6 Haziran 2023

Herkese merhaba, ÖFG TV’den herkesi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile sizlere sunduğumuz programımıza bugün de başlıyoruz!

Bugün iki önemli konumuz olacak. İlki seçimler sonrası toplumun yaşadığı şok hali, siyasi bir beklenti ve bunun gerçekleşmemesi dolayısıyla oluşan sıkıntılar, depresyonlar, şok hali, intiharlar ve diğer bazı üzücü olayları psikiyatri hocası Prof. Dr. Hasan Herken hoca ile konuşacağız.

İkinci bölümde ise Hakkari’de yaşanan bir işkence olayı oldu, Mustafa Bor ile ilgili çok üzücü işkenceler yaşandı, olayı takibe aldık, soru önergesi verdik ve bu konuda Mustafa Bor’un avukatı ile konuşacağız. İşkence zamanaşımına uğraması kabul edilemez bir konu. Bu konuyu da açıklığa kavuşturacağız.

Hasan Herken: Kendisinden başka sığı düşünen, sadece kendisini düşünmeyen içinde yaşadığı toplumu, ailesi, insanlık için kaygısı olan Türkiye’de yaşayan hangi insan çok iyi olabilir ki bu şartlar altında. Mutluluğumuz çevremizin, halkımızın, insanlığın mutluluğu ile ilintili, sıyıramıyorsunuz kendinizi.  

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sizinle bugün önemli bir konuyu konuşacağız. Şu an toplumda belki milyonlarca kişinin yaşadığı, hissettiği, etkilendiği, değişik boyutlarda hissettiği bir önemli konu var. Uzun süredir siyasi gelişmelerin odağındaki bir ülkeyiz, toplumuz. İnsanlar siyaseti yakından takip ediyor. İktidarı istemeyenler bir değişim istiyor, iktidara muhalif olanlar, iktidarın yaptıklarını doğru bulmayanlar değişim talep ediyor bunun yolu da demokratik bir değişim olan seçimler yoluyla olacaktı ve uzun süredir böyle bir değişim günü gelmiyordu. Tabii ki 24 Haziran 2018 seçimlerinden beri yaklaşık 5 yıldır insanlar bugünleri bekliyordu. 14 Mayıs gününü bekliyordu, bu çok önemli bir beklenti, siz bir psikiyatrist olarak 3 günlük değil neredeyse en az 5 yıllık bir beklenti var ortada ve bu beklenti önemli bir siyasi beklenti, ülkenin renginin değişmesi ile ilgili önemli bir siyasi beklentiydi. Milyonlarca mağdur haksızlığa uğramış insan, ticaret insanları, erkekler, kadınlar, gençler, değişik kesimden insanlar, Kürtler, Aleviler, dindarlar, her kesimden insan önemli bir değişim bekliyordu. Bunun yanısıra değişim olmasını istemeyenler iktidarın devamını da isteyenler vardı, böyle iki ayrı kutup oluştu. İktidarın gitmesini ve devam etmesini arzu edenler ve ülke gerildikçe gerildi. Ben seçim sürecinde sahalardaydım ve bir psikiyatrist olmasam da bir hekim olarak bu ruh halini pek sağlıklı görmüyordum ve sürekli uyarılar yaptım, bu kadar gerginlik doğru değil. Bu dünyanın sonu değil, herkes istemediği bir sonuca da hazır olsun, lütfen biraz sakin olalım diye sürekli mesajlar verdim ve sonunda 14 Mayıs’da seçimler yapıldı, Cumhurbaşkanlığı seçimi ilk turda bitmedi, milletvekili seçimleri bitti, sonuç ortaya çıktı, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu 28 Mayıs’ta Erdoğan yine kazandı. Hem Cumhur İttifakı ilk turda kazandı hem de Erdoğan ikinci turda kazandı. Böylece Erdoğan’ın karşısındaki muhalif grup bu meseleden dolayı önemli bir şok, üzüntü yaşadı ve ardından insanlar bunu kabullenememe, itiraz etme, reddetme çeşitli şekillerde şok yaşama, gibi ruh hallerine bürünmeye başladı. Bazı genç arkadaşlarımızın intihar haberlerini duyduk, en az 2 genç intihar etti, belki çok daha fazladır medyaya yansıdığı kadarıyla. Birçok insan psikiyatristlere başvurdu, çok büyük üzüntüler şoklar yaşadı, hayatı alt üst olanlar oldu, kendisini karanlığa, kuyuya gömülmüş, atılmış, oradan çıkamayacak gibi hissedenler oldu vb. bu ruh hali, bu tabloyu bir psikiyatrist olarak sizin yorumlamanızı istiyorum.

