4 Temmuz 2023
ÖFG TV’den herkese merhaba, her hafta Salı günü saat 21.00’da sizlere haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile sunduğumuz programımıza bugün de başlıyoruz.
Bugün 2 ayrı ülkedeki olayları inceleyeceğiz. 2 ayrı ülkede olaylar oluyor fakat bu olaylar aslında aynı kökenden kaynaklanıyor. Mülteciler ağırlıklı meselelerden kaynaklanan sorunlar var. Fransa’da Nantes şehrinde başlayan olaylardan sonra ülkeye yayılan olayları Mehmet Yaşar Altundağ hocamız ile konuşacağız, ardından Kocaeli Dilovası’nda önceki gün Suriyelilere yönelik gösteriler ile ilgili de konuyu takip eden arkadaşlarımız ile görüşeceğiz.
Mehmet Yaşar Altundağ siyaset bilimi alanında yüksek lisans yapan bir akademisyen, kendisi uzun süredir Fransa’da ve hem teorik hem de pratik olarak konuları takip ediyor. Fransa’da 7 gün oldu olaylar bitmiyor, farklı şehirlere de yayılarak gelişen gösteriler var. Yüzlerce gözaltı var, 17 yaşında Nahel’in polis tarafından öldürülmesi sonrasında ve bunun da tamamen bir hedef gözetilerek bilerek, kasten bir şekilde öldürülmesi ile gelişen olaylar var ve önemli bir tepki var. Bu tepkiler mahiyeti ayrıca tartışılır, yağma talan olayları da oluyor, o da ayrı bir konu fakat insanların önemli bir tepkisi var. Ne oldu? Ne bitti? Son durum nedir?
Mehmet Yaşar Altundağ : Paris’in içinde bir bölgede 3 polis memuru bir arabayı durduruyor, bu arabanın içinde 17 yaşında Nahel var, trafik kontrolü muhtemelen o esnada Nahel polisin dur emrine uymadığı anda 30 cm gibi yakın mesafeden bir polis memuru tabancasını ateşliyor, Nahel hayatını kaybediyor. Bu olay büyük bir protesto dalgasına sebep oldu ama bu Fransa’da ilk kez olan bir şey değil. 2005’te en büyük protestolar başlamıştı, özellikle göçmen kökenli olan Fransız vatandaşlığına sahip ama kendi anne babası Cezayir’li, Tunus’lu, Nijer, Çat gibi ülkelerden gelmiş Fransa’nın eski kolonilerinden gelmiş, bu esnada Fransa’da doğup büyümüş fakat iki kimliği de taşıyan bir anda da sisteme entegre olamadığını düşünen banliyölerde yaşayan gençlerin 2-3 yılda bir bu şekilde isyan ettiğini görüyoruz, bu olayların fitilini genelde bu olaylarda olduğu gibi bir polis memurunun bir genci öldürmesi ile başlıyor. Şimdiki zamanda Nahel’in yakın mesafeden vurulması ile olmuştu ama öncesinde gözaltı sırasında hayatını kaybedenler, polisin gözaltına alma işlemi sırasında fazlaca şiddet uygulayarak hayatını kaybedenler gibi olaylar neticesinde Fransa’da olaylar çıkıyor ve bu Fransa’da aslında büyük bir tansiyonu ortaya koyuyor, bu tansiyon; Fransa’nın çok büyük bir göçmen nüfusu var. Fransa Avrupa Birliği içerisinde en fazla Müslümanlara sahip ülke. Cezayirli, Tunuslu, Faslısı bir yandan da başka yerlerden gelmiş bir sürü Afrika kökenli ama artık Fransa vatandaşı olan bir sürü genci var. 2-3 jenerasyon önce, benim ailem de zamanında Fransa’ya yerleşmiş bir işçi ailesi, ben de Fransa’da doğdum. 2-3 jenerasyon önce 1960’lı yıllarda gelmiş, burada çalışmaya başlamış insanlar belki o kadar Fransa’ya adapte olmayı tercih etmiyordu, istemiyordu, adapte olabilecek imkanlara sahip değildi, çalışıp para kazanma hayat kurma derdindeydi. Onların uğradığı ayrımcılık, ekonomik eşitsizlik, işe alınmama, ev tutamama, Fransız toplumundan yeterince kabul göremediğini düşünüyor, bunlar biriken hikayeler, bu hikayeler de jenerasyonlardan jenerasyonlara aktarılıyor. Şimdi onların çocukları veya onların çocuklarının çocukları bir yandan Fransız vatandaşına, “Biz ülkenin vatandaşıyız, bu dili konuşuyor, birçoğu kendi ülkelerinden daha fazla Fransa’da vakit geçiriyorlar fakat bu ülkelerin onları yeterince kabul etmediğini düşünüyorlar. Ekonomik, siyaset anlamında eşitsizliğe uğradığını düşünüyorlar, kendi babaları gibi kendilerinin de devlet ile olan teması şiddet üzerinden, polisin onlara ırkçı temelli saldırılar üzerinden oluyor. Bu biriken bir öfke hem kendilerinin yaşaması, Nahel olayında olduğu gibi, hem de kendinden önceki jenerasyondan belki dedelerinin, babalarının belki de Cezayir’deki iç savaş, Afrika’daki süreç bunlar öfke yaratıyor. Bu öfke de Fransız devletine ve Fransız sistemine yönelik şiddet şeklinde kendini gösteriyor. Bu