17 Aralık 2025

Ülkede hukuk yok. Bunu binlerce defa söyledik. Sayın Adalet Bakanı her bir cümlesine “Türkiye hukuk devletidir.” diye başlıyor ancak ülke her açıdan delik deşik edilmiş durumda. Bir taraftan bakıyorsunuz  bir İHA Çankırı’ya kadar ilerliyor, kimsenin haberi yok. Öte taraftan AİHM’den Türkiye’ye  binlerce  ihlal kararı yağıyor.  Ülkede kimsenin umurunda değil.

Bakın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dün açıkladığı kararla Türk yargısının verdiği  kararlar hakkında 2420 kişi hakkında ihlal kararı verdi. Adalet Bakanı daha “Türkiye bir hukuk devletidir.” Desin AİHM’den binlerce  ihlal kararı daha öncesinde de vardı. Toplam 6884 kişiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’de adil yargılanmadıklarına dair ihlal kararı verdi. Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi. Özgürlük ve güvenlik hakkı, 7. ve 5. maddelerden bu ihlaller verildi  ve Türkiye yargısı mahkum edildi. Daha geçen günlerde Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan diyordu ki; “AİHM kararlarına  uyum oranımız %90.” ya kardeşim 6884 kişi hakkında AİHM ihlal kararı vermiş. Tek birini bile uygulamamız. Yüksel Yalçınkaya hakkında ihlal kararı vermiş. Gidip Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi adama tekrar ceza vermiş. Bu ne biçim iş ya? Bari şu istatistikleri söylerken bir dönün kendinize bakın, istatistiklere bakın. İşte rakamlar ortada. Biz gerçekleri söylüyoruz arkadaşlar. Şu ülkenin haline bakın. Legal fiilleri illegal ilan ettiler. WhatsApp gibi bir iletişim programı, Bylock bundan dolayı insanlara ceza yağdırdılar. Bankasya’ya para yatırmak, bir derneğe üye olmak, çocuğunu bir okula göndermek, bir gazete almak “teröristlik” olarak nitelendirildi. Böyle abuk sabuk cezalar yağdırıldı Türkiye’de. Anayasa Madde 90’ın tanıdığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bütün bu kararların bir çöp olduğunu söyledi. “Alın kardeşim bunu çöpe atın. Bu ne rezalettir.” dedi ya. 6884 kişi için ihlal kararı verdi ya. Daha hala utanmadan çıkmışlar. “Efendim AİHM kararlarına uyma oranımız %90” diyorlar ya. Ayıptır ya, ayıptır. Bu ne haldir ya? Şu hale bakın arkadaşlar ya. Böyle bir ülke olabilir mi ya? Her açıdan delik deşik bir durumda. Bir taraftan Türkiye yargısının bir ton kararı, binlerce kararı, AİHM’den ihlal kararı alıyor. Türkiye bu yanlışının bedelini hem hukuksuz bir ülke namıyla hem de milyon eurolar ödeyerek kasadan, vatandaşın cebinden ödeyerek ödüyor. Öte taraftan da  ülke delik deşik olmuş. Bakıyorsunuz açıklama yapıyor güya anca Çankırı açıklarında durduruyorlar İHA’yı. Ya şu rezalete bakın. Ne hukuk güvenliğiniz var bu ülkede ne de can güvenliğiniz var arkadaşlar. Bunu net bir şekilde söyleyeyim.