Hasan Herken: Bu bir seçim ama sonuçları itibariyle seçim hayat meselesi gibi algılandı, öyle sunuldu. Türkiye şimdiye kadar 30’a yakın seçim yaşamıştır Cumhuriyet’in kurulduğundan bu zamana. Hiçbiri bu kadar tartışılmamıştı. Her zaman Türkiye’de ortalamanın üstünde, batılı ülkelerin çok üzerinde seçimlere katılım var ve gelişmiş batılı ülkelerin çoğundan daha fazla siyaset hayatımızın içine daha çok giriyor. Sebebi Türkiye gelişmiş ülke değil. Gelişebilecek bir ülke belki, OHAL ile zor ama demokratik ülke değil o yolda giden bir ülke ama son 5-10 yılda epey geriledik. Eskiden aldığımız mesafeyi de kaybettik. 20 yıl geriye gitsek 50 yıl ileri gitmiş olacağız, yaşadığımız birçok hürriyet, özgürlük alanları şimdi kısıtlanmış durumda. Ekonomi de öyle, 2012’deki gibi değil o zaman daha iyi bir ekonomik düzey vardı. Yıllar içinde bekliyoruz ki ekonomi daha iyi olmalı, özgürlükte daha çok olmalı, daha çok demokratikleşme beklentimiz var ama gelişimsel süreç tam tersi işleniyor. Yıllar geçtikçe demokratik haklarımız azalıyor, özgürlüklerimiz, gelirimiz azalıyor, toplumsal barış artacağına azalıyor, toplum kesimleri düşmanlaştırılıyor, devlet ve hükümet arası ayrım kalktı, hükümetin bir icraatine muhalefet etmek devlete muhalefet etmek gibi sunuldu, böyle bir pozisyon ortaya çıktı, liyakatı kimsenin taktığı yok, objektif sınavlar yapılmıyor, yapılanların da mülakat üzerinden dikkate almadılar, düşük alanları yüksek, yüksek alanlara düşük verdiler istediklerini aldılar ya da almadılar ve toplumu kötü etkiledi. 15 Temmuz sonrası durum kötüleşti, toplum kesimleri sırayla kötüleştiriliyor. Yöneticiler bir toplum kesimini kötü ilan ederler onlar üzerinden kendi saflarını sıklaştırırlar karşı tarafı düşmanlaştırırlar, kıyıma uğratırlar, dünyanın her yerinde çokça gördüğümüz bir şey ama bu kez bu çok fazlalaştı. İktidar bloğu bir kesimi mağdur ediyor ama bir ayak hiç değişmiyor, etrafındakiler sırayla değişiyor. 30 yıl önce 28 Şubat’a neden olan zihniyet bugün 28 Şubat’ın mağdur ettiğini iddia ettiği iktidarla aynı safta, değişik bir kombinasyon oluştu. Gelişebilecek ülkelerin temel açmazı burada oluyor. Para devlette oluyor, gerçek katma değer üretilemiyor, para devlette oluyor, devlette yönetimde olanlar, iktidarlar kendi taraftarlarını nemalandırıp dava dediklerini çıkarttığınızda çıkarlarımızı koyun, her cümleyi öyle koyun yanlış okumamış olursunuz. Ne davası bilmiyorum herkesin bir davası var ama her yere gelen bir şeyler yapıyor. Toplum geniş kitlede nasiplenemiyor! En alt tabaka, ekonomik olarak da sosyal olarak da en alt tabaka en çok ezilen onlardan bir grup zaman zaman yükselip bir yere geldiğinde bu adaletsizliği giderelim de kardeşçe bir paylaşalım demek yerine yıllarca biz yapamadık, böyle yapıldı şimdi biz başkalarının haklarını alacağız diyorlar. Eşitlikçi bir yaklaşım ile kardeşçe bir yaklaşım ile vatandaş ulus olma millet olma halk olma şuuru ile eşit vatandaşlık temelinde birleşse eşit paylaşım yapacağız hiç böyle şeyler olmayacak ama böyle olmuyor, katma değer üretemiyoruz var olan konvansiyonel gelir ile para en çok devlette oluyor, devlet gerek bürokrasiye memur alımları ile veya ihaleler ile Türkiye gibi ülkeler gerçek anlamda demokrasi olmuyor. Toplumun %90’ı seçime gider mi? Bu çok iyiymiş diye alkışlanıyor ama bir yönden baktığımızda doğrudur bir taraftan baktığımızda batılı gelişmiş ülkede %60’ı geçmez. Devlet bankasından kredi çekerken ucuz kredi aldığı için Cumhurbaşkanı istifa ediyor, böyle olması gerekirken biz de durumu anlatmamıza gerek yok. Böyle bir seçim ortamında adına seçim diyorsun ama hayat meselesi gibi sunuyorsun ve bunu iktidar da muhalefette yaptı. Bir yönüyle doğruydu, bu durumdan