayız. Özellikle Cizre – İdil arası yol kötü asfalt ve bakımsızlık nedeniyle sık sık trafik kazalarına sahne olmaktadır . Günlük yaşamı zorlaştırmakta. Acilen Cizre-İdil yolu yapılmalı. İdil içerisindeki tüm ara yolların güvenliği standartlara uygun hale getirilmesi gerekir.” Diyor.
Burdur, Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kalmakta olan Ali İhsan Kocaşlı ile ilgili bir şikayet var. Ali İhsan Kocaşlı’nın hayat hikayesi çok üzücü. Kendisi bir din dersi öğretmeniyken, 15 Temmuz sonrası ağır bir ceza verilmiş, 13.5 yıl ceza verilmiş ve “Ben yanlış bir şey yapmadım.” dediği için de bir ceza indirimi uygulanmamış, 8 yıldır cezaevinde ve şu anda da oldukça ağır bir psikiyatri hastası durumuna gelmiş çünkü tutuklanmasından sonra çok felaketler yaşamış. Mart 2020’de kanserden annesi sonra babası vefat etmiş. Cenazelere katılmasına izin verilmemiş. Eşi de rahatsızlanmış. Ortaokul 1 ve lise 1’e giden kızları var. Çok derin bir ruhsal çöküntü yaşamış. Hiç kimse ile konuşmuyor, yemiyor, içmiyor. Tekerlekli sandalye bağlı olarak görüşlere getirilmiş. Organların iflas etmesinden ve ruh sağlığının geri gelmemesinden korkuyor yakınları ve Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde. Şu anda Manisa Ruh Sağlığı Hastanesi’ne yatırılmış aldığımız son bilgilere göre çünkü son 2.5 aydır tek kişilik koğuşta kalıyor. Düşünün işkence gibi bir hayat yaşamış 8 yıldır. Güya bu sene aile yılı adamın ailesini çökertmişler, kendisini çökertmişler, perişan etmişler. Çoluk çocuğu, eşi, tüm aileyi çökertmişler. Legal fiilleri ilegal kabul ederek bu yapılmış. Türkiye’de bu çok yapıldı. “Bankasya’ya para yatırdın, bir derneğe üye oldun, bir gazeteyi aldın, çocuğunu bir okula gönderdin.” diyerek insanlar terörist ilan edildi ve acımasızca zindanlara atıldı ve aileleri çökertildi. Bu şahıs da böyle. Çok acımasız bir muamele var ortada Ve ağır bir cezayla sadece kendisi değil, eşi, çocukları cezalandırmış, ailesi perişan edilmiş durumda. Biz bunu kabul etmiyoruz. İşte bu yüzden KHK bir zulümdür diyoruz. KHK anayasalara aykırıdır. Anayasamıza aykırıdır. Hiçbir anayasada bu denli acımasızca insanların ezilmesine yol açacak bir şey yoktur. Bunu önlemeye çalıştık aksine ancak devletin ceberrut gücüne karşı anayasayı bile dinlemeyen iktidarlar o ceberrut gücü alıp anayasayı çiğneyerek vatandaşın da canına okumaktadır. Şu andaki iktidarın da yaptığı budur. Bunu durduracak bir mekanizma arıyor insanlar, mazlumlar, mağdurlar. Yani bu denli pervasız, futursuz insanları ezen aileleri perişan eden iktidarla karşı karşıyayız arkadaşlar. İnsanların hikayelerini gördüğümüz zaman üzücü anlatımlarını duyduğumuz zaman gerçekten çok acı bir tasfiye olayıyla “ağaç kökü yedirme” olayıyla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. 2025 yılının 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde Türkiye’den bu acımasız insan hakları ihlallerini buradan Türkiye Büyük Millet Meclisi basın toplantısı odasından anlatıyorum. İşte Türkiye’nin hali bu. Yarın öbür gün bu ülkede 2025’te bunlar yaşanmadı kimse demesin. Kayıtlara geçsin arkadaşlar. Bu zalimlikler, bu vicdansızlıklar yaşandı. Aileleri çökerten bu iktidar ardından hiç utanmadan, yüzü kızarmadan bu yıl aile yılı diye çıktı ortaya, ilan etmeye başladı.