Bakın belgeler elimizde. Biliyorsunuz biz belgesiz konuşmayız. Şunlar nedir biliyor musunuz? Dilovası Parfüm Deposu yangını sonrası en sonunda iddianame hazırlandı. İddianame’de  aslında suçlanması gereken kim? Elinizi vicdanınıza koyun bu Türkiye’nin vatandaşları olarak! Bu kadar denetimsizlik, bu kadar usulsüzlük, göz göre göre kaçak bir binada 4 yıldır yıkım kararı olmasına rağmen yıkılmayan bir binada Çalışma Bakanlığı’nın teftiş etmediği kaçak işçi çalıştırılan İş Kur’un dibinde  şikayetlere rağmen bakanlığın teftiş etmediği, belediyenin ruhsat verdiği, rezaletin, kepazeliğin  zirveye çıktığı bir yerde yangın çıkıyor ve 7 insan, 3’ü çocuk  yanarak feci bir şekilde ölüyor. Peki iddianamede bu kişilerin, bu kurumların Kocaeli Valiliği’nin, Çalışma Bakanlığı’nın, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin, Dilovası Kaymakamı’nın, Dilovası Belediye Başkanı’nın suçlanması gerekmez mi arkadaşlar? Değil mi? Elinizi vicdanınıza koyun. Bunlar gerekir. Hiç kimse inkar edemiyor. O kadar rezaletler silsilesi var ki. Ne oluyor biliyor musunuz? Bakın iddianame çıkmış. Ne bakanlık ne de Dilovası Belediyesi ile ilgili tek bir suçlama yok. Rezalete bakın. Suçtan zarar gören Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı imış.  İşini yapmayan adamı suçtan zarar gören olarak göstermiş. İşte Türkiye’de bunlar yaşandı. Ya kardeşim suçlaman gereken adamı kurumu kalkmışsın suçtan zarar gören kurum olarak  müşteki olarak yargılıyorsun. Şu rezalete bakın ya. Böyle bir yargıdan adalet çıkar mı arkadaşlar? Biz konuyu takip edeceğimizi söylemiştik. Konu takipimizde ve kesinlikle buradaki bu bakanlığı, belediyeyi, valiliği, kaymakamlığı korumaya çalışan bu anlayışı kabul etmeyeceğiz. Böyle bir rezalet olmaz. Böyle bir skandal olmaz. Ne insana saygıları var, ne hukuka saygıları var. İnsanlar ölüp gitti yakınları feryat ediyor, adalet adalet diye bağırıyor. Şu hazırlanan iddianamelere bakın ya! Utanç verici ya! Başka bir şey değil! Bakın burada ortada inceledim. Böyle bir rezalet olamaz arkadaşlar. Bütün suçu kime yüklemişler biliyor musunuz? Patrona. Patron da zaten cezaevinde kalp krizinden öldü. Bitti, geri kalan da ufak tefek cezalarla yırtar bu işten. Zabıta memuru, patronun yakınları, onlarda böyle ana fail değil, ana failde ölmüş. İşte o aldı gitti, dağa kaçtı, oradan gitti, şunu döktü, kaçtı falan diye bir tekerleme vardır ya. Aynı onun gibi bir rezalet . Asıl yargılanacak adam nasıl olsa ölmüş, geri kalan da kurumları suçlama. Ülkenin hali bu arkadaşlar.

Sevgili arkadaşlar, bize gelen birçok başvuru var. Onları da anıyoruz. Yurdun dört bir tarafından başvuru geliyor. Hepsi ile ilgili bakanlık düzeyinde işlem yapıyoruz.

Eskişehir L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan başvuru gelmiş, koğuşta kaç kişilermiş biliyor musunuz? 10-15 kişilik koğuşlar buralar. 57 kişilermiş. “Uykusuz, bitap düştük. Perişan durumdayız. Kaba davranış, kötü muameleye uğruyoruz. Uyumak değil, nefes almak mümkün değil. Yatak yok, yerde yatmaya çalışıyoruz. Kış geldi, sorunları yazıyoruz, kimse çözüm bulmuyor. Psikoloğa çıkmak için dilekçeler, ret geliyor. Ters ters cevaplar veriyorlar. Gelin halimizi görün.” diyor. Bakın sadece Türkiye’deki 400’ün üstündeki cezaevlerine bir tekinin hali bulun.

Sinan Durmaz, Konya Ereğli Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kalmakta, bu kişinin yakınları başvurmuş. 3 haftadır bu kişiden haber alamıyorlarmış. Babası da tutukluymuş, babası da haber alamıyormuş.  Bir cezaevindeki tutukludan nasıl haber alınamaz arkadaşlar? Adalet Bakanlığı. Hal bu. Yakınları belli ki arıyor, cezaevinden bir haber yok.

Ardahan Üniversitesi’ndeki öğrenciler yoğun bir şekilde bize başladı. Ardahan’da öğrenci ulaşımı meselesinde tam bir keyfilik olduğu iddiası var. 5-10-15 lira bandındayken ulaşım, Ardahan’da şoförler kafalarına göre zam yapıyorlarmış. “Bir adaletsizlik var.” diyorlar. “Okula gidişimiz bir lüks oldu artık. Meslis gündemine taşınsın Ardahan öğrenci ücretleri. Makul sürdürülebilir bir ücret tarifesi istiyoruz.” diyor. Birçok öğrenci bize başvurmuş. Ayrıca kadın öğrencilerle ilgili taciz iddiaları var. Şoförlerin taciz ettiği yönünde iddaialar var. Şu hale bakın. Yoğun saatlerde araçlar aşırı dolu. Kış aylarında seferler düzensiz. Öğrencilere yönelik ayrımcı tutumlar var. Ardahan’daki şehir içi ulaşım sistemi yeniden düzenlenmeli. Ardahan’daki mülki amirler ne yapıyor? Buradan soruyoruz. Dolmuş şoförleri kendi haline bırakıldı istedikleri gibi ücret mi alıyorlar? Bakın öğrenciler ciddi iddialarla bize başvuruyor arkadaşlar olacak iş mi bu! Öğrenci yoğunluğuna göre sefer arttırılsın. Belediye, üniversite, valilik ne yapıyor diye soruyorlar. Biz de hepsine soruyoruz sevgili arkadaşlar.