kurtulalım dediler ama bu aşamayı taşıdığınızda toplumun her kesimi aynı etkilenmiyor. Yaşlılar, çocuklar, gençler aynı derecede onların omuzları bu yükü kaldırabilecek kadar geniş değil. Çocuk bizden bakıyor inanıyor hayat meselesi ise bu Cumhuriyetimiz, devletimiz gidecekse deniliyor. “Şunlar bunu yapacakmış.” Diyorlar, nasıl anlattılar insanlara ötekileştirdiler, seçim gitti biz bittik noktasına geliyor. Seçim gitti bitti mi dünya? Bu çocukların, gençlerin veya yaşlılar daha çok etkileniyor, ekonomik güç çok yok. İş bulma, eğitim, üretime katkı oranlarında pay sahibi olmayanlar, çocuklar, kendilerini yetiştiriyorlar. Hayat meselesi gibi sunduğunuzda seçim gittiyse benim geleceğim bitti diyor çocuklar. Trene atlayan çocuğun mektubunu okudum, o çocuk tam bu haletin içine girmiş, seçim bitti ben bittim, mahvoldum bitirelim işi noktasına geliyor. Gerçekte bu böyle değil, bunu iktidar da muhalefette böyle olmadığını biliyor, insanları sandığa çekmek için bunu yaptılar, bu denli seçimin hayat meselesi sunulması yanlış, çok önemli bir şey ama o kadar da önemli değil. Biz 30 seçim daha göreceğiz. Ne kadar kötü de iyi de olsa bitecek. Ne dem ne gam bakidir der eskiler! Yer çekimi, itme kanunları var, sosyolojinin kanunlarında da her yükselenin düşeceği, her düşenin de yükseleceği mukadder. Her düşen yükselecek, en iyi devlet sistemini de kursanız idealize ettiğini peygamberler de kursa, büyük filozoflar da kursa, sokratesi devlet başkanlığı yapsak en iyi sistem de olsa yıkılacak. Hz. Peygamber de getirsek, mükemmel bir devlet kursa o devlet de yıkılacak arkadaşlar! O sistem de bozulacak, bu dünya ebedi kalmak için gelmiş değil yapan öyle yapmamış ve burada Çinlilerin yin yang dediği gibi, doğrusal değil döngüsel bir gidiş var. Para ve iktidar önce bir kesime sonra diğer kesime geçecek. Bu hep böyle olacak, bu iktidar da ebedi değil muhalefette ebedi değil, zenginlikte ebedi değil, güçte ebedi değil. Hepsi insan, 30 yıl önce elim kanadığında 3 günde düzeliyordu şimdi 1 hafta geçmiyor. Her devrin bitişi var, güneş her gün doğacak ve dünya her gün yeniden yaratılacak. İçinde bulunan şartlardan yola çıkarak, kuyunun dibine düşmüş, kuyu karanlık geçmişte karanlık, şimdi de karanlık. Yazın en sıcak gününü düşünün, sonrasında yine kış geldi. Kışın soğuğunun dondurduğu anları da yaşadık, biraz daha sürse ebediyen sürecekmiş gibi geldi ama ölmedik tekrar yaz geldi. Her gün yeni bir gündür ve her gün imkanları ile fırsatları ile riskleri ile gelir. Her yeni gün kazananların, kaybetmesi yönünde kaybedenlerin kazanması yönünde, kazananlar için tehdit, kaybedenler için fırsatla gelir. Her gün yeni fırsatıyla gelir. Sizi ötekileştiren düşmanlaştıran, seçimde biz ve ötekiler, vatanseverler ve vatan hainleri şeklinde bölmek hata. Haksız talepte bulunanlar daha çok yanlış hak etmediği şeyi almak isteyenler ötekileri düşmanlaştırarak onların haklarını almaya çalışarak böyle şeyleri söylüyor bu oyuna gelmeyeceğiz. En soğuk kış, en sıcak yaz günleri geçtiği gibi bugünler de geçecek, her kazanan kaybedecek sosyolojinin kuralı bu. Cengiz 60 yaşında ölmüş 47 yaşına kadar devlet kuramamış 13 yaşında dünyanın en büyük devletini kurmuş. Yol sevgi, kardeşlik yoluysa daha kutsal bir yol var mı? Gayret etmek gerekiyor, ümitsizliğe düşmemek gerekiyor. Gayreti bıraktıran bir kötümserlik ondan da kötü. Ne olumsuz sürekli kötümserlik ne de iyimserliğin umudunu kabul ediyoruz ama gayreti sevk etmeyen plan içermeyen çaba içermeyen iyimserliği pasiflik olarak görüyoruz neticeye yol açan bir şey değil, bizi mahveden süreç.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Bu beklenti çıtasının çok yüksekte tutulması sizce patolojik bir hadise değil mi?

