5 Nisan 2022

Herkese merhaba ÖFG TV’nin yeni bir yayını ile birlikteyiz. Her haftanın Salı günü haftanın önemli insan hakları konuları ve konukları ile birlikte size sunduğumuz ÖFG TV yine bu akşam 21.00’de başlıyor.

Bu hafta yine önemli konularımız ve konuklarımız var. İlk olarak bugün 5 Nisan Avukatlar Günü. Çok önemli. Yıl boyunca biz hep avukatlar ile birlikteyiz çünkü ihlallerle uğraşıyoruz, hukuk sorunları ile uğraşıyoruz, adli olmayan yargılamalar çok önemli konularımız o yüzden her gün defalarca avukat arkadaşlarımız ile görüşüyoruz ama bugün özel bir gün, bugünü temsil eden çok özel bir konuğumuz var Av. Çiğdem Koç, onunla birazdan konuşacağız ve ardından çok önemli bir hasta mahpus ki hasta mahpusluğundan sonra cezaevinde hayatını kaybeden Sinan Kaya isimli bir mahpusun annesi ve kız kardeşi ile görüşeceğiz. Bu konu ile ilgili Ceza TEvkifevleri Genel Müdürlüğü dün bir açıklama yaptı, yalan yanlış bir açıklamaydı. Biz gerçekleri Fatma Kaya’dan, Dilek Kaya’dan ve Avukatı Fatma Baydemir’den dinleyeceğiz. Söz Av. Çiğdem Koç’ta.

Av. Çiğdem Koç:Çok teşekkür ederim davet ettiğiniz için, bugünü sizden başkasıyla kutlamak istemezdim açıkçası.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Sizin kıymetli bir şekilde günü temsil eden bir insan olduğunuzu biliyorum, ne kadar hassasiyetle savunma görevini gönülden, kalpten, büyük bir dertle içtenlikle takip ettiğinizin şahidiyim. Bunu hem dışarıda hem de cezaevinde şahidiyim. Bugün 5 Nisan Avukatlar Günü. Sosyal medyada, medyada çok söz söylenecek, herkes avukatlar diyecek fakat öyle bir durum var ki aslında bazen avukatların bile göremediği avukat sorunları var anlaşılan. Bütün bunları hızlıca Avukat Çiğdem Koç’tan dinleyeceğiz.

Av. Çiğdem Koç:Ömer bey ben öncelikle sokak ortasında vurulan ve katilleri henüz hak ettikleri cezayı almayan Diyarbakır Barosu Başkanımız Tahir Elçi’yi, Adalet için başka çaresi kalmadığı için ölüme yürüyen Av. Ebru Timtik’i ve bu mücadelede hayatını kaybeden bütün meslektaşlarımı anarak başlamak istiyorum. Onlar çok kıymetli bizim için. Ben az önce Barolar Birliği’nin açıklamasını okudum, Avukatlar Büyük Tehlike Altında diye açıklama yapmışlar sağ olsunlar ama tutsak avukatlar ile ilgili tek bir dolu dolu cümlenin olmamasını da not etmek isterim! Zaten her türlü tersliği yapan biri olarakta benden de bu beklenirdi ama her kesimden, her mahalleden birçok avukat şu anda cezaelerinde, bir kısmı dışarıda olsa da yargılanmaları devam ediyor ve Türkiye Barolar Birliği’nin bununla ilgili tek bir cümle kurmaması ve genel olarak baroların buna mesafeli yaklaşmasını ben kabullenemiyorum açıkçası. Selçuk Kozağaçlı Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı’nın siz de duruşmalara gelip görüyorsunuz orada nasıl yargılamalar olduğunu. Hatta son duruşmada Selçuk Kozağaçlı ve ÇHD’li meslektaşlarımıza kurulan komplenin İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki bir dosyada alenen ifşa edildiği ve buna kimsenin ses çıkarmadığı ve bununla ilgili de gerekli çalışmayı yapacağız daha sonra. Selçuk gibi bir avukatın yıllardır çekip alamadığımız bu hukuksuzluğunu elinden, birçok meslektaşlarımızın bulunduğu bir yerde avukatlar gününü kutlamanın çokta esamesi yok. Av. Turan Canpolat, dosyasını sıkı takip ediyorsunuz, biliyorsunuz. Yıllardır hapiste, inanılmaz bir dosya ile hapiste ve biz ne kendi barosunu ne Barolar Birliği’ni harekete geçirmeyi başaramadık. Buna benzer çok örnek var ve bunları gördüğümüz zaman her an kafanızda sizin de aynı şekilde ‘cezalandırılabileceğiniz’ bir süreçte mesleğinizi yapmaya çalışıyorsunuz. Selahattin Demirtaş’ı bir siyasetçi olarak tanıyoruz ama o bir avukat. Ben Cumartesi günü kendisini ve Selçuk Mızraklı’yı ziyaret ettim, biz o gün kutladık avukatlar gününü. Şimdi bu süreç içinde bence daha acil bir sorunumuz yok! Çok önemli sorunlarımız var, avukatların ekonomik olarak çok ciddi sorunları var, avukatların birçoğu artık yoksulluk sınırında, avukatlar mesleklerini yaparken saldırıya uğruyorlar, öldürülüyorlar, darp ediliyorlar, avukatlar adliyelerde çok zorlu koşullarda çalışıyor, avukatların hala giremediği koridorlar var! Avukatlar savcılarla görüşemiyor, avukatlar hakimlerle görüşemiyor. Avukat sanki adliyenin misafiriymiş gibi davranılıyor. Birçok sorun var avukatın ama bence cezaevindeki meslektaşlarımızın hala orada olması, en can yakıcı ve en acil meselemizdir, biz yaklaşık 180 bine dayanmış bir avukat kitlesi yıllardır bu meslektaşlarımızı, bu hukuksuzluğu elinden çekip alamadık ve meslek örgütümüz bugün bir açıklama yapıyor ve tutsak avukatlardan bahsetme gereği duymuyor çünkü baroların ortak bir açıklaması bu! Herkes kendi mahallesine dairdir ya bizim memlekette.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Herkes kendine Müslüman veya demokrat.

