18 Ekim 2022
ÖFG TV’den herkese merhaba, her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile yaptığımız programımıza bu akşam da başlıyoruz.
Değerli izleyenler bu hafta Türkiye çok üzücü bir maden kazası ile sarsıldı ve herkes Amasra’ya koştu ve bu olayın nedenini araştırmaya başladı. Farklı farklı açıklamalar geldi, Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Kader planında olur böyle şeyler.” Dedi, öncesinde de “Fıtrat, kader” demişti fakat belli ki çok önemli ihmaller var ve yine bir iş cinayeti işlenmiş gibi görünüyor, 41 kardeşimiz hayatını kaybetti. Biz Amasra maden kazası ile ilgili olarak ilk bölümüzde konuğumuz ile görüşeceğiz.
Ardından ikinci bölümümüzde uzun süre gündem ettiğimiz, anadilinde eğitim konusunda çalışmaları olan arkadaşımız Serhat Çıkman konuğumuz olacak.
İlk konuğumuz Av. Derviş Aydın.
Derviş Aydın:Öncelikle Amasra’da hayatını kaybeden madencilerimizin ailelerine başsağlığı diliyorum. Biz de Çağdaş Hukukçular Derneği olarak patlamanın hemen ardından Bartın’a gidip temaslarda bulunup, araştırmalar yürüttük. Soruşturmanın doğru bir şekilde yürütülmesi için bazı girişimlerde bulunmaya çalıştık.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Siz zaten önceki maden kazalarında da aktif rol almıştınız hatta Selçuk Kozağaçlı ve arkadaşlarının zulmen tutuklu olmasının en büyük nedenlerinden birisi de bu konuda yaptığınız çok önemli çalışmalarınızdı. Soma, Ermenek ve şu anda Amasra maden faciaları bitmiyor. Kaza değil bir cinayet olduğunu çok iyi biliyoruz. Olay hakkında edinebildiğiniz, ulaşabildiğiniz bilgiler konusunda açıklamalarınızı isteriz. Az evvel Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Sayın Bakan Fatih Dönmez bir açıklama yaptı ve “Öncesinde kontrolleri yapmıştık, böyle bir şey olmaması lazımdı, olmuş araştıracağız.” Dedi. Meselenenin kökenine dair bir şey söyleyemedi! Siz ne görüyorsunuz? Neler görüyorsunuz? Sn. Av. Derviş Aydın Çağdaş Hukukçular Derneği’nden programımıza katılıyor, Soma Ermenek katliamlarını takip ettiğiniz gibi bu faciayı da yakından takip ettiniz, izlenimleriniz nedir bize ayrıntısı ile lütfen anlatın.
Derviş Aydın:Dediğiniz gibi Soma, Ermenek maden katliamlarında bizim soruşturma ve kovuşturma süreçlerinden edindiğimiz deneyim, çok hızlı bir şekilde kurtarma çalışmaları biter bitmez özellikle idari binada tutulan kayıplara ve maden sahası içerisindeki teknik defterlere bir an önce el konulması, alanın muhafaza altına alınması ve hiçbir delilin karartılmaması özelinde bir tedbir alınması gerektiğiydi ve bu doğrultuda hızlı çalışılması gerekiyordu ve biz ilk olarak bir talep listesi hazırladık. Patlama haberinin duyduktan sonraki süreçte hemen katliamın ertesi günü Bartın ve Amasra’ya giderek orada temaslarda bulunduk. Özellikle bir grup arkadaşımız Sayıştay raporlarına ilişkin raporlarda olan ve medyaya yansıyan ihmal ve riskler doğrultusunda araştırma yaparken bir grup avukat arkadaşımız ise doğrudan fiili olarak madende çalışan işçiler ile temas kurduk, yakın zamanda emekli olmuş işçilerle temas kurdu ve derlediğimiz tüm bilgiler aynı zamanda Sayıştay raporlarındaki ihmallerin karşılığının olduğu, bu ihmaller aynı zamanda işçiler tarafından da farkında olunan ihmaller olduğunu, dahası Sayıştay raporlarına yansımayan çok daha büyük ihmallerin ve riskli durumların da olduğunu tespit etmiş ve bu doğrultuda aslında bilgiler toplamış durumdayız. Biz bu belgeleri bir suç duyurusunda derledik. Bu suç duyurusunu aslında dört başlık üzerinden ele aldık. Birinci başlık; uzun yıllardır madendeki riskli durumlardan birine işaret ediyordu. Yeterli sayıda işçi çalıştırılmaması konusunda özellikle yer altı çalışmalarında kömür