2008-11-17 00:00:00

GİRİŞ:

Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun konuşması:

Değerli basın mensupları, hocalarım, değerli insan hakları savunucuları, MAZLUMDER’in gönüldaşları, kardeşlerim hepiniz hoş geldiniz. Değerli misafirler biz bugün burada 2008 yılı boyunca yaptığımız çok önemli bir çalışmayı değerli bilim adamlarıyla birlikte sizlere sunmak ve sizinle paylaşmak istiyoruz. 2008 yılı çalışma planı içinde hangi konuyu en ön planda değerlendirmemiz gerektiğini düşündüğümüzde dönüp 2007’de hangi konuların ön plana çıktığını değerlendirdik ve dini ve etnik ayrımcılığın 2007’de çok yoğun bir şekilde sürekli önde gittiğini gördük. Biri bir ay Türkiye gündeminin en önemli maddesiyken öbürü, diğer ay Türkiye gündeminin çok önemli bir maddesi oldu. Ve uzun yıllar da maalesef bu böyle biliyorsunuz, çünkü sistemden kaynaklanan önemli sorunlar var. Ve bu çerçevede biz, önemli bir saha çalışması yapmayı planladık yirmi dört kişilik bir çalışma grubuyla. Türkiye’nin yedi ilinde; İstanbul, İzmir, Diyarbakır, Batman, Mardin, Hatay gibi illerde önemli bir çalışma başlattık. Farklı bir çok dini ve etnik grupla, elliden fazla grupla konuştuk. Yüzlerce kanaat önderiyle konuştuk. Konu hakkında çalışması, araştırması olan düşünce adamları, araştırmacılarla konuştuk, tahliller yaptık. Ve sonunda ulusal ve ulusal üstü mevzuatı da inceleyerek rapor çalışması ortaya koyduk. İki ayrı raporu, sizlere bugün ve yarın sunacağız. Dini ve Etnik ayrımcılık, oldukça uzun ve önemli tespitlerde ve önemli önerilerde bulunan çalışmalar. Bunları sizlere özet bir şekilde sunmaya çalışacağız. Ben bu vesile ile bu çalışmada görev alan yirmi dört kişilik rapor ekibimize çok teşekkür ediyorum. Çok gayretli ve fedakar çalışmalarda bulundular. Ve rapor koordinatörümüz Ahmet Kızıl kaya beye çok teşekkür ediyorum. İstanbul şubemiz büyük bir gayretle sempozyumun düzenlenmesini sağladılar. Ve yine burada bulunan Cüneyt Sarı yaşar ve Gülden sönmez arkadaşlarımızın büyük gayretleri oldu. İsmini burada anamayacağım birçok arkadaşımızın çok önemli gayretleri oldu, hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Değerli arkadaşlar, ayrımcılık nedir? Ayrımcılık aslında başkasını alçaltarak kendisini yükseltme hastalığıdır. Dini ve etnik alanda olduğu zamanda çok büyük bir hastalık olarak karşımıza çıkıyor. Biz ayrımcılığı çok önemli bir sorun olarak gördük. Belki türkiyede MAZLUMDER dindar kimliğiyle tanınıyor ama biz, bu kimliğin bize vermiş olduğu adalet anlayışıyla her dini ve etnik kimliğin sorunlarını tespit etmek için uzun yıllardır çalışıyoruz ve bundan sonra da daha yoğun bir şekilde çalışacağız inşallah. Bu vesileyle her grupla görüşme yapmaya çalıştık. Ve ayrımcılığın büyük bir sorun haline gelmiş olduğunu gördük. Etnik ayrımcılık nedir? Etnik