Av. Çiğdem Koç:Ben şunu anlamıyorum! Hepimiz adaletsizlikten bahsediyoruz, cemaatçi yargıdan, AKP yargıdan, Milliyetçi yargıdan şikayet ediyoruz ama yeri geldiğinde bir baro Kemalist olmakla, öteki milliyetçi olmakla övünebiliyor ve buna dair davranabiliyor. Benim bir avukat olarak bunu algılamam mümkün değil. Bir avukatın ideolojisi cübbesini giyene kadardır, cübbenizi giydikten sonra sizin bir ideolojiniz olamaz. Sizin hukuka dair bir yolunuz vardır o yolu yürürsünüz! Avukatlık çok daha farklı meslek. Biz ideolojilerimiz, inançlarımız, etnik kimliklerimiz ile hareket edersek bir yerde iş tıkanıyor. Çok çeşitli avukat pratikleri var hem dünyada hem Türkiye’de. Belli bir ideoloji, belli bir etnik kimlik, belli bir avukatlık anlayışını takip eden meslektaşlarım var, çok ciddi mücadele ediyorlar ve birçoğu da pistte zaten. Ben kendi avukatlık anlayışımdan bahsediyorum çünkü 81 Baro ortak bir açıklama yapıyor Barolar Birliği ile içlerinde Milliyetçi, Kemalist, Kürt avukatlar var ama ortak imza atarken birisi solcu avukatlardan bahsetmek istemiyor, öteki Kürt avukatlardan bahsetmek istemiyor, öteki cemaatçi olduğu iddia edilen avukatlardan bahsetmek istemiyor ve ortaya böyle bir şey çıkıyor. Sanırım bizim aşamadığımız mesele bu! Siz çok iyi biliyorsunuz, herkesin kendi ‘teröristini’ alıp kenara çekildiği, herkesin kendi ‘kahramanları ve hainleri’ ile meşgul olduğu bir ülkede meslek örgütleri de bundan bağımsız olamıyor maalesef. O nedenle ben öncelikle cezaevindeki meslektaşlarımın sesini duyurulmasını ve orada yaşanan hukuksuzluğu en azından bugün çok fazla konuşulmasını istiyorum, sizin bu konudaki desteğinize de ayrıca teşekkür etmek istiyorum hazır fırsat bulmuşken, siz her zaman bizim yanımızda oldunuz, ben kendi adıma söyleyeyim, en ufak bir sorunla karşılaştığımda sizi aradım ve buldum. Siz, Sezgin Tanrıkulu’nu da analım kendisi meslektaşımız, onun avukatlar günü de kutlu olsun. Ebru’nun süreci o kadar acı bir süreçti ki; gözümüzün önünde eridi gitti Ebru ve Ebru o kadar hayat dolu bir kadındı, o kadar yiğit bir kadındı, ölüm orucu tartışılabilir, ölüm orucu benim için de çok kabullenilebilir bir şey değil ama bu insanların verdikleri bir karar ve bu insanların bir inancı var, şimdi bu ayrı bir mesele, bir avukat adalet istiyorum diye ölüm orucunda bir ülkede ölüyorsa o ülkede ne avukatlar günü kutlanır ne de başka bir şey konuşulur! Kutadgu Bilig demiş ki daha 11. Y.Y.’da; “Adalet göğün direğidir o yıkılırsa gökyüzü yerinde duramaz.” Demiş. Gökyüzü bizim başımıza yıkılalı çok oldu! Bundan da öte ne denebilir bilemiyorum. Bu arada diğer konuğunuz Fatma hanım ve kızı Dilek Hanım ile ilgili çok kısa hapishanedeki hasta, yaşlı mahpuslarla ilgili de bir cümle kurmak isterim. Bu ülkede bir mahpus, bir sandalyenin üstünde ölü bulundu Mustafa Kabakçıoğlu, siz çok iyi takip ettiniz ben kardeşinin avukatlığını yapıyorum. Aysel Tuğluk bu haliyle cezaevinde Mehmet Emin Özkan 28 Şubat’ta tutuklu generaller, bakın hiçbirini ayırmıyorum, bu insanları sevmem gerekmiyor, bu insanlarla aynı hayat görüşüne sahip olmam gerekmiyor, ben bir avukat olarak hasta, yaşlı, hamile bebekli insanların hapishanede tutulmasını insan haklarına aykırı olduğuna inanıyorum, bunun bir yaşam hakkı ihlali olduğunu söylüyorum ve bunu hiç kimseyi ayırmadan söylüyorum. Cezaevlerinden yeterince cenaze çıktı, insanların yaşadığı acıyı, Fatma Hanım’ın yaşadığı acıyı biz bilemeyiz, bunu anlamaya çalışırız. Bir avukat olarak benim en büyük yaram olduğunu söylemek isterim.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Çok haklısınız, çok dramlar yaşanıyor ve siz de adil olmayan yoğun yargılamalarla uğraşıyorsunuz ve bu dev bir konu, sanırım sabaha kadar ne deseniz azdır, bir avukat olarak belki saçınızı, başınızı yolacak yargılamaların olduğu salonlarda hayatınız geçiyor ve ardından da bu insanları cezaevinde yaşarken, mahpusken ve onlara yapılan ihlallerle izliyorsunuz. Bu konulara da biraz girip özetlerseniz.