Meclis Genel Kurulu TCK Madde 102/1 ’in 104/1 ile aynı hukuki kategoride değerlendirilerek 11. Yargı Paketi kapsamına alınması gerektiğine karar versin diye bir başvuru var. TCK 102/1 suçun hukuki niteliği ve temel ceza miktarı dikkate alınarak 11. Yargı Paketi’ne alın, yönünde bir başvuru ile burada gündem edelim.

“Oğlum Doğuş Caner Tüfekçi  Burdur’da askerlik yaparken hasta oldu, kötü davranışlar gördü. Zatüre iken doktora gönderilmedi, hayatını kaybetti. İlaç vermediler, çocuğum çok öksürüyordu, komutanlar hasta olduğunu görünce Gata’ya gönderdiler en sonunda artık geç kalmıştı. 16 gün yoğun bakımda kaldı ve Kara Kuvvetleri soruşturma açılmasına izin vermemiş. Şimdi buradan biz Milli Savunma Bakanı’na soruyoruz. Yalan söylediğini belgeledik Sayın Milli Savunma Bakanı. Bu olayı da mı illa böyle ispat etmemiz gerekiyor? Nedir bunlar ya? Allah aşkına. Yalan söylediğini belgeliyoruz, istifa etmiyorsun! Askere giden genç hastalıktan, bakımsızlıktan, kötü muameleden ölüyor, kimse bir açıklama yapmıyor. Ya anneler, babalar, çocuklarını bir emanet olarak gönderiyor askerliğe arkadaşlar ya şu hala bakın! Dava açılmış veliler adalete ulaşamamış.

Son 5 yılda mezun olan en az 10.000 diş hekimi var. 10.000 de eczacı var arkadaşlar. Bunlar hep işsiz, kadrolar açılmıyor. 10.000 eczacı ve 10.000 diş hekimi için kadro açılması gerekiyor. Kamu diş hastanelerine yeterli bütçe ayrılmalı ve bunun Sağlık Bakanı’na da buradan söyleyelim. Nedir yani bu? Eczacıların, diş hekimlerinin hali nedir? İyi okulları bitirmişler, işsiz durumdalar.

Fotoğraftaki vefat eden kişi için önemli bir iddia var. Rojin Elveren hastanede ameliyata giriyor. Tüp mide ameliyatına alınıyor ve böyle gidiyor ameliyat arkadaşlar ve ameliyat masasında kalıyor. Ameliyat sonrası cenazesi yakınlarına veriliyor. Şu hale bakın. Yakınları bize başvurdu. Diyor ki: “  Özel TRG Hospıtal hastanesinde Erol Vural tarafından aynı gün içerisinde teste tutulup ameliyata alındı sonra atardamarı patladı kalbi durdu, entübeye aldık dediler ve sonunda hayatını kaybetti. Dava ettik, 3 sene sonra bir canın cezasını altı yıl ile kesinleştirdiler. Biz bunu kabul etmiyoruz, çok az ceza verildi.” diyerek bize başvurmuş durumdalar.

Adıyaman Kahta ilçesinden köylüler başvurmuş. Diyorlar ki; “On binlerce dönüm buğday arpa binlerce dönüm antep fıstığı bahçelerimize dolu vurdu harap oldu, yardım yapılacak mı? Daha ne kadar perişan olalım çiftçiler olarak? Eli bükülen çiftçiye kim destek olacak?” diye soruyor. Adıyaman’da çiftçiler perişan. Doludan sonra, o felaketten sonra kimse hallerini sormamış.

Ağız ve diş sağlığı hizmetlerine olan ihtiyaç. Dolayısıyla yine diş hekimleri bize bol miktarda başvurmuş. Biraz evvel de söyledik, diş hekimi ihtiyacı çok. Biliyorsunuz her yerde diş hekimi sırası, günü artıyor, cezaevlerinden hele bir diş hekimlerine gitmek çok zor, yılları buluyor ve diş hekimliği kadroları kapalı. Ya olur mu böyle şeyler? Bir ton israf yapıyorsunuz, talan yağma yapıyorsunuz ey iktidar ama vatandaşın diş hekimi sorununu karşılamıyorsunuz.

Geçtiğimiz hafta çok vahim bir başvuru aldık. Ankara, Sincan Kadın Cezaevi’nde bir trans kişi hayatını kaybetti. Önemli ihlallerle bu ölümün olduğu yönünde bilgiler var. Birçok haklarının ihlal edildiği, spor, faaliyet, sosyalleşme ve güvenli iletişim hakları ihlal edildiğine dair, sağlık hizmetine, erişimle ilgili çok ihlaller olduğu şikayetleri var ve bu arada bir trans mahpus hayatını kaybediyor. Bu koğuşta daha önceden de başka kişilerin intihar girişimleri var. Cezaevi sıkıntılı. Durup dururken bir insan intihar etmez. Psikiyatriste sonunda götürülmüşler, dönüşte diğer arkadaşlarının cesedini bulmuşlar ve zamanında sağlıkçılar müdahale etmemiş diye iddialar var. “İntihar ihtimalinin yüksek olduğu durumlarda dahi, devletin sorumluluğu ortadan kalkmaz.” diyor başvurucu. “İntihara sürükleyen koşullarla araştırılmalı. Ziyaret gerçekleştirilmeli ve trans mahpuslarla görüşülmeli.” diyor. Bu konu hakkında bakanlıktan ciddi bir açıklama bekliyoruz.

