29 Aralık 2020

YouTube

ÖFG TV 100. “Özel” Bölümü Konukları;

  1. Diyarbakır Baro Başkanı Cihan Aydın,
  2. Selahattin Demirtaş’ın Avukatı Doç. Dr. Kerem Altıparmak,
  3. Yüksel Direnişçisi Çıplak Arama Mağduru KHKlı Mahmut Konuk,
  4. Tutuklu Askeri Öğrenciler Mücadelecisi Melek Çetinkaya,
  5. HDP İzmir Mv. Murat Çepni,
  6. Kayıp Yusuf Bilge Tunç’un Babası Mustafa Tunç,
  7. Türkistanlılar Derneği Başkanı Burhan Kavuncu,
  8. Suruç’ta Katledilen Şenyaşar Ailesinden Ferit Şenyaşar,
  9. KHKlı Direnişçi Cemal Yıldırım,
  10. OHAL’in Maliyetleri Raporlarının Araştırmacısı ve Yazarı KHKlı Doç. Dr. Bayram Erzurumluoğlu,
  11. Yüksel Direnişçisi Acun Karadağ’ın Kızı İpek Moral,
  12. Ahmet Burhan Ataç’ın Annesi Zekiye Ataç,
  13. Ankara Tabip Odası Başkanı Ali Karakoç,
  14. Çıplak Arama Mağduru Av. Betül Alpay,
  15. Helikopterden Atıldığı İddia Edilen Servet Turgut’un Kardeşi Naif Turgut.

ÖFG TV 100. Bölüme Ulaştı!

Herkese merhaba. Değerli izleyenler bugün yine ÖFG TV programı ile yine saat 21.00’de sizlerle beraberiz. Bugün ÖFG TV programlarımızın özel bir programı olacak. Biliyorsunuz sosyal medyadan ÖFG TV programlarımızı 2,5 yıldır yapıyoruz. Çok önemli konu ve konuklarımız oldu. Çok önemli gündemler oluşturduk, buradaki programlar zaman zaman basında yer aldı, televizyonlara yansıdı çok önemli bir inisiyatif oluşturduk, gündem oluşturduk ve devam ediyoruz yolumuza. Kimi zaman tek başıma yapıyorum, kimi zaman konuklarımla yapıyorum, kimi zaman kendi makam odamda yapıyorum, kimi zaman dünyanın öbür ucuna bağlanıyoruz. Online bağlantılarla; Amerika, Avrupa, değişik yerlerden bağlantılar yapıyoruz. Teknik masada arkadaşlarımız büyük bir gayret ve istekle çalışıyorlar ve çok iyi işler çıkardığımızı düşünüyoruz.

100. Bölümümüzde 2020’nin ezilenlerini konuk edeceğiz.

Bugün ÖFG TV’nin 100. Özel bölümü. 100. Bölüme, yaşımıza basıyoruz. Bizim için önemli, mutlu bir gün ve inşallah daha da programlar yaparız, daha da halkımıza faydalı oluruz. İnsan hakları alanındaki gelişmeleri duyururuz ve ihlalleri önleriz diye düşünüyoruz. Aynı zamanda bugün 2020’nin son programı olacak bizim açımızdan, bu da bizim için çok önemli. 2020 panoraması konuşacağız. Bugün farklı bir program olacak, sadece bir konuk değil farklı birçok konuğumuz olacak o yüzden ekranınızın başından ayrılmayın diyorum şimdiden. Çok değerli, çok önemli konuklarımız olacak ve kendi konumları ile ilgili önemli bilgiler, özet bilgiler verecekler. Eğer arkadaşlarımız hazırsa ilk konuğumuza bağlanalım.

Merhaba başkanım.

Cihan Aydın: Merhaba Ömer Bey iyi yayınlar diliyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Diyarbakır Baro başkanı Cihan Aydın konuğumuz. Biz kısa bir sürede Diyarbakır’da ki adli durumları, yargının durumunu, bölgenin durumunu ve yargısal süreci buradan perspektif ile bir Türkiye değerlendirmesi yapmasını isteriz 2020’nin. Oldukça önemli bir baronun başkanı Cihan Başkanımız, söz sizde Cihan Başkanım.

Çıplak arama konusunda mücadelenizde size yapılan saldırıları kınıyoruz. 2020’de çoklu baro diye dayatılan sistem bütün itirazlarımıza rağmen kanunlaştı.

Cihan Aydın: Çok teşekkür ederim. Türkiye’de ki insan hakları meselelerini gündeme getirdiğiniz için burada bize de bu fırsatı tanıdığınız için çok teşekkürler. Malum Türkiye’de son dönemlerde insan hakları meselesi üzerinde çalışan sivil toplum örgütleri, parlamenterler yani herkes bir nevi tehdit altında. Bazı mekanizmalar yürürlüğe giriyor ve hedef altına getiriyorlar. En son size yönelik olarak da gerçekleştirilen bu saldırıyı buradan kınadığımızı söylemek isteriz. Bu yönü ile bir sivil toplum çalışmaları yönünden yapmış olduğumuz, yapmış olduğunuz faaliyetler, yürütmüş olduğunuz faaliyetler ve zaman zaman bize sunmuş olduğunuz destekler için de ayrıca çok teşekkür ediyorum çünkü bu alan maalesef son dönemlerde deyim yerindeyse ateşten gömlek. Yani insan hakları savunuculuğu öteden beri Türkiye için her zaman riskli bir alandı ama son dönemlerde maalesef bu risk daha da artmış durumda. İnsan hakları ile ilgilenen kişiler kurumlar sürekli kamu görevlileri tarafından zaman zaman iktidar yetkilileri tarafından hedef gösteriliyor. İtibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Bu 2020 yılında sıkça karşılaştığımız bir durum. Umarım 2021 yılında bu mesele, bu insan hakları savunucularına yönelik hem fiziki saldırılar hem sözlü saldırılar hem de yargı tacizi sona erer diye umut ediyoruz. 2020 yılı için açıkçası iç açıcı bir şey söylemek çok mümkün değil. Diyarbakır’dan baktığınızda da Türkiye’den baktığınızda da bu alana ilişkin olarak iç açıcı bir durum yok! Bizim için en önemli meselelerden birisi hiç kuşkusuz baroların bölünmesi, çoklu baro yasası olarak adlandırılan bir ilde birden fazla baro kurulması yönündeki yasal değişiklikti. Bu 2020 yılında bizi, baroları, avukatları en çok etkileyen, en çok ilgilendiren ve bir o kadar da mobilize eden bir girişimdi. Maalesef bütün itirazlarımıza rağmen 80 baronun, 80’inin karşı çıkmasına rağmen bu yasa kabul edildi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ve yürürlüğe girdi. Bunun biz o zaman da söylemiştik, bu yasa gerçekten ihtiyaçtan kaynaklı bir yasa değil. Avukatların başka başka çok daha önemli sorunları var ve Türkiye’nin hukukun üstünlüğü meselesinde mesafe kat etmesi gerekir, asıl odaklanmamız gereken mesele bu diye söylemiştik ve bu yasa uygulanamayacak diye söylemiştik ve söylediğimiz de önemli ölçüde gerçekleşti. İstanbul’da nasıl kurulduğu belli olmayan bir baro kuruldu ve Ankara’da buna ilişkin olarak girişimler var ve bu ikinci baro Ankara’da ilişkin olarak da maalesef çok hukuk ve etik dışı işler yürütüldüğüne yani avukatları özellikle kurumda çalışan avukatları bu baroya üye etmeye yönelik etik dışı taahhütler, çalışmalar, faaliyetler yürütüldüğü konusunda bilgilerimiz de var. Dolayısıyla 2020 yılı avukatlar ve baroların açısından bakıldığında bu yönüyle iç açıcı bir yıl değil! Çok sayıda meslektaşımız son dönemlerde 2020 yılı içerisinde çok sayıda meslektaşımız tutuklandı, yargı tacizine uğradı, haklarında kovuşturma ve soruşturmalar açıldı ve son dönemlerde kamuoyunda avukat intiharlarını çok sık olarak karşılaştık. Buna tanıklık ediyoruz, bu da evet Türkiye’nin temel bir sorunu bu yoksulluk giderek yoksullaşma işsizlik meselesi Türkiye’nin temel bir sorunu haline geldi ve bunun üzerine hukuksuzluk da binince, eklenince işte o zaman insanlar maalesef canına kıyamayı bir tercih, bir yol olarak önlerine koyuyorlar ve bu acı verici, bu üzüntü verici olaylara tanıklık ediyoruz. Kadın cinayetleri maalesef 2020 yılında artarak devam etti. Sivil toplum örgütlerinin, baroların bu konudaki çalışmaları da itibarsızlaştırılmaya çalıştırıldı, çocuk istismarları hakeza öyle, çevreye yönelik gerçekleştirilen saldırılar diyeceğim çünkü gerçekten bazı şirketlere hükümete yakın bazı şirketlere bu konuda tolerans tanındı, doğanın yağmasına olanak sağlandığına yönelik veriler var elimizde, barolarımızda, sivil toplum örgütlerimizde.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Son cümleler ile toparlayabilirsek.

Cihan Aydın: Yani dolayısıyla işkence meselesine ilişkin birkaç şey söylemek lazım. Sizin de son günlerde gündeme getirdiğiniz cezaevlerinde çıplak arama meselesi ve cezaevlerinde bunun dışında da çok sayıda hak ihlali var. Yani işkence iddiaları var, kötü muamele iddiaları var, ve zaten bu pandemi nedeniyle yoğun bir izolasyon yaşayan ailelere yönelik ve mahpuslara yönelik daha da ağırlaşan, katmerleşen bir uygulama var. 2021 yılından ne bekliyoruz dersek? Bütün bu söylediklerimizin tam tersini bekliyoruz. Hukuka, adalete dönüş bekliyoruz, sivil toplum örgütlerini bir mücadele edilmesi gereken bir unsur ya da bir düşman olarak kodlamak yerine sivil topluma daha fazla kulak kabartan, sivil toplum ile işbirliği içerisinde yürütme ve yasama faaliyeti yürüten bir yıl olarak geçmesini bekliyoruz 2021 yılının. Çok teşekkür ediyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok teşekkür ederim Cihan Aydın’a. Çok önemli konularda konuştu. Türkiye’de ki avukatlarımızın sorunları ile ilgili konuştuk. Çok teşekkür ediyoruz Cihan Başkanım.

Değerli izleyenler şimdi de çok değerli bir bilim insanı konuğumuz olacak. Kendisi Doç. Dr. Kerem Altıparmak insan hakları hukukçusu, çok değerli hocamız. Kendisi ile son günlerde ki gündemde ki çok önemli 2 olayı da konuşacağız aslında. 1. Takip ettiği AİHM ve takip ettiği Eski Eş Genel Başkanımız Sn. Selahattin Demirtaş’ın AİHM ile ilgili görüşlerine başvuracağız. Aynı zaman da bugün de önemli bir gelişme yaşandı. Çok değerli sivil toplum aktivisti Osman Kavala zulmen tutuklu bulunduğu cezaevinden Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurusu olmuştu bu konuda da bir ret kararı geldi, bu sıcak bir gelişme. Biz öncelikle Kerem hocama hoşgeldin diyoruz. Hocam söz sizde Sn. Selahattin Demirtaş’ın AİHM kararı konusunda bize çok telefonlar geliyor genel merkezimize, şahsıma seçmenlerimiz ve tüm Türk halkı çok seviyor Selahattin Demirtaş’ı bir an önce serbest bırakılmasını istiyor. Biz mahkeme kararından sonra sizinle AİHM’deyken görüşme yapmıştık oldukça iyi bir karar olduğunu söylüyordunuz. Son gelişmeler ile birlikte sizin görüşlerinizi alalım hocam.

