7 Haziran 2026
Türkiye’den gitmek istersen Ege sularında eşini ve 3 yaşındaki oğlunu kaybeden öğretmen KHK’lı Hasan Aksoy, denizde yarım kalan hayallerini ve hikayesini anlattı. Kaybettiği ailesinin cenazesine katılmasına izin verilmeyen Aksoy, kendisini öz teyzesinin kızının ihbar ettiğini anlattı. Almanya’da yeni bir hayat kurmaya çalışan Aksoy, cezaevi günlerini de anlattı.
28 Temmuz 2018’de Balıkesir Ayvalık’tan Midilli Adası’na giden teknede bulunan Yusuf Baha Aksoy (3), annesi Sena Aksoy’un yanı sıra Gökhan Yeni (31) ve çocukları Burhan Yeni (2,5), Nurbanu Yeni ve Sümeyye Avcı vefat etti. Teknede bulunan Hasan Aksoy’un yanı sıra A, B.Ç, G.Y, H.A, E.A, Ö.F.Ö, M.R.A, E.A. ve R.Ç ise sağ kurtarıldı. Tarih öğretmeni Sena Aksoy vefat ettiğinde 30 yaşındaydı.
Eşini ve oğlunu kaybettiği o deniz faciasından sağ kurtulup cezaevine konulan Hasan Aksoy, o süreçte yaşananları ve cezaevi sürecini Tr724’ten Sevinç Özarslan’a anlattı.
İhraç edildikten, ailesinin yanına sığınıp sosyal hayattan tamamen dışlandıktan sonra eşinin “Buradan gidelim” sözüyle ülkeden ayrılmaya karar verdiklerini anlatan Hasan Aksoy, “CNN Türk, Akit, Korkusuz, Hürriyet, Star gibi gazeteler ‘Fetöcüleri taşıyan tekne battı, 6 ölü’ diye bizi haber yaptılar. Akit yazarı Mehtap Yılmaz, Hilal Kaplan gibi isimler ‘Yaşasaydı fetöcü olacaktı, bir fetöcüden daha kurtulduk’ diye eşlerimizin, çocuklarımızın hakkında insanlık dışı tweetler paylaştılar” diye konuştu.
Eşini ve oğlunu denizde kaybettikten sonra bir balıkçı teknesiyle kurtulduğunu anlatan Aksoy, “Aslında 40 dakika boyunca herkes hayattaydı. Gelselerdi belki de kimse ölmeyecekti. Sahil Güvenlik teknesi gelince, iki-üç görevli yanıma gelip benden helallik istedi, “Abi biz gelemedik, yollamadılar, hakkını helal et” dedi” ifadelerini kullandı.
POLİS EŞİNİ VE İKİ ÇOCUĞUNU KAYBEDEN KADINA “SEN TERÖRİSTSİN” DEMİŞ
Hasan Aksoy’un anlattıklarından öne çıkan bölümler şöyle:
“Biz Ayvalık Devlet Hastanesi morgunun içinde bekliyoruz. Yanımda Gülfem hanım, onun görümcesi ve iki kadın polis vardı. Polislerden biri Gülfem hanıma hakaret etmeye başladı: “Sen ne biçim annesin. Sen teröristsin. Çocuğunun katilisin.” Kadın zaten eşini, iki evladını kaybetmiş, ağlıyor. Ben de çok kötü durumdayım. Polis hakaret ettikçe, Gülfem hanım iyice duygusallaştı. Bir anda ayağa kalktım ve bu sefer kadın polise ben bağırmaya başladım. “Sen ne diyorsun, bir günde terörist olmanın ne demek olduğunu sen biliyor musun, emin ol bu kadın senden daha fazla vatanını, milletini seviyor, bu vatan için senden daha çok çaba göstermiştir, sen çocuğuna süt alamamanın, parka götürememenin ne demek olduğunu biliyor musun, sen bizi yargılayamazsın, bir gün maaşını alamazsan ah vah edersin” dedim. Ben bağırınca öteki polis, kadını susturdu. Diğer polisler de geldi.”
“Mahkemeye götürdüler. İddianame yüzüme okundu. Hakim son sözümü sordu. “Beni idam bile edebilirsiniz, hiçbir problem yok ama müsaade edin, eşime ve çocuğuma son görevimi yapayım. Başka bir şey istemiyorum.” dedim. Dikkate bile almadılar, tutukladılar.”