Hasan Herken:Kesinlikle. Ben doktorluk özelinde söylerim. Anneler çocuklarını severken “Benim oğlum doktor olacak.” Derken alttan mesaj veriyor çok zengin olacak, çok para kazanacak, bana bakacak diye bakıyor. “Oğlum doktor olacak insanlara hizmet edecek.” Sevgisinin altında verilen mesajları alıyor çocuklar. Uzman oluyor, sonrasında 30-40 senede kazanabileceği bir miktar varlığı 5 yılda elde etmeye kalkınca yanlış yollara sapabiliyorlar. Tüm toplum kesimleri için de öyle. Doktorlar 30 yaşına kadar eğitim görüyorlar, kendilerine yatırım yapıyorlar. Devletin düzenli işlettiği bir sistem olur denge temin edilir.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Beklenti çıtasının bu kadar yüksek olması ticarette de siyasette de yanlışları beraberinde getiriyor.

Hasan Herken: Seçimde muhalefet kazansaydı cennete mi girecektik? Kamu borcu var, yanlış borçlanmalar var, bütçe açığı var, cennete sokmayacaktı, biraz rahatlayacaktık muhalefet açısından.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bunların sonunda bir olay gerçekleşti. Az evvel bahsettiğiniz bir gencin kendisini trenin altına atmasından sonra bir başka olay da Kayseri’de gerçekleşti. Belki bu seçim sonuçlarının uğradığı büyük mağduriyetlerden dolayı belki normal bir vatandaşa göre daha fazla isteyen bir KHK’lı vatandaşın çocuğu okulda “Baban seçimlerde kime oy verecek?” sohbeti sırasında farklı bir parti söylenmesi üzerine çocuk akran zorbalığına uğruyor, dışlanıyor, ötekileştiriliyor, aşağılanıyor ve tüm bu sürecin sonunda da babası bunu duyunca okul ile konuşmak istiyor, çocuk daha sıkıntı duyuyor. Psikiyatrinin ünlü kelimesi, kavramı “çatışma” oluyor benim gördüğüm ve bütün bu okulda yaşadığı stresler babasının buna canının sıkılması herkesin üzülmesi tüm bunlardan dolayı yaşanan stres sonucu 5. Kattan aşağı atlayan 15 yaşında bir kız çocuğu N.Ç.’nin durumu çok üzücü. Vakalar yaşandı en azından daha yaşanmaması, gençler, yetişkinler, kadınlar, erkekler arasında yaşanmaması için bu soruyu soruyorum.

Hasan Herken:Çocuklar masumdur ama çocuklar köre kör, topala topal derler çünkü akli melekeleri tam oturmadığı için, olgun olmadıkları için gaza çabuk gelirler, yanlışı çok yaparlar. Türkiye’deki seçim atmosferi lanet bir sürece sürüklendi, varlık yokluk mücadelesine, vatan kurtarma mücadelesine moda yetişkinler çıkarları için soktular. Bu toplumun yanındaki çocuklar da etkilendiler. KHK’lılar çok daha fazla etkilendi, onlar çifte kavrulmuş. Türkiye’de çifte kavrulan kesim; Kürtler, KHK’lılar, Aleviler, azınlıklar çifte kavrulmuşlardır, bazıları 3 kat kavrulmuşlar. Bu kesim yetişkinleri yine mütehammil olabiliyorlar, bu süreçlerin geçebileceğine ikna olabiliyor ama masum çocuklar bu kadar yükü kaldıramaz. Laf söyleyen çocuklar da kötü değil, onlar da büyüklerinin etkisi altında kalarak bunu söylüyorlar ama aklı başında insaf sahibi insanların çocuklarını ideolojik bir şeyin içine sokmamaları lazım. Çocuklar o yaş grubunda düşünmesi gereken şeylerin siyasetin içine çekilmeleri yanlış.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Olay tekil değil aslında yetişkinlerin toplumsal psikolojinin yol açtığı bir felaket diyorsunuz.

Hasan Herken:6-7 yaşında çocuğa mikrofon veriyorlar küçücük çocuğu “Kılıçdaroğlu sen şöylesin, buna hazır ol.” diyor, gerçekten üzüldüm insanımız adına. Çocuk daha 6 yaşında Kılıçdaroğlu’nun ne yaptığını bilmez, “Sen gel biz şöyle yapacağız, böyle yaparız.” diyor. Çocuk: “Sn. Cumhurbaşkanımız büyük hizmetler ediyorsunuz.” dese buna tamam ama diğeri düşmanlık aşılamak. Onun faturası oluyor, bu çocuk bu ortamda yanlış bir şey yapabilir. Çocuklara kadar politize edilmesi yanlış, çocuklara bizim sevgiyi, barışı, kardeşliği, insan olmayı, hayata güzel bakmayı, güzel bir gelecek olduğunu, ufuklarla donatmamız gerekirken kin ile donatıyorsun şimdiden. Ülke içinde düşman yaratmak en büyük felaket. Düşman hiçbir şekilde yaratmayalım ama kötüye düşman olalım, kötülüğe düşman olalım. Yanlışlara düşman olalım, hakkı önceleyelim, insan olmayı önceleyelim.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bu tür şokları atlatmak, bu tür hastalıklar intiharlara düşmemek için vatandaşlar ne yapmalı?

