28 Mayıs 2019

Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu:Progmamımızın ikinci bölümündeyiz ilk bölümünde KHK lar pasaport mağduriyetleri ve KHK ların oluşturduğu psikolojik psikiyatrik sorunları konuştuk. programımızın ikinci bölümünde çok önemli bir konumuz ve çok değerli bir konuğumuz var.

 Malum birkaç gündür Türkiye kamuoyu çok önemli bir olayla çalkalanıyor. hatta bu konu Türkiye sınırlarını da aştı ve dünya çapında da konuşuldu. mesele ingilizceye de çevrilerek birçok uluslararası medyanın da konusu oldu. değerli arkadaşlar neler oldu. Malum 2,5 yıllık OHAL döneminde hukukun demokrasinin gittikçe ayaklar altına alındığını, gittikçe tüm önemli değerlerimizin yok olmaya başladığını görüyoruz. malesef iyiye giden birşey yok ama kötüye giden şeyler konusunda da önemli bir pervasızlık var. en son 1 2 hafta önce malum Halfeti den önemli işkence haberleri geldi. Bozova Yayla jandarma karakolunun bahçesinde onlarca vatandaşımızın kurbanlık koyun gibi yere yatırıldığı görüntülere yansıdı, fotoğraflara yansıdı. bu fotoğrafları çekenin de oradaki görevlilerden birisi olduğu sonradan anlaşıldı ve malesef daha da vahimi sonrasında bu vatandaşlarımızın ağır işkencelere maruz bırakılmasıydı ve gerçekten skandal düzeyinde çok vahim insan hakları ihlalleri yaşandığını gördük. birçok insan hakları kuruluşu olayı raporlamaya çalıştı ve kınadı olayı. açıklama bekledi. ancak yetkililer açıklama yapmadılar, konuyla ilgili ciddi bir açıklama duyamadık biz bunlarla uğraşırken bu sefer ülkenin başkentinde Ankara Emniyet Müdürlüğünden çok önemli işkence iddiaları haberleri gelmeye başladı. Pazar günü bana gelen avukatların ilettiği bir haberde Ankara Emniyeti Mali Şubede bir gözaltı işlemi sonrası gözaltına alınanların ağır işkencelere tabi tutulduğu ve bu işkenceler sırasında makatına jop sokmaya kadar varacak malesef çok ağır insan hakları ihlalleri yaşandığı iddiası gündeme getirildi ve ben de  bu konuyu araştırdım ardından konuyu sosyal medya hesabımda paylaştım kamuoyuna arzettim. tabi çok büyük bir ilgi ve tepki çekti bu haber ve hemen konunun üzerine gitti, birçok medya organında haber oldu, ulusal medya organlarında haber olmakla kalmadı birçok yabancı medya kuruluşu da bizi aradı ve konu hakkında bilgi almak istedi insan hakları kuruluşları devreye girdi. birçok insan hakları kuruluşu bu konu üzerinde rapor hazırlamak istediğini belirtti.Uluslararası af örgütü ve ,Human Rights Watch konuyla ilgili bizi aradı ve bilgi istediler. gözaltında ne oluyordu 100e yakın kişinin gözalıtna alındığı iddiası ve cumartesi akşamı başlayan ardından pazar gecesi devam eden işkence iddiları vardı.  1 değir birçok avukat tarafından bu iddia gündeme getiriliyordu. bu kişilerin 2010-2011 yıllarındaki İçişleri Bakanlığına personel alımı imtihanlarında usulsüzlük yaptığına dair kopya olduğuna dair birtakım iddialar üzerine gözaltına alındığı belirtiliyordu ve bundan sonra aradan 7 gün geçmişti ve 6. ve 7. günlerde işkence iddiaları gündeme gelmişti ve bu işkence iddiaları yenir yutulur cinsten değildi, oldukça ağır insan hakları ihlalleri oluşturacak işkenceydi bunlar ve hele ki bırakın Urfa Halfetiyi artık Türkiyenin başkendi Ankarada Ankara Emniyet Müdürlüğünde yapıldığı iddia ediliyordu. bunun üzerine bir soru önergesi verdik ve tüm bu iddiaları Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay a sorduk ardından TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonuna konu hakkındaki sorularımızı ilettik. Anayasa madde 17 işkenceyi tamamen yasaklar, insan haysiyetine ve onuruna aykırı bulur Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi yine bu konuda kesin hükümler getirmiştir ve malesef Türkiye 2006 daki Akkurt kararı dolayısıyla AİHM tarafından da cezalandırılmış malesef önceki yıllarda 90lı yıllardan daha yakından biliyoruz birçok sabıkası olan bir ülke oldu ve malesef bu son 2,5 yıllık OHAL döneminde de artan işkence iddialarıyla uğraştık. gündeme getirilen bu işkence iddiaları karşısında Ankara Barosu da sessiz kalmadı. sayın başkanımız Ankara Sayın Erinç Sağkanaşkanı Erinç Sağkan hukukçu avukat arkadışımız değerli başkanımız duyarsız kalması hemen bir ekip oluşturdu ve Ankara Emniyetinde 8 avukat arkadaşıyla bu konuyu araştırdı çok önemli bulgular edindi ve dün gece de sabaha kadar süren  raporlaştırma çalışması sonrası yine yoğun bir çalışmayla şu gördüğünüz Ankara Barosunun çok önemli raporu ortaya çıktı ve biz de sıcağı sıcağına değerli başkanımızı bu önemli girişiminden dolayı konuk etmek istedik konu hakkında birebir canlı olarak görüşlerine başvurmak istedik ve konu hakkında etraflı bilgi vermesini isteyeceğiz. ben kendisine dönüyorum sayın başkanım hoşgeldiniz, biz sizin birçok değerli çalışmalarını izliyoruz, kamuoıyuna yansıyan diğer çalışmalarınızı da soracağız ama şuanda bu işkence konusu son derece vahim , işkence bir insanlık suçudur zaman aşımına da uğramaz ve siz de bu konunun üzerine gittiniz. sizden ayrıntısıyla konu hakkında nasıl bilgilendiniz, nasıl kararlar aldınız, nasıl işlemler yaptınız bunun hakkında ayrıntılı bilgi almak isterim.