panolarının belli bir hızda kazınıp çıkartılıp ve kazılan boşluk alanı çökertilerek yeni bir pano açılması şeklinde bir çalışma sistemi var. eğer yeterli hızda çalışmazsanız o tavan taşı dediğimiz kömürün yukarıdaki bölümü sonradan kırılıp tekrardan alt kademeye geçilmesi gerekiyor o bölüm doğru şekilde kırılmıyor ve arkada gaz birikmesi yaşanabiliyor! Bu riskli bir duruma işaret ediyordu, uzun yıllardır zaten işçi sayısındaki eksikliğin bu duruma dair riski doğurdu. Sayıştay raporlarına yansımış durumdaydı. İkinci konu; yine medyaya yansıyan ve metan konusu. Metan içerikli kömür damarları orada ölçüm kayıtları ile birlikte Sayıştay raporuna yansıyor. 2019’da çalışılan iki ana damarda da özellikle grizu patlaması ve gaz degajı kriterleri içerisinde sayılan yüksek riskli kömür damarı olarak tarif ediliyor ve bu risk doğrudan aslında ortaya konuyor. Ölçülerle birlikte ortaya konuluyor m3 bazındaki ölçümlerle. Dahası Sayıştay aynı zamanda bu riskin ortadan kaldırılması için bir öneride de bulunuyor fakat Sayıştay’ın önerisi aslında asgari düzeyde bir öneri. Normalde bizim bildiğimiz; kanun gereği işveren sıfatında olan kişilerin en yüksek teknoloji ile birlikte önlemleri alması gerekiyor ve 3. Olarak yine toz sorunu. Kömür tozu yine patlama özelliğine sahip bir materyal madenin içerisinde ve yapılan ölçümler doğrudan aslında riskli bir durumu gösteriyor kömür tozu patlamalarına ilişkin bu durum da Sayıştay raporlarına yansımış fakat 4. Başlık ise; 2019’dan sonraki süreçte 2019 yılında yapılan denetim sonrasındaki riskli duruma dair bir tespit yapıldı mı denetimlerde? Bunlar giderildi mi? Giderilmedi mi? Buna ilişkin bir veri elde edemedik çünkü 2020 yılının Sayıştay raporuna biz ulaşamadık 4 gündür bu raporu arıyoruz ve yine aynı zamanda Sayıştay’ın 2019 raporlarında görülen bir durum var ki; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın müfettişlerinin 2 yıldır 2019-2020 dönemlerini kapsayan bir değerlendirme bu madeni denetlemedikleri şeklinde bir tespit görüyoruz ve aslında takip edemediğimiz kısım burası! Riskli faktörler Sayıştay tarafından ortaya konulmuş, bu riskin nasıl ortadan giderilebileceğine dair asgari yöntemler konulmuş fakat bunlar yapıldı mı yapılmadı mı bunlar sonraki denetimlerde değerlendirilecek bir husus, sonraki denetim kayıtları yok, bir an önce ulaşmamız varlığına ya da yokluğuna ulaşmamız gereken konu bu! Bir an önce delillerin toplanması gerekiyordu, biz bu hususta yeterli teknik materyallere ilişkin el konulması gereken bir liste hazırladık ve suç duyurumuz içerisinde bu listeyi savcılık ile paylaştık ve bu doğrultuda da işlem yapılmasını bekliyoruz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:İktidarın açıklamalarına ne diyorsunuz sizin gördükleriniz çerçevesinde?
Derviş Aydın: Özellikle kusur noktasında herhangi bir ihmal yoktu şeklinde yapılan açıklamalar yapan soruşturma sistemine ters düşen açıklamalar bu açıklamalar ile adil bir soruşturma veya bağımsız bir soruşturma yürütülmesi mümkün değil yani bunlar hukuki anlamda kabul edilemez nitelikte ve soruşturmanın sıhhatine de gölge düşürecek olan açıklamalar! Bu tarz açıklamaların bir kısmını ben gördüm fakat resmi kurumların doğrudan yaptığı paylaşımlar çerçevesinde hangisinin resmi bir kurum tarafından hangisinin bireysel olarak yapıldığına ilişkin şu anda bir ayrım yapamayacağım fakat gördüklerim arasında burada herhangi bir ihmal yok veya kusurlu bir durum yok şeklinde açıklamalar vardı bunlar soruşturmaya gölge düşüren açıklamalar!
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Soma, Ermenek katliamlarını takip ettiniz, bu facialarda gördüklerimiz çerçevesinde Amasra’yı yorumlayabilir misiniz?