Hasan Herken:Öncelikle bu dünyada ölmeyen kimseyi görmedik, ne demin ne gamın baki olduğunu bileceğiz. Bu sosyolojinin kuralları her düşenin yükseleceği her yükselenin düşeceğini bileceğiz. Hz. Peygamber de gelse en büyük sistemi de kursa onun da yıkılacağını bileceğiz, en kötü sistem de kurulsa onun da yıkılacağını bileceğiz. Bu dünya böyle bir dünya. Kızdığınız insanlar en büyük zalim değiller, sevdiğimiz insanlar da en kutsal insanlar değiller hangi taraftaysanız hangi partideyseniz görüşteyseniz en iyi insanlar değil hepsi. Muhataplarınız en kötü insanlar değiller, nispeten biraz az fazla olabilir ama bu toplumdaki partiler legal partilerdir. Çok basit bir kural. Hayatta her şey geçici. Önümüze fırsatlar çıkacaksa hazırlık yapmamız lazım. Eğitiminize önem verin, kavgaların geçici olduğunu bilin. Sabretmeyin öğrenin, iyi bir meslek sahibi olun, dünya insanı olun. Türkiye’nin GSMH’si Apple’a yakın, Microsoft, Google bizden daha zengin. Dünyaya açılmamız, ufkumuzu dünya yapmamız lazım, önünüz açık, bilin ki bunları yapmazsanız en uygun ortamda olsanız bile geleceğiniz karanlık. Umudumuz gençler, büyükler büyüklüğünün gereğini yapmıyorlar. Düşmanlaştırıyorlarsa, çıkarları için söylemeyecekleri yalan yoksa koltuğu bırakmamak için her şeyi yapıyorlarsa, koltuk için yalan söylüyorlarsa onlar büyük değildir.  

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Yetişkinler bazen gençlerden daha toy ve maalesef olumsuz niteliklere sahip olabiliyorlar.

Hasan Herken:Gençler hatasını tecrübesizlik kaynaklı yapabilir, deneyimsizlik kaynaklı yapabilirler, doğaldır bu da ama yetişkinler bunu bile bile böyle yapınca sinirleniyoruz. İnsanın gözünün içine baka baka nasıl yalan söylüyorsunuz? Doğru olmadığını bile bile nasıl yanlış yapıyorsunuz? Haksız olduğunuzu bile bile niye ısrar ediyorsunuz diye kızmamız ondan. Kızıp da insanları öldürmüyoruz, oyumuzu veriyoruz, sosyal medyada hakkımızı savunuyoruz, demokratik mücadelemizi yapıyoruz. Demokratik mücadele şart. Aktif mücadele şart!

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Umarım ki toplumda bu üzücü durumlardan kurtarıcı olur bu sözler. Biz de programı bunun için yaptık, değerli psikiyatristimizin toplumda yaşanan bu son derece üzücü hali yorumlamasını ve insanlara tavsiyelerde bulunmasını istedik.

Değerli izleyenler programımızın ikinci bölümümüzde bir insan hakları ihlalini inceleyeceğiz. Niye bu stresler yaşandığını niye insanlar bu yönetimin gitmesi konusunda büyük bir stres yaşıyor onun nedenlerinden birisi Hakkari’de geçtiğimiz günlerde bir olay yaşanmıştı ve bu gözaltı sırasında yaşanan işkence olayı Mustafa Bor isimli vatandaşa yapılmıştı. Mustafa Bor isimli vatandaşımızın avukatı Av. Ümit Savaşan ile görüşeceğiz. Kendisi Mustafa Bor gözaltında işkence gören vatandaşımızın avukatı. Kendisi ile öncesinde de görüştük, konunun önemine binaen tekrar kendisi ile görüşerek ülkenin bir ucunda yaşanan bir olay seçim heyecanı içinde gereği kadar hissedilmedi, duyulmadı ama biz insan hakları savunucuları bu tür konuları son derece önemli buluyoruz ve kamuoyu gündemine gelmesini istiyoruz, gerekli buluyoruz çünkü insan aziz bir varlık, bir insana işkence edilemez, işkence bir insanlığa karşı suçtur. Böyle düşünürüz bir insan hakları savunucusu olarak, o yüzden sizi konuk ettik Mustafa Bor’un avukatı Av. Ümit Savaşan olarak. Olayı sizden dinleyelim.