“Osman Kavala’nın iddianamesini okuyacak kadar bir Türkçe’niz varsa Anayasa Mahkemesi kararının hukuken yorumlanacak bir yanının olmadığını da görebilirsiniz.” O kadar korkunç bir iddianame söz konusu ki ortada yani siyasi olduğu çok belli

Kerem Altıparmak: Ömer Bey biliyorsunuz siz de söylediniz ben hukukçuyum, hukuka göre konuşuyorum, hukuka göre konuşunca bazen tabi olayları tarif etmekte doğru sınırlar çizmekte, Türkiye’de ne yazık ki çaresiz kalıyorsunuz. Hem bahsettiğiniz gibi Demirtaş kararı hem de Kavala’nın hala Bakanlar Komitesi’nin önünde devam eden vakalarına baktığınızda aslında her ikisi açısından AİHM’in ulaştığı çok net bir sonuç var. Bu insanlar suçlu oldukları için değil ama siyasi amaçlarla, birinde sivil toplumu susturmak, birinde siyasi bir partinin liderini susturmak o amaçlı olarak tutuklanmışlar ve aslında tutuklama bir cezalandırmaya dönüşmüş deniyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire kararı 2020’nin sonunda ben artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi açısından en azından Türkiye’nin bir oyuna çevirdiğini, tutukla bırakıyormuş gibi yap, tekrar tutukla meselesinin sonuna getirdiğini düşünüyorum. Bu oyunun sonunun gelmiş olması buradaki hak ihlallerinin ne yazık ki sonunun da geldiği anlamına gelmiyor ama bu da önemli bir aşamadır. Kavala’nın bu şekilde Anayasa Mahkemesi tarafından tahliyesine yol açacak bir karar verilmemesi de bunu katmerlendirecek. Bu 2021 yılının Türkiye için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmaması nedeniyle bir kriz yılına dönüşeceğini ön görmemizi mümkün kılıyor. Yani şimdi Mehmet Uçum’un okumuşsunuzdur bazı görüşleri olmuş ben anlıyorum ki Süleyman Soylu’nun Erdoğan’ın ve Bahçeli’nin, Bahçeli’nin belki değil ama Süleyman Soylu ve Erdoğan’ın argümanlarının arkasında yatan akıl o! Yani neden uygulanmaması gerektiğine dair hukuki bir gerekçe üretmeye çalışıyor. Bunu bir savunmaya çevireceğini öngörüyorum hükümetin her ikisi açısından ama her ikisi açısından da bu çıkmaz bir yol yani Türkiye’nin Avrupa Konseyi ile ilgili olan ilişkilerinin devamı bu kararların uygulanmasına bağlı ne kadar sancılı bir süreç bekliyor bizi bilemiyorum. Yani karar çıkalı bir hafta oldu, o karara çok emek vermiş birisi olarak ben şu anda onun mutluluğunu yaşıyor olmalıydım ama 1 hafta geçti. Demirtaş açısından da sinyal veriyor, önümüzde çok kolay bir süreç olmadığını sadece Sn. Kavala açısından değil onun hakkından diğer siyasi tutuklamalar açısından da gazeteciler açısından da zor bir sürece gireceğimizi gösteriyor ama bu zor sürece sadece biz girmeyeceğiz, şu açık ki artık hükümette artık zor bir sürece giriyor ne kadar öngörüyorlar ne kadar bilerek ve isteyerek bu yolu tercih ediyorlar bilemiyoruz. Bu kez çok az hukuk konuştum ama belki görmüşsünüzdür biraz önce şunu yazdım: “Osman Kavala’nın iddianamesini okuyacak kadar bir Türkçe’niz varsa Anayasa Mahkemesi kararının hukuken yorumlanacak bir yanının olmadığını da görebilirsiniz.” O kadar korkunç bir iddianame söz konusu ki ortada yani siyasi olduğu çok belli, nitekim belki biliyorsunuz hükümet bu iddianameyi çevirttirip Bakanlar Komitesine yolladı, sonra siteden kaldırdılar muhtemelen utandılar o iddianamenin orada bulunmasından ama artık o iddianame denilen belgenin herkes tarafından okunması söz konusu, onun için herkes gördü bunun nasıl korkunç bir metin olduğunu.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Umarım iyi gelişmeler olur hocam, biz iyi temenniler ile 2021’e girelim diyelim, size de çok teşekkür ediyoruz.

Büyük Daire kararını hem Kavala hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından verilmiş olan olumsuz kararı bu anlam da iyi de okuyabiliriz, çünkü bu oyun bir yerde bitecekti, şimdi hukuki olarak o noktaya geldik. Onun için bunun mutlaka kötü bir şey olarak algılamayalım, biraz daha sabretmek lazım demek ki.

Kerem Altıparmak: Ben teşekkür ederim. Ben şöyle de bir bağlayım. Ben çok kötümser olarak söylemedim, bu geçilmesi gereken bir aşamaydı ve biz bu aşamaya geldik onun için bir yandan da geldiğimiz bu noktayı hem Büyük Daire kararını hem Kavala hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından verilmiş olan olumsuz kararı bu anlam da iyi de okuyabiliriz, çünkü bu oyun bir yerde bitecekti, şimdi hukuki olarak o noktaya geldik. Onun için bunun mutlaka kötü bir şey olarak algılamayalım, biraz daha sabretmek lazım demek ki.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Biraz daha sabır diyor Kerem Altıparmak hocamız.

Kerem Altıparmak: Size de iyi yıllar diliyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Evet ÖFG TV 100. Bölüm devam ediyor. 2020 yılını değerlendiriyoruz yılın önemli şahsiyetleri, konuları ile devam ediyoruz, çok önemli konular ile devam ediyoruz. Bu yıl mağdur edilen bir önemli direnişçi vardı, yılların direnişçisi, yılların mücadele insanı, sağlık emekçisi olmasına rağmen zorbalıkla, zulmen ihraç edilen Mahmut Konuk. Mahmut Konuk ihraç edildikten sonra boyun eğmedi ve sonrasında maalesef bu sene içinde gözaltına alınıp, tutuklandı ve cezaevine kondu ve daha sonra mahkemede tahliye edildi. ÖFG TV’nin 100. Programında söz sizin Mahmut Hocam.

Sincan’a girer girmez çıplak aramadan geçirdiler karşı çıkmamıza rağmen. Benim oğlum yaşındaki adamlar çıplak aramaya zorladılar. Ya zorla, dayakla çıplak aramadan geçirecekler, ya da pantolonumuzu çıkarıp vereceğiz onlara arayıp getirecekler.

Mahmut Konuk: Faruk hocam merhaba, sevgili dinleyiciler herkese merhaba. Öncelikle son günlerin tartışma konusu olan çıplak aramadan gireyim daha yeni çıplak aramadan çıkmış bir insan olarak bunu ifade edeyim. Devlet Bahçeli bir şey yok diyorsa yok oluyor, var diyorsa var olmuş oluyor, öyle mi diyelim yoksa kendi yaşadığımız gerçeklere mi inanalım. Sincan’a girer girmez çıplak aramadan geçirdiler karşı çıkmamıza rağmen. Benim oğlum yaşındaki adamlar çıplak aramaya zorladılar. Ya zorla, dayakla çıplak aramadan geçirecekler, ya da pantolonumuzu çıkarıp vereceğiz onlara arayıp getirecekler. Ya hani ara ister aletle ara, ister elinle ara yok, illa ki usul böyleymiş. Adana’ya götürüldüğümde sabaha doğru apar topar bizi koğuştan aldılar, Adana’ya götürdüler 6 kişiydik. 6 kişiyi 5 ayrı cezaevine dağıttılar. 5 kuruş bizim hesabımızda para var ama 5 kuruş harçlık vermeden, aç karnına gönderdiler bizi. Yolda kumanya veririz dediler, verikleri kumanya, ben şeker hastasıyım beyaz ekmek içine kaşar peyniri, yanına reçel, yanına hazır meyve suyu. Hiçbirisi bana olmuyor! Akşama kadar aç kaldım! Kaşar peynirini ikiye böldüm, iki ara öğün gibi yaptım, ilaçlarımı almak için yani sadece aç acına gönderiyorlar, aç karnına bekleme odasında bekletiyorlar. Zorla parmak izi almaya zorluyorlar, dahası yani mesela Sincan’da 25 günde 5 tane disiplin cezası verdiler bize. Ben şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim, Türkiye cezaevlerinde benim gördüğüm iki yer var, birisi Sincan 3 No’lu L Tipi, ikincisi Adana F Tipi. Oktay Yıldıray ve Raci Tetik yeninden dirilmiş talimat veriyor desem abartı değil. Mesela Sincan 3 No’lu L Tipi’ne getirildikten 4. Günü dediler aile görüşü var. 4. Gün ailemizle görüşeceğiz, aile görüşünden sonra avukatınız bekliyor dediler ama aile görüş yerinden çıktığımızda dediler ki: “Dizil şuraya, şuraya geç.” Nereye geçiyoruz, duvarın dibini gösteriyorlar. Geçtik duvarın dibine oradan biri bağırdı: “Dön arkanı.” Hani tiyatro yapmıyorum aynen bu. “Dön arkanı.” “Niye dönüyorum arkamı.” İçerden bir amirleri çıktı, “Vay görevli memura isyan ha dur ben sizin cezanızı arttırayım da gör.” Aynen bu başka hiçbir şey yok, hakkımızda soruşturma ifade, ifadelerimizi verdik, yazdık tabi. Dediklerine göre biz isyan çıkaracağız demişiz, sizin her şeyinize karşı çıkacağız demişiz, size isyan etmek için geldik demişiz buraya ve 5 günlük hücre cezası verdiler, ardından 3 gün sonra Mehmet Dersulu’nun dişi şişti, gözaltına alınmadan 1 hafta önce zaten dişi ağrılıydı zaten gözaltında diş fırçalamak yasak! 1 haftalık hapisten sonra dişleri şişti ilaç istiyor diş ağrısından uyuyamamış vermediler ilacı. Akşama doğru kapıları yumrukladı geldi “Ne istiyorsun.” İlaç. “Kes sesini otur yerine.” Mazgalı kapattı ağzına Mehmet’te kapıları yumrukladı. 3 dakika sonra bütün gardiyanlar toplandılar, 15 tane gardiyan toplandı koğuşun kapısını açtılar, “Kim mazgalın kapısını kapatmayı engelledi?” diye. Öyle bir şey yok, mazgalın kapağını engellemek mümkün değil, içerden birisinin ona engel olması söz konusu değil. “İlaç istiyorum dişim için bana böyle yaptı.” Dedi, alın bunu dediler, Mehmet’i karga tulumba aldılar. Beni de duvara yapıştırdı 2-3 kişi geri kalan Mehmet’i aldılar. Dizlerini vura vura Mehmet’i götürüyorlardı. Mehmet oradan “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek.” Diye sloganı atıyordu, biz içerden bu sloganı atıyorduk. Ben de kanıt olsun diye kameralara döndüm hem salondaki kameraya, hem havalandırmada ki kameraya Mehmet’e yapılanları anlattım ve yine “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek.” Diye slogan attım, bize yine ceza verdiler, Mehmet’e hücre cezası bana da 1 ay mektup vermeme cezası!

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Mahmut hocam konuklarımız da var, süremiz kısıtlı son cümlelerinizi almak isteriz.

Mahmut Konuk: Adana’ya gittik. Verilen hücre cezasına itiraz edeceğim, kağıt, kalem verilmiyor. 2. Gün kapıları yumrukladım yine girdiler, hücreye kapatma ile tehdit ettiler, dedim beni parçalasanız da bugün kağıt kalem vereceksiniz. Dediler ki: “Bütün cezaevini ayağa kaldırdın.” Başlarındaki adam kolumu bükmeye çalıştı, duvara çarpmaya çalıştılar, süngerli odaya göndermekle tehdit ettiler, bunları abartmıyorum. Sonuçta kağıt, kalem getirdiler ama 1 hafta boyunca alışveriş yapamıyorsun. Çünkü paran Sincan’da kalmış, seni 5 parasız göndermişler. Hapishaneden hastaneye gitmek ayrı bir dert, her birisi ayrı bir işkence ben hapishaneden hastaneye gitmeyi reddettim, 2 defa gittim 3.sünde dedim ki “Ben bu koşullarda gelmiyorum.” Koluma 2 tane asker geliyor, nefesleri senin nefesine karışıyor. Hani Covid-19 tedbirleri, ben gitmiyorum dedim. Çıktım 2 hafta her Pazartesi gidiyorum iş yerine, hiçbir yere ilan etmeden gidiyorum, polisler orada beklemiş oluyorlar. 1 kişinin açıklama yapması Covid-19 tedbirleri kapsamında “Efendim yasak.” Ben de zorla, sürükleyerek beni yolun kenarına kadar sürüklüyorlar, anayasal bir hak olan basın açıklaması hakkını bile yaptırmıyorlar. Biz bu koşullardayız.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok teşekkür ederiz Mahmut Konuk. KHK’lı konuğumuzdu. 100. Programımız ÖFG TV’de çok teşekkür ederiz Mahmut Konuk. Şimdi Melek Çetinkaya’ya bağlanacağız, kendisi bizi bekliyor, ÖFG TV 100. Bölümü son hızla devam ediyor, karşımızda Harbiyeli öğrenci annesi, daha doğrusu Harbiyeli tüm öğrencilerin annesi Melek Çetinkaya. Hoş geldiniz Melek Hanım. Melek Hanım bu sene önemli maceralar yaşadı, 19 Ocak’ta bir yürüyüş yapmak istedi Ankara’dan İstanbul’a biz de oradaydık çok önemli olaylar yaşadık, yürüyüşü polis engelledi, ertesi günler devam etmek istedi Melek Çetinkaya arkadaşları ile polis yine bunu engelledi ve ardından bir kumpas televizyon yayınında sarf ettiği cümlelerden sonra Melek Çetinkaya gözaltına alınıp tutuklandı ama Melek Çetinkaya boyun eğmiyor, yoluna devam ediyor ve çok azimli. 5 dakika içinde sizin görüşlerinizi alacağız, söz Melek hanımda.

Yeter ki evlatlarım özgür olsun, Abdulhamit Gül geçenlerde Adalet Bakanı bir söz söyledi, kıyamet kopsun yeter ki adalet yerini bulsun mu öyle bir şeydi. Ben de diyorum ki bana ne olursa olsun yeter ki evlatlarım özgür olsun.