Bu yıl bize gelen başvurularda sağlık hakkı ihlallerinin 3. sırada olduğunu söylemiştik. İşte onlardan birisi. Bakın bir aile başvurmuş. Şu hale bakın. Ben de bir hekimim. Olacak iş mi arkadaşlar? Şu insanın anlattığına bakın. Eşini doğum için hastaneye götürüyor. Başlarına gelmedikleri kalmıyor. Bebek beyin hasarlı olarak doğuyor. Anlatımına göre soracağız, bakanlık cevap verecek. Çok ağır ihmaller ve gecikmeler var ve bebeğin beyninde hasar var. Serebral palsi olmuş çocuk. Veysel Karani Sansarkan isimli vatandaş bize başvuruyor; “Hastane ihmallerinden dolayı beyninde hasar kalan çocuğumu anlatacağımız size.” Diyor ve doğum süreci için eşini hastaneye götürdüğünde uzun bir süre ebelerin eşiyle ilgilenmediğini, doktorun 3,5 saat eşinin yanına gelmediğini söylüyor. Hem kadın doğum uzmanının hem hemşire ebelerin önemli hataları olduğunu söylüyor ve bebeğin oksijensiz kaldığını ve ardından da çocuğun kuvöze alındığını kuvözde de enfeksiyona yakalandığını, doğum sırasında bir hata yapmışsın hatalar silsilesi devam ediyor ardından alındığı kuvözde. Enfeksiyona yakalanıyor ardından nöbet geçiriyor çocuk neler neler geliyor başına Diyarbakır’da yaşanıyor ve bununla ilgili biz Sağlık Bakanlığı’na soracağız arkadaşlar. Nedir bu ? Her gün her gün bir sağlık skandalı ile uğraşıyoruz.
İshak Dayan ile ilgili bir başvuru var. Yine Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi. Bugün bakın ikinci kez Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden mahpusların durumu ile ilgili sıkıntıları aktarıyorum. Mahpuslar sağlık hakkı açısından o kadar kötü durumda ki psikolojik rahatsızlığınız oluyor aylarca normal insan muamelesi görüyorsunuz. İyice artık çıldıracak duruma geliyorsunuz ancak o zaman ruh hastalıkları hastanesine kaldırılıyorsunuz. İşte az evvel anlattığım vaka buydu. Şu vakada ise İshak Dayan bir grup infaz koruma memuru tarafından işkenceye maruz kaldığını anlatıyor. Diyor ki başvuruda; uzun süreler kilit altında tutuldu. Yüzü yere yapıştırılarak karın ve baş kısmına darbeler indirildi. Kafası kalorifer petiğine vuruldu. Ters kelepçelendi. Yerde sürüklenip revire götürülmüş. Ne mutlu Türk’üm diyene dememesi halinde öldürüleceği yönünde tehdit edilmiş. Fayans zemin üzerine yatırılarak darp edilmiş. Uğradığı şiddet hücresinde ve koridorda devam etmiş. Şu hale bakın ya Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç. Bunlar Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde yaşanıyor. Şu ne haldir ya? Kalkıp Avrupa’da CPT’ye diyorsunuz ki; “Sistematik işkence yoktur efendim ülkemizde.” Şu ne ya? Ortaçağ Bastille zindanlarından mı bahsediyoruz arkadaşlar? Türkiye cezaevinden bahsediyoruz ya. Bu ne haldir Sayın Yılmaz Tunç? Şu hale bakın. Kafatasında aldığı darbelere bağlı olarak şişlik kaburgalarında incinme. Neler neler yaşanmış ardından belli ki mahpus Kürt, “Ne mutlu Türküm diyene.” Demediği için dayak yemiş. Şu hale bakın ya! Her türlü ihlal yaşanıyor dayak yaşanıyor ayrımcılık yaşanıyor ırkçılık yaşanıyor ondan sonra da Yılmaz Tunç gelmiş “Dört dörtlük cezaevlerimiz var. On numara cezaevi yaptık.” diyor. Böyle neredeyse dayanamayacaksın gideceksin cezaevinde kalacaksın arkadaşlar öyle bir anlattılar ki dün. Ya arkadaş realite bu. Sayın Bakan’ın anlattığı o. Hangisine inanacağız? Vallahi ben dayak yiyene inanıyorum arkadaşlar. Dayak yiyip rapor alana inanıyorum. Adam bir ton dayak yemiş. Orada yaşadıklarından dolayı sonunda çok çok gecikerek ruh hastanesine