Derviş Aydın:Temelde Soma’da ve Ermenek’te çıkartılan kömür yapısı itibariyle ve çalışma şekli itibariyle farklı kömür havzaları fakat temeldeki sorun aynı! Öngörülen bir soruna ilişkin planlama ve yatırımın hayata geçirilmemesi, Soma’daki sorun buydu. Tehlike öngörülmüştü, tehlikenin nasıl giderileceğine dair planlama yapılmıştı, bu planlamaya ilişkin onaylar alınmıştı bunun hayata geçirilmesine ilişkin fakat yapılmamıştı. Sayıştay raporunun bize gösterdiği de bu; tehlike ön görülmüş, tehlikeye ilişkin asgari bir tedbir önerisinde bulunmuş fakat sonrasında şu anda göremiyoruz! Tespit edilmesi gereken kritik noktalardan bir tanesi bu! Bu anlamda benzer olduğunu söyleyebilirim, yatırım yapılmaması noktasında zaten geçmiş dönemki Sayıştay raporlarına baktığımızda işçi alımına ilişkin yapılan değerlendirmeler Amasra’da bir küçülmeye gidildiğini gösteriyor, bu küçülme birkaç yıllık bir süreç mi aslında bu yönetim uzun yıllara yayılmış bir yönetsel bilinçli bir tercih ve bu tercihin getirdiği riskler de tespit ediliyor. Her sene riskler tespit ediliyor. 2020 faaliyet raporlarına yansımış, 2021 faaliyet raporlarına da yansımış. İşçi alımındaki işçi azlığındaki sorun risk faktörü olarak sürekli gelmiş ve altyapı ile alakalı, yatırım ile alakalı bir sorun. Bu anlamda benzer olduğunu söyleyebilirim. Yatırım programlarına ilişkin benzer şekilde Soma’da da önemli sorunlar vardı ve orada yaşanan katliamın da birincil nedeni planlı ön görülen risklere ilişkin planların yapılmaması.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Gereken işçi sayısının oluşmaması kar elde etmek için bunun yapılması, yapılması gereken teknik yatırımların yapılmaması en önemli nedenler arasında görünüyor öyle mi?
Derviş Aydın:Evet, şu anda baktığımızda metan tespitinden sonra yapılması gereken şey; bizim Soma’da gördüğümüz metan direnajına ilişkin vakit kaybetmeksizin çalışılan bir alanda grizu patlaması riskini doğuracak bir şekilde tespit yapıldıysa bu kömür damarları içerisinde metan direnajı yapılması gerekir ve bu çalışmaya bir daha başlanması gerekir. Bu riskli ortamda işçilerin çalıştırılması zaten ön görülen sonucun da gerçekleşeceği anlamına gelir ki; şu andaki tablo onu gösteriyor fakat yine metan direnajına ilişkin bir çalışma yapıldı mı? Yatırım yapıldı mı? Fiili olarak direnaj sistemi hayata geçirildi mi bunları uygulama projelerini gördüğümüzde net olarak söyleyebileceğiz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Bu konu, Soma ve diğer facialar yargıya taşındı, yargısal boyutu takip ettiniz yıllarca, o yüzden bir duyarlılık ile Amasra katliamı sonrası bölgeye gittiniz. Yargısal seyir nasıl gidiyor? Neler oluyor?
Derviş Aydın:Şu anda ilk olarak yapılan açıklamalar Bartın Cumhuriyet Savcılığı tarafından görevlendirildiğine dair, soruşturma savcılarının fakat sonrasında soruşturmanın Amasra Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütüldüğü bilgisi geldi. Burada kritik olan nokta; isterseniz 5 savcı görevlendirin, isterseniz 10 savcı görevlendirin eğer bu tarz bir olaya ilişkin öncesinde bir soruşturma yürütmemiş aslında soruşturma yürütmüş olması da yeterli değil. Yeterli olması gereken nokta; yürütülen bir maden katliamına ilişkin soruşturmanın eksikliklerinin ne olduğuna dair bir farkındalığı var mı yok mu savcıların? Bu zamana kadar gördüğümüz kadarıyla soruşturma aşamalarının oldukça eksik yürütüldüğüydü Amasra’da da benzer bir durumla karşılaşmaktan zaten korktuğumuz için biz bir an önce talep dilekçemiz ile birlikte toplanması ve muhafaza altına alınması gereken delillere ilişkin bir dilekçe sunduk. Böyle bir eksiklik ile karşılaşmayalım diye yoksa savcı sayısı soruşturmanın kalitesini arttıracak bir şey değil, yürütülen soruşturmalarda deneyim aktarımı gerekiyor ve bizim gördüğümüz eksikliklerin yaşanmaması için bu müdahalede bulunmaya çalıştık.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Şu anda diyorsunuz ki; ilk görüntüler bunlar fakat soruşturmanın derinleştirilmesi gerekiyor. Sayın Bakan da az evvel bir açıklama yaptı, kazanın nedeni ile ilgili tatminkar bir açıklama yapamadı ve “Son kontroller yapılmıştı ve kaza anında sensörler çalıştı. 18.09’da elektrik kesintisi oldu, sonrası yok.” Diyor! Bütün bunlara neden olan nedenler nedir? Bunlar konusunda bir açıklama yapamadı! Bu açıklama bile önemli ihmaller olduğu görüntüsünü ortaya koyuyor.
