28 Nisan 2026
Hukukun en temel ilkelerinden biri olan eşitlik, yalnızca mahkemeler için değil, siyasal aktörlerin söylemleri için de bağlayıcı bir etik ölçüt olmalıdır. Bir hakkın ihlaline yalnızca “bizden olan” söz konusu olduğunda itiraz etmek, o hakkı savunmak değil; onu araçsallaştırmak anlamına gelir. Bu da hukuki argümanın meşruiyetini zayıflatır.
Yıllardan beri hep söylerim. Türkiye’de herkesin bir mahallesi vardır. Kimse mahallesinin hakkı ve talebi dışında hiçbir sese kulak vermez. Vermek de istemez. Neticede oy kaynağının merkezi olarak burayı görür. Ancak normal şartlarda bunu doğru kabul etsek de, hukuk dilinde asla bu savı kabul edemem. Benim hukuk ve Anayasa anlaşımında, yargıcın ve hukukçunun gözleri kapalıdır. Sadece delile, mağduriyete ve gerçekliğe bakar. Onun dışında, mağdurun dili, inancı, mezhebi, siyaseti ve dünyaya bakış açısı kimseyi ilgilendirmez. İlgilendirmemeli de…
Ancak Türkiye’de hukuki süreçleri haliyle bir hukukçu olarak uzaktan takip etmeye çalışıyorum. Ama gelinen süreçte bir arpa boyu yol alınmadığı herkesin malumu. Tunceli’de bütün bürokrasisinin içine düştüğü utançlık durum ve ardından da, Ankara’da yakından tanıdığım bazı yargıçların, organize suç örgütü liderinden rüşvet adı altında aldığı paralara baktığımda hukukun geldiği noktaya üzülüyorum haliyle.
HUKUKUN TERAZİSİNİ BOZMAMAK GEREKİYOR
Yukarıda girişte izah etmeye çalıştım. Hukuk herkese lazım. Terazisini de bozmamak gerekiyor. Burada hukukun işlemesine en fazla destek vermesi gereken ve yanlışlarda eleştirecek olanda CHP ve muhalif siyasetçiler olmalı. Ama son on yılda CHP’nin hukuka hiçbir katkısını görmedim. Tam aksine kendisinden olmayan binlerce insana karşı uygulanan hukuksuzluklara ses çıkarmayarak, gelinen sürecin de bir parçasıdır bana göre. Ama ne hikmetse görmediği gerçekler, kendi belediye başkanlarına yönelik soruşturmalarla önlerine geldiğinde hukuk demeye başladılar.
Örneğin; önceki günlerce CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, tutuklu gazeteci Alican Uludağ’ın tutukluluk sürecine ilişkin bir eleştiri paylaşımında bulundu. Güya Alican Uludağ’ın hukuksuz bir şekilde tutuklu bulunduğunu iddia etti. Ancak hukukun işleyişinde gazeteci Uludağ’ın bulunduğu şehirden başka bir şehre götürülmesi ve orada tutuklu bulunmasında hiçbir beis bulunmuyor. Murat Emir’in bu paylaşımı yaparken önce soruşturma dosyalarına bakması yeterli. Hatta Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Sezgin Tanrıkulu gibi isimleri takip etmesi ona ışık tutacaktır. Çünkü yaklaşık 10 yıldır Türkiye’de hukuk yok sayılırken, Murat Emir ve CHP’nin bazı kurmaylarının saçlarını taramalarından kaynaklı bir görmemezlik, gelinen sürecin kaynağı olabilir. Öte yandan CHP’li Murat Emir’in hem doktor hem de hukukçu olduğundan dolayı bunları bilmemesi asla söz konusu olamaz.
MURAT EMİR SADECE MAHALLESİNE SES VERİYOR
CHP’li Emir kendince hukuki değerlendirmede bulunuyor. Aslında yargıçlara aba altından sopa uzatıyor. Ancak kimsenin de pek umurunda değil açıkçası. Kısacası ‘dostlar alışverişte görsün’ yaklaşımından öte bir anlam taşımıyor. Emir diyor ki: “Alican Uludağ’ın Ankara’dan alınıp İstanbul’a götürülmesi hukuki bir işlem değil, açık bir intikamdı. Şimdi de 16 yıl muhabirlik yaptığı adliyede mahkeme huzuruna çıkarılmayarak “gizli sanık” muamelesi görüyor. Hâkimin yüzünü görmeden yargılama olmaz! Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) Madde 193 çok net. İstisnalar dışında “hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz.” Ceza yargılamasının temeli “yüz yüzelik” ilkesidir. Sanığın fiziki olarak mahkemede olma talebini reddedip onu SEGBİS’e mahkûm etmek, Anayasa Madde 36’daki Adil Yargılanma Hakkı’nın açık bir gaspıdır. En büyük garabet ise tutukluluk gerekçesinde. “Kaçma şüphesi.”