yatırılmış. Valla ben o mahpusların durumuna inanıyorum. Kimse kusura bakmasın. Bu ne haldir ya? Kuyu tipi cezaevlerinin en dibine atıyorlar bu ülkede insanları. Bir kuyuyu düşünün. O cezaevleri öyle arkadaşlar, ben gidip gördüm o koğuşları. Resmen kuyu, kuyunun dibi. Düşünün, kuyunun dibine atıldığınızı düşünün. Orada bir ömür boyu yaşayacaksınız. Bir saat havalandırmaya çıkacaksın, güneş göreceksin. Bu ne ya? Nerede var böyle bir şey ? İnsan hakları gününde bakın Türkiye’de bunlar yaşanıyor. Kuyu tipi cezaevleri gerçeği var. Açlık grevlerinde mahpuslar. Onlarca mahpus şu anda açlık grevlerinde biliyor musunuz? Adalet Bakanı tabii ondan hiç bahsetmiyor. “Cezaevlerimiz adeta lüks tesisler.” dayanamayıp gidip orada yatmaya heveslenirsiniz arkadaşlar Sayın Bakan’ı dinlediğiniz zaman ama ben 2.5 yıl içinde 117 cezaevi ziyaret etmiş bir milletvekiliyim kafadan atmıyorum ben o bakanlardan o bakan yardımcılarından o genel müdürlerden çok daha fazla o cezaevlerini ziyaret edip 1500’den fazla mahpusla görüşmüş bir milletvekiliyim ben biz kafadan atmıyoruz palavra atmıyoruz arkadaşlar binlerce mahpustan milletvekilliği hayatı boyunca 4500’e yakın mektup almış bir milletvekili olarak biz gerçekleri söylüyoruz burada ama birileri, işte nasıl olsa bir yetkili yere gelmişler, bol bol konuşuyorlar işte. “Tutulduğum cezaevinde gördüğüm kötü muamelelere maruz kaldığım tehdit ve hakaretleri, tam kanunsuzluk halini birçok ilgili resmi kurma yazdım ancak dönen olmadı.” bakın bir ton dayak yiyorsun, bir ton yere de yazı yazıyorsun, “halime bir bakın.” diye, tek bir Allah’ın kulu dönmüyor sana. Hukuk devletindeymişiz arkadaşlar. Dört dörtlük cezaevleri varmış. “Siyasal ve etnik kimliğim nedeniyle kötü muamelelere her gün yenisi ekleniyor diyor. Kötü muamele, tecrit, işkence.” ya bu memurlardan bir hesap soracak Adalet Bakanı yok mu şu ülkede ya? İşte veriyorum ben ismini, soru önergesini de veriyorum. Gönderiyoruz soru önergelerini. Adalet Bakanı yetkilileri; “Bakacağız edeceğiz.” diyorlar 2 sene bekletip sonra cevap veriyorlar işleri sümenaltı ediyorlar. Yok mu senin müfettişin? Git Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne bir sor bakalım. Bu ne iştir ya? İnsanları delirtip ruh hastalıkları hastanesine yatırıyorlar. İnsanlara korkunç işkence yaparak dayak atıyorlar. Ne biçim yüksek güvenlik hapishanesi burası ya? Yok mu bir Allah’ın kulu bana cevap verecek Allah aşkına? Şu hale bak ya! İnsan hakları gününde biz neden bahsediyoruz? Daha bugün de hiç utanmadan çıkıp diyecekler, “Türkiye Cumhuriyeti iktidarı olarak insan haklarına çok acayip uyuyoruz efendim.” Diyecekler hiç yüzleri de kızarmayacak arkadaşlar. Şu hale bakın. Bir başka örnek.
Bakın şu kediyi görüyor musunuz arkadaşlar? Geçen sene bana gelen başvurularda hayvan hakları ikinci sıradaydı. Şu kedi ne olmuş biliyor musunuz? Bu kediyi ilkokul öğrencileri bulmuş. Bir tane vahşi kediyi boğmuş ve duvara çivilemiş. Türkiye’de hayvan hakları ile ilgili son bir örnek. 2 Aralık günü Kastamonu Şehit Şerife Bacı Okulu arkasındaki bahçeli evin duvarında bulunmuş bu vahşice öldürülmüş kedi. Kim öldürdü bu kediyi? Zavallı kediye bunu kim yaptı? Bulan yok mu? Kastamonu Emniyeti, Valiliği bu konuda bir açıklama yapmayacak mı? Bu masum hayvana, bu korkunç işkenceyi yapan vahşi nerededir? Gariban masum insanların tepesine çökmeyi çok iyi bilirler, operasyonlar yaparlar, dronelarla çekerler ama gariban kedileri öldüren vahşileri kimse bulamaz.
