31 Ekim 2022

ÖFG TV’nin yeni bir yayını ile karşınızdayız.

Her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile karşınızda oluyoruz ve bu gece de yine karşınızdayız.

İlk olarak Mezopotamya Ajansı ve JINNEWS muhabirlerine yönelik bir operasyon yapıldı ve hep alıştığımız maalesef çok üzücü görüntüler ile hep gördüğümüz bir polis operasyonuydu. Baş eğdirme, boyun eğdirme ile görsel olarak sergilenen ve gözaltılar sonrası tutuklamaların geleceği apaçık belli olan bir operasyondu. Her zaman olduğu gibi özgür basın susturulmaya çalışılıyordu, biz bu akşam gözaltından serbest bırakılan Zemo Ağgöz ile görüşeceğiz. Mezopotamya Ajansı Ankara muhabiri kendisi. 45 günlük bebeği vardı buna rağmen gözaltına alındı. Oldukça zor saatler yaşadı kendisinin yaşadıkları ve arkadaşlarının durumu ve son gelişmeleri kendisinden alacağız.

İlk olarak Mezopotamya Ajansı Ankara muhabiri Zemo Ağgöz ile konuşacağız. Zor, sıkıntılı saatler yaşadınız bir de siz bu mesele de yalnız değildiniz, bebeğiniz de bu noktada önemli sıkıntılar yaşadı. Biz de olayı takip ettik, Meclis Genel Kurulu’nda hemen gündem ettik ve diğer ajans muhabirlerinin durumunu da takip ettik. Neler yaşandı? Neler oldu? Bu operasyon neden yapıldı Mezopotamya Ajansı ve JINNEWS muhabirlerine yönelik?

Zemo Ağgöz Yiğitsoy:Sabahın erken saatlerinde ev baskını ile gözaltına alındık 10 meslektaşım ile birlikte, birisi kısa bir dönem bizimle çalışmıştı, şu an gazetecilik yapmıyor. Evden alındık, bizim eve gelen ekip diğer arkadaşların evine giden ekipler kadar sert müdahalede bulunmadılar belki bebek olduğu için bu şekilde davrandılar ama diğer arkadaşlarımı işkence ile gözaltına aldılar, başlarını eğmeye çalışarak gözaltına aldılar ters kelepçe ile. Bizim eve de sabah 06.00 gibi geldiler, evde arama yapıldıktan sonra beni de apartman kapısından çıkışında ters kelepçe ile gözaltına aldılar. Benim de başımı eğmeye çalıştılar ama sadece tek bir kadın polis olduğu için bunu yapamadılar ama yapamadıkları için 5 kere çekim yaptılar, kapıdan çıkarken, hastaneden çıkarken, parmak izi alınan yerden çıkarken iki kez yaptılar ardından emniyete gittiğimizde bir kez de orada çekim yapmak üzere 5 kere başımı eğmeye çalışarak çekim yapmaya çalıştılar. Bu şekilde bir gözaltı süreci yaşadım emniyete gidene kadar. Orada arkadaşlarımı da getirdiler ama hiçbirini göremedik, hepimizi tek kişilik nezarethanelere koydular. Selam vermemize bile izin vermiyorlardı. Ardından bilindiği gibi ben ev hapsi ile serbest bırakıldım, diğer arkadaşımız da adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı ama 9 meslektaşım şu an Sincan Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor. Gözaltı sürecinde yaşatılanlar aslında avukatların dün ve bugün yaptığı görüşmelerden tutukluluk süresinde de devam ettiğini öğrendik. Hafta sonunda tüm meslektaşlarım tek kişilik hücrelerde tutulmuş. Ardından kadın meslektaşlarım koğuşa alınmış, erkekler tek kişilik hücrede tutuluyor. Kadın gazetecilere bir gece boyunca su verilmemiş, gözaltında baş eğdirme, ters kelepçe ile basına verdikleri görüntülerle başlattıkları mizanseni tutukluluk süresince de devam ettirdiklerini gördük. Arkadaşlarımızın morali yerindeymiş, gazeteciliğin mekanının fark etmediğini, dört duvar arasında da olsalar mesleklerini devam ettirecekleri mesajını ilettiler bize. Bu aslında bize de moral oldu, biz buradan onlara moral vermemiz gerekirken yine onlar hukuksuz bir şekilde uygulanan koşullarda bize moral olmayı başarabiliyorlar.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Gözaltı ve ardından tutuklama gerekçesi nedir?