açıdan insanlar kendilerini üstün görebiliyor ve diğer Allah’ın yarattığı etnik grupları küçük görme hastalığına tutuluyor. Ve bu yüzden büyük bir ayrımcılık ortaya çıkıyor. Türkiye sonunda bu büyük sorunu yaşamaya başlıyor. Etnik grupların kimliğini tanımak gerekir, fakat etnik gruplar bir başkasına baskı unsuru haline de dönüşmemeli. Bunu da söylemek istiyorum. Bize yıllardır türk olmakla ne kadar mutlu olacağımızı anlattılar. Ama ne Türkler mutlu olabildi ne de başkaları mutlu olabildi. Çünkü sorun büyüdü. Kimse mutlu olamadı. Dini anlamda da ayrımcılık yapıldı. Sistem insanları tek tipleştirmeye çalıştı. Benim istediğim anlayışa göre şekilleneceksin, biçimleneceksin, senin anlayışın ne olursa olsun, dedi. Benim istediğim etnik kimliğe bürüneceksin, senin yaratılışın ne olursa olsun dedi. İstediğim şekilde bir türk, istediğim şekilde bir din anlayışı olsun dedi ve bu da büyük bir rahatsızlığa neden oldu. Bize biçilen bu elbisenin bugün artık çok dar geldiğini ve patladığını görüyoruz, her yerinden patlak veriyor bu elbise ama hala üstümüzde bunu biçimlendirmeye çalışıyorlar. Bu büyük bir sorun. Değerli arkadaşlar, biz Türkiye’de bu sorunun çok büyük problemlere yol açtığını gördük artık, sorun iç çatışma ortamına doğru sürükleniyor. Etnik anlamda Türkiye’nin sadece doğusu, güneydoğusu değil, Türkiye’nin batısında da büyük bir gerginlik var. Biliyorsunuz, çeşitli, batıda, egede, marmarada, karadenizde çeşitli il ve ilçelerde büyük gerginlikler yaşanıyor. İç çatışma halleri yaşanıyor, biraz daha bu gerginlik başka yerlerde de patlak verecek olursa Türkiye artık önü alınamaz çok korkunç bir ortama doğru sürüklenebilir. Dini anlamda da büyük problemler yaşanıyor. Anayasa mahkemesi kararıyla başörtüsü konusunda güya bir karar alınıyor, ama bu kesinlikle toplumun vicdanının kabul etmediği bir karar oluyor. Toplumun %80-90’ının kabul etmediği bir kararı alıyorsunuz ve bunu dayatıyorsunuz. Biz Türkiye’de artık dini ve etnik kimliğinden dolayı bu cumhuriyetten kovalanan insanlar istemiyoruz. Bu ülkede ne başörtüsünden dolayı genç kızlarımız ağlasın istiyoruz, ne de ruhban okulu kapatıldığı için rahip yetiştirme sorunu yaşayan hristiyanlar olsun istiyoruz. Ne de etnik kimliğinden dolayı vahşice öldürülen hırandlar olsun istiyoruz ne de kimliğini yıllardır aşağılandığı için söyleyemeyen aleviler olsun diyoruz. Herkes, her dini ve etnik kimlik, göğsünü gere gere ifade etsin istiyoruz. Zaten bunun için de biliyorsunuz bugün salonumuzda bir stand açtık, herkes kendisini ifade etsin dedik. Herkes kendisini özgürce ifade etsin istedik. Biz yıllardır bu konuda ifade özgürlüğünün genişlemesi açısından elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz ama eğer eksiğimiz varsa daha da fazlasını yapmak istiyoruz. Bu çalışma dini ve etnik anlamda