3 Kasım 2026
Kocaeli Dilovası’ndaki Ravive Kozmetik fabrikasında 3’ü çocuk 7 işçinin yaşamını yitirdiği yangın faciasına ilişkin davanın 5. duruşmasının ardından Özgür TV yayınına katılan DEM Parti Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, duruşmada ortaya çıkan sahte denetim evraklarını, ailelere yapılan para tekliflerini ve Meclis’te Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ile yaptığı görüşmeyi ilk kez açıkladı.
Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde 8 Kasım 2025 tarihinde meydana gelen ve 3’ü çocuk 7 işçinin hayatını kaybettiği Ravive Kozmetik fabrikası yangını davasının 5. duruşmasını Kandıra Cezaevi Kampüsü’nde takip eden DEM Parti Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Özgür TV canlı yayınında duruşmada yaşananları değerlendirdi. Mahkeme salonunda ailelerin feryatlarının yürekleri dağladığını belirten Gergerlioğlu, duruşmanın ardından gittiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ile yüz yüze görüştüğünü ve mağdur ailelerin tepkilerini doğrudan kendisine ilettiğini duyurdu.
Bakan Işıkhan ile Meclis’te Yüz Yüze Görüşme: “Çok Ah ve Beddua Alıyorsunuz”
Duruşma öncesinde ailelere verdiği sözü tutarak Meclis’te Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın yanına gittiğini belirten Gergerlioğlu, hayatını kaybeden işçilerin fotoğraflarını Bakana gösterdiğini ve mahkeme salonundaki dramatik tabloyu anlattığını söyledi. Gergerlioğlu, Bakan Işıkhan’ın “Nasıl bana böyle söylersin?” diyerek şaşkınlık yaşadığını, kendisinin ise “Çok ah alıyorsun, çok beddua alıyorsun. Size ve diğer yetkililere haklarını haram ediyorlar, çünkü adalet yok. Bir can senin makamından, koltuğundan bin kat değerli” yanıtını verdiğini aktardı.
Mahkemede Sahte Evrak Skandalı: Hayatını Kaybeden Kişi İçin “İmzadan Kaçındı” Yazılmış
Duruşmada yangın öncesinde denetim yapılmış gibi göstermek amacıyla geriye dönük sahte evrak düzenlendiğinin ortaya çıktığını vurgulayan Gergerlioğlu, 24 Ekim tarihli bir belgede hayatını kaybeden Kurtuluş Oransal’ın yerine “imzadan kaçındı” denilerek sahte imza atıldığını ifade etti. Mahkeme hâkiminin tanık sıfatıyla dinlenen memura belgedeki imzaları sorduğunu ve memurun kendi imzasını dahi tanıyamayarak mahkeme önünde ne söyleyeceğini bilemediğini belirten Gergerlioğlu, tanık olarak getirilen görevlinin derhal tutuklanması gerektiğini dile getirdi.
“Belediye Başkanı Aracılığıyla Para, Araba ve Kat Teklif Edildi”
Sanıkların ve sorumluların sahte evraklar ve ağır ihmaller nedeniyle mahkemede söyleyecek sözleri kalmadığı için işi para teklifiyle kapatmaya çalıştıklarını kaydeden Gergerlioğlu, yangında hayatını kaybeden Şengül Yılmaz’ın kardeşi Emine Bulut’un mahkemedeki beyanlarını aktardı. Gergerlioğlu, tutuklu sanık Ali Osman Akat’ın Dilovası Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu aracılığıyla ailelere “Size para verelim, araba verelim, kat verelim, susun” teklifinde bulunduğunu, ancak mağdur ailelerin “Biz canlarımızı satmayız” diyerek bu teklifleri reddettiğini söyledi.
Tutuklu sanık Ali Osman Akat’ın önceki duruşmalarda mahkeme salonunda “Ben büyük balığım, ben balinayım, hepinizi yutarım! Konuşmayın fazla, başınıza iş açarsınız” diyerek aileleri ve katılımcıları tehdit ettiğini hatırlatan Gergerlioğlu, 27 bin liraya satılan parfümlerin üretildiği fabrikada çocuk işçilerin 10-15 bin liraya sigortasız, ruhsatsız, iş güvenliği uzmanı ve itfaiye raporu olmadan çalıştırıldığını vurguladı.
