20 Haziran 2023

ÖFG TV’den herkese merhaba, her hafta Salı günü saat 21.00’da haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile sizlere sunduğumuz programımıza bugün de başlıyoruz.

Bugün 3 önemli konumuz var, ilki bir gazeteci Sinan Aygül saldırıya uğradı hafta sonu bu konuyu çok konuştuk ve kendisi şu anda bizim misafirimiz kendisi ile konuşacağız.

İkinci sırada Hakkı Erkol var, bir büyük aile dramını bize anlatacak, baba cezaevinde, anne hayatını kaybetmiş durumda ve çocuk da maalesef önemli bir beyin tümörü hastalığı yaşıyor ve bütün bunlara rağmen baba çocuğun yanında değil. Bu konunun çözümü lazım, gündem etmemiz gereken önemli bir husus.

Üçüncü sırada ise Rukiye Çoygar olacak. Eşi cezaevinde, kendisinin de Yargıtay’da cezası onandı ama bu konuda itirazlar var Savcılığa ve Rukiye Hanım çok zor durumda, bir büyük aile dramı da Sinop Boyabat’ta yaşanıyor.

Yurdun değişik yerlerine bağlanacağız. İlk olarak ekranlarımızı Bitlis’e çeviriyoruz, Gazeteci Sinan Aygül ekranlarımızda. Geçmiş olsun. Hafta sonu sizi çok konuştuk, tüm sosyal medya sizi çok konuştu, ekranlara yansıyan, kameralara yansıyan ciddi saldırıya uğradınız ardından itiraz ettiğiniz bir belediye ihalesinin mevzu bahis olduğunu gündeme getirmeniz olduğunu gördük ve size yapılan saldırı sonrası bu ihalenin iptal edildiğini de öğrendik. Buradan görünüyor ki; çok önemli bir kamuya yönelik haksızlık ve yolsuzluk iddiasını gündeme getirdiğiniz için ağır, hayati bir saldırıya uğradınız.

Sinan Aygül: Çok izaha muhtaç görüntüler değil, yüzümün halini ve görüntüleri görüyorsunuz ne yazık ki çok çirkin bir saldırı. Çok cahilce, alçakça bir saldırı. Bu bugünün sorunu değil, gazeteciliğe başladığım günden beri sürekli tehditler alıyordum, tacizlerle uğraşıyoruz, davalar ve cezaevleri ile uğraşıyoruz. Başımız hiç rahat olmadı ama bu kadar çirkin bir yönelime ilk defa maruz kalıyorum. Bu görüntülerin bir kısmı, farklı açılardaki kameralardaki görüntüleri gördüğünüzde çok daha iğrenç bir durum var. İlk metal bir cisim ile kafama vuruldu, ölüm darbesiydi, öldürmeye gelinmiş, polis ve belediye personeli Başkan koruması resmi görevli iki kişi, belediyenin resmi aracı ile gelmişler, belediyenin resmi aracında Belediye’nin Fen İşleri Müdürü oturuyor onların akrabası, resmi araçla gelmişler, biri araçta bekliyor diğer ikisi saldırıyor. Polis olan nöbet tutuyor insanların ayırmasını engellemeye çalışıyor. Çok garip bir durum, sokak ortasında  saldırıya uğrayan insanı da gördük, sokak ortasında öldürüleni gördük ama polis nezaretinde böyle bir işkence ilk defa göründü. Çok iğrenç bir olay, görüntüler ortada. Son 4-5 yıldır Tatvan Belediyesi’nde ciddi usulsüzlükler ve yolsuzluklar var bunlar ile ilgili defalarca kez yazdım. Neredeyse tamamında sonuç aldık, bazen AKP Genel Merkezi müdahale etti, ihaleler durduruldu, personel alımları durduruldu, yerel mülki idareciler, kamuoyu baskısından dolayı geri adım attılar ama birçok usulsüzlüğe engel olduk, hiçbirini de tekzip etmediler. Ortaya attığım hiçbir ilanı yalanlamadılar. Ya susarak kabul ettiler ya da geri adım atarak kabul ettiler. Bu son iddia da Tatvan’da Belediye’ye ait kent merkezinde kalan değerli arazinin ve binanın satışı meselesiydi. Kamuoyu gündemine getirdim, yakınlarına peşkeş çekecek dedikten hemen sonra ilana çıktı, satışı yapıldı, ihale usulsüz bir şekilde yapılmış. Meclis Gündemi’ne geldi ihale, kamuoyu tepkisi vardı, bu çok zorlarına gitmiş olacak perde arkasında başka şeyler de olabilir. Şahıslardan birisi Belediye Başkanı’nın teyzesinin oğlu, belediyeye usulsüz bir şekilde almış eline silah vermiş koruma yapmış resmi görevlendirmiş. Şahsın eniştesi, o da polis memuru tayinini aldırmış kendine koruma yapmış. Fen İşleri Müdürü İskender Baysal amcalarının oğlu ekibin organizasyonun içinde biri. Belediye Başkanı’nın Amcası’nın oğlu var.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Bütün akraba Tatvan Belediyesi’nde demek.

