29 Ekim 2026
“MESEM’ler öğrencilere uygulanan baskı politikasının en keskinleştiği, en radikalleştiği noktalardan bir tanesi. Bu gençler asgari ücretin altında, hiç regüle edilmeden sanayi sitelerinde 12 saatten fazla çalıştırılıyorlar. Bu gençler eğitim almıyorlar. Bu gençler lisede gösterilip MESEM programı adı altında çocuk işçi olarak sanayide çalıştırılıyorlar. Bu durum o kadar büyük bir eğitimsizlik kampanyasına dönüşmüş.”
Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) öğrencilerinin iş cinayetlerinde ölmesini dert edinenler öğrenciler, MESEM’in temsil ettiği geleceksizliğe karşı çıktıkları için tutuklanıyor.
Kadıköy Lisesi’ne asılan “Bize gelecek yoksa sana huzur yok! Yusuf Tekin İstifa” pankartı açan iki üniversite öğrencisi Nehir Dizdar ve Nevin Tekin ‘huzursuzluk’ yaratmış olacak ki gece evlerinden alınarak tutuklandılar.
20 yaşında olan bu iki genç öğrenci üç gün süren tutukluluğun ardından tahliye edildiler imza verme ve yurt dışına çıkış yasağı şartıyla…
MESEM’ler nasıl bir geleceksizliği temsil ediyor? Geleceksizlik derken gençler neyi kast ediyor?
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in DEM Parti Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun yazılı soru önergesine verdiği yanıttan öğrenmiştik son beş yılda 31 bin 747 öğrencinin iş kazası geçirdiğini, en az 37 MESEM öğrencisinin ‘kazalarda’ yaşamını yitirdiğini… 37 öğrenci, 37 çocuk !Nehir ve Nevin işte buna isyan ettiler ve pankart astılar.
Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi öğrencisi Nehir’in ne düşündüğünü, neye itiraz ettiğini o Bakırköy Cezaevi’ndeyken annesine sormuştum.
Emekli öğretmen olan Zübeyde Dizdar “MESEM’lerde çocuklar ölürken üç kuruşa, kızım anayasal hakkını kullandı. MESEM’lerden kim sorumlu, Milli Eğitim Bakanı. Kızım yetkilisine seslenmiş. MESEM’ler konusunda yapılanları beğenmemiş kızım, ki beğenmek zorunda değil, istifasını istemiş, huzursuz olmalısın demiş. Çocuğumun ülkesini bu kadar sevmesi, cesur ve vicdanlı olması beni gururlandırıyor” demişti.
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisi olan Nevin’in babası Orhan Tekin de kızı için “Çocuklarımızın tutuklanması ülkedeki adalet sisteminin geldiği durumu gösteriyor. Kimse eleştirilemez değil. Hakaret yok. Keyfi tutuklamalar, insanlar konuşturulmuyor” sözleriyle duygularını ifade etmişti. MESEM’lerde çocuklarını yitiren ailelerin acısını duyan, hisseden gençlerin varlığı ne kadar kıymetli. Ya hiç böyle gençler olmasaydı!
Çağlayan Adliyesi önünde hem Nevin ve Nehir için hem de bu iki öğrenciye destek veren dört öğrencinin gözaltına alınmasını protesto etmek için açıklama yapan gençlerle konuştum. Çoğu Galatasaray Üniversitesi öğrencisiydi.
‘Huzursuzluk’ yaratan pankartla ne demek istediklerini sordum. Galatarasay Üniversitesi İktisat Fakültesi üçüncü sınıfta okuyan bir öğrencinin yanıtı şu oldu:
“Eğer bir lise öğrencisi MESEM’lerde çalıştırılıyorsa, aileler kazandıkları gelirle çocuklarını onlar çalışmak zorunda kalmadan okutamıyorsa, çocuklar MESEM’lerde öldürülüyorsa, bir bakanı protesto ettiği için gençler tutuklu yargılanıyorsa, yargı sistemine güven kalmamışsa, halk sefalet içindeyse, her ay bir madende patlama oluyorsa bize gelecek yok. Onlar, maşallah geleceklerini yaptılar, yarattılar. Kendi hakkımızı ve geleceğimizi savunmalıyız, huzurlarını kaçırmalıyız. Geleceksiziz. Okuyorum ama ne yapacağım belli değil. İşsiz olabiliriz, çalışsak bile uzun çalışma saatleri, mobbing, düşük ücretler… Dört arkadaşımız sadece pankart tuttuğu için gözaltına alındılar. Acaba tutuklanacaklar mı diye içimizde korku vardı. Böyle bir sebepten tutuklanılır mı diye düşünülür mü normal bir ülkede, biz düşünüyoruz. Hepimiz etten, kemikteniz. Hepimizin korkuları ve kaygıları var. Acaba yarın benim de kapımı çalacaklar mı diye korkumuz var. Ama önemli olan o korkuya rağmen cesur olabilmek ve kendini ifade edebilmek.”
Galatarasay Üniversitesi Endüstri Mühendisliği’nde okuyan başka bir öğrenci de MESEM’lere dair fikrini şöyle anlattı:
“MESEM’ler öğrencilere uygulanan baskı politikasının en keskinleştiği, en radikalleştiği noktalardan bir tanesi. Bu gençler asgari ücretin altında, hiç regüle edilmeden sanayi sitelerinde 12 saatten fazla çalıştırılıyorlar. Bu gençler eğitim almıyorlar. Bu gençler lisede gösterilip MESEM programı adı altında çocuk işçi olarak sanayide çalıştırılıyorlar. Bu durum o kadar büyük bir eğitimsizlik kampanyasına dönüşmüş ki gençlerin iş yerlerinde katledildikleri yetmiyormuş gibi daimi değer üretme sürecine dahil oluyorlar. Hem MESEM’lerde hem liselerde, meslek liselerinde, üniversitelerdeki politikalar bizi daraltıyor, sıkıştırıyor ve ezmeye çalışıyor. Biz o yüzden mücadelemizi sürdürüyoruz.”
Gençler için ölümü, çocuk işçiliğini, baskıyı, mobingi, nöbetleşe yoksulluğu ve ucuz işçiliği temsil eden MESEM’lerle ilgili 2023’ten bu yana 150’ye yakın yazılı soru önergesi verilmiş milletvekilleri tarafından. Yazılı soru önergelerinin çoğu yanıtlanmış. Örneğin bir yanıtta MEB iş kazaları konusunda sorumluluğun Çalışma Bakanlığı’nda olduğunu söylemiş. Bu yanıttan da anlaşılıyor ki çocuk yaştaki öğrencilerin iş kazalarında ölümü ‘huzursuzluk’ yaratmıyor Bakanlık nezdinde. ‘Huzur yok’tan ‘huzursuz’ olanlar asıl olarak öğrenci ölümlerinden ‘huzursuzluk’ duymalı. Zira geleceksizlik öğrencilerin hakiki derdi.

























Yorumlar