Açığa Alınan SGK ve İŞKUR Müdürleri Göreve İade Edildi
İddianamede Çalışma Bakanlığı, Valilik ve Kaymakamlık yetkilileri ile eski ve yeni belediye başkanlarının yer almadığını, yalnızca Dilovası Belediyesi’nden birkaç alt düzey personelin dosyaya dahil edildiğini belirten Gergerlioğlu, facianın ardından açığa alınan SGK İl Müdürü ile Dilovası İŞKUR İlçe Müdürü’nün yeniden görevlerine başlatıldığını açıkladı. Davanın kasıtlı olarak Dilovası’na en uzak nokta olan Kandıra Cezaevi Kampüsü’ne verildiğini ifade eden Gergerlioğlu, ailelerin tahliyeler ve tutuksuz yargılamalar karşısında büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını ve tüm sorumluların tutuklu yargılanmasını talep ettiğini kaydetti.
Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun Açıklamalarının Tam Metni
Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun Özgür TV yayınında yaptığı konuşmanın tamamı şu şekildedir:
Sunucu: Merhabalar.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Merhaba efendim, iyi yayınlar.
Sunucu: Teşekkür ederiz. Siz de oradaydınız gördüğümüz kadarıyla, haberlerde izlediğimiz kadarıyla. Siz de izlediniz tabii olan biteni. Özellikle bugün ailelerin tepkileri dikkat çekiciydi; kendilerine yapılan para teklifine ilişkin öfkeliydiler, açıklamalar yaptılar. Ben hem onu sormak istiyorum, hangi cüretle bu teklifi yaptılar sanıklar veya sanık yakınları? Ayrıca bugün neler gözlemlediniz, neler yaşandı? Buyurun.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:
“Tabii. Şimdi bugün siz mahkemeye gelip bir de içeri girseydiniz, son derece dramatik bir tablo görürdünüz. Mahkeme önündeki açıklamada, evet, aileler açıklama yaptı. Ama inanın mahkemede mağdur yakınlarına söz verildiği anda onların sarf ettiği sözler hepimizin yüreğini yaktı, gözyaşları sel oldu. Gerçekten ateş düştüğü yeri yakıyor ve onların yüreği hâlâ yanıyor. Perişan durumdalar. Kimisi annesiz kalmış üç çocuğuna annelik babalık yapıyor. Kimisi eşini kaybetmiş, kimisi annesini kaybetmiş. Yani büyük bir dram vardı ve büyük bir öfke vardı. Haklarını helal etmiyorlar ve beddua ediyorlardı.
Ben de bunu bugün, tam da isabet etti, Meclis’te Çalışma Bakanı var. Az evvel Çalışma Bakanı’nın yüzüne söyledim. Bunu da ilk olarak sizin ekranlarınızda açıklıyorum. Çalışma Bakanı’nın yüzüne dedim ki: ‘Bakın, sizin kulağınızı çok çınlattık bu sabah. Ancak iyi çınlatmadık. Yani bir sürü beddua ve ah aldınız.’ Ve onların fotoğraflarını gösterdim ve o dramatik konuşmaları anlattım. ‘Neden hiç vicdanınız sızlamıyor? Neden hiçbir şey yapmıyorsunuz? Neden bir yıldır adalet yok? Neden bu insanlar mağduriyetleriyle kaldı?’ dedim.