Ümit Savaşan: Son zamanlarda alıştığımız bir durum halini almış bu olay. Daha önce diğer medya kuruluşlarında da verdiğimiz demeçlerde de bizim ilk yaşadığımız bir olay değil ancak bu olay artık işkence kötü muameleden bulunmaktan çekinmediklerini gösteren hadde ulaşmış durumda. 29 Mayıs sabahı asılsız bir ihbar ile ikmalen savcılık ifadesini alın bırakın derler, böyle bir dosyada maskeli özel harekat polisleri, sayısı sayılamayacak durumda kolluk kuvvetlerinin eşlik edilen bir operasyonda ve bu operasyonda maskeli kişilerin Türkçe ve Kürtçe dışında konuşulan bir dil ile herhangi bir uyarı, ikaz yapılmadan, direkt müvekkilime, ailesine, annesin ve ablasına hem işkence hem kötü muamele sıradanlaşmış durum halini aldı. Mustafa’nın ilk gözaltısı değil. Biz öğrendiğimizde müvekkilimiz ile karşılaştığımızda avukatı ve Özgürlük için Hukukçular Derneği Avukatları olarak diğer arkadaşlarım ile birlikte olaya müdahale ettik, bazılarımız hastanede bazılarımız emniyette bekledi, bazılarımız savcılıkta bekledi. Gerçek anlamda böyle bir hak ihlalini ortaya çıkartabilmek için birçok meslektaşımız ile aynı anda farklı yerlerde bulunmak zorunda kalıyoruz. Mustafa’yı gidip gördüğümüzde Mustafa’nın darp edildiği ortadaydı ama biz hastaneye götürüldüğünde, hastane raporlarında baş ağrısından bahsediliyor ve herhangi bir darp, işkence, kötü muameleden bahsedilmiyor. Olay sadece işkenceyi yapan kolluklarla sınırlı kalmıyor aynı zamanda sistematik bir şekilde korunan işkence vakaları, adli muayene raporu için hastaneye eşlik eden kolluk, hastane polisi, doktorlardan tutun bu olaya dair gerçek anlamda görevini ihmal edecek derecede büyük bir suç ortaklığı ile birlikte devam etmektedir. Bu suçların bu kadar artma sebebi cezasızlık politikasının artmasının sonucudur. Mustafa vakası ne buradaki ilk vakamız ne de son vakamız ama gerçekten bu vakaların bir nebze olsun durdurabilmek, onlara müdahil olabilmek, bunlarla etkin bir mücadelede bulunmak biz Özgürlük için Hukukçular Derneği’nin asıl amacı da bu gibi ve diğer hak ihlalleri nezdinde etkin bir mücadele vermektir. Biz bununla ilgili birçok sıkıntı da yaşıyoruz. Bunların etkin bir soruşturma haline gelmesi, savcılık makamları zaten bu durumlarda harekete geçmiyorlar, geçirebilmek bizim nezdimizde hukukun gerçek anlamda ne haline geldiğini aleni bir şekilde bize gösteren durumlarıdır. Gerçek anlamda savcılık makamlarından beklediğimiz etkin bir soruşturma ile resen harekete geçilmesini talep ediyoruz. Mustafa Bor’un zaten fotoğrafları darp raporları bu kadar açık bir durumda bile, adli muayene raporunda darp raporu olmadığını ki bu raporu daha sonra diğer meslektaşlarımız ile birlikte raporu alabilmek için saatlerce de hastanede bunun tartışmasını yürüttük ve hatta bu tartışma sırasında artık Mustafa’ya sağlık müdahalesinde çok geç kalındı, sabah 05.00 gibi gerçekleşti olay fakat Mustafa’nın tedavisi, pansumanı 17.09’da gerçekleşti. Yani yaklaşık 12 saat sonra tedavi olarak müdahalesi raporlarımızda mevcut. Avukatları olmadan alınan darp raporunda sadece baş ağrısı ve her iki bacakta diz ağrısı diye geçiyor, herhangi bir şikayetin olmadığını bu gibi sıradan basit bir olaymış gibi gösteriyorlar. Hatta bazı başka olaylarda ise kaçarken kalçasının üstüne düşme durumları! Fezlekelerde farklı şeyleri görebiliyoruz özellikle kolluğun beyanları, kolluğun bilgi sahibi yerine geçerek burada beyanda bulunmaları. Kolluğun asılsız ihbarları kolluğun beyanı gerçek anlamda bir soruşturmanın yürütülebilmesi için makul bir şekilde görülebiliyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bir hekim olarak şu görüntüleri arz eden ve doktorun karşısına gelmiş bir kişiye verilen bu raporu büyük bir üzüntüyle, utanç ile dinledim. Bir Hipokrat yemini etmiş bir hekim böyle bir raporu nasıl vermiş? Bu kadar ağır bir şekilde darp edildiği apaçık ortada olan birisine herhangi bir patolojik lezyon tarif etmeden bu raporu vermesi utanç verici bir hadise, bu doktor hakkında da bir işlem yaptınız mı?