Geçtiğimiz gün Antalya Elmalı Cezaevi’nde de KHK’lı bir mahpus hayatını kaybetti. Gencecik yaşta, 50’li yaşlarda hayatını kaybetti. Bir kalp krizi denildi ve hiçbir açıklamada yapılmıyor. Cezaevlerinde geçtiğimiz sene en az 709 kişi hayatını kaybetmişti. Bu sene için bir açıklama bekliyoruz. Bu sene mutlaka daha da arttı. Bunların kaçı intihar? Bakanlık açıklama yapmalı.

Oktay Kelebek Marmara 6 Nolu L Tipi Cezaevi’nde kalmakta. Toplamda 27 yıl hapis cezası verilmiş fakat bu kişinin annesi bize başvurmuş adil yargılanmadığı yönünde başvurusu var. Çok ağır bir ceza verildiği yönünde, “Gençlerimizin uyuşturucuyla katledilmesine ne de hayatlarımızın uyuşturucu çetelerinin ifadeleriyle ellerimizden alınmasına izin vermeyeceğiz.” diyor. Sadece ifadeyle çok ağır cezalar verildiği yönünde bir başvuru var. ““Uyuşturucu satabilirsiniz ama uyuşturucuya karşı olamazsınız.” denilmek isteniliyor, bize deniliyor.” yakınının böyle bir cümlesi var.

Mahmut Serhat Deniz, Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmakta. Terör ile ilgili suç nedeniyle Van şeklinde nakli yapılmıyormuş.

Bir başka başvuru da Diyarbakır’dan bir kadın doğum uzmanı doktor hanımdan gelmiş. Geçtiğimiz hafta biz bir bebeğin uğradığı mağduriyet ile ilgili bir gündem etmiştik. Bebeğin ailesi doktor tarafından bir mağduriyet yaşatıldığı iddiasıyla bize başvurmuştu. Biz de bunu gündem etmiştik. Doktor hanım da bize başvurdu ve “Ben de size bilgi vermek isterim. Benim bir suçum yok. Savunma hakkımı kullanmak isterim.” dedi. Tabii ki biz de onun beyanını burada dile getiriyoruz. Savunma hakkına, cevap hakkına saygı gösteriyoruz. Zaten bu durumlarda karar verici mekanizma ben değilim. Biz milletvekiliyiz. Milletten bize başvuru gelir. Mağdur olduğunu iddia edenden de, edildiği iddia edilenden de herkesten başvuru alıp gündem ederiz. Şimdi doktor hanım diyor ki; “aktif doğum eyleminde 7 cm açıklıkla başvurmuştur. Hastayı değerlendirdiğimde 1 aydır bize kontrole gelmediğini gördük. Karnı küçük olan hastaya dış merkezde bebeğinde gelişme geriliği olduğu söylenmiş. Muayene ve NST bebeğin kalp atımlarında herhangi bir sıkıntı görmedim. Spontan sancılarıı mevcuttu. travay eylemi yavaş yavaş ilerlemekteydi Bebek çıkıma gelince hastanın uyumsuzluğu, verilen komutlara uymaması, hiç ıkınamaması üzerine vakum takıp doğurttum. Yorgun çıkan bebek 15-20 saniye yeni doğan hekimi tarafından ambulandı, toparladı. Yorgundu ama toparladı. Anne karnında da hipoksi yaşamış olabilir. Benim yaptırdığım doğumda hipoksi yaşamamış olabilir. Bu anne karnında da hipoksi yaşanabilir  ve sonradan NST’ler düzelebilir. Son bir ayda ne oldu ben bilmiyorum. Kontrole gelmedi bana. Kalp atımları ben ilk muayene ettiğimde normaldi.” Diyor. Tam açıklıktan doğuma kadar 47 dakika geçmiş. Hastaneye başvuru yani 7 santim açıklıktan doğum anına kadarsa 3,5 saat geçmiş. 47 dakika mevcut yasada; “2 saate kadar normaldir. diyor. “Doğum 40 gün önce oldu. 10 gün önce de yakınları bana tehditler savundu. Sosyal medyada karalamalarda bulundular. Para istediler. Beni yıpratmaya çalışıyorlar. Vicdanım rahat. İdari ve adli yönden de hesap vermeye hazırım. Bu başvurumu size iletirim.” diyor. Burada tabi serebral palsi nedeniyle zarar gören bir bebek var. Mağdurun yakınları ve doktor hanımın dediklerini burada adaletli bir şekilde yansıttım. Bu kararı ben vermeyeceğim. Bakanlık verecek. Biz burada milletin başvurularını gündem ederiz. Mağdurun yakınının da şikayet edilenin de başvurusunu burada gündem ettim. Artık kararı bakanlık verir. Biz o konuda karar merci değiliz arkadaşlar.