tüm toplumun ifade hürriyetinin artması noktasında bize daha büyük bir hız vermiştir, bunu da ifade etmek istiyorum. Bu alanda Türkiye’de kamu otoritesinin haksızlık yaptığı, dini ve etnik kesimlerden de özür dilemesi gerektiğini söylüyorum. Ama özür dilemek, bir tarafa hala devletimizin yetkilileri ne diyor, savunma bakanımız kalkmış işte “tek ulus devlet oluşturmak için ne güzel de mübadele yaptık” diyor, “ne güzel de farklı etnik kimlikleri kovaladık” diyor. Ortaya büyük bir kürt sorunu çıkmış, on binlerce insan ölmüş, kırk bin insan ölmüş, sayın bakanımız bu sorunu hala, işte tehcirde mübadelede kovaladığımız vatandaşlar yüzünden, onların gitmeleri yüzünden çıkıyor diye ifade etmeye çalışıyor. Biz bu kadar sorunlar yaşadıktan sonra, seksen beş yıldan sonra, bir devlet yetkilisinin çıkıp bu kadar hala aynı anlayışı dayatmaya çalışması Türkiye’de son derece üzücü bir durumdur. Kamu otoritesinin dayatmacı tavrından vazgeçmesi gerekiyor. Türkiye büyük sorunlarla boğuşuyor, bu sorunları darbelerle yok edemezsiniz değerli arkadaşlar. İşte, geçen gün sonuçlandı: Darbeyi, yargıya taşıdığı için sayın Sacit Kayasu savcılıktan atılmıştı. Büyük bir hukuk mücadelesi sonucunda Sacit Kayasu’nun haklılığına hükmetti ve kırk bin avro türkiye’ye tazminat ödeyecek. Bu kadar haksızlığı yapın, haksızlığımız doğrudur deyin, devlet yetkilileri ağzında, daha sonra tazminat ödemeye mahkum olun, ardından da bu tazminatı tüm halk ödesin, yok öyle şey. Bu ülkenin fakir halkı bu tazminatları ödemeye mahkum değildir arkadaşlar. Bu tazminatı Kenan evren ödesin. Tekrar savcılarımızı ben göreve çağıryorum. Hakkında iddianame düzenlensin ve yargıçlarımız adil bir karar versinler darbeciler hakkında,bu dayatmayı yapanlar hakkında adil kararlar bekliyorum.sivil toplum bunu başarmak zorundadır arkadaşlar.Biz bütün bu sorunları ortaya koymuş ve çözüm ararken anayasa değişikliği olması gerektiğini söylerken buna hala direnenler var.İşte her tarafı dökülen yıkık,köhne bir bir bina ile karşı karşıyayız.Ve biz bir sivil toplum örgütü olarak bu yıkık, köhnemiş yapıyı düzeltmeye,ıslah etmeye,doğru yere sevketmeye çalışıyoruz.Bunun için de sivil bir anayasa olması gerektiğini ısrarla söylüyoruz.Sadece biz değil toplumun her kesimi bunu ısrarla söylüyor.ama birileri çıkmış,hala,değiştirilemez ilkeler var,kimse anayasamıza dokunamaz demeye çalışıyor.Değerli arkadaşlar,bunca felaket, bunca iç çatışma tehdidine rağmen halen dayatmacılık hakimse,halen imha ve inkar hakimse biz buna karşı boynumuzu eğmeyeceğiz.Biz sivil toplumun temsilcileri; hakkaniyet,özgürlük,demokrasi ve adalet yanlıları olarak sonuna kadar mücadelemizi yürüteceğiz ve tüm haksızlıklara karşı mücadele edeceğiz.”Kim olursa olsun zalime karşı ve kim olursa olsun mazlumdan yana” demeyi her zaman sürdüreceğiz.