Sayın Erinç Sağkan;  Bizim dün itibariyle biraz daha gerçekçi bilgilerle bilgi sahibi olduğumuz bir konuydu bu husus. tabi biz daha çok orada şüphelilerin müdafiini yapmak üzere hazır bulunan avukatlardan bu bilgileri almaya başladık  bizleri aradılar ve burada ciddi kötü muamele ve işkence noktasına varan davranışların bulunduğunu ve buna acilen müdahale edilmesi gerektiğini meslektaşlarımız ifade ettiler. biz öncelikle İnsan Hakları Merkezimizden ve Avukat Hakları Merkezimizden bir ekip oluşturduk ve bu ekibi ilgili emniyet müdürlüğünün ilgili birimine gönderdik burada gördüğümüz ilk husus çok enteresandı; Cumhuriyet Savcısının talimatıyla avukatlara bir tutanak imzalattırılmaya çalışıyor. ilk defa gördük bu tutanak şöyle bir tutanak diyor ki içeriğinde; ben şu kişiyle görüşeceğim bu kişiyle ilgili görüşmeyi yapabilmek için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına bu kişinin vekaletnamesini daha sonra ibraz edeceğim bunu kabul beyan ve taahhüt ediyorum şeklinde bir taahhüt alınıyor ki bunun Ceza Muhakemesi usulünde yeri yok, öyle birşey olamaz ki bunun yazılı bir şekilde alınıyor olması da çok farklı bir anlam taşıyor. şöyle söyleyeyim birincisi bir kişi soruşturma aşamasında avukat hizmetinden faydalanmak istediği taktirde o kişinin avukatı olduğunu ifade eden kişi şüphelinin de rızasıyla onun işlemlerine iştirak edebilir bunun için vekaletname aranmaz sadece dosyadan fotokopi almak istiyorsa eğer avukat, vekaletname istenebilir. bunun dışında hiçbir şekilde vekaletname istenemez. şimdi haliyle CMK nın bu kadar açık ve avukatlık kanunun bu kadar açık amir hükmüne rağmen böyle bir yasadığı uygulama tamamen aslında avukatlara bir gözdağı “bakın biz sizi fişliyoruz” demenin çok açıkça bir ilanıydı. öncelikle bu hususa ilişkin itirazlarımızı arkadaşlarımız orada ilgili amirlere yönelttiler. savcılıktan da anladığım kadarıyla  alınan talimat dilekçesinde öncelikle bu uygulamaya son verildi, bu başvuru neticesinde . ancak bu başvuru yapılana kadar meslektaşlarımız içerideki müvekkilleri olan şüphelilerle görüşebilmek için o belgeyi imzalamak zorunda bırakıldı o ana kadar böyleydi. o uygulamaya son verildi o dakika itibariyle. daha sonra ilgili amirle görüşülerek buradaki işkence iddialarıyla ilgili olarak bu işkenceye uğradığı söylenen iddia edilen şüpheli şahıslarla görüşmek istedik, bizim elimize ulaşan liste 6 kişilik bir listeydi. biz bu 6 kişiyle görüşme talebimizi ilettik ve arkadaşlarımızın bu talebine olumlu yanıt verilmesi neticesinde 6 kişiyle ayrı ayrı görüşme gerçekleştirildi. bu 6 kişiden biri hariç diğer 5 kişi birbiriyle aynen örtüşen beyanlarla işkenceye kötü muameleye tehdit ve hakarete uğradıklarını ifade ettiler. bunun nasıl gerçekleştiğini de şu şekilde izah ediyorlar: gözaltına alınan şüpheli şahıs gözaltındayken bu kişinin ifadesinin alınmasının düzenlendiği kanun maddesi buna ilişkin yönetmelik maddeleri vardır. kişinin belli bir cezanın üzerinde bir suçtan dolayı gözaltına alınması halinde o kişiye avukat atanması şarttır CMK ya göre.ki bu dosya üzerinde olduğu gibi . kaldı ki herhangi bir şekilde cezanın miktarına dahi bakmaksızın şüpheli şahıs, ben bir avukat istiyorum dediğinde devlet tarafından ona avukat ataması yapılmak zorundadır CMK uyarınca ve bu avukat gelmeden herhangi bir şekilde şüpheli şahsın beyanına başvurulamaz, verdiği beyanların da yasal olarak hiçbir geçerliliği bulunmamaktadır. şimdi bu şahıslar gözaltı süresi uzatıldığı için bu 6 kişi dönem dönem içerde mülakat adı verilen bir şekilde bulundukları koğuştan alınıp biryere götürülerek seninle bir mülakat yapacağız denilmesi suretiyle avukatının olmadığı bir ortamda ve gecenin bir yarısı çıkartılarak gözleri bağlanmak süretiyle bir odaya götürüldüğünü ifade ediyorlar ve bu odada gözleri bağlı elleri arkadan ters kelepçeli, hemen hemen tamamına yakınını 2 kişi hariç tamamen  çırılçıplak soyulduklarını dizlerinin üzerinde yerde süründürdüklerini, 1 ya da 2 tanesi kafalarına jopla vurulduğunu ifade ediyorlar. burada tehdit ve hakarete uğradıklarını ifade ediyorlar mesela bir tanesinin ifadesi: sen evli misin yarın öbürsügün karınla aynı yatakta dahi yatamayacaksın noktasında ibareler kullanılarak tehdit baskı hakaretle istedikleri doğrultuda ifade vermeye zorlandıklarını ifade ediyorlar. bunun daha ötesini de şimdi ikinci aşamaya geçiyoruz denilerek yine tamamen üstleri çırılçıplak soyulmuş vaziyette iken bazı hayvanlaştırıcı malzemeler kullanılmak suretiyle jopla kendilerine tecavüz edileceği intibaını uyandıracak, jopun vücutlarında gezdirilmesi  ve bunu söylemsel olarak ifade etme şeklinde büyük bir korku ve paniğe ve aşağılamaya uğradıklarını ifade ediyorlar ve 6 kişiden 5 inin ifadeleri tamamen bu şekilde örtüşür durumda. sadece bir şüpheli kendisinin de mülakata çağırıldığını ancak bu şekilde bir muameleye tabi tutulmadığını fakat diğer 5 kişinin bu şekilde bir muameleye tabi tutulduğunu , koğuş arkadaşlarından ve adliyeye getirildiğinde diğer şüphelilerden duyduğunu ve çok benzer ifadelerle ifade ettiğini söyleyebiliriz. burada devamında ne olduğuna iyi bakmak gerekiyor çünkü yasaya göre gözaltındaki şüphelilerin belirli periyotlarla hastaneye sevklerinin sağlanması ve burada rapor alınmaları gerekiyor. bunun amacı da aslında işkenceyi önlemek bir noktada ve o kişilerin devlet kamu gücü kullanarak kişileri özgürlüğünden mahrum ettiği için aynı zamanda sağlıklarını da güvence altına almak. şimdi baktığınızda bu tür hususların neden doktora söylenmediği gibi bir soru işareti gelebilir akıllara. çünkü kişilerin hastaneye sevkedildikleri ortada ve bu muameleye tabi tutulduktan sonra da hastaneye götürülüyorlar. burada şüphelilerin beyanları şu; yanımızda kolluk personeli bulunuyordu. bizim orada bir doktora bunu anlatma şansımız yok. yanımızda kolluk personeli var bu personel beni alıp geri götürecek oraya ben böyle bir muameye uğramışken bunu nasıl orada bir doktora ifade edebilirim tabi ki korkumdan sustum söyleyemedim diyor. sadece bir tanesi kolluk personeliren rağmen doktora ben işkenceye uğradım dediğini ifade ediyor ve bunun üzerine yanındaki kadın kolluk personelinin panik olarak telefonla hemen biryerlere msjlar yazdığını söylüyor doktorun ise bununla ilgilenmediğini , tamam ben bunları tutanağa geçicem dediğini söylüyor ve kendisine tutanak verilmediğini ifade ediyor daha sonra arkadaşlarımız bu tutanağa baktıklarında dosyada, ki şüpheli şansın onu görme şansı zaten yok, doktor tarafından öyle bir ibarenin rapora yazılmadığını görüyorlar. şimdi İstanbul Protokolüne uygun olarak yapılmadığı çok açık bu muayenenin. çünkü istanbul protokolüne göre gözaltındaki muayenede doktorun yanında kolluk kuvvetleri bulunmaması gerekiyor. zaten kişinin özgür hissederek , gördüğü bir baskı işkence varsa bunu ifade edebilmesinin yolu da zaten buradan geçmektedir. kaldı ki AİHM in de çok sayıda kararı vardır. derler ki; illaki işkencenin kabulü için kişinin şiddete uğradığını gösterir doktor raporu şart değildir bu az önce bahsettiğim ifadelerde geçen hareketler de işkence suçudur kötü muameledir ve bunları fiziken bir doktor raporuyla tespiti de çok çok zordur kaldı ki bu kişilerden bir tanesi dizleri üzerinde uzun süre bekletilmesi sebebiyle oluşan morluklar bizim arkadaşlarımız tarafından fotoğraflanarak tespit edilmiştir. şimdi burada dikkat çekmek istediğimiz bir diğer husus da şudur;  3 şüphelinin de aslında benzer şekilde kötü muameleye işkenceye tabi tutularak kendilerinden bir şekilde etkin pişmanlığa ilişkin beyan alındığı ve serbest bırakıldıkları yönünde de bir iddia var idi. bununla ilgili olarak da biz tabi bir araştırma yaptık . evet 3 kişi etkin pişmanlıktan yararlanmış bunların dosyalarını da istedik aldık dosyalarını ve inceledik o dosyalarda kesinlikle işkence gördüklerine ilişkin bir beyan tutanak bulunmamakta. kişilere CMK müdafii kapsamında avukat ataması yapıldığı ve kişilerin etkin pişmanlıktan yararlanarak itirafçı olarak oradan serbest kaldıkları dosyadan görünen şekil ancak biz bu raporu düzenledikten sonra akşam saatlerinde bir meslektaşım beni aradı bu 3kişiden 2 sinin özel avukatı olduğunu, bu 2 kişinin aslında emniyette kendilerinin özel avukatlarının çağırılmasını istedikleri halde özel avukatlarının çağırılmadığını ve CMK dan avukat ataması yapıldığını ve bu iki müvekkilinin aynı bu raporda benzer şekilde işkenceye uğrayarak o etkin pişmanlıktan yararlanmak noktasında irade beyanlarının alındığı ve aslında gerçek olmayan iradeleriyle bir beyan tutanağı imzalattırıldığını, her 2 müvekkilini de hemen bugün itibariyle hastaneye götürdüğünü ve bir müvekkilinin darba uğradığına ilişkin raporu aldıklarını ve elinde bulunduğunu, diğer müvekkilinin şiddete işkenceye uğradığına dair raporun da alındığını ancak hastanenin kendilerine vermediğini, savcılığın istediği taktirde oraya ibraz edeceklerini ifade ettiklerini de bu akşam itibariyle öğrendik bu da çok farklı bir unsur aslında. yarın bunun belgelerini de o meslektaşımız getireceğini ifade etti. şimdi aslında çok örtüşen konular çünkü bu kişiler de aynı beyanı söylüyorlar yani bizden itirafçı olmamız kendi irademizi içermeyen beyan dilekçelerini imzalamamız isteniyor ve biz o yüzden bu baskıyı şiddeti görüyoruz diyorlar. haliyle bu 2 konu aslında birbiriyle çok örtüşen 2 ayrı unsur olarak ortaya çıkıyor şimdi burada işkencenin suç olduğunu vs bunların tartışılacak zamanların çok çok daha ötesindeyiz Anayasada çok açıkca düzenlenmiş TCK 94.maddesinde çok açıkca düzenlenmiş AİHM sözleşmesinin 3.maddesi, Birleşmiş Milletlerin keza bu konudaki düzenlemeleri çok açık . tabi bizim amacımız öncelikle orada bulunan şuphelilerin üzerinden bu işkence kötü muamele hakaret ve tehdit baskısının kalkması ilk etapta. çünkü bu gözaltılar şuanda devam ediyor bu şuanda bitmiş sonuçlanmış bir soruşturma üzerinden bir konuyu tartışmıyoruz 100 ün üzerinde olduğu söyleniyor ve artıyor. biz bu noktada daha çok işkence ve kötü muamele iddiası olan sanıkların esas hakkındaki durumlarına da bakmıyoruz dosyalarında o kendi avukatlarının yürüteceği bir süreç. bizi ilgilendiren nokta hak ihlali var mı yokmu işkence kötü muamele var mı yokmu noktasında . biz bu iddiaları çok ciddi bulduk bunu söyleyebiliriz. bunlar ki 6 şüphelinin beyanı, diğer 3 şüphelilerin beyanıyla avukatlarının beyanıyla da örtüştürdüğümüz zaman bunlar çok ciddi iddialardır ve bu ciddi iddalarla ilgili yapılması gerekenleri de raporumuzun son kısmında madde madde sıraladık . öncelikle oradaki görevlilerin o kişileri mülakat adı altında koğuşlarından çıkarıp ayrı bir bölmeye götüren emniyetteki bu memurların acilen soruşturmaya alınması gerekiyor. bu soruşturmanın selameti için sağlıklı yürütülebilmesi için. bu soruşturma sonucunda yarın öbürsügün mahkemeler tarafından bir ceza tayini verildiği taktirde de o ceza tayinine ilişkin kararın sorgulanmaması için öncelikle bu soruşturmayı yapan personelin bu soruşturmadan acilen el çektirilmesi gerekiyor.ikincisi; hekim muayenelerinin İstanbul Protokolüne uygun bir şekilde doktorun yanında kolluk personeli bulundurulmadan, bundan sonra ki gözaltı sürecinde mutlaka yaptırılması gerekiyor. tabi ki artık bundan sonraki aşama itibariyle işkence suçu işleyen kişilerle ilgili olarak resen ivedi olarak soruşturma açılması ve emniyet içerisindeki delillerin karartılmaması için güvenlik kamera kayıtlarının hemen savcılık tarafından koruma altına alınması gerekiyor. çünkü bir kişinin gecenin bir yarısı koğuşundan çıkarılıp bir başka yere götürülmesi dahi tek başına bir delildir. belki içerdeki odanın kamerası yoktur zaten zifiri karanlık olduğunu söylüyor ve şahıslar içerdekinin yüzünü  bile göremediğini söylüyor ama beni o odaya götüren kişiyi teşhis edebilirim diyor ama içerde farklı birisi vardı diyor. onu bilemem görmedim içerisi çok karanlıktı diye anlatılıyor. o yüzden bu görüntülerin ivedi olarak alınması gerekiyor personelin açığa alınması, tabi ki bu kadar ciddi vahim iddia varsa gereken bir unsurdur ve en ızdırap vericilerinden birisi şudur onu da ifade etmek istiyorum bu kişiler gözaltın sürelerinin uzatılması için Adliye Sulh Ceza Hakimliğine çıkartılmak durumundalar ve Sulh Ceza Hakimine söylüyorlar birisi çıkıyor diyor ki ben işkenceye uğradım bana bunlar bunlar yapıldı diyor , o beyanlara göre söylüyorum deniliyor ki hakim tarafından ; bu kadar kişi var birtek sen mi uğradın, ordan bir başka kişi çıkıyor hayır ben de uğradım diyor bir başka kişi çıkıyor ben de uğradım bir başka kişi çıkıyor hayır aynıları bana da yapıldı diyor ve buna rağmen bu beyanlar duruşma tutanağına yansıtılmıyor yansıtılmadığı gibi bu beyanlarla ilgili olarak Sulh Ceza Hakimi tarafından da hiçbir işlem yapılmıyor. çok açıkça görevinin kötüye kullanılmasıdır. bir kamu görevlisi, işlendiği iddia edilen bir suçu öğrendiği an itibariyle yetkili makamlara bildirmekle yükümlüdür açıkça yasa hükmüdür bu . bu hüküm de ihlal edilmiştir. ilgili Sulh Ceza hakimi hakkında da gerekli idari ve cezai soruşturmanın bir an önce yapılması herşeyden önce şu soruşturmanın selametli yürütülmesi açısından zorunlu olduğu gibi  Türkiye Cumhuriyetinin 2019 yılında gözaltındakilere işkence yapılan bir ülke olarak anılmaması için de elzemdir diye düşünüyoruz.

