12 Aralık 2021

Ahval

Hücre hapsi uygulaması, ceza içinde cezadır. Zaten hapiste olan birinin bir kez daha hapse atılmasıdır. 

Dante’nin cehennem tarifini veya onu resmeden  tabloyu bilirsiniz, işte onun en dibi hücre hapsidir.

Hücre hapsinin disiplin cezası olarak tatbik edilmesi halinde durum hücre hapsine göre daha da ağırlaşır. Hücre hapsi, normal hapse göre birçok haktan daha fazla mahrumiyet yaratırken disiplin cezası olarak uygulanması halinde, mahpusun o birkaç hakkı da elinden alınır. 

Diğer mahkumlarla konuşma, görüşme, irtibat suretiyle sosyalleşme, havalandırmaya çıkma, mektup yazma, ziyaretçileri ile görüşme, kütüphane ve spor salonundan yararlanma ve kültürel aktivitelere katılma gibi onun hayata tutunmasını sağlayan hakları elinden alınır. 

Bu yönüyle hücre hapsi cehenneminin en dibinden daha da kötüdür, çünkü canlı canlı mezara konulmaktır. Uzun süreli hücre hapsi ve disiplin cezası olarak hücre hapsi uygulaması işkence ile eşdeğerdir. 

Bu konunun en çok tartışıldığı Amerika’da hücre hapsinin insan beyni üzerinde işkence ile aynı etkiyi doğurduğu pek çok bilimsel makale ile ortaya konulmuştur. 

Türkiye’de de doğrudan yasa metinlerine bakıldığında hücreye koyma veya disiplin cezası olarak hücreye koyma ancak belli şartlar altında tatbik edilebilebilmektedir.  Cezanın hücrede infazı için kişinin kendisi veya başkaları için tehlikeli olması, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olması gibi yasal zorunluluklar aranır. 

Hücre hapsi bir yönüyle son çaredir. Cezaevi idaresi kendiliğinden, takdir yetkisini kullanarak, birinin cezasının hücrede infazına karar veremez.  

Disiplin cezası olarak hücre hapsi uygulaması da belli şartlara ve prosedüre bağlanmıştır.  Öncelikle, hücre hapsi cezası gerektiren eylemler, işleniş tarzları ve neticeleri bakımından diğerlerine göre çok ağırdır. 

Tünel kazma, firara teşebbüs, isyan çıkarma, kasten yangın çıkarma, kamu malına ağır zarar verme, cinsel saldırıda bulunma gibi. Hücre hapsi cezası cezaevi disiplin kurulu tarafından verilir.  İnfaz hakiminin onayı olmadan infaz edilemez ve üstelik hekimin olumlu görüşü olmadan da uygulanamaz. Kurum hekimi aynı zamanda cezanın infazı sırasında  da mahpusun düzenli olarak sağlık durumunu kontrol etmesi gerekir.  

Garibe Gezer’in maruz kaldığı ayrımcılık temelli zulüm süreci, 9 Aralık’ta tarihinde Gezer’in intihar etmesiyle gündeme geldi. 

Açık kaynaklarda yer alan bilgilere göre Garibe Gezer’e daha evvel tutulduğu Kayseri Bünyan Cezaevinde iken 33 gün hücre hapsi cezası verilmiş, ardından 15 Mart 2021’de Kandıra 1 nolu F tipi cezaevine nakledilmiş. 

Bu naklin güvenlik gerekçesiyle Adalet Bakanlığı tarafından gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. 

Mardin’li Garibe, ailesine zaten uzak olan Kayseri’den Kocaeli Kandıra’ya nakledilmek suretiyle ailesinden daha da uzaklaştırılmış.  Kayseri’de verilen disiplin cezası Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevine gelir gelmez infaz edilmiş. Ceza tamamlanmasına rağmen tekrar tek  kişilik hücreye konulmuş. 

Tek kişilik hücreden çıkarılması yönündeki talepleri kabul edilmemiş. Barındırıldığı hücrenin şartlarının kötülüğü ve maruz kaldığı iddia edilen bir kısım kötü muamelelerle ilgili ablasıyla yaptığı görüşmede söyledikleri, aleyhine kullanılmış ve 5 gün hücre hapsi cezası ile cezalandırılmış. 

Hücreden çıkarılıp, başka mahpuslarla birlikte kalma yönünde defalarca dilekçe yazmış, ısrarlı talepleri kabul edilmemiş. 

Koğuş kapısına vurarak durumu protesto etmiş. Cezaevi idaresi tarafından duvarları süngerle kaplı yumuşak odaya konulmuş. Orada iken bir parça süngerin zarar gördüğü gerekçesiyle 11 gün hücre hapsi cezası verilmiş. 

(Zaten zarar görmesi beklenen süngerlerin, zarar gördüğü gerekçesiyle üstelik 11 gün disiplin cezası verilmesi asla adil bir yönetim anlayışının yansıması olarak kabul edilemez.) 

Süreç bu şekilde devam etmiş gitmiş. Kandıra’ya geldiği 15 Mart 2021’den intihar ettiği iddia edilen 09 Aralık 2021 tarihine kadar ya disiplin cezası gereği ya da cezaevi idaresinin uygulamaları nedeniyle sürekli tek kişilik hücrede tutulmuş.

Garibe Gezer yaşadığı mağduriyeti maruz kaldığı kötü muameleleri yakınlarına, avukatlarına, cezaevi savcısına ve infaz hakimine defaatle anlatmış. HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’ya Ekim 2021’de durumunu anlatan bir mektup göndermiş. 