Zemo Ağgöz Yiğitsoy:Ben gözaltına alınıp ve emniyette ifadem alındığında 25 sayfalık bir ifade tutanağı ile karşılaştım. Tek söyleyebileceğim; tamamen mesleki faaliyetimiz yargılama konusu yapılmak isteniyor çünkü hazırlanan emniyet fezlekesine baktığınızda elle tutulur suçlama konusu yapılabilecek tek bir şey yoktu! Çok komik şeyler hazırlanmıştı! Arkadaşlarım ile yaptığım telefon görüşmeleri, haber kaynaklarım ile yaptığım telefon görüşmeleri ki habere gittiğim, telefon görüşmesini açıklamaya çalışırken benim ifademi alan emniyet amiri de zaten olayın Suriyelilere yönelik saldırı olduğunu anladı, emniyet tutanağında Suriyeliler kelimesi geçmemesine rağmen kendisi olayı o şekilde açıkladı. Ankara’da Suriyeli mültecilere yönelik bir saldırı yaşanmıştı, ben de o saldırıya ilişkin haberi takip etmeye gittiğimde haber kaynağım ile telefonda görüşüp oraya gideceğimi bana yardımcı olup olmayacağını ve “Suriyeli mültecileri tanıyorsanız beni onlarla tanıştırır mısınız?” minvalinde bir konuşma geçiyor aramızda bu fezlekeye konulmuş. Aynı şekilde aynı haber takibi ile ilgili bir konuşma daha konulmuş. MASAK raporu var, çok uzun bir MASAK dökümü çıkarmışlar ama bunda da yine suçlama konusu yapılabilecek hiçbir şey yok. 300-400 TL gibi rakamları soruyorlar, “Hangi amaçla aldın? Niye aldın? Kim tarafından gönderildi?” tamamen kişisel harcamalar için arkadaşlarım arasında yaptığım para alışverişleri olduğunu açıklamıştım. Yaptığımız haberler, yaptığımız haberleri Twitter’da paylaşmamız da suçlama konusu yapıldı. Kişisel olarak bana yöneltilen tek bir isnat yoktu, tamamen mesleki faaliyetime yönelik suçlamalar ile karşı karşıya kaldım. Avukatlardan öğrendiğim kadarıyla diğer tüm arkadaşlarım da mesleki faaliyetleri suçlama konusu yapılmak istenmiş yaptıkları haberler, haber kaynakları ile yaptıkları görüşmeler sorulmuş. Öyle bir fezleke hazırlanmış ki birlikte çalıştığımız meslektaşlarımıza dahi “Nereden tanıyorsunuz? Aranızdaki bağ nedir?” gibi sorularla karşılaştık. Aslında cevap verirken bile nasıl bir cevap vereceğimizi şaşırdığımız sorularla karşılaştık diyebilirim.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Bu operasyonları nasıl niteliyorsunuz? Habercilik suç mu? Bu arkadaşlarımız uzun yıllardır gazetecilik yapıyor ve bu şekilde başları eğilmeye çalışılarak özellikle sizin de belirttiğiniz gibi anlaşılan istenen görüntü baş eğme görüntüsü sağlanana kadar defalarca çekimler yapılmış bunlarla ne amaçlanıyor?

Zemo Ağgöz Yiğitsoy:Yıllardır özgür basına yönelik saldırılar devam ediyor. Hepimiz bunun tanığıyız. Yine aynı şekilde özgür basına yönelik bir saldırı ile karşı karşıyayız. Biz şunun farkındayız hem hazırlanan emniyet fezlekelerinde hem savcılıkta sorulan sorularda ve devamında mahkemede karşılaştığımız sorularda yargılama konusu yapılanın mesleğimiz olduğunu, yaptığımız gerçek haberler olduğunu çok iyi farkındayız ama bu gözaltı sürecinde baş eğme ile, ters kelepçe ile bir suçlu profili yaratılmak isteniyor. Gözaltına aldıklarını sanki suçüstü yakalamış gibi bir imaj verilmeye çalışılıyor, gazeteci değillermiş gibi bir imaj yaratılmaya çalışılıyor ama gözaltına alınan tüm arkadaşlarım gazetecidir, ben onların gazeteciliğine tanığım. Gerçekten bu baskıların tek nedeni yaptığımız gerçek haberler. Diğer arkadaşlarıma da aynı şey sorulmuş, Konya’da sizin de takip ettiğiniz gerçekleşen katliama ilişkin yaptığımız haberler soruldu. Aslında biz katliam gerçekleşmeden saldırı haberini yapmıştık, ardından katliam ile ilgili bütün duruşmaları takip ettik ajans olarak. Bunu sordular, burada aslında bizim mesleğimizin yargılama konusu yapılmak istendiği düşüncemizi de kanıtlar nitelikte özgür basına yönelik her dönem saldırılar var, bu dönemde yoğunlaştığını görüyoruz. Diyarbakır’da kısa bir süre önce 16 meslektaşımız tutuklandı, yine aynı şekilde bu sefer de Ankara merkezli bir operasyon ile karşılaştık. Bu saldırılar devam eder mi etmez mi bilmiyorum ama biz özgür basın geleneğinden gelen gazeteciler olarak gerçeği yazmaya devam edeceğiz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Birçok tutuklu gazeteci var, sayıları iktidara ve muhalifliğe göre değişiyor fakat son zamanlarda özellikle iktidarın Kürt meselesini gündeme getiren gazetecilere yöneldiğini görüyoruz. Van’da helikopterden atılan köylü haberini yapan gazeteciler uzun bir süre tutuklu kaldı, ardından 16 gazeteci Diyarbakır ve diğer bazı illerde gözaltına alınıp tutuklandı ve şu anda da Ankara merkezli bir operasyon ile tutuklama kampanyası özellikle Kürt meselesinin gündeme gelmesinden de duyulan bir iktidar rahatsızlığı mı var? Kürt meselesinde Mezopotamya Ajansı ve JINNEWS cesur haberlere imza atıyor, birçok önemli gerçeğin ortaya çıkmasına yol açıyor. Kürt meselesinde konuşmak isteyenlerin sesi oluyor. Özellikle bu konuda yoğunlaşan son zamanlardaki baskı hakkında neler söylersiniz?

