02 Şubat 2021

YouTube

Herkese merhaba yeni bir ÖFG TV programı ile karşınızdayız. Her hafta haftanının önemli gelişmeleri ve önemli konukları ile beraber sunduğumuz ÖFG TV programımıza bugün yine başlıyoruz.

Bugün de yine önemli konuklarımız var! İlk konuğumuz Boğaziçi direnişinden bir öğrenci. Sosyoloji öğrencisi arkadaşımız ile konuşacağız. İkinci misafirimiz Nuriye Gülmen’in kız kardeşi Beyza Gülmen olacak. Üçüncüsü ise bir hasta çocuk, annesi, babası tutuklu Hakan Dağdelen olacak! Hakan Dağdelen’in babaannesi ile görüşeceğiz.

İlk olarak Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi kardeşimiz ile görüşeceğiz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Merhaba Betül hanım nasılsınız?

Betül Kocaaslan: İyiyim siz nasılsınız?

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Hoşgeldiniz. Betül hanım sizi dinleyelim. Boğaziçi Üniversitesi öğrencisisiniz, sosyoloji bölümündesiniz, son sınıftasınız, neler yaşanıyor? Boğaziçinde bu seneye kadar böyle şeyler görmüş müydünüz? Boğaziçinde son yaşananlar için neler diyorsunuz kısaca özetleyin daha sonra diğer sorularımız olacak buyrun.

Betül Kocaaslan: 1 Ocak gecesi bizim üniversitemiza kayyım rektör atanması haberi ile uyandık. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile ve ondan sonra da kayyıma karşı bir direniş başlattık! Bir önceki rektör de kayyımdı Boğaziçi Üniversitesine atanan. Okulun içinden seçimle atanmayıp kayyım olarak atanmıştı. Bunda da üniversite dışından bir insanın kayyım olarak atanması söz konusuydu. Biz de öğrenciler olarak bizim irademiz dışında, akademisyenlerin iradesi dışında bir insanın kayyımlık yapmasına, izin vermeyeceğimizi belirttik ve bir direniş başlattık. Zaten gündemde de sosyal medyada da takip edenler bilir; 1 aydır süren bir direniş var. Eylemlerle, okul içinde, okul dışında eylemlerle öğrenciler, akademisyenler hep beraber bu kayyıma karşı bir direniş başlattık. 4 ocak Pazartesi gününden itibaren okulun önünde bir polis ile arbede yaşanmıştı, o günden itibaren polis ablukası altındayız. Boğaziçi Üniversitesi ve Hisarüstü mahallesi bütün okulun çevresi polis ablukası altında. Kaldırılmarda barikatlar, tomalar ve biz okula giderken de polislere kimlik göstermek zorunda kalıyoruz, okula giriş yaparken. Böyle bir abluka altındayız ve dün yaşanan olaylarda da aslında polis şiddetini kullanmaktan çekinmediler öğrencilerin üzerine saldırmaktan çekinmediler, dün de 159 öğrenci gözaltına alındı, zaten bildiğiniz üzere. Direnişi böyle bastırmaya çalışıyorlar polis şiddeti ile, tutuklamalar ile. Ondan önceki olayda da zaten birkaç gün önce 2 arkadaşımız tutuklandı, 2 arkadaşımız ev hapsine sevk edildi.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Dün peki neler yaşandı? Dün biz de oradaydık HDP vekillerimiz ile beraber ama üniversiteye giremedik. İçeride neler yaşandı bilemiyoruz. Dışarıda neler yaşandı gördük. Siz Üniversite içinde neler oldu? Siz ne zaman gittiniz? Neler yaşandı biraz izleyenlerimize anlatalım.

Betül Kocaaslan: Biz zaten tutuklamalara karşı, 2 arkadaşımızın tutuklanması ve 2 arkadaşımızın ev hapsine sevk edilmesinden sonra tutuklamalara karşı kayyımın bize hesap vermesini istedik aslında ve Pazartesi için de bir çağrı yaptık! Biz Güney Kapı önünde bir basın açıklaması yapmak istedik ama zaten 4 de öğrenciler olarak okuldan çıkmak istediğimiz de okuldan çıkmamıza izin vermedi polis. Polis ablukası önümüze set çekti ve “Okuldan çıkamazsınız.” Dediler. Biz aslında okula kapatılmış olduk. Bu saat 4.30 civarı oluyor. O sırada bize Etiler’den Boğaziçi’ne doğru yürüyen grupları başka üniversitelerden arkadaşlarımız da vardı destek için gelen, Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri de var. O grupları yolda toplu halde yürüdükleri için polis bir anda saldırıp “Aşağı bak.” Denilerek gözaltına alındılar. Orada çok fazla sayıda insan, önce 30, sonra 80 dendi. Yaklaşık 100 kişi Etiler’de ve Güney Kapı önünde daha okula giremeden, girmeye çalışırken gözaltına alındı. Biz de bunlara karşılık, bu gözaltı ve tutuklamalara karşı baskılara karşı kayyımın çıkıp bize hesap vermesini istedik aslında çünkü bunların kayyımın talimatı ile ve iktidarın eli ile olduğunu biliyoruz ve kayyım da bizim okulumuza iktidarın aslında bir kuklası gibi çalışıyor şu an. Yani geçen gün de LGBT klubünun kapatılması da aynı şekilde. Polis şiddeti de, LGBT’li arkadaşlara olan baskılar ve şiddette bunun göstergesi ve biz de kayyımdan bir açıklama talep ettik aslında çünkü kendisi de ilk hafta öğrenciler ile rektörlük binasından çıkarak bir görüşme yapmıştı, onun da görüntüleri yansıdı ve orada hiçbir şekilde polisin girmeyeceğini, hiçbir tutuklamanın, hiçbir baskının olmayacağını söylemişti. Kendisinin kayyım kabul etmiyoruz dediğimizde, bize “Öğrencilere dokunulmayacak.” Gibi şeyler söylemişti ama biz görüyoruz ki öyle olmadı hiçbir şey. Süreç öyle işlemedi. Biz de buna karşı hep beraber yaklaşık 200-300 civarı öğrenci Güney Kapı’dan çıkamayınca, Polis çıkamazsınız deyince hep beraber rektörlük önüne indik ve orada kayyıma seslendik. Bize tutuklamaların, bu gözaltıların, bu polis ablukasının açıklamasını yapmasını istedik ondan. Kendisi çıkmadı zaten, orada da güvenlikler, rektörlük binasının önündeydiler. Ondan sonra orada bir oturma eylemi kararı alındı aslında yapılan fiziksel bir müdahale de olmadı. Kayyım ile görüşme talebimizi ilettik ve oturma eylemi kayyımın çıkıp bizimle görüşmesini istedik. Rektörlük binasında öyle bir eylem başlatıldı Güney Kampü’ste.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çıkmadı mı?

Betül Kocaaslan: Görüşmek için çıkmadı.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki İçişleri Bakanı öğrenciler işgalci diyor. Siz bu üniversitesinin öğrencisisiniz siz bu üniversitenin öğrencisisiniz size işgalci diyor ne dersiniz?

Betül Kocaaslan:Kendi üniversitemizi işgal etmedik. Güney Kampüste kendi üniversitemizin rektörlük binasında oturma eylemi başlattık, bu da direnişimizin bir parçası çünkü biz ilk günden itibaren kayyıma karşı direneceğimizi ve bu kayyımı kabul etmediğimizi söyledik. Tabi ki de iktidar da bunu bu şekilde çarpıtmaya çalışıyor aslında ilk günden beri görüyoruz. Bu yaşanan son olaylarda da aslında bir şeylerin üstü örtülmeye çalışılıyor. Bizim en baştan beri söylediğimiz şey: “Kayyımları istemiyoruz.” Ne boğaziçi’nde ne hiçbir üniversitede. Türkiye’nin hiçbir yerinde kayyım istemiyoruz diyoruz ama böyle basit başka şeylerle çarpıtmaya çalışıyorlar ve polis şiddetini kullanıyorlar.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Diyorsunuz ki bizim ana meselemiz bu liyakata haiz olmayan rektörün gitmesi. Bunu istiyoruz diyorsunuz ama ana akım medya, iktidar medyası bir başka konu üzerinde duruyor Betül hanım. Güya Boğaziçi öğrencileri Kabe’ye karşı imiş, dine karşı imiş, sapıkmış, şudur, budur. Bu sergide ki fotoğraf vesilesi ile tamamen konuyu başka bir tartışma alanına kaydırmaya çalışıyorlar. Bu girişimleri ve bu fotoğraf sergisinde ne olduğunu bize açıklar mısınız?