‘KOĞUŞ BENİMLE BİRLİKTE HÜNGÜR HÜNGÜR AĞLADI’
“Balıkesir Burhaniye Cezaevi. Burhaniye çok farklıydı. Arkadaşlar televizyondan haberimizi almışlar. Üstüm başım yırtık bu arada. Şortum yırtılmıştı. Ayağımda terlik yok, beni o şekilde gezdirmişler. Burhaniye’ye varır varmaz “Kurtaramadım onları” diyerek bir arkadaşın kucağına düştüm…
O koğuş benimle birlikte hüngür hüngür ağladı. Hani çocuk yere düşer, arkadaşları gelir etrafını sarar ya, aynen o şekilde. Sonra beni oturttular. Biri su getiriyor, biri başka bir şey getiriyor. Arkadaşlardan biri, “Abi eşinin, oğlunun ve orada vefat eden herkesin gıyabi cenaze namazı tüm cezaevlerinde, tüm dünyada kılındı” dedi. O cümle beni çok rahatlatmıştı. Onlar toprağa düşmeden hatimleri olmuştu, Yasin’leri okunmuştu. Gerçekten o arkadaşlardan Allah razı olsun. Beni sardılar sarmaladılar. Bir kardeşe sahip çıkar gibi sahip çıktılar.”

CENAZEYE KATILAMADI…
“Cenazeye katılmak için hemen başvuru yaptık. Ertesi gün defnedilecekti. Birçok yere dilekçe yazdık ama hepsini reddettiler. Milletvekilleri Ömer Faruk Gergerlioğlu, Sezgin Tanrıkulu uğraştı, açıklamalar yaptılar ama fayda etmedi. İnsan haklarının ne olduğunu bu yaşadıklarımızla birlikte daha iyi anladım.”
‘DİĞER MAHKUMLAR BENİM YANIMDA EŞLERİNE ÇOCUKLARINA SARILMADILAR’
“İlk açık görüşümüze iki arkadaşın kolunda gittim. Ben içeri girince o koca salonda büyük bir sessizlik oldu. Edremit’teki tüm arkadaşlardan Allah razı olsun. Kadınıyla erkeğiyle hepsinden Allah razı olsun. Ben oradayım diye eşler birbirine sarılmadı. Babalar çocuklarını kucağına almadı. Öyle bir atmosfer. Üç-beş görüş bu şekilde devam etti. Görüşlere ben hep en son girdim. Çünkü beni bekleyen bir eşim ve çocuğum yoktu. Tutuklu kaldığım süre boyunca sadece bir kere ilk ben girdim. O da saçımı ve sakalımı kestiğim zamandı. O da ayrı bir olay olmuştu.”
10 YIL 1 AY CEZA VERİLDİ
“Dosyam 4 Eylül 2016’da açılmıştı. Bir yıl içinde üç-beş dakikalık mahkemelerle bana 10 yıl 1 ay 15 gün ceza verdiler. Bank Asya’ya para yatırmak, dini sohbet yapmak, SGK kaydı, HTS kayıtları ve ByLock’u gerekçe gösterdiler. Dosyam şu an Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nde. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. maddesinde belirtilen ‘kanunsuz ceza olmaz’ ilkesinin ve 6. maddede yer alan ‘adil yargılanma hakkının’ ihlal edildiğine dair başvuru yaptık. Mahkeme, geçtiğimiz ekim ayında Türkiye’den Nisan 2026’ya kadar savunma istedi. Nisanda ek süre talep etmişler. Karar haziranda açıklanacak, bekliyorum.”
79 AY CEZAEVİNDE KALDI
“11 ay Burhaniye Cezaevi’nde kaldım. Sonra ailemin yaşadığı şehirdeki Mersin Tarsus 1 Nolu T Tipi Cezaevi’ne nakledildim. Toplam 79 ay cezaevinde kaldıktan sonra 25 Şubat 2025’te tahliye edildim. Bir yıl denetimli olarak dışarıdaydım. Cezaevinden çıktık ama ızdırabımız, çilemiz bitmedi. İfadelere çağrılmalar, ajanlaştırma ve itirafçı yapma baskıları, teknik ve fiziki takipler. Bu mesele de çok önemli. Şu an Türkiye’de kalanlara bunu yapıyorlar. Cezaevinden çıkmadan, açık cezaevinde korkutarak, ezerek, savcının yanına çağırarak, isim vereceksin diye gözlem ve idari kurullarında baskı yapıyorlar. Baskıya içeride başlıyorlar, içeride yaptıramadıklarını dışarıda yaptırmaya çalışıyorlar. Bu ifadeleri kabul etmeyince gece 12’de evinize polis geliyor, zilinizi çalıyor, rahatsız ediyorlar. Bize üç defa bu şekilde geldiler. Beni de iki defa ifadeye çağırdılar. Başkası hakkında bilgi soruyorlar. İstedikleri cevabı almayınca korkutarak bir yerlere varmaya çalışıyorlar. “Sizin Allah’ınız, Peygamberiniz yok” diye bütün kutsal değerlerinize küfrediyorlar. Durum böyle olunca tekrar Türkiye’den ayrılmaya karar verdim. Kısa bir süre önce Almanya’ya geldim.”
‘HAYATTAN TEK BEKLENTİM VAR’
“Şu an Almanya’dayım. Şu hayattan tek bir beklentim var. Yaşadığım ve yaşatılan tüm hukuksuzlukları tüm dünyaya duyurmak. Bizim susmamızı, korkmamızı isteyenlere inat, hukuki mücadelemizi devam ettirmeliyiz.”
























Yorumlar