eylemlerde gördük. Bankalara saldırmalar, okullara, devlet kurumlarına, polis merkezlerine saldırmalar görüyoruz. Orada bir devletin sistemi ile ve devletin onlarda temsil ettiği şey negatif anlamı olduğu için ona yönelik saldırılar ve öfkeleri görüyoruz. Fransa’daki sol da bu tarz olayları destekliyor, bu tarz toplu gösterilerde öne çıkıyor ve biz en başta siyasi gösteriler gördük, birçok şehirde fakat sonra bu yağma, saldırılar, kundaklama olayına döndü ve o noktada Fransa’da çok ciddi önlemler almıştı. Bir gece 40 bin polis görevlendirildi, bunlar zırhlı özel ekiplerce görevlendirildi ve onlar anında müdahale ettiler. Champs-Elysees’de polisler erkenden geldi, oradaki insanları boşalttı. Fransa’daki tansiyonu gösteriyor, bu tansiyon da giderek büyüyen ve birkaç jenerasyondur kendini gösteren bir siyasi hareketlilik.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Konuyu takip ediyoruz, burada dikkat çeken hususlar var, zaten bir yabancı düşmanlığı Fransa’da Avrupa ülkelerine göre en yüksek seviyede, biz de önceki yıllarda yaşanan laiklik, Müslümanlık gerilimleri yine Fransa’da da yaşanıyor çünkü Fransa’daki laiklik anlayışı ve Kuzey Afrika’dan gelen farklı anlayıştaki Müslümanlar sanırım bir sürtüşme yaşıyor ve bununla ilgili tartışmalar yoğun bir şekilde Fransa’da yaşanıyor. Aynı zamanda da bir ırk ayrımı da beraberinde yaşanıyor. Ölen Nahel için bir yardım kampanyası düzenlenmiş, 200 bin € toplanmış. Öldüren polis memuru için bir yardım kampanyası yapılmış, onun için 1 Milyon € toplanmış. Mağdur olan için 200 bin € toplanırken, mağdur eden için 1 milyon € toplanmış, bu çok dikkat çekici. Polis içinde de sanırım sağcı eğilimlerin, yabancı düşmanlığının yoğun olduğu yönünde bilgiler var. Bütün bu adeta yargısız infazla öldürülen 17 yaşındaki bir delikanlıya rağmen bu kadar yoğun bir şekilde öldüren polise 1 milyon €’luk kampanyasını nasıl izah ediyorsunuz?
Mehmet Yaşar Altundağ : Birçok dünyada gördüğümüz fenomen var, toplum ikiye bölünüyor. ABD’de de gözlemledik, şimdi de Fransa’da gözlemliyoruz. Bir olay var bu olayın bir mağduru var, 17 yaşında öldürülmüş bir genç, çok yakın mesafeden vurularak öldürülen bir genç var, bu problemin temelinde bu adli vaka yok, bu adli vakadan öte daha derin siyasi ve sosyal etkenler var. Fransa’da katı laiklik anlayışını da ekleyebiliriz. 2014’te Fransa terör saldırılarına maruz kalmıştı, o toplumu zaten ciddi miktarda travmatize etti, güvenlik anlayışında epeyce sert önlemler almasına vesile oldu. Hem polislerin hem kolluk kuvvetlerin insanların verilerine erişmesi, onları durdurması, durdurduğu insanların onlar ile işbirliği yapmak zorunda olması ki bugün konuştuğumuz Nahel olayında da ilk çıkış noktası 2017 yılında çıkan yasa. 2014-2015 yılında gerçekleşen saldırıların yarattığı baskı atmosferi sonucuydu. İslam tartışması var. Fransa’nın zaten diğer ülkelere kıyasla çok daha dini değerlerin kamuoyunda gözükmesi, dini sembollerin kamuoyunda gözükmesinde çok sert gelebilecek siyaseti ve toplumsal düzeni var. Bazen insanların yaşam tarzına kadar iniyor, kadınların burka ile havuza girmesinden tutun, muhafazakar giyim için üretilen firmaların reklam vermesinin engellenmesi, yasaklanmasına kadar giden olaylar. Bu iki noktada örtüşüyor, İslam ve güvenlik tartışmaları, islami fundamentalizm üzerinden birbiri üzerine giriyor, bir de bizim Fransız değerlerimizi kaybediyoruz, Fransız kimliğimizi kaybediyoruz Müslümanlar çoğalıyor gibi üzerinden başka bir anlatı var. Bir anda bir sosyal eşitsizlik var, banliyöde yaşayan geleceği olmadığını düşünen, öfkesi olan, böyle yansıtan bir yandan tartışmanın özünde gençlerin birçoğu Müslüman olması, Fransız değerlerinden ayrışmasında güvenlik boyutu olduğunu düşünenler, karşılıklı aşırı sağa yakın bir Fransız düşünüyor ki: “Gençler toplumun huzurunu bozuyor veya terör örgütlerine katılıyor.” Banliyö gerçeğinde de polisler tarafından tartaklandığını, olaylar gibi öldürüldüğünü görüyoruz. Bu toplumu ikiye bölüyor, bu diğer kısmıyla empati kurmuyor ve Fransa’da gördüğümüz gibi birçok ülkede bu tarz güvenlikçi ve daha muhafazakar göçmen karşıtı siyasetin de daha fazla ilgi çektiğini, daha