Betül Kocaaslan: Direnişin bir parçası olarak BOUN sergi yapmaya karar verdi. Çeşitli resimlerin yayınlandığı, çalışmaların yayınlandığı güney kampüste böyle bir sergi başlatıldı. Malum öyle bir görsel hazırlamış bir öğrenci ve bu da yayınlanıyordu, yani buna tepki gösterilebilir, bu eleştirilebilir, yanlış anlaşılmalara, belki müslümanların diyeyim ya da Kabe’nin resmini bu şekilde kullanılmasına karşı çıkanlar olabilir öğrencilerden ben bunu anlıyorum. Ben öyle düşünmesem de, bunun kutsalımıza bir saldırı olarak görmesem de ben bir kesim öğrenci görebilir ama bunun kesinlikle bu şekilde kullanılmaması gerekiyordu. Bu öğrenciler arasında bir tartışma yoluyla, bir biz bunu istemiyoruz ya da okul içinde öğrencilerin bir diyalog içinde çözülebilecek bir şeydi bu. Bir şekilde hedef göstermelerle LGBTİ’lere ve LGBTİ klubünün düzenlediği de bir sergi değildi öyle yayıldı medyada da. Buna öğrenciler kendi içerisinde dediğim gibi konuşulabilirdi ama bu iktidar tarafından ve hedef gösterilmeler ile çok farklı bir yere geldi ve tutuklamalar ve ev hapisleri ile sonuçlandı. Hiçbir şekilde polis şiddeti ve iktidarın dahil olduğu baskı ve zor araçlara dahil olduğu bir süreçte zaten biz bir diyalog ve iletişim zeminini de kaybetmiş olduk aslında. Hiçbir şekilde bunu kabul etmiyoruz, hiçbir şekilde böyle basit bir sebepten, böyle bir öğrencinin yaptığı bir görsel üzerinden insanların tutuklanmasını, insanların hedef gösterilmesini gözaltına alınmasını kabul etmiyoruz, bunların da derhal serbest bırakılmasını istiyoruz. Bunlar bir şekilde iktidar medyası tarafından ve iktidar tarafından malzeme ediliyor. Direnişin ve Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerin asıl hedefinin üstü örtülmek isteniyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Diyorsunuz ki Kabe ile ilgili görsel konusu ifade özgürlüğü çerçevesinde tartışılır. İsteyen kabul eder, isteyen kabul etmez, belki kimisi için inciticidir, kimisi için değildir ama ana mesele bu değildir diyorsunuz. İktidar bir fırsat buldu diyorsunuz ve bu fırsat üzerinden halkın dini duygularını kullanarak sizi hedef göstermeye çalışıyor, biliyorsunuz zaten iktidar bunu çok sık sık yapıyor. Kişilere, kurumlara karşı bu tür hedef göstermeler, halkın bir takım duygularını kullanarak nefret saldırıları, linç saldırılarını iktidar yapıyor. Medyasını zaten bunun için kullanıyor, ne diyorsunuz? Bu iktidarın bu tavrı sizce gerçekçi mi? Sonuç alır mı? Üniversitedeki öğrencilerin dile getirdiği soruna bir çözüm müdür?

Betül Kocaaslan: Hayır dediğiniz gibi iktidar birçok olayda gördük bu dini duyguları ve milli değerleri tırnak içerisinde kullanarak bir şeyleri kitleleri hedef gösteriyor. Bizim okulumuza da bu önceden de birkaç kez daha yaşandı. İstiklal Marşı değiştirildi gibi bir şeyle de aynı şey yaşandı ve bir şekilde Boğaziçi öğrencileri hedef gösterildi. O sırada da soruşturmalar açıldı. Bunları yaşıyoruz ama Boğaziçi’nde de öğrenciler olarak şunu biliyoruz: Bu bir sıkça kullanılan bir şey ve biz bununla yılmayacağız. Bu şekilde baskılar ile yılmayacağız çünkü haklı olduğumuzu biliyoruz, haklı bir mücadele verdiğimizi biliyoruz tıpkı Türkiye’de ki diğer hak mücadeleleri gibi bunun da haklı bir zeminden olduğunu biliyoruz. Bu tarz şeyler kullanılıyor, Twitter’da da Kabe’yi savunan fişleniyor gibi bu tarz hedef göstermeler yapıldı.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Karşı eylemler de yapıldı, Beyazıt’ta da dün eylemler yapıldı. Bir takım öğrenci grupları islami temalar ile Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine yönelik bazı hitaplar ile eylemler yaptı, bunlara ne dersiniz?

Betül Kocaaslan: Belli gruplar bunu yapıyor yani islami değerleri savunmak kutsalı savunmak bu şekilde olacağını düşünmüyorum ben bireysel olarak. Bir Kabe resminin üzerinden bu şekilde provake olunmaması gerektiğini düşünüyorum, bizim daha önemli meselelerimiz olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin her yerinde yaşanan zulme karşı, haksızlıklara karşı, sizin de sürekli dile getirdiğiniz hapishanelerde yaşananlara karşı, insanların gerçekten fişlenmelerine karşı, KHK’lı insanlar fişlendi ve şu anda zor bir hayat yaşamaya çalışıyorlar bunlara karşı müslümanlar olarak bir mücadele yürütmemiz gerektiğine inanıyorum, bunlara karşı eylemler yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Böyle basit şeylerle iktidarın malzemesi olmayalım istiyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Dini ve ahlaki temel değerler çiğnenirken bir takım görseller ve şekiller üzerinden tartışmanın provakatif olduğunu düşünüyorsunuz sanırım.

Betül Kocaaslan: Evet.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin genel olarak rektöre karşı tavrı nedir? Bir oransal durum var mı? Mesela %50’si karşı, %50’si karşı değil gibi bir durum var mı? Öğretim üyeleri açısından da genel tablo nedir? Bizim derdimiz gerçek, nasıl görüyorsunuz öğretim üyeleri ve öğrenciler açısından genel bir rektöre protesto oranı nedir?

Betül Kocaaslan: Şu an tabi ki de bir oran veremem ama okulun çok büyük bir çoğunluğu kayyımı istemiyor bunu biliyorum. Öğrenciler arasında da zaten ilk haftalarda da okulun bütün kesimleri benzer açıklamalar yaptı. Sadece klüpler değil, birçok farklı kesimden insan aynı şeyde, bir ortaklaşma vardı kayyım rektöre karşı, “İstemiyoruz, kayyımı kabul etmiyoruz, kayyımın istifasını, Melih Bulu’nun istifasını istiyoruz.” Talebi vardı. Öğretim üyeleri de aynı şekilde öğretim üyelerinin arasında da oran yapamasam da her gün düzenledikleri eylemlerle de bugün de çok kalabalık bir eylem düzenlediler onlar da önemli bir direniş gösteriyorlar şu anda. Onlarda hiçbir şekilde kabul etmiyorlar ve zaten bir şekilde bürokratik kayyımın üniversitede bir şekilde iş yapmaması için çabalıyorlar. Kayyım rektörün istifasını istiyorlar.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Peki Rektör Melih Bulu gider mi sizce? Bu kadar yoğun bir muhalefet, bu kadar yoğun bir şekilde git denilen bir rektör sizce içine sinerek orada oturacak mı? Ne yapacak? Siz ne hissediyorsunuz? Ne algılıyorsunuz?

Betül Kocaaslan: 1 aydır bu kadar büyük bir protestoya maruz kalmış ve rektörlüğün önünde her gün biz protesto ettik ve her gün o binada otururken bunları duydu, bütün öğrencilerin de ona karşı olduğunu ve istifasını istediği, kişiliğine değil, kayyım olarak üniversitede olamayacağını biliyor şu an, kendisi de farkında olayların ama istifa edebilir mi? Buna izin verilir mi? O kadarını bilmiyorum ama bence Boğaziçi’nde iş yapamayacağını, ya da devamının yani şu an mesela LGBT klubünün kapatılması ile ilgili bir karar gördük rektörün imzasının olduğu, şu an bu kaos ortamında yararlanarak belki kısa süreli bir şeyler yapmaya çalışsa da öğrencilerin direncinin bitmeyeceğine, durmayacağını gördüğü müddetçe üniversitede barınamayacağını düşünüyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sanki şöyle bir şey hissediyor musunuz? Belki kendisi gitmek istese bile iktidar onu orada zorla tutacak gibi bir hava da hissediyor musunuz?

Betül Kocaaslan: Evet olabilir bilmiyorum. Kendi iradesi ile şu an istifa edebilir mi edemez mi onu bilmiyorum ama zor yani bu şekilde devam etmesi de.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki. Rektör Bulu LGBTİBetül Kocaaslan bireylerin klüplerini kapattı! Peki size şunu sormak isterim, Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri arasında böyle “Bu klüp kapansın.” Diye bir eğilim var mı? Rektör böyle bir şey yapmış sizin adınıza ne diyorsunuz bu klubün kapatılmasına, öğrenciler o klüpten rahatsız mı?

Betül Kocaaslan: Hiçbir şekilde bunu kabul etmiyoruz öğrenciler olarak, bir LGBT’li arkadaşlarımızın faaliyet adına olan klübün kapatılması, önceden de onlar hedef gösterildi üniversite içinde, faaliyetlerine yasaklamalar getirildi. Şimdi de aynı şey yapılıyor. Burada da yine biraz önce bahsettiğimiz dini duygular bahane edilerek, ülkedeki genel şeyi kullanarak iktidar bu tarz şeyler ile baskı kurmaya çalışıyor ama biz üniversite öğrencileri olarak, çoğunluk olarak diyeyim bunu kabul etmiyoruz hiçbir şekilde ne tutuklamaları kabul ediyoruz ne klüpleri böyle baskıları kabul ediyoruz. Aslında kayyımların ilk başta kayyımlara karşı çıkarken de söylediğimiz şey her yerde olduğu gibi belediyelerde olduğu gibi bir kayyımın ilk önce gelince yaptığı şey aslında ezilen grupların, daha azınlıkta olan grupların faaliyetlerine yasaklamalar getirmek, bir şekilde onları hedef göstermek, sürekli baskılamak, biz bunu kabul etmiyoruz aslında en baştan beri söylediğimiz şey bu.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki bu tür şeytanlaştırmaları da kabul etmiyorsunuz gördüğüm kadarıyla. İktidar gördüğümüz kadarıyla bu işi LGBTİBetül Kocaaslan bireylerin üzerine yıkmaya çalışıyor, sanki rektörü istemeyenler onlar. Onun dışındakileri ayrı tutuyor ve onları şeytanlaştırarak bir şekilde halkın da gözünde şeytanlaştırarak bu işi bitirmeye çalışıyor. Bu taktiğe ne diyorsunuz?