Gergerlioğlu’nun mecliste yaptığı konuşmadan anlaşıldığı üzere Garibe Gezer daha evvel intihar girişiminde bulunmuş. 

Gergerlioğlu Mecliste yaptığı konuşmada “O kızı çıldırtmışlar orada. Ben biliyorum, bana gönderdiği mektup normal bir mektuptu. İntihara teşebbüs etmiş içerde. Bakın, bu nasıl bir sorumsuzluktur? İntihara teşebbüs eden insan bir daha intihar edebilir, nasıl onu tek kişilik hücrede tuttunuz? Defalarca ‘Beni tek kişilik hücrede tutmayın, koğuşa alın.’ demiş ama yapmamışsınız. Bu konuda nasıl vicdanınız sızlamıyor?” demiştir. 

Görüldüğü üzere Garibe Gezer, sadece tecritten kurtulmak ve başka mahpuslarla birlikte kalmak için hukuki olarak mücadele etmiş, sesini gücü yettiği kadar ulaştırmıştır. Ve en son, kamuoyuna intihar olarak duyurulan olay gerçekleşmiştir. 

Bu olay, ne hukuken ne de etik olarak basit bir intihar denilerek geçiştirilebilir. Ulaşabildiğimiz verilere göre, ortada çok açık bir ayrımcılık sözkonusudur. Kandıra cezaevinde 6 ay kalmıştır. Bu 6 ayın tamamı hücrede geçmiştir. Halbuki hücre cezası Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında kanuna göre en fazla 20 gündür. 

Ayrımcılık dışında bir açıklama ile bu durumun izahı mümkün değildir. 

Belirlenebilir bir grubun parçası olarak bir insanın ayrımcılık temelli bir yaklaşımla, temel hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakılması insanlığa karşı suçlardan zulüm suçunu oluşturmaktadır.

AİHM ve Türk Anayasa Mahkemesi, devletin hüküm ve kontrolü altında bulunan askerlerin veya mahpusların intiharı halinde devletin ve ilgili kamu görevlilerinin sorumlu olduğuna dair pek çok karar vermiştir.  Buna göre devlet Garibe Gezer’in ölümünden dolayı tazminat sorumluluğu altındadır. 

Dosyasında intihar geçmişi olduğuna dair bilgi olmasına, kendisine zarar vermesi ihtimali yüksek olmasına rağmen, cezaevi hekimi hücre hapsi cezasının çektirilmesine onay vermiştir. 

Kayseri’de infazı yapılmayan 33 günlük ceza blok olarak çektirilmiştir. 

Hekim bu cezanın parça parça çektirilmesi yönünde rapor da düzenleyebilirdi. Yine hekim Garibe Gezer’in hücrede tek başına bulundurulmasının kendisine zarar verme ihtimalini artırdığını bu yüzden diğer mahpuslarla birlikte tutulması gerektiğini de rapor edebilirdi. 

Açık kaynaklarda yer alan bilgilere göre, Garibe Gezer yaşadıklarını cezaevi savcısına ve olaylarla ilgili ifadesini alan savcılara yazılı ve sözlü olarak anlatmıştır. Yine avukatları da bu konuda gerekli girişimlerde bulunmuşlardır. 

Garibe Gezer’in Kandıra Cezaevinde bulunduğu süre içerisinde maruz kaldığı hak ihlalleri ve hakkında verilen disiplin cezaları ile ilgili İnfaz Hakimine yaptığı başvuru ve itirazlarının hiçbiri kabul edilmemiştir. 

Bir mahpusun ablası ile yaptığı konuşmada maruz kaldığı uygulamaları söylemesi veya amacı mahpusun kendisine zarar vermesini engellemek olan ve bu sırada zarar görmesi muhakkak olan yumuşak odadaki süngerlerin zarar görmesinden dolayı verilen hücre hapsi cezalarını onaylamak adil ve makul olarak kabul edilemez. 

Türkiye cezaevleri yıllardır keyfi disiplin cezası uygulamaları nedeniyle eleştirilmektedir. Bu keyfi disiplin cezaları pekçok insanın hayatını zehir etmiş ve ölümlere yol açmıştır. 

Bu keyfiliğe dur denmelidir. 

Garibe, ismi gibi ayrımcılığa uğradığı ülkesinde, atıldığı zindanda zindanın kendisini incitmediği düşünülerek bu kez zindan içinde zindan olan hücreye atıldı. 

Bu süreç içerisinde, Cezaevi İdaresi, Hekimi ve Yargı Mensupları açık kaynaklara yansıyan bilgilerin de gösterdiği gibi Garibe`nin haklı çığlığını, son yıllarda cezaevlerinde yaşanan tüm ölümlerde olduğu gibi, duymazdan ve görmezden geldiler. 

Elbette, sayılan bu görevlilerin hukuki sorumlulukları muhakkak ve bu nedenle haklarında soruşturma açılması gerekli ancak bu Garibe`yi geri getirmeyeceği gibi ülkede bilinçli veya bilinçsiz ekilen öfke halini artırdığı da muhakkak. 

Hukukun çeşitli nedenlerle bazen uyuduğu dönemlere tarihi süreçte rastladık ancak hukukun öldüğü bir dönem hiç olmamıştır. 

Garibe de hukuken hakkını er geç alacaktır.

Yorumlar