Av. Çiğdem Koç:Ben size şunu söyleyeyim; aslında bununla ilgili çok şey konuşuyoruz, yazıyoruz, siz de biliyorsunuz, benim söylemek istediğim daha başka bir şey var. Biz iki yüzlü bir toplumuz. Bir yalanın kuyruğuna takılmaya bayılıyoruz! Birisi çıkıyor bir şey söylüyor yargılamalar ile ilgili, davalar ile ilgili buna kendi ideolojimizde, kendi mahallemizde inanmayı ve önümüze konanı yemenin başka bir gerçeği olabilir mi diye sorulmuyor, ben açıkça yalan söylenilen açık açık koca koca insanların bu ülkenin çok saygın güya gazetecilerinin çok cesur yiğit insan hakları savunucusu olduğunu iddia edenlerin açıkça yalan söylediğini biliyorum, bunu söylüyorum ve bunun bir karşılığı olmuyor! Ben Mehmet Baransu’nun da avukatıyım, Mehmet Baransu 7 yıldır bir yalan üzerine, yalan bir kurgu üzerine ve bu toplumun bir türlü anlamak istemediği onca iftiranın ortaya çıkardığı bir algıyla tutuklu. Mahkemeler adil yargılama yapmıyor, mahkemeler hukukun durumu böyle, Türkiye’de hukukun durumu her zaman böyleydi, Türkiye’de hukuk kim güçlüyse onun kullandığı bir araçtı. Daha önce de çok farklı değildi ama bir insan, bir gazeteci sadece gazetecilik yaptığı için ama toplumun genelinin hoşlanmadığı bir gazetecilik yaptığı için hapiste tutuluyor ve kendi meslektaşlarının yaptığı bir yalan haberle hukuksuz yargılanıyor ama kendi meslektaşları bile ses çıkarmıyor. Ben dönüp iktidara ya da mahkemelere ne diyebilirim ki kendine muhalif diyenlerin, öyle bir yalanın içinde boğulmaktan, böyle bir ikiyüzlülük içinde yaşamaktan hiç utanmadıkları bir yerde. Ahmet Altan 5 yıl hapis yattı bu ülkede kimse ağzını açmadı. Ben bu hikayenin ortasında dönüpte ‘İktidarın yargısı bu’ demeyi de çok komik buluyorum. Osman Kavala’ya beraat ettiği ve şu anda tutuklu olmadığı dosyadan ağırlaştırılmış müebbet istiyor savcı! Bu hakikaten inanılır gibi değil. Kobani dosyasını siz takip ediyorsunuz, Kobani dosyasının önceki mahkeme başkanının durumunu da biliyorsunuz. O tanıkların çıkıp; ‘Biz öyle demedik’ dediği, gizli tanık, itirafçı tanık gibi bir müessesenin yargının temel unsuru haline getirildiği, binlerce insanın bir zamanlar suç olmayan eylemler yüzünden ‘Bankaya para yatırdın, okuluna gittin, dersanesinde okudun’ gibi saçma sapan hukuku olmayan gerekçelerle terörist ilan edildiği bir yerde muhalefette iktidarın dilini kullanarak bunlara terörist diye bağırmayı muhaliflik zannediyor. Böyle bir ülkede tek suçlu iktidar mı? Tek suçlu hapishanedeki ihlalleri görmeyenler mi? Kendine muhalif diyenlere ne diyeceğiz? Her önüne gelene terörist diyenlere ne diyeceğiz? Toplum bu algısını sorgulamadığı müddetçe bu ülkeye hiçbir zaman hukuk gelmeyecek Ömer Bey. Ben buna kesinlikle eminim. Bu ülkeye demokrasi de gelmeyecek. Bu ülkede bir demokrasi kültürü de yok, demokrasi olarak düşünülen şey kendi düşüncesinin iktidarda olması! Kemalistler, Atatürkçüler iktidar olursa demokrasi var sanıyor, cemaatçiler cemaatçilerle AKP’liler beraberken demokrasi var sanıyordu. Demokrasi böyle bir şey değildir. Demokrasi de bu değil! İnsan hakları savunuculuğu da bu değil! Size neler yaptılar, bir de üstüne hapse attılar. Size hapse atmalarının sebebi buydu. Demokrat insan hakları mücadelesi vermenin, demokrat olmanın ne demek olduğunu ve bunun yapılabilir olduğunu gösterdiğiniz için hapsettiler sizi. Yoksa attığınız bir tweet veya paylaşım için değil. Şimdi bu ülke bu kadar ikiyüzlü ve kusura bakmasın kimse bu ikiyüzlülüğünden bu kadar utanmaz bir şekilde davranırken bu ülkeye hukuk gelmez! Bu işte en önemli görev biz avukatlara düşüyor çünkü biz bizim mesleğimizin özü bu! Bizim mesleğimizin varlık sebebi bu bence! Biz avukatlar bunun mücadelesini vermeye devam ettiğimiz müddetçe her zaman bir umut olacak ama ben göremeyeceğim bunu biliyorum. Çok genç ve çok yürekli meslektaşlarım geliyor arkadan, onlar bir gün bunu başaracak Ömer bey.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Ağzınıza sağlık çok teşekkür ederiz. Ne kadar söyleseniz azdır, ben biliyorum sizi bıraksak sabaha kadar çok önemli şeyler söylersiniz. Çok dertlisiniz çünkü çok önemli çelişkiler, paradokslar, ikiyüzlülükler var, bunlar gerçek, bunları konuşmadan bir yere varamayız. Çok teşekkür ederiz, 5 Nisan Avukatlar Gününüz tekrar kutlu olsun.