Zemo Ağgöz Yiğitsoy:Kürt meselesini gündemine getiren, gündemde tutan, Kürt meselesi ile ilgili konuşmak isteyenlere mikrofon uzatan mecralardan birisi Kürt basını. Muhalif basında da çok fazla buna yer verilmiyor ama özellikle Mezopotamya Ajansı JINNEWS’de sürekli Kürt meselesi, Kürt sorunu gündemde tutuluyor çünkü biz gazeteciler sadece haber yapma sorumluluğumuz yok aynı zamanda biz de bu ülkede yaşıyoruz ve demokrasinin, insan haklarının, gerçekten insanca yaşayabileceğimiz bir hayat için Kürt sorununun da çözülmesi gerektiğini, gündeme getirilmesi gerektiğinin bilincindeyiz. Haber yaparken aynı zaman da bu bilinçle yaklaşıyoruz ajans olarak, bu nedenle de sizin de söylediğiniz gibi gerçekten de Kürt sorunu gündeme getirdiğimiz dönemlerde daha çok Kürt basınının baskı ile karşı karşıya kaldığına şahit oluyoruz. Bununla bağlantılı olmadığını söylemek mümkün değil.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Gözaltına alındığınız günlerde kimyasal silah kullanıldığı iddiaları ve Şebnem Korur Fincancı hocanın demeçleri yoğun bir şekilde gündemdeydi. İlk akla gelen bu husus oldu. Size sorulan sorular arasında bu konu da var mıydı?

Zemo Ağgöz Yiğitsoy:Direkt soru olarak sorulmamıştı ama ajans tarif edilirken yaptığı haberler içerisinde kimyasal silah ile ilgili çokça haber yaptığına değinilmişti.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Sizin bir de farklı özelliğiniz vardı diğer gözaltına alınan arkadaşlarınızdan farklı olarak bir de bebeğiniz vardı 45 günlük gözaltına alındığınızda. Neler yaşandı? Sabah evinize gelindi, emzirdiğiniz bir bebek var, siz alıp götürüldünüz, bebeğinizden ayrı kaldınız. Bizim bildiğimiz kadarıyla en az 4 saat emziremediniz, bebeğin yaşadığı sıkıntılar, bu OHAL Dönemi’nde son 6 yıldır buna benzer vakalar çok rastlandı. Belki binlerce hamile, lohusa kadın, bebekli anneler, çocuklu anneler böyle gözaltına alınıp cezaevlerine atıldı ve çok büyük mağduriyetler yaşandı, onlardan birisini de siz yaşadınız bir gazeteci olarak bu tür konuları haber yapan bir gazeteci olarak siz ne yaşadınız? Sonuçta burada etkilenen tüm arkadaşlarınız, kendileri ile ama sizin evinizde en az 2 kişi etkilendi, bebeğiniz de size bağlıydı ve bu yüzden böyle bir mağduriyet yaşandı. Neler yaşandı? Anne bebek ilişkisi açısından yaşadığınız sıkıntılar nelerdi?

Zemo Ağgöz Yiğitsoy: Ajans olarak bizim en çok gündeme getirdiğimiz konulardan birisi de gerçekten cezaevinde tutulan çocuklardı. Sizin defalarca verdiğiniz soru önergeleri de vardı, bunları da haberleştiriyorduk. Aslında sürekli gündeme getirmeye çalıştığımız bir konuyu çok çok kısa da olsa benden kaynaklı bebeğim de yaşadı diyebilirim. En temel şey; beslenme hakkı engellendi. 5 saat boyunca savcı izin vermediği için getiremediler beslenemedi henüz 45 günlük olduğu için sadece anne sütüyle besliyordum. Bu nedenle aslında hem beslenme hakkı engellendi, hem annesine kavuşamadı, çok gergindi. Her halinden de belliydi ilk geldiğinde süt içmedi, çok huzursuzdu, çok tedirgindi. Yani açıkçası çok kısa sürse de çok fazla etkilendiği anlaşılabiliyordu baktığımda.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Bebeğin bundan önemli bir şekilde etkilendiğini anlıyoruz. Siz peki emzirdikten sonra yine uzaklaştırdılar mı yanınızdan? Daha sonra bebek birkaç saat sonra mı yanınıza getirdiler?

Zemo Ağgöz Yiğitsoy:ilk gözaltına alındığım gün zaten 5 saat sonra getirebildiler. Zaten çok fazla emziremedim çünkü çok huzursuzdu, sütü içmiyordu. Gönderdim, götürdüler yanımdan ardından akşama doğru tekrar getirdiler. Yine aradan bir 5 saat geçti onlar getirene kadar çünkü bizim ev Bağlum’da ve çok fazla uzak emniyete. Neredeyse bir saati buluyor sadece geliş saati o yüzden eşim getirip götürmekte de baya sıkıntı yaşamış. Onlarda çok fazla tedirgin de olduğu için 5 saat sonra getirebildiler, getirdikleri yerde nizamiyenin orada bırakıyorlarmış. Polisler nizamiyeden alıp emniyete kadar getiriyorlarmış. Ben de gözaltında emniyet ifadesinden sonra tesadüfen nizamiyeye kadar gidip geldim ve o aranın ne kadar uzun olduğunu gördüm. Karanlık bir yer çünkü akşam da getirmişlerdi. Bebeğim buradan mı getirilip götürülüyordu düşüncesi o an çok etkiledi beni de yani bir bebek ne kadar etkilendiğini artık siz düşünün.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Tabi yabancı ellere verilmesi size ulaşana kadar çocuğun ağlaması sıkıntı. Yabancılık hissi oldukça sıkıntılı bir durum. Ona da geçmiş olsun diyelim. Son olarak Zemo Hanım ne olur? Şu anda davanın bir iddianamesi hazırlanıyor belli ki. Avukatınız ne diyor? Süreç nasıl gelişir? Neler düşünüyorsunuz? Zemo Ağgöz Yiğitsoy:Açıkçası hala gizlilik kararı var biliyorsunuz dosyada. O yüzden bize yöneltilen suçlamaların neye dayandırıldığını, hangi delillerin dosyaya konulduğunu bilmiyoruz. Gizli tanık var. Gizli tanık beyanı çok kısa bir kısmı bize okundu, tamamı ne kadar bu gizli tanık beyanın? Nereden nasıl alındığını da bilmiyoruz. Bütün bunlar iddianame hazırlandıktan ve dosyadan gizlilik kararı kalktıktan sonra öğrenebileceğiz. Bu nedenle avukatlarımız da açıkçası çok fazla bir şey söyleyemiyorlar gizli kararı kaldırıldıktan ve iddianame hazırlandıktan sonra daha fazla netleşecek ama onların da bu kadar kısmıyla bize söyledikleri tamamen suçlama konusu yapılan gazeteciliğimiz olduğu yönünde.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Son olarak sansür yasası tartışmaları ve yasalaşması sonrasında gözaltına alındınız. Bunları bekliyor muydunuz? Bu sansür yasası ile ilgili neler söylemek istiyorsunuz? Özgür basının susturulması ile ilgili atılan adım ilk adım oldu. Yasayla ilişkisi anlamında neler söylersiniz?