Derviş Aydın:Soma ile tekrardan karşılaştırdığımızda o anda tam patlamanın gerçekleştiği andaki dinamiğin neden kaynaklandığı aslında bir noktada tali bir tartışma konusu haline geldi çünkü yapısal olarak o kadar ciddi bir eksiklik vardı ki Soma’da orada ne olursa olsun, maden içerisinde olabilecek patlamalardan zaten bir tetikleyici bir şey olabilir, yapılması gereken şey; bu tetikleyiciye karşı sonrasında sizin yeterli altyapınız var mı? Orada bu patlamanın katliama dönüşmesini önleyecek tedbirler alındı mı? Tartışma oradan devam ediyor sonrasında. Önemli olan kısmı; Soma’da orasıydı ve çok açık bir kasıtlı bir ihmal vardı. Taksir düzeyinde ihmal değildi ve katliamın boyutunu büyüten bu ihmaldi, burada da dediğim gibi son uygulama projelerini elde ettiğimizde benzer bir ihmalle karşılaşacak mıyız göreceğiz. Bizim şu anda ulaşamadığımız denetim raporlarının olmama ihtimali! Belki de olmadığı için ulaşamıyoruz daha da kötü bir tabloyu ortaya çıkartıyor!
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Denetim raporlarının olmaması, Sayıştay raporlarındaki açık eksiklik ve ihmaller konusunda bir şeyler yapılmaması bariz bir cinayet görüntüsünü arz ediyor ve teknik araştırmalarla olayın ayrıntılı boyutu ortaya çıkacak. Takip edeceksiniz, biz de takip edeceğiz Sn. Av. Derviş Aydın. Konu bizim takibimiz altında olacak, siz zaten takip ediyorsunuz yıllardır.
Derviş Aydın:Sizin de dediğiniz gibi bizim yaptığımız araştırma ilk bölümüydü çalışmamızın. Sonrasına ilişkin daha detaylı bilgiler geldikçe soruşturma tamamlandıktan sonra daha detaylı çalışmalarımız da olacak. Davanın takibi konusunda da yine önceki çalışmalarımız da olduğu gibi son aşamasına kadar davayı takip edeceğiz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Amasra Maden Katliamı konusunu işlemeye devam edeceğiz, takip etmeye devam edeceğiz. Bugün ikinci konuğumuz aslında çok uzun süredir tartışılan, çok önemli bir konu, güncel bugünün bir konusu değil belki 100, 200 yılın son derece önemli bir konusu. Kürt meselesinde bilhassa çok ihmal edilen ve o yüzden sorunların bitirilemediği bir konu anadilinde eğitim konusu! Bu konu hakkında çözüm süreci sırasında da çok tartışmalar yaşandı sonrasında da ve şu anda seçmeli ders uygulaması ile bir çözüm bulunmaya çalışıldı fakat bunun da yürümediği anlaşıldı anadilinde eğitim konusunda sadece Kürtçe alanında değil farklı birçok talep edilen dil alanında anadilinde eğitim olması gerekiyor. Bugün de anadilinde eğitimin gerekliliği konusunda bir konuğumuz olacak. Sn. Serhat Çıkman bizim konuğumuz olacak ve kendisi bize bu konuda bilgi verecek, çalışmaları var. Konuğumuz Serhat Çıkman kendisi anadilinde eğitim konusunda özgün çalışmaları ile tanıdığımız bir arkadaşımız. Anadilinde eğitim konusu son derece önemli, sizin de bu konuda özgün çalışmalarınız var. Kamuoyunda; bu iş nasıl olur, gerekliliği ne düzeyde diye çeşitli tartışmalar var. Kimisi anadilinde eğitimin gerekliliğine inandığı halde “Böyle bir şey sağlanırsa ülke bölünür.” Gibi hezeyanlar içinde bulunuyor. Kimisi “Anadilinde eğitimi nasıl sağlayacaksınız kardeşim?” diye itirazlarla bu konuyu geçiştirmeye çalışıyor ama biz de biliyoruz ki gerek Kürtçe anadilinde eğitim ve gerekse de diğer dillerdeki anadili eğitimi konusunda büyük bir eksiklik var ve Kürt çocukları, gençleri anadillerini unutuyorlar, eğitim alanına yansımadığı için ve diğer etnisitelerde aynı sorunları yaşıyor. Anadilinde eğitim bir sorun mu? Bir lütuf mudur? Bir ihsan mıdır?