Sinan Aygül:Bir kısmı belediye personeli olarak alınmış bir kısmı da dışarıdan iş takibi yapıyor, belediyeden ihale alan iş adamlarından %5-%10 nakit para haraç alıyor ya da usulsüz bir şekilde belediyeden ihale alıyorlar. Bahsettiğim şahıs bir spor tesisi var, 70-80 Milyon TL’lik ihaleyi amcasının Çorum’daki şantiye şefinin adına yaptırıyor firmayı, getirip ihaleyi ona veriyor. Arada parayı kırışıyorlar ve bir şekilde Geylani’nin arkadaş çevresi ortaokuldan liseden arkadaşları müteahhit yapmış, hepsini bir şekilde belediyeye borçlandırmış. İşler yarım yamalak. Teknik şartnamesi projenin karşılaştırılmasını yaptım, kamuyu zarara uğratmak ve belediyeyi kendilerine borçlandırıyorlar, arsayı da karşılık verecekler. SGK borcuna vereceğiz gibi şeyler söylüyorlar esas niyetleri belli. Aynı isimlerin aynı ihaleleri alması tesadüf olamaz. İhale öncesi katılan firmaları vazgeçirmişler, ihaleye fesat karıştırma suçu var, resen soruşturma başlatılmadı, garip bir organizasyon. Bu organizasyona kimse dur demiyor. Benden başka kimse ne yapıyorsunuz diye sormuyor! Biz de sorduğumuzda da sonuç alınca hedef olduk. Defalarca kez sosyal medya hesaplarından tehditler aldım. Bu kadarına cüret edebileceklerine ihtimal vermiyordum, hem sonuçları itibariyle çok ağır bir fiil, aklı başında insanın kalkışabileceği bir iş değil buna cesaret edebileceklerini düşünmüyordum. En savunmasız anımda yakalandım ne yazık ki diş eti ameliyatı ve diş tedavim vardı, 4-5 anestezi yapılmıştı, görüntülerde de yürüyemiyordum o esnada elinde bir demir ile direkt yüzüme ölüm darbesi vuruyor demir çarpası elinden düşmese vurmaya devam edecek belki öldürecekti beni. Oradaki tek avantajımız güvenlik kamerası görüntüleri var ben yayınlamasam o görüntüleri olayı bambaşka bir yöne götürecekti. Belediye Başkanı ilk açıklamasında olay belediye personeli ile Sinan Aygül arasında kişisel tartışmadır dedi ama 1 saat sonra ben onun açıklamasından sonra güvenlik kamera görüntülerini yayınlayınca ortaya attıkları iddia çürüdü. Kendi kendine açıklamalar kurgular yaptı.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Dehşet verici bir başka görüntü de olayı izleyen polis memurunun müdahale edenleri engellemesi, eskiden polis kötü muamele veya işkencesinden utanırdı, gizlemeye çalışırdı ama şu anda bu işkenceye müdahaleyi engellemeye çalışıyor!