Evet, bugün mahkeme salonunda son derece önemli konuşmalar yapıldı, son derece önemli bir duruşma günüydü. Şimdi Emine Bulut Hanımefendi, ‘Bize Ali Osman Akat, Dilovası Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu aracılığıyla teklifte bulunuldu’ diyor. ‘Size para verelim, size araba verelim, size kat verelim, susun’ denmiş. Onlar da ‘Biz canlarımızı satmayız’ diyorlar. ‘Satmayız, hayır’ diyorlar. Yani bu insanlar bir de son derece mağdur insanlar. Ve bu işin gerçekten büyük bir adaletsizlik ve facia olduğunu bilen yetkililer, bu işin kendi aleyhlerine çok acı bir faturayla sonuçlanacağını bilen yetkililer işi kısa yoldan çözmeye çalışıyor: ‘Verelim üç kuruş para, bitirelim bu işi.’ Bakın, çünkü çözülebilecek bir sorun yok ortada. Çözülebilecek bir sorun yok; tam bir felaket yani. Tam bir çorap söküğü gibi gelen büyük bir felaket, büyük bir rezalet ve skandal var ortada. Katliam öncesi inanılmaz bir şekilde ihmaller… Hadi tamam, katliam oldu kardeşim; adil bir iş yapın, vicdanlı iş yapın, sorumluları yargılayın, bir yıl olmadan cezalandırın. İnsanlar biliyor ki, bunu çok söylediler bakın, aileler şu cümleyi çok söylediler bugün: ‘Biliyoruz ki canlarımız geri gelmeyecek. Ancak adaletin gerçekleşmesi bizim yüreğimizi biraz serinletecek. Biz yani niye buradayız? Canlarımız geri gelmeyecekse niye buradayız? Sırf bir şey için: Adalet tecelli etsin diye buradayız’ diyorlar.
Peki adalet var mıydı? Yoktu. Bakın, biz bugün neler neler konuştuk biliyor musunuz? Sahte evrakları konuştuk ya! Belli ki bakın, katliam sonrası birileri alelacele oturmuş, durumu kurtarmaya çalışmış, sahte evrak oluşturmuşlar. Hâkim Bey de zaten bunu anladı. Oradaki memura sordu: ‘Ya kardeşim bu senin imzan mı? Şuradaki senin imzan mı?’ Adam ne diyeceğini bilemedi. Aslında sanık olması lazım, tanık diye getirilmiş. Tutuklanması lazım! Çünkü yalan söylüyor, apaçık bütün salon anladı. Hâkim Bey de anladı, hepimiz anladık, hukukçu olmaya gerek yok. Belli ki sahte evrak tanzim edilmiş katliamdan sonra; güya önceden denetim yapılmış gibi, ‘İşte gidildi, denetim yapıldı’ falan filan. Ya bakın yatacak yerleri yok! 24 Ekim tarihli bir belge bu. Peki burada, ya ölmüş adamın yerine ‘imzadan kaçındı’ diye imza atılmış! Bakın, Kurtuluş Oransal var ya, ölmüştü; sonradan belli ki evrak düzenlenmiş. Bu tam net değil, netleşecek ama belli ki hâkim de durumu anladı. Ya ‘imzadan kaçındı’, adam ölmüş ya, ‘imzadan kaçındı’ diye uyduruktan imza atılmış. Adam kendi imzasını bile tanıyamıyor, ne yapacağını bilemiyor, ne diyeceğini bilemedi. Yani mahkemenin karşısında rezil oldu.
Bakın, şimdi neden para teklif ediliyor? İşte bundan! Söyleyecek tek kelimeleri yok. Burada patron, bürokrasi, belediye, valilik, kaymakamlık, Çalışma Bakanlığı, hepsi oradaymış. Hepsi suçlu. Ben zaten bir yıldır, sadece bugün Dilovası parfüm deposu katliam davasında değildim; bir yıldır her gün unutturmamak adına sosyal medyalarımdan bu kişilerin istifasını istiyorum, bu beş makamın. Unutturmayacağız bunu. Meclis’te defalarca anıyorum ve ailelere de bugün söz verdim: ‘Akşama sizin bu söylediklerinizi Bakana ileteceğim’ dedim. Bugün de Bakanın yüzüne söyledim, bakın ilk defa sizin ekranlarınızda söylüyorum. Bakan Bey şok oldu. ‘Ya nasıl olur, nasıl bana böyle söylersin?’ ‘Vallahi’ dedim, ‘çok ah alıyorsun, çok beddua alıyorsun. Size ve diğer yetkililere haklarını haram ediyorlar. Çünkü adalet yok.’ O insanların, yani o mazlum, mağdur insanların bir ahı dünyayı devirir ya! Ya bak, o mazlum Altun Taşdemir, Nisa’nın annesi iki gözü iki çeşme ağladı ve nasıl cümleler söyledi, gelip görecektiniz yani. Bakın anlatması mümkün değil, o kadar yürekler yanmış. Ve siz bir yıldır hiçbir şey yapmamışsınız, şurada beş gün sonra bir yıl doluyor.