Serhat Çıkman:Anadilinde eğitim bir insani haktır. Anadilinde eğitimi biz topluma entegreden ziyade kabul etmek zorundayız, topluma hatta buna karşı çıkan insanlara karşı bu yasaklı bir şey değil, bu kötü bir şey de değil, bu insanların en temel hakkı. Ön yargıları kırmak için anadilinde eğitimin içeriğini paylaşmak gerekiyor. Konjonktür de diğer ülkelerde, Avrupa’da anadilde eğitim modelleri mevcut. Avrupa’da Almanya’da, İsrail’de mevcut. İsrail’de anadilinde eğitim modeli uygulanıyor. Bizim ülkemizde de niye uygulanmasın? Bugün en basit örneği de; bir Kürt, Laz, başka çocuk için anadilinde eğitimdeki fırsat eşitsizliğini yok etmek gerekiyor. Bir Kürt çocuğu için çocuk okul öncesi eğitimde ve ilkokulda diğer arkadaşlarından geri kalıyor. Bunun için anadilinde eğitim gerekli. Bir haktır.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Anayasa’da vatandaşlık tanımı Kürtlük üzerine tanımlanmış, o halde herkes Türkçe konuşacak, Türkçe eğitim alacak diye bir zorunluluk insan haklarına aykırı diyorsunuz öyle mi?
Serhat Çıkman:İnsan haklarına şöyle aykırı; ilk başta insan temelli olarak kendi dilinde eğitim almak zorunda. Başka türlü fırsat eşitsizliği ortaya çıkıyor, fırsat eşitsizliği ülkenin ya da insanın kendi derdinde geride eksik bırakıyor. O konuda dediğinize katılıyorum.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bir gereklilik olduğu noktasında görüşleriniz var, biz seçmenlere de baktığımız zaman HDP seçmeninin %95 oranında anadilinde eğitimi gerekliliğini düşündüğünü görüyoruz, AK Parti’li %43, CHP seçmeni %36, MHP seçmeninde %21 olarak seyrediyormuş yapılan bir anket araştırmada. Bu rakamlar bile aslında kafadan karşı çıkılan, anadilinde eğitim olmaz lafının yanlış olduğunu anadildeki eğitim yanlısı olan HDP dışındaki diğer partilerin de önemli oranlar da yine de biraz düşük olsa da anadili eğitimini istediğini gösteriyor. Nasıl olacak? Anadilinde eğitim konusunu biraz açalım? Nasıl sağlanabilecek?
Serhat Çıkman:Öncelikle anadilinde eğitim siyaset üstü bir olay. Bunun çözülmesi tabii ki siyasi politikalarla olacak keza en basitinden anayasanın değişmesi lazım çünkü şu anki anayasa olanağa izin vermiyor. Onun dışında insanlara farklılığı alternatif yollar sunmak gerekiyor. Haftalık ders programına haftada 2-4 arasında anadilinde eğitim vermesi gerekiyor. Üniversiteye kadar eğitimin devam etmesi gerekiyor. Okul öncesi dönemde ise her iki dönemde soft olarak anadilde eğitim olmak zorunda çünkü çocuğun en temel eğitim düzeyi okul öncesi dönemde oluyor. Okul öncesinde anadilinde eğitimi aldıktan sonra ders programına 2-4 şeklinde eklenebiliyor. Sınav konusunda daha merkezi alternatif ise çocuk ana derslerinde en basit şekliyle liseye kadar anadillerinde haftalık 40 saatlik ders programında 10 saat Türkçe dersi almak zorunda, ileride sınava gireceği için. Lisedeyse Serhat Çıkman2, Serhat Çıkman4 şeklinde anadillerindeki edebi eserlerle eğitim verilebilir. Hem fırsat eşitsizliğini ortadan kaldırmaya çalışıyoruz hem de çocuk anadilini tanımış oluyor. Ülkenin kültürel zenginliğini yok etmiş olur ve yazık olur.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:İki türlü soft ve smart power şeklinde iki geçişli olabilir diyorsunuz. Bu teknik olarak mümkün.
Serhat Çıkman:Teknik olarak mümkün.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Teknik olarak mümkün değil diyenlere ne dersiniz? “Olur mu kardeşim, yürümez bu iş.” Deniliyor.
Serhat Çıkman:Kimisi diyor ki; olmaz. En basit örneğinden Almanya’da anadilinde eğitim olayı var, Fransa, Amerika, Kanada, İsrail’de var. Bu kötü bir şey değil, herkesin anadili özeldir, güzeldir, korunması lazım. Bu mümkün aslında. Bunlar oluşmadan önce pilot bölgelerin oluşması lazım. Kamu destekli özel okullarda olması lazım veya özel okullarda olması lazım ya da direkt kamu kurumlarında olması lazım. Bakanlıkla oturacak bir şey. Derin bir konu. Çeşitli çalışmalar gerçekleştirdik, acil eylem planlarını gerçekleştirdik. Anadilinde eğitim verecek öğretmenlerin nasıl yetiştirmesi gerektiğine dair çalışmalarımız oldu. Bir Arap’ın kalkıp bir Laz’ın dersine girmesi olabilecek, güzel bir şey. Arap kökenli birisinin Laz’ların dersine girmesi hem zenginliğe zenginlik katar hem barışı sağlar. Bir Türk’ün bir Kürt’ün dersine girip Kürtçe eğitim alması, öğrenmesi çok güzel. Bunu yaparak istihdamı da arttırmış oluyoruz. İstihdam sağlama işsizliği ortadan kaldırmış oluyoruz, barışı sağlamış oluyoruz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Anadilinde eğitim sistemi bireylerinin eğitim fırsatlarını yok eder mi veya fırsat eşitsizliğini yaratır mı?