Biz Engelli Bireylerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu’ndayız arkadaşlar. Orada da hep söylüyoruz. 15 Ocak 2025’te çıkan yasayla emeklilerin vergi indiriminden kaynaklı engelli emeklilik hakları gasp edildi. SGK yetkililerine de dün sorduk. Bize tatminkar cevaplar veremiyorlar. İktidarın bir amacı var arkadaşlar. Bunu herkes bilsin. Bakın engelli bile bundan mağdur. “Aman ben vatandaştan ne kadar kırparım. Vatandaşın hakkını nasıl gasp ederim? Ne kadar vergi yükü bindiririm.” diye düşünen b ir iktidar var karşımızda ama bundan engelli bile mağdur ya. Gariban engelliye bile bunu yapıyorlar. %90 engelli emekli olamıyor. Neymiş işte birtakım hesaplama cingözlükleri ondan sonra emekli olamıyor. Biz bu yasanın değişmesi gerektiğini net bir şekilde söylüyoruz. Engelli arkadaşlarımız bize başvuruyorlar. Onlara söz bu yasanın değişmesi için elimden geleni yapacağım arkadaşlar. İktidar vekilleri de bunları biliyor. Ancak biz biliyoruz ki tepeden gelen bir emir ile bu yasayı dayatmaya devam edecekler ama bu yasanın değişmesi için de biz engelli kardeşlerimiz için önemli bir mücadele yürüteceğiz. Bunu da iyi bilsinler.
Her gün ama her gün özel eğitim okullarından çok üzücü olaylar geliyor tarafımıza, skandallar geliyor. Bursa’da çocuklar iple bağlanarak eğitim görüyorlar. Urfa’da Poyraz Efe Öztürk isimli otizmli bir çocuk bakımevinde yanarak hayatını kaybediyor. Gerçekten çok üzücü hadiseler. Özel eğitim öğretmenleri bize defalarca başvurdular. 33.700 eksik olduğu görülüyor. 4500 acil alım ihtiyacı var. Bunun bir an evvel gerçekleştirilmesi gerekiyor. Yüzlerce sınıf boş. Özel gereksinimli bireylerin eğitime erişim bir lütuf değil, anayasal bir haktır. Eğitimde kalite ancak uzman yetişmiş donanımlı öğretmenle olur. Özel eğitim öğretmenini sen atamazsan, özel eğitimli nasıl eğitilecek kardeşim?
Hüseyin Taşlıcalı daha 17 yaşında Denizli Adliyesi’nde birçok dosyası varmış. Bakın babası bize başvurmuş. Uyuşturucu müptelası bir delikanlı 17 yaşında ya yazık yani. Babası bana ne diyor biliyor musunuz? Bakın ne kadar acı, ne kadar üzücü. Bir baba bunu söylemek zorunda kalmış arkadaşlar. Babalar olarak böyle elinizi vicdanınıza koyarak dinleyin beni. “Ne olursunuz bir baba olarak sizden rica ediyorum. Oğlumun bir sürü dosyası var. Bunları birleştirerek toplu halde değerlendirip tutuklanması sağlansın.” Babası çocuğunun tutuklanmasını istiyor arkadaşlar. Devletten umudunu kesmiş “Bari cezaevine atın da ortalıkta dolaşmasın benim oğlum uyuşturucu kullanmasın. Atın bunu cezaevine.” Baba diyor. “Çocuğumu kurtarmaya çalışıyorum. Şu anda kurtaramıyorum. Kimse bir şey yapamıyor. Yardımcı olun lütfen. Tutuklansın. Üç yıldır uğraşıyoruz. Aile olarak bizi maddi manevi bitirdi mahvetti. Devlet uyuşturucu konusunda zayıf kalıyor.” diyor. Vatandaş artık umudunu devletten kesmiş arkadaşlar. “Atın çocuğumu ya. Atın cezaevine atın bari. Orada belki bir şans olur.” Diyor. Şı memlekette hale bakın . Vatandaşa her türlü zulüm, zorbalık var. Devlet bunu yapıyor ama öbür taraftan yapması gerekeni uyuşturucudan gençleri kurtarma işini yapmıyor. Uzun uzun bize başvurmuş. Hepsini okuyamayacağım ama biz onun için gereken birimlere başvuruyoruz.