Betül Kocaaslan:Bu taktik bizde işlemeyecek diyoruz. Biz vazgeçmeyeceğiz. İktidarın bu provakasyonlarına karşı da vazgeçmeyeceğiz, en baştan beri söylediğimiz şeyi söylemeye devam edeceğiz, direnişimize devam edeceğiz. Bende şimdi Kadıköy’de ki eyleme geçeceğim 6’da. Vatan Emniyette tutulan, gözaltında olan arkadaşlarımızın halen ifadesi alınmadı, bekletiliyor, bu akşam alınması bekleniyor ve yarın da serbest kalmalarını istiyoruz en hızlı şekilde. Direnişimiz devam edecek, Boğaziçi öğrencileri de akademisyenler de vazgeçmiyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Öğrenci arkadaşlarınız gözaltına alınırken neler yaşamış? Darp veyahut da diğer ihlaller var mı? Biz içeride değildik, dışarıdakileri gördük. 100 civarında gözaltıya şahittik ama içeride durum ne olmuştu? Ne yaşanmış? İzleyenlerimize o gözaltı anlarını anlatabilir misiniz?

Betül Kocaaslan: Tabi anlatayım. Ben Güney Meydan’da o sırada yoktum. Ben 1 saat önce ayrılmıştım ama biz canlı yayınlardan takip ettik. Bir arkadaşımız hatta Nevşin Mengü’nün canlı yayınına bağlanmıştı, o sırada canlı olarak Güney Meydan’da polisin birikmesini ve kalkanlar ile beklemesini vs. Gösterdi, bir yerden sonra canlı yayın kesildi, polis bize saldırıyor tarzında. Kalkanlarla aslında avukatlardan ve tutanaklardan öğrendiğimiz kadarıyla, topluluğu dağıtmaya çalışmışlar ve hakaretler ile yerlerde sürüklemeler ile gözaltı yapmışlar. Yaklaşık 30 kişi sanırım o şekilde yapmışlar. Bir arkadaşımızın bugün yeni avukat tutanağını tuttu, başörtülü bir arkadaşımızın da başı açılmış o sırada ve kadın polisler kapatmasına izin vermemişler, ters kelepçe uygulaması da yapılmış o sırada gözaltına alınan öğrencilere. Darp edilen arkadaşlarımızda olmuş, o sırada yere atılıp polislerin darp ettiği. Polis şiddeti ile aslında kendi okulumuzdan Güney Meydan’dan gözaltına alınmış olduk!

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bunun için bize de başvurmanızı isterim. Ben İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyesi bir milletvekiliyim, bu darp hadiselerini İçişleri Bakanlığı’na bir soru önergesi ile sormak isteriz. Bu konuda da devam eden iletişimimizde matbu formumuzu doldurarak da bize başvurun lütfen. Bütün bu ihlaller yerde kalmasın! Biz bunları ilanihaye soracağız! Şu anda ses çıkartılsa bile mutlaka soracağız. Son olarak Betül hanım siz de Kadıköy’e geçeceksiniz ama son bir soru ile sizi yolculamak isteriz. İktidar Boğaziçi direnişini çok büyütüyor gözünde, böyle her zaman kendi zulmen yaptığı uygulamalara karşı bir gezi benzeri bir olay ortaya çıkacak diye çok büyük bir tedirginliği var iktidarın bunu nasıl yorumlarsınız? İktidar kabuslar görüyor, gezi diye bir olayın bir benzeri çıkacak diye kabuslar içinde. Siz böyle 2-3 ay öncesinde bir gezi mi planlıyordunuz Boğaziçi’nde ne dersiniz?

Betül Kocaaslan: Hayır. Zaten kayyım kararı ile bu direniş başladı, öğrenciler o süreçte, 1 ocak akşamından sonra bu eylemlere karar verildi ve 4 ocak’ta ilk eyleme başladık. Bunlar da tıpkı dediğiniz gibi çok korkuyorlar, bütün polis şiddeti de bize olan baskılar da, İstanbul’da ki diğer eylemlerde ki baskılar çok korktuklarını gösteriyor çünkü korkacak çok fazla şey var. Çok fazla hak ihlalinin, çok fazla insanlık suçunun müsebbibi bir iktidar var karşımızda bu kadar korktukları için de böyle şeyler uyguluyorlar. Hiçbir şekilde kabul etmiyoruz diyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bizim bildiğimiz Boğaziçi Üniversitesi Türkiye’nin en demokrat üniversitesidir. Başörtüsü yasakları sırasında başörtüsü yasağının uygulanmadığı tek üniversiteydi neredeyse ama şimdi güya başörtüsü yasağını bitirdiğini söyleyen bir iktidarın getirdiği rektör döneminde hiç olmayan bir şey oldu, Boğaziçi Üniversitesi’ne polisler girdi. Bu ilişkiyi nasıl yorumlarsınız? 15-20 yıl önceki hal ile şu andaki hali, bu çelişkiyi yorumlamanızı isterim.

Betül Kocaaslan: Aslında iktidar dediğiniz gibi bütün dini değerleri kullanarak aslında kendisi müslümanlara da, diğer topluluklara da aslında zulmeden bir iktidar var! Bunu görüyoruz. Başörtüsü meselesinde dillerinden düşürmeyen, sürekli bunu dillendiren bir iktidarın döneminde de biz biliyoruz, hem başörtülülere de yapılan gerek hapishanelerde gerek eylemlerde yapılan muameleyi polis şiddetini biliyoruz, görüyoruz. Bunlar bir şekilde hesabı sorulacak diyorum, bir şekilde halkın mücadelesi ile birlikte mücadelemiz ile dayanışmamız ile bu korku ikliminde bu hak ihlallerini de bitireceğimize inanıyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Evet çok teşekkür ederiz Betül hanım. Maalesef duyduğumuz son derece üzücüydü. Zaten hepsi üzücü ama iktidarın iddiaları ile beraber değerlendirildiğinde dünkü gözaltılarda başörtülü bir öğrencinin başörtüsünün açılması ve örtmesine müsaade edilmemesini de bir şekilde not edelim, biz bunları not etmeye devam ediyoruz, bir takım iddialar ile ortaya gelenlerin nelere mal olduğunu, neleri yaptığını da hepimizin bilmesi gerekiyor, biz sizi tutmayalım çok teşekkür ederiz Betül hanım iyi günler.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Değerli izleyenler şu anda da konuğumuz Nuriye Gülmen Yüksel Direnişçisi, unutulmaz direnişçi, KHK’lı akademisyen Nuriye Gülmen’in kız kardeşi Beyza Gülmen konuğumuz olacak. Nuriye Gülmen’i Türkiye’de tanımayan yoktur. Nuriye Gülmen son derece onurlu, dirençli bir kişi, bir KHK’lı, bir Yüksel Direnişçisi, bir akademisyen ve inatçı, sabırlı, gayretli bir insan ve kendisi şu anda cezaevinde. 5 aydır cezaevinde ve Cuma günü mahkemesi var! Biz mahkeme öncesi kız kardeşi Beyza Gülmen ile konuşmak istiyoruz. Beyza hanım hoşgeldiniz.

Beyza Gülmen:Merhaba hoşbuldum vekilim.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Beyza hanım Cuma günü mahkemeniz var.

Beyza Gülmen: Cuma günü.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Cuma günü buradan da tüm izleyenlerimize söyleyelim, Cuma günü mahkeme hangi mahkemede onu da gelmek isteyenler için net bir şekilde söyleyin, saat kaçta?

Beyza Gülmen: İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde olacak. 28. A.C.M.’de saat 09.00’da olacak.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde olacak. 28. A.C.M.’de sabah 09.00’da olacak Nuriye Gülmen’e destek talep ediyoruz ve Nuriye Gülmen’in sesi olmak istiyoruz! Mahkemesine de tüm vatandaşlarımızı davet ediyoruz, Nuriye Gülmen yalnız değildir diyoruz! Peki Beyza hanım Nuriye hanım neden içeri girdi? Neler yaşanıyor? Ne oluyor? Ne bitiyor? Bunları bilmeyen izleyenlerimize baştan itibaren anlatmanızı isteriz. Nuriye Gülmen kimdir? Ne yaptı? Neden şu anda cezaevinde? Neler yaşanıyor? Buyrun söz sizde.