Sinan Aygül: Bu görüntü dünya tarihinde ilk, Amerika’da siyahi vatandaşlara yönelik polis şiddeti uygulanıyor ama bu ülkede ilk defa görüyoruz. Bir polis memuru beraber organize ettiği kişinin işkencesine müdahaleyi engelliyor, silahını göstererek tehdit ederek engellemeye çalışıyor. Bunun tutulur bir tarafı yok ve ucundan kıyısından tutulacak bir tarafı olmadığı için tasvip edileceği bir tarafı olmadığı için emniyet teşkilatı da karşı. Bakanlığa, savcılığa karşı görüntüye karşı, şu ana kadar bu konu ile ilgili olumlu yorum yapan 3-5 trol dışında kimse sahiplenmedi. Belediye Başkanı’nın garip tavırları var, ölümle tehdit ediyorlar diyor bugün bir şey olmamış gibi, burada sosyolojik olarak geniş ailelere sahibiz, gergin ortam var, aile dışında kamuoyunun ciddi baskı var, her farklı kimlikten, görüşten insanlar beraber sokakta bunu kınayan eylemler yapıyorlar. Gergin bir ortamda Belediye Başkanı asgari ücret ile ilgili tweet atıyor. Ne yaptığını bilmiyor, nereye varacağını bilmediği bir işin azmettiricisi, hal hareketleri ile toplumun sinir uçlarıyla oynamaya devam ediyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Biz bu 2 saldırganın tutuklandığını öğrendik, umarım gereken cezayı alırlar ama sanırım Belediye Başkanı’nın da bir an evvel istifa etmesi gerekiyor çünkü kamu vicdanı bu hali kabul etmiyor, bu kişi halen Belediye Başkanı ve bunun arkasında da yıllardır bu iktidarın yağmacı, talancı zihniyeti var. Sadece Tatvan’da değil birçok yerde bu tür belediyelerin maalesef böyle ihalelere fesat karıştıran halleri ayyuka çıkmış durumda.

Sinan Aygül: Hırsızlık, yolsuzluk bir kültür. Bu şahıs yolsuzluk yaptığı için görevden alınmasını beklemiyorum. Birbirine zıt kutupları kendisine karşıtlık konusunda birleştirmiş bir isim. Böyle birinin görevine devam etmesi fecaattir. Kamuoyu vicdanını rahatlatacak tek şey istifa ederek bırakmasıdır. Görevden mi alınacak devam mı edecek bilmiyorum ama gelinen aşama çok kötü. Yolsuzluğu geçtik sokak ortasında insan katletmeye varan işler, kalabalık artmasa döve döve öldürecekler. Tehdit ediyorlar “Gebereceksin, Başkan hakkında yazamayacaksın.” diye. Cezasızlık durumu söz konusu. İlk günden beri adli ve idari birimlerin tamamı bu konuya çok hassasiyetle yaklaştılar. AK Parti’den onlarca kişi telefonla aradı, milletvekili üst düzey yöneticiler arayarak bunu kabul etmediklerini söylediler. Bu şahsı en azından gözümüzün önünden çekin dedik.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Olayı takip edeceğiz, TBMM’de Yeşil Sol Parti Kocaeli Milletvekili bir insan hakları savunucusu olarak bu korkunç görüntülerin ağır bir şekilde cezalandırılması konusunda desteğimiz sizinle söz veriyoruz. Umarım bir an evvel adalete ulaşırız, tekrar gelişen olaylar hakkında bilgimizin olmasını isteriz.

Gazeteci Sinan Aygül ağır ve korkunç bir saldırıya uğramış durumda, böyle bir yolsuzluğu sahtekarlığı gündeme getirdiği için böyle bir saldırıya uğramışken maalesef ülkenin dört bir tarafında legal fiilleri illegal kabul edilen insanlar var. işte onlardan birisi ikinci konuğumuz olacak, büyük bir aile dramı yaşanıyor Rukiye Çoygar ekranlarımızda.

Rukiye Çoygar: 7 yıldır Boyabat’ta yaşıyoruz. 2016’da dershaneler kapandı, o süreçte hamileydim, ben Afyon’luyum, eşim Sinop Boyabat’lı. Dershaneler kapandıktan sonra eşim işsiz kaldı, Afyon’a göçtük, annem Alzheimer hastası, ailemiz istemedi, Boyabat’a geldik. Mahallemizin Muhtarı anneme parmak bastırmış. Arkamızdan polis baskınına gelindi. 2.5 aylık bebeğim ile eşimle beni alıp götürdüler. Tekrar eşimi götürdüler içeri attılar 22 ay boyunca haber alamadık. Eşime ulaşamıyordum, çocuklar küçüktü, en küçüğü 2.5 aylık 4, 5 ve 6 yaşlarındaydı.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Afyon’dan Boyabat’a niye gittiniz? Aileniz ile sorun mu yaşadınız?