Ben geçen sene de Sayın Bakanın yüzüne söylemiştim: ‘Bakın’ dedim, ‘eğer iyi bir insansanız, vicdanlı bir insansanız istifa edin Sayın Bakan. Çünkü insanoğlu bu yükle dolaşamaz. Bir insan bu yükle yaşayamaz’ dedim ya! ‘En azından istifa edin, bir rahatlayın yani. Sizin için bakanlık bu kadar önemli mi ya?’ dedim. Allah Allah! Ama adam istifa etmedi, affını dilemedi ve yine çıkmış karşımıza. Vallahi ben de demediğimi bırakmadım, kusura bakmasınlar, ailelere verdiğimiz söz vardı.
Ve biz bugün mahkemede neler neler dinledik. Yani belediyede ne dolaplar dönüyor! Ve bakın, iddianamede aslında bakanlıklar dahil edilecekken, valilik, kaymakamlık dahil edilecekken sadece Dilovası Belediyesi’nden üç beş alt yetkili… Eski dönem Dilovası Belediyesi kaçak binayı yıkmamış, ruhsatsız binaya da göz yummuş. E nerede bu adam, yargılanması gerekmiyor mu? Hayır. E şimdiki belediye başkanı? Hayır. İki üç tane böyle kurban verip bu işi bitirecekler. Şimdi gerçek anlamda bu insanların acısını dindirmek için bir hukuk devleti olsa en başta o Çalışma Bakanı’nın istifa etmesi lazım. ‘Ya Ömer Bey, sen de yani benim bütün makamımı istiyorsun.’ Evet kardeşim, istiyorum! Senin makamın bir candan daha önemli değil. Bir can senin makamından, koltuğundan bin kat değerli. Sen bunu anlamadığın müddetçe bu ülke hukuk devleti olmaz kardeşim. Çok net bir şey söylüyorum ben sana ya, çok net bir şey söylüyorum! Ya böyle bir şey olabilir mi ya?
Şimdi gelin mahkemeye, aileler diyor ki: ‘Bakın, bizim canlarımız gitti. Bir yıldır da perperişan…’ Kimisinin eşi kanser hastası, gelemiyor bile; adam yakında Allah korusun ölecek. Bütün bir yılı buralarda geçti, mahkeme kapılarında, yollarda geçti zavallı adamın. Durumu ağırlaşmış ama hâlâ adalet göremiyor. Adalet göremeden Allah korusun öbür dünyaya gidecek. Kimisi erken doğum yapmış üzüntüden, kimisi çocukları anasız babasız perişan durumda. Her ailede bir dram var, anlattılar inanın ki.
Ama bunun karşısında, ya patronların pervasızlığı çok dikkat çekiciydi! O kadar şımarıklar, o kadar pervasızlar, böyle o kadar mağrur cevaplar veriyorlar. Önceki duruşmalarda Ali Osman Akat şöyle demişti: ‘Ya ne konuşuyorsunuz kardeşim? Ben büyük balığım, hepinizi yutarım! Konuşmayın fazla, başınıza iş açarsınız.’ Adam tutuklu sanık bakın, mahkemede söylüyor bunu! ‘Ben balinayım’ diyor, ‘sizi yutarım!’ Bakın, şımarıklığa bakın. Yani bu katliam neden olmuş, aslında kendileri anlatıyor. Neden olmuş bu katliam? İşte zaten mahkeme salonunda her hâl ve hareketleriyle anlatıyorlar. Yani siz şimdi büyük bir uçurum görüyorsunuz: Bir tarafta mağrur, şımarık, multimilyarder insanlar; bir parfüm şişesi 27 bin liraymış, ufacık! Adam binlerce bundan satıyor. İşçisine verdiği para işte 10 bin, 15 bin lira falanmış, düşünün. O işçiler çocuk olarak çalışıyor. Yani büyük bir uçurum var; mağrur, şımarık insan tepede, mazlum, mağdur insan, çocuğunu çalıştırmak zorunda olan insan en dipte. Ve büyük bir felaket olmuş ve sonra bunu bürokrasinin de yardımıyla kapatmaya çalışıyorlar.