Av. Çiğdem Koç:Ben Teşekkür ederim buradan Selçuk Kozağaçlı başta olmak üzere bütün tutsak meslektaşlarımın avukatlar gününü de kutlamak istiyorum. Sizin de kutlama ve selamınızı yarın onlara cezaevinde ileteceğim.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Çok teşekkürler. Bu sorunların odağında bunları yaşayan hasta mahpuslardan birisinin ailesi ile görüşeceğiz, maalesef ki o hasta mahpus Sinan Kaya geçtiğimiz haftalarda hayatını kaybetti. Çok önemli bir ölümdü bu, biz üzerinde durduk fakat medya, kamuoyu çok fazla üzerinde duramadı nedense. 28 yaşında gencecik bir insan, cezaevinde şüpheli bir ölümle hayatını kaybetti, intihar olarak açıklandı. Şu anda yüreği yanan annesi ve kız kardeşi ile konuşacağız. Fatma Kaya Iğdır S Tipi’nde hayatını kaybeden Sinan Kaya’nın ailesi ile görüşeceğiz. Sinan Kaya ne yaşadı?

Emine Kaya:Ben Sinan’ın annesiyim. Ben adalet istiyorum. Televizyon kablosuna hiçbir şekilde dokunulmamış. Kablo bu şekilde duruyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Anne Türkçe bilmiyor ama çok önemli söylemek istedikleri şeyler var. Kürtçe anlatmaya çalışıyor. Karaciğer nakilli bir hasta ve sağlık hakkı ihlalleri olduğunu iddia ediyor aile önemli bir şekilde ve karaciğer nakli için Iğdır Cezaevi’nden Erzurum Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gitmesi gerekirken doğru dürüst gitmemiş, 8 ayda 1 kez gittiği iddia ediliyor. Son derece vahim bunlar. Sağlık hakkı ile ilgili önemli ihlaller olduğunu görüyoruz. Ayrıntılı bir şekilde dinleyeceğiz. Sinan Kaya’yı görüyorsunuz, gencecik bir delikanlı. Bizim anladığımız hem sağlık hakkı ihlalleri ve sonrasında da yoğun bir şekilde depresyon tedavisizlik sonucu hücresini yakan ardından da ertesi gün de kendisini asan bir mahpus ile karşı karşıyayız, çok önemli sıkıntılar yaşamış ve isyan etmiş, canına kast etmiş görünen bu. Bu konuyu ayrıntılı bir şekilde ailesinden dinleyeceğiz.

Emine Kaya:8 aydır hapistedir, bu zamana kadar psikiyatri doktoruna götürmemişler niye Cuma günü götürüyorlar? Cumartesi günü de ölüm haberi geldi. Daha önce götürülmemiş ve böyle bir rahatsızlığı yokken niye götürüyorlar. Bizi arıyorlar cezaevi: “Televizyon kablosu ile kendini boğmuş.” Televizyon kablosu duruyor. Bize televizyonu teslim ettikleri zaman kablo da aynı şekilde duruyor. Elbiselerini vermediler. Sadece bir kazak vermişler. Günlüğünü bile vermediler.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Günlüğü mutlaka almak lazım.

Emine Kaya:Bize günlüğü yanmış dediler.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Günlüğünü gizlediler. 8 ayda uğradığı sağlık hakkı ihlalleri, hastaneye götürülmemiş mi? İlaçlarını kullanamamış mı? Adalet Bakanlığı diyor ki: “Biz hastaneye götürdük.” Diyor. Siz ne diyorsunuz?

Emine Kaya:Abim bize: “İlaçlarımı vermiyorlar. 10- 20 gündür ilaçlarımı vermiyor.” Diyordu. Biz aradığımız zaman; “Siz niye arıyorsunuz? Mahkum kendisi söyleyebilir.” Diyordu ama mahkumu dinlemiyorlardı, ilgilenmiyorlardı. Hastaneye götürüldüğü zaman aradı bize ağladı. “Ayağıma vurup, terörist diyorlardı. O kadar zoruma gidiyordu ki suçum taş mı.” Diyordu! Benim oğlum gazetede yayınlandıktan sonra alındı.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Adalet Bakanlığı diyor ki: “Biz sık sık hastaneye götürdük. İntiharından biz sorumlu değiliz. Gerekeni yaptık.” Diyor. Erzurum Hastanesi’ne kaç kez gitti, organ nakli tedavisi çok önemli bir tedavidir.

Dilek Kaya:Sadece 1-2 kere götürüldü, götürüldüğü zaman da “Terörist, pis” kelimeleri kullanıyordu kardeşime. Biz cezaevi müdürüne de şikayet ettik bu konu üzerine dedi ki: “Benim abime neden terörist muamelesi yapılıyor, insanlar içerisinde hastaneye götürülüyor. O da “Bizim onlarla alakamız yok, onlara hiçbir şey deme hakkımız yok.” Deyip bizi geçiştirdiler. O cezaevi müdürü ile de ben daha önce görüştüm, abimin psikolojisi bozulabilir, günahtır, hastadır, %80 bedensel engelli dedim, onlar da bize: “Ne zaman intihar ederse ne zaman ölürse biz sizi ararız abiniz öldü diye o zaman gelir cenazenizi teslim alırsınız.” Dedi aynen o cezaevi müdürü de beni gece 02.00’de aradı: “Kardeşiniz Sinan vefat etmiştir, gelin morgdan cenazenizi alın.” Dedi. Biz morga gittik, ağlamamıza izin vermiyorlardı. Ağladığı zaman; “Ağlarsanız kardeşinizi vermeyiz.” Dediler. Mezarlığında bile annem ağıt yakıyordu, biz ağlıyorduk, her askerin elinde bir telefon hepsi de bizi çekiyordu, feryatlarımızı çekiyorlardı, abimizi gömerken çektiler. Bu adam ne yaptı ki bu adam bu devlete bir şey yapmış ki bu hale getirdiler!

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Kaç gün önce vefat etti abiniz?

Emine Kaya: Cumartesi günü vefat etti. Kablo elimizde, televizyon elimizde, ikisi de sağlam, ne ile intihar etti dedik. “Araştırıyoruz.” Diyorlar. Araştırdığınız şey ne?