SAYIN ÖMER FARUK GERGERLIOĞLU :Değerli başkanımız çok önemli iddiaları gündeme getiriyor ve bunlar tabi iddiadan öteye geçmiş somut bulgular olarak raporlara yansımış ve gerçekten mahkeme salonlarındaki ifadelerin zabıtlara geçmemesi akıl alacak birşey değil. ülkede yargının her geçen gün kötüye gittiğini biliyoruz  ama bu denli pervasızca, konuşmaların zabta geçirilmemesi de gerçekten çok fazla rastlanmayan bir husus. raporu az çok özetlemeye çalıştı sayın başkanımız. aslında çok zahmetli bir çalışma oldu dün gece aniden 8 hukukçu arkadaşımız Ankara Barosu’ndan Avukat Hakları Grubundan ve İnsan hakları merkezinden yola çıkarak ankara emniyetine gittiler ve bu görüşmeleri yaptılar 6 kişiyle görüşmeleri yaptılar. bunlar son derece önemliydi bir gün bile gecikmemek gerekiyordu ve Ankara Barosunu tebrik ediyoruz. birgün bile gecikmeden hemen müdahil oldular ve bu ağır insan hakları ihlalini tespit ettiler ve bu konu burada da kalmada malesef bu ihlallerin dile getirilmesi, yargıda dile getirilmesinin de önüne geçildiğini söylüyor sayın başkanımız . düşünün bir devlet kurumunda ihlale uğruyorsunuz işkence iddiaları var bunu dile getiriyorsunuz mahkemede orada da ört bas ediliyor. artık siz nereye gidip nereden hak talep edeceksiniz bunu anlamak mümkün değil. değerli başkanım bu hadiseler nasıl yaşanabiliyor,  raporu biraz daha konuşacağız ama 21.yüzyıl Türkiye’sinde Türkiye’nin başkentinde Ankara Emniyetinde bu bahsettikleriniz oluyor şahıslar bulundukları odalardan koğuşlardan alınarak kapkaranlık bir odaya götürülüyor burada ağır, bedenlerini istismar eden ağır ihlalere uğruyorlar ve bu konu hakkında kamuoyu baskısı olmadan da hiçbir açıklama yapılmıyor 2 3 gün geçti malum biliyorsunuz. ardından bugün bir açıklama yapıldı Ankara Emniyetinden bir açıklama geldi. herşeyin usule uygun prosedüre uygun hukuka uygun olduğunu belirten bir açıklamaydı ankara emniyetinin açıklaması. hem bu açıklama hemde Ankara Emniyet müdürlüğü gibi ülkenin başkentindeki çok önemli bir kurumda yaşanan bu olayları nasıl değerlendiriyorsunuz bakışınız nasıl onları da almak isteriz.