fazla insanların çözüm arayışı olarak bunu gördüğünü görüyoruz. En büyük örneği bir polis memurunun 1 milyon € üzerinde bir destek toplaması. Fransa ilk olarak 2002’de yaşamıştı bunu. Fransa’da Cumhurbaşkanlığı seçiminde %88 oranında Jean-Marie Le Pen’in karşısında oy vermişti. Aşırı sağa karşı barikat kurma demişlerdi fakat bugün geldiğimiz noktada Jean-Marie Le Pen %44-%45’lere kadar oy alabilen siyasetçi oldu. Bahsettiğimiz dönüşümün bir göstergesi ve bu kolluk kuvvetlerine empati yapmak, sorunun kaynağının az güvenlikli olduğunu düşünmek toplumun. Bu sorunun kaynağını bazı insanlar polislerin daha fazla güçte olması gerektiği, ufak suçların cezalandırılması gerektiğini söylüyorlar. 18 yaşın altında birçok genç sokakta çünkü yasalar gereği onlar tutuklanamıyor küçük oldukları için. Bu tarz bir problem var, bu problemin kaynağını ben iki taraflı görüyorum. Çok büyük bir gerçeklik olarak siyasi ve sosyal eşitsizlik, kimlik bunalımı, kimliğin yeterince yansıtılamaması var diğer yandan çok daha başka perspektifin araya gireceği, polisin içerisinde ırkçı saiklerle hareket eden ve gençlere şiddet uygulayanlar var fakat bir yandan polisin de yeteri kadar fonlanmadığını, bütçe ayrılmadığını görüyoruz ki bütçe ayrılma tartışmaları var ama bütçe ayrılsa bile polisin aslında bu tarz çözüm olaylarında ilk çözüm olarak şiddeti gördüğü, polis ile o mahallenin arasında ilişkilerin yeterince kurulmadığı sadece polis değil devletin de yeterince ilişki kuramadığı, oradaki insanları özellikle göçmen tarafında yaşayan birçoğu Müslüman olan gençler ile devletin yeterince çaba harcamadığı duruma doğru geliyoruz. Bir yandan polis gençlerle çatışıyor, gençler açısından geleceksizlik, topluma adapte olamama durumu var, bu karşılıklı toplumun sürekli birbirine karşı nefret besleyen bir duruma doğru götürüyor. Bu da toplumu uzun vadede 2’ye bölüyor. Bu çözümleri daha derin noktalarda aramak gerekiyor, adli vakanın daha derin gerçekleri var.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Gençler insan hakları ararken polis güvenlik arayışında. Peki Avrupa’da Fransa’da yükselen bir sağ anlayışı var ve bununla ilgili üzücü olaylar yaşıyoruz ve maalesef sağ ırkçı anlayışlar Türkiye’de de yükseliyor, bu bizi de rahatsız ediyor, ırkçı anlayışların yükselmesi. Peki bu olay sonrasında sokağa dökülen insanların yer yer yağma, talana da başvurması sağ eğilimleri daha da güçlendirmez mi? Mağdur olan bir kesim var sokağa dökülüyor işin dozu kaçıyor yağma talana dönüyor ve bu sefer sağ anlayış daha da güçlenir gibi. Ne dersiniz?
Mehmet Yaşar Altundağ :Tam olarak dediğiniz gibi oluyor. Nedeni Fransa’nın siyasilerin biraz böyle olması. İnsanlar göçmen kökenli, Fransız Cumhuriyeti vatandaşı olan Araplar, Afrikalılar yağma yapınca haber oldu ama bundan 6 ay önce de Fransa’da çok büyük bir anti emeklilik yasası protestoları vardı. 62 yaşından 64 yaşına çıkartılması istenen bir reform önerisi vardı Macron tarafından ve bu 4-5 senedir protesto edilen bir şey, orada da Fransızlar yeri geldi bankaları yağmaladılar, camları kırdılar, kundaklama yaptılar. Sarı yelekliler hareketi vardı, polis ile çatışıyorlardı, araba yakıyorlardı. Bir noktada Fransa’da bunlar “normal” şiddetli protestolar, bu sadece Afrikalıların, “medeniyete adapte olamamış göçmen kökenli Fransızların” yaptığı bir şey değil, şiddetli sokak eylemleri kültürde var bu da Fransız Devrimi ama yine de bunun toplumda negatif bir karşılığı oluyor. Ben Fransa’da doğdum, orada insanlarla konuştuğumda onlar da polisin çok haksız olduğunu dışlanmış hissettiklerini, sistem dışında olduklarını söylüyorlar fakat bu tarz eylemlere baktıklarında arada kalmışlar, bir yandan toplumun hak ettiğini düşünüyorlar, zenginlerin, polislerin bir yandan da bunun yürütülemeyecek olduğunu, bunun kendi kendini bitiren siyasi eylem olduğunu düşünüyorlar. Yağma eylemleri bir fırsat oluyor! Sadece siyasi niyet ile ortaya çıkan gençler değil buradan bir şeyler koparırım, yağma yaparım, eğlenirim, arkadaşlar ile çıkarız gibi düşüncelere kapılan genç de oluyor. Bir siyasi sorunu yaşadığımızda onu çözebilecek kurumlara sahip değilsek, çözebilecek siyasi vizyona