Ramazan Gözaçan Kandıra 1 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmakta. Bu kişi için de adil bir yargılanma olmadığı ve uyuşturucu kullanımıyla suçlandığı yönünde annesinin şikayeti var. Annesi diyor ki; “Oğlum ağır hasta. 16 aydır oğlum cezaevinde herhangi bir sonuç alamadım. Hastaneye götürülmüyor. Oğlumun heyete çıkması gerekirken hiçbir şekilde götürülmedi. Raporları için mahkeme erteleniyor. %81 rapor olduğu sistemde, sağlık kurulunda var ve bu hastalıklarıyla ilgili gereken işlemler yapılmıyor.” diyor.

Afyonkarahisar 2 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmakta olan Mehmet Karanfil’in cezaevi yönetiminin baskılarından dolayı intihar girişiminde bulunduğu iddia ediliyor. Şimdi de ölüm orucuna başlamış. Müdürle konuşulduğunda; “Bir şey yapamam.” diye cevap alınmış ve “Farklı bir cezaevine nakledin, burada yönetimle sorun yaşanıyor.” diyor. Biz de buradan Adalet Bakanlığı’na söyleyelim. İntihar girişiminde bulunan, ölüm orucunda olan bir mahpus hala bu cezaevinde mi kalacak diye soruyoruz. Bayılmış, hastaneye sevk edilmiş, yani ölmesi mi bekleniyor diye soruyorum.

Türkiye’de faaliyet gösteren 1000 Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı, 10.000 çalışanı 10.000 kişiden ayrı olarak yaklaşık 15.000 kadar çalışan bulunmakta. Bu kişiler aldıkları ücretin az olduğu ile ilgili ve işçi statüsünde çalışan vakıf görevlileri kadro istiyorlar. “Belirsiz iş sözleşmesiyle çalışıyoruz ve 4857 sayılı iş kanununa tabi olarak çalışıyoruz. Güvencemiz yok.” Başka bir ilde çalışan kişi ile evlenmeleri halinde eş durumu tayin yok ve bazı bir sürü dezavantajları var. “Bundan dolayı kamu işlerini yaptığımızdan dolayı kurum olarak kamu tüzel kişiliği statüsünün getirilmesini istiyoruz.” diyorlar.

Ali Rıza Çalış hakkında Adıyaman İl Milli Eğitim Müdürlüğü bir disiplin cezası tesis etmiş ve bununla ilgili; “Temel hak ihlalinin ve cezai sorumluluk şüphesinin ivedilikle incelenmesini sağlayın.” Diyor ve görevden uzaklaştırma dahil idari tedbirleri alması yönünde siyasi denetim ve baskı. Burada Ali Tosun, Kazım Çoban, Fevzi Kahraman hakkında bir şikayet var. Adıyaman İl Milli Eğitim Müdürlüğü yetkilileri yok hükmünde bir disiplin cezasını Ali Rıza Çalış’a tesis ettikleri yönünde bir şikayet var. Tabii biz vatandaşın şikayetini dile getiriyoruz. İddiadır. Sonucunda bakanlık nasıl karar verecek? Artık onu takip edeceğiz.

Ferhat Erkan, MS hastası. Bakın çok mağdur. İlacını kullanamıyor. Çok feryat ediyor bu kişi ve “Bakıma muhtaç haldeyken ilacımı kullanamıyorum. Malulen emekli maaşım hiçbir bilgi verilmeden kesildi. Yaşam hakkım olan ocrevus ulaşına erişim engelim var.” diyor. Perişan durumda bir vatandaş! Neymiş efendim işte kontrole gitmemiş, raporunu almamış. Ya MS hastasının iyileşmeyeceğini bilmiyor musunuz? “Kontrole gelmedin senin maaşını kesiyoruz, ilacını vermiyoruz.” bu nasıl bir iştir? Sağlık Bakanlığı bunu araştırsın. Biz de bakanlığa bununla ilgili soruyoruz.

Seviye tespit sınavı ile TUS sınavı arasında bir adaletsizlik olduğu yönünde başvurular var. Bununla ilgili başvuruları da burada gündem edelim ve ilgili makama ilettiğimizi söylemiş olalım.

Devlet okullarında yaşanan hukuksuzlukla ilgili bir başvuru var. “10 yaşındaki kızımı bu yıl kaydını yaptırdığımız İstanbul il, Beylikdüzü ilçesi 4 Eylül Ortaokulu’nda eğitim ve öğretim sürecinin başından itibaren son derece rahatsız edici uygulamalarla karşılaştık .” diyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nı bu konuyu araştırmaya davet ediyorum. Oldukça önemli ihlal başvuruları var.