Beyza Gülmen: En başından başlayayım. Ablam KHK ile 2016 yılında ihraç edilmişti ilk darbe teşebbüsünden sonra çıkan KHK’lar ile. Araştırma görevlisiydi ablam Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışıyordu sonra zaten artık hepimiz biliyoruz ki KHK bir mağduriyet oldu, KHK’lıların gün yüzüne çıktığı. Sizlerin de raporunuzu takip ediyorum, mağdurlar, mağdur yakınları herkes zor günler yaşıyor ve o zaman da tabi ki insanlar şok yaşamışlardı, ben de mesela bu KHK’lardan sonra öğrendim bir memurun soruşturma geçirmeden işinden atılamayacağını, bir baktılar insanlar bütün isimleri, soyisimleri, bilgileri ile bir gecede hiçbir şey denmeden isimleri çıkmış, yayınlanmış ve ihraç olmuşlar! Ablam da bu şekilde ihraç edildi işinden, önce açığa alınmıştı, sonra ihraç edilmişti, 9 Kasım’da Ankara’da Yüksek Caddesi’nde “İşimi geri istiyorum.” Diye bir A4 kağıdına yazıp Yüksel’e çıkmıştı. Daha önce de ablam KHK ile ihraç edilmeden önce de çok hukuksuzluğa maruz kalmıştı Eskişehir’de araştırma görevlisi iken. Berkin Elvan’ı, İsmail Korkmaz’ı sahiplendiği için baskılara maruz kalmıştı! Mesela eylemlere katıldığı için sendikal eylemlere katıldığı için, Nuriye Gülmen kaçta geliyor işe? Kaçta gidiyor? Ne yapıyor? Gibi. Tez yazarken de birçok zorlukla karşılaşmıştı. Hocası önce okuyacağım demişti tezini sonra okumam ne yapıyorsan yap gibi tavır takınmıştı. KHK’dan önce de böyle bir süreç yaşamıştı ablam ve tabi ki de bütün bunların üstünü önce açığa alınınca sonra ihraç edilince direnmeyi seçti doğal olarak çünkü en başından beri biliyordu haksız, hukuksuz bir uygulama olduğunu ve gerçekten okumak için oraya gelebilmek için bir araştırma görevlisi olmak için neler çektiğini ailecek ne kadar emekler verdiğini biz biliyoruz tabi ki. Bunu yaşayanlar biliyor! O yüzden direnmeyi seçmişti, sonra da biliyorsunuz ki 1 yıla yakın bir açlık grevi yaptı! Sonra açlık grevini sonlandırdı! OHAL Komisyonu’nun dosyalarını öne alacaklarını ve okuyacaklarını yönelik talebi sonrasında sonlandırmışlardı Semih ile beraber. Ondan sonra devam ettiler direnmeye, Acun hocalar, Nazan abla, Mehmet abi hepsi birlikte Yüksel Direnişi’nde direnmeye devam etmişlerdi. Son tutuklamada Ağustos ayında gerçekleşti. Bu şekilde özetleyebilirim en başından beri.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Son tutuklama gerekçesi neydi? Neden dolayı tutukladılar?

Beyza Gülmen: Aslında yeni bir şey yok! Yani farklı bir şey, bir delil ellerinde yok! Bir önceki mahkemede de örgüt talimatı ile açlık grevi yapmaktı suçlama. Bunda da aynı şeyler yazıldı. Ablam bir yazı yazmıştı, orada da belirtiyordu bir örgütün tarihçesi var, onlar altında 5 tane cümle, örgüt talimatı ile açlık grevi yaptı, örgüt talimatı ile direnişler meclisi adına eylem ve etkinliklerde bulundu bu kadar. İddianame dediğimiz şey bundan oluşuyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Basit kurgularla ortaya çıkmış bir iddianame ve sanırım bir ev baskını ile mi tutuklandı ne oldu?

Beyza Gülmen: İdil Kültür Merkezi’ndeydi ablam tutuklandığında. Tabi bu da biraz Direnişler Meclisi’nden de bahsetmem gerekiyor. Bildiğiniz gibi Direnişler Meclisi’nin bir üyesi idi. Aynı şekilde ölüm orucu yapmış Halkın Avukatları da öyleydi, Murat Uğraş vardı, bütün haksızlıklara karşı olan, adaletsizliğe uğramış insanları birleştiren bir platform Direnişler Meclisi halen de öyle. Nadire Kadirova vardı, Servet İnan vardı, 7 gün cenazesi sokakta kalan onun kardeşi vardı, yine birçok adaletsizliğe uğramış insan vardı, insanların sesi oldular Yüksel Direnişçileri. Biraz da bundan tabi ki de. Bu kadar saldırmaları, tutuklamaları. Ablam da Grup Yorum ile röportaj yapmak için İdil Kültür Merkezi’ne gitmişti. Biliyorsunuz 2 üyesi hayatlarını kaybettiler, bunun için İdil Kültür Merkezi’nde bulunmak suç değildir demek için. Ablam da oradaydı tamamen bir tesadüf diyebiliriz. Ablamın herhangi bir yakalama, gözaltı kararı yoktu, hiçbir şeyi yoktu ve sadece İdil Kültür Merkezi’nde ve o sırada İdil Kültür Merkezi’ne baskın yapılıyor ablam da gözaltına alınıyor ve saçma sapan kaçma şüphesi gerekçesiyle tutuklanıyor!

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki cezaevinde neler yaşıyor? Ne oluyor? Ne bitiyor? Uğradığı ihlaller var mı? Görüşüyorsunuz, bize iletmek istediği hususlar var mı?

Beyza Gülmen: Görüşüyoruz ben ayda bir gidiyorum. Normalde 15 günde bir ama ben okulumdan dolayı ayda bir gidiyorum, haftada bir telefon görüşü yapıyoruz, zaten pandemiden dolayı açık görüşte yok, hep kapalı görüş olarak gerçekleştiriyoruz görüşlerimizi. Genel olarak sağlığı ve morali iyi, orada tabi ki de bir baskı altında tutulmaya çalışdıklarını, tecrit altındalar, kişiliksizleştirilmeye çalışıldığını bildiği için orada hep birlikte yine moralli durmaya çalışıyorlar.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Kaç kişilerdi koğuşta sayıları nedir?

Beyza Gülmen:3 kişi.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki tecrit yaşıyorlar mı? Kitap alma konusunda, mektup alma konusunda uğradıkları ihlaller var mı?

Beyza Gülmen: Silivri Hapishanesi’nde olduğu için. Silivri Hapishanesi’nde ayrıca bir özen gösteriliyormuş. Örnek bir hapishane mesela. F Tiplerinin açıldığında da böyle bir argümanları olmuştu, otel odası gibi, sıcak, çok güzel gibi. Bu yüzden orada biraz daha galiba kurallara, haklarına dikkat etmeye çalışıyorlar! Biz bakın iyi bakıyoruz onlara, haksızlık yapmıyoruz demeye çalışıyorlar. Bu yüzden daha minimal şekilde kısıtlamalar oluyor, elbette ki bir hücrede 3 kişi ile kalmanın büyük olumsuzlukları var, bu apayrı bir şey, ne olursa olsun zaten orada tecrit içinde tutulmaları çok kötü bir şey ama onun haricinde buna dikkat ediyorlar diye biliyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki Yüksel Direnişçileri de tutuklandı! Acun Karadağ, Alev Şahin, Nazan Bozkurt, Mahmut Konuk ve diğer arkadaşlar. Buna ne diyorsunuz? Bir KHK’lara karşı direnişi bastırmaya mı çalışıyor devlet? Bunu başarabilir mi? Ne diyorsunuz? Ablanız bu konuda çok önemli bedeller ödedi tüm Türkiye toplumu takip etti ve gelinen noktada belki KHK’lar bitmedi ama Nuriye Gülmen çok önemli bir taş oldu bu mücadelede, önemli bir direnç gösterdi, sembol bir isim oldu ve şu an yine cezaevinde. Evet KHK’lar bitmiş değil, KHK’lar hala devam ediyor ve Nuriye Gülmen’de cezaevinde peki yenildik mi ne diyorsunuz?

Beyza Gülmen: Tabi ki de yenilmedik. Zaten en başından beri bu direnişi bitirmek için onlarca şey yaptılar. Yaptıkları işte: “İşkenceler boşuna değil.” Diye direnişi bitirmek için Nazan ablanın kemiğini kırdılar, Gülnaz ablanın saçlarını yoldular, Mehmet abiye gaz sıktılar en yakın mesafeden, Acun hoca zaten yaşı gereği neler yaşadı kalp pili takıldı. Neler neler yaşadılar, hangi işkencelere maruz kalmadılar ki? Bir sürü şey yaşadılar, bu da direnişi bitirmek için elbette ki bu tutuklama vardı öyle tabi ki çünkü Yüksel Direnişçileri, Acun hocalar da mesela cezalar kesiliyor orada ve o cezalardan beraat ettiler, kendileri de savunmalarında bunu dile getirdiler, aleyhine bütün deliller dosyada var ama lehine hiçbir şey yok! Bu KESK’ten para cezalardan, davalardan, beraat ettikleri bunlar hiç yazmıyor, gösterilmiyor! Bu şekilde ama ben inanıyorum ki ne yapmaya çalışsalar da tutuklasalar da, direniş bitmeyecek ve 4 yıldır devam ediyor bu direniş ve şu anda bir somut olarak bir kazanım elde edememiş olabiliriz ama ben ileriki süreçte bunun somut bir kazanım ile işlerine geri döneceklerini düşünüyorum. Buna inanıyorum çünkü orada 4 yıldır devam eden direniş boşuna değil, bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar ve bu anlattıkları küçük şeyler, büyük bir şeye dönüşecek diye inanıyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Mutlaka bir gün başaracağız diyorsunuz. Mutlaka bir gün bu zulüm, bu soykırım bitecek diyorsunuz! Peki son olarak mahkeme Cuma günü Çağlayan Adliyesi’nde 28. A.C.M.’de son olarak mesajınız nedir? Mahkemeye destek noktasında sosyal medyadan ve vatandaşların fiili olarak desteği noktasında çağrılarınızı da alalım en son olarak buyrun Beyza hanım.