sahip değilsek bu siyasi tansiyonlar genelde birbirini daha da büyüten noktaya gidiyor. İki tarafta birbirini kışkırtmaya başlıyor. Ben Paris’te yaşıyorum, birçok insanın güvenlik açığı diyebilecek sorunlar var. Kapkaça uğramak çok yaygın, gece yarısı fiziki, sözlü taciz edilmek, bunların hepsinin faili göçmen kökenli Fransızlar değil ama bir kısmının failinin onlar olması ve bunların olduğu zaman da devletin bunlara çok müdahale etmemesi, çok sebepten ötürü. O an müdahale edemiyor, kimliği olmadığı için yargılanamıyor. Toplumda ciddi bir tansiyona yol açıyor, buradaki ilk nokta; siyaset çok konuşmak istemiyor çünkü bunu konuştuğunuzda bu ırkçı bir noktaya gidebiliyor. Problemlerin arkasındaki sosyal ve siyasi eşitsizlikleri görmek istemeden direkt bu insanlar zaten böyle noktasına gidebilen çıkarımlarda bulunuyor o yüzden burada daha çok yapılan şey; bunları görmezden gelmek, bakmamak vs. bu seneler içerisinde topluma ciddi büyüyen bir tansiyona yol açıyor bu da karşılıklı birbirini etkilemeye başlıyor ve çözüm araçları olmadığında belki siyasetin parti temsiliyeti olabilir, Müslüman göçmen çocukların olduğu mahallelere okul yardımı, eğitimin daha fazla açılması veya orada direkt avukat, hukuk, mühendislik gibi batı Avrupa’da bu tarz meslek sahibi olmak kolay değil ama en azından onları topluma adapte edebilecek teknik liseler, ekonomik bağımsızlık anlamında bu tarz şeylerin olmaması. Onların kültüren anlamda temsil edecek kurumların etkinlikleri olmaması, onların rol modeli olmaması, bütün bu söylediklerimi Suriyeliler için de düşünebilirsiniz. Onların toplumu tanımaması gibi durumları birleştirdiğinizde bu işte çözülmesi zor gittikçe birbirini negatif anlamda etkileyen sarmala sokuyor. Burada ciddi bir siyasi çözüm iradesi veya vizyon gelmiyor. Ortadaki sorunu net bir şekilde görüp “Evet bizim böyle sorunlarımız var, bunun bir kısmı eşitsizlik ile ilgili bir kısmı güvenlik ile ilgili, bir kısmı göç politikaları ile ilgili, bir kısmı Fransız değerlerinin yeniden inşası ile ilgili, bir kısmı siyasetin tekrar yapılandırılması ile ilgili derin sorunlar silsilemiz var.” deyip buna kökünden çözüm aramadığınız ve sorunu geçiştirmeye çalıştığınız noktada toplumun bir kısmına zaman içerisinde “Bize daha radikal çözümler gerekiyor, bize daha fazla güvenlik gerekiyor ki enflasyon eşitsizlik var.” alttan ekonomik anlamda insanların daha zor durumda olduğu bir Batı Avrupa var. 30-40 yıllık bir hikaye, Fransa, İngiltere’nin kendi gücünü kaybetmesi. Fransa 40 sene önce dünyanın en büyük 3. Veya 4. Ekonomisiydi bugün 7. Biliyoruz ki Hindistan, Güney Kore ülkeler geçiyor, bu derin problemlerin konuşulmaması hep ötelenmesi, bugün tansiyonun giderek büyük noktaya getiriyor, tansiyonun bir ucunda sokağa çıkıp yakıp yıkanlar var. Diğer ucunda da sessizce izleyen ama polise yardım olunca da tepkisini böyle dile getirenler var. Bu olayları bir düğüme sürüklüyor.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bir çıkmaz sokak var ve gittikçe de artıyor, çözüm yok diyorsunuz. Siz az evvel mültecilere yönelik muamelelerin ilk kuşak mülteciler tarafından tolere edildiğini ama daha sonraki kuşak Fransa’da doğan yabancıların ve daha sonra Fransız vatandaşı olmuş kişilerin artık bunu tolere edemediğini ve hak talep ettiğini söylediniz. Aslında buna benzer bir durumu Türkiye’de yaşıyoruz. Şu anda ülkemizin büyük bir Kürt sorunu var ve bir müddet Kürtler dışlamaya, ayrımcılığa boyun eğdiler ve daha sonra itiraz etmeye başladılar bu da şu anda Fransa’da yaşadığınız halin bir benzerini Türkiye’de oluşturdu, bir çıkmaz sokak, kısır döngü hadisesi yaşandı ve Kürt sorunumuzu hala çözemiyoruz. Bir de bunun üstüne daha sonra Suriyeli meselesi eklendi. Suriye’deki savaş dolayısıyla aşırı göç dolayısıyla Türkiye’de Suriyelilere yönelik bir istemeyen bir anlayış yüksek oranda %90 oranlarında gelişti ve bunun üzerinden siyaset yapmaya çalışan sağ siyasetçiler de oldukça iyi oy oranları yakalamaya başladı. Fransa’da şu anda yaşadığınızın bir benzeri yarın öbür gün Türkiye’de de olur mu? Bugün bu ayrımcılıklara çok sesini çıkartmayan Suriyeliler yarın öbür gün ne der? Türkiye’de ne olur?