Bize cezaevlerinden gelen başvurularla ilgili değineceğimiz hususlar var. Cezaevlerinden bize sayfalarca mektuplar geliyor. Burada hepsini okuyamıyorum ama onlardan kısa özetler alıyorum ki Türkiye’de vatandaşların cezaevlerinde ne kadar ağır ihlallerle karşılaştığı ortaya çıksın.

Emre Erdem, Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden bize yazmış, uzun mektubunun kısa özetinde şunu söylüyor; “Hasta mahpuslar listesindeyim. Hakkımdaki karar absürt, bilimsellikten uzak. 3 engelli raporum var. “Engellik hali saptanmadı.” diye belirtiliyor. Sağ kalça omurilik kemiğim çürümüş. En son gittiğim hastanede “Son evrede.” diyor. Vertigo rahatsızlığım var. Mektubu yazmaktaki amacım neden beni bırakmıyorlar değil. Sağlık kurulunun engelliliğimi bile görmemesi bu kadar absürtlük olmaz.” diyor.

Mehmet Bıldırcın Bolu F Tipi Hapishanesi’nden yazmış; “Çip kelepçe ve muayene sırasında kelepçeleri açmama uygulaması olduğu için hastaneye gitmiyoruz, gidemiyoruz. Sağlık hakkımız ihlal ediliyor, kimse bunu duymuyor, umursamıyor. Sağlık sorunlarımız artıyor, sesimizi duyun.” diyor. Düşünün Türkiye Cumhuriyeti’nde bir vatandaş, hatta bir değil, binlerce vatandaş hasta olduğu halde cezaevinden hastaneye gidemiyor. Niye? Bir değil iki kelepçe bağlanıyor, ortaçağ şartlarında bir köle gibi götürülüyor, muayene olurken bile kelepçesi çözülmüyor ve çok kötü ring araçlarında hasta olduğu halde götürülüp getiriliyor. Bu ülkede işte mahpus olduğunuz zaman ki çok zor değil birisi uydurur bir iddia hakkınızda sabah evinize bir baskın yapılır. Ardından 5 dakikada tutuklanıp cezaevine atılabilirsiniz. Benim ne suçum günahım var. Kimseye bulaşmıyorum etmiyorum demeyin. Her an böyle eviniz basılıp sabahleyin cezaevine götürülebilirsiniz sevgili arkadaşlar. Bu ülke böyle bir ülke. O yüzden mahpusların haline bigane kalmayın, duyarsız kalmayın. “Ya benim başıma gelmez nasıl olsa.” “susma sustukça sıra sana gelecek.” denildiği zaman “Ne olacak canım ben ne diye bunu umursayayım, benim başıma bir şey gelmez.” Demeyin! Yarın öbür gün sizin de başınıza gelir. Bunu söyleyen çok kişi oldu bana. “”Susma sustukça sıra sana gelecek.” lafını umursamıyordum. Bir gün bir baktım benim de başıma neler neler gelmiş.” diyen çok kişiyi dinlemişimdir.

Bir başka mektup bakın. Dilek Didar Döşemealtı L Tipi Cezaevinden yazmış; “Antalya cezaevi koğuşları 14 kişiye göre yapılmış ancak 35 kişiyiz. Sıcak ve nemli havanın etkisi ile 70 kişi hissiyatı veriyor. Vantilatörler çalıştığı için elektrik sık sık kesiliyor. İlk önce eşim cezaevine girdi yıllarca yattı o çıktıktan 2 ay sonra ben girdim ve çocuğum uzun süre hem babasız sonrasında da annesiz kaldı. Aileler bir araya gelemediği için çocuk düşünemiyor. 40-45 yaşında kadınların ya 1 çocuğu var ya yok ya da evli değiller. Güya aile yılı ilan etmişler. Çözüm bekliyoruz.” diyor. Resmen bir nesil emniyetinin ayaklar altına alınması olayı var. Adamı cezaevine atıyorsunuz, ardından kadını atıyorsunuz, ya çocukları olmuyor ya da tek çocukla kalıveriyorlar, yaşları geçiyor. Güya bu yılda aile yılı arkadaşlar.

Rıdvan Akbaş, Silivri 2 No’lu L Tipi Hapishanesi ‘nden yazmış; “ Açlık grevleri devam ediyor. Sindirme yargılamaları devam ediyor. Takipçimiz olmanızı ve sesimizi duyurmanızı istiyoruz. Aydın demokrat olmanın bize yüklediği sorumluluğu büyütmeliyiz.” diyor.

Gizem Karamelek, Erzincan Kadın Cezaevi’nden yazmış;  Erkek kardeşim de cezaevinde. 28 aydır ayrıyız. Güya 2025 yılı aile yılı. Aile birleşmesi sevk taleplerimiz reddediliyor. Birbirimize hasretiz. Bir evin iki evladı bir kampüs içerisinde abla kardeş yer alıp ziyaret hakkımızı kullanabilirdik. Ama vermiyorlar… Akşehir T Cezaevi’nden Erzincan kampüsündeki herhangi bir cezaevine kardeşimin getirilmesi nakil ücretini de bizim karşılamamızla çok mu zor?” diye soruyor. Bu kadar basit, masum bir istek bile karşılanmıyor arkadaşlar.