Dilek Kaya: Benim abim günlük tutan bir insandı. ‘Sinan’ın hayatı’ diye bir kitap yazıyordu, mektuplarında da bahsediyordu. Neden bu insan bu kadar hayat dolu? Bu onun kitapları. Kendisi Allah’tan korkan bir insandı.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Değerli izleyenler hasta mahpus Sinan Kaya’nın Iğdır S Tipi Cezaevi’nde şüpheli bir şekilde ölmesi, intihar diye açıklanması sonrası aile ve avukatı ile görüşmelerimize devam edeceğiz.

Mahpus Sinan Kaya’nın Iğdır S Tipi Cezaevi’nde vefatının üzerinden günler geçti fakat olay hala belirginleşmiş değil. Üzerinde şüphe bulutları var, Av. Fatma Baydemir davayı takip ediyor, gelişmeleri ondan alacağız.   Avukatlar Gününüz kutlu olsun.

Av. Fatma Baydemir:Teşekkür ederim, adalet getireceğimiz yıllar önümüzde olur, öyle umut ediyorum. Sinan Kaya’nın ölüm dosyası ile ilgilenmekteyim. Soruşturma 19 Mart gecesi intihar bilgisi ile aileye öyle bildirim yapılarak teslim edildi, otopsisi gerçekleşti, henüz ön otopsi raporu dosyada mevcut. Trabzon Adli Tıp’tan henüz bir otopsi raporu bekleniyor, dosyada görüntüler mevcut değil, savcı ile görüştüğümüzde henüz çözümlenmesinin yapılmadığı söylendi. Çözümlenmesi yapıldığı taktirde bizim tarafımızdan da incelenecek. Sinan Kaya hem fiziksel hem ruhsal açıdan sağlık problemleri olan bir kişi. Daha önce intihar girişimleri defalarca olmuş. Defalarca psikiyatri birimine götürülmüş, muayeneleri gerçekleşmiş, en son 18 Mart’ta tekrar psikiyatri kliniğine götürülüyor, Samsun Ruh Sağlığı Hastalıkları Hastanesi’ne sevki gerçekleşiyor, sevk talep ediliyor. 19 Mart’ta da Sinan’ı intihar girişimi ile kaybediyoruz. Daha öncesinde Sinan karaciğer nakli yapılmış, karaciğer nakli yapıldığı için Erzurum Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sürekli olarak kontrollerinin yapılması gerekiyor. Birkaç defa cezaevi yönetiminden sevki gerçekleşmiş ama yeterli değil, buna ilişkin Sinan’ın daha önce defalarca ilaç talebi olmuş. Cezaevi yönetimi bunu karşılamış mı karşılamamış mı? Karşılaşmışsa neden defalarca aynı talepler Sinan tarafından yapılmış bunu bilemiyoruz! Açıkçası Sinan’ın ölümünde bir ihmalkarlık zinciri söz konusu. Ne şekilde öldü henüz belli değil! Kesin bir veri elimizde yok! Hukuki sürecini takip etmeye devam edeceğiz. Bu şekilde bilgileri aktarabilirim.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Sinan Kaya karaciğer nakilli bir hasta, 28 yaşında ciddi bir tedavi altında ve organ naklinin olduğu yerde kontrollerinin yapılması lazım. 8 aydır cezaevinde ve cezaevinden hastaneye gidişle ilgili sıkıntılar yaşıyor. Normal bir polikliniğin takip ettiği bir hasta değil ve Erzurum Atatürk Hastanesi’nde takip eden doktorun yanına gitmesi gerekiyor ve oraya sanırım bir kez gönderilmiş değil mi avukat hanım?

Av. Fatma Baydemir:Evet bizim bir kez gönderildiğine dair elimizde bilgi var. Daha öncesinde götürülmüş mü götürülmemiş mi biz dosyadan bunu görüntüleyemiyoruz ama Sinan’ın birkaç defa sevki için Iğdır Devlet Hastanesi’nin de organ nakli birimine sevk talebi bulunmuş. Erzurum Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi organ nakli birimine sevki uygundur yazıları mevcut dosyada ama bu ne kadar gerçekleştirilmiş, kaç defa götürülmüş biz bilmiyoruz, görmedik. Biz Sinan’ın ailesinin aktarımı üzerine şöyle bir bilgiye sahibiz; Sinan kendisinin 1 kere Erzurum’a sevkinin gerçekleştiğini, hatta bu sevk sırasında ırkçı söylemlere maruz kaldığını ailesine bildirmiş. Bu durum onu kendisini rahatsız ettiğini bildirmiş çünkü orada infaz koruma memurları tarafından hastanede bulunan diğer hastalara mı “Sinan bir teröristtir.” Gibi bir söylem söz konusu. Aileye de Sinan bu şekilde aktarım yapmış.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Böyle 8 ay boyunca sıkıntılı bir dönem var. Ciddi bir hastalığı olan kişi gördüğümüz kadarıyla dahiliye, nöroloji, psikiyatri polikliniklere götürülüyor fakat tatminkar bir sonuç yok belli ki bir tedavi yok ki durumu iyiye gitmiyor, zayıflıyor, ruhsal sağlığı bozuluyor ve sanırım sık sık dilekçeler veriyor. “Ben tedavi almak istiyorum.” Bu dilekçeler konusunda neler söylersiniz?