Sayın Erinç Sağkan:Biz bir taraf değiliz. Ankara barosu bağımsız hukukun üstünlüğünü savunan yargı bağımsızlığını savunan ve insan haklarını korumakla mükellef bir barodur. bu görevimiz bizim avukatlık kanunundan gelmektedir. 76, ve 95. meddeler insan haklarını korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak görevini barolara yüklemiştir . biz bu görevimiz kapsamında oraya gittik. haliyle bizim yaptığımız aslında bir tarafsızlık gözlemciliktir. tabi biz gözlemle kalmayız yaptığımız gözlemleri tespit olarak da gereğini yarın yasal mercilere yapacağız. sadece gözlemcilik değildir ama burada vurgulamak istediğim konu biz tarafsız bir kurumuz. biz bu iddiaları gider dinleriz iddialarda ciddi bulmadığımız unsurlar bulunursa bunu bu şekilde yansıtırız raporumuza ve bundan sonraki sürece, iddiları ciddi bulursak da bu şekilde. bize göre şüphelilerin beyanları birbiriyle örtüşen beyanlar ve bu beyanlar neticesinde bir etkin pişmanlık hükmünden yararlanmaya noktasındaki ortak buluştukları payda ve 3 kişinin aynı şekilde baskıya uğradıklarını ifade ederek etkin pişmanlıktan faydalanmak zorunda bırakıldıklarına ilişkin yine avukatları tarafından bize söylenen unsurlar bir araya geldiğinde , burada evet bir sıkıntı yaşandığını ve bir kötü muamelenin çok ağır ve baskın olduğu kanaatine varıyoruz gördüğümüz açık tablo malesef budur. biz tabi bu tabloyu gördüğümüz zaman biz yargı makamı değiliz zaten bizim istediğimiz de , bunun müsebbiplerinin yargı önüne çıkartılarak yapmadılarsa aklanmalarıdır. ama şuanda biz bunları konuşuyoruz ama o insanlar titreye titreye bu konuları korkarak bizim avukat arkadaşlarımıza anlattılar ama o kişiler hala ordalar ve o kişilerin elindeler. o yüzden burada cumhuriyet savcılığının ve Ankara Emniyet Müdürlüğünün acilen hareket edip buradaki bu soruşturmayı yürüten personeli o soruşturmadan öncelikle almaları gerekiyor. şimdi biz 2019 yılında halen masumiyet karinesini anlatmaya çalışıyoruz dünyanın en temel en evrensel hukuk prensiplerinden birisi herkes kesinleşmiş bir mahkumiyet kararıyla mahkum oluncaya kadar suçsuzdur bu kadar basit ve siz devlet olarak kamu gücünü kullanarak insanları özgürlüklerinden mahrum ediyorsanız gözaltı işlemiyle, orada sizin o kişiyi devlet olarak el üstünde tutmanız gerekiyor.  cünkü yarın öbürsügün bu kişi beraat ettiği taktirde siz onu bir kaç gün için hürriyetinden mahrum kılmış olacaksınız. tamam bir şüphe olabilir biz dediğim gibi dosyanın esasını hiç bilmiyoruz. kişilerin işlediği suçlar, kişilerin isimleri şahısların kimlik bilgileri hiç ilgilendirmiyor. ve malesef şöyle bir noktaya geliyoruz çok üzüldüğüm de bir konu bu; suçun niteliğine göre isnat edilen fiilin niteliğine göre sanki emniyette biraz da zorlama olabilir, burada işte fetö gibi bir belayla mücadele ediyoruz o yüzdenbiraz bu işlere gözlerinizi kapatın kulaklarınız duymasın gibi de bir anlayış var malesef buna gerçekten inanamıyorum buna gerçekten çok üzülüyorum . hukuk devletiysek bizim artık 21,yüzyılda işlendiği iddia edilen suçla ilgili olarak bu tür şeylere gözleri kapatmak gibi bir lüksümüz yok. bizi işlendiği iddia edilen suçun fiilin nitelik hiç ilgilendirmez. insanları işkence yapmayacaksınız. işkence bir insanlık suçudur. fetö sanığı da olsa işkence insanlık suçudur, fetöden yargılanıp en ağır cezayı alan kişiye de işkence insanlık suçudur. bunu malesef anlatmaya çalışıyoruz. benim en büyük ızdırap duyduğum konuların başında da bu husus geliyor. şimdi raporumuz ortada, yayınladık. çok ciddi somut iddialar var bununla ilgili olarak . bunu noktada ne yapacağımızı da raporun son bölümünde ayrıntılı olarak yazıyor. buradaki başvurularla ilgili olarak yarın yönetim kurulunda kararlarımızı alacağız. hem gerekli idari tahkikatın hem de cezai adli soruşturma süreçlerinin başlatılmasını talep edeceğiz. ama ben yine buradan ilgili yetkili makamlara sesleniyorum. herşeyden önce bu soruşturma dosyasının artık bu aşamadan sonra ilerleyişinde vicdanlarda bir yara oluşmaması, gerçekten temiz doğru dürüst ve adil olarak yargılandıkları noktasında bir şüpheye mahal vermemek açısından acil olarak Ankara Cumhuriyet Savcılığının bu soruşturmadaki personeli görevden alması , görevden elçektirmesi ve soruşturmayı bu şekilde yürütmesi gerekiyor.