Zemo Ağgöz Yiğitsoy:Aslında birbiriyle çok bağlantılı sansür yasasının tamamen gazeteciliği ortadan kaldırmaya yönelik olduğunu biz başından beri söylüyorduk keza sansür yasası geçer geçmez ilk hedef alınan da yine özgür basın oldu. Özgür basının sesi aslında sansür yasası olmadan da bir şekilde kısılmaya çalışılıyordu bizim ajansa defalarca erişim engeli getirildi, haberlerimiz kaldırıldı, suçlama konusu yapılan tek şey zaten yaptığımız haberler. Sansür yasası ile birlikte bunu bir kılıfa da uydurmuş olacaklar. Ellerinde bir yasa olmuş olacak zaten Meclis’ten geçer geçmez de ilk uygulamalarını yine Kürt basınına yönelik gerçekleştirdiklerinde de hem Diyarbakır’da yapılan operasyon hem de ardından Ankara’da yapılan operasyonda da görmüş olduk.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Bir anne, bir gazeteci olarak gözaltındaki ve cezaevindeki hamile, lohusa, çocuklu, bebekli, zor durumdaki anneler için neler söylemek istersiniz? Siz geçici bir süre bunu yaşadınız ama tabi çok uzun süre ve o cezaevlerinde bunu aylarca yıllarca yaşayan, anne ve çocuk, anne ve bebekler var. Buralar anne veya bebek için uygun mu? Anne bebek ilişkileri için, bebekler için gözaltı merkezleri veya cezaevlerinde yaşadıkları için neler derseniz binlerce kadın adına?

Zemo Ağgöz Yiğitsoy:Ben hiç tutuklanmadım bu da ilk gözaltımdı açıkçası, cezaevleri ortamlarını çok birebir yaşayan biri değilim ama sadece işte o gözaltı sürecinde o ortamı gördüm ve orası böyle ise cezaevleri nasıldırı tahmin edebiliyorum. Gerçekten sadece bebeklerin değil hiçbir çocuğun cezaevinde kalmaması lazım. Sadece bir saat bile kalmaması lazım kalmayı bırakıyorum orada o görüşe gelirken, o süreç boyunca uygulanan prosedürü bile yaşamaması gerekiyor çünkü gerçekten insan haklarının ihlal edildiği ortamlar buralar. Bir bebek evet annesinden koparılamaz, bir çocuk annesinden koparılamaz ama aynı şekilde annesi cezaevine konulup bebeği de oraya mahkum etmek çocuğu da oraya mahkum etmek gerçekten insan haklarına uygun bir durum değil. Bütün kadınlar adına konuşamam belki çünkü onlar çok çok farklı şeyler yaşıyorlar cezaevi koşullarında, bunu hissedebilmek, tahmin edebilmek bile zor çünkü onlar bir anlasa ne yaşadıklarını kim bilir başka neler neler söyleyecekler. Biz sadece avukatlar aracılığıyla duyduğumuz kadarını sizin gibi insan hakları savunucusu milletvekillerinin gündeme getirdiği kadarıyla biliyoruz oradaki koşulları. Bu nedenle mücadeleyi bu yönden de büyütmek gerekiyor. Hiçbir çocuk, hiçbir bebek yıllarca cezaevinde tutuluyorlar ama bir saat bile kalmamaları gereken koşullar olduğunu biliyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Bebeğinizin uyumasından istifade ederek programımıza katıldınız o da size biraz müsaade etti sanırım. Bir an evvel tüm arkadaşlarınızın serbest bırakılmasını diliyoruz. Özgür basın susturulamaz bunu da muktedirler çok iyi bilsin! Umarım ki bu mağduriyet uzun sürmez haksız hukuksuz özgürlük gaspı uzun sürmez diyorum.