Av. Fatma Baydemir:Bizim görüntüleyebildiğimiz soruşturma dosyasında mevcut olan şu dilekçeler mevcut: “Ben karaciğer nakli oldum, şu ilaç tarafıma verilsin. Karaciğer nakli oldum şu antibiyotiği kullanmak istiyorum, psikiyatri ilacını kullanmak istiyorum.” Diye dilekçeler var. Düzenli olarak cezaevi periyodik olarak bu ilaçları mahkuma sağlamakla yükümlüler. Demek ki temin edilememiş ki Sinan tarafından sürekli cezaevi yönetiminden böyle talepleri söz konusu. Ayrıca Sinan çeşitli zamanlarda intihar girişiminde bulunmuş ve kendisi tekli odada tutuluyor, tekli odada kalmak istemiyor çünkü sol tarafı kısmi felçli, konuşma güçlüğü çekiyor, yürümekte güçlük çekiyor. Yalnız bir odada tutulması kendisine ihtiyaçlarını karşılamayacak durumda olması, psikolojisinin bozuk olması aynı odada başka kişilerin de olmasına ihtiyaç duyduğu ortada. Farklı kişilerle aynı odada kalmak istiyor, bunu defalarca cezaevinden talep ediyor. Fakat Sinan’ı buna rağmen tekli odada tutuyorlar. Zaten S Tipi Cezaevleri sıkıntılı, henüz bir yönetmeliği yok ve biraz keyfi uygulamaların söz konusu olduğu bir cezaevi. Şu an sadece Iğdır’da var ve Antalya’da var. Türkiye genelinde 2 S Tipi Cezaevi var ve bu cezaevlerinde ciddi hak ihlalleri olduğunu, sadece Sinan olayında değil, Sezer Alan adli mahkum intihar etti. Diğer mahkumların yaşadığı problemler, burada insan hakları ihlallerinin baş gösterdiğinin göstergesi.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Sezer Alan ne zaman vefat etti?

Av. Fatma Baydemir:Sezer Alan’da 20 Şubat’ta intihar etti.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Gerekçe neydi? Konu nedir?

Av. Fatma Baydemir:O konuda da İzmir İnsan Hakları Derneği ilgileniyor, detaylı bir bilgim yok. Iğdır Cezaevi’nde oluyor, kendisini psikolojik problemleri olduğu söyleniyor ve tekli odada tutuluyor, adli mahkum. Tehlike unsuru barındırmayan suçtan dolayı cezaevinde, tehlikeli mahkum statüsüne alıyorlar.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:1 ay içinde 2 intiharın olduğu bir cezaevinden bahsediyoruz.

Av. Fatma Baydemir:Evet 1 ay içinde 2 intihar olayı söz konusu ve bunun dışında bir sürü mahkumun problemleri söz konusu. Kötü muameleye dair yoğun başvurular alıyoruz. Mahkumlarla da görüşme gerçekleştiriyoruz bu konuda. Sinan defalarca intihar girişiminde bulundu. Madem ki defalarca intihar girişiminde bulundu infaz memurları neden 2 saatte bir Sinan’ın odasını kontrol etti? Daha sık aralıklarla kontrol altında tutulamaz mıydı? Bu da bir ihmalkarlık değil midir?

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Daha öncesinde 16, 17’sinde intihar girişimleri var.

Av. Fatma Baydemir:Ben dosyayı daha detaylı inceleme fırsatı buldum. Daha öncesinde de; 29.09.2021, 27.12.2021, 22.08.2021 tarihlerinde Sinan’ın intihar girişimleri olmuş. Sinan yaklaşık 8 aylık cezaevi sürecinde 9-10 defa intihar girişiminde bulunmuş. Bu insan neden hala cezaevinde tutulur? Neden yatarak psikolojik tedavisi yapılmaz? Ceza infaz memurlarınca neden daha sık kontroller altında sık periyotlar altında, kontrol, gözetim altında tutulmaz? Bir ihmalkarlık söz konusu diyebilirim.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Hele ki son günlerinde intihar edip öleceği apaçık belli, 16’sında kendisini bıçaklıyor, 17’sinde koğuşunda yangın çıkarıyor, 18’inde hastaneye gidiyor yatışı öneriliyor ve 19’unda intihar ediyor.

Av. Fatma Baydemir:Buna rağmen ölüm tutanağında belirtildiği gibi 2 saatte bir periyotlarla kontrol edilmiş, 2 saat öncesinde ceza infaz memurları gidiyor kontrol ediyor, o zaman “Teşekkür ederim hiçbir şeye ihtiyacım yok.” Diye tutanağa geçiriliyor, 2 saat sonra gittiklerinde Sinan’ın kendini bir televizyon kablosu ile havalandırma camından kendini astığı bilgisi tutanağa geçiyor. İhmalkarlık söz konusu. Soruşturma dosyası devam etmekte, biz hukuki takibi yapacağız, yasal tüm haklarımızı kullanacağız, aile adına bütün hukuki işlemleri devam ettireceğiz. Eğer gelişmeler olursa size tekrar dosya hakkında bilgi verebiliriz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:%80 engelli, 8 ay boyunca 9-10 kez intihar teşebbüsü olan, ilaçlarına kavuşmak için defalarca dilekçe yazan Erzurum’a istenildiği zaman götürülmeyen, hastanenin çağrısı üzerine ancak Erzurum’a götürülen, organ nakli olmuş, sıkıntıda, depresyonda, ruhsal sıkıntılar yaşayan ve son günlerinde tekrar iki defa intihar teşebbüsünde bulunan bir insan ölüyor ve halen sanırım tatminkar bir açıklama yapılmıyor. Dünkü Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün açıklaması için ne dersiniz?

Av. Fatma Baydemir: Sinan’ın defalarca hastaneye götürüldüğü ihmalkarlık söz konusu olmadığı söylenmiş ama ben bir ihmalkarlığın olduğunu düşünüyorum, zaten soruşturma dosyasında, Sinan’ın dilekçelerinde, doktor raporlarında Sinan son zamanlarda yaşadığı ruhsal bunalımlarda bunlar birer ihmalkarlık zinciri ve ölüme teşvik, ölüme götürme söz konusu. Ben açıklamanın “Evet hastaneye götürüldü defalarca” götürüldü ama Sinan’a ne kadar faydası oldu? Etkili bir tedavi yöntemi uygulandı mı Sinan’a?