Beyza Gülmen:Çağrımdan önce en son bir iddianame ile ilgili kısım vardı, ondan bahsetmek istiyorum son olarak. Ben dilekçe vermeye gitmiştim ablam için, ablamın tahliyesine yönelik orada öğrendik ki mahkeme iddianameyi reddediyor çünkü ortada bir delil yok! Orada bulunan delil sayılan şeyler ilişkilendirilmiyor, bir eylem yok ortada yani! Delil değil denilen iddia edilen şeyler var ama bunların arasında bir ilişki yok! Sadece istihbari bilgiler ve mahkeme hukuka uygun olmadığını söylüyor bu iddianamenin bu yüzden reddediyor iade ediyor ama başka bir mahkeme bunu kabul ediyor! Bu da aslında dosyaların ne kadar boş, ne kadar hukuksuz olduğunu bize gösteriyor! Binlerce insan boş dosyalar ile tutuklular. Yıllardır iddianameleri bile çok geç hazırlanıyor. Bu şekilde bunu ekleyim son olarak.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: O mahkeme kabul etmeyince başka bir mahkemeye götürülüyor diyorsunuz öyle mi iddianame?

Beyza Gülmen: Evet öyle. Bir üst mahkemeye taşınıyor, 29. Mahkeme iadeyi kabul edecek ya da reddedecek. İadeyi reddediyor iddianamenin iade edilmesi gerektiğini kabul etmiyor!

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Edince de 28 bunu görüşmek zorunda kalıyor!

Beyza Gülmen: Evet.  Boş iddianame ile bir mahkeme yapılacak Cuma günü.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Hem boş bir iddianame hem de 5 aydır tutukluluk, özgürlük ve hak gaspı var ortada ve Cuma günü mahkeme var, en son Türkiye toplumuna bu konuda ki çağrınızı sizden alalım!

Beyza Gülmen: Az önce de arkadaş çok güzel ifade etti, Büşra da çok güzel konuştu. Gerçekten ülkede yaşadığımız hak ihlallerine karşı ses çıkarmalıyız, asıl bunları konuşmalıyız, ülkelerin gerçeklerinden bunlardan söz etmeliyiz. Bu yüzden adaletin yanında olan bu ülkede bir şeylerin yanlış gittiğini düşünen ve bu ülkeye dair umudu olan herkesi ablamın duruşmasına bekliyorum Cuma günü saat 09.00’da.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: 09.00’da 28. A.C.M.’de. Değerli izleyenler Nuriye Gülmen KHK direnişinin sembol bir ismidir, hepimiz biliyoruz yüzbinlerce KHK’lı var, ayrım göstermeksizin tüm KHK’lıların yanındayız çünkü bu bir Anayasal bir gasp çünkü KHK’lar Anayasa’ya aykırı kararlardır. Biz temelden yanlış olduğunu görüyoruz. Peki çok teşekkür ederiz. Beyza hanım inşallah Nuriye Gülmen’i ve diğer arkadaşlarımızı Cuma günü tahliye edilmiş olarak aramızda göreceğiz. Size iyi günler diliyoruz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Değerli izleyenler Nuriye Gülmen 5 aydır cezaevinde, kardeşinden de dinlediğimiz gibi zulmen tutuklu çünkü bomboş bir iddianame hatta kabul edilmesi mümkün olmayan bir iddianameyi zorla kabul ettirerek yapılan bir mahkeme var! Belli ki uzun süre tutulamayacak içeride ama ne kadar tutarsak kardır mantığı ile KHK direnişinin bu son sembol ismi arkadaşımızı 5 aydır cezaevinde tutuyorlar. Bu bir özgürlük ve hak gaspı artı cezaevinde yaşadığı diğer ihlaller de cabası. Biz bu ihlalin bir an evvel bitmesini istiyoruz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Şimdi de üçüncü konuğumuz. Çok önemli bir hak ihlali, çok acı bir dram ve bu konu ile ilgili dinlemek istediğimiz yakınları hattımızda olacak. Ben bu konudan uzun süredir haberdarım, Türkiye’de binlerce aile anne, baba tutuklu ve ben bir milletvekili olarak bu konuyu yoğun bir şekilde gündeme getiriyorum çünkü bu ailelerin neler yaşadığını çok iyi biliyorum, tahmin de ediyorum, bilmediklerimiz de var. Cezaevlerinden bize gelen mektuplar arasında anne baba tutukluluk ile ilgili olan mektuplar bizim en çok yüreğimizi yakan mektuplar neden? Çünkü çocuklar mahvoluyor, çocukların bir kısmı cezaevinde, bir kısmı cezaevi dışında dede, nine, teyze, dayı yanında çok zor durumdalar. O çocuklar ben sürekli söylüyorum, çok ağır psikolojik sorunlar yaşıyorlar, çok stresler yaşıyorlar ve bu çocuklar için topluma sürekli çağrı yapıyorum. 2.5 yıldır bu çağrıları çok yoğun bir şekilde yapıyorum, siyaset öncesinde de yapıyordum çünkü her ocağa, her aileye bir ateş düştüğünü çok iyi biliyorum. Adil olmayan yargılamalar, tutuksuz olabilecekken tutuklu olan yargılamalar sonrasında anne babaların perişan olduğunu, aile birliği ve bütünlüğünün parçalandığını, çocukların çok büyük sıkıntılar çektiğimi yakinen biliyoruz. Onlardan birisi Sabriye Dağdeviren. Sabirye Dağdeviren’den ben mektup almıştım aylar öncesinde ve Sabriye hanım mektubunda çok içli bir mektuptu, o mektubun içeriğine daha girmeyeceğim ama büyük bir dram vardı o mektupta, diğer anne baba tutukluluk mektuplarında ki dramlar gibi. Bir de o mektubun zarfına Sabriye hanım bir resim çizmişti, o da bizi yürekten yaralamıştı çünkü hem eşi cezaevindeydi, demir parmaklar arkasındaydı hem kendisi demir parmaklar arkasındaydı, bir çocuk Eskişehir’deydi, bir çocuk Afyon’daydı, onları çizmişti. Annenin babanın çocukların hülyalarının, özlemlerinin, düşüncelerinin mutlu bir ev olduğunu çizmişti bana o mektup zarfının arkasındaki resimde aslında bu resmi gördükten sonra çok bir şey söylemeye gerek yoktu ve bizi de çok etkileyen bu resimden sonra biz maalesef daha kötü bir haber aldık. Bu ailenin çocuğu Hakan Dağdeviren bir kanser hastalığına yakalanmıştı, 11 yaşında bir çocuk kanser olmuştu! Nasıl kanser olmasın anne baba tutuklu büyük bir dram yaşanıyor, sıkıntı yaşanıyor ve sonunda da anladığımız kadarıyla üzüntüden bu çocuk kanser olmuştu! Ben sözü daha çok devam ettiremeyeceğim, Ali bey size sözü bırakalım ne oluyor? Ne bitiyor? Bize anlatın lütfen. İzleyenlerimiz sizi dinlemek istiyor. Sizi ben çok iyi anlıyorum ama sizin de anlatmanız lazım Ali bey.

Ali Dağdeviren: Sözün bittiği yer sayın vekilim, sözün bittiği yer bir şey diyemiyorum. Çok zor! Eşim konuşsun.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Ali bey çok üzüntülü onu çok iyi anlıyoruz ama izleyenlerimiz merakla ne yaşandığını anlamaya çalışıyor. Son günlerde önemli bir gündem oldu ben Sabriye Dağdeviren’in dramını aylardır biliyorum, binlerce anne baba tutuklunun dramını aylardır biliyorum ama kamuyou Hakan Dağdeviren’i yeni tanıdı ve en olup bittiğini öğrenmek istiyor bize anlatın, gerçekten çok üzüntülüyüz. Buyrun.