Mehmet Yaşar Altundağ :Ben size koşulları anlatayım. Gettolaşmadan bahsettim, bu gettolaşma hem aslında ülkeye yerleşmiş göçmenlerin kendilerini koruma ve network inşa etmesidir ama bir noktada ana akım siyasette onları sıkıştırmak ister, o da biz dışlanıyoruz algısını, eşitsizliği kuvvetlendirir çünkü toplum ile bütünleşmesini engeller. Fransa’da bilerek yapılmış gettolaşma var, bir siyasi temsiliyet eksikliği var. Komiteden gelen taleplerin karşılanmaması, onların tanımama durumu var. Bu insanlar ne istiyor? Nasıl sorunlar yaşıyor? Toplum ile yaşadığı sorunlar neler? Yeri geldiğinde maaşı vermeme, ucuza çalıştırma, 2-3 kişinin yapacağı işi 1 kişiye yaptırma durumu var. Bu insanların çocuklarının yeterince eğitim almaması, imkanlar sunulmaması ve toplumda çıktıklarında ayrımcılığa dışlanmaya maruz kalması var. Bunları hangi ülkede yaşarsanız yaşayın, onların çocukları bunlara isyan edecek. İnsanlığın değeri onuru var bir noktada talebini istiyor. Onlar bu ülkenin vatandaşı yurttaşı olunca “Biz bu ülkenin vatandaşıyız, yurttaşıyız oy hakkımız var, vergi veriyoruz, bu ülkeyi ülke olarak belirlemişiz.” 2013 yılında Türkiye’de doğmuş bir Suriyeli düşünün 10 yaşında Türkçe biliyor, Türkiye’de büyümüş, siz bu problemleri konuşmak istemediğinizde bunun bu şekilde patlaması çok olası. Türkiye’de bugün bunları siyasi anlamda çözüme ulaştırmak değil, konuşmak dahi çok zor bir noktada. İnsanlar bunları konuşmak dahi istemiyor. Genelde reddetme, konuşmayalım ve olsun isteniyor ama giderek büyüyen bir problem, giderek kendini farklı şekillerde tezahür edecek.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Gönderelim diyerek çözmeye çalışıyor sağ anlayış, Türkiye’de “Gönderelim, bitirelim, kovalayalım. Biter. ” diyor.
Mehmet Yaşar Altundağ : Türkiye’nin açık kapı politikasının sürdürülebilir sürdürülemez olduğu. Bu kadar açık kapı ya da bu kadar kontrolsüz göçün topluma nasıl bir hissiyat uyandırdığı. Bunlar bir ortak nokta bulunmalı, açık kapı politikası Türkiye’nin daha düzenli bir şekilde herkesin kimlik kaydını alarak veya belli hukuki konularda insanlara güvence vererek oluşturacak açık kapı politikası. İkinci noktada Suriyelilerin bir kısmının istekleri olursa ve Suriye’de bir güvenli bölge inşa edilirse oraya gitmek isteyenlerin gönderilebileceği bir nokta konuşulabilir fakat burada biz bu sorunları ayakları yere basarak basamakla konuşmuyoruz. Ben bütün Suriyelilerin gönderilebileceğini düşünmüyorum. 4 milyon Suriyeliden bahsediliyor, hepsinin gönderilebilmesi gerçekçi gelmiyor, dünya tarihinde de bu kadar büyük bir nüfusun bu kadar çok hızlı ve uzun vadeli hareket ettirilmesi çok olası değil. Türkiye’de 2-3 milyon Suriyeli olacak, çocukları olacak ülkenin parçası olacak onları bu ülkenin bir parçası haline getirmeye, en azından ortak bir mutabakat bulmaya, onları da bu ülkeye hem kendi onurlarınca ve kendi kimliklerince, kendi özlük haklarınca hem değerlendirebildi hem de bu ülkeye fayda sağlayabildiği ülke adına ortam sağlamamız lazım. Bu ortamı sağlamayı konuşmazsak reddedersek ülke adına da bir zararlı nokta getirecek.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: İkinci bölümümüzde buna benzer bir olay Türkiye’de Kocaeli’de Dilovası’nda yaşandı, buna benzer olaylar da Türkiye’de yaşanıyor. Suriyelilere yönelik tepkiler, “Mültecileri istemiyoruz, gitsinler” gösterileri devam ediyor. İstifade ettik, ikinci bölümde de Dilovası’nda yaşanan olayı tetkik edeceğiz.
Değerli izleyenler programımızın ikinci bölümünde iki ayrı konuğumuz olacak. HDP Kocaeli Dilovası İlçe Başkanımız Sn. Sabri Uçar ile Dilovası’ndaki durumu öğrenmek için konuşacağız. Birkaç gündür Türkiye Dilovası’nı konuşuyor. Dilovası’nda Suriyelilere yönelik bazı gösteriler yapıldı ve tehlikeli boyutlara da ulaşabilecek gösteriler bunlar. Güvenlik güçleri sonrasında yoğun müdahalelerde bulundu ve şimdilik biraz duruldu gibi ortalık. Ne yaşandı?