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Defalarca getir götür ama etkili bir tedavi alamadıktan sonra ne anlamı var? Biz hekim olarak bu konuyu iyi biliriz. Defalarca bunu Ceza Tevkifevleri yapıyor. “10, 15 defa götürdük.” Götürdün de şifa yok ortada! Gereken yere götürmemişsin! Bütün bunlar çok ağır ihlalleri gösteriyor!

Av. Fatma Baydemir:Yatarak tedavisi önerilmiş psikiyatri tarafından, Samsun Ruh Sağlığı Hastanesi’ne sevki yapılmış, ölümünden 1 gün önce. O zaman Sinan’ın tekrar koğuşa götürülmesi doğru muydu? Iğdır’da tedavi altında tutulamaz mıydı? Gerekli birime sevki gerçekleşene kadar! Bunlar birer ihmalkarlık zinciri. O yüzden Adalet Bakanlığı’nın yaptığı açıklama onların cezaevi yönetiminin yaptığı uygulamaları aklayacak nitelikte değil.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Sinan Kaya’nın ailesi ile bir sesli bağlantı kuracağız. Dilek hanım bize kısaca Sinan Kaya’nın 8 ay boyunca mahpusluğunda neler yaşadığını anlatır mısınız?

Dilek Kaya: Sinan karaciğer hastasıydı. Hiçbir şekilde ilaçlar verilmiyordu. 1 hafta veriyorlardı ilacı 1 hafta vermiyorlardı. 2-3 günde bir veriyorlardı ilaçları. Abim içeriye girdiği zaman hastaneye götürmediler. Cezaevini aradık hastaneye götürün diye. Doktorunu aradım, rica ettim. “Lütfen söyleyin hastanızı getirsinler. Bu çocuk içeride dayanamıyor.” Dedim. Doktor: “Benim hastamı şu tarihte hastaneye getirin.” Dedi. Abimi aradım dedim ki: “Götürdüler mi seni?” “Hayır beni götürmediler. Beni niye götürmediler?” Dedi. Bende doktoru aradım: “Evet gelecekti getirmemişler.” Tekrar cezaevini aradım. Cezaevi: “Tamam götüreceğiz.” Demişler. Abimin kan tahliline bakmışlar. Durumu iyiydi ama çok su içsin dedi. Abimi hastaneye götürüyorlar, hastaneye götürdükleri zaman jandarmalar abime : “Terörist.” Demişler, hakaret, şiddette bulunmuşlar. Cezaevi müdürüne söyledik. “Abime baskı yapılıyor hastaneye götürüldüğü zaman.” O bize dedi ki: “Bizim onlara bir şey söyleme niyetimiz yok. Bizim yapacağımız bir şey yok. Onu götürenlerin elinde olan bir şey.” Diyorlardı ve bizi böyle sürekli erteliyorlardı. Abim sıkıntısını söyleyemedi. Abimin sol kolu ile sol ayağını hareket ettiremiyordu. Konuştuğu zaman insanlar ne söylediğini anlayamıyordu. Biz arıyorduk cezaevini bize : “Burası cezaevi zırt pırt aramayın.” Diyorlardı. Benim abim çok sıkıntı çekti o cezaevinde. Yatış verilmiş ama yatırılmamış. Abim pantolonunu giyemiyordu. Engelliydi.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Buna rağmen tek başına kalıyordu.

Dilek Kaya:Evet benim abim dinine düşkündü. Dine düşkün bir insan kendi canını kendi eliyle alması saçmalık. Ancak yaptırılır, bir şey tetiklemiştir. Yaptırılmıştır. Benim abim böyle yapacak bir insan değildi. Dedik ki: “Abimi birinin yanına alın. Engelli raporu var %80. Kendine zarar verir.” Cezaevi müdürü abimi de tanıyor. Bana: “Ne zaman intihar ederse sizi ararız gelin abinizin cenazenizi alın.” Dedi. Aynen o gün, 20’sinde cumartesi bizi aradı dedi ki: “Abin intihar etmiş gel morgdan cenazenizi teslim al.” Dedi. “Ben de yalan söylüyorsunuz ne ile intihar etti?” dedim. Onlar da: “Televizyon kablosu.” Dedi. Televizyon şu anda bizim elimizde kablosu sağlam. Bıçaklama olmuş diyorlar. Yangın çıkarmış diyorlar. Madem bunlar oluyordu abimi birinin yanına almadılar! Kıyafetleri yandı madem gardiyanlar nerdeydi?

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Siz onu 8 ay boyunca pek sağlıklı bir şekilde görmediniz.Zayıfladı mı kilo mu aldı ruhsal durumu nasıldı?

Dilek Kaya:Evet sıkıntılıydı, raporu da vardı zaten. Söylüyordu sürekli, bir insan bu kadar çöker mi? Yıpranmıştı. “Yemekler çok kötü.” Diyordu. Yemeden içmeden kaynaklanan bir zayıflama değildi, bu psikolojik baskı ile çocuk o kadar zayıflamıştı. Elinin kemikleri sayılıyordu. Yüzü, gözü çökmüştü. Annesiz kalabilecek bir çocuk değildi.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Ceza Tevkifevleri bir açıklama yaptı. Dedi ki: “Biz 12 kez hastaneye götürdük, hiçbir eksiğimiz yoktur.” Bu sözlere ne dersiniz kardeşi olarak?