SAYIN ÖMER FARUK GERGERLIOĞLU : Değerli başkanımız çok önemli hususlara vurgu yaptı.En başta bir kere iki grubun müdahilliği var. sadece bir insan hakları merkezi müdahilliği değil aynı zamanda avukat hakları olarak da müdahil ediyorlar çünkü avukat haklarını ihlal eden bir durum da var. gözaltındaki şahısların haklarının ihlali yanı sıra avukatların haklarıyla ilgili bir ihlal var. vekaletname getireceklerine dair yazılı bir taahhütname verme zorunluluğu olmamasına rağmen böyle bir taahhüt isteniyor daha sonra Sayın Erinç Sağkanaşkanlığımızın müdahelesiyle savcılık bu uygulamayı kaldırıyor. böyle bir devletteyiz malesef. müdahil olmadığınız zaman yasadışı hususlar devam ediyor ve bununla birlikte çok önemli birşeye parmak basıyor sayın başkanımız; bu kişiler halen Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltına alınan kişiler ve ben de avukat arkadaşlarımızdan dinledim hele ki bugün bir avukat arkadaşımızın ifadeleri çok üzücüydü. müvekkilinin korkudan tir tir titrediği ve akıl sağlığını kaybetme noktasına geldiği noktasında ifadeleri vardı avukat arkadaşımızın. birçok avukat arkadaşımızdan vahim hadiseler dinledik. tabi ben bunları gündeme getirdiğimde iddia olarak değerlendirdim ve açıklama yapılmasını istedim. açıklama gecikti bu arada Sayın Erinç Sağkanaşkanlığımız müdahil oldu , somut bulgular elde etti ve çok net bir şekilde söylüyor Ankara Emniyet’inde bu soruşturmayı yürüten kişilerin görevlilerin memurların soruşturmadan uzak tutulması alınması gerektiğini söylüyor, ayrıca açığa alınmaları gerektiğini, idari ve adli soruşturma başlatılması gerektiğini, Sulh Ceza Hakimi hakkında bir soruşturma başlatılması gerektiğini söylüyor . adeta A’dan Z’ye yürüyen bir ihlal tablosu görüyoruz. sayın başkanımızın belirttiği gibi bu kişiler her farklı suç isnadıyla oraya gelebilirlerdi. bu önemli değil, bunun üzerinde değiliz biz. farklı bir suç isnadıyla ithamıyla gelebilirlerdi önemli olan şudur; o bulundukları devlet kurumunda kamu kurumunda bir ihlale uğruyorlar mı uğramıyorlar mı yoksa yargı yargılamasını yapar, bu kişiler suçlu bulunur veya bulunmaz bu ayrı bir konudur. ama biz OHAL dönemi içinde bir İnsan Hakları savunucusu olarak 2,5 yıldır gözaltı merkezleri için çok üzücü şeyler  duyuyoruz açıkçası. insanların gözaltı merkezlerinden tutuklanıp cezaevine gittiğinde birçok kişiden bunu duydum “yav cennete kavuştuk cehennem gibi biryerdi gözaltı merkezi en azından Allaha şükür cezaevinde çok daha iyi bir ortam var ” dediklerini duydum. ki bu insanlar belki uzun süreli tutukluluğa girmişleri ama cezaevindeki hali çok daha iyi bulduklarını söylüyorlardı. şimdi tabi bununla ilgili bir açıklama geldi Ankara Emniyetinden. bu açıklama raporumuzla 180 derece ters ifadeler içeriyor, hiçbir şeyin yasaya aykırı olmadığı, usul ve hukukun işlediğine dair ifadeler var ve hatta bu tür ithamların maksatlı olduğunu söylüyor. peki sayın başkanım biz bu açıklamayla yetinecek miyiz. Ankara Emniyeti sizin somut bulgularınıza rağmen böyle bir açıklama yaptı. sonuçta bir devlet kurumudur devlet kurumlarının açıklaması son derece önemlidir ama sizin de somut bulgularınızla oluşturduğunuz bir değerli rapor var ve bize de gelen duyumlar, gözaltındakilerin eşleri de başvuruyor gerçekten çok ciddi iddialar ileri sürüyorlar ve tedirginleri had safhada. biz burada Ankara Emniyetinin bu açıklaması sonrası ne yapacağız susacağız mı ,tamam bir rapor açıklandı ama ankara Emniyeti de bir açıklama yaptı artık son nokta mı burası, ne yapacağız size sormak görüşlerinizi almak isteriz.