Melek Çetinkaya: Ülkemizdeki hukuksuzluktan bahsedecek olursak bu aşikâr zaten. Herkes bunu iliklerine kadar hissetmekte, her geçen gün de bu adaletsizliği hisseden insanlar çoğalmakta. Dediğim gibi askeri öğrencilerin mağduriyeti çok fazla duyuldu, şükürler olsun dün de Avrupa Parlamentosunda gündeme gelmiş bu beni çok sevindirdi. Hiçbir zaman verdiğimiz emeklerin boşa gitmediğini anladım, karşınıza bir sürü engeller çıksa da ben anneyim bu doğrulukları aşmam gerektiğini biliyorum. Hiçbir şey kolay değil. Yani çocuklarımızı 13 yaşında askeri okula teslim ettik, çocuk yaşta komutanlarına emanet ettik, gözünüz arkada kalmasın, onlar bizim evlatlarımız, anası babası bundan sonra biziz dediler fakat geldiğiniz noktada çocuklarımız nerede görüyorsunuz. 4.5 yıldır Silivri Cezaevi’ndeler 7 kişilik koğuşta 40 kişi kalıyor, bugün yine aradı kendisi yani artık bu adaletten hiçbir şey beklemediğini söyledi. Gerçekten bir anne olarak dayanamıyorsunuz ama yapabileceğiniz hiçbir şey yok elimden gelen şey sadece askeri öğrencilerin mağduriyetini her yerde duyurmaya çalışmak. Dediğim gibi ben bununla ilgili bütün kanallara da çıkıyorum. Akit TV’ye de çıktım hiç çekinmeden çünkü çocuklarımın sesini her yerde duyurmam gerekiyor fakat askeri öğrencilerin mağduriyetini anlattırmak yerine farklı sorular ile farklı yöne çektiler ve 2 aylık bir cezaevi süreci yaşadım. Orada da Harbiyeli kızlardan biri ile kaldım. O süreçte de çocuklarımı anlamış oldum, nasıl bir ortamda kaldıklarını bir yandan da benim için güzel bir tecrübe oldu. Bu süreç devam ediyor, dün yine benim mahkemem vardı, bu 2 ay cezaevinde yatmamdan dolayı süren mahkeme SEGBİS bağlantısı yapamadığımız için 12 Nisan’a ertelendi. Her geçen gün yeni bir dosya açılıyor hakkımda, yeni bir suçlama, hakaret davaları, halkı kin ve düşmanlığa sevk etme davaları gibi. Yakın zamanda da Abidin Ünal ve Hulusi Akar’ın hakaret davası ile karşı karşıya geldim ve ardından da manevi tazminat davası. Benim orada söylediğim şey sadece koskoca darbeyi Hulusi Akar bilmezken dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal bilmezken 19 yaşındaki askeri öğrenciler mi bilecek. Gidin bu darbenin hesabını onlardan sorun dediğim için kişilik hakları zedelenmiş ve bana hakaret davası açtılar. 80 darbesinde Hulusi Akar’ın ve Abidin Ünal’ın üsteğmen olduğunu söylememden dolayı böyle bir şeye maruz kaldım. 80 darbesinde dediğim gibi Hulusi Akar ve Abidin Ünal üsteğmen olmasına rağmen Hulusi Akar Milli Savunma Bakanı Abidin Ünal’da emekliliğe ayrıldı. Sürekli Cumhurbaşkanı’nın avukatının yönelttiği sorular, siz zeki çocuklarsınız nasıl darbeyi anlamazsınız, anlamanız gerekiyordu gibi sorular sordu. Geçenlerde vefat eden Necip Kibar kendisi Covid’ten Allah rahmet eylesin diyemiyorum ahirette hesaplaşacağız hakkımızı helal etmiyoruz. 4.5 yıldır çektiğimiz acılarda her bir damla göz yaşında onu da anıyorum. “Siz çok zeki çocuklarsınız nasıl anlamazsınız?” dediğimde. Ben de Hulusi Akar gerizekalı mıydı? O niye anlamadı? Bu soruyu niye ona sormuyorsunuz dediğimde cevap alamıyoruz maalesef yine aynı şekilde mahkemelerimize ne Hulusi Akar geldi, ne Abidin Ünal geldi ama 350’ye yakın hava Harbiyeli, kara Harbiyeli astsubay öğrenciler, erler olmak üzere bir sürü er, yakın zamanda da kursiyer teğmenlerin aldığı müebbetler ile gerçekten ben 100’ler değil 1000’lerce askerin içeride masum yere yattığını düşünüyorum çünkü suçlamalara tepeden değil alttan başladılar, erler, askeri öğrenciler, astsubaylar, kursiyer teğmenler, uzman çavuşlar, teğmenler ve üsteğmenler olmak üzere müebbet verildi. Bunların üzerindekilere albay, yarbay, general konumunda olan insanlara da yardımdan 15 yıl verdiler, tabi ki masumsa o insanlar ceza almasınlar asla bir insanın general, albay, ya da yarbay olması onun müebbet alacağı anlamına gelmiyor. Biz sadece adalet istiyoruz. Çocuklarımızın balistik raporları yapıldı asla ateş etmedikleri ortadayken mala ve cana zarar vermedikleri ortadayken bu hafta Mehmet Akif Ersoy’un haftası biliyorsunuz değerli şairimizin yazdığı İstiklal Marşı’nı o gece askeri öğrenciler halkı ile beraber söylemesine rağmen A Haber’in çocuklarımızı kahraman askerler diye haber yapmasına rağmen müebbet cezalar aldılar ve mahkemede bizim çocuklarımız aynen hakime ve savcıya da şu soruyu sorudular: “Hakim bey ve sayın savcı 15 Temmuz gecesi bizim yerimizde siz olsaydınız ne yapardınız da bugün burada olmazdınız? Ne yapardınız da müebbet cezalara çarptırılmazdınız?” Maalesef bu sorunun cevabını alamıyoruz. Benim çocuklarım ateş etmemiş, kahraman askerler sloganlarıyla otobüslere bindirilmiş ve sabaha kadar otobüste oturulmuş bunun neticesi neden müebbet cezalar bunu anlamış değilim. Sonuç cezaevi olur, tekrar yine veya ölüm olur herhangi bir şey olur artık gerçekten gözümü kararttım, hiçbir şeyden korkmuyorum. Yeter ki evlatlarım özgür olsun, Abdulhamit Gül geçenlerde Adalet Bakanı bir söz söyledi, kıyamet kopsun yeter ki adalet yerini bulsun mu öyle bir şeydi. Ben de diyorum ki bana ne olursa olsun yeter ki evlatlarım özgür olsun.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok teşekkür ederiz, Melek Hanım. ÖFG TV 100. Bölüm konuğuydunuz, sizin ve diğer evlatlarınız bir gün özgür olacak ve bu haksızlık bitecek. Bunun için de mücadeleye devam edeceğiz, ben de size bu konuyu gündem ediyorum, çok önemli bir konu olarak görüyorum ve bu çocuklara büyük bir zulüm yapıldığını söylüyorum.

Melek Çetinkaya: 2021 yılının gerçekten ülkemize ve tüm dünyaya adalet getirmesini diliyorum. Adaletli bir yıl olmasını diliyorum, biz de aynı temenni ile sizlere veda ediyoruz, çok teşekkür ediyoruz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Şimdi de çok değerli mesai arkadaşım, çok değerli vekilimiz, çok değerli arkadaşım, yoldaşım Halkların Demokratik Partisi İzmir Milletvekili Murat Çepni arkadaşımız misafirimiz. Hoş geldin Murat vekilim.

Murat Çepni: Hoş bulduk, sayın hocam. Sevgili, yoldaşım çok sağ olun.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Murat Çepni vekilimiz bir hak mücadelesinin neferi aynı zamanda ekoloji alanında çok önemli, değerli çalışmaları var. Çevre Yasası konuşuldu ve ekonomiyi, çevre hiç de iyiye gitmiyor. Ne diyorsunuz Murat Çepni söz sizde.

Meclis’te Çalışma Bakanı: “Yoksulluğu bitirdik.” derken, öbür taraftan sendikalı işçi sayısı arttığını söylerken, öbür taraftan 8 bin küsür lira yoksulluk rakamı var ve bunun yanında dün 2825 TL asgari ücreti belirlediler.

Murat Çepni: Öncelikle ÖFG TV’ye başarılar diliyorum, çok önemli bir hizmet yapıyor, çok önemli bir çalışma yapıyor. Tüm muhalif seslerin kısıldığı bir dönemde haklara ezilenlere tüm bu sürecin tüm mağdurlarının sesi olan ÖFG TV çok önemli bir hizmet yapıyor bu konuda Ömer Faruk vekilime de çok teşekkür etmek istiyorum, çok kıymetli bir çalışma 100. Programını kutluyorum ve bundan sonraki programlarda başarılar diliyorum. 2020 yılı çok sıkıntılı bir yıl oldu birçok boyutu ile tartışılabilir, ekonomik boyutuyla tartışılabilir, dışişleri boyutu ile tartışılabilir, ekoloji boyutu ile tartışılabilir. 2020 yılı bunların iç içe geçtiği bir dönem oldu. Yani ekoloji alanında yaşanan yani tarım alanında ormanlarda, sularda, yaşam alanlarının yaşadığı tahribatlar ele alındığında aslında ekonomik gelişmeler, iktisadi gelişmeler alanında ne yaşanıyorsa orada da o yaşanıyor. Şöyle bir denklem çok basit olarak kurulabilir; yaşam alanları şirketlere peşkeş çekildi, Karadeniz’de dereler HES’lere peşkeş çekildi, şirketlere peşkeş çekildi, Akdeniz’de öyle, Dersim’de öyle, bütün bunların peşkeş çekildiği şirketler 5’li çete diye tabir edilen şirketlerin kendileri. Dolayısıyla iktidar bir taraftan emeği çok vahşice sömürürken, işçi sınıfına açlığın altında neredeyse asgari ücreti reva görürken Meclis’te Çalışma Bakanı: “Yoksulluğu bitirdik.” derken, öbür taraftan sendikalı işçi sayısı arttığını söylerken, öbür taraftan 8 bin küsür lira yoksulluk rakamı var ve bunun yanında dün 2825 TL asgari ücreti belirlediler. Dolayısıyla bu koşullarda ekolojik yıkım, işçi sınıfının yaşadığı sömürü, açlık yoksulluk, işsizlik bütün bunların iç içe geçtiği ve hepsinin sarayın kasalarında buluştuğu bir siyasi model bu! Sarayın modeli böylesi bir model! Tabi ki bunlar yaşanırken az önce seyrettiğimiz kadın arkadaşımızın sevgili arkadaşımızın yaşadığı mağduriyet ne ise aslında bizim Ünye’de köyünde maden yapılmasına karşı direnen Ayşe teyzemizin yaşadığı şey de aynı, ikisi aynı komuta merkezinden yönetilen bir süreç bu! İşte diyelim ki darbelere karşıyız derken esas darbecilerin Meclis’te olduğu, esas darbecilerin AKP içerisinde hala kademelerde yer aldığını çok iyi biliyorken diyelim ki bu süreçte emir komuta zincirine tabi olmasından kaynaklı insanların gençlerin müebbet hapislere maruz bırakıldığı koşullardayız ama aynı iktidar dün Kürt halkını pekala terörize edebilirken, onlar haklarını talep ederken, pekala çok yüksek perdeden terörize edebiliyorken biz bir baktık ki ya da herkes gördü ki sadece Kürt halkı değil, Karadeniz’de belki AKP’ye oy vermiş, belki MHP’ye oy vermiş köylü kadın da pekala çok rahat terörist haline gelebiliyor, polisin, askerin en ağır şiddetine maruz kalabiliyor,  2020 yılı bütün bunların sarayda somutlandığı, tek merkezden bütün bu süreçlerin yönetildiği bir yıl oldu, o yüzden ekoloji mücadelesi de, kadın özgürlük mücadelesi de, işçi sınıfının emek mücadelesi de tüm hak mahrumiyetleri mücadelesi de bugün geldi, geldi, belli bir demokrasi talebi ve demokrasi mücadelesinde kesişti, böylesi bir yıl oldu 2020 yılı.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok teşekkür ederim, Sayın Murat Çepni değerli arkadaşım. Size iyi yıllar diliyorum, inşallah 2021’de iyi bir siyaset zemininde hem halkımıza faydalı işler yapan çok daha iyi işler yapan bir siyaset zemininde birlikte uğraş veririz, hem de sorunların çözümüne yardımcı olmuş oluruz.

Murat Çepni: Ben de 2021 yılının tüm halkımıza, tüm dünyaya umut özgürlük ve refah getirmesini diliyorum ve hepimize bu anlamda başarılar diliyorum, size de teşekkür ediyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok teşekkürler değerli İzmir Milletvekilimiz Murat Çepni bizimle birlikteydi ve gündemi değerlendirdi, 2020’yi değerlendirdi. Şimdi de bizim yüreğimizi yakan, beni şahsen çok üzen, 17-18 aydır peşinde olduğum ve insan hakları savunucusu olarak asla kabul etmediğim, asla kabul etmeyeceğim vahim bir olayın mağduruna, kaçırılan bir insanın babasına bağlanıyoruz. Yusuf Bilge Tunç. 520 günü buluyor, Yusuf Bilge Tunç yok! Kaybedilmiş, kaçırılmış, ne olduğu belli değil, ölüsü mü var, dirisi mi, ne olduğu belli değil! Sözü uzatmayalım ilk kaçırıldığı günden beri 6 Ağustos 2019’dan beri konuyu takip eden bir insan hakları savunucusu, siyasetçi olarak çok önemsediğim bu olayı belki Türkiye toplumunun büyük bir kesimi çok bilmiyor, önemsemiyor ama bir ailenin canı yanıyor! Bir babnın canı yanıyor! Çocukların canı yanıyor! Bir eşin canı yanıyor! Söz 520 güne yakındır kaçırılmış Yusuf Bilge Tunç’un babası emekli öğretmen Mustafa Tunç’ta hoş geldiniz Mustafa Hocam.