Rukiye Çoygar:Annem Alzheimer hastası çocukları gürültüden dolayı istemediler, kabul etmediler bizi. Küçük çocuklar olunca “Kızım sesiniz rahatsızlık veriyor kaynanan da kal.” Dedi, eşim dershanelerde çalışıyordu, Afyon’a okumaya gelmişti. Boyabat’a geldik, eşimi burada alıp götürdüler. OHAL zamanı haber alamadım kendisinden. Çocuklar küçüktü, herkes sırtını döndü, kimse bizi istemedi. Ev tuttuk, çocukları yazdırdık.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Nasıl istemediler?

Rukiye Çoygar:Ben Afyon’luyum, eşim de orada okuduktan sonra dershanede çalışmak için kalmış, beni suçladılar. Evimize geçtik çocuklarım ile, okula gittiler. Ben sosyal yardımlaşma derneklerine başvurdum, eşim de mektup yazmış. 33 ay sonra eşimi tahliye ettiler, çıkarttıkları gün beni de mahkemeye aldılar, beni çapraz sorguya çektiler. Savcı çağırıp sorular soruyordu. Bu süreç geçti, benim hakkımda da suç duyurusunda bulunmuşlar. SEGBİS ile uzaktan bağladılar, eşim bir avukata mektup göndermiş vekalet için. Duruşmada hakim bağırıyordu. Bana “Suçu kabul ediyor musun?” dediler. Hangi hanım eşinin çalıştığı insanı “terörist” olarak düşünebilir? Çocuklarım dışarı oynamaya çıkarlardı “Fetöcünün çocuğu” diye oynamazlardı, “Anne bizi böyle diyorlar.” Derlerdi. “Babam niye içeride?” diye soruyorlardı. Eşim 33 ay sonra serbest bırakıldı. Ben mahkemede eşim serbest bırakılınca alkışlamışım, böyle olunca hakim sinirlenmiş, SEGBİS’ten koptu, avukat aradı “Rukiye Hanım size 6 yıl 3 ay hapis cezası verdiler. Korkmayın.” dedi. Eşim çıktı iş aramaya başladı, ıspanak ektik, zehirli çıktı. Karpuz ektik, karpuz sıkıntılı çıktı. İçeride bizi düşündüğünden dolayı psikolojik rahatsızlığı ortaya çıkmış. “Ben dayakla büyüdüm Rukiye.” diyordu. Bekledik, bugün yarın bitecek diye. Bana hep “Senin çocukların var bir şey olmaz.” Dediler. Çocuklarıma sarıldım, sol bacağımın üst kısmında yara oluştu, derinliği büyük, şişlik oluştu, bacağımı sardı, bağırsağım çatlamış, bacaktan dışarıya yol bulmuş, bir delik daha oluştu. 4.5 yıldır kanıyor. Doktora gittik, Samsun Araştırma Hastanesi’ne nedenini sorduk, söylemiyor. 3 ameliyat gerekiyor dedi, her ameliyatta altımın alınması gerektiğini söyledi, mikrop bulaşmaması gerekiyor dedi, 3. Ameliyattan sonra gaz ve tuvaletini tutamayabilirsin denildi. Bu durum olunca çocuklar küçük kimsemiz yok, ben iğne ile yaramı deliyorum, kan akıyor, ısırgan otu iyi geliyormuş çocuklarla topluyoruz sarıyorum. Eşim içeriden çıktıktan sonra 3 kere kriz geçirdi. “Ben yatayım bu işler bitsin ama sana zarar vermesinler, senin suçun ne?” dedi. Eşimin iki hattı vardı, Manisa’da çalışıyordu eşim dershanede. “Telefonu koyuyorum, bir şey olursa buradan bana yaz.” Dedi. O hattan dolayı bylock kullanıcısı olarak 6 yıl 3 ay vermişler bana. Eşimden dolayı yazışmalar varmış. Eşimin ailesine gidiyoruz, “Çocuklar bizim başımıza kalacak, evinize gitmiyor musunuz?” diyorlar, çocuklar evden kovuluyor. Bu çocuklar istenmeyen çocuk olarak annelerine sarıldılar, dışarıda arkadaşları “Fetöcü” dediler, hastalanıyorum, yaram şiştiyse deliyorum, kan akıyor ısırgan otunu sarıyorum, gidecekleri yerlere götürüyorum, “Ben başınızdayım, yeter ki başınızda olayım.” Dedim, kimseden bir şey beklemedim. Biz