Ümit Savaşan: Biz bu konuda Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Türk Tabipler Birliği ile birlikte şikayetlerimiz ve dilekçelerimiz ile gerekli şekilde başvurularda bulunduk ancak gerçek anlamda doktorlarımız özellikle bu bölgede polislerin ciddi anlamda baskılarına maruz kalıyorlar. Bizler olmadığı zamanlarda meslektaşlarımız adli muayene raporları alındığı sırada olmadığında diledikleri gibi, sistematik bir şekilde tamamen koruma amacıyla hareket edilen bir şekilde herhangi bir ispat durumu da gerçekleştiremiyoruz. Biz bu durumlarda en çok hastanede doktorlar ve hastane polisi ile gerçek anlamda büyük problemler yaşıyoruz. Bu bizim sadece bu bölgede Hakkari’de gündeme düşen nadir işkence olaylarından biri ama 5-6 aylık süreçte bizzat şahsım, 4 darp, işkence olayı ile ispatladık. Müdahale edemediğimiz bazen geç kaldığımız durumlar da oluyor ancak doktorlar konusunda gerçek anlamda burada baskıda kalması, İstanbul protokolünü tamamen unutmuş olmaları zaten görev ihmalleri ile devam ederek çok sistematik bir şekilde korunuyor. Bizler zamanında oraya müdahale edemediğimiz zamanlar bunu ispatlayabilmemiz, rapor anlamında mümkün oluyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Siz Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Türk Tabipler Birliği’nden aldığınız raporlar ile gerçek sağlık durumunu gösterdiniz.

Ümit Savaşan: Türkiye İnsan Hakları Vakfı’ndaki bazı arkadaşlarımızın bu konuda ciddi anlamda önem harcayarak bu konuyla çok ilgilendiler, bu konuda girişimlerde bulundular. Hem hastanede görev yapan doktorlar hem daha sonraki raporların farklılığı ortada.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Mustafa Bor kısa bir süre içinde serbest bırakıldı. Çok önemli bir suçlama yok, bahsettiğiniz gibi usulen gözaltına alınıp ifadesi alınacak bir soruşturma mevzu bahis fakat buna rağmen şahıs kaçmıyorken, şahıs polis mukavemet etmiyorken, saldırmıyorken neler yaşandı? Bu ithamlar neydi ve olayın özeline indiğimizde nasıl yaşandı?

Ümit Savaşan: İkmalen olan bir dosya, savcı beyin : “Gözaltına alın ifadesini alın sonra bırakın.” dediği bir olayda birçok kar maskeli özel harekat polisi ve ardından birçok kolluk kuvveti bu olaya dahil oluyor zaten bunun görüntüleri de sosyal medyada mevcuttur. Herhangi bir ikaz, uyarı olmadan ailenin kapısı hunharca kırılarak, herhangi bir direnme zaten bir bireyin annesi ve kız kardeşinin yanında herhangi bir silah yokken birçok özel harekat direnmesi beklenilemez, hayatın olağan akışına da aykırıdır aslında bu durum. Zaten evin içerisinde odada Mustafa yaklaşık 1 saat boyunca sadece kar maskeli bilinmeyen bir dil konuşan özel harekat polislerince darp ediliyor. Olayın asıl tamamen boyutu bu. Aslında sivil polislerin ya da sivil kolluk dediklerimizin herhangi bir müdahalesi işkencesi yok, bu işkence ve kötü muameleyi yapanlar kar maskeli bilinmeyen bir dili konuştuğu iddia edilen kişiler. Kendi evinde bir odada 1 saatten fazla bir süreyle darp ediliyor. Ablasına darp ve işkence uyguluyorlar ama Mustafa kadar vücutta iz bırakmıyorlar ancak maalesef bunlar da işkenceye maruz kalıyor.  

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Hakaret ve küfür edilmiş mi?

Ümit Savaşan:Hakaret küfür hunharca girilen bir evde hakaret, küfür bizim için sıradan şeyler olduğu için dile getirmiyoruz. Bu kadar kötü bir muamelenin, bu kadar işkencenin olduğu bir yerde küfür ve hakaret olmaması mümkün mü?

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Kadınlara yönelik küfür, hakaret, darp var mı?