Sabri Uçar: Göçmen sorunu sistemsel bir sorundur. Bu sistemin getirmiş olduğu bu göçmen sorunu ve bunun ile birlikte Suriyeli göçmenler, Afganlar, farklı grupların bunları kendi yerleşik halkı ile belli zamanlar, belli aralıklar, belli bölgelerde karşı karşıya getiriyor. Burada Dilovası’ndaki özellikle bu birkaç gündür, bu olaylar devam ediyor, özellikle niye Dilovası? Mesela bazı gruplar, bazı insanlar bize soruyorlar, bazı sivil toplum kuruluşları “Sizin o kafa karşısındaki okumaları nasıl görüyorsunuz? Farklı bir şeyler mi düşünülüyor?” mesela Kocaeli’de, Gebze’de, Darıca’da değil de Dilovası bu ilin küçük bir ilçesi olarak neden böyle bir olay yaşandı? Biz bu tür olayları kendi bakış açımız ile veya elimizde olan verilerle birtakım somut söylemler veya gözlemler ile biz bunu farklı bir boyuta veya şöyle böyle doğru değildir ama neticede Suriyelilerin bir ailenin bahçesindeki o köpeği taciz ederek. Komşuları: “Birkaç kez sopa ile dövdüler, götürüp geri getirdiler.” dediler. 18-20 yaşında olan delikanlılar. Ev sahipleri bunları uyarmış, çevredeki insanlar da uyarmış. “Yapmayın.” Diye bunlar o gün yine aynı o şekilde o köpeği götürmeye çalışırken ev sahibi balkonda onları görüyor, onları kovuyor. Onları kovarken tokat attıktan sonra 10-15 kişilik grup eve baskın yapıyorlar. Eve baskın yaparken millet araya giriyor, sopalar, taşlar ve ellerinde satır bile varmış. İnsana zarar veren farklı araçlar da varmış. O ailenin dışarıda, işte olan çocukları ve çevreleri gelince bu sefer bunlar da onların evlerini tacizinden o sokaktan onlar ile karşılaşıp bu şekilde kavga başlıyor, kavga başlayınca Suriyelilerin whatsapp grupları üzerinde bulunan kavga olunca o gruplarındaki kayıtlı olan çevrelerini çağırıyorlar. Onları çağırınca büyük bir kitle oluşuyor. Bahsettiklerine göre en az 100-150 kişi kitle vardı dolayısıyla bu kitle yoğunluğu oluştururken mevcut olan o bölgedeki ailenin boyutundan çıkıyor, Ağrı’lı bir ailenin durumundan çıkıyor bu sefer o mahalledeki üst taraflarda bulunan hemşehrilerimiz onlara karşılık olarak kitlesel bir şekilde karşı karşıya geliyorlar. Neticede sağduyulu insanlar araya giriyorlar, ölüm ile neticelenecek bir olay sonuçlanmaması açısından araya giriyorlar. Emniyet ile olayın yapıldığı semt yan yana olduğu halde emniyet gecikmeli bir şekilde müdahale ediyor. Emniyet müdahale edince bu sefer oradaki oluşan kitle kalabalık devam ediyor, emniyet güçleri Suriyeli aileleri bulundukları apartmanların veya evleri ablukaya alıyorlar ki herhangi bir saldırı olmasın diye önlemeye çalışıyorlar. Ertesi gün tekrar Ağrı’lı aile ve çevresi orada oturup “Ya Suriyelilere çözüm bulacaksınız ya da kabul etmiyoruz. Kaymakam, Vali gelsin.” Diyerek yetkilileri çağırıyorlar. “Bunlara çözüm bulun bunları istemiyoruz.” Diyorlar. Ertesi gün bu kitle bu şekilde oluşunca kitleyi aşağı taşıyalım orada gerekli olan yetkililer gelsinler bizi dinlesinler gelmeyeceklerse protestoyu devam ettireceğiz dedikten sonra, eski belediye binasına kadar yürüyüşe geçtiler. 1000’in üzerinde kişi toplandı. Bu insanlar Suriyelilerin gerek Vali gerek Kaymakam, Emniyet, yerel yönetimler belediye, bazı vekillerin isimlerini anarak şu anda iktidarda olan siyasi partiye “Bu sıkıntıları yaşıyorsak siz de burada yaşıyorsanız bunları çözeceksiniz.” şeklinde tepki gösterdiler. Bu tepkileri gösterirken onlar ile telefon iletişimi sağlayabildik. “Siz gerekli olan tepkilerinizi açıklamalarınızı yetkililere duyurmanız gereken neyse duyurabildiyseniz siz kitleyi dağıtın. Siz eğer kitleyi dağıtmazsanız, devam ederseniz orada çevik kuvvet size müdahale edecektir, birileri zarar görmeden ve yarın öbür gün tekrar birtakım olaylar çerçevesinde demokratik tepkilerini gösterebilmeniz için bu sefer halk bir araya gelemez. Halk bu sıkıntıyı yaşamadan dağılın.” Dedim, belli bir evreye gelmişti, o şekilde Emniyet Müdürü açıklama yaparken kimse onu dinlememiş. Dilovası’ndaki ailelerden birisi megafonu alıp kitleye sesleniyor; “Biz basın açıklamamızı yaptık, yetkililere sesimizi duyurduk, tepkisel anlamda biz kendi istemlerimizi söyledik ve bu noktaya kadar ulaştık. Bundan sonrası bizim kendi evimize çekilmemiz, dağılmamız lazım.” Diyerek çekilip dağılıyorlar. O gün çocuklar kovaladıktan sonra o gece o köpeği zehirlemişler. Zehirleyip ertesi gün, “Siz bu hayvandan ne istediniz?” şeklinde oradaki kavganın sebepleri, gerekçeleri oluşan birtakım nahoş durumlar. Suriyeliler sadece 1-2 aile meselesi değil. Tavşancıl sahilinde piknik yaptıkları zaman Dilovası’nda veya çevrede Tavşancıl’da sahile gidenler farklı şekilde çocuklara baskı uyguluyorlar veya kadınlara tacizde bulunuyorlar hatta 14 yaşında kız çocuğuna tacizde bulunmuşlar. Bizim tasvip etmediğimiz davranışları var.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Dilovası İlçe Başkanımızı dinledik, bir konuğumuz daha var. Suriyeli insan hakları savunucusu Taha Elgazi’de konuyu takip ediyor, o da Suriyeli ailelerin yaşadığı olayları bir başka açıdan anlatacak.