Serhat Çıkman: Fırsat eşitsizliğini yaratacağını düşünmüyorum en basitinden; bir Kürt çocuğunun ilkokul 1. Sınıfta kalkıp bir derse girdiğinde hocanın Türkçe ders anlatmasından anlamayabilir, bu anlamamasında bir çocuğun diğer arkadaşlarından geride başlamasını sağlıyor. Kötü sonuçlar doğuruyor. Kötü sonuçlar ülkeye zarar vermiş oluyor. Bir çocuk geri planda kaybolmuş oluyor. Ülke aslında bir çocuğun katkısını alamamış oluyor.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Birtakım kaygılardan dolayı seçmeli eğitim veriliyor, seçmeli mi olmalı zorunlu mu olmalı?
Serhat Çıkman:Seçmeli olduğunda pek tercih edilmez; şöyle ki bilindiği üzere çeşitli başka tetikleyici başka şeyler olabilir. Farklı şeyler olabilir o konuda seçmeli olduğunda pek önem arz etmez ama zorunlu olduğunda hem kendi anadiline katkı sağlamış olur, hem de daha gelişmiş olur. Seçmeli olması bana göre mantıklı değil.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Zaten seçmeli de yürümüyor şu an, bize gelen başvurularda görüyoruz. Şu anda seçmeli dil meselesi yürümüyor, çökmüş durumda. Anadilinde eğitim konusu tartışılıyor, birtakım kaygılar var. Çok dilli veya çift dilli eğitim deniliyor nedir bunlar?
Serhat Çıkman:Anadile benzer bir şey. Çok dilli eğitim; çok fazla anadile sahip okullara sahip olması ve o okullarda eğitim gören çocukları, çift dilli ise sadece iki dilli olan eğitimler. İsrail’de bir Arapça bir de İbranice var. Kanada’da çok farklı diller var.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Kaygılar hep böyle 100 yıl öncesinin kaygıları değil mi? 2022’deyiz, 1922 kaygıları, 1923 kaygıları ile hareket etmek ne derece doğru? Dünya 100 yıl öncesinin dünyası mı yoksa ülkeler, Türkiye değişti mi?
Serhat Çıkman: O dönemin hissi olmuş olabilir ama artık uzay çağındayız! Bizim anadilde eğitim dediğimiz kısım çok basit ve uygulanması gereken bir şey! Çok zor bir şey istenmiyor. O konuda o kaygıların yersiz olduğunu düşünüyorum. O kaygılar gereksiz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Anadil eğitimde kullanılmazsa bir dilin durumu ne olur?
Serhat Çıkman:Kaybolmaya yüz tutar. Anadil kullanılmazsa o kültür de yok olmuş olur, anadil de yok olmuş olur.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Pratikte ne görüyorsunuz? Nasıl azalıyor? Çok belirgin bir düşüş mü var? Yoksa nisbi bir düşüş mü?
Serhat Çıkman:Çocuklar ilkokula gidiyorlar, ilkokuldan Türkçe eğitime başlıyorlar liseye üniversiteye kadar. Çocuk okulda günlük yaşamının büyük bir kısmında Türkçe kullandığı için kendi anadilini unutmaya başlıyor. Unutkanlık fazlalaşmaya başlıyor, bu da ister istemez kendi anadilini öğrenmemeye, kaybolmaya yüz tutmuş oluyor. Anne babalar evde konuşmalarını bu şekilde kaybolmasın diyebilir ama etkili olmuyor.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Değişik ülke modelleri var. Almanya, Çin, Güney Afrika, Bolivya, İsrail, Fransa, İsveç, ABD gibi ülkelerde nasıl uygulanıyor? Uygulanabiliyor mu? Bölünüyor mu o ülkeler?
Serhat Çıkman:Çeşitli ülkelerde uygulanıyor ve uygulanmaya devam ediyor. Herhangi bir bölünme söz konusu değil çünkü anadilde eğitim dediğimiz bir zenginlik, Kanada göçmen ülkesi. Birçok anadiline sahip insanlar var. Herkes temel haklarda kendilerine yer bulmaya çalışıyorlar. İsrail’de Arapça veya İbranice dersler var. İsrail’de bile ülke bölünmezken bizim ülkemizde bölüneceğini düşünmüyorum. Anadilde eğitim konusunda, anadilde eğitim projesi yerine dil uyum modeli olarak örneklendirdik çünkü çeşitli önyargılar var, o önyargıları yıkmayı amaçlıyoruz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Örnek eğitim modelleri nelerdir? Soft ve Smart power nedir?