“Çiğdem Fasla Atalay Mersin’de yaşıyorum. Engelli ehliyetlerimiz iptal ediliyor.” diyor. Evet, şimdi de yeni bir mevzuat çıkarıldı. Engelli ehliyetleri iptal edilme geleneği başlatıldı. Bu konuda da çok büyük mağduriyet var. Engelli kardeşlerimizin sesi oluyoruz, merak etmesinler. Yurt dışındaki gibi araç simülasyonu yapma yerine ilkel metotlarla 20 yıldır araç kullanan engellinin ehliyetini iptal etmekle meşgul iktidarımız. Başka işleri güçleri yok . Adam aracını kullanıyor kardeşim. 20 yıldır kullanmış bir vukuatı yok. Kalkmışsın adamın ehliyetini iptal ediyorsun. Güya engelli komisyonu kurmuşuz mecliste. Şu hale bakın . Engelliyi güya hayata kazandıracağız. Adamın ehliyetini iptal ediyoruz.
11. yargı paketiyle ilgili çok başvuru var. Dağ fare doğurdu denir, çok kişi umutlanmıştı. Birçok hukuksuzluğa karşı bir beklenti vardı ancak bu beklenti sağlanmadı. 11. Yargı Paketi kapsamında tüm suçları kapsayacak şekilde kamuoyunda COVID düzenlemesi yapılması gerektiğini biz söyledik ve söylemeye devam edeceğiz.
Bir KHK mağduru daha bakın arkadaşlar. İşinden haksız hukuksuzca atılan bir öğretmen. Genç bir öğretmen görüyorsunuz. Öğretmenlikten atılmış, ona özel okulda da öğretmenlik yaptırılmamış. Belli ki bir özel okulun servis aracının şoförü bile olması engellenen öğretmenlerden birisi. Sonra ne olmuş? Kişi Mersin, Erdemli’de limon kasalarını temizlerken limon kasası temizleme işine girmiş. Tazyikli su makinesinden elektrik akımına kapılmış ve hayatını kaybetmiş. Abuk sabuk nedenlerle bu öğretmeni okulundan koparmışlar. Adam limon temizleme işiyle uğraşırken elektriğe kapılıp ölmüş. Resmen bunlar devlet cinayeti arkadaşlar. Başka bir şey değil. Resmen vatandaşa “ağaç kökü size yedireceğiz.” dediler ya, işte bunu yapıyorlar. Canına, malına göz koyuyorlar, sersefil bırakıyorlar, sürüm sürüm ölmesini sağlıyorlar. Acımasızca, vicdansızca, böyle zalimce işler yapılıyor. En son kurban da bu kişi değil aslında, bir başka kurban daha söyleyeceğim, bakın. Bir kişi daha var. O da yine çok üzücü.
Bakın bir avukat. Avukat Süleyman Yıldırım, 59 yaşında. Bu kişi de 15 Temmuz sonrası yargılanmış ve cezaevine atılmış ve yaşadığı şeyler sonrasında hem felç geçiriyor hem de kanser oluyor. Hayatının son 1 yılı tahminim son derece ağır geçiyor. Tedaviye ulaşımı son derece zor. Aylarca tedaviye ulaşımı zor oldu. Ben bizzat biliyorum, takip ettim. Aylarca tedaviye ulaşamadı, hastaneye ulaşamadı, gereken tetkiklere ulaşamadı ve en sonunda bu kişi, bakın, iyi bakın şu resimlere, bu iktidar bu kişiyi şu hale getirerek hayatına son verdirdi. Adeta katletti. Bakın hemen her gün bir değil iki, üç daha fazla KHK zulmüne uğramış insanın mağduriyetini anlatıyorum. Acımasızca her türlü hakkı ayaklar altına alınan şu halde bir avukatken, bu halde acılar, ağrılar içinde hayatını kaybeden, bir ölüye dönüştüren bir iktidarla karşı karşıyayız. Zalim ve vicdansız bir iktidar. Bu iktidarın yaptıklarını hiç unutmayacağız ve bu iktidar mutlaka hukuk önünde hesap verecek arkadaşlar. Şu zalimlikler, şu insanların evini barkını yıkan, işini gücünü alan, ailesini yıkan, kendisini perişan eden bu zalimliklerin mutlaka bir gün hesabı sorulacaktır.