Taha Elgazi: Dün bazı aileler ile görüştük, Mimar Sinan Mahallesi’nde oldu olay, aileler ile görüşürken aileler şu ifadeyi aktardı: “Öldürülen köpek aylardır sokaktan geçen, mahalleden geçen insanlara saldırıyordu. Suriyeli gençler üzerlerine saldırırken köpeği uzaklaştırmak için taş atmışlar. Olaydan 1 gün önce yine köpek Suriyeli gençlerin üzerine saldırmıştı, Suriyeli gençler taş atmışlar uzaklaştırmak için. Köpeğin sahibi kişilerin taşla vurmasını görmüş ve uyarmış. Suriyeli gençler “Üzerimize geldi saldırıyor uzaklaştırmak için vurduk.” Demişler. Köpek 1 gün sonra ölü bulunuyor, köpeğin sahibi Suriyeli’den şüpheleniyor. Direkt aynı sokakta, mahallede bulunan bir Suriyeli ailenin evine gitmiş, o aileye “Siz köpeğimi öldürdünüz, zehirlediniz.” Demiş, Suriyeli genç: “Biz bir şey yapmadık, öldürmedik, zehirlemedik.” Diyor. Tartışma çıkıyor, mahallede akrabalar toparlanıyor, Suriyeli ailenin yanındaki Suriyeli komşular da geliyor. Tartışma ve kavga çıkıyor, ortada bir iddia çıkıyor. “Suriyeli sığınmacılar Türklerin evlerini basıyor ellerinde satırlar ile.” Ortalık karışıyor, aynı gün “Bir Suriyeli genç bir Türk vatandaşı kıza cinsel tacizde bulunmuş.” Diye, bu olayları tahmin ediyorduk. 2 yıl önce Ankara Altındağ’da, İzmir Torbalı, 2019’da İstanbul İkitelli’de yaşadık. Olaylar bir iddia üzerinden çıkıyor, yıllar içerisinde iki iddia, birisi herhangi bir Suriyeli sığınmacı bir mahallede ilçeden çıkartmak için hükümetin yetersizliği var, hükümet gerçekten gerçek bir politika kullanmıyor bu konuda. Bir mahallede herhangi bir Türk vatandaş Suriyeli sığınmacıları istemiyorsa bir olay çıkartılıyor, “Kızımıza saldırıldı, cinsel tacizde bulunuldu.” Denilerek mahalleli ayağa kalkıyor, Suriyeli sığınmacılar kovulma noktasına geliyor. Madem Vali basın açıklamasında Suriyeli sığınmacıların Türk vatandaşı ailenin evini basmadıysa 10 kişi niye tutuklandı ve 10 kişi niye sınır dışı edilecek? Ortada saldırı yoksa bunlar niye gözaltına alınıp sınır dışı edilecek? Herhangi bir Suriyeli sığınmacı 4 milyon kişi, bunların tümü melek değil, içinde suç işleyenler de var, bunların yargılanması gerekiyor ama ne yazık ki maalesef öyle bir sistem yok ortada. İki taraftan hem Türk halkının hem de Suriyeli sığınmacı toplumu hükümet tarafından gerçek bir göçmen politikası ortada yok. Kışkırtıcı seçim dönemlerinde karşı karşıya koyma noktasına getirildi. Önümüzde 2024 Mart ayında belediye ve muhtarlık seçimlerinde, çok tehlikeli olabilir çünkü Kocaeli’de yaşanan olaylar bunun ilk adımı, büyük ihtimalle yarın öbür gün başka ilçelerde mahallelerde de aynısını yaşarız. Herhangi bir mahallede, ilçede bir iddia çıkıp “Suriyeli böyle yaptı. Suriyelileri kovalım.” halk ayağa kalkar, oy sandığı daha önemli. Suriyeli sığınmacı aileler masum aileler içerisinde var, hepsini suçlu görmüyoruz hepsini melek görmüyoruz, kimi insanların suçsuz şekilde sınır dışı edilmesi mantıklı değil. Bence en önemli nokta; 10 yıl geçti Suriyeli sığınmacı toplumun bulunmasından bu konu siyaset masasına konulmadı, Suriyeli sığınmacı toplumun meselesi hala STK seviyesinde insani yardım, gıda paketi, giyim, elbise, Suriyeli sığınmacı toplumun imajı hala aynısı, muhtaç insan, fakir insan, yardıma, sadakaya muhtaç insan. 10 yıl geçti ihtiyaçlar değişti, durum değişti ama ne yazık ki maalesef hem iktidardan hem de muhalefetin bu dosyayı farklı bir alana, farklı bir noktaya alamadılar.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Sığınmacılara yönelik ırkçı, dışlayıcı anlayışlar artıyor. En ufak bir adli olay böyle sığınmacılara yönelik gösterilerin ve onların gitmesi gerektiğine yönelik açıklamaların artmasına yol açıyor. Peki burada sizin bahsettiğiniz gibi hemen bir günah keçisi seçilip daha bu adli olay açıklığa kavuşmadan, sonuçta bir köpek olmuş, başlangıçta etnik bir olay değil adli bir olay, köpek olmuş, tartışmanın hemen bir etnik olaya dönüşmesi ve hemen de insanların derdest edilip deport edilmesini nasıl izah ediyorsunuz?