Sayın Erinç Sağkan:Şimdi Ankara Emniyeti tabi ki çok kıymetli, Ankara Emniyetinin açıklaması da çok kıymetli ancak bir kurumun açıklamasının gerçekten bizleri hukukçuları tatmin edebilmesi için bunun içerisinin altının dolu olması lazım bize nasıl bir idari tahkikat yapılmış bu yazıda anlatılıyor mu hayır, kimlerle görüşülmüş kimlerle konuşulmuş bu kişilerle ilgili nasıl yöntemler izlenmiş de bu sonuca varılmış anlatılıyor mu hayır. sadece çok kısa bir açıklamadan bahsediyor oysa biz kendi kısıtlı imkanlarımızla orada yaptığmız görüşmeler neticesinde bile kaç sayfalık bir raporu, kişilerin beyanlarını ayrı ayrı sunarak, bunlara ilişkin tutanakları tutarak oluşturarak ortaya koyuyoruz . bizim açımızdan Ankara emniyetinin beyanının gerçekten itibarlı ve güvenilir olması için öncelikle şu gerekir bu kadar ciddi bir itham varsa ben öncelikle bu kişileri merak etmeyin bu görevden el çektirdim gerekli idari tahkikat yapılacaktır denir evet konu orada bizler açısından en azından o idari tahkikatın sağlıklı yapılıp bize sonuçları paylaşılıncaya kadar bitmiştir ama hiçbir idari tahkikat yapmadan ya da buna ilişkin bir gerekçelendirme yapılmadan bu ibarenin sunulması, az önce ben bu sebeple açıkladım biz tarafsız bir kurumuz diye. şimdi kendi personeliyle ilgili olan bir konuda Ankara Emniyet müdürlüğünün, insanları vicdanını  rahatlatması için çok daha dolu bir raporla ortaya çıkması gerekiyor. bence o yüzden tarafsızlık bu noktada çok kıymetlidir önemlidir .  şimdi bakın 100 kişi var gözaltında bunlardan 6 kişinin sadeceböyle bir iddiası var , baktığınız zaman hayatın olağan akışında bu kişilerin iddialarını ciddiye almak zorundasınız. hala ankara Emniyet Müdürlüğünün içerisinde bulunan ve varsa üzerinde böyle bir tehlike artarak devam etme ihtimali çok yüksek olan kişilerin bilip bunları anlatabilmesinin karşısında siz bunları yok sayamazsınız, biz de yok sayamayız. o yüzden bu ibareler çok ciddi ibarelerdir çok ciddi isnatlardır. bunların çok ciddi şekilde kamu kurumlarınca araştırılması ortaya koyulması, yoksa da eğer, eğer böyle bir olay yaşanmamışsa da bu kişilerle ilgili olarak yine idari işlem yapılması gerekir. görevli mercileri yanıltmaktan dolayı. ama biz öncelikle insanların onurlu bir şekilde yaşam hakkını savunmak adına Ankara Emniyet Müdürlüğünden beklentimiz , orada  bu baskıya son verilmesi , bu baskıya son verilmesi de o görevlileri acilen görevden el çektirmekle olacaktır. sonrasında evet idari adli soruşturmalar yapılır gerçek ortaya çıkar. gerçek mutlaka ortaya çıkar. birgün elbet ortaya çıkar. az önce söylediğiniz konuya da biraz dönmek istiyorum. biz malesef bu ülkede çok uzun yıllardır kumpas davaları sürecinden itibaren delilden sanığa ulaşmak yerine sanıktan delile ulaşmak gibi bir evrensel tüm hukuk ilkelerini dışlayan bir yönteme dönmüş durumdayız. ve kumpas davalarının bu ülkeye neye mal olduğunu şu çatısı altında bulunduğumuz TBMM den de çok iyi biliyoruz. buralar bombalandı ve bu TSK nın yapısının tamamen alt üst edilmesi ile ilgili olarak gelişen bir süreçti bu süreçlerin hepsi ve hepsi yargı üzerinden yapıldı bu hesaplaşmanın. ama gelip görüyoruz ki malesef hiç akıllanmıyoruz hiç ders almıyoruz şimdi bu kişilerle ilgili elde somut ve kesin verileriniz var ise eğer veyahut bir dava açılmasına yetecek makul şüpheniz varsa eğer o zaman bunlar ortaya konulur  ve bir an önce bunun davası, kamu davası açılarak insanların da bilgi sahibi olması sağlanır. yargının aleniliği ilkesi gereğince. fakat şimdi bakıyorsunuz insanlar diyor ki ben böyle bir suçu işlemediğimi söylüyorum ama bana zorla etkin pişmanlıktan faydalandırmak istiyorlar. şimdi  bu artık delilden sanığa ulaşmak değil sanıktan delile ulaşmak,sanıktan delile ulaşmak da değil sanıktan delil yaratmaktır. bu şekilde bir soruşturma usulü yoktur . hiçbir hukuk devletiyim diyen bir ülkede göremezsiniz böyle bir usul. haliyle bizim bu yargı sistemimiz gerçekten ciddi sıkıntıları olan bir sistem ancak özelde baktığınızda işkence iddiaları Türkiyede çok uzun yıllardır sona ermişti. malesef son 2 -2,5 yıldır çok ciddi olarak artmış vaziyette ve bunun kontrol altına alınamamasının en büyük sebebini de izah edeyim. malesef OHAL sürecinde KHK larda OHAL in ilan edilmesine sebep olan olayların dışında da düzenlemeler yapıldı. bunların bir tanesi de gözaltındaki kişileri veya şahısların diyelim avukatlarının haklarının kısıtlanması oldu. avukatların bir çok hakkı kısıtlandı bu süreçte. ve biz o zaman bunu Anayasa Mahkemesine taşıdık. bakın bu doğru değil OHAL sürecinde böyle bir düzenleme yapamazsınız. OHAL in ilan edilmesi ile ilgisi yok avukatların haklarının ama AYM malesef daha önceki içtihadına aykırı şekilde ben KHKları inceleyemem dedi ve Türkiye o dakika itibariyle bizce bu sarmalın içerisine malesef girdi. KHK ile yürütülen bir devlet haline geldik ve devamında OHAL  bittiği halde avukatların o savunmanı kısılan yetkileri kanunlaştı ve aynı o şekilde devam ediyor uygulamada. haliyle bugün emniyete gidiyorsunuz emniyet müdürü ben seni bugün müvekkilinle görüştürmeyeceğim diyebiliyor. akşam iftardan sonra hiçbir avukat buraya gelmesin diyebiliyorlar.

Akşam iftardan sonra hiçbir avukat buraya gelmesin diyebiliyorlar bunları görüyoruz şimdi burada iftardan sonra kabul etmiyoruz diyorlar nereden çıkmış böyle bir uygulama.İftardan sonra avukat kabul etmemek nedir? Böyle bir şey mümkün müdür? Kabul etmiyorum buyur git kime şikayet edersen et diyor.Gayet rahatlar maalesef geldiğimiz nokta bu.Tabi bunlarla mücadele ettik bu soruşturma evresinde dün akşam itibariyle aşabildik,dün gece sabaha kadar arkadaşlarımız orada nöbet tuttular çünkü,içerideki şüpheliler korkuyorlar ve biz onların insan haklarını savunmak zorundayız,suçlu da olsalar suçsuz da olsalar savunmak zorundayız kaldı ki kesinleşmiş bir cezaları da olana kadar da hepimiz kadar suçsuzlar bunun da altını çizmek istiyorum tekrar.