Bir başka mahpusla da ilgili yine bilgi vermek isterim. Bakın, az önce söyledim. Biz boş boş palavra atmıyoruz. Biz işimizi takip ediyoruz arkadaşlar. Bakın, size kaç yıldır takip ettiğim bir hasta mahpusu gösteriyorum. Mehmet Parlak hasta bir mahpus. Kendisini Sincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde birkaç kez ziyaret ettim. Son derece zor durumda. Böbrek hastası. Yıllardır böbrek hastası, en sonunda 2022 yılında annesinden böbrek almış. Bu şekilde çok dikkatli bir hayat sürmeye çalışırken “Bankasyada paran vardı, işte bir derneğe üyeydin.” diye abuk sabuk gerekçelerle cezalandırılıp hapse atılmış. Hapse atıldığı andaki kan tahlillerine bir hekim olarak baktım. Üre kreatinin değerlerine baktım. Kreatinin 1.35. Normal değerlerde hemen hemen ve bu insanın da, ameliyat eden doktor da bunu söylemiş. Senin uzun süreler sağlıklı bir şekilde yaşayabileceğini düşünüyorum. Genetik durumun, böbreğinin durumu itibariyle böyle demiş fakat sağlıklı bir hayat sürerken cezaevine girmesi sonrasında, bakın 18 ay boyunca ishal olmuş bu kişi ve bir tedavi uygulanmamış. Korkunç bir şey. Kronik böbrek yetmezliğiniz var. 18 ay ishal oluyorsunuz ki bir hekim olarak söyleyeyim, kronik böbrek yetmezliğindeki bir hasta ishal olursa çok tehlikelidir. 18 ay tedavi edilmemişsiniz kardeşim! “Cezaevleri dört dörtlük.” diyen Sayın Yılmaz Tunç’a sunuyorum. En sonunda ne olmuş biliyor musunuz? Adam son 6 ayında 10 kilo zayıflamış. En sonunda apar topar kreatinin değeri 6’nın üstüne çıkınca yoğun bakıma yatırılmış, zor bela ölümden kurtarılmış. İshali bir basit tedaviyle durdurulmuş, zor bir şey değil. 18 aydır adama işkence çektirilmiş. Ardından tekrar cezaevine yollanmış. Şu anda kreatinin değerleri 3,5 civarında. Bakın kişi nasıl zayıflamış, bir deri bir kemik haline nasıl gelmiş yıllar içinde. Organ transplantasyonu yapılan hastalara biz hekimler gözümüzün bebeği gibi bakarız arkadaşlar ancak işte böyle acımasızca zindanlara atılıp orada bakımsız bırakılan 18 ay bir ishal tedavisi yapılmayan bir hasta mahpus Mehmet Parlak. İnsan hakları gününde size bir başka örnek daha sunuyorum. Yüzü kızaracak olanlar var mı? Hiç utanmıyorlar. Hiç utanmıyorlar. Binlerce örneği onlara sunuyorum. Görmezden geliyorlar ama biz Avrupa’ya da sunuyoruz bunu.
Sayın Nacho Sanchez Amor geçen günlerde Türkiye’ye geldi. Hem bana yönelik baskıları andı, sağolsun, teşekkür ederim Sayın Amor’a, hem de ülkenin yoğun adaletsizliği konusunda ağır eleştiriler yaptı. %100 haklı Sayın Amor, %100 haklı. O iyi niyetli insan hakları savunucusu Sayın Amor %100 haklı arkadaşlar çünkü Türkiye cezaevlerinin hali bu. sistematik işkence var ve belirli kesimlere bunlar ağır bir şekilde yapılıyor. Acımasız bir şekilde bazı kesim siyasi mahpuslara yönelik bu muameleler son derece acımasız ve ayrımcı bir şekilde yapılıyor.