Serhat Çıkman:Soft Power; yumuşak geçiş. İlk başta çocuk okul öncesi kreşte veya ana okulda tamamen anadilinde eğitim görecek çünkü en temel eğitimin başladığı yer okul öncesi eğitim. Okul öncesi eğitimde gördükten sonra ilkokulda çocuk ana derslerini Türkçe görecek ama 40 saatlik haftada derse Serhat Çıkman2 veya Serhat Çıkman4 ek olarak kendi dilinde öğrenecek. Bu dersleri gördükten sonra anadilinde sınavlar yapılacak. Ortaokulda da derslerine ek olarak Serhat Çıkman2, Serhat Çıkman4 şeklinde anadilinde eğitim sunulacak. Lisede de Serhat Çıkman2 veya Serhat Çıkman4 şeklinde çocuk kültürel açıdan, kendi anadilinin edebi eserlerini, kendi kültürünü, kendi halk oyunlarını, kendi anadili ile ilgili makalelerini okuyacak. Ortaöğretimde öğrenmiş oluyor ve pekiştirecek. Üniversiteler özerk olduğu için yok. Smart power’da ise; okul öncesi eğitimde çocuk tamamen ana dilinde eğitim görecek çünkü anadilinde eğitim okul öncesinde çok önemli. İlkokulda 1’den 4. Sınıfa kadar çocuk haftalık müfredata Serhat Çıkman10 olacak şekilde Türkçe eğitim görecek, matematiği kendi anadilinde görecek, sosyal bilgiler dersini anadilinde görecek, Türkçe’yi Türkçe dersinde görecek. Ortaokulda ise tekrardan çocuk kendi anadilinde eğitim görecek, fen bilgisi, sosyal bilgileri, tarihi görecek. Kendi anadilinde Türkiye tarihini görecek, kendi anadilinde sınavlarda sorulan tarihleri görecek. Sınavları yapılacak, fark olmadan, ayrım olmadan. Haftalık müfredatta Serhat Çıkman10 şeklinde Türkçe dersi olacak, lisede haftalık müfredata Serhat Çıkman2 ya da Serhat Çıkman4 şeklinde anadilde eğitim dersi verilecek. Kendi kültürünü, edebi eserleri kendi anadiliyle görecek. Lisede haftalık müfredata Serhat Çıkman2, Serhat Çıkman4 şeklinde geçilip sınavları olacak. İki alternatif modelimiz var. soft olanımız bu sisteme çok karşı olan, smart ise anadilde eğitimi benimseyen merkezi bir alternatif yöntemi olacak.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Öğretmen temini veya okulda, sınıfta bunun yürütmesinde sıkıntılar olabilir mi? Bir müddet denendi Artuklu Üniversitesi’nde Kürdoloji bölümü açıldı ama şu anda atıl durumda bildiğimiz kadarıyla. İstenirse bunlar yapılabilir mi? Öğretmen oluşturulması, Türkiye’nin dört bir tarafında on binlerce okulda zor değil diyorsunuz.
Serhat Çıkman:Kürt Dili Edebiyatı için değil sadece Trabzon’da Laz Dili Edebiyatı da açılabilir, Mardin de ya da farklı yerlerde Azerice de açılabilir. Diyarbakır’da Kürt Dili Edebiyatı açılır. Sadece bu projeyi Kürtler için değil tüm anadiller için istiyoruz, ayrım yapmadan istiyoruz. Bu ince bir konu.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Siz halkın bakış açısını, iktidarın partilerin bakış açısını nasıl yorumluyorsunuz? Toplum ile yöneticiler arasında fark var mı?
Serhat Çıkman:İktidar belli bir süre bu konu için bir uğraş sarf etti ama sadece seçmeli ders olarak yapıldı. Daha ilerisini yapamadı. Bu konuda tabii ki daha fazla çaba gerekiyor, daha fazla istek gerekiyor ama istek olmayınca da bu sorunlar çözülemiyor. Toplum içinde toplumun artık kutuplaştırma taraftarı değil, toplum artık birleştirme taraftarı, toplum artık kucaklaşmak istiyor, barış istiyor. Anadil kalkıp ülkeyi ikiye, üçe bölmez!
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Devlet işe eğilir, eğitim ile ilgili ilgilenirse toplumun itirazı yok diyorsunuz ama muktedirlerin bir önyargı olduğunu görüyorsunuz.
Serhat Çıkman:Pek fazla çalışma yok ortada. Çalışma olmadığı için belli bir ilerleme kat edilmiyor!
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Nasıl olacağı konusunda bakanlık düzeyinde bile doğru düzgün bir fikir oluşmuş değil. Pilot bölge uygulamaları mı yapılmalı? Ne yapılmalı başlangıç olarak?