Fatma Nur Zehra Yılmaz Bolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nden bana bir mektup göndermiş. Korkunç bir şey ya. Mektup burada arkadaşlar. Bir genç hanım. 20’Li yaşlarda öğrenci. Mektubun hepsini okumayacağım size. Bakın bu mektupta ne diyor biliyor musunuz? Bir genç öğrencisiniz düşünün. Başınıza neler geliyor bakın bir dinleyin. “Gözaltına alındım. Sabah bir kadın polisin bağırmalarıyla uyandım. Usulsüz bir şekilde 5 polis tarafından sorgulandım. Alay ettiler benimle. Nefret kustular. Mülakat adı altında usulsüz işkence sorguları yapıldı. Kaç defa bayılacak gibi oldum bilmiyorum.” bir hanım söylüyor bunu. “Kötü davranışlara devam eden başkomiser bizimle beraber cezaevine kadar geldi. Küfrediyor bağırıyordu.” Yolda giderken bakın başkomiserin ne dediği iddia ediliyor. Bir genç kadını götürüyor cezaevine. Yanındaki polislere diyormuş ki; “İki bira alıp sağa çekelim, eğlenelim hadi.” gibi ifadeler sarf ediyordu. Hastaneye gittiğimizde “kaçanı vururum.” dedi beni kast ederek. Adalet arıyorum, suçsuzum, özgürlüğümü istiyorum. Aileme, özgürlüğüme kavuşmak en büyük duam.”. diyor. Şu memleketin haline bakın arkadaşlar. Fatma Nur Zehra Yılmaz. Nereden yazmış? Bolu T Tipi Cezaevi’nden. İçişleri Bakanı Sayın Ali Yerlikaya’ya sesleniyorum. Bolu Valisi’ne sesleniyorum, bu ne rezalettir? Şu polisi bulmayacak mısınız? Şu polisten bir ifade almayacak mısınız? Bir zanlı cezaevine götürülüyor, bir kadın her türlü hakarete, cinsel tacize uğruyor. Yanındakiler, “Ya şu arabayı sağa çekelim, biraz kafayı çekelim.” diyor. Böyle bir rezalet halde bu kadın cezaevine götürülüyor, kimsenin umurunda değil. Bu ülkede İçişleri Bakanlığı var mı kardeşim? Bolu Valiliği diye bir yer var mı? Bolu Emniyet Müdürlüğü diye bir yer var mı? Varsa bu kişiden hesap sorar. Bu ne rezalettir ya? Bir genç kadının namusu onuru iffeti ayaklar altına alınmış ya. Bu ne haldir? Gelsinler bana bu mektubu vereyim kendilerine. Zaten abuk sabuk nedenlerle insanları gözaltına alıyorsunuz, cezaevine atarken de bir kadına neler neler yaşatıyorsunuz. Bu nasıl bir rezalettir ya? Olacak iş midir bu? Kimse niye hesap sormuyor kardeşim? Şu hale bakın. Vatandaşın can güvenliği, hukuk güvenliği, namusu böyle tehditler altındaymış. Şu hale bak! Kimdir bu başkomiser? Sorgulanmayacak mı? Bir ifadesi alınmayacak mı? Hakkında ağır ifadeler var. Yapanın yanına mı kar kalıyor? Siz bir polis olarak bir tane genç kadını cezaevine götürürken her türlü şey yapma hürriyetiniz mi var ya? Bu ne biçim bir rezalettir? Şu hale bakın yani! Şu ülkede İçişleri Bakanı mı yok yani? Mafya Devleti’nde miyiz? Nedir bu hal? Şu hale bakın ya! Gerçekten çıldırmamak mümkün değil. Boşuna mı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu ülkeye 6884 tane ihlal kararı veriyor? Şampiyon olmuş durumdayız ya! Utanç verici ya! Bütün kötülüklerde birinciyiz dünyada. Başvuruda zaten en ön sıralardayız. Verilen cezalarda birinciyiz. Şu hale bakın ya! Ülkede adalet yerin dibinde ya! Yerin üstünde bile değil, yerin dibine girmiş durumda. Bir genç kadını cezaevine götüren bir polis istediğini yapabiliyorsa daha artık o ülkeyi kapatın gidin ya!