Ümit Savaşan: İnsan yerine konulmuyorlar! Tamamen suçluymuş gibi masumiyet karinesi ihlal edilerek sanki çatışmanın içerisine alınmış gibi muamele gösteriliyor. Asılsız ihbarın dışında müvekkilimiz için gözaltına kararı alabilmeleri için somut bir şey yok. Zaten bu işkence olayından sonra emniyette susma hakkımızı kullanarak, emniyette ifademizi vermiş olsaydık emniyetten sonra evimize gidecektik ancak biz emniyette susma hakkımızı kullandık, savcıya bu durumu izah edebilmek için savcılık makamında ifade vermeyi uygun gördük müvekkilimiz ile birlikte. Biz saat 17.10’da yaklaşık 22.30’a kadar savcı beyin bu konuda müvekkilimizi dinleyebilmesi için, ifadesini alabilmesi için yaklaşık 5 saat savcı beyin uygun olmasını bekledik. Bunu beklerken müvekkilim tedavi edilmediği gibi nezarethanelerimiz enfeksiyon kapmaya o kadar müsait o kadar kirli! Nezarethanede ancak 1 kişi kalabilecek durumda. Mustafa’nın bu haliyle savcılık makamını ifade edebilmek için 5 saat bekledik.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bu görüntüler karşısında insan çok üzülüyor. Kürt meselesinin demokratik çözümünü talep ediyoruz şu gördüklerimiz bize şu muameleler, gözaltındaki muameleler işkenceler, Kürt meselesinin nedenini ve neden çözülmek istenmediğini anlatıyor.

Ümit Savaşan:İnsanlık dışı muamelelerin kişinin gerçek anlamda suçlu olup olmaması önemli değil, herhangi bir potansiyel suçlu olan bir kişinin zaten kendileri tarafından herhangi bir açıklaması, izahı olmadan kendilerince adaleti sağlıyorlar.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Cezayı kendisinin verebileceğini düşünüyor.

Ümit Savaşan: Kolluk artık işkencede birbirleri ile yarışır hale geliyorlar ve herhangi bir çekinceleri de yok. Cezasız kalacaklarını çok iyi biliyorlar! Etkin bir soruşturma yürütülmeyeceğini çok iyi biliyorlar, savcılıkların bu konuda resen harekete geçmeyeceğini çok iyi biliyorlar çünkü burada aslında kolluğun özellikle Kürdistan bölgesinde kolluğun tutumu gerçek anlamda insanlık dışı diyebiliriz. Özellikle bu gibi davalarda ciddi anlamda ne uyarılar ne ikaz olmadan insanlık dışı muameleler ile gözaltına alıyorlar. Yaptıkları işkenceler yetmiyor, ters kelepçe yapıyorlar, eziyetler, baskılar psikolojik baskılar daha net.  Burada belki bir dosyanızda takipsizlik ya da beraat almış olmanız sizin suçlu olmadığınızı göstermiyor! Bunun kanıtı olmuyor! Daha sonrasında herhangi bir asılsız ihbarla da siz en önden “terörist” olarak hiçbir yargılama, hiçbir kovuşturma yürütülmeden, soruşturma yürütülmeden zaten siz gerçek anlamda potansiyel bir “terörist” gözüyle bakılıp sanki bir çatışmanın içerisindeymiş gibi müdahale ediliyor. Bizler Özgürlük için Hukukçular Derneği avukatları olarak tüm halkımızın, tüm ezilenlerin her zaman ve her şekilde etkin bir mücadele ile yanlarında olacaklarımızı bilsinler. Bu sadece insan hakları ihlali bakımından değil gerçek anlamda, hukuka ihtiyaç duyan, haksızlığa maruz kalan, tüm halkımızın yanında olacağına bu durumlarda etkin bir mücadele ile tüm hukuki yolları devreye sokacağımızı söylemek isteriz. Bunun için de olayların başında biz duruma müdahil olduğumuzda zaten biz hukuki olarak tüm delillerin ortaya çıkmasından yanayız ve gerçekten arkadaşlarımız bunun için de gerçekten emek harcıyorlar. İnsan haklarını biz çok ayrı bir yere koyup ayrı bir şekilde ciddi bir özen göstererek bu gibi durumların daha etkin bir soruşturma yürütülmesini, hukuki olarak her anlamda yanlarında olacağımızı bilsin isteriz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok teşekkür ederiz, geçmiş olsun dileklerimizi iletin. Bunlar insanlığa karşı suç içeren fiiller kabul edilemez hiçbir insan böyle bir muameleye layık değildir, suçlu bile olsa kimse böyle bir yargısız insaf yapamaz, bunları da buradan belirtmiş olalım.

Değerli izleyenler programımızın sonuna geldik ve insan hakları ihlallerinin olmadığı günlerde ve haftaya Salı günü saat 21.00’da yeni bir ÖFG TV’de buluşmak üzere hepinize hayırlı akşamlar diliyorum. Hoşça kalın!

Yorumlar