SAYIN ÖMER FARUK GERGERLIOĞLU: evet şimdi değerli arkadaşlar türkiye’de işkence davaları çok oldu.uzun yıllar sürüncemede bırakıldı devlet kurumları cevap vermek istemedi ben bile şuanda meclite bunu yaşıyorum.Bir çok insan hakkı ihlalini üyesi bulunduğum insan hakkı inceleme komisyonuna götürüyorum onlarda devlet kurumlarına soruyorlar bu ihlaller hakkında ama ne ilginçtir ki istatistiklere baktık.1226 soru sormuş komisyon devlet kurumlarına yani 1226’sında da ihlal yapılmamıştır cevabı almış komisyon kamu kurumlarından yani 1 inde bile evet bizim bir hatamız var dememişler maalesef hepsinde a dan z ye hiçbir kusurumuz yoktur denilmiş bu da insan hakları inceleme komisyonuna verilen cevap.Burada sayın başkanımız biraz evvel İstanbul Protokolünden bahsetti.Doktor muayenesi sırasında kolluk kuvvetlerinin o mekanda olmaması gerektiğini söyledi evet bende bir doktorum bir tutuklu hastayı muayene etme konusunda zorlukları bilirim onun yaşadığı sıkıntıları anlatması konusunuda bilirim,bazen önümüze gün oldu bir doktor olarak dayak yemiş kafasında dikiş atılacak yaralar oluşmuş insanlar polis eliyle getirildi ve başında durularak hastanın ifade vermesi hastanın kendini anlatması konusunda engellemeler oluştuğunu apaçık bir şekilde gözlemledik,şimdi doktor raporu konusunda raporlarda darp cebir yoktu şeklinde ifadeler yer alabilir ama bunlar bir işkence olmadığına dair bir delil değildir diyor sayın hukukçu başkanımız ve daha başka yollara da başvurmak gerektiğini söylüyor beyanların önemli olduğunu söylüyor burada bakın hem kolluk doktor muayenesi sırasında doktorun başında bekliyor hem mahkeme salonlarında ki ifadeler zapta geçmiyor sonunda böyle bir tablo oluyor bütün bunlara rağmen,öncesinde itirafçı olarak serbest kalan kişiler avukatlık hukukuna aykırı bir şekilde bu dönem içinde gözaltında bulunduklarını istedikleri avukatlarının verilmediğini ve bu dönem içinde savunma haklarının kısıtlandığını söylüyorlar sayın başkanımızın gündeme getirdiği bugünkü rapor açıklamasından sonra serbest kalan şahısların ibraz ettikleri darp raporları gündeme geliyor.Bugünkü sıcak gelişmelerden sonra akşam üstü tahliye edilmiş olan kişilerin avukatlarının ifadesiydi.Darp raporlarının olduğunu söyledi hani biraz evvel belki emniyet müdürlüğünün açıklamasında herhangi bir darp olmadığı söylenmişti ama Emniyet Müdürlüğü açıklamasında ve Ankara Barosu açıklamasında akşam üstü gelişen bir son dakika gelişmesinde darp rarporlarıda ortaya çıkmaya başladı.Peki sayın başkanım bu son durumda sizler yarın neler yapmayı düşünüyorsunuz hani bir takım istekleriniz var idari ve adli soruşturma istekleriniz var.Türkiye’de işkence davaları biliyorsunuz çoğunlukla zaman aşımına uğruyor ve gerekenler yapılmıyor AİHM’e gidiyor uzun yıllar sonra işkenceler konusunda tazminat cezalarına çarptırılabiliyor Türkiye ama çok uzun süre sündürülen çok uzun süreye yayılan davalar oluyor bunlar.Siz konunun takibini nasıl yapacaksınız önemli bir rapor çıktı ortaya basın yayın kuruluşları da çok ilgi gösterdiler bu önemli raporunuza ve altını çizerek de söylüyorsunuz biz insan hakları ihlaline odaklanmış durumdayız hiçbir siyasi sayikle bu raporumuz açıklanamaz diyorsunuz bundan sonra bu çizginizi bu bağımsız hukukçu kimliğinizle oluşturduğunuz çizginizi nasıl devam ettireceksiniz?

Sayın Erinç Sağkan: Efendim şimdi bir hususun altını çizmek lazım.bir algı yaratılmasına müsaade etmeyiz.deniliyor ki bazı yerlerde gördüm bugün işte çok önemli bir soruşturmayı itibarsızlaştırmak için yapılan söylemlermiş bu işkence söylemleri bunları söyleyen kişilere şunları hatıratırım,birileri Fettullah Gülen Cemaati denilen o yapıyla kol kola yürürken Ankara Barosu kumpas davalarında bağırıyordu ortalıkta bu cemaat işidir bakın burada yargı eliyle çok ciddi ihlaller yapılıyor,bu bir terör örgütüdür diyorduk bizim mücadelemiz çok çok uzun yıllar öncesindedir bu terör örgütüyle o yüzden FETÖ Terör örgütüyle yapılacak bir mücadeleyi bırakın itibarsızlaştırmayı bu mücadelenin en etkin biçimde yürümesini isteyen kurumuz,ki tekrarlıyorum hiçbir zaman da o terör örgütüyle hiçbir şekilde ismimiz dahi anılmamıştır her zaman karşısında o örgüte karşı mücadele etmiş bir yapıyız.O örgüt baş üstünde tutulduğu zaman da biz o örgüte karşı mücadele veriyorduk o yüzden kimse bize soruşturmanın itibarsızlaştırılmasından bahsedemez bu konuda özellikle vurgulamak istiyorum bunu bizim tek amacımız var biz kişiler suçlu da olsa suçsuz da olsa temel insan haklarının korunması gerektiğini ifade etmek istiyoruz bakınız anayasa da düzenlenen işkence yasağı ohal dönemlerinde dahi hükümetin kısıtlayamayacağı temel özgürlüklerin başında geliyor biz bugün ohal sürecinde olsak dahi hiçbir emniyet kuvveti hiçbir kimse işkence yapamaz.OHAL döneminde kısıtlanamyacak en temel hak ve özgürlüklerin başında işkence yasağı gelmektedir ve bir işkence iddiası var ise ve kişiler bunları halen o kurumun içerisinde o iddia ettikleri işkenceyi görme baskısı altındayken dahi söyleyebiliyorlarsa bu iddiaları ciddiye almak zorundayız,bu iddialara bakıp bu kişilerin gerekli önceliklerini yapmak zorundayız haliyle bizim burada iki başlığımız vardır.Bizim bu tespitlerimizi tüm kamuoyuyla paylaştık.Bu saatten sonra yarın diğer meslektaşlarımızdan yazılı o rapor örneklerini de aldıktan sonra öncelikle  biz tekrar altını çizerek söylüyorum bu soruşturmayla ilgili T.C.’nin bir hukuk devleti olduğunun altının çizilmesi ve gerçekten bu soruşturmanın selahiyeti için kişilerin bu görevden uzaklaştırılması,oradaki personelin ilgili emniyet personelinin görevden ivedilikle el çektirilmesi bunlar idari başvurularımız olacaktır,tabi ki idari soruşturmanın yürütülmesi aynı zamanda cezayı soruşturma başvurularımız olacak önceliğimiz tabi ki oradaki kişilerin savcılık makamına ifade verme aşamasında ya da daha sonrasında çıkarılıcakları ana kadar o an itibariyle artık ya tutuklanacaklar ya adli kontrolle ya da başka bir şekilde tahliyelerine ya da tutuksuz yargılanmalarına karar verilecek, o aşamaya kadar bu işin sağlıklı yürütülmesini sağlamak öncelikli vazifemiz olacaktır bu konuda da yarın yönetim kurulu kararını alıp ivedi olarak,gerekli başvurularımızı yapacağız.