Taha Elgazi: Ne yazık ki maalesef Suriyeli sığınmacı toplumun Türkiye’de yıllardır yaşadığı en hukuksuzluktur alanıdır. Bir kişi Suriyeli sığınmacı olsun ya da herhangi bir göçmen, yabancı yaptığı zaman biz bu kişiyi sınır dışı yapmadan önce. Suriyeli sığınmacıların geçici koruma statüsüne gelirsek; geçici koruma sisteminin hukuk ve kanun maddelerine istinaden herhangi bir Suriyeli sığınmacı suç işlediğinde bu kişiyi mahkemeye verilip onu sınır dışı etme ya da etmeme kararını alması gerekiyor. Bu durumda herhangi bir olay olduysa doğru olmasa da direkt kişiler alınıp sınır dışı ediliyor. Bu kişilerin burada çolukları var ailesi var, eşi var, annesi var, babası var bu kişileri sınır dışı yapmadan önce bu kişilere mahkeme hakkı verilmiyor? Bu kişi suç işlese de mahkeme önünde durma hakkı var.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: 2 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kavga ettiği zaman adliyeye mesele intikal eder, orada bir şekilde çözülür, kimse kimseyi bir yerden kovmaz fakat bir Suriyeli ile bir T.C. vatandaşı kavga ettiği zaman hemen Suriyeli’yi yurt dışına yollayalım şeklinde kolay bir karar çıkar. Adalete sığmıyor bu.
Taha Elgazi: Bu adalete sığmama durumu şöyle bir yol açtı; diyelim ki bir mahallede bir komşu Türk Vatandaşı Suriyelileri sevmiyor, basit bir şekilde karakola gidip bahane çıkartıp “Suriyeliler bize saldırdı, bizi rahatsız ediyor.” Denildiği zaman o aile direkt geri gönderme merkezine alınıyor. Böyle bir adaletsizlik ortamı olmaz. Suç işleyen var mı? Var ama onu mahkemeye verin. Açıkçası son 2 yıl içerisinde Suriyeli sığınmacının evine bir hırsız girse hatta Suriyeli sığınmacı aile ırkçı saldırıya maruz kalsa karakola gitmekten çekiniyor çünkü şikayetçi olsan bile maalesef kimi insanlar tutuklandı. Hatta Oğuzeli Geri Gönderme Merkezi’nden geçen sene 400 kişi civarında Apaydın Geçici Barınma Merkezi’ne intikal ettirdiler. O dönem de Gaziantep Valisi Davut Gül’ün ifadesi ve basın açıklamasına istinaden “Oğuzeli Geri Gönderme Merkezi’ndeki Suriyeli sığınmacıların herhangi bir idari icraatı kalmadı serbest kalması gerekiyordu ama maalesef onları serbest bırakmadılar, mahkeme beraat kararı verdi, mahkemenin beraat kararına rağmen onu tutup Apaydın Geçici Barınma Merkezi’ne alındılar.” Son aylarda benim takip ettiğim bazı dosyalar var, bir Suriyeli sığınmacının üzerine bir bahane, mahkeme beraat belgesi veriyor Suriyeli sığınmacı kişiye ona rağmen Göç İdaresi Başkanlığı bu kişiyi gözaltına alıp sınır dışı ediyor. İlk defa bir makamın mahkeme üstünde kararı olduğunu görüyorum. Mahkeme en üst karar olması gerekiyor.
Ömer Faruk Gergerlioğlu:Böyle kolaycı metodlar ile güya halkın gazını almak, tepkisini azaltmak, gösteriyi bitirmek adına fatura Suriyelilere kesiliyor ve deport edilerek haklı da olsa fatura ona kesilerek mesele halledilmeye çalışılıyor fakat bunun az evvel Mehmet Yaşar hocamın bahsettiği gibi uzun vadede Fransa’daki gibi yansımaları olabilir. Haktan, adaletten ayrılmamak gerekiyor, güvenlik gücü de olsa herkesin vatandaşa, insana adaletli davranması gerekiyor.
Taha Elgazi: Suriyeli sığınmacı toplumu Türkiye’de bir sorun kaynağı değil, bir sorun mağdurudur. Biz kendi vatanımızı kendi toprağımızı kendi irademizle bırakmadık. Orada ne yazık ki bir katliam vardı, orada bir diktatör rejim vardı, bizim sözümüze değil Birleşmiş Milletler raporlarına istinaden Esad rejimi kendi halkına kimyasal silah kullandı. Ne yazık ki buradaki siyasetçiler Suriyeli sığınmacı toplumu hedef alıyor. Kimse Esad rejimini hedef almıyor, sanki biz buraya kendi kararımızla geldik, sanki biz buraya piknik yapmak için geldik. Keşke Esad rejimi bitse de biz bir an önce kendi vatanımıza döneriz, insanları buraya getiren politika var. Suriyeli sığınmacılar Türkiye’de mülteci ve sığınmacı durumunda tutan gizli politika var.
Ömer Faruk Gergerlioğlu: ÖFG TV’yi burada bitiriyoruz, inşallah haftaya Salı günü saat 21.00’da birlikte olacağız, hepinize hayırlı akşamlar diliyorum.























Yorumlar