Meryem Dağdeviren : Her şeyden önce çok teşekkür ederim. Bizim sesimiz soluğumuz oldunuz, kanayan yaralarımızı, acıyan yüreğimizi sizin gibi değerli arkadaşlardan Allah razı olsun. Hangi mazeretimizi anlatalım ki? 2015’ten beri çektiğimiz acılar, mağduriyetler! 2018 Haziran’da oğlum tutuklandı, 2018 Temmuz’da gelinimi aldılar. 2 tane torunumuz boynu bükük kaldı, 15 yaşında kızımız, 12 yaşında oğlumuz var! Onlarla beraber dedesi ile beraber onlarla beraber bu travmayı atlatmaya çalışıyorduk ama şimdi de bu hastalık ile çok yıkıldık.çok yıkıldık gerçekten hem torunum adına hem gelinimiz adına gerçekten biz annesini istiyoruz. Çok acılar yaşandı, çok travmalar yaşandı, bu torunumuz belki de bu travmaların verdiği bir sıkıntı da olduğunu düşünüyorum. Psikologlara gidiyoruz,  bizim de psikolojimiz çok bozuk. Yaşlıyız, anneanne yaşlı, babaanne yaşlı bu çocuklara kim bakacak? Normalde bir şekilde idare ediyorduk ama Lösemi hastası olduğunda kim nasıl yardım edeceğiz? Nasıl bakacağız? Bu çocuğun babaanneye değil anneye ihtiyacı var, babaya ihtiyacı var, baba şefkatine, anne sevgisine ihtiyacı var! Bu kadar ne yaptık? Niye bu kadar zulüm oluyor? Biz gerçekten annenin infaz ertelemesini istiyoruz. Çok mu bir şey istiyoruz? Bir çocuğun annesini istiyoruz! Anneyi ve çocuğun kavuşmalarını istiyoruz. Niye bu kadar insafsızlık? Biz bu ülkenin evladı değil miyiz? Neden ayırt ediliyoruz? Neden sevilmiyoruz? Biz herkesi sevdik, herkesi ayırt etmedik. Gerçekten çok acılıyız, ben torunumun başında dururken yüzüne baktıkça içim yanıyor, canım çıkıyor, neden annesi başında değil diyorum. Neden, neden??? Bu eğer bir imtihansa buna nasıl dayabilirim anlamıyorum? Gerçekten bu çocuklar günahsız yavrular. Neden bu yaşlarda böyle hastalıklarla boğuşuyorlar? İmtihan oluyorlar? Neden? Gerçekten çocuklar travmada yaşıyorlar. Bizim de psikolojimiz bozuk. Gerçekten sıkıntılar içindeyiz!

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Evet değerli izleyenler, bu vakalar maalesef çok oldu! OHAL bir buldozer gibi bu toplumun üzerinden geçti. Ahmet Burhan Ataç bir yavrumuzdu annesi onu tedavi ettirmek için çok büyük çileler çekti, babası Harun Ataç cezaevindeydi, çok büyük dram yaşadık ve maalesef gözlerimizin önünde Ahmet Burhan hayatını kaybetti, tüm Türkiye’de anaların ağladığı bir çocuktu! Yine Selman isimli bir yavrumuz 5 yaşında babası cezaevindeydi ve kahrından beyin kanseri olan 5 yaşında daha kanser olan bir çocuğumuzdu maalesef onu da kaybettik. Şimdi de Hakan Dağdeviren o hasta yatağındaki fotoğrafı gerçekten bizi perişan etti, çok üzdü. Peki Hakan ne yaşıyordu Meryem hanım? Anne babası ne kadardır cezaevinde? Hakan neler yaşadı bu süreç içinde biraz anlatmaya çalışalım?

Meryem Dağdeviren: Anne babası 2018 yılında alındılar. 2-3 senedir Hakan gerçekten baktığınızda hiçbir şey yok gibi ama gece sıkıntıları var, içine kapanık bir oğlan, zaman zaman agresif halleri var. Buna kendince susarak, içine atarak atlatmaya çalışıyor. Bunu nasıl atlatabilir? Bilmiyorum. Ben psikoloğa götürdüğümde o kadar omuzlarında yük kalmış ki annesinin, babasının, kardeşinin bunu nasıl taşıyor, nasıl taşıyacak diye böyle söylemişlerdi. Taşıyamadı işte, bu yükü taşıyamadı, taşıyamaz ki bu yavrum! Pazartesi günü babasını ziyarete gittik, babası içeride hazmedemedi, oğlumun yüzündeki gözlerindeki o yaşı hala unutamıyorum, o ümitsizliği o acıyı bunu yaşatmaya kimsenin hakkı yok. Biz bir şey yapmadık! Annesine nasıl haber vereceğiz? Nasıl dayanacak onu da bilmiyoruz? Annen baban inşallah gelecek dediğimizde “Hayır gelmeyecekler.” Diyor, hiç ümidi yok, hiç beklentisi yok ama şu andada çok morale ihtiyacı var. Her şeyden çok anne babasının sevgisine ihtiyacı var, biz ne kadar sevgi verebiliriz ki? Biz ne yapabiliriz ki? Biz annesi miyiz?

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki anne ve babasının adli durumu nedir Meryem hanım? Cezaları nedir? Onandı mı? Ne aşamada anne ve babasının cezası?

Meryem Dağdeviren: Anneninki onandı, 6 yıl 10 ay 10 gün olarak onandı. Babasının daha onanmadı 19 yıl verdiler.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Anne ve baba için ithamlar nedir? Nedir mesele? Hangi delillerle bu cezaları aldılar?

Meryem Dağdeviren: Anne baba öğretmendi, öyle bir öğretmendi ki… Önce ihraç edildiler sonra da sen teröristsin iftarısıyla aldılar. 3 kere evlerine geldiler. Çocuklarımın gözünün önünde babayı götürler, dayanılacak bir şey değildi yani çocukların önünde bilemiyorum. Anne olarak bilemiyorum! Çok şeyler yaşadık! Hepsini kabul ettik, bu hastalığın biz Allah’tan geldiğine inanıyoruz buna bir şey demiyoruz ama bu hastalık sürecinde yanında annesini, babasını istiyoruz. Çok şey istemiyoruz ki! Herkesin annesi gibi başında olsun, bizimkinin de olsun! Bu çocuk sevgisiz, annesiz nasıl iyileşecek ki!

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki iki kardeşlerdi değil mi? Hakan’ın diğer kardeşi kaç yaşında?

Meryem Dağdeviren:15 yaşında ablası var, Hakan’da 12 yaşında.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Peki ikisi de sanırım tutukluluklardan sonra ablası da sanırım sıkıntı yaşadı, kendisi de yaşadı.

Meryem Dağdeviren: Ablası da çok sıkıntı yaşadı, gerçekten çok hassas. O da ne yapacağını şaşırdı. Kendini suçlamaya başladı. “Ben kötü bir ablamıyım ki kardeşim ile ilgilenemedim, bakamadım.” Dedi. Bu yaşta bu çocuklara bu kadar sorumluluk verdiler, bu kadar yük verdiler, buna hangi can dayanır bilmiyorum?

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Hep sizin yanınızda mıydı abla ve kardeşi?

Meryem Dağdeviren: Evet. Bazen anneanneye gidiyorlar, teyzesi var teyzeye gidiyorlar. Çocuklar parçalandı, aileler parçalandı.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bana gönderdiği resimde bir çocuk Eskişehir’deydi, bir çocuk Afyon’daydı o zaman. Şu anda beraberler sanırım.

Meryem Dağdeviren: Evet şu anda beraber Eskişehir’deyiz. Evet oğlum ile gelinim de Eskişehir’deler, beraberler.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki onlar cezaevinde görüşebiliyorlar mı?

Meryem Dağdeviren :Evet iç görüş yapıyorlar, ayda bir kere iç görüş yapıyorlar.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Görüş yapabiliyorlar. Peki annenin daha haberi yok diyorsunuz, Hakan’ın Lösemi olduğundan daha annenin haberi yok.

Meryem Dağdeviren: Anneye haber veremedik daha, bu ayın 12’sinde kapalı görüş var, 12’sinde vereceğiz ama nasıl vereceğiz? Nasıl söyleyeceğiz bilmiyorum?

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok zor gerçekten, çok zor!!! Peki şu anda Hakan hangi hastanede? Ne aşamada? Tedavi başladı mı? Bu konularda da bilgi verin.

Meryem Dağdeviren: Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’ndeyiz şu anda Tıp Fakültesi’ndeyiz. Onkoloji bölümündeyiz. Tedavisi başlandı, tedavisi çok şükür ilaçlarla cevap vermeye başladı ama bizim yolumuz çok uzun, yani sürecimiz çok uzun! Bu süreçte gerçekten hem Hakan’ın çok motive olması lazım, hem bizim iyi olmamız lazım ama bu durumda biz nasıl iyi olabiliriz? Nasıl ona destek olabiliriz bilmiyorum! Doktorlar bizi epey bir uzun süreç söyledi 5-6 ay gibi. Bu az bir zaman değil, az bir yürek yarası değil! Tüm bunlar için annesini istiyoruz!

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Uzun süre hastanede yatacak herhalde değil mi Meryem hanım?

Meryem Dağdeviren: 1 aylığına söylüyorlar. Sonra giriş çıkışlar ile 5-6 ay devam edeceğini söylüyorlar.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Anladım, sosyal güvenceniz var değil mi? Tedavi masrafları konusunda sorun var mı?

Meryem Dağdeviren: Eşim üniversitede öğretim görevlisi emeklisi, SSK’lı, kirada oturuyoruz, Eskişehir’deyiz. Maddi yardım edilecek bir sıkıntımız yok çok şükür şu anda.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Anladım, peki şu anda Hakan’ın durumu nasıl? Sağlığı, iştahsızlık, zayıflama olmuş sanırım bir müddettir, ondan sonra doktora götürmüşsünüz, bir kilo kaybı ve diğer şikayetler açısından son durumu nedir?