Zemo Ağgöz Yiğitsoy:Gerçeğin peşinde olan gazetecileri tek tek tutukluyorlar. 9 arkadaşımı aynı anda alıp cezaevine koydular buna karşı ses çıkarmak gerekiyor, buradan belki böyle bir çağrı yapabilirim sizin aracılığınızla çünkü gün gelecek gerçekten gerçeği yazan gazetecileri bulamayacağız, muhalif basının kendine “Muhalifim” diyen herkesin bugün gözaltında tutuklanan şahıslar olmadığını gazeteciliğin kendisinin gözaltında tutulduğunu tutuklandığını bilmeleri ve bu şekilde mücadeleyi büyütmek gerektiğini düşünüyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Bir an evvel gazeteci arkadaşlarımızın serbest bırakılması tekrar ÖFG TV ekranlarından haykırıyoruz. Kamuoyunun da bu duyarlılıkta olması gerektiğini söylüyoruz. Bunlara alışmayalım değerli arkadaşlar gazetecilik kolay bir iş değildir! Muktedirleri rahatsız eder, gerçeğin ortaya çıkması gerçeğe aynı olan gazeteciler bir önemli özgür medya görevi, bir önemli insan hakları faaliyeti yapar aslında ve iktidarlar bundan çok rahatsız olurlar! Hele ki çok ağır insan hakları sorunlarının olduğu konularda, spesifik önemli haberler yapan Mezopotamya Ajansı ve JINNEWS muhabirlerinden demek ki oldukça fazla bir rahatsızlık vardı ki; bu operasyonlar bir de böyle gayri ahlaki çekim tarzları ile yapıldı. Çok üzücü ama biz arkadaşlarımızın sesi olmaya devam edeceğiz. Çok teşekkür ederiz Zemo Ağgöz programımıza katıldınız umarız ki bir an evvel arkadaşlarınızla aynı mesai ortamında tekrar çalışırsınız.

Zemo Ağgöz gazeteci arkadaşımız ile konuştuk.

ÖFG TV’nin ikinci bölümünde önemli bir olayı gündem edeceğiz. Şırnak Milletvekilimiz Hasan Özgüneş’i konuk edeceğiz. Cizre’de bir görüntü ile gündem oldu, çok çarpıcı önemli bir hadiseydi. Bir mermi çekirdeği üstüne fırlatıldı vekilimizin, bunu hemen anında tespit edip, dönüp orada basın açıklamasındaki polislere yönelik birtakım cümleler söyledi ve bunun kabul edilemez olduğunu söyledi. Ardından emniyet açıklamaları geldi ve gelinen son noktada biraz daha açılması gereken bir husus. Biliyorsunuz milletvekillerimize yönelik önemli saldırılar gerçekleşti, sadece HDP vekilleri değil, Sn. Mustafa Yeneroğlu da dahil Sn. Ayşe Acaran Başaran, Sn. Habip Eksik, Sayın Sait Dede vekillerimiz ve birçok vekilimize belki yaralama olmaksızın birçok basın açıklamasında usul dışı, hukuk dışı sözlü ve fiili birçok saldırılar gerçekleşti.

En sonuncu mesele son derece önemli. Bir ölüm tehdidi görünüyor burada. O yüzden biz olayın kahramanı ile Şırnak Milletvekilimiz Sn. Hasan Özgüneş ile konuşacağız. Sn. vekilim görüntüler çok çarpıcıydı, siz bir basın açıklaması yapıyorsunuz, kayyım tayini ile ilgili bir basın açıklamasıydı ve o sırada aniden herkese dur diyerek bir şeyler söylediniz. Ondan sonra gelişen olaylar var. Neler yaşandı?