Dilek Kaya:Kesinlikle abim diyor ki: “Kontrole götürmüyorlar, kontrole götürdüklerinde baskı oluşturuyor, ayaklarıma vuruyordu.” Diyor abim kendi diliyle söyledi. Bize inanmıyorlar, kanıtlamamızı istiyorlarsa o zaman abimin ses kayıtlarını açıp dinletsinler. Hastaneye gidince psikolojik baskı gördü.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Avukat hanımın ve Sinan Kaya’nın kız kardeşi Dilek Kaya’nın ve annesi Fatma Kaya’nın ifadeleri ile ortaya çıkan bir gerçek var. Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü yalan yanlış açıklamalar yapıyor! Büyük bir sorumsuzluk sergiliyor! Ortada çok ciddi bir intihar olayı var, adeta göz göre göre gelen bir intihar ve daha doğrusu ihmaller silsilesi sonrası adeta bir cinayet çünkü bu kadar ağır ihmaller sonucu gerçekleşen bir ölüm görüyoruz. Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Bakanlık: “12 kez götürdük getirdik.” 12 kez götürdün getirdin ne etkisi oldu tıbben. Ruh, fizik sağlığına zerre bir etkisi olmadığı belli. Tedavisi olmayan, kötüleşen ve en sonunda da intihar eden bir hasta var karşımızda, gerek avukat hanım gerek kız kardeşi feryat ediyor. Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü yalan bir açıklama yapmış oluyor, bu apaçık ortada çünkü dosyanın detaylarını programımızda öğrendik. Gittikçe kötüye giden sağlık hakkına erişemeyen, hastanelere gidemeyen, defalarca dilekçe yazan, sürekli kötüleşen bir hasta, 9-10 defa intihar teşebbüsünde bulunan, dosya kayıtlarından öyle anlıyoruz, gittikçe madden manen kötüleşen bir hasta sonunda intihar ederek aramızdan ayrılıyor ama Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü hiç utanmadan, yüzü kızarmadan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın hiç yüzü kızarmadan maalesef: “12 defa hastaneye götürdük daha ne olsun?! Dışarıdaki insanın gidemediği kadar hastaneye gitmiş daha ne istiyorsunuz üslubunda bize cevap veriyor! Büyük bir utanmazlık, sorumsuzluk var. Bunun neden net bir şekilde görüyorum; çünkü bir hekim olarak konuyu yakinen anlıyorum. Bir insan hakları savunucusu tecrübesiyle konuyu görüyorum, büyük bir ihlal var burada. Bunların aydınlatılması gerekiyor, adil etkin bir soruşturmanın yürütülmesi gerekiyor, bütün bu anlatımlar sonunda avukat hanıma son cümleleri için bir değerlendirme alalım?

Fatma Baydemir:Bir ihmalkarlık açık ve net söz konusu, soruşturma dosyasından da anlaşılıyor. Biz adil ve etkili bir soruşturmanın yürütülmesi için elimizden geleni yapacağız. Bütün yasal haklarımızı kullanacağız, hukuki hangi yollar varsa başvuracağız, bunun dışında sizin ilginiz için teşekkür ediyoruz, ilgilendiğiniz için dosyayla yakinen. Teşekkür ederim.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Biz de çok teşekkür ederiz, programımız burada bitiyor. Sinan Kaya’nın intihar vakasını takip etmeye devam edeceğiz. Adalet Bakanlığı’na soru önergesi verdik lütfen doğru dürüst bir şekilde cevaplayın.

Dilek Kaya:2-3 kere intihara kalışmış. %80 engelli zaten.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Olay çok vahim. Büyük bir vicdansızlık var, büyük bir katılık var, mekanik bir hissizlik var, inanılmaz bir şekilde bize uyduruk cevaplar veren bir bakanlık var ama biz olayın detaylarına iniyoruz. Hiçbir şekilde o iktidar medyanızda bu işi örtbas edeceğinizi sanmayın Adalet Bakanı sana sesleniyorum; hiçbir şekilde bu işin peşini bırakmayacağım. Ortada gencecik bir insanın ölümü var. Böyle uyduruk açıklamalarla karşımıza gelmeyin. Dosya apaçık ortada. “Iğdır Cezaevi ne oldu bana anlat?” o da yazmış göndermiş. Böyle iş mi olur! Gönder bir müfettiş A’dan Z’ye dosyayı araştırsın incelesin. Bu ne rezalet? Sayın Bakan sen ne yapmaya çalışıyorsun? “Iğdır Cezaevi bana yalan dolan bir açıklama gönder de Ceza Tevkifevleri bunu açıklasın.” Böyle iş mi olur? Senin bakanlığın müfettişi yok mu? Gitsin Dilek Kaya’yı dinlesin, gitsin Av. Fatma Baydemir’i dinlesin, gitsin dosyayı araştırsın, sonra bir kanaat ortaya koysun. Bu ne sorumsuzluk? Anlamak mümkün değil!

Değerli izleyenler gerçekten ne desek azdır. Hasta mahpusların ölümü yüreğimizi yakıyor, onları tanımıyoruz bilmiyoruz ama biz yaşanan ihlalleri çok yakından tanıyoruz. O yüzden çok üzülüyoruz ve her defasında bir eve ateş düşüyor. Şimdi de Dilek Kaya ve annesi Fatma Kaya’nın evine ateş düşmüş durumda. Zaten babasını kaybetmiş bir çocuk Sinan Kaya ve hasta bir mahpus, bütün bunlara rağmen ağır ihlaller sonucu hayatını kaybetti. Biz Sinan Kaya ve diğer binlerce hasta mahpusun durumunu vicdanen takip edeceğiz. Hiçbirisi tanıdığımız birisi değil ama biz bunlara gözümüzü yumamayız, kulaklarımızı kapatamayız. Kabul etmiyoruz, olayın sonuna kadar peşindeyiz, ulusal ve uluslararası arenada da konuyu gündem edeceğimizden herkesin haberi olsun.

Bugün de programımız burada bitiyor, haftaya Salı günü saat 21.00’de buluşana kadar hepinize hayırlı akşamlar diliyorum. Hoşça kalın!

Yorumlar