Serhat Çıkman:Özel okullarda Diyarbakır’da bir okulda yapılmış ama belli bir süre sonra kapatmak zorunda kalmışlar. Ya kamu ya da pilot bölgelerde kamu okulu şeklinde uygulansın. Çankaya İlkokulu’nda bu uygulanmaz çünkü anadil istemeyen insanlar da var. Proje okulları olacak, o proje okullarında bu eğitim verilecek.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Proje okullarından sonra iş rayına oturacak diyorsunuz.
Serhat Çıkman:İnsanlar gittiğinde siyasi bir korku yaşamamak zorunda. Temennisi iktidar tarafından verilmek zorunda çünkü belki korkusu olan var bunun kalkması lazım.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Siz Kürt halkı açısından ne dersiniz? Bir toplumsal büyük talep var mı bu noktada?
Serhat Çıkman:Kürt halkı açısından bir talep var. 4. Sınıfa kadar Türkçe konuşamıyor Doğu’da. Türkçe konuşamazken o eğitime adapte olamazsınız, eğitime katkı sunamazsınız. Eğitimden katkı da alamazsınız. O çocuk ders çalışmak istemez, okuldaki sorunları yansıtmaz, özgüvensiz olur, atılgan olamaz.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Bilhassa Kürt çocukları okula başladığında bu konuda kalıcı travmalar yaşıyorlar, unutamadıkları anıları var. İlkokula başlayan bir çocuğun kötü hatıralarla başlaması, öğretmeni tarafından azarlanması yerine göre dayak yemesi kendi anadilinin konuşmasının yasaklanması bunlar çocuk ruhunda nasıl fırtınalar oluşturuyor?
Serhat Çıkman:İnsanın kendi anadilini konuşmaması veya engellenmesi kötü bir şey. Çocukta travmalar yaratıyor. Travmalar geçmesi zor oluyor ya da geçmiyor! Çocuk hayattan kopmuş oluyor, o kopuklukta dediğimiz gibi her kesimden, her topluma her kuruma eksik olarak geçiyor. Anadilde eğitim olması gerekiyor her kesim için.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Çocuklar 5-6 yaşlarında kötü hatıralarla etkileniyor, bunu gerçekleştirmekte zor değil. Olması gereken iktidar yetkililerinin bu konuya eğilmesi, çeşitli çalışmalar var, zor bir konu değil, Türkiye’de toplumsal barışı sağlayacak bir konu. İnsanların kendi özünden, ruhundan kopan bir şeyi tartışma konusu yapması doğru değil. Bir Rum için Rumca, Laz için Lazca, sizin için Kürtçe kutsaldır, ona yasak getirilmesi son derece sarsıcı ve dışlanmış hisseden bir durumu gösterir.
Serhat Çıkman:Çocuk dışlanmış hissettikten sonra toparlamak zor olur. Çeşitli kesimlerden çeşitli yerlerden anadilinde eğitimin zor olduğunu, imkansız olduğunu hatta toplumu ikiye böleceğini söyleyenler var. Anadilinde eğitim zor değil, plan proje olduktan sonra eylem planlarımız var. Neler yapılması gerektiğini bile hazırladık. Avrupa’daki ülkeler ve ortadoğudaki projeyi uygulayan bazı ülkeler bölünmediyse burada da bölünmez.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Ayrıntılı bir şekilde konuşacağız, çok önemli bir konu. Türkiye’de maalesef etnik meselelerin çözümü önünde önemli bir engel anadilinde eğitimi vermemek ve verilmesinin de zor olmadığını söylüyor, projeleri var, çalışmaları var. Milli Eğitim Bakanlığı’na sunduğunu söylüyor. “Gelsinler nasıl olacağını anlatalım.” Diyor Sayın Çıkman. Birçok başka çalışmaları da var. Yeter ki devlet istesin, devlet güçlüdür devlet istese bu eğitimin gerçekleşmesi zor değil. Devletin gücü var ve zor gelmez ona, bunlar aşılamayacak sorunlar değil.
Biz programımızı burada bitiriyoruz. Amasra Maden Faciasını işledik, takip edeceğiz ve ardından çok önemli kalıcı, sürekli tartışacağımız, konuşacağımız anadilinde eğitim konusunda Sn. Serhat Çıkman ile konuştuk ve konuşmaya, gündem etmeye devam edeceğiz. Anadil bir haktır, anadilinde eğitim haktır! Bu konuda dışlayıcı, ötekileştirici yaklaşımların hiçbir anlamı ve nedeni yoktur! Bir an evvel bu hakkın verilmesi gerekiyor. Programımız burada bitiyor, haftaya Salı günü Saat 21.00’da buluşana kadar herkese hayırlı akşamlar diliyorum, hoşça kalın.























Yorumlar