Hasan Özgüneş:29 Ekim günü Cizre Belediyesi’ne AKP hükümeti tarafından kayyım atanmıştı, biz Cizre’yi oransal olarak %77’nin üzerinde halk iradesi ile almıştık ancak kayyımla Cizre halkının iradesi ve diğer birçok alanda olduğu gibi hiçe sayıldı! Yıl dönümü vesilesiyle örgütlerimiz ile dönemin belediye eş başkanları olan arkadaşlarımız ile açıklama yapmak istedik, protesto amaçlı bir açıklamaydı. Gördüğümüz de şu vardı; polisler diziliş itibariyle, araçları itibariyle adeta bize nefes alacak pozisyonu bile bırakmayan bir durumdaydılar. Neredeyse kapının dibine kadar gelmişlerdi, biz dedik ki: “Böyle olmaz. Siz kapının önünde açıklama yapın. Şimdi biz burada yapıyoruz burada da bize nefes aldırmıyorsunuz.” Dedik. “Burası yoldur.” Dediler. “O zaman bize yol olmayan bir yer, bir meydan gösterin. Basın açıklamaları kısmi yerlerde yapılmayabilir; askeri kışlalarda, okulların içinde, hastanelerde vs. ama onun ötesinde her yer yapılır.” Bize müsaade etmeyeceklerini söylediler, biz de o zaman gidip çarşıda yapacağız dedik. Didişme yaşandı sonra geri adım attılar. “Biz geri çekiliyoruz, arbedeye gerek yok.” Dediler. Biz baştan bunu istediğimizi söyledik. Basın açıklamaları yapılırken bir anda göğsüme bir şeyin çarptığını hissettim. Sağdan geldiğini tahmin ettim yön olarak. Önüme baktım hakikaten tabanca kurşununun çekirdeği. İlçe eş başkanımıza dedim ki devam ederken basın açıklaması: “Bunu kaldırın bakayım.” Dedim. Tam o sırada kaldırdı ve bana verdi. Baktım ki; kurşun çekirdeği, iyice inceledim tabanca kurşunu çekirdeği, başı ezilmiş yivler görünüyor. Sinirlendim, mesajın ne anlama geldiğini anladım, kendilerine bağırarak o cümleyi kurdum. İnkar ettiler. Kendilerine göstermemize rağmen, 3-4 kişi kendi yetkilileri gelip baktılar, ellerine verdik, inceledik beraber ısrarla bize şunu kabul ettirmek istiyorlardı; “Bu bir kurşun çekirdeği değil, kurşun kalemlerin arkasına takılan o metal silgilerdir.” İnsanın aklı ile böyle oynanıyor! Kendi akılları ile oynuyorlar da bizi de kandırabileceklerini sandılar! Ben de dedim ki: “Bakın burada yivlerin izleri var. Kendisi metal, içinde kurşun var. Bir yere çarpmış ezilmiş bu zamanında, sizin arkadaşlarınız attı.” “Bize verin.” Dediler, ben dedim ki: “Size niye vereyim? Götürüp yarın kurşun kalem silgisi yapacaksınız. Bizde kalacak. Fotoğrafını çekin. İstediğiniz yerde inceleyin ama o bizde kalacak.” Dedim. Dolayısıyla sürekli inkar ettiler, en son birisi dedi ki: “Bu yorgun bir kurşun olabilir.” Öylece ayrıldık oradan. Sonradan Emniyet Genel Müdürlüğü açıklamasını gördük, orada da büyük bir handikap. Bizim kameramızın çektiği şeyler var, iki yerde el oynama var. 1) O görünen sıranın sonunda ikinci bir sıra var, etrafımız çembere alınmış, yüksek kameradan çekilenler öyle gösteriyor ve görünürde de öyleydi. Bizim arkadaşlarımız incelerken o baştaki el oynamasından hareketle bu olabilir yargısına varmışlar, esas arkada ikinci bir el var o sıranın sonunda. Sonradan incelemeler yapılırken zamanlama itibariyle oradan çıkmış olabileceğine kanaat getirildi. Emniyet her zamanki oyunların peşinde düştü, birinci eli dile getirirken “Bu değil. Fiziksel olarak uygun değil.” Dedi ikinci elden bahsetmiyor. Hiçbir el görünmese de biz o çemberin içindeyiz, onların telefonları, kameraları çekiyor, bizimkiler çekiyor. Niye çıkarıp nereden geldiğini ispatlamıyorlar? Farz edelim ki dışarıdan biri tabanca patlattı, Cizre’nin her tarafı kamera, her taraf 24 saat raptı zapt altında niye ortaya çıkarılmıyor? “Şu vatandaş patlattı bu mermiyi. Şuradan çıktı.” Diye niye demiyorlar? Demiyorlar çünkü biliyorlar kendileri bu işi organize ettiler. Biz bunu yeni görüyor değiliz. Siz de ifade ettiniz, geriye doğru gittiğimizde geçen günlerde bizim Habip Eksik vekilimizin bacağını kırdılar. Sait Dede arkadaşımızı keza öyle belki onun da ayağını kırmak istediler ama herhalde beceremediler o yoğunlukta. Büyük darplar vardı. Daha önce Pervin Buldan Eşbaşkanımızın bacağını kırdılar. Bizim Şırnak Milletvekilimiz Sevahir Bayındır keza öyle. Hüseyin Kaçmaz arkadaşımızın parmağını yine kırdılar. Mardin kayyımına karşı biz basın açıklaması düzenlediğimizde yine beni de darp ettiler, sol bacağım hala o ezikliği açmış değil. Ağrılar devam ediyor, defalarca doktora gitmeme, ilaç vermelerine rağmen ağrısı hala devam ediyor aradan 1.5, 2 sene geçti. 90’ları düşündüğümüzde Mehmet Sincar vekilimizi katlettiler. Nizamettin Toğuç’un yaralanma durumu vardı o da şahadete ulaşabilirdi. 90’larda biz 17500 faili meçhule şahitlik yapan insanlarız, ben o zaman sendikacıydım. Eğitim-Sen Başkanıydım sadece benim Eğitim-Sen sendikamdan 24 arkadaşım faili meçhul cinayete gitti. 17’si yaralandı toplamda Meclis’in belgelerine göre 17500! 4 bine yakın köyü yaktılar! Bunlar yabancısı olduğumuz, bilmediğimiz, yaşamadığımız şeyler değil! Daha önce ben avukatıma da söyledim  iki kez bana keleşli, MHP’ işaretli, kontr elemanlarından biri Meclis’te de bu dile getirildi, AKP’nin trolleri devamlı bizleri tehdit ediyorlardı, onların da fotoğraflarını arşive kaldırdım. “Ölüm sizi bulacak.” Diye 2 kez daha önceden sosyal medya üzerinden tehdit aldık. Sadece ben değil birçok arkadaş almış. Pratik yaşanmışlıklar ortada, dolayısıyla bu yeni bir şey değildir, bu belki benim şahsıma denk geldi ama oradaki her arkadaşımız aynı durumda. Bir bütün olarak partimize yapılıyor. Haziran seçimlerinde AKP kaybetmişti, bir türlü hükümet kuramadılar, Kasım seçimlerine giderken büyük kaos ortamı yarattılar. Diyarbakır’da bomba patlattılar arkadaşlarımız yaralandılar, şehit oldular. Gar Katliamı’nı yaşadık. Antep’te onlarca insan katledildi. Suruç’taki insanlarımızın, gençlerimizin katledilişi, bu hükümetler geleneğinde bu tür pratikler ve yaklaşımlar yeni değildir, yeni gördüğümüz bir olgu da değil. Bu faşizan, ırkçı, kontrgerillacı zihniyetin dönem dönem kendisini açığa vurma halleridir. Onun için Emniyet Genel Müdürlüğü’nün “Fiziki olarak şöyle. Bizim polislerimiz ile vekil arasında 10 metre mesafe vardır.” Kesinlikle doğru değildir. Aramızdaki mesafe 3-4 metreyi kesinlikle geçmez, bizi o kadar daraltmışlardı. Bir kameraman 2-3 metre bizden uzaktı, onlar da kameramanların arkasına dizilmişlerdi. Her şey ile gerçeği çarpıtmaya çalışıyorlar ama derler ya “Güneş balçıkla sıvanmaz” onların pratiği ortada!