Saygılarımı sunuyorum.

ETNİK

AYRIMCILIK

ÖNSÖZ

Etnik ayrımcılık insanlık tarihinin en önemli hastalıklarından birisidir. Dünya üzerinde farklı etnik kimlikten, farklı renkten, farklı kültürden topluluklar ayrı sınırlar içinde bulunabilmiştir. Bazen de aynı sınırlar içinde bu farklılıklar birlikte olabilmiştir. Ayrı sınırlarda bile sorunlar yaşayan farklılıklar, beraber oldukları zaman adalete riayet etmenin zorunluluğunu ve ayrımcılık yapmamanın önemini hissetmişlerdir. Farklı kimlikler birbirlerine olumlu yaklaşsa da onları yöneten kamu idaresi ayrımcı uygulamalar yapıyorsa toplumsal barışı sağlamak yine zorlaşmıştır. Hatta Türkiye’de olduğu gibi etnik ayrımcılığı kurucu ideolojinin ana esasları haline getirme gayreti oluşuyorsa, orada toplumsal adaletten ve toplumsal huzurdan bahsetmek artık mümkün değildir.

Etnik ayrımcılık günümüzde artık çok önemli bir sorun haline gelmiştir. Devlet pratikleri ile çözümsüzlüğe itilen etnik sorunlar her geçen gün bu topluma daha ağır bedeller ödetmektedir. Uzun yıllar birlikte yaşamış etnisiteler içlerinde büyütmüş oldukları tahammül ve hoşgörüyü etnik ayrımcılığa dayalı devlet politikaları karşısında korumakta zorlanmaya başlamışlardır. MAZLUMDER bir insan hakları örgütü olarak konunun ciddiyetinin farkındadır ve yıllardır bu konuda elinden gelen tüm gayreti göstermektedir. Sorunun gittikçe ağırlaştığı son zamanlarda ise daha can alıcı çalışmalarla sorunun çözümüne yardımcı olmayı düşünmüştür. Bunun sonucunda etnik ayrımcılığı bizzat ayrımcılığa uğrayan grupların ağzından dinlemek , empati yapılabilmesini sağlamak ve somut çözüm önerileri sunabilmek düşüncesiyle bir saha çalışması yapmaya karar verdi. Farklı etnik gruplarla yapılan görüşmelerle sorunun karanlıkta kalan insani boyutu ortaya çıkarıldı. Farklı birçok etnik grupla yapılan mülakatlar, konu üzerinde önemli müktesabatı olan kanaat önderleri ve araştırmacılar ile yapılan görüşmeler konunun önemini orta çıkardı. Ulusal ve uluslar arası mevzuatın araştırılmasıyla, uygulamalarla ortaya çıkarılan sorunun büyük bir insan hakkı ihlali olduğu vurgulandı. Raporumuz sadece varolan eksiklikleri ortaya çıkarmayıp sorunun çözümü için tespitler yaparak somut öneriler sundu. Oluşturduğumuz rapor konu üzerinde uzun yıllar çalışmış akademisyenler, düşünce adamları ve araştırmacıların katıldığı bir sempozyum çalışması içinde de mütalaa edildi. Sorunun çözümü için elimizden gelen her türlü gayreti sergiledik ve sergilemeye devam da edeceğiz. Bir insan hakları örgütü olarak bu konudaki çok önemli bir sorumluluğu yerine getirmeye çalıştık. Artık bundan sonra yapılması gereken şu ana kadar değişmeye niyetli bir görüntü sergilemese de kamu otoritesinin bu toplumun huzuru için hayati değişiklikleri biran evvel gerçekleştirmesidir.

Etnik ayrımcılık raporumuzun hazırlanmasında büyük bir özveri ile çalışan rapor mülakat ekibimize, genel kordinatörümüz Ahmet Kızılkaya’ya ve çok titiz bir çalışma ile mevzuat ile ilgili teorik çalışmalar yanında tarihi arkaplanı ve toplumsal nabzı ortaya çıkararak somut öneriler sunan bir raporun ortaya çıkmasını sağlayan GYK üyemiz ve Van Şube başkanımız Abdülbasit Bildirici beyefendiye çok teşekkür ediyorum. Hedefimiz ve umudumuz kamu idarecilerinin bilimsel bir çalışmanın saygın sonuçları ile hareket etmeleri ve toplumsal barışın sağlanmasıdır.

Ömer Faruk GERGERLİOĞLU

MAZLUMDER Genel Başkanı

Yorumlar