birbirimize bakınca doyuyoruz, çocuklarım çok yıprandılar. Eşim bu süreçte telefoncuda çalıştı cezaevinden çıktıktan sonra tekrar geri aldıklarında sahibi içeri girip çıkmış bir dosya daha açmışlar. Eşim: “Dosyaya bak.” Dedi, ben baksam da bilmiyorum dedi. Onun avukatı yok. Bir avukatın kapısını çaldım, E Devlet’ten 2 hafta olmuş onaylanmış benim cezam. Dosyaya baktırdım. İtiraz dilekçesi yazılmış Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazılmış. Savcı incelemeye almış dosyayı. Benim durumumu duyanlar size ulaştı, eşimin 14 ayı kaldı. Samsun Bafra T Tipi’nde yatıyor. İleri derecede psikolojik ilaç kullanıyor, benim durumum onaylandığını öğrenince bitti, 8 kişilik koğuşta 13 kişi kalıyor. 33 ay çıktıktan sonra çalıştığı telefoncudan dolayı tekrar mahkemeye sunmuşlar, tekrar hakkında soruşturma açmışlar. Çocuklarım geceleri uyumuyor, “Annemi alıp götürdüler mi?” diye gelip sarılıyorlar. 1 haftadır sağ gözüm az görüyor, sol tarafımda ellerim tutmuyor. Çocukların ağzında yara çıkmış. En küçük oğlum 1. Sınıfta, en büyük oğlum derece yaptı. Biz kimseyi öldürmedik! Eşim çalıştı rızkı için geldi, aileler uzakta. Çevremizde eşimin çalıştığı arkadaşlarının eşleri ve şu anda “terörist” durumuna düştük. Ben çocuklarımın anlamasını beklemiyorum ben anlamıyorum. Nasıl anlasınlar yavrularım! “terörist çocuğu, Fetöcü çocuğu oldular.” Oğlum LGS’den çıktı sevinemedim, ben Ankara’ya gideyim dedim, onaylandığını duydum. Gideyim baktırayım dedim Ankara’ya tedavi için. Onaylandığını duyunca gidemedim, çocuklar sarıldı 2 haftadır gece uyumuyorlar, hepsi “Annem” diye ağlıyorlar. Kapı çalınıyor, hepsi koşuyor kapıya. Ben kimseden bir şey istemiyorum, ben sadece çocuklarımı istiyorum, eşim içeride ona gidip geliyorum 4 güzel çocuk, tertemiz, burası küçük bir yer kafelerde eroin kullandırmaya çalışanları duyduk, başlarında baba yok, akrabalar yok, biz 7 yıldır buradayız, bu çocuklar vatana millete hain mi olsun? Anneleri olarak başlarında güzel güzel yetiştirmeye çalışıyorum. Vatanımızı sevmekten devletimize güvenmekten başka ne yaptık. Mahkemeye çıkarttılar, eşime gülmüşüm. Eşim bana: “Ağır Ceza Mahkemesi’ndesin gülme, hocam deme.” Dedi, ben nereden bileyim. Eşimin başına bunları ben açtım diye beni istemiyorlar. Oğlumun belinden aşağısı tutmadı, hastaneye kaldırdım yeni ergenliğe girdi, çocuğum 1 haftadır yemek yiyemiyor. Cezaevine gidiyoruz duvarları yumrukluyor “Babam nerede? Babamı niye çıkartmıyorlar?” diyor. Kimse arayıp sormuyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Rukiye Hanım biz anne ve babaların aynı zamanda mahpus olmasına karşı önemli bir mücadele verdik ve veriyoruz. Bu konuda bazı gelişmeler olacaktı fakat AK Parti iktidarı bunu engelledi, zorlamamızla kendi getirdiği yasa teklifini reddetti, rafa kaldırdı, yüzlerce, binlerce aile bunu yaşıyor. Anne baba birlikte cezaevinde kalması korkunç bir şey. Babasızlıktan dolayı siz ve çocuklarınız önemli sıkıntılar yaşadınız, tecrit uygulamaları, medeni ölüm uygulamalarını yaşadınız yaşıyorsunuz üstüne siz de cezaevine girerseniz çocuklar için çok üzücü olacak. Avukatınız Yargıtay’ın onama kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na itiraz etti. Ne olacak? Ne görüyorsunuz?