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Sn. vekilim yorgun mermi açıklaması var. Bir yorgun mermi güya onların açıklamasına göre belki trilyonda bir ihtimalle gelip oradaki bir sürü insanın arasından bir vekilin üstüne inecek! Böyle bir şey olabilir mi? Ne diyorsunuz? Yorgun mermi açıklaması ile belki trilyonda bir olacak ihtimalle ilgili bir şey söylemeye çalışıyorlar. Oysa kamera görüntüleri sabit, bunlara rağmen bu açıklamaları neye bağlıyorsunuz?

Hasan Özgüneş:Osmanlı’da oyun bitmez diye bir veciz söz var. Kendileri söylemişler bunu. Gerçekten bu Cumhuriyet’in kuruluşundan bu tarafa dünyada eşi benzeri görülmemiş bir yöntem geliştiriliyor. Siyaset erbabının yalanı gerçek yerine doğru yerine koyması özellikle genel siyaset anlayışı böyledir. Bu toplumu 100 yıldır yalanlarla avutuyorlar, yönetiyorlar. Görüyoruz en tepeden en aşağıya doğru her gün onlarca yalanı söyleyebiliyorlar! Bunu tabii ki topluma da sirayet ettirmişler, kendi kolluk güçlerine sirayet etmişler, nasıl bir komplocu zihniyete sahip olduklarını bizler 40-50 yıldır yaşayarak görüyoruz! Mesela faili meçhul cinayetler olduğunda da “Devlet suç işlemez.” Dediler. Demirel’in meşhur bir lafı vardı. “Biz gençken siz bana milliyetçiler suç işliyor dedirtemezsiniz.” Diyordu. Her gün oluk oluk kan akıyordu, solcular, sağcılar birbirlerini vuruyorlardı, arada kontrgerilla vuruyordu ama söylenen laf buydu! “Milliyetçiler suç işlemez.” Deniyordu. Erdoğan ne söyledi? “Başı secdeye gidenden suçlu aramayın.” Böyle bir zihniyete sahip olan bir yönetim anlayışından bahsediyoruz. Bunların böyle söylemeleri garip bir şey değildir çünkü fıtrattan bahsediyorlar, tam da fıtratları bu! Fıtratlarında bu vardır, yaşamlarında bu vardır! Oradaki polis defalarca, birçok alanda sizler de gördünüz. “Biz devletiz.” Diyor! Ben de orada kızdım dedim ki: “Siz devletseniz polis olarak, halktan aldığınız maaşla devletseniz o zaman vekiller ve halk sizin ayaklarınızı yıkama ile görevlidirler. Başka bir görevimiz olamaz herhalde.” Dedim! Böyle bir zihniyet aşılamışlar! Halkın parasından maaşı alıp halkın canını, malını güvence altında tutacak her türlü badireden koruyacak bir insan “Ben devletim ben yaparım, yaparız. Gidin istediğiniz yere şikayet edin.” Diyor. Orada da söylediler. Biz bu cümleleri yeni duymuyorduk. Defalarca her alanda itiraz ettiğimizde “Biz devletiz yaparız.” Bu sırtlarını sıvazlama anlayışından geliyor. “Devlet bize bir şey yapmaz, bizim elimizde cop var, silah var. Devlet arkamızda istediğimizi yaparız.” ne anayasa geçerlidir ne kanun geçerlidir ne savcı ne hakim kendilerine dokunmuyor. Dokunmadığı için bu kadar rahat pervasızca yaklaşabiliyorlar, her türlü yalanı, her türlü alavareyi dalavereyi hayata geçirebiliyorlar.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Sayın vekilim özellikle milletvekillerine yönelik saldırılardan sonra Meclis Başkanı Sn. Mustafa Şentop sessizliğini korudu, hiçbir açıklama yapmadı ısrarla ve en sonunda Meclis Bütçe görüşmelerinde “Yasa dışı eylemlere katılan vekiller var. Ben onlara yönelik saldırılarda açıklamamı yaparım, asla böyle bir açıklama yapmam.” Dedi geçen hafta biz kendisine sormuştuk ve ardından size yönelik bu saldırı gerçekleşti. Ne diyorsunuz? Sayın Şentop bu Meclis’in Başkanı mı sizce? Bu milletvekillerinin başkanı mı? Milletvekillerine yönelik saldırılarda bu kadar duyarsız, nasıl yorumluyorsunuz?