Allah kimsenin başına vermesin hapiste olsa gidersin ziyaret edersin. Ne olduğunu bilmemek kadar acı verici bir olay yok Sayın vekilim baba olarak ben annesi eşi 3 tane çocuğu var çocuklar soruyor: “Anne gidelim babamı arayalım.” diyor o çocuklar. Maalesef o çocuklara verecek cevabın da kalmaz oldu

Mustafa Tunç: Teşekkür ederim söz hakkı verdiğiniz için çok çok teşekkür ediyorum, Allah razı olsun diyorum. Sizin de belirtiğiniz gibi 6 Ağustos 2019’dan bu yana oğlum Yusuf Bilge Tunç kayıp maalesef. Defalarca izlediğimiz gibi müracaat etmediğimiz, hiçbir makam kalmadı, Ankara Adliyesi’nde dosyası bulunuyor, defalarca avukatımız gidiyor, savcılar ile görüşmek için 3 tane savcı değişti bugüne kadar savcı: “İş yoğunluğundan dolayı dosyaya bakamadım.” diyor ve dosyayı sonuçlandıramıyorlar maalesef. Biz istiyoruz ki telefon sinyalleri dinlensin, kameralar incelensin. Oğlum bindiği arabayı oraya kim getirmiş, yani kendisi mi bırakmış yoksa birileri mi bırakmış? Tespit edilsin. Dosya sonuçlansın istiyoruz maalesef iş yoğunluğundan dolayı, 3. Savcının ifadesi geçen gün avukat yine gitmiş bana söyledi iş yoğunluğundan dolayı dosyaya bakamadım diyor. Allah kimsenin başına vermesin hapiste olsa gidersin ziyaret edersin Ne olduğunu bilmemek kadar acı verici bir olay yok Sayın vekilim baba olarak ben annesi eşi 3 tane çocuğu var çocuklar soruyor: “Anne gidelim babamı arayalım.” diyor o çocuklar. Maalesef o çocuklara verecek cevabın da kalmaz oldu annesi de aynı durumda verecek cevap bulamaz oldum gelecek bir gün gelecek bir gün diyoruz ama çocuklar biliyor uzun süredir babalarını göremeyince hep babalarını soruyorlar. Bizim de evladım Allah kimsenin başına vermesin istiyorum ki 2019’un 2020’yi biz karanlık dönem olarak görüyoruz 2021 inşallah gerek bizim için gerekse bizim gibi olanlar için aydınlık bir yıl olur. Hukuksuzluk, adaletsizlik bütün sistemimizi bozdu, psikolojimizi bozdu, Yaşantımızı Ruh sağlığımızı bozdu İnşallah bunlar düzelir Biz olmasak bile bizden sonrakiler düzgün bir hayat sürer ümit ediyorum söz hakkı verdiğiniz için çok teşekkür ederim sayın vekilim.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki çok değerli hocam.

Mustafa Tunç: Teşekkür ediyorum istiyorum ki sizin gibi birçok milletvekili bu konunun üzerine eğilsin. Yani bir insan suçlu olabilir suçlu olan yargıya teslim edilir ama alıp götürülmez. Ben oğlumu devletin belli bir birimi tarafından kaçırıldığına inanıyorum, ondan önceki kaçırılıp sonra çıkar alanlar gibi.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bir zamanlar Cumartesi Anneleri vardı 1990’lardaydı yıllarca çocuklarını aradılar ama maalesef çoğu bulamadı, kemiklerine bile ulaşamadan hayatlarını kaybettiler, Berfu Analar ve diğer birçok anamız gözleri açık gitti. biz umuyoruz ki Mustafa babanın gözü açık gitmesin, eşinin gözü açık gitmesin o çocuklar sevgili babalarına kavuşsun. Bunun için sonuna kadar uğraş vereceğiz Mustafa hocam. Hiçbir zaman unutmadık her basın toplantı da mutlaka anıyorum, her meclis konuşmamda en üst düzey görevlilere Cumhurbaşkanlığı makamına kadar bunu söylüyorum ve inşallah bir gün ortaya çıkacak diye temenni ediyoruz, size çok teşekkür ediyoruz, Yusuf Bilge Tunç’un da canlı olarak aramıza döndüğü bir yıl olarak dönmesini diliyorum.

Evet değerli izleyenler programımız devam ediyor, bugünlerde de sıcak bir gelişme oldu. Uygur Türkleri milletvekili olarak 2.5 yıldır benim hep gündemimde aslında Uygur Türkleri Doğu Türkistan sorunu çocukluğumdan beri benim çok önemli meselelerimden birisidir bu konuda kitaplar okumuşumdur, dertliyimdir Türkistanlı amcaları teyzeleri bilirim konuşmuşumdur, az çok bilirim ama siyaset sahnesine girdikten sonra biz maalesef iktidarın Çin devleti ile yaptığı anlaşmalar nedeni ile Uygur Türkleri ile ilgilenmediğini maalesef Çin Devleti’ni tercih ettiğini gördük, bundan dolayı Uygur Türkleri büyük mağduriyetler yaşıyor, Uygur Türkleri 3 milyon kişi Çin toplama kamplarında şu anda mağduriyetler çok büyük anneler, babalar toplama kamplarında hem ırkı bir asimilasyon var, hem dini asimilasyon var hem de çocuklar yetimhanelerde kreşlerde, Doğu Türkistan halkı çok büyük zorluklar yaşıyor Allah yardımcıları olsun diyoruz, şu anda da konuğumuz çok değerli abimiz, kardeşimiz, dostumuz, Türkistanlılar Derneği Başkanı Sn. Burhan Kavuncu hoş geldiniz. Ben sözü size bırakayım, uzun süredir kamuoyu dikkatle takip ediyor, Uygur Türkleri’nin sorunları her geçen gün yeni sıkıntılar çıkıyor bugünlerde de birkaç gündür Çin devleti meclisinde kabul edilen son anlaşma var bu da bizlere de çok sorular gelmesine yol açıyor, Uygur Türkleri 2020’yi nasıl geçirdi, 2021’de onları neler bekliyor söz sizde?

Doğu Türkistan’da 35 milyon Türkçe konuşan Müslüman insan 71 yıldan beri her türlü zulüm, baskı asimilasyon, imha politikalarına maruz kaldı. Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun bu konuya, Doğu Türkistanlıların maruz kaldığı zulümlere tepki göstermesi, sahip çıkması gerçekten çok önemli, çok takdire şayan. Ben şimdiye kadar yaptığım kamuoyu açık oturumlarımda, açıklamalarda, toplantılarda, bu hususun altını çizerek belirttim çok kıymetli bizim için sizin vermiş olduğunuz destek Allah razı olsun diyoruz

Burhan Kavuncu: Teşekkür ederim, Allah’ın adı ile başlarım. Doğu Türkistan biliyorsunuz 71 yıldan beri Çin Devleti’nin işgali altında. Orada 35 milyon Türkçe konuşan Müslüman insan 71 yıldan beri her türlü zulüm, baskı asimilasyon, imha politikalarına maruz kaldı, fakat özellikle 2016 yılından itibaren yani son 4 yılda toplama kampları ile adını duyuran bir soykırım sahneye konuldu, artık Doğu Türkistan’ı tarih sahnesinden silmek ve orada yaşayan halkı fizik olarak ortadan kaldırmak üzere son bir girişimde bulundu Çin Devleti ve 4 yıldan beri bu hiç aralıksız 2000 yılı içerisinde olmak üzere devam etti, bugün de hala devam ediyor. 8 milyonu aşkın insan toplama kamplarında. 2020 yılı içerisinde gayri resmi Çin Devleti toplama kamplarının amacına ulaşıldığını ve kapatıldığını açıklamıştı ama daha sonra bunlar kendisi ile çelişen açıklamalar bir taraftan da eğitim kamplarının devam ettiğini biliyoruz. Eğitim kampları adı altında Çin Devleti’nin yayın organları tarafından 4 milyon 700 bin insanın bu kamplarda tutulduğu resmi olarak açıklandı bunlar artık bütün dünyanın gördüğü, görüntülerini ve oradan çıkan insanların duyduğu bütün dünyanın şahit olduğu büyük bir soykırım devam ediyor Doğu Türkistan’da ve maalesef sahipsiz durumda, dünyada hiçbir güç bu halka sahip çıkmıyor, tabi biz bir zalimi lanetlerken onun zulmüne maruz kaldığımız bir zamanda dünyanın başka yerde başka zalimlerin yapmış olduğu zalimlikleri alkışlamayız çaresizlik içinde bunu yapan insanlar olabilir, bireysel olarak bunları maruz görebiliriz ama biz haklarının bilincinde olan insanlar ve onların örgütleri, siyasi hareketleri olarak elbette Çin şeytandır, Amerika ise en büyük şeytandır şu anda dünyada bu gerçeklik değişmedi belki önümüzdeki yıllarda değişecek gibi görüyor Çin ekonomisi, teknolojisi ve savunma sanayi çok devasa adımlarla bütün dünyayı kaplayacak şekilde gelişiyor ama ABD bizim Çin’e karşı elimizden tutacak kurtarıcı olarak görülecek bir unsur değil  tam aksine onun bir işbirlikçisi olarak görüyoruz çünkü 2019 aralık ayında bir ambargo kararı aldı Amerika Senatosu Ocak ayında ise süper ticaret anlaşması imzalandı, ambargo kararını alanda süper ticaret anlaşmasını yapan da onlar. bizi bir pazarlık unsuru olarak kullandıklarını kotalarında 3 kuruş, 3 cent daha ucuza bir malı alabilmek ya da daha fazla mal satabilmek için bir pazarlık unsuru olarak gördüklerini biliyoruz o bakımdan Amerikan emperyalizminden hiçbir şekilde bizi kurtaracağına dair bir ümit beslemiyoruz, yani ezilen bir halk ancak kendi gücü ile kendi kadroları ile kendi gençleri ile kendi aydınları ile ayakta durabilir, bir şeyler yapabilir. Bu bilinç içerisinde Türkiye’de yaklaşık 100 bine yakın Doğu Türkistanlı göçmen bulunuyor, yani Türkiye devleti göç idaresi onlara bir takım kolaylıklar göstermekle beraber bu insanlar vatanlarından çocuklarından ailelerinden ayrı olmanın acısını yaşıyorlar, en büyük sorun çocuklarını kaybetmiş, bulamayan, yıllardan beri çocuklarından haber alamayan hem de anaokulu yaşındaki, ilkokul yaşındaki çocuklarını göremeyen ailelerin durumları bunlar gerçekten büyük bir acı ve biz tabi yeteri kadar Türkiye devletinin de bu konuya sahip çıktığını söyleyemiyoruz. Hatta bu suçluların iadesi anlaşmasının imzalanmış olması ki bu 2017 yılında imzalanmıştı, böyle bir anlaşmanın yapılması da utanç verici bir şey, böyle bir anlaşmaya Türkiye’nin imza atmış olması, uygulanabilme şansı yok çünkü Türkiye devleti geçen aylarda İçişleri Bakanlığı utanç verici uygulamalar içerisinde olduğunu açıkladı defalarca, hem Birleşmiş Milletler de hem Türkiye parlamentosunda bunları Türkiye resmi olarak açıkladı böyle bir devletin geri vermesi ciddi bir çelişki olur, bunun meclise sevk edilmiş olması bile üzüntü veren bir şey. Yani düşünün ki Şubat ayında Dışişleri Bakanlığı toplama kamplarının 21. Y.Y.’da ortaya çıkması utanç verici bir şeydir derken aynı yılın Nisan ayında bu anlaşmayı Meclis’e sevk etmiş, onaylanmak üzere, 2019’un Nisan ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzası ile Meclis’e sevk edilmiş, bunun onaylanma ihtimali yok, görmüyoruz, hiçbir milletvekilinin buna evet diyeceğini zannetmiyorum, böyle bir uygulama şansı yok ama bunun gündeme gelmesi dahi yeteri kadar büyük bir ayıptır diye düşünüyorum. Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun bu konuya, Doğu Türkistanlıların maruz kaldığı zulümlere tepki göstermesi, sahip çıkması gerçekten çok önemli, çok takdire şayan. Ben şimdiye kadar yaptığım kamuoyu açık oturumlarımda, açıklamalarda, toplantılarda, bu hususun altını çizerek belirttim çok kıymetli bizim için sizin vermiş olduğunuz destek Allah razı olsun diyoruz, teşekkür ediyoruz, devleti gerçekten burada bir kişinin çabaları ile köşeye sıkıştırdığını gördük ve çelişkilerin daha da ortaya çıktığını gördük, o bakımdan Allah razı olsun diyoruz, teşekkür ediyoruz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sağ olun. bizim için önemli bir meseledir, toplama kamplarını yıllardır Uygur halkının çektiği büyük acıları yakinen biliyoruz, bugünün meselesi değil, yılların meselesi, bana bire bir Meclis’te yoğun bir şekilde gündeme getirmemle beraber başvuran birçok Uygur Türkü kardeşimiz oldu, yakınlarının Çin’e gönderildiği burada mağduriyetler yaşadığı, birçok Uygur Türkü’nden de başvurular aldık elimizden gelen tüm gayretlerle kardeşlerimize yardımcı olmaya çalışıyoruz. Biz insan olarak bakıyoruz. çok teşekkür ediyorum Burhan Kavuncu, yılların emektar hak mücadelecisi size iyi akşamlar diliyorum efendim.

Değerli izleyenler şimdi de maalesef çok acı bir olayın devam eden yönünü incelemeye çalışacağız, 2018 yılıydı bir bayram üzeriydi sanırım, 4 tane vatandaşımız hayatını kaybetti. Şenyaşar ailesi büyük bir mağduriyet yaşadı ve Şenyaşar ailesi büyük bir hak mücadelesi veriyor. 2 ailenin kavgası ve sonuçta büyük bir mağduriyet yaşayan Şenyaşar ailesi AK Parti Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın bir seçim gezintisinde Şenyaşar ailesine ait işyerinde çıkan kavga sonrası silahlar konuştu ve sonrasında yaralı insanlar, darp edilmiş insanlar korkunç bir şekilde infaz edildi. Ben sözü uzatmıyorum çok acılı bir olay çok acılı bir annemiz var Şenyaşar ailesinin annesi ben, olayı yakinen takip ettim, Malatya’da ki duruşmalara gittim, konuyu yakinen takip ediyoruz, kendileri ile ÖFG TV programı yaptık, konuyu yakından takip ediyoruz, 2020 yılının bizim açımızdan çok önemli olaylarından birisiydi. Ferit Şenyaşar ailenin üyelerinden konuğumuz hoş geldiniz Ferit Bey. Söz sizde. 2020 değerlendirmesini alalım, aileniz ile yaşadığınız çok acı olay ile ilgili bir son değerlendirmeyi kamuoyu sizden merak ediyor.

3 insanımız Suruç Devlet Hastanesi’nde vahşice linç edilerek katlediliyor. Olayın üzerinden 2.5 yıldır süre geçiyor hastanede yapılan katliam ile ilgili şu an dosya üzerinde hala gizlilik kararı devam etmektedir ve biz bundan dolayı bir adalet mücadelesi yürütüyoruz

Ferit Şenyaşar: Öncelikle bu programa bizi de dahil ettiğiniz için sonsuz teşekkür ediyoruz. Bizi izleyen herkese de selamlarımızı saygılarımız gönderiyoruz. Ülke olarak çok zor bir süreçten geçiyoruz, iyi giden Türkiye’de hiçbir durum yok. Yakındığımız alan adalet ve hukuk meselesidir. Herkes, bütün kamuoyu takip ediyor 3 insanımız Suruç Devlet Hastanesi’nde vahşice linç edilerek katlediliyor. Olayın üzerinden 2.5 yıldır süre geçiyor hastanede yapılan katliam ile ilgili şu an dosya üzerinde hala gizlilik kararı devam etmektedir ve biz bundan dolayı bir adalet mücadelesi yürütüyoruz, bütün resmi kurum, sivil toplum, siyasi partiler ile görüşüyoruz, görüşmelerimiz devam ediyor. Gittiğimiz her yerde tek isteğimiz adil bir yargılanma. İşyerimizde ki dava bir bütün iken hukuka aykırı bir şekilde olay iki ayrı dava dosyasına dönüştürülmüş, işyerindeki dava dosyası devam ediyor, dava dosyasında kamera görüntüleri var, bilirkişi raporları var, yargı üzerindeki siyasi baskıdan dolayı taraflı bir mütala ve iddianame hazırlanmış ve bunun üzerinden bir karar çıkarmaya çalışıyorlar. Biz de bunun için adil bir yargılanma için, herkes için eşit bir hukuk için bir mücadele veriyoruz ve görüşmelerimiz devam ediyor, en son yaptığımız görüşme AK Parti İl Binasına gittik, görüşme talep ettik, adil bir yargılanma istedik, bunun karşılığında 24 saat 65 yaşını geçmiş annemle beraber gözaltına alındık, gözaltından sonra savcılığa çıkarıldık, savcı: “Belli kurumlara gitmesin ve adli kontrol kararı.” verdi. Hâkim sırf adalet aramamamız için; bu kararı istemişti, hâkim bu kararı kabul etmedi, sadece adli kontrol ile serbest bıraktı bizi. Olay üzerinden 2,5 yıl geçti kardeşim tutuklu, 2.5 yıldır tek bir hücrede kalıyor, normal bir adil yargılanma olsa işyerinde yaptığımız görüntülere göre yaptığımız müdahale meşru müdafaa kapsamındadır ve kardeşimin yargılanması adalet olması durumunda serbest olması gerekirken hala gözaltında bundan dolayı biz elimizden geldiği kadar bu hayatta yaşadığımız sürece bu adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz, sonu ne olursa olsun her kuruma gideceğiz, adil bir yargılanma sağlanana kadar da bu mücadelemize devam edeceğiz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok teşekkür ederiz Ferit Bey, sizin büyük acınızı, büyük dramınızı tüm toplum çok iyi biliyor, yakından takip ediyor, annenize selam ve hürmetlerimizi iletin lütfen gerçekten o olaydan sonra gözyaşları dinmeyen bir anne olduğunu biliyorum. İnşallah bir daha bu toplumun hiçbir ferdi, hiçbir ailesi böyle kötü bir olayı yaşamaz, böylesine kötü bir linç olayının üstü kapatılmaya çalışılmaz diyoruz, programımıza katıldığını için size çok teşekkür ederiz, kamuoyu davanızı takip edecektir, partimiz takip edecektir, biz takip edeceğizdir ve kamuyou duyarlılığına tekrar sunuyorum, bir linç hadisesinin üstünü gelin hep birlikte kapattırmayalım ve konuyu takip edelim.

Çok değerli konuğumuz Ferit Şenyaşar’a da teşekkür ediyoruz. Şimdi misafirimiz bir KHK’lı ama mücadeleci bir KHK’lı. Gayret eden bir KHK’lı. Hiç durmayan, sabır ve sebat içinde olan, inat eden, boyun eğmeyen, baş eğmeyen bir KHK’lı Cemal Yıldırım konuğumuz. Sakarya Caddesi’nin unutulmaz ismi diyoruz artık kendisine, istediği kadar engellenmeye çalışılsın, Cemal Yıldırım: “Ben bu zulme boyun eğmiyorum, pasif direnişimi devam ettiriyorum, belki elimde büyük güçler yok ama onurumla, şerefimle, haysiyetimle, ahlak anlayışımla ve KHK’ların zulmünü tüm dünyaya teşhir etme bilinciyle yoluma devam ediyorum.” Diyor. Evet Cemal Yıldırım konuğumuz, söz sizde, hoş geldiniz ÖFG TV’nin 100. Programına.

Mahir Çayan’a atfedilen bir laf var ‘Faşizme karşı birleşemeyenler, faşizm zindanlarında birleşir. Bugün 2021 yılı açısından söyleyeceğim tek şey şu: Kimin ne olduğuna bakmadan, kimin neye inandığına bakmadan, kimin geçmişine bakmadan faşizme karşı birleşip ortak bir mücadele yürütmeliyiz, AKP’nin en karanlık dönemini yaşıyoruz

Cemal Yıldırım: Sayın vekilim öncelikle ben teşekkür ediyorum beni bu programa dahil ettiğiniz için. Ömer Faruk Gergerlioğlu ismi TBMM’de Türk milletvekilli olma vasfını oldukça yükseltti öncelikle kendisine çok teşekkür ediyorum. 3 yıldır kendisini tanıyorum, gerçek bir insan hakları savunucusu ve herkesin öyle olması gerekiyor. Onun arkasında olmak gerekiyor. Çıplak arama konusunda sayın vekilime çok saldırdılar, Soylu ardında Soylu olan şahsiyet ve bugün AKP Genel Başkanı olan şahsiyet Ömer Faruk Gergerlioğlu’nu iyi bilmeleri gerekiyor, Türkiye halkının tanıması gerekiyor, gerçek anlamıyla, bu nedenle başta size yapılan saldırılara karşı arkanızda, yanınızda yol yürümekten, yoldaşınız olmaktan büyük mutluluk duyuyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Siz bu sene bir de önemli bir eylem yaptınız, yanınızdaydık, sizi uğurladık, bir depar attınız İstanbul’dan Ankara’ya kadar ne oldu, bir hatırlatın bize Cemal hocam.

Cemal Yıldırım: Aslında bu yıl KHK’ları gündem yapmak açısından bir 10 günlük açlık grevi yapmıştım, siz de oraya teşrif etmiştiniz, yanımda olmuştunuz teşekkür ediyorum, süreç şöyle bir şey aslında KHK’lılar toplumda görünmeyen insanlar. Aslında en büyük sıkıntımız bu diye düşünüyorum. KHK’lıları gündem yapmak açısından bildiğimiz gibi bir 10 günlük açlık grevi yapmıştım arkasından İstanbul’dan Ankara’ya yürüyüş yaptık, neden İstanbul’dan Ankara’ya çünkü Ankara’dan yola çıkmaya başlasam direkt gözaltına alınacağımı biliyordum o yüzden İstanbul’dan başladım, Melek Hanım cezaevindeydi biliyorsunuz tabi bugün ayrıca teşekkür ediyorum, bir sürü tanıdığım güzel insanı sayenizde tanıdık, dinlemiş olduk, beraber olmuş olduk çok teşekkür ederim. İstanbul’dan Ankara’ya bir yürüyüş yapmaya çalıştık, siz de sağ olun yanımızdaydınız. İstanbul’dan Ankara’ya yürüyemedik ama bir KHK’lıların var olduğunu, hayatta olduğunu, yeniden gündem yapmaya çalıştık, siz de yanımızda oldunuz teşekkür ediyoruz bu açıdan. Şimdi şu dönemde biliyorsunuz hep benim yanıma Cumartesi Söyleşileri var Sakarya Caddesi’nde her cumartesi günü. Artık KHK’lıların çocukları geliyor, KHK’lılar gelmiyor. Genç arkadaşlarım geliyor. Salih geldi eylem yaptık.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Oğlum Salih, Cemal Yıldırım ile birlikte eylem yaptı.

Cemal Yıldırım: Eren geliyor, Eren Hacettepe Üniversitesi’nde mimarlık yapıyor. Daha önce Melek Çetinkaya’nın adalet yürüyüşüne katılmıştı, gözaltına alınmıştı. İbrahim Demiryürek, gerçekten demir yürekli Hacettepe’li bir arkadaş, babası KHK’lı ama eyleme kendisi katılıyor. Yeni insanları görmek, yeni insanları mücadeleye katmak, yeni insanlarda umut olmak gerçekten çok önemli, siz de umut oluyorsunuz hayata dair, her gün insan hakları ihlallerini paylaşıyorsunuz ve bir direnişe göğüs geriyorsunuz, bu bence önemli çünkü evet faşizm var, ciddi baskısını arttırarak var, özellikle bu yıl için söylüyoruz, Anayasa Mahkemesi bile kendisini lav etti, Osman Kavala kararı ile birlikte. Mahir Çayan’a atfedilen bir laf var ‘Faşizme karşı birleşemeyenler, faşizm zindanlarında birleşir. Bugün 2021 yılı açısından söyleyeceğim tek şey şu: Kimin ne olduğuna bakmadan, kimin neye inandığına bakmadan, kimin geçmişine bakmadan faşizme karşı birleşip ortak bir mücadele yürütmeliyiz, AKP’nin en karanlık dönemini yaşıyoruz, faşizmi arttırdığı bir süreci yaşıyoruz ve yaşayacağız, tüm faşizme karşı demokrasi mücadelesi veren dostları, arkadaşları, yoldaşları faşizme karşı mücadelede ortak mücadeleye ve birlikte yürümeye davet ediyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok teşekkür ederiz Cemal Yıldırım 2021 yılı umarım başarının, zaferin, KHK mücadelesinin zafer yılı olur diyorum, size iyi yıllar diliyorum çok çok teşekkür ediyorum.

Yaşadığımız son 4.5 cehennemi yılın çok önemli bir raporlayıcısını rapor ediyoruz, kendisi de bir KHK’lı olan akademisyen, Adıyaman Üniversitesi’nden ihraç edilmiş, çok değerli bir bilim insanı Bayram Erzurumluoğlu hocamız, Doç. Dr. Bayram Erzurumluoğlu hocamız konuğumuz. Hocam hoşgeldiniz, söz sizin 5 dakika içinde konuyu özetlemenizi istiyoruz, buyurun hocam.

KHK’lıların 21.Y.Y.’da durumu cadılardan bile kötü. Hiç olmazsa cadılara diyorlardı ki: “Yazık oldu öldü.” KHK’lılara şunu diyorlar: “Oh olsun, iyi ki öldüler, ülke bir hainden kurtuldu.” O yüzden KHK’lılar 21.Y.Y.’ın cadılarıdır, KHK’lılar 21.Y.Y.’ın Nazi dönemindeki Yahudilerden daha kötü durumundadırlar.

Bayram Erzurumluoğlu: Teşekkür ediyoruz, özellikle 20 Temmuz 2016 sonrası Türkiye’de yaşanan yasal iradenin müdahale olduğu olayların tamamında hiçbir şey hukukçu olarak gelişmedi çünkü ülkede tarafsız ve bağımsız bir hukuk sisteminin oluşmaması için bilinçli bir proje yürütüldü ve hukuk yok edildi, belirtilen bağlamda Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Mahmut Konuk, Melek Çetinkaya, OHAL ve KHK mağdurları ve yakınlarının başlarına gelenlerinin hiçbiri tesadüf değil. Bunların hepsi 4,5 yıldır devam eden bir şekilde, planlı, projeli, programlı ve sistematik olarak gerçekleştirilen eylemlerdi. Bu şekilde baktığımız zaman ülkenin ne hale geldiğinin resmi ortaya çıkıyor. Size bu süreç ile ilgili polis akademisi çalıştay raporundan bir cümle okuyayım, sonra da beraber yorumu yaparız. Orada FETÖ terimini kullanıyor ama iktidar Fetö ile değil mücadele ile mücadele ediyor, o yüzden FETÖ kelimesinin yerine muhalefet kelimesini koyarak okuyorum. “Muhalefet ile mücadelede her şeyin delillendirilmesi istenmemelidir, idare hukuku yönünden bakıldığında eğer şüphe varsa, bu durumdan devlet istifade etmelidir.” Şimdi buradan ne anlayacağız, velhasıl sizi birileri itham edecek ama delillendirmek durumunda kalmayacak, şüphe varsa sizin aleyhinize yorumlayacak, yani terörist olmadığınızı ispat etmek zorunda mısınız? Masumiyet karinesi yok! Bu şekilde baktığımız zaman yaşadığımız süreçte, özellikle OHAL ve KHK Mağdurları için söylüyorum, masumiyet karinesi yerine suçluluk karinesi, şüpheden sanık yararlanır ilkesi yerine, tanıklar masumiyetlerini ispat edinceye kadar teröristtir kuralı işletilmiştir. Zaten yaşanan olaylara baktığınız zaman ne demek istediğim anlaşılıyordur. İktidar yandaşları bu süreci belli ki gayet planlı, projeli, sistematik bir şekilde yürütmekteler üstelik de projelerini kamuoyundan duymamışlar, tekrar okuyorum o cümleyi “Muhalefet ile mücadelede her şeyin delillendirilmesi istenmemelidir.” Tanık lehine değil de suçlayıcılar yönüne yorumlamadır, o zaman klasik engizisyon dönemine geri dönelim Avrupa’da ki. Bir insan cadılıkla suçlandığında ne yapılıyordu? Bir şekilde bir ateşe atılıyordu, yanıyorsa masummuş deniyordu, sağ kurtulursa yakılarak öldürülüyordu, sonuç yine ölüm. Velhasıl kurtulursanız da ölüyorsunuz, kurtulmasanız da ölüyorsunuz. KHK’lıların 21.Y.Y.’da durumu cadılardan bile kötü. Hiç olmazsa cadılara diyorlardı ki: “Yazık oldu öldü.” KHK’lılara şunu diyorlar: “Oh olsun, iyi ki öldüler, ülke bir hainden kurtuldu.” O yüzden KHK’lılar 21.Y.Y.’ın cadılarıdır, KHK’lılar 21.Y.Y.’ın Nazi dönemindeki yahudilerden daha kötü durumundadırlar. Nereden çıkardınız diyeceksiniz Yahudiler ve KHK’lılar? Hiç olmazsa Yahudiler toplama kamplarında toplandıklarında yiyecekleri veriliyordu, onaylandığımdan değil ama hiç olmazsa Nazi kamplarında toplananların karınları yarı aç yarı tok, küflü ekmekte verseler bir ekmek veriyorlardı, KHK’lılara kuru ekmek bile fazla görülüyor, yağmurlu havada su verilmedi hepsini biliyorsunuz tekrar etmemize gerek yok o yüzden KHK’lılar 21.Y.Y.’ın Nazi toplama kamplarında yaşayan mağdurlarından daha farklı değildir, kendilerine karşı işlenen her türlü dil insanlık suçudur, bunun bilinmesini istiyoruz, bu suçun faillerini hem tarih hem vicdan hem de gün gelecek insanlar hukuk önünde yargılanacaklardır diyorum, teşekkür ediyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Biz de çok teşekkür ediyoruz, değerli akademisyen hocamız Doç. Dr. Bayram Erzurumluoğlu çok büyük bir gayret sarf ediyor, ekibi ile beraber Türkiye’nin yarınlarına bırakacağı bugünlerin soykırımının raporlandığı çok büyük değerli eserler oluşturuyor, binlerce sayfalık eserleri büyük bir ihtimamla, çalışkanlıkla, titizlikle oluşturuyor ve yarın bugünkü eylemlerin hesabının sorulacağını söylüyor. Hocam çok teşekkür ediyoruz ve bir başka misafirimize geçiyoruz.

Çok büyük bir direnişçi, çok değerli bir hocamız, öğretmenimiz Acun Karadağ, Acun Karadağ maalesef yanımızda değil cezaevinde ama onun kızı İpek hanım yanımızda, İpek Moral yanımızda ve annesinden önemli mesajlar var, önemli sorunları bize iletecek annesi Kayseri Bünyan Cezaevi’nde ve kendisinin mektupları da bize geliyor sağ olsun gönderiyor, anlatıyor duygularını çok duygulanıyoruz çok selamlarımızı iletiyoruz ve şu anda yanımızda Acun Karadağ’ın kızı İpek Moral söz sizde İpek hanım ÖFG TV’nin 100. Programında konuşuyorsunuz, buyurun.

Annem tacize uğradığı için 5 bin TL para cezasına çarptırıldı. Tacize uğrayıp, bunu tesir edip, bir polisi mahkemeye verdiği için polise hiçbir şey yapmayan mahkeme anneme 5 bin TL para cezası verdi.

İpek Moral: Teşekkür ederim bu programa katılmamda vesile olduğunuz için öncelikle. Annem ile Pazartesi günü konuştum ben. Zaten ÖFG TV’ye daha önce çıkmıştım annemi bilmeyenler varsa 4 yıldır Yüksel Caddesi’nde işi için mücadele den 20 yıllık bir öğretmen kendisi, işine geri dönme talebi ile eylem yapıyordu. 3 yıldır tutuklanmayan annem, 4. Sene tutuklandı ve bu tutuklanması öncesinde yani gözaltı sürecinde yaşadığı bazı şeylerden bahsetti bana. Biliyorsunuz son zamanlarda gündem de olan ahlaksız arama, usulsüz arama, çıplak arama yani Sincan’da anneme yapıldığını öğrendim ben. Ben daha yeni öğrendim bunu. Kendisi 22 Ağustos’tan bu yana tutuklu ancak zaten hapishane eğer görüşçü olarak gidenleriniz varsa bilirler, her attığınız adımda bir üst arama cihazı sizi karşılar ve her attığınız adımda zaten izlenirsiniz, bir taciz ortamı, bir baskı ortamı zaten vardır, bu yapılan çıplak arama, ahlaksız arama tamamen onların inisiyatifinde olan bir şey aslında, yapmayabilirler ama bu 2021’e gireceğiz ama hala devam ediyor bunu da kamuoyuna sizin aracılığınız ile duyurmak isterim. Onun dışında şöyle bir haber aldık. Annemi 2017 yılında bir Çevik Kuvvet amiri tarafından cinsel, fiziki olarak bir taciz gerçekleştirilmişti. Hatırlayanlarınız olur zaten Yüksel Caddesi’nde çok sayıda kadına polisler tarafından cinsel taciz uygulandı. Merve Demirel mesela tacize uğrayan Yüksel Caddesi’nde bunu duyuranlardan bir tanesi.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: İzleyenlerimize o polisin mahkemesi sonucunu da iletirseniz.

İpek Moral: Annem yine eylemden bir süre önce eylem başlamadan polisler hemen saldırıya geçtiler, ben hatırlıyorum o gün ben de vardım ve söz konusu çevik kuvvet amiri kişisi annemi ittirebilirdi normal olarak ama rahatsız edici bir şekilde ittirerek fiziksel olarak taciz ederek bir dokunma gerçekleştirdi ve bu oradaki birçok çevik kuvvet tarafından görüldü hatta o kadar ki çevik kuvvet amirinin annem: “Ne yapıyorsun tacizci?” diye bağırmasından sonra çevik kuvvet amiri: “Gözaltına alın bunu.” Dedi anneme ancak oradaki genç çevik kuvvetlerin hiçbiri bu emri uygulamadı, “Gaz sıkın.” Dedi yine uygulamadılar çünkü hepsi gördüler yaşanan şeyi, hepsi farkındalardı. Çevik kuvvet amiri kendisi aldı sıvı gazı annemin yüzüne sıkıp sonra, siz almıyorsanız ben alırım diye annemi götürdü. Ondan sonra başladı her şey. Annem tacizci diye bağırmaya devam etti ve bu çevik kuvvet amiri bir intikam peşindeydi tabi ki. Annem karakola götürüldüğünde ben de ondan şikayetçiyim demiş, onu ifadeye çağırırız biz o polisi demişler, beni de çağırsanız ben de gelirdim niye beni gözaltına aldınız demiş. Sonrasında şikayetçi oldu annem o polisten, mahkeme devam etti, ertelendi, bir sürüncemeye getirildi, sonuç olarak annem tacize uğradığı için 5 bin TL para cezasına çarptırıldı. Tacize uğrayıp, bunu tesir edip, bir polisi mahkemeye verdiği için polise hiçbir şey yapmayan mahkeme anneme 5 bin TL para cezası verdi. Onun dışında zaten bu süreç boyunca normalde eğer bir husumetiniz varsa, o polis amirinin ya da memurun o iş yerinde herhangi bir ofiste vs. Bulunmaması gerekirdi, görevinin değişmesi gerekirdi. Bir süre boyunca o eylem alanında görev yapmaya devam etti ve anneme intikam amaçlı çok aşırı miktarda şiddet ve işkence uygulamıştı o süreç boyunca sonra annem bu durumu da teşhir etti sonrasında biz anladık ki bu polis korunuyor ancak bu olayı anlatma sebebim bu ülkedeki kadınların uğradığı, KHK’lı kadınların uğradığı adaletsizlikleri, tacize uğrasanız bile polise hiçbir şey yapmayan mahkemenin size 5 bin TL para cezası verebileceği gerçeğini gözler önüne sermekti, bana bu fırsatı verdiğiniz için tekrar teşekkür ederim. Bu yeni yılda böyle şeylerin yaşanmamasını diliyorum kadınlara ve annemin 2021 yılında serbest bırakılmasını buradan talep ediyorum. Teşekkür ederim programa beni davet ettiğiniz için.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sağ olun biz de teşekkür ederim, 2021’de tüm Yüksel Direnişçileri’ni aramızda görmek istiyoruz, tüm özgürlük mücadelesinin başarıya kavuşmasını diliyorum.

Şu anda başka bir misafirimize geçiyoruz. 2020 yılında unutamayacağımız bir çocuk ölümü yaşandı. 2019 Şubat ayından beri takip ettiğim, kamuoyuna duyurduğum ve tüm Türkiye’nin hatta tüm dünyadaki duyarlı insanların büyük üzüntüsüne neden olan büyük bir dramın ismi Ahmet Burhan Ataç’ın annesi Zekiye Ataç konuğumuz olacak. Ahmet Burhan Ataç bizim hep yüreklerimizde yer alacak, unutamayacağımız o güzel çocuğu tekrar anmak istedik, 2020 yılının çok büyük bir kaybıydı, çok büyük acımızdı, ben o masum yavruyu ilk duyduğum andan itibaren onun o mazlum babasının halini ilk duyduğum andan itibaren çok büyük bir dramla karşı karşıya olduğumuzu gördüm ve aslında bu ailenin dramı Ahmet Burhan’ın dramı, OHAL döneminde tüm zulme uğrayan ailelerin yüzbinlerin, milyonların dramının bir timsaliydi, bir prototipiydi, çok önemliydi, biz bugün Ahmet Burhan Ataç çocuğumuzu anıyoruz, Allah rahmet eylesin diyoruz ve onun annesini konuk ettik Zekiye hanım, Zekiye Ataç konuğumuz, buyrun söz sizde Zekiye hanım.

Ahmet’in doğum günüydü, babası söz vermişti şöyle bir söz kullandı, “Oğlum sen bu zulümleri durdurma adına Allah gönderdi, senin sayende bu yapılan şeylerin duyulmasına sebep oldun.” dedi. Biz de öyle hissediyoruz ama umutluyduk çünkü ben Ahmet’in son anına kadar, iyileşeceğini düşünüyordum.

Zekiye Ataç: Öncelikle teşekkür ederim, beni davet ettiğiniz için, ayrıyetten tekrar teşekkür ediyorum, söylediğimiz gibi en başından itibaren sesimizin duyurulmasında her zaman yanımızda oldunuz Allah razı olsun. Ahmet dediğiniz gibi yaşananların bir timsali gibiydi çünkü hatırlarsanız Ahmet bir video ile daha çok insanlar onu tanımaya başlamıştı ve o zaman babası daha sadece 13 aydır cezaevindeydi ve o videoyu çekerken bile, çektikten sonra epey bir ağlamıştı çünkü sözleri şuydu videoyu çekerken dedi ki: “Babama sarılmak ve iyileşmek istiyorum.” Demişti, sadece talebi buydu zaten 2018 yılından itibaren hastalığı artmıştı, kemik kanseriydi ve çok değişik bir kanser türüydü zaten, çocuklarda görülmeyen bir kanser türüydü, tamamen üzüntüye bağlı bir hastalık nüksetmişti, ortaya çıkmıştı ve Ahmet’in sadece talebi babasına sarılmaktı vefat ettiği ana kadar gerçekten son cümlesine kadar benim onun ağzından duyduğum son kelimesine kadar sadece ‘Babam’ demişti, başka hiçbir şey söylememişti, babasına hasret gitti biliyorsunuz, çok büyük mücadele verdi. Benim pasaport işlemlerim, gitmem, gelmem ayrı bir yüktü, çok büyüktü. Bizim tek talebimiz vardı sadece çocuğumun iyileşmesiydi başka hiçbir şey istememiştik. En başından itibaren, Ahmet hastalığından itibaren babası gelsin, ev hapsinde bulunsun, çok taleplerde bulunduk, çok dilekçeler verdik, eşim içeriden yazdı, ben yazdım, avukatımız yazdı. Sadece “Çocuğumun tedavisinde yanında olayım, başka hiçbir şey istemiyorum.” Dedi maalesef o talebimiz de karşılanmadı. Ahmet sadece babasını istedi başka hiçbir şey istemedi, bu yaşanan süreç kolay bir şey değil, 2016 yılından itibaren, tek aile biz değiliz, binlerce vefat var, her gün daha da çok artıyor ama ben en başından itibaren ne olur babası gelsin, geç gelen adalet adalet değildir dedim, zaten hiçbir zaman da bize nasip olmadı maalesef ama insansız adalet olmaz, adaletsizliğin olduğu yerde de insan olmaz diye bir söz vardır, bizi bize bırakmadılar maalesef Ahmet gerçekten çok acılar yaşadı. Şu an bulunduğu yerde ben iyi olduğunu düşünüyorum en azından acılarının bittiğini düşünüyorum tabi ki ama maalesef dışarıda kalanlar ailesini, bizleri, babası hala içeride geçen hafta Ahmet’in doğum günüydü, babası söz vermişti şöyle bir söz kullandı, “Oğlum sen bu zulümleri durdurma adına Allah’ın gönderdiği, senin sayende bu yapılan şeylerin duyulmasına sebep oldun.” Dedi. Biz de öyle hissediyoruz ama umutluyuz çünkü ben Ahmet’in son anına kadar, iyileşeceğini düşünüyordum. Şu an ülkemiz adına da güzel bir geleceği düşünüyorum ama ne zaman gelecek bilemiyorum, çok yorulduk gerçekten. KHK’lılar, OHAL mağdurları çok fazla bunu en iyi siz biliyorsunuz ve takip ediyorsunuz zaten ama güzel günler gelecek ama ne zaman gelecek artık inanın çok yorulduk.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: İnşallah Ahmet’i ne biz ne bu toplum unutamaz büyük bir üzüntü, büyük bir dram olarak kaldı, biz en azından bundan sonra babasının bir an evvel özgürlüğüne kavuşması ve yaraları tamir etmesini temenni ediyoruz. ÖFG TV’nin 100. Programında 2020 yılının unutulmaz acısı Ahmet Burhan Ataç’ı andık, annesi Zekiye Ataç konuğumuzdu, size 2021’de inşallah mutlu, huzurlu yarınlar diliyoruz.

Zekiye Ataç: İnşallah ülkemiz adına güzel bir yıl olsun.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok teşekkür ederiz Zekiye hanım. Evet şimdi de 2020 yılında hepimizin hayatını sarsan çok önemli bir konuyu, bir bilim insanı ile konuşacağız. 2020 yılında açık ara hepimiz Covid’i konuştuk, Covid hayatımıza girdi ve inanılmaz değişikliklere yol açtı, hayatımız alt üst oldu ve hiç hesap etmediğimiz şeyler oldu. Kimimiz hiç hesap etmiyorken canını kaybetti, yakınlarını kaybetti, dünya adeta tepetaklak oldu, müthiş bir şey yaşandı, hiç beklemiyorduk böyle bir şey 2020’ye girerken ama inanılmaz bir şey oldu ve halen Covid’in etkisi altındayız. Evet ben de bir tıp insanıyım, göğüs hastalıkları uzmanıyım. Gerçekten tıp dünyası büyük kayıplar verdi, sağlık çalışanı arkadaşlarımızdan çok kayıplarımız var, toplumda önemli kayıplar var, vakalar konusunda çok önemli sıkıntılar, şeffaf olmamalar var. Biz bu konuyu Ankara Tabip Odası Başkanı Sn. Ali Karakoç ile görüşeceğiz, Ali hocam hoş geldiniz.

Ali Karakoç: Hoş bulduk Ömer Bey iyi yayınlar diliyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sağ olun hocam ben sözü uzatmadan sizi bırakıyorum, Covid ve 2020’yi size bırakıyorum neler yaşandı, neler bitti Türkiye’de.

2 Milyona yakın enfekte olan insan içeren ülkelerde hayat kaybı bunların bu bildirdiğimiz rakamın yaklaşık %2 ile %3 ila seyrediyor ama bizde ki rakam Sağlık Bakanlığı bu konuda şeffaf, dürüst ve verilerin toplum ile gerçekten paylaşmıyor, biz de bu oran Binde 9 gibi görünüyor.

Ali Karakoç: Teşekkür ediyorum, öncelikle şunu söyleyeyim, küresel çapta son 12 yıl içinde 6 adet pandemi yaşandı ama bu pandemiler bölgesel kaldı, ülkemize gelmediği için hissedilmedi. SARS, MERS, ZİKA vardı onların hepsini biliyoruz ama SARS Cov2 gerçekten en son 1918 yılında görülen İspanyol Gribi gibi küresel çapta her yeri çok etkiledi. Şu anda yani 28 Aralık itibariyle dünyada 81 Milyonun üzerinde insan enfekte olurken, yani hastalanırken. 1 Milyon 176 bin yani 1 Milyon 100 binin üzerinde insan da hayatını kaybetmiş durumda. Bu enfekte olan insanların ve hayatını kaybeden insanların bir kısmı bizim varlıklı dediğimiz kuzey yarım kürede hayatını kaybetmiş. Aslında mantığımız ters gidiyor, kuzey yarım kürede ki insanlar varlıklı ama enfekte olup hayatını kaybetmiş. Dünyada yürütülen üretim modeli tam da kuzey yarım kürenin istediği gibi insan hayatını ya da yaşam hakkını sağlık hakkını değil de ekonomi değil de çıkarları göz önüne alıp yürüttüğü için Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa’da, Rusya’da, Çin’de ciddi anlamda insan hastalandı ve hayatını kaybetti. Ülkemize geldiğimiz de ise ülkemizde süreç hepimizin bildiği gibi akıldan, bilimden ve şeffaflıktan uzak olarak bir süreç yürütüldü. Biz sağlık meslek örgütü olarak, sağlık emek örgütleri, sendikalar, uzmanlık bölümleri bütün çabalara rağmen Sağlık Bakanlığı bizimle irtibata geçmedi, bu süreci bizimle birlikte yürütmeyi kabul etmedi ama biz en başından beri söylediğimiz bilimsel olarak süreci takip etmiyorsunuz, tek kaygınız var, ekonomik ve politik kaygılar ile hareket ediyorsunuz, şeffaf değilsiniz demiştik, hepimizin bildiği gibi Kasım, Aralık döneminde Nisan ayında söylediği rakamları Kasım, Aralık ayında Sağlık Bakanlığı açıklamaya başladı ama halen bugünkü yani 2020’nin 28 Aralık Türkiye verileri 2 Milyon 160 bin yurttaşımız enfekte olmuş, bunların içinde 20 bin üzerinde hayatını kaybetti. Küsür için özür diliyorum, bunlar birer yaşam, birer hayat, sevdikleri ile birlikte. Bu rakamlar bizim gibi dünyanın birçok ülkesinde 2 Milyon’a yakın enfekte olan insan içeren ülkelerde hayat kaybı bunların bu bildirdiğimiz rakamın yaklaşık %2 ile %3 ila seyrediyor ama bizde ki rakam Sağlık Bakanlığı bu konuda şeffaf, dürüst ve verilerin toplum ile gerçekten paylaşmıyor, biz de bu oran Binde 9 gibi görünüyor. Bunun doğru olmadığını bilmiyoruz yerel yönetimler bununla ilgili açıklamalar yaptılar, bu rakamların doğru olmadığını biliyoruz. Bu süreç çok kötü yönetildi gerçekten, yönetilmeye de devam ediyor, bu pandemi sürecinde dünyanın içinde olduğu sağlık krizinde mesleki yükümlülüğümüz gereği biz sağlık emekçileri bunu sırtladık halen devam ediyoruz, bizim sorumluluğumuz, bunu yapmak durumundayız ama bunu yaparken dünyanın birçok yerinde Dünya Sağlık Örgütü’nün önerisi ile 130 ülkede sağlık emekçileri Covid-19 nedeniyle hastalanıp, hayatlarını kaybettiklerinde ya da vücutlarında bir ahraz gerçekleştiğinde bunu meslek hastalığı, iş kazası olarak kabul ederken ülkemizde Sağlık Bakanlığı, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı sorumluluğu birbirlerine atmaktadırlar. Sağlık meslek örgütleri, Meclis’te ki sağlıkçı vekillerimiz toplumun büyük bir kısmı bunu algılamakta zorluk çekiyor ama bu süreç böyle gidiyor. Bunun için mücadele etmeye devam edeceğiz. Ülkemizde yaklaşık 293 tane aktif olarak hizmet veren sağlık emekçisi hayatını kaybederken bunun içinde 107 tanesi hekim. Yarın yine Türk Tabipler Birliği’nin önerisi ile ülkenin dört bir yanında hayatını kaybeden sağlık emekçilerin anması gerçekleşecek, biz de Ankara Eğitim Araştırma Hastanesi’nin önünde bu anmayı gerçekleştireceğiz ama Ankara’da farklı bir hukuk uygulanıyor. 2 hafta önce Sağlık Bakanlığı’nın önünde bir anma yapıp taleplerimizi Sağlık Bakanlığı’na iletmeye çalıştığımızda kamuoyu yakinen gördü onu izin vermedi Ankara polisi muhtemelen yarın da aynı sonucu. Biz yine bu mücadelede geri durmayacağız, mücadelemize devam edeceğiz, tünelin ucunda bir ışık görünüyordu, aşıydı, aşı çok önemli salgın hastalıklardan korunmanın tek yolu ama Sağlık Bakanlığı bu süreci çok kötü yönetiyor, zaten küresel çapta aşı tereddütü ve aşı reddi varken ülkemizde de bu süreç kötü yönetildiği için ben buradan tüm yurttaşlara çağrı yapıyorum. Aşı tek çare, biz hep birlikte aşı olacağız, tek istediğimiz güvenli etkinlik ve kanıtlanmış bir aşı istiyoruz. Kaliteli bir aşı istiyoruz, yeni yıla yeni bir umutla girmeyi düşünüyoruz, bu fırsatı da verdiğiniz için Ömer Bey çok teşekkür ederim, iyi yayınlar diliyorum size.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok teşekkür ederim hocam, Ankara Tabip Odası Başkanı Sn. Dr. Ali Karakoç konuğumuzdu ve emin olan aşıdan kaçmayın, bu hastalığı yenmenin başka yolu yok dedi. Çok teşekkür ediyoruz ve başka konuğumuza geçiyoruz.

ÖFG TV’nin 100. programı devam ediyor, çok önemli konuklarımızla devam ediyoruz ve şimdi de en az 20 gündür aslında benim için yıllardır, on yıllardır benim için çok önemli bir konu olan ‘Çıplak arama’ ile ilgili oluşan kamuoyu sonrasında bir video çekerek konuşan kadınlardan birisi Av. Betül Alpay konuğumuz. Betül hanım hoşgeldiniz ve söz sizde çıplak arama halen yetkililer tarafından inkar ediliyor, bunu yaşayan yüzbinler var diyor, mağdurlar bunu söylerken resmi yetkililer inanılmaz bir inkar politikası altında ne diyorsunuz Betül hanım siz bir video çekerek sosyal medyada bunu sundunuz, yüzbinlerce insan bunu seyretti çok önemli bir gerçekliğe işaret ettiniz ve şu anda da söz sizde 2020’de Türkiye’nin tartıştığı çıplak arama konusunda ki çok önemli seslerden birisiniz, yüzbinlerce kişiden birisiniz ve sözü size bırakıyorum.

Cezaevinin içerisinde de ciddi manada hak ihlalleri var bu çıplak arama konusunun tekrardan gündeme gelmesi konusu açıkçası beni mutlu ediyor çünkü bir şekilde birilerinin sesini duyurabilmek çok önemli. Benim gibi yıllardır konuşamayan, ben bugün konuşabildiğim için mutluyum ama halen konuşamayan çok arkadaşım var.

Betül Alpay: Öncelikle merhabalar, yayına davetiniz için çok teşekkür ederim, ben yaşadıklarımı zaten sosyal medyada defalarca dile getirdim, dediğim gibi 2 kadın gardiyan tarafından çırılçıplak arandıktan sonra, vücuduma dokunularak arandıktan sonra, bacaklarım çıplak şeklinde erkek gardiyanların önüne çıkarıldım. Bu cezaevine girdiğim andan itibaren kesinlikle beklemediğim bir karşılamaydı öyle söyleyeyim. Oldukça onur kırıcı, insan hassasiyetine ve haysiyetine dair ne varsa kapının önünde bırakmanız gerektiğini bu karşılamadan sonra öğrenmiş oluyorsunuz aslında ve cezaevine girdikten sonra da bunlar bir silsile halinde devam ediyor, ne yazık ki orada da bitmiyor. Cezaevinin içerisinde de ciddi manada hak ihlalleri var bu çıplak arama konusunun tekrardan gündeme gelmesi konusu açıkçası beni mutlu ediyor çünkü bir şekilde birilerinin sesini duyurabilmek çok önemli. Benim gibi yıllardır konuşamayan, ben bugün konuşabildiğim için mutluyum ama halen konuşamayan çok arkadaşım var. Bu bir şekilde sistematikleştirilmiş ve keyfi bir uygulama ne yazık ki bu böyle, idarece alınan bir karar olup olmadığını bilmiyorum açıkçası, bundan bağımsız olarak söyleyebilirim ki insan onuru 2 gardiyanın keyfiyetine bırakılabilecek kadar değersiz bir şey değil, bu yüzden en kısa zamanda, en mümkün şekilde buna Meclis’in bir el koyması gerekiyor, önüne geçmesi gerekiyor. Mağdurların söylemlerine ‘Yoktur’ diyerek, mağdurlara soruşturma açarak, mağdurların susturmaya çalışarak bir şekilde bu doğru bir hareket değil hani bunun önüne geçilmesi gerektiğinin herkes farkında, siz on yıllardır uğraştığınızı söylüyorsunuz, belki hani yeni yeni bu konu ile ilgilenen insanlar var ben bir an önce gerçekten insanlık onuruna aykırı olan bu muamelenin sonlandırılması gerektiğini düşünüyorum, Meclis’te bununla ilgili bir çalışma yapılması gerektiğini düşünüyorum belki yasalar ile mi değiştirilir, idari olarak mı farklı önlemler alınır bilemiyorum ama en kısa zamanda bir şeyler yapılması gerekiyor bu konuda.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki Betül Hanım siz bu muamelenin mağdurlara yönelik bir boyun eğdirme, bir onur zedeleme muamelesi olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Betül Alpay: Açıkçası bu şekilde olduğunu düşünüyorum. Gardiyanlar bir şekilde her zaman cezaevlerinde o üstünü ellerinde tutmak istiyorlar, belki belli bir seviyeye kadar gerekli bir şey de olabilir bu ama hiçbir zaman bir insan onurunu zedeleyecek bir noktaya vardırılmamalı, bu noktaya getirilmemeli ama şu anda gardiyanların keyfine bırakılmış bir uygulama söz konusu.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki siz buzdağının altında kalan konuşmayan, derdini içine atan, o yaşadığı çıplak aramayı halen anlatamamış binlerce belki yüzbinlerce kadın, erkeğe, çocuğa neler dersiniz son olarak?