Sincan T Tipi Kapalı Cezaevi’nden Harun Bulut yazmış. Askerliğimi yaparken terör saldırısı diyerek bana hareket emri verdiler ve vatandaşlar yolu kapattığı için geriye döndük. Geriye dönerken vatandaşların saldırısına uğradık, darp edildik. Döndük ve diğer askerlere kışladan çıkmayın dedik. fakat ağır bir şekilde cezalandırıldım. En alt rütbeydim fakat başıma bu ağır müebbetler geldi. Sevkim keyfi olarak ailemden en uzak yere yapılıyor.” böyle binlerce inleyen insan var. Gariban asker gitmiş, sözleşmeli er, astsubay, kursiyer teğmen. Hiçbir şeyden haberi yok. Şuraya git demişler, gitmiş. Askerlik yapan bilir. Ya itiraz mı edebilirsin komutanın emrine? Git demiş, gitmiş kardeşim. Ondan sonra almışlar, sen darbecisin demişler. Adama ağırlaştırmış, müebbet vermişler. Anadolu’nun saf köylü çocuğu, delikanlı, çobanlık yapıyordu. Gelmiş burada, almış darbeci damgası, yemiş, atılmış içeri. Şu memleketin haline bakın yani. Böyle bir rezalet olur mu ya? Binlerce insan içeride inim inim iniyor arkadaşlar ya. Binlerce insan düşünün böyle ağır bir şekilde mağdur edildi bu ülkede.

Hüseyin Karaoğlan, Kocaeli 2 No’lu T Tipi Hapishanesi’nden yazmış; “Okuma hakkımız, sağlık hakkımız gasp ediliyor. Basit nedenlerle disiplin cezaları verilip haklarımız ihlal ediliyor. Televizyon ve radyoya el konuluyor. Tecrit içinde tecrit uygulamaları yapılıyor. Sohbet haklarımız azaltılıyor.” diyor. Ülkenin haline bakın yani. Bir cezaevine girmeye gör yani. Hayvan muamelesi görüyorsun ya. Böcek muamelesi görüyorsun. Şu hale bak. Bir girin arkadaşlar, bir görün bakalım. Böcek muamelesi görüyorsunuz ya. Nedir yani kardeşim? Ceza almışsın, özgürlüğün kısıtlanıyor. Daha ne yani? Tüm, insani tüm hakların ayaklar altına alınır mı ya? Mahkeme öyle veya böyle karar vermiş, özgürlüğün kısıtlanacak demiş. “Özgürlüğü kısıtlansın.” kişinin namusuna, onuruna, haysiyetine her türlü hakkına bu saldırı nedir ya? Hayret bir şey yani.

Değerli arkadaşlar bakın Türkiye Büyük Millet Meclisi Engelli Bireylerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu’ndayım.  Her hafta 3-4 toplantı yapıyoruz ama hala 15 Ocak 2025 yasasıyla vergi indiriminden kaynaklı engelli emeklilik hakları konusunda bir ilerleme sağlanamadı. Bakalım olacak mı? Ben olacağını pek tahmin etmiyorum sevgili 15 Ocak 2025 mağdurları ç ünkü bu iktidar hep böyle “He he yaparız ederiz.” der. Ondan sonra size bir kötülük daha yapar. Biz bunu çok gördük çünkü bu yasa çıkarken, o gece ben SGK yetkilileriyle konuştum. “Bakın binlerce kişiyi mağdur edeceksiniz. Ey SGK genel müdürü. Etmeyin, eylemeyin. Bu yasayı çıkarmayın. Yanlış yapacaksınız.” Dedim. Bana ne dedi biliyor musunuz? “Ya vekilim hiç kimse mağdur olmayacak. Vallahi billahi.” ya sen siyasi değilsin kardeşim, bürokratsın. Niye doğru söylemiyorsun? Yasa çıktı binlerce kişi mağdur bize başlıyor şu hale bakın ya memleketin haline bakın ya arkadaşlar bu kadar keyfilik var bir ton insan mağdur olmuş belki şimdi tekrar yasa çıkacak ondan sonra bir ton uğraş. Bir ton insanın hakkı yenilmiş durumda gariban engelli yani bunlardır cebinde beş kuruş parası olmayan bir de engeli olan insanlar yani.

Ankara Büyükşehir Belediyesi artık yani çığırından çıktı. ASKİ çığırından çıktı arkadaşlar. Danışmanlarım 43 dakika boyunca keçiören ASKİ’nin çağrı merkezi numarasını Şehit Kubilay Mahallesi su kesintisi için arayıp bekliyor. Ya 43 dakika ya. Bir kamu kurumunu arıyorsunuz başka bir yeri değil. Bekleme sonunda telefon nihayet çalıyor ama açan yok. Üstelik telefon siz kapatana kadar da çalmaya devam ediyor. Sonuç? Siz vazgeçiyorsunuz, sıradakiler bekleyip duruyor. Sıra kendine gelsin de dertlerini anlatsınlar diye. Habire telefonlar açılıyor, telefonlar açılmıyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi ASKİ’nin hali bu. Vatandaş susuzluktan kırılıyor, Ankara susuzluktan kırılıyor, vatandaş derdini de anlatamıyor. Hal bu arkadaşlar işte. Danışmanlarım yaşadı bunu.

Amedspor’u tebrik ediyorum. Bandırmaspor’u da 2-1 yenip liderliğe yükseldi. Umarım şampiyonluğu da alır. Tebrik ediyoruz Amedspor’u.

Yorumlar