İddianame hazırlanmış; gerçek sorumlular yok, bakanlık yok, valilik, kaymakamlık yok, sadece belediyeden üç beş kişiyi zorlamayla katmışlar. Yani hiçbir kamu görevlisi katılmayacaktı, zor bela katıldı. Onların da bir kısmı tutuksuz yargılanıyordu ve sonrasında yoğun bir baskı geldi, tekrar tutuklandı. Çünkü sahte evrak düzenlenmiş! Ruhsat yok ortada, iş güvenliği uzmanı yok, sigorta yok, SEDAŞ kontrolü yok, yangın itfaiye raporu yok… Ya tam bir felaket yani! O kadar böyle üst üste gelmiş ki burasının yanmaması mümkün değil. Bakın ben bunu çok net gördüm bir yıldır: Buranın yanmaması, burada bir bombanın patlamaması mümkün değilmiş ve bu facia olmuş. Maalesef olan bu.”
Sunucu: Peki şunu sormak istiyorum; yani hem davanın Kandıra’da görülmesi gerçekten de son derece uzak, aileler de bugün şikâyet ettiler bu konuda, dillendiriyorlar her duruşmada. Bir diğer yanı da tek tek tahliyeler oluyor, yani bunlara ne diyorsunuz? Bu iş birliğinin bir sonucu mu bunlar da?
Ömer Faruk Gergerlioğlu:
“Tabii. Şimdi bakın, Dilovası’na en uzak yere vermişler, Kandıra Cezaevi Kampüsü’ne. Ya Gebze var kardeşim! Gebze’ye niye vermiyorsun? ‘Efendim işte sansasyon olur, bir sürü insan gelir, başımıza iş açılır.’ Kandıra, dağın başında bir cezaevi kampüsü, gitmesi bayağı zor. İnsanlar oradan buradan otobüs bulacak, perperişan; insanlar maddi manevi fedakârlık yapıp o davaya gitmek zorunda kalıyorlar. ‘Gebze’ye alın’ diyoruz bir yıldır, almıyorlar. Burada da bir kasıt olduğu besbelli.
Yine ailelerin bugün en çok altını çizdiği husus şuydu: ‘Tahliyeler çok canımızı yakıyor’ dediler. Yani mesela ‘Nasıl tahliye oluyor?’ diyorlar. ‘Ortada bir katliam olmuş, bizim yakınlarımız kömür olmuş; bu adamlar gayet rahat evlerinde böyle şen şakrak, keyifli bir şekilde yaşıyor, tutuklanmıyor bile veya tutuklansa hop serbest bırakılıyor.’ SGK İl Müdürü açığa alınmıştı, göreve başlatıldı. Dilovası İŞKUR İlçe Müdürü açığa alınmıştı, göreve başladı. Bir sürü insan belediyeden tutuksuz yargılanıyor; bunların tutuklanması yönünde çok önemli bir isteği vardı mağdurların. Gerçekten ‘Biz bunu kaldıramıyoruz’ dediler. ‘Yani bizim şu anda unuttuğumuz bir acı yok ortada. Bu katiller hesap versin’ diyorlar. Ve o sanıkların çıtı çıkmıyor, söyleyecek bir şeyleri yok. Yani tahliye noktasında aileler büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor, bunu söyleyeyim. Çünkü adli kontrol falan verilmiş ama aileler ortada büyük bir facia olduğunu, sıradan bir olay olmadığını, o yüzden ağır bir ceza öncesi de mutlaka bunun tutuklu olarak devam etmesi gerektiği yönünde beyanlarda bulundular.”
Sunucu: Evet. Çok teşekkür ederiz yayınımıza katkılarınızdan dolayı.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sağ olun, iyi yayınlar diliyorum.
























Yorumlar