Hasan Özgüneş:Türkiye’de güzel bir deyim var. “Balık baştan kokar.” Bugün eğer Türkiye toplumu bu kadar kriz içinde yaşıyorsa bu kadar ahlakın dibe vurduğu bir zemini yaşıyorsa aslında Meclis bunun dışında bir şey değildir, baştan kokan bir durum vardır. Ben Meclis’e de söyledim! Bu Meclis hiçbir baltaya sap olamaz çünkü Meclis’in varlığı ya da Şentop’un varlığı herkes orada muhalefet, onurlu direnişi gösteren muhalefet hariç onun dışındaki herkes aslında orada yoktur! Sadece bir görüntüdür, şekil şemaldir. Meclis’in bir esprisi kalmamış! Bu ülkeyi yönetenler başta Meclis Başkanı, iktidar milletvekilleri ve ortakları, Cumhurbaşkanı, Devlet erkanı denilen erkanın tümü aslında polisin de askerin de şiddeti kullananların arkasındadır! Bu onlarca kez ispatlanmıştır. Mafyavari bu kadar çetevari eylem ve etkinlik oluyorsa, bu kadar saldırı oluyorsa ve hükümet sessizse yargı sessizse bunun izahı budur! Meclis Başkanı yasadışı eylemlere katılıyor deyip bunun arkasına sığınma hakkı yoktur! Meclis Başkanı savcı mıdır? Hakim midir? Hangi yargılama sonucunda vekilin yasadışı etkinliğe katıldığını ispatladı ya da netleştirdi? Böyle bir yargılama mı olmuş? Sonucu mu çıkmış ortaya bunu söylüyor? Bunu söylemesi aslında zihninin arkasındaki o baskıcı, otoriter faşizan zihniyetin dışavurumudur! Yoksa milletvekili bir basın açıklamasına, bir gösteri yürüyüşüne katılamaz mı? Halk katılamaz mı? Anayasanın maddesi demiyor mu herkes önceden bildirilmeksizin basın açıklaması yapabilir, barışçıl tarzda! Bizler orada bir basın açıklaması ben ya da bir başkası kim olursa olsun hangi kurum hangi kesim yapıyorsa yapsın ne yapmışlar? Hangi suçu işlemişler? Nereyi yıkmışlar? Nereyi yakmışlar? Onlar saldırmadan ne meydana geliyor? Bunu söyleyen aslında polise, askere kendi trollerine şu çağrıyı yapıyor; “Siz ne yaparsanız yapın biz sizin yanınızdayız.” demektir zaten işlemeyen bir hukuk, işlemeyen bir yargı, işlemeyen bir anayasa, işlemeyen bir Meclis, basın yayın onların elinde istedikleri şekle şemale, yalanlar ezerek büzerek istedikleri rotaya sokabiliyorlar. Mesele bundan ibaret.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Peki bu konuda idari adli açıdan son durum nedir? Bir suç duyurusu yaptınız mı? Soru önergeleriniz, idare, adli emniyetin yaptıkları sizin girişimleriniz son durum nedir?

Hasan Özgüneş:Biz dün itibariyle savcılığa suç duyurusunda bulunduk. İl temsilen, ilimizden Cizre ilçemizden ve belediye eş başkanlarımız ve ben dahil olmak üzere ortak bir dilekçe verdik. Şikayetçi olduğumuzu söyledik. Tabii ki takipçisi olacağız. Bunu soru önergeleri ile de güçlendireceğiz. Arkadaşlarla görüşüp Meclis’te basın açıklamalarıyla, meclis kürsüsünde sadece benimle alakalı olan bir olay değil. Bir bütün olarak bu zihniyeti teşhir etmemiz gerekiyor. Her vesileyle teşhir etmemiz lazım, herkes etmeli çünkü yeni bir seçim arifesine girmiş bulunuyoruz. Kasım seçimlerinde yaptıkları gibi bu dönemi de böyle tehditle, şantajla, saldırılar ile bizleri bir kaosun içerisine, Türkiye’yi bir kaosun içerisine sokup, vatan, millet Sakarya hikayeleriyle o bindirilmiş kıtaları tekrar güçlendirerek, üzerimize salarak seçimi ya sabote etme ya da istedikleri bir rotaya sokarak sonuçlandırmak istiyorlar. Bunu bir iki kişiye ya da bir iki vekile saldırı tarzında değerlendirmekten ziyade, bunların bu süreci nasıl yönetmek istediklerini, bu faşizan ırkçı trollere dayalı güvenlik güçlerinin kötü bir tarzda kullanılmasına dayanarak yeni bir süreç başlatmak istiyorlar. Zaten içeride ve dışarıda her türlü baskıyı çatışmayı sürdürüyorlar. Güney Kürdistan’dan tutalım, Rojava, Şengal daha dün Şengal’de yine kaç insanın canına kıydılar. Mahmur keza öyle. Türkiye’nin içinde bunu yapıyorlar. Her gün cezaevlerinde tabutlar çıkıyor. 12 Eylül’de 50 kişiyi astılar, 70’lerde Deniz’leri astılar şimdi de cezaevlerinde insanları hasta ederek, kendini yaşatamaz duruma getirip, resmen adı idam da olmasa ama fiiliyatta bir idam politikası sürüyor. Tecrit keza öyle, bizim üzerimizdeki baskılar öyle. Muhalif olan herkese ama en çok HDP ile Kürt siyasetine, sol demokrat, demokrat Müslümanlar yani kendilerine biat etmeyen herkese karşı şu veya bu şekilde belli oranlarda dozlarda baskı uyguluyorlar. Bunu böyle değerlendirmek lazım. Böyle karşı çıkışı örgütlemek lazım.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Sanırım Meclis Genel Kurulu’nda da konuyu gündem edeceksiniz. Bizler de gündem edeceğiz. Bu konuda sizi yalnız bırakmayacağız, halkımızı yalnız bırakmayacağız çünkü bir milletvekiline yönelik saldırı tehdit, millete yönelik bir tehdittir. Bunu da halkımız bilincinde, kabul etmeyeceğiz. Bu tür yalan açıklamalarla örtbas edilmesini kesinlikle kabul etmeyeceğiz ve olayı takip edeceğiz.

Değerli izleyenler Sayın Vekilimiz Hasan Özgüneş ile söyleşimizi tamamladık. Kendisi son derece vahim bir saldırıyı, tüm ayrıntılarıyla anlattı, çok önemliydi ve biz de bunun etkili bir şekilde duyurulması, gündem edilmesi için gayret edeceğiz, kendisine yardımcı olacağız ve peşini bırakmayacağız.

Bugün de programınızı burada bitiriyoruz. Haftaya salı günü saat 21.00’da sizlerle birlikte olana kadar hepinize hayırlı akşamlar diliyorum hoşça kalın.

Yorumlar