Rukiye Çoygar:Bana hiç kimse bir şey sormadı. Eşim dershanede çalıştı. Ev hanımı ne yapar? Böyle bir hayatta bir anda eşimi alıp götürdüler, benim suçum ne diyorum! Mahkemeye çıkarttılar yüz yüze görüşme yok, sorma yok. Bir kişi bana ne biliyorsun demedi! Bana kimse bir şey sormadı, bağlantı koptu, hakim bağırdı, mahkemedeyim ama küçük bir odaya soktular karşıda ekran kopuyor, bana kimse bir şey sormadı, ceza verildi, 4 küçük çocukla gurbetteyim, kimse durumumu sormadı. Çocuklar dışarıda oynayamadı. Benim bağırsağım çatladı ve 2 haftadır yatıyorum. Hastalığımı bırakın sabahleyin öğleye kadar kanadı. Çocukları komşum doyurdu.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Rukiye Hanım durumu anlıyoruz, takip ediyoruz çok büyük bir üzüntü yaşıyorsunuz, sıkıntı yaşıyorsunuz. Umarım Avukatınızın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı itiraz olumlu neticelenir ve böyle bir hadise yaşamazsınız. Babadan sonra çocukların annesiz yaşaması kabul edilecek bir durum değil, bunu hiçbir vicdan kabul etmez biz de bunun için yoğun mücadele sergileyeceğiz. Umarım ki herkes vicdana gelir ve böylesi bir duruma müsaade etmez.

Rukiye Çoygar:Babaları gözleri önünde alındı, bir annenin alınmasına dayanamazlar, ben çocuklarım ölürüz. Eşim içeride yıllardır, adalet yerini bulacak diye bekliyor. Çocuklarım 2 haftadır uyuyamıyorlar. Yüzüme bakıp gidiyorlar, bu çocuklar 2 haftadır yemek yemiyorlar. Büyük oğlum: “Belimden aşağısı tutmuyor.” Küçük oğlum: “Yemek yiyemiyorum ağzımda yara var.” diyor, bunlar sıkıntıdan.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Umarım bu durum iyi bir şekilde neticelenir eşiniz bir an evvel çıkar, inşallah bu sıkıntılardan kurtulursunuz.

Değerli izleyenler çok büyük bir aile dramı daha var. Ben kısaca özetleyim; Hakkı beyin oğlu Adem Erkol bir müddettir cezaevinde ve bu arada 10 ay öncesinde gelini maalesef bir akciğer kanserine yakalanarak hayatını kaybediyor 10 ay önce fakat üzücü olaylar bitmiyor. Birkaç ay öncesinde de 11 yaşındaki kızları Züleyha Erkol hastalanıyor ve maalesef beyninde tümör olduğu tespit ediliyor geçtiğimiz hafta büyük bir ameliyata alındı ve babası halen cezaevinde. Anne vefat etmiş Züleyha’nın baba cezaevinde ve babası halen Züleyha’nın başında değil, Dedesi Hakkı Erkol durumu takip ediyor, Adem Erkol’un babası Hakkı Erkol ailenin koruyucusu Züleyha’nın hastalığını takip eden kişi.

Hakkı Erkol: Üzücü olay maalesef başımıza geldi, Adem’i aldılar, 1 yıl yattı sonrasında çıkarttılar. O arada eşi rahatsızlandı, Milli Eğitim’de öğretmendi, onun da rahatsızlığı vardı. Züleyha ile çok ilgilenemiyordu, Adem ona annelik yapıyordu. Her ihtiyacını Adem karşılıyordu, bakıcı annesi vardı. Adem’i sonrasında içeri aldılar, eşi Milli Eğitim’de çalışıyordu, Sakarya’da ikamet ediyorlardı, gelinimiz 02/08/2022’de vefat etti. Adem Ferizli Cezaevi’nde yattığı için açık görüş oluyordu, gitmesi gerekiyordu sıkıntısını hafifletmek için gelip gidiyorduk. Bir müddet kaldıktan sonra tekrar Kırıkkale’ye döndüm. Eşim orada kaldı torunum ile beraber, ihtiyaçları karşıladık. Annesi rahatsızdı, babasının durumuna da çok üzüldü. Teşhis de beyninde oluşan kitleden dolayı ameliyat olması gerekiyor dediler. Normal hastaneler yapamayız dediler. İstanbul Bahçelievler Memorial Hastanesi’nde özelde yaptırdık ameliyatı. Ameliyat başarılı geçti hocanın ifadesine göre %95 kitleyi aldığını ifade etti. Patoloji sonuçlarını bekliyoruz. Kızımız İzmit’te teyzesinin yanında, teyzesi vasi, babaanne de Sakarya’da.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Baba çocuğunun yanında olmalı, anne hastayken de çocuğa baba bakıyormuş bir de cezaevinde annesi de yok. Baba çocuğun yanında değil.