Bu paylaşımı yapan bir milletvekiline sadece “günaydın” derler. Emir, yıllardan beri bu ülkede yaşıyor. Ama yaşanan onlarca hukuksuzluk sadece kendi belediye başkanlarını ve mahallesinin gazetecisini tespit ettiğinde bağırmaya başlıyor.
Evet, Emir tarafından dile getirilen itiraz, teknik olarak güçlü bir hukuki zemine oturuyor. “Yüz yüzelik” ilkesi, hukukta yalnızca bir usul detayı değil; savunma hakkının özünü oluşturan temel bir güvencedir. Sanığın mahkeme huzurunda bulunması, hâkimin doğrudan gözlem yapabilmesi ve savunmanın etkin şekilde icra edilebilmesi açısından vazgeçilmezdir. Bu bağlamda, SEGBİS kullanımının istisna olmaktan çıkıp fiili bir norm haline gelmesi, ciddi bir hak ihlali tartışmasını doğurur. Ancak burada asıl tartışılması gereken mesele, bu hukuki hassasiyetin tutarlılığıdır.
Son on yılın yargı pratiğine bakıldığında, benzer usul ihlallerinin yalnızca belirli siyasi figürler veya kamuoyunda görünürlüğü yüksek kişiler söz konusu olduğunda gündeme taşındığı görülüyor. Oysa Türkiye’de özellikle olağanüstü hal süreci ve sonrasında, binlerce sanık SEGBİS üzerinden yargılanmış, mahkemede fiziken bulunma talepleri sistematik biçimde reddedilmiş ve bu durum çoğu zaman ciddi bir siyasal itirazla karşılaşmamıştır. Yaşanan bu hukuksuz yaklaşımlardan CHP’li Emir’in haberdar olmaması mümkün olabilir mi? Kaldı ki, bir hukukçu olarak Emir’in kendi mahallesi dışında bir çevrede ses verdiğine şahit olmadım. Varsa paylaşırsa özür dilemeye de hazırım.
CHP, HUKUKSUZLUKLARA NEDEN REFLEKS GÖSTERMEDİ?
Bu noktada şu hukuki soru kaçınılmaz oluyor haliyle… Eğer “yüz yüzelik ilkesi” ve “adil yargılanma hakkı” evrensel normlar ise, bu hakların ihlali karşısında gösterilen refleks neden seçici olmuştur? Hukukun en temel ilkelerinden biri olan eşitlik, yalnızca mahkemeler için değil, siyasal aktörlerin söylemleri için de bağlayıcı bir etik ölçüt olmalıdır. Bir hakkın ihlaline yalnızca “bizden olan” söz konusu olduğunda itiraz etmek, o hakkı savunmak değil; onu araçsallaştırmak anlamına gelir. Bu da hukuki argümanın meşruiyetini zayıflatır.
Bu kapsamda, muhalefetin özellikle de CHP gibi köklü bir partinin ve grup başkan vekilinin, bu noktada taşıdığı sorumluluk daha büyüktür. Çünkü demokratik hukuk devleti iddiası, yalnızca iktidarın uygulamalarını eleştirmekle değil, hak ihlallerine karşı tutarlı ve kapsayıcı bir duruş sergilemekle mümkündür ancak. Aksi halde hukuk, evrensel bir normlar bütünü olmaktan çıkar, siyasal aidiyetlere göre esneyen bir söylem aracına dönüşür. Buna da en fazla itiraz etmesi gereken parti CHP olmalıdır. Ve en önemlisi de, toplumun geniş kesimlerinde “adalet” kavramına olan güven aşınır.
Sonuç olarak, Murat Emir’in işaret ettiği hukuki sorun doğrudur; ancak bu doğruluğun inandırıcı olabilmesi için geçmişteki benzer ihlaller karşısında gösterilen sessizliğin de açıkça sorgulanması gerekir. Hukuk, ancak herkes için savunulduğunda anlamlıdır. Aksi takdirde, hak değil; ayrıcalık üretir.























Yorumlar