Arkadaşlar biz insan halkları savunucusuyuz. Geçtiğimiz günlerde bir polis memuru arkadaşımız uyuşturucu operasyonunda öldürüldü. Ona Allah’tan rahmet diledik ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz ancak bu operasyon sonrası zanlının kardeşi ile ilgili de bize başvurular geldi ve zanlının kardeşi Çetin Açık. Kişinin inanılmaz bir şekilde şiddete maruz kaldığı bilgisi geldi ve şu fotoğraflar korkunç bir durumu gösteriyor. Kardeşim bir kişi suç işleyebilir ama emniyet görevlileri onu yakaladıktan sonra korkunç bir şekilde işkence edemez, dövemez. Yakalayıp enterne edersin, gözaltına alırsın, kelepçeyi vurursun ondan sonra adama bir ton dayak atamazsın kardeşim. Suçlu da olsa bunu yapamazsın, suçsuz da olsa yapamazsın. Görevin gözaltına almaksa, kelepçelemekse onu yapacaksın. Daha başkasını yapmayacaksın. Bakın şu görüntüler nedir ya? Adamı yere yatırmışlar, polis kafasına bastırıyor. Zaten adam teslim olmuş, yerde yatıyor, kelepçeli. Daha ne kafasına bastırıyorsun ya? Şu görüntüye bakın ya. Bunlar ne haldir ya? Arkadaşlar insan hakları gününde bakın bir başka vahim vaka daha. İnsan hakları suçsuza da lazımdır, suçluya da lazımdır. Cezaevlerinde yatan kişi suçlu da olsa suçsuz da olsa ona cezasından daha fazla cezayı verme hakkı kimse de yoktur. Yargı verişse özgürlüğünü kısıtlama cezası, özgürlüğü kısıtlanır, yatar cezaevinde ama bir de onun üstüne cezaevinde dayak atamazsın. Veyahut da gözaltında adama bir ton dayak atamazsın bunlar olmaz. İnsan hakları bu demektir. İnsan hakları illa masumlar için değildir. İnsan hakları hatası, günahı olan içinde vardır çünkü o da haddinden fazla, hakkından fazla ağır muameleye maruz bırakılmamalıdır. Her şeyin bir ölçüsü var arkadaşlar. Böyle ağır muameleleri biz kime yapılırsa yapılsın doğru bulmuyoruz, yanlış buluyoruz ve bunları söylemek zorundayız.
Sevgili arkadaşlar bize gelen mektuplardan da anmak isterim. Cezaevlerinden birçok mektup geliyor. Mesela Mehmet Bıldırcın-Bolu F Tipi Hapishanesi’nden bize yazmış; “Bolu F tipi Hapishanesi’nde kalmaktayım. 61 yaşındayım ve çeşitli hastalıklarım mevcut… Yaklaşık iki yıldır muayene ve tedavi amacıyla hastaneye gidememekteyim ve tedavi hakkım sağlık hakkım engellenmekte. Nedeni ise tekli ring aracı denilen tek kişilik kabinlerden oluşan dar havasız renkli camlı ayağa kalkılamayan insanın seyahat edemeyeceği jandarma tarafından getirilen ve seyahat etmemiz dayatılan araçlardır… Diğer nedeni hastaneye gittiğimizde ring aracından inerken kelepçeli olan bileğimize jandarma tarafından ikinci bir kelepçe daha takılmak istenmesi. İkinci kelepçenin bir halkasının kelepçeli olan bileğimizin birine takılması ikinci halkasının bir jandarmaya takılması ve doktor muayenesine bu şekilde orta çağ zulmü olan köle gibi götürülmek istenmemizdir.” diyor. İnsan hakları gününde bahsettiğimiz duruma bakın arkadaşlar. Türkiye cezaevlerinden bir kesit daha sundum size. Adam hasta diye cezaevine gidiyor. Tek de değil, çift kelepçeleniyor. Bir askere bir de kendisine. Ardından doktorun muayenesinde bu da açılmıyor. “Ya niye açmıyorsunuz?” deyince bir ton dayak yiyip cezaevine götürüyor. Adam hasta daha da ağır bir şekilde darp edilip cezaevine geri götürüyor. Memleketin haline bakın. İnsan hakları günü bunun için lazım arkadaşlar. Palavra atan siyasetçilere karşı tabii ki insan hakları günü lazım. Atıp tutuyorlar son derece dört dörtlük bir ülkeymiş, cezaevleri süpermiş diye alın işte ya binlerce örnek veriyorum size ya.
Adem Güzel, Elazığ R Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Sizi hürmetle selamlıyorum. Hepatit B hastalığı, siroz ve kansere çevirdi. Ailem donör bulamadı. Kan değerlerim kötüleşiyor. Tam teşekküllü bir eğitim araştırma hastanesine sevkim yapılmalı.” diyor. Adamı içeride öldürecekler bu gidişle.