Hakkı Erkol: Çocuğumuz çok mağdur oldu, mağduriyeti gidermek için elimizden geleni yapıyoruz ama boşluğu dolduramıyoruz. Açık görüşe gittiğinde bakıyorum hallerine ağlamaktan başka bir şey gelmiyor elimizden. İlgili merciler anne diyorlar ama bunun babası anneydi. Eşinin rahatsızlığından bakamadığından dolayı sürekli babası bakıyordu.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Biz Meclis’te buna benzer vakayı aylarca gündem ettik. Yusuf Kerim hasta bir çocuk, annesi ceza almıştı ve kendisinin kanser olduğu tespit edilmişti, ağır bir tedavi altındayken annesinin cezası onanınca annesinin yanından alıp cezaevine atmışlardı. Biz ve kamuoyu büyük kampanyalar yaptık, en sonunda yasa çıkarttık Meclis’te hasta çocukların annesi eğer ki mahkumsa en az 1 yıl infaz erteleme alsın çocuğun bakımı ile meşgul olsun demiştik. Biz bu hasta çocukların mahpus anne babası ile ilgili olan bu durumlar için babanın da dahil edilmesi gerektiğini söyledik sadece anne yetmez baba da olmalı dedik. Ya anne yoksa dedik! Ya anne ölmüşse baba çocuğun bakımını yapıyorsa bu yasaya babayı da katın, hasta çocuğun babası da infaz erteleme almalı diyerek buna ekleyin dedik iktidar bunu kabul etmedi, reddetti ve sadece anneler için çıktı bu yasa. Şimdi de bunun sonucunda siz mağdur oluyorsunuz. Şu anda bu çocuğun bakımını babası yapmalı yakından takip etmeli fakat yasa buna müsaade etmediği için baba cezaevinden çıkamıyor ve Züleyha böyle bir mağduriyet yaşıyor. İktidara çağrınız nedir?

Hakkı Erkol: Kızımız babasız yaşama şansı yok gibi. Stres, sıkıntı var, biz ne kadar ilgilensek de bir formülünü bulamadık ama babayla görüştüğünde rahatlıyor biraz. Her ay açık görüş var, her zaman götürüyoruz. Bütçemiz de uygun değil ama götürüyoruz. Baba anne yerindeydi, anneyi kaybetti 10 ay oldu, 10 ayda kızımızın sağlığı değişti. Annesiz babasız yaşayamayacak gibi geliyor bana. Babanın tahliye olması lazım, müdahil olması lazım çocuğa yoksa 10 ayda doktorun dediğine göre mandalina büyüklüğünde kitle oluşmuş beyninde kitleyi çıkarttılar. Çocuğun bakıma ve babaya ihtiyacı var. Babası onun dünyası. Babasız olmuyor!

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Biz yasanın değiştirilmesi için uğraş vereceğiz bu yasa eksik çıktı, Yusuf Kerim yasası diyoruz hasta çocukların mahpus anneleri için çıktı biz hasta çocukların mahpus babalarının da dahil edilmesi gerektiğini söyledik kabul edilmedi. Şu an ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıktı. Hasta çocuk Züleyha Erkol’un mahpus babası cezaevinde, baba bir taraftan cezaevinde kıvranıyor, eşi vefat etmiş, çocuğun beyin tümörü var baba neler yaşıyor bilemiyoruz. Sanırım büyük bir üzüntü yaşıyor, çocuğunun yanında değil bu arada da Züleyha hem annesiz hem babasız babası cezaevinde kavuşabilecekken kavuşamıyor yasalar müsaade etmiyor. İnanılmaz bir dram bu. Kabul edilecek bir durum değil bu biz buna gerçekten isyan ediyoruz itiraz ediyoruz o yüzden gündem ediyoruz. Yusuf Kerim için nasıl bir yasa çıkmışsa Züleyha Erkol için de bir yasa çıkmalı diyoruz, o yüzden bu konuyu gündemde tutmaya da devam edeceğiz, kızımız daha küçücük 11 yaşında, okuluna da gidemedi, bir sürü sorun yaşadı.