SAYIN ÖMER FARUK GERGERLIOĞLU: Peki sayın başkanım sizi bulmuşken yakın zamanlarda kamuoyuna yansıyan önemli müdahillikleriniz vardı.Malum bir gösteride bir genç kızın polis tarafından tacize uğradığı görüntüleri kamuoyu tarafında yoğun bir şekilde tartışılmıştı,Merve Demirel TAYAD gösterisi sırasında polisin müdahalesi gelmişti polis müdahale ederken fotoğraf karelerine bir taciz görüntüsü yansımıştı evet tüm kamuoyu bunun bir taciz görüntüsü olduğunu görüyordu ancak bizde bu konuda bir soru önergesi verdik konunun aydınlatılmasını istedik buna rağmen bakanlık yaptığı açıklamada yine siyasi bir argümanla yaklaştı.Bakanlık yaptığı açıklamada Merve Demirel’in babasının KHK’lı olduğunu FETÖ’cü olduğunu ve benzer sözler söyleyerek  bu durumu izah etmeye çalıştı bu tabi kamuoyu vicdanının kabul edeceği bir durum değildi suç duyuruları yapıldı baro müdahillikte bulundu ve ardından bir dava süreci başladı savcılık bir dava başlattı basit cinsel saldırı suçundan,bir süreç başlatılmış oldu, bu konuda sayın başkanımızın görüşlerine başvurmak isteriz neler diyeceksiniz bu süreç hakkında başkanım.

Sayın Erinç Sağkan: Efendim tabi evet biz bu konuyla ilgili çok hızlı harekete geçtik ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir şikayet dilekçesi yazdık ve ilettik tabi burada tartışalacak kavramlar şunlar oluyor bir gösteri ve toplantı ve ya bir yürüyüş esnasında bu yürüyüşün hukuka aykırı olup olmadığı birinci,problem hukuka aykırı olsa dahi kolluk güçlerinin emniyetin buna müdahale şeklindeki orantı ve bu müdahalenin ne kadar  sınırda olması gerektiği bir tartışma konusu olarak ortaya çıkıyor.Şimdi,yapılan eylemin hukukiliği ya da değilliği konusu bizim bu aşamadaki konumuz değildi.Biz o eylemin yasal sınırlar içinde olup olmadığı bizim açımızdan tartışma konusudur velev ki,yasal sınırlar dışarısında olsun emniyet mensuplarının kolluk güçlerinin bir gösteriyi dağıtmakta orantılı bir güç ortaya koymaları gerekiyor şimdi baktığınız zaman o görüntünün bizim açımızdan izah edilebilecek hiçbir tarafı yok yani kişi savcılıkta ya da daha doğrusu açılan kamu davasında kendini mutlaka savunacak argümanlar ortaya sunacaktır ancak o görüntü bir kolluk gücünün kadın erkek farketmez herhangi bir göstericiye ya da gözaltına almak istediği kişiye yapabileceği bir eylem tarzı değildir,çok açık olarak ortadadır,o sebeple biz başvurumuzu yaptık,Cumhuriyet başsavcılığı’da yaptığımız başvuru üzerine bir kamu davası açılmasını uygun gördü bundan sonraki sürecini de aynı ciddiyetle takip edeceğiz bizim burada vermiş olduğumuz mücadele yine bir insan hakları mücadelesidir vucüdun dokunulmazlığı mücadelesidir,aslına bakarsan barolar sivil toplum örgütleri tüm yurttaşlarımız için veriyor bugün orada gördüğümüz o müdahale yöntemi yarın herhangi bir yerde herhangi bir yurttaşımızın başına gelebilir o yüzden bizi yapılan eylem TAYAD VS.. hiç ilgilendirmiyor kaldı ki o dönem yapılan açıklamanın da babası KHK ile atılmıştır vs.. gibi elle tutulur bir tarafı olduğunu düşünmüyorum,çok teşekkür ediyorum bu vesileyle sağolun.

SAYIN ÖMER FARUK GERGERLIOĞLU:Evet değerli izleyenler programımızı burada bitiriyoruz,sayın başkanımız bugün bize çok önemli açıklamalar yaptı hem oluşturdukları değerli raporla ilgili olarak,hemde sonrasıyla ilgili çok önemli açıklamalar yaptı,umalım ki Türkiye’de insan hakları ihlalleri bitsin,kamu kurumları bizim güveneceğimiz adil bir şekilde yargılanmamızın önünü açacak kurumlar olmalıdır,bu devletin tüm kurumları vatandaşların huzurla gidecekleri kurumlar olmalıdır,başvuracakları tüm sivil toplum kuruluşları,rahat bir şekilde devlet kurumlarını sorgulayacak,bu konuda raporlar hazırlayacak kurumlar olmalıdır,demokratik bir hukuk devleti ancak bu temel üzerine yükselecek işte bugün biz bu konuyla ilgili sorunları konuştuk ben bir milletvekili olarak,bir siyasetçi olarak konuyu takip ediyorum,hak ihlalleri konusunda son derece duyarlıyım bu konuda çok değerli bir kurumun başkanı,Ankara Barosu başkanı sayın başkanımız bugün bize konuk oldu ve Türkiye’nin şuanda gündemindeki çok önemli konu bu çok önemli insan hakları ihlaliyle igili çok değerli bilgiler verdi biz kendisine çok teşekkür ediyoruz,eklemek istediğiniz son bir husus varsa size mikrofonu verebiliriz yoksa bitirebiliriz

Sayın Erinç Sağkan:Teşekkür ediyoruz,sağolun

SAYIN ÖMER FARUK GERGERLIOĞLU:Biz de kendisine çok teşekkür ediyoruz,hepinize haftaya Salı günü yine sosyal medyadan periscope,facebook ve twitter canlı yayınından yapacağımız daha sonra da youtube kanalımıza aktaracağımız,yayınımıza davet ediyoruz.Hepinizi saygıyla selamlıyorum hayırlı akşamlar.

YouTube

Yorumlar