Ahmet Ünsal, Sincan T Tipi Kapalı Cezaevi nden; “Evliyim, iki oğlum var. Çocuklarımın biri engelli diğerinin annesi ile iletişimi zayıf. Ben etkili müdahil olamıyorum. Bizimle ilgilenmeniz, beni, ailemi çocuklarımı, çok mutlu edecektir.” demiş. Bunlar hep mektupların özetleri. Uzun uzun mektup bunlar.
Çağla Çağlın Kış, Ağrı Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ Tutsaklığımın 3. cezaevindeyim. Nereye gitsem manzara değişmiyor. Hep aynı ve yine çocuklar… Eşimin kaldığı koğuştaki babalarını ziyarete gelen çocukların açık görüşteki hallerini hiçbir sözcük anlatmaya yetmez. Tutsak bir kadere mahkum edilişimin 885. günündeyim ve çocuğum bir kez daha ‘anne babamla ne zaman geleceksiniz?’ diye sordu.” diyor. Bu çocuğun annesi de babası da maalesef tutuklu.
Gizem Karamelek, Erzincan Kadın Cezaevi’nden bize yazmış; “Erzincan’dayım. Mahkeme için ‘SEGBİS’ten katılayım’ dilekçesi vermeme rağmen kabul edilmedi ve 2.000 km’lik yolu ağır bir yorgunluk ve ihlallerle dolu olarak geçirdim. Mahkeme salonunda kardeşim olmasına rağmen onun yanına değil yabancı erkeklerin yanına oturtuldum. Araçta sözlü şiddetlere uğradım. Bu çile niye yaşatıldı?” diyor.
Aycan Çiçek, Kocaeli 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “ İsrail Filistinli tutsaklara kötü muamele yapmış, kimisi ayakta durmakta zorlanıyor. İnsan, yüreği daralarak bu görüntüleri izliyor. Haberleri izlemek gerçekten büyük bir sabır… Açlık, yoksulluk her geçen gün artıyor… Sağlam bir kalp ve sinirlere sahip olmalı… Elektrik kesintileri çok rahatsız edici boyutta. 8 saati aşıyor. Elektrikli aletlerimiz bozuluyor. Buzdolabımız işlevini yapamıyor. Her şey bozuluyor. Tuvalete karanlıkta gidemiyoruz… O sırada memurlar tv izliyor, vantilatör çalıştırıyor. Biz ise kalorifer söndüğü için soğukta kalıyoruz. İnsan onuruna yakışır mı… Bu kadar arama çok fazla. Kasıtlı yapılıyor. Sesimizi duyurun.” diyor.
Baki Can Işık, Kocaeli 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nden yazmış; “Nasıl bir ülkede yaşadığımızı anlamak için o ülkenin hapishanelerine bakmamız gerekir. Çünkü o ülkenin hapishaneleri, hukukunun ve adaletinin nasıl işlediğinin de yansımasıdır. Öncesinde de cezaevi direnişleri olmuştu. Şu anda da kuyu tipi cezaevlerine karşı direniş var. Ufuk Keskin’in hastalığına uygun diyet verilmemekte ve işkence edilmektedir. Kuyu tipi hapishaneler kapatılsın diye ölüm orucunda olan arkadaşlarımızın sesini duyun.” diyor.
Arkadaşlar bakın bize gelen başvurularda Azerbaycan Parlamentosunda bir milletvekili kendisi Türkiye’de geri gönderme merkezine gönderilmiş ve Azerbaycan’a gönderilmesi halinde can güvenliğiyle ilgili sıkıntılar çıkabilir. İstanbul’da gözaltında. Biz Gültekin Hacıbeyli Azerbaycan’a iade edilmesin diyoruz. Bize başvurular var ve hukuki mücadelesi sürüyor. Muhalif diye yasalara aykırı bir şekilde Türkiye’den çıkaramazsınız. İçişleri Bakanlığı’na buradan uyarıyorum. Eğer böyle yaparsanız sizi dünyaya şikayet ederim diyorum. Bakın, basit bir hadise değil. Siyaseten böyle bir yanlışa imza atmamalısınız diyorum.
Narkotik operasyon sırasında hayatını kaybeden Emre Albayrak’a Allah’tan rahmet diliyoruz. Onunla ilgili paylaşım da yaptık ve yakınlarına da sabırlar diliyorum.
























Yorumlar