Hakkı Erkol:Son günlerde bu sıkıntı gündeme geldi, kusması meydana gelince beyni ile ilgili servise götürdüğümüzde bu karşımıza çıktı. Baba üzerindeki etkisi çok farklı. Bu çocuğun ölümüne sebep olurlarsa Mevlam gereğini yapar.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bu kadar bir zulüm olmaz diyorsunuz, bu kadar vicdansızlık olmaz diyorsunuz, bu durumda bile çözüm bulmazlarsa, bu çocuğun babasız ölümüne neden olurlarsa Mevla gereğini yapar diyorsunuz.

Hakkı Erkol:Açık net biz bunu yaşıyoruz maalesef. Bu çocuğun babasız yaşama şansı yok gibi.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Peki Züleyha bu arada neler yaşadı? Babası cezaevindeydi annesi hastalandı, vefat etti, Züleyha hasta olana kadar neler yaşadı da böyle bir beyin tümörü yaşadı?

Hakkı Erkol:Annesinin rahatsız olduğunu biliyordu, “Baba Baba Baba” diyordu, 11 yaşında emeği var. Babasının emeği var. Kemal Sunal’ın filminde terk edilen bir çocuğu yetiştirdi, her derdiyle dertlendi, ben bunu çok benzetiyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Babası annesi gibiydi de aynı zamanda çünkü anne hastaydı tüm bakımı baba üstlenmişti, babayı aynı zamanda anne olarak görüyordu hem babası hem annesi gibi çünkü anne hastaydı ve bütün ilişkisi babayla ileydi baba da cezaevinde bu çocuk bakıma muhtaç. Biz bunun için yoğun bir gündem yapacağız şu anda yasalar buna müsaade etmiyor babanın 1 yıl infaz ertelemesi almasına ama vicdanlar kabul etmiyor, Yusuf Kerim için vicdanlar isyan etti yasa çıktı, yasa değişince Yusuf Kerim’in annesi çıktı şu anda da kamuoyuna çağrı yapıyoruz; Züleyha için önemli bir gayret sarf etmeliyiz, Züleyha’nın babası Adem Erkol da infaz erteleme almalı yasa çıkmalı, kendimizi ne kadar paralasak Adem bey çıkmayacak çünkü yasa yok ortada biz Yusuf Kerim’de de bunu yapmaya çalıştık yasalar müsaade etmiyorsa yeni yasa yaparız dedik. TBMM neden var? İnsan için olmalı bu Meclis. Yasalar insana zulmetmek için değil insana kolaylık için vardır bu yüzden yeni bir yasa çıkmalı dedik çıktı, şu anda TBMM’den beklentimiz bir yeni yasa ile bu eksik ve yanlış yaptıkları yasayı düzeltmeleri ve hasta çocukların mahpus babalarının da bu yasaya dahil etmeleri.

Hakkı Erkol: Annesi olsa o evinin direği ama annesi babasıydı, baba yok, anne yok, çözüm noktası yasa yapılıyorsa eğer meseleyi çözmek için yapılması lazım. Siyaset bir şeyler üretmek için yapılması lazım, icraat lazım. Bunlar yaşanan şeyler. Anneye o hakkı tanıyorsunuz anne yok babaya verin o zaman. O hakkı babaya verin!

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Hakkı bey çok teşekkür ederiz. Biz bugün 3 önemli konuyu gündem ettik. Gazeteci Sinan Aygül’e yapılan saldırı ve ardından da Türkiye’deki hukuksuz rejimin aileler üzerinde oluşturduğu mağduriyetleri anlattık. Rukiye Çoygar eşi cezaevinde ve kendisi de legal fiiller illegal kabul edilerek cezaevine girmek üzere ve 4 çocuk ortada kalacak Rukiye hanım çok büyük bir üzüntü yaşıyor, dram yaşanıyor, büyük bir sıkıntı yaşanıyor. Sizin ki de yine aynı büyük bir felaket üzüntü. Biz bunları kabul etmiyoruz ve değişmesi için gayret edeceğiz.

Haftaya Salı günü saat 21.00’da sizlerle birlikte olacağız hoşça kalın, iyi akşamlar.  

Yorumlar