Meryem Dağdeviren: Çok kilo kaybı olmamıştı, yani bir hafta içinde bir rahatsızlığı olmuştu, halsizliği olmuştu. Bu halsizliğinden dolayı götürmüştük, vucüdunda döküntüler vardı. Bir hafta içinde belli oldu, bu çok kısa zamanda ilerleyen bir hastalık, çok uzun zaman geçmemiş daha yeni başlamış dediler. O yüzden çok şanslıyız inşallah. Sağ olsun, Allah razı olsun gerçekten hastane personelinden çok memnunuz, doktorlardan, hemşirelerden çok yardımcı oluyorlar. Bunlardan bir sıkıntımız yok, bizim sıkıntımız annesi ve babası. Bari bir tanesi çıksaydı, birisi yanında olsaydı!

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Şu anda Hakan’ın anne ve babasına çok ihtiyacı var gerçekten onu tüm insanlar biliyor, doktorlar biliyor, ben de bir doktorum böyle bir hastalık sürecinde bir çocuğun morale çok büyük ihtiyacı var.

Meryem Dağdeviren: Kesinlikle. En çok morale ihtiyacı var, en çok sevgiye ihtiyacı var.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Gerçekten öyle. Böyle bitkin yatan bir çocuk ve maalesef öylesine bir yasa çıkardılar ki; siyasi mahpusların eşi veya çocuğu ağır bir hasta olduğu taktirde herhangi bir infaz erteleme vermiyorlar ama diğer tür mahpuslarda 1 yıl infaz erteleme veriyorlar ama siyasi mahpusta böyle bir izin verilmiyor. Hani düşünün bu ne demektir? Siyasi mahpusun eşi veya çocuğunu da cezalandırmak yönünde bir girişimdir, bunu biz bu yasa çıkarken böylesi bir anlayışın son derece tehlikeli olacağını, gayri insani olacağını söyledik. Hani adli mahpusun eşi veya çocuğu insan da siyasi mahpusun eşi veya çocuğu insan değil mi? Diye çok söyledik, çok feryat ettik dinlemediler ve bundan sonra ki ölümler konusunda biz elimizden geleni yaptığımızı söyledik ve Rabbimize de “Şahit ol” dedik ve sonunda da işte bu vakalar çıktı. Ben bunların olacağını biliyordum, Korona’dan dolayı ölen çok mahpus oldu cezaevinde, infaz indirim yasası sonrası çıkabilecek mahpuslar çıkamadı ve maalesef Korona’dan ölenler oldu aralarında, yine bu haksız ve zalim yasa sonrası eğer adil bir şekilde çıksaydı, düşünün mahpusun eşi veya çocuğu hasta ise mahpusa infaz ertelemeyi 1 yıl veren bir anlayış olacaktı. Ayrım yapmayacaklardı, adli veya siyasi mahpusa ayrım yapmayacakları ama bu ayrımı yaptılar. Biz onları çok uyardık. “Etmeyin, eylemeyin.” Dedik. “Bunlar zalimliktir.” Dedik. Mahpusu anladık mahpusu cezalandırmışsın, mahpusun eşi ve çocuğundan ne istiyorsun? Bu yavrucaktan ne istiyorsun? Ahmet Burhan’dan ne istiyorsun? Salman’dan ne istiyorsun? Hakan’dan ne istiyorsun? Bütün bunları sorduk, bunların olacağını biliyorduk ve maalesef oldu! Siz bunları yakinen yaşıyorsunuz, böyle bir ayrımcı yasa için ne diyorsunuz Meryem hanım? Yasanın bu ayrımcı hali için ne dersiniz Meryem hanım? Eğer diyorum adli ve siyasi mahpus ayrımı yapmasalardı Hakan’ın anne veya babası infaz erteleme alarak çıkabilecekti çünkü adli mahpuslarda böyle bir 1 yıllık infaz erteleme, mahpusun eşi ve çocuğu hasta olduğu taktirde böyle bir infaz erteleem hakkı var ama Hakan’ın anne ve babası bundan son yasa itibariyle faydalanamıyor. Ne dersiniz bu ayrımcılık konusunda neler demek istersiniz Meclis’e, iktidara, bu hali oluşturanlara sözleriniz neler olur?

Meryem Dağdeviren: Onlar da anne, onlar da baba mutlaka çocukları var. Düşünseler eğer çocukları böyle bir durumda olsaydı, aynı şekilde yaşasalardı ne yaparlardı acaba? Yani bunu bilmiyorum yürek dayanır mı dayanmaz mı? Bu memleketin insanıyız, bu memleketin bireyleri neden bu kadar ayrımcılık var? Neden şucu bucu var? Neden ben anlamıyorum neden? Bu çocuklar niye bunların kurbanı oluyorlar? Neden? Bunu soruyorum ben Bakanlara bunu soruyorum neden? Neden?

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki Meryem hanım Ali bey müsait olmuşsa hani konuşabilecekse biraz onu da dinlemek isteriz. Ali bey merhaba. Ali bey bize anlatın ne oldu? Ne bitti? Ne yaşandı? Bir de sizi dinleyelim, sizi bir tanıyalım daha sonra olan biteni bir anlatın lütfen.

Ali Dağdeviren: Muhterem vekilim konuşacak çok şey var da ama insanın içi farklı olunca böyle bir durumda olunca konuşacak mecal de kalmıyor! Ne diyeceğimi bilemiyorum. Sözün bittiği yer! Kelimelerin bittiği yer! Artık Rabbime havale ediyorum başka hiçbir şeyim yok. Sebeplerin sukut ettiği bir dönemdeyiz sanki. Konuşacak çok şey var da ama karşımızda insan yok! İnsan!!! Ben kendimi bir kenara bıraktım, insan olmak gerekiyor önce insan olmayınca karşında ne yapacağız. Afedersiniz bir hayvan olsaydı, hayvan yavrularını çocuklarını başkalarının yavrularına bile dokunmuyor, onlara herhangi bir şekilde acı vermiyor. Bunlar ne yaptılar ben bilemeyeceğim yani. İnsanlık ile bir alakası yok! Artık söylenecek çok söz var da kelimeler yetmiyor, bitiyor. 2 sefer polis baskını olması, özellikle Hakan çok içli zaten, hep içine attı, içine attı sadece Hakan değil…!!! Suç varsa suçun şahsi olması lazım! Benim de 6 yıl cezam var Yargıtay’da bekliyor, ben de gidersem benim eşim o zaman…!!! 71 yaşındayım, Rabbim kimseye muhtaç eylemesin. Rabbime inancım tam, elhamdilüllah diyorum Rabbime. Hırsızlık yapmadık, yolsuzluk yapmadık, çocuklarım karıncayı çiğnemezdi! Bilmiyorum artık! Allah’a havale ettim! Rabbim ne ederse güzel eyler diyorum. Bizim yapacağımız sadece şükretmek, sabrı herkes gösteriyor sayın muhterem vekilim de şükretmek gerçekten çok zor.! Ben bunu lütuf olarak görüyorum, ikram gibi görüyorum. Hiç eğilmedim, eğilmedik ailecek! Kimseyi incitmedik, kırmadık, benim torunlarım bana baba diyor!

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki Hakan bu tutukluluklar sonrası çok mu üzüntüler yaşadı? Neler yaşadı?

Ali Dağdeviren: Çok yaşadı muhterem vekilim, çok! 3 sefer kapıları kırıldı, babaları alındı, çocuğu yolda görmüşler, daha 7 yaşındaydı bundan 5 sene önce polisler çeviriyor ufacık çocuğu “Babanı götüreceğiz, baban nerede?” diye sormuşlar! 9-10 tane polis kapıyı kırıp girmişler çocuklar perişan oldular. Babasına demiş ki: “Babacım dua ediyorum, dua ediyorum ama hiç karşılık gelmiyor.” Demiş. “Etmeyeceğim artık dua.” Demiş. “Babam gelmeyecek.” diyormuş. Rabbim biliyor, muhterem vekilim, ben bunlardan en küçük iyilik dahil beklemiyorum artık! Hiçbir şey beklemiyorum. Allah bunların kalplerini kapatmış! Gözleri kör, kulakları sağır artık! Bilmiyorlar, duymuyorlar, görmüyorlar! Ne söyleyeyim!

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki anne babanının durumu nasıl? Çocuklarından uzaklar, anne babanın durumu şu an nasıl?

Ali Dağdeviren: Babanın da annenin de tek bir şeyleri var sayın muhterem vekilim çocukları ile bir olmak istiyorlar aslında, Pazartesi günü babasının kapalı görüşü vardı, oğlumun, önce çok neşeliydi görünce bizi çok tatlı tatlı konuşuyorduk ama eşim anlatınca hadiseyi orada çöktü kaldı çocuğum, çöktü kaldı!!! Ben ağlama diyorum ağlamadı ama gözlerinden damla damla yaşlar aktı, önüne eğildi kaldı, hiç beklemiyordu çünkü! Söylemiyorduk ama duyarsa diye bizden duysun dedik. Dışarı çıktık. Haftaya gelinimin görüşü var, o anne şefkati ile ne yapacak bilmiyorum! Hep sordular telefonda torunlarımı konuşturuyordum ben konuşmasam da olur yeter ki o hasretleri gitsin. Kapalı görüş oluyor hep Hakan’ı götürüyordum annesi ile babası ile yeter ki onlar görsünler ama nereye kadar? Çok zor! Çok zor!!!