Betül Alpay: Ben mümkün olduğunca yasal yollara başvurmalarını tavsiye ediyorum. Susmamalarını, konuşmalarını tavsiye ediyorum, belki kendilerini sosyal medyadan duyurabilecek yeterlilikte olmayanlar olabilir, o şekilde bir altyapıya sahip değillerdir o da olabilir ama her halükârda yasal yollara başvurulması gerekiyor ben kendi bulunduğum cezaevindeki gardiyanların her birinin böyle bir olaya karıştığını ne yazık ki duydum. Kendi koğuş arkadaşlarımdan öğrendiğim kadarıyla, her biri bir şekilde bu olaya karışmışlar, ama daha farklı, ama benim yaşadığım gibi ne yazık ki bu durum sürüyor ve bundan sonra da sürmeye devam edecek eğer biz konuşmazsak.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Muğla Cezaevi sanırım.

Betül Alpay: Evet Muğla Ceza İnfaz Kurumu.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Anladığımız kadarıyla Türkiye’nin dört bir tarafındaki cezaevlerinde çıplak arama var, gözaltı merkezlerinde var. Biz bu konuyu gündeme getirdiğimiz için yaylım ateşine tutulduk, yalanlar, hakaretler, iftiralar, en yüksek makamlardan şahsımıza yönelik saldırılar oldu, bir milletvekili olarak bu konuyu gündeme getirdim, milletin derdine derman olmaya çalışmak için bu konuyu gündeme getirdik fakat bizi 9 köyden kovmaya çalışıyorlar, olsun onuncu köyde de aynı şeyi söyleriz. İşte bu kadınlar da söylüyor, biz bu konuşan kadınları çok önemli buluyoruz çünkü Türkiye insan hakları hareketinin atladığı çok önemli bir eşik olarak görüyorum, yıllardır konuşmayan şimdi konuşan ve daha fazla konuşacak kadınlar Türkiye insan hakları hareketi açısından çok büyük bir kazanımdır, size çok teşekkür ediyoruz hukukçu Betül Alpay’a çok teşekkür ediyoruz, iyi günler diliyoruz. 2021 yılında umarım ülkemizde bu tür insanlık dışı cinsel işkenceler olmaz diyoruz, iyi yıllar diliyoruz.

Betül Alpay: Çok teşekkürler beni yayına davetiniz için.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sağ olun. Değerli izleyenler bir başka önemli konuğumuz, 2020 yılında Türkiye bu olayla sarsıldı. Evet insanlar helikopterden atılıyordu. İşkence, kötü muamele, darp bizim yakından bildiğimiz bu iktidarın ve daha önceki birçok iktidarın maalesef fiiliyatıydı, alışkanlığıydı ama bu son duyduğumuz olay dehşet veren bir olaydı, 2 kişi hastaneye getiriliyor ve onu hastaneye getirenler diyordu ki bunu askerler söylüyordu: “ Helikopterden düştü.” diyorlardı ve Türkiye gündemine bu olay bomba gibi düşüyordu, Osman Şiban’ın fotoğrafı 2020 yılının unutulmaz fotoğraflarından birisi oluyordu, gözleri kan çanağına dönmüş bir insan yoğun bakımda takip edilen Servet Turgut ve 2020 yılının adeta Türkiye’nin en önemli olaylarından birisi yaşanmıştı, ben bu olayı takip için Servet Turgut’un yoğun bakımda uzun bir süre kalan ve daha sonra hayatını kaybeden Servet Turgut’un taziyesine partili milletvekillerimle beraber gittim, bu taziyeye katıldım, taziyeye bile izin vermediler, taziyede milletin vekillerinin konuşmasına izin vermediler, neden bu olayların olduğunu orada anladık, gördük. Taziyede bile milletvekillerinin konuşmasına izin vermeyen bir anlayış vardı karşımızda. Sözü uzatmayalım, telefon hattımızın ucunda katledilen Servet Turgut’un 64 yaşındaki Servet Turgut’un kardeşi Naif Turgut, kendisi ile Van’da görüştük, sohbet ettik çok önemli bir sohbet ettik şu anda da kendisini telefon hattımıza bağladık. Hoş geldiniz Naif Bey.

Naif Turgut: Sağ olun teşekkür ediyorum vekilim, iyi akşamlar diliyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: İyi akşamlar, biz sözü size bırakalım buyrun Naif bey.

Neden bir işçi, bir emekçi 64 yaşındaki Servet Turgut’u 7 tane çocuğu var, 8 tane torunu var neden bu hale getirdiniz?  Hiç hukuk yok, hak, hukuk, adalet hiç yok. Düzgün bir adalet istiyoruz. 2020 yılında çok acı bir yıl geçti bari 2021 yılında hak ve hukuk istiyoruz. Yetkililere sesleniyoruz biz de herkes gibi haksız hukuksuzluğa uğradık, bari kim yaptı, kimler yaptı bunu bir an evvel açıklanmasını istiyoruz.

Naif Turgut: Sayın vekilim, bu hadise 9. ayın 10’unda Van’ın Çatak yakını Yoğurtlu köyünde, büyük bir haksızlığa uğradılar. Bu büyük haksızlığa gerçekten kendi köyündeydi. Kendine 3-4 aylık geçimini sağlamak için ot biçiyordu, bu otları torbalara dolduruyordu. Sabahleyin operasyon sonucunda kardeşim Servet Turgut’u otun içinden almış, Osman Şiban ile birlikte helikoptere bindirip Van’a getirmişler. Van’da helikopterden atıldıktan sonra doğru dürüst vücudunda sağlam bir kemik kalmamıştır. 19 gün kaldı, 19 gün sonra yaşamını yitirdi o günden bugüne kadar daha doğru dürüst bilgi alamadık, dosya kapalıdır. Adalet istiyoruz. Biz de insanız. Bu kadar haksızlığa uğradık, bu kadar zulme uğradık, işkence ile öldürdüler bari kim yaptıysa adalete teslim etsinler. O günden bugüne kadar daha dosyada gizlilik kararı var, hiçbir bilgi veremiyorlar, hiçbir şey bugüne kadar alamadık ne avukattan ne devletten. Biz de insanız, bir adalet istiyoruz, kimler bunu yapmış? Kim tarafından yapılmış? Neden yapılmış? Neden bir işçi, bir emekçi 64 yaşındaki adamı 7 tane çocuğu var, 8 tane torunu var neden bu hale getirdiniz?  Hiç hukuk yok, hak, hukuk, adalet hiç yok. Düzgün bir adalet istiyoruz. 2020 yılında çok acı bir yıl geçti bari 2021 yılında hak ve hukuk istiyoruz. Yetkililere sesleniyoruz biz de herkes gibi haksız hukuksuzluğa uğradık, bari kim yaptı, kimler yaptı bunu bir an evvel açıklanmasını istiyoruz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Naif Turgut, Servet Turgut’un kardeşi adalet istiyor. Adalet istiyor, bakın hiç kimse bir mazeret bulmasın. “Yok efendim onlar milismiş, onlara işkence caizdir.” demesin. Naif Turgut ailesi, tüm yakınları, tüm toplum adalet istiyor. 2020 yılına kendisi ile sohbetimde ki unutamadığım cümleler damgasını vurdu, ben bunu Meclis’te de gündem ettim Genel Kurul’da Naif Turgut çok önemli bir cümle söylüyordu, bu kadar zulümler kendisine yapılmış Servet Turgut hayatını kaybetmiş, Osman Şiban hala yarı ölü bir şekilde yaşıyor ve halen yetkililer bir hesap vermiyor, Roboski de olduğu gibi ve insan muamelesini görmediğini düşünüyor Naif Turgut ve unutulmaz bir cümle söylüyor: “Biz de insanız.” diyor. Bir Kürt vatandaşı, Türkiye toplumuna biz de insanız diyor ve tüm bu zulümlerden sonra Naif Turgut gelin kardeş olalım bu kadar zulüm yeter, yetti artık bunun sonu yok, hepimiz kardeşiz gibi çok önemli bir mesaj da veriyor, ehli insafın, ehli vicdanın Naif Turgut’un bu mesajı almaması ve vicdana gelmesi gerekiyor. Naif Turgut size çok teşekkür ediyoruz.

Naif Turgut: Teşekkür ederim, ben diyorum ki artık yeter, bu vahşet, bu zulüm, bu işkence, bu insan öldürmekten vazgeçin. Adalet istiyoruz, artık analar ağlamasın, çocuklar yetim kalmasınlar, kadınlar dul kalmasınlar yeter artık adalet istiyoruz. Adalet bir ülkede, bir evde adalet olmazsa o ülkede, o vilayette, o evde rahmette olmaz, berekette olmaz, iş de olmaz, aş da olmaz. Her şeyin başı adalettir. Biz artık doğru düzgün bir adalet istiyoruz. Bütün büyüklerime sesleniyorum, toplayın bütün partileri ve adalet olsun yeter, işkence yeter, 40 sene oldu biz bu işkenceyi görüyoruz, insanların psikolojisi bozuldu. 2021 yılı demokrasi, özgürlük, kardeşlik, adalet istiyoruz. Dünyada nasıl adalet var Türkiye’de de adalet olsun, biz artık adalet istiyoruz. Sayın vekilim size çok teşekkür ederim, yeni yılda başarılar dilerim, inşallah Allah bu vahşetin, bu zulmün sonu olsun bundan sonra 2021 yılı umudumuz var ve adelet, hoşgörü, kardeşlik, barış ve adalet istiyoruz çok teşekkür ederiz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok teşekkür ediyoruz Naif Turgut, çok değerli insan Naif Turgut ile görüştük, kendisine çok teşekkür ediyoruz.

Naif Turgut: Seninle gurur duyuyorum, teşekkür ederim.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Allah razı olsun. Naif Turgut’un sözleri ile 2020’yi bitiriyoruz, yüreğimiz titriyor. 

Bu toplumun mağdur olmuş evlatları için sadece ve sadece adalet istiyoruz!

100. programımızı burada bitiriyoruz, son duyduğum kelimeler çok önemliydi gerçekten bir zulme uğrayan insan adalet, adalet, adalet diyordu. Bunlar 2020’nin son sedaları, umarız ki 2021’de bu adaleti buluruz, bu adalet ülkemize gelir, insan hakları ülkemize gelir, programımızda birçok önemli mazlum kişi vardı, uğradıkları zulmü anlattılar, dertlerini, sıkıntılarını anlattılar ve hepsinin ortak dileği adaletti. Biz de adalet diyoruz. Naif Turgut amcanın son sedaları ile bitiriyoruz. Adalet, adalet, adalet diyoruz ve değerli izleyenler izlediğiniz gibi büyük bir mücadele veriyoruz, adalet dediğimiz için ‘Çıplak aramalara’ karşı çıktığımız için, Servet Turgut’un uğradığı işkencelere karşı çıktığımız için, Cemal Yıldırım’ın, Mahmut Konukların, Bayram Erzurumluoğluların işten atılmalarına zulmen atılmalarına karşı çıktığımız için, Harbiyeli öğrenci annesi Melek Çetinkayaların uğradığı zulme karşı çıktığımız için yüzlerce askeri öğrencinin uğradığı zulme karşı çıktığımız için, Sn. Eski Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş ve binlerce üyemizin uğradığı zulme karşı çıktığımız için,  adalet diyoruz. Osman Kavalalar için adalet, Selçuk Kozağaçlı’lar için adalet, Ahmet Altan’lar için adalet, bu toplumun çok değerli şahsiyetleri için adalet diyoruz.

Bu toplumun mağdur olmuş evlatları için Ahmet Burhan Ataç’ları için, ve diğer Haluk Savaş hocaları için, Mevlüt Öztaş’ları, Fatih Terzioğul’ları, Halime Gülsu’ları ve Muzaffer Hocaları için adalet diyoruz. 

100. programımızdan elveda diliyoruz. İnşallah 2021’de buluşmak üzere hepinize hoşça kalın.

Yorumlar