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki söylenecek tek bir kelime yok işin doğrusu! Söylenecek bir kelime bulamıyorum gerçekten çok zor Ali bey durum. Allah yardımcınız olsun, iyi bir tedavi süreci bekliyoruz, istiyoruz inşallah güvenilir ellerde iyi bir tedavi alır diye bekliyoruz. Umarım anne babasına da Allah sabır verir ve biz elimizden gelen gayreti göstereceğiz bu çocuk kanser tedavisinde yalnız kalmamalı, anne veya babası yanında olmalı. Bu kadar insafsızlık çok fazla gerçekten! Elimizden geleni yapacağız Ali bey. Biz özellikle bugün sizi gündem etmek istedik, Türkiye kamuoyu kaç gündür bu fotoğrafı gördü ve sarsıldı! Hangi kesimden olursa olsun ortada cezalandırılmış bir çocuk var! Bu çocuklar bunu haketmiyor! Biz yıllardır bunu söylüyoruz ama dinletemiyoruz. Böyle olmaz diyoruz! Anne baba tutukluluklarda formüller öneriyoruz, dinlemiyorlar bizi. Hamile anneler de çocuklu anneler de formüller öneriyoruz dinlemiyorlar bizi, yasa teklifleri veriyoruz gözardı ediyorlar elimizden gelen tüm çabayı gösteriyoruz çünkü biz bu dramları yakinen biliyoruz. Sizin ne yaşadığınızı, bu çocuğun ne yaşadığını, anne ve babanın ne yaşadığını, bunların böyle olmaması gerektiğini söylüyoruz, çözümler bulunması gerektiğini söylüyoruz. Bu kadarı fazla diyoruz, bakın bir aileyi çökertmeye yönelik bu çalışmalar bu mahpusluklar fazla çünkü bu çocuklar bunu kaldıramıyor diyoruz. Anne babayı attın içeri, diyoruz ki: “Anne baba birlikte cezaevine atılmaz, en azından infazlar diyelim ki babayı infaz ettin daha sonra anneyi infaz et, bu gibi formüller bulun diyoruz.” Dinlemiyorlar. Bakın bu çocuklar bunu kaldıramaz diyoruz dinlemiyorlar, sonunda bu çocuklar kanser oluyor. Maalesef bu çocuklar boşuna olmuyor 5,6,8 yaşındaki çocukların kanser olması durup dururken olmuyor biz bunları hem mahpuslarda hem KHK’lılarda hem de onların yakınlarında çocuklarında, anne, baba, eş ve diğer çocuklarında görüyoruz. Maalesef fotoğraf apaçık ortada, yaşatılan dramlar sonucu ortaya çıkmış felaketler ortada, biz son olarak hani söyleyecekleriniz varsa alalım, gerçekten konuşmakta çok zor ama son cümlelerinizi alarak programımızı kapatalım. Buyrun Ali bey son cümleler Türkiye kamuoyundan ne bekliyorsunuz? Siyasilerden ne bekliyorsunuz? Bu süreç nasıl gider? Siz bunu kaldırabilir misiniz? Çağrınız nedir?

Ali Dağdeviren: Bütün mazlumlar için, bütün kardeşlerimiz için, çocuklarımız için, torunlarımız için, içerideki o günahsız, bütün kardeşlerimiz için merhamet istiyoruz, Rabbim merhametini esirgemesin bizden sadece onu istiyoruz. Kapalı olan gözler açılsın, kapalı olan kulaklar açılsın, kapalı olan dimağlar açılsın ki yer yerinden mi oynayacak, Türkiye’yi yeni baştan mı dizayn edecekler? Sadece biliyorsunuz merhamet etmeyene merhamet edilmez diyor Rabbi-l Alemin biz de artık merhametliyiz, Rabbim’den merhamet bekliyoruz, toplum da sahip çıkarsa şayet gerçekten bu zulme karşı ayağa kalkarsa, zalime karşı ayağa kalkarlarsa cezaevindeki olsun, dışarıda ki olsun, hastanedeki olsun bütün kardeşlerimiz için ayağa kalkabilirsek o zaman “Elhamdülillah” derim, o zaman inşallah olur. Diyeceğim bu!

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Emeklisiniz Ali bey, nereden emeklilik?

Ali Dağdeviren: Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi’nden hocam.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Görev neydi?

Ali Dağdeviren: Elektrik.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Elektrik bölümü ile ilgili öğretim üyesi mi?

Ali Dağdeviren: Öğretim üyesiydim.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki. Allah yardımcınız olsun, biz hem Allah’ın yardımını diliyoruz hem de biz de bu noktada elimizden gelen yardımı göstereceğimize söz veriyoruz. Bugün önceki günlerde fotoğrafını görüp çok üzüldüğümüz Hakan Dağdeviren’in ailesi konuştuk, dedesi ninesiyle konuştuk ve onlar Türkiye toplumuna ne  yaşandığını anlatabildikleri oranda anlatmaya çalıştılar. Söz lisanıyla değil de hal lisanıyla neyin ne olduğu ortaya çıktı sanırım! Söze bıraksak sanırım Ali bey de Meryem hanım da sabaha kadar yaşananları anlata anlata bitiremezdi ama o sözleri sarfedecek halleri yok, çok üzüntülüler, ayrımcı bir yasa ile karşı karşıyalar. Adil bir yasa olsaydı; mahpusun eşi veya çocuğu ağır bir hastalığa düçar olduğu zaman adil bir yasa olsaydı mahspus bir yıl infaz erteleme alabilirdi ama adil bir yasa yok, umarım Anayasa Mahkemesi bu yasayı iptal eder ve adaleti tesis eder. Tüm bunlar iktidarın hasmane tavrından dolayı oluyor ve bu buldozerin altında kalan işte bu mazlum çocuklar oluyor, mazlum dedeler, nineler oluyor! Bütün bir toplum çok büyük bir acı çekiyor, anadolunun dört bir tarafından feryatlar yükseliyor maalesef. Eğer ki yayınımızda varsa biz en son olarak Meryem hanımdan da bir son cümle almak isteriz. Çağrınız nedir Meryem Hanım Türkiye toplumuna ne diyorsunuz? Hal ortada, çok fazla anlatılacak bir şey yok hepimiz görüyoruz ama son olarak iktidar yetkililerine çağrınız nedir? Bir çare arıyoruz.

Meryem Dğadeviren: Evet. Ülkenin bireyleriyiz, bir bir aileyiz, biz ailemizi çok seviyoruz, biz ailemizi tekrar beraber olmak için çaba sarfediyoruz, çocuğumuzun bir an önce iyileşmesini istiyoruz. Yani hiç kimseden beklentimiz yok adaletsizliğe çok üzülüyoruz, bu kadar ayrımcılığa çok üzülüyoruz. Mağduruz, suçlu olarak bakılıyoruz, ne yaptığımızı bilemiyorum, neden bu kadar mağdur duruma düşüldüğümüzü de anlayamıyorum. Ailemizin en kısa zamanda beraber olmasını istiyoruz, hasta çocuğumuzun başında annesini istiyoruz!

Ömer Faruk Gergerlioğlu: İnşallah diyoruz. Hakan’ın da gözlerinden öpüyoruz. Umarım ki bir an önce annesine kavuşur, umarım ki bir an evvel şifaya kavuşur, Allah şifalar versin diyoruz, dualarımız sizlerle. Umarım ki annesi de bu hali kaldırır ona da söylemenin zor olacağını biliyoruz. Size iyi günler diliyorum.

Meryem Dağdeviren: Sesimiz kulağımız elimiz oldunuz, çok teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun sizden.

Ali Dağdeviren Sessizlerin sesi oluyorsunuz, kimsesizlerin kimsesi oluyorsunuz, Allah sizden ebeden razı olsun.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sağ olun. Evet değerli izleyenler sonuçta hep söylüyorum, biz bunun için milletvekili olduk! Bu milletin dertleri için milletvekili olduk. Bire bir insani temasların ne kadar önemli olduğunu biliyorum, hep bunları yapmaya çalıştım. Sıkıntıların çözümcüsü olmaya çalıştım, milletvekili hayatım hep böyle geçti, bu insanların halini herkese göstermeye çalıştım ve iyi bir iş yaptığıma inanıyorum. Allah’a şükürler olsun, önemli olan bu ailenin dramının bitmesi, biz kamuoyuna çağrı yapıyoruz, Hakan’ın hali ortada annesinin babasının hali ortada, dedesi Ali beyin, ninesi Meryem hanımın hali ortada çok zor konuştuklarını gördünüz, çok büyük bir acı yaşıyorlar, çok büyük bir hüzün yaşıyorlar, gelin tüm Türkiye toplumuna sesleniyorum siyasi düşüncelerinizi bir tarafa bırakın ve insani hisler ile bu konuya bir çözüm bulalım. Bu evladımızı kaybetmeyelim! Haftaya Salı günü 21.00’de buluşana kadar hepinize